(Yaşama Hakkı ve Kötü Muamele Yasağı İhlalleri İddiaları)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2. Daire Kararı
Başkan J-P. Costa, Üyeler, A.B Baka, L. Loucaides, C. Bîrsan, K. Jungwiert,
A. Mularani ve F. Gölcüklü
Başvuru No: 30015/96
Karar Tarihi: 27 Temmuz 2004
(Kararı Fransızca aslından çeviren: Zeynep ARIKANLI, Araş. Gör., Galatasaray Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü.)
Başvuru sahipleri A.A., M.A., R.A. ve H.A.'nın erkek kardeşleri C.A., 10 Ağustos 1994 tarihinde, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Birimi'ne bağlı polisler tarafından gözaltına alınmış, 24 Ağustos 1994 tarihinde de hücresinde polisler tarafından ölü bulunmuştur. Polislerin, C.A.'nın, Adli tıp raporu tarafından da doğrulanan intihar etmiş olduğu yönündeki iddialarına karşılık, başvuru sahipleri kardeşlerinin, polisler tarafından yapılan işkence sonucu öldüğünü iddia etmektedirler. Bu doğrultuda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, devletleri yargı yetkileri altındaki kişilerin can güvenliğini sağlamakla mükellef tutan ve daha geniş anlamda yaşama hakkını güvence altına alan 2. maddesi ile 3. maddesinin ihlal edilmiş olduğu iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuşlardır.
Mahkeme ise oybirliğiyle:
1. Hükümetin usule ilişkin itirazının reddine;
2. C.A.'ya yönelik negatif yükümlülük bakımından Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edilmediğine;
3. Davalı Devletin etkin bir araştırma yapmamış olmasından dolayı Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
5. a- Sözleşmenin 44§2. maddesine göre, kararın kesinleşeceği tarihten itibaren 3 ay içinde, davalı Devlet'in başvuru sahiplerine karar tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası olarak aşağıdaki tazminatları ödemesine;
i- 7.500 Euro (yedi bin beş yüz Euro) manevi zarar için;
ii- 6.000 Euro (altı bin Euro) masraf ve harcamalar için; bu miktarlar üzerinden gereken tüm vergileri davalı Devlet ödeyecektir. Ancak bu miktardan Avrupa Konseyi tarafından adli yardım olarak ödenen 564, 06 Euro (beş yüz altmış dört Euro altı kuruş) düşülecektir.
b- 3 aylık sürenin bitiminden itibaren, bu ödemenin yapıldığı ana kadar geçen süre için, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan oranda faiz, %3 oranında artırılarak uygulanacaktır.
4- Hakkaniyete uygun daha fazla tazminat isteminin reddine karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1. Çakıcı v. Türkiye (GC), başvuru no. 23657/94, § 83, AİHM 1999-IV;
2. Finucane v. Birleşik Krallık, başvuru no. 29178/95, §§ 67-71, AİHM 2003-VIII;
3. Ekinci v. Türkiye, başvuru no. 25625/94, § 70, 18 Temmuz 2000);
4. İrlanda v. Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar, seri A no. 25, ss. 64-65, §§ 160-161;
5. L.C.B. v. Birleşik Krallık, 9 Haziran 1978 tarihli karar, Recueil des arrêts et décisions 1998-III, s. 1403, § 36);
6. Tanrıbilir v. Türkiye, başvuru no. 21422/93, §§ 70-71, 16 Kasım 2000;
7. Keenan v. Birleşik Krallık, başvuru no. 27229/95, § 90, AİHM 2001-III;
8. McCann ve diğerleri v. Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995 tarihli karar, seri A no. 324, s. 49, § 161:
9. Kaya v. Türkiye, 19 Şubat 1998 tarihli karar, Recueil 1998-I, s. 329, § 105;
10. Ergi v. Türkiye, 28 Temmuz 1998 tarihli karar, Recueil 1998-IV, s. 1778, § 82;
11. Yaşa v. Türkiye, 2 Eylül 1998 tarihli karar, Recueil 1998-VI, s. 2438, § 100;
12. Hugh Jordan v. Birleşik Krallık, başvuru no. 24746/94, §§ 107-109, AİHM 2001-III;
13. Velikova v. Bulgaristan, başvuru no. 41488/98, § 80, AİHM 2000-VI;
14. Salman v. Türkiye (GC), başvuru no. 21986/93, § 100, AİHM 2000-VII;
15. Selmouni v. Fransa (GC), başvuru no. 25803/94, § 87, AİHM 1999-V;
16. Berktay v. Türkiye, başvuru no. 22493/93, § 167, 1 Mart 2001;
17. Ayşe Tepe v. Türkiye, başvuru no. 29422/95, § 38, 22 Temmuz 2003.
PROSEDÜR
1. Davanın esasını Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan A.A., M.A., R.A. ile Bayan H.A.'nın (başvuru sahipleri) 29 Aralık 1995'te Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) eski 25. maddesi doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na (Komisyon) yaptıkları 30015/96 no'lu başvuru oluşturmaktadır.
2. Hukuki yardımdan yararlanmalarına karar verilen başvuru sahipleri, Diyarbakır'da avukatlik yapan S. Çınar tarafından temsil edilmektedirler. Türk Hükümeti (Hükümet) kendisini temsil edecek bir görevli tayin etmemiştir.
3. Başvuru sahipleri, kardeşleri, C.A.'nın gözaltında tutulduğu esnada polis tarafından yapılan işkence yüzünden öldüğünü iddia etmektedirler. Başvurularını, Sözleşmenin 2. ve 3. maddelerine dayandırmışlardır.
5. Başvuru, Mahkeme'nin 1. Dairesi'ne sevk edilmiştir (Sözleşmenin 52 § 1 maddesi). Bu daire nezdinde davaya bakacak olan kurul, İçtüzüğün 26 § 1 maddesi doğrultusunda tayin edilmiştir. Türkiye'yi temsil etmekle görevlendirilmiş olan R. Türmen'in (28. madde) davadan çekilmesine müteakip, Hükümet F. Gölcüklü'yü ad hoc yargıç olarak tayin etmiştir (Sözleşmenin 27 § 2 ve yönetmeliğin 29 § 1 maddeleri).
6. 28 Mart 2000 tarihinde, davaya bakan Daire, cezai prosedürün işleyişi hususunda iç hukuk yollarının tükendiğine hükmederek başvurunun kısmen kabul edilebilirliğine karar vermiştir.
7. Gerek başvuru sahipleri, gerekse Hükümet davanın esasına dair yazılı tespitlerini sunmuşlardır (yönetmeliğin 59 § 1 maddesi).
8. 1 Kasım 2001'de Mahkeme, daire terkibini değiştirmiş (yönetmeliğin 25 § 1 maddesi), böylelikle söz konusu başvuru, 2. Daire'ye intikal etmiştir (52 §1 madde).
OLAYLAR
I. DAVAYA YOL AÇAN OLAYLAR
9. Başvuru sahipleri sırasıyla 1942, 1948, 1970 ve 1976 doğumlu olup Diyarbakır'da ikamet etmektedirler.
A. Davanın esası
10. Başvuru sahipleri, kardeşleri C.A.'nın, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi görevlileri tarafından yakalandığını iddia etmektedirler. Yakalama esnasında olay yerinde bulunan iki kişi, H.E. ve M.A., başvuru sahiplerine, yakınlarının 10 Ağustos 1994'te yakalandığını teyit etmişlerdir. Bir başka tanık, M.K., C.A.'yı 12 Ağustos 1994 günü Diyarbakır Adliye Sarayı'nda gördüğünü ifade etmiştir.
11. Polisler tarafından hazırlanan ve C.A. tarafından imzalanan 22 Ağustos 1994 tarihli tutanağa göre, polis tarafından aranan C.A. 21:30'da bir kimlik kontrolü sırasında ele geçirilmiştir. C.A. P.K.K.'ya yardım ve yataklıkla suçlanmaktadır.
12. Aynı gün, saat 22 sularında, başvuru sahiplerinin evine baskın düzenleyen polis, C.A.'nın erkek kardeşi R.A.'yi gözaltına almıştır. R.A. tarafından imzalanan bir tutanak tutulmuştur. Cezai prosedür R.A.'nın serbest bırakılmasıyla neticelenmiştir.
13. 23 Ağustos 1994'te Emniyet Müdürlüğü, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde Cumhuriyet Başsavcısı'na C.A. ve R.A.'nın P.K.K.'ya yönelik olarak düzenlenen operasyonlar esnasında yakalandıklarını ve haklarında soruşturma başlatıldığını bildirmiştir.
14. 24 Ağustos 1994'te polis yetkilileri C.A.'yı hücresinde asılı bulmuşlardır. Polisler, aynı gün saat 17 sularında kaleme alınan tutanakta, olağan denetim esnasında, gömleğinin kollarından birini çarşafının kenarına düğümlemek suretiyle elde ettiği kordonla kendisini pencerenin demirlerine asmış olduğunu belirtmişlerdir.
15. Aynı gün saat 19 sularında olaydan haberdar edilen Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı olay yerine gelmiştir. 20:45'te hazırlanan tutanakta hücre ve cesedin konumuna dair detaylı bilgiler yer almıştır. Bir kroki çizilmiş ve fotoğraf çekilmiştir.
16. 25 Ağustos 1994'te, Savcı, yanında adli tıp doktoruyla morga gelmiştir. Başsavcı, ceset üzerinde yapılan incelemeler sonucu, alın sağ kesiminde 0,5 x 0,5 cm.'lik kabuklanmış zedelenme izi ve alt çene kemiğinin sol tarafında 1 x 0,5 cm.'lik, sağ dirseğin iç kısmında 4 x 1 cm.lik zedelenme ile sağ-üst kolda çürük tespit etmiştir. Standart otopsi işlemi yürüten adli tıp doktorunun raporuna göre, ense kökündeki dokularda hematom ve boyun derisinde de ecchymose görülmüştür. Adli doktoru, dokulardaki ecchymose'un, C.A.'nın "hayattayken" asıldığına işaret ettiğini belirtmiştir. Başsavcı bu doğrultuda kapsamlı bir soruşturma başlatmıştır. Kendisi, ölüm nedenin "mekanik asphyxie" olduğunu belirtmiştir.
17. Yine aynı gün, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı otopsi izni vermiştir.
18. DGM Cumhuriyet Başsavcısı, 31 Ağustos'ta kendisini ratione materiae salahiyetsiz ilan etmiş ve dosyayı Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı'na (Cumhuriyet Başsavcısı) havale etmiştir.
19. 7 Mart 1995'te, Cumhuriyet Başsavcısı C.A.'nın sorgulanmasını yürüten üç polis memurunun ifadesini almıştır. Bu kişiler, ilgili şahsa ne kötü muamele ettiklerini, ne de işkence yaptıklarını ve bedenindeki yaralanma izlerinden sorumlu olmadıklarını belirtmişlerdir.
B. Diyarbakır Ceza Mahkemesi nezdinde polisler hakkında yürütülen prosedür
20. 8 Mart 1995'te Cumhuriyet Başsavcısı Diyarbakır Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde, sorgulamayı yapan üç polis hakkında suç duyurusunda bulunmuş ve bu şahısları Ceza Kanunu'nun sorgulama esnasında kaba kuvvet kullanılmasını ve kötü muameleyi yasaklayan 245. maddesi uyarınca C.A.'ya kötü muamele etmekle suçlamıştır.
21. Asliye Ceza Mahkemesi 18 Temmuz 1995'te, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nden olayın vuku bulduğu 24 Ağustos öncesi gözaltı kayıtlarını incelemesini ve C.A.'nın yakalanması ve sorgulanmasından sorumlu polis memurlarının listesini mahkemeye iletmesini talep etmiştir. Mahkeme, ayrıca, C.A.'nın yakalandığı kesin tarihi belirlemek üzere bir soruşturma başlatılmasını talep etmiştir.
22. Asliye Ceza Mahkemesi, 6 Şubat 1996'da, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nden olayın vuku bulduğu 24 Ağustos öncesi gözaltı kayıtlarını incelemesini ve C.A.'nın yakalanması ve sorgulanmasından sorumlu polis memurlarının listesini mahkemeye iletmesini talep etmiştir. Mahkeme, ayrıca, taraflardan olayla ilgili kanıtları getirmelerini ve tanıkları belirtmelerini talep etmişlerdir.
23. Devlet Güvenlik Mahkemesi Mart 1996'da, Asliye Ceza Mahkemesi'ne, kayıtlarına göre C.A.'nın 22 Ağustos 1994 tarihinde yakalandığını bildirmiş ve söz konusu kişinin tutuklanması ve sorgulanmasında görev yapan polis memurlarının listesini iletmiştir.
24. Mahkeme, 9 Nisan 1996'da, C.A.'yı gözaltına alan iki polisi tanık olarak dinlemiştir. Polis memurları, C.A.'nın yakalandığı zaman hiçbir direnç göstermediğini ve yüzünde yaralar olduğunu belirtmişlerdir.
25. Asliye Ceza Mahkemesi, pek çok defa üç zanlı polisin ifadelerini almıştır. Üç polis memuru da kendilerine yöneltilen suçlamalara karşılık masum olduklarını ifade etmişlerdir.
26. Asliye Ceza Mahkemesi, 9 Nisan 1996 tarihli kararıyla üç polis memurunu delil yetersizliği nedeniyle serbest bırakmıştır. Mahkeme kararında özellikle aşağıdaki şu hususlara dikkat çekmiştir:
"Zanlıların tanıklıkları ve tanık olarak dinlenen polis memurlarının ifadelerine göre, C.A. sorgulanmak üzere alıkonulduğunda yüzünde belirgin darp izleri bulunmaktaydı. Kendisine isnat edilen tüm suçlamaları kabul etmiş ve terörist örgüte yardım ve yataklık eden kişilerin adını vermiştir; kendisi olay mahallinde tatbikata katılmıştır. Bu tespitler doğrultusunda, C.A.'nın sıkıntılı ve karamsar bir ruh haline girmiş olduğunu ve ölüm korkusuyla intihar etmiş olduğunu düşünmek yerinde olacaktır."
27. 26 Haziran 1997'de başvuru sahiplerinden A.A. temyiz başvurusunda bulunmuştur.
28. Temyiz Mahkemesi 3 Kasım 1998 tarihli kararında ilk mahkemenin kararını onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
29. Olaylar vuku bulduğu zaman yürürlükte olan Ceza Yasası'nın 245. maddesinde şu hüküm bulunmaktadır:
"Bir sorgulama esnasında, ister kendiliğinden, ister bir amirin emriyle, gözaltındaki bir insana yasaya aykırı olarak kötü davranan, vuran yahut bu kişiyi yaraladıkları tespit edilen sorgulamayı yürütmekle görevli memur ve polis memurlarıyla, ilgili soruşturmaya bağlı işlemleri yürütmekle mükellef tüm memurlar üç ay ila üç yıl arası hapis cezasına çarptırılır ve geçici olarak görevlerinden azledilirler."
HUKUKİ BOYUT
I- TÜRK HÜKÜMETİNİN USULE İLİŞKİN İTİRAZINA İLİŞKİN OLARAK
30. Başvurunun kabul edilebilirliğinin gündeme geldiği aşamada, Hükümet, başvuru sahiplerinin polislerin serbest bırakılmalarına karşı temyize gitmemelerinden ve 18 Temmuz 1995 tarihinden itibaren prosedüre katılmamış olmalarından hareketle, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle itirazda bulunmuştur.
31. Mahkeme, A.A.'nin temyize başvurmasının ardından Temyiz Mahkemesi'nin ilk mahkemenin kararını onadığını tespitten hareketle itirazı reddetmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 2. MADDESİNİN İHLALİ İDDİALARI
32. Başvuru sahipleri, C.A.'nın, gözaltına alındığı 10 Ağustos 1994'ten itibaren bulunduğu gözaltı esnasında polisler tarafından yapılan işkenceler sonucu öldüğünü iddia etmektedirler. Bu doğrultuda, Sözleşmenin, aşağıdaki hükümleri içeren 2. maddesinin ihlal edildiğini ifade etmektedirler:
"1. Her bireyin yaşama hakki yasayla güvence altına alınmıştır. Ölüm, cezası ölüm olan bir suçun işlenmiş olması durumunda ölüm cezasına karar veren bir mahkeme dışında hiçbir surette, hiç kimse tarafından kastedilemez; yaşama hakkına müdahale edilemez.
2. Ölümün, bu maddenin ihlali sayılamayacağı durumlar, kuvvet kullanınımının kesinlikle zaruri olduğu aşağıdaki gibi durumlardır:
a) herkesi yasadışı şiddete karşı korumak;
b) usulüne uygun bir yakalama yapmak veya usulüne uygun olarak gözaltında tutulan bir kişinin firar etmesine engel olmak;
c) bir ayaklanmayı ya da isyanı yasaya uygun olarak bastırmak."
A. Tarafların iddiaları
1. Başvuru sahipleri
33. Başvuru sahiplerine göre, soruşturmayı yürütmekle görevli yetkililer, hiçbir zaman C.A.'nın yakalanmasıyla hücresinde vefat etmesi arasında geçen sürede neler olduğuna dair kesin bilgi vermemişlerdir.
2. Hükümet
34. Hükümet, başvuru sahiplerinin iddialarının mesnetsiz olduğunu ileri sürmektedir. Bu doğrultuda, ölüm nedenini açıklayan otopsi raporunun kategorik olduğuna ve ölüm öncesi herhangi bir olay olduğuna dair tüm iddiaları çürüttüğüne dikkat çekmektedir.
B. Mahkemenin değerlendirmesi
1. C.A.'nın ölümü hususunda
35. Mahkeme, 2. maddenin, Sözleşmenin en temel maddelerinden biri olduğunu, ve 3. maddeyle beraber düşünüldüğünde, Avrupa Konseyi'ni oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birine dair olduğunu hatırlatır (Çakıcı v. Türkiye [GC], başvuru no. 23657/94, § 83, AİHM 1999-IV, Finucane v. Birleşik Krallık, başvuru no. 29178/95, §§ 67-71, AİHM 2003-VIII) İlaveten, 2. madde tarafından bahşedilen korumanın önemine istinaden, yaşam hakkına dair şikayetlere özel bir önem atfetmek zorunda olduğunun altını çizer (Ekinci v. Türkiye, başvuru no. 25625/94, § 70, 18 Temmuz 2000).
36. Mahkeme, Sözleşmenin 2. maddesine istinaden davanın yol açtığı olaylar konusunda, iki tarafın ifadelerinin çok keskin bir biçimde ayrıldığını tespit etmiştir.
37. Mahkeme, başta, özellikle adli soruşturma esnasında Hükümet tarafından sunulan belgeler olmak üzere, dava dosyasında yer alan yazılı belgeler ile taraflar tarafından sunulan tespitler ışığında mevcut sorunları inceleyecektir. Mahkeme, eldeki verilerin takdiri için kanıtların "hiçbir şüpheye yer bırakmaması" hususunun esas alınacağını belirtir. Ancak, böyle bir kanıtın elde edilmesi bir dizi olay yahut çürütülemeyen, yeterince vahim, kati ve tutarlı varsayımlara dayanabilir. Ayrıca, tarafların, kanıtların aranması esnasında gösterdikleri tutum da dikkate alınabilir (bkz. mutadis mutandis, İrlanda v. Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar, seri A no. 25, ss. 64-65, §§ 160-161).
38. Başvuru sahiplerinin iddiasına göre, C.A. polislerin yaptığı işkenceler yüzünden hayatını kaybetmiştir.
39. Mahkeme bu iddiaların somut ve doğrulanabilir kanıtlara dayanmadığını ve bir tanık ya da başka bir kanıt aracılığıyla bir sonuca varmayı sağlayacak kadar sağlam dayanakları olmadığını tespit etmiştir.
40. Dosyada, 22 Ağustos 1994'te yakalanıp gözaltına alınan C.A.'nın, 24 Ağustos 1994'te, saat 17 sularında hücresinde asılı bulunduğu belirtilmektedir. Olaydan derhal haberdar edilen Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı incelemelerde bulunmak üzere olay yerine gelmiştir. Ertesi gün, adli tıp doktoru ceset üzerinde otopsi yapmış ve ölüm nedeninin asılmaya bağlı mekanik boğulma olduğunu tespit etmiştir.
41. Mahkeme ayrıca, yakalama ve sorgulamaya katılan polis memurlarının Cumhuriyet Başsavcısı ve Asliye Ceza Mahkemesi tarafından dinlendiğini ve memurların ifadelerinin tutarlı olduklarını belirtmektedir.
42. Taraflar arasında anlaşmazlık konusu olan yakalama tarihi hususunda, Mahkeme, Asliye Ceza Mahkemesi'nin konuyla ilgili olarak Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nden bilgi istediğini ve C.A.'nın yakalanmasında görev alan iki polis memurunun tanık olarak dinlendiğini tespit etmiştir. Mahkeme ayrıca, dosyadaki bilgilerden hareketle, başvuru sahiplerinin ifade vermek üzere Asliye Ceza Mahkemesi'nde çağrıldıkları halde, iddialarını destekleyecek kanıtlarını sunmadıklarını veya tanıkların isimlerini vermediklerini gözlemlemiştir.
43. Mahkeme, bu şartlarda, C.A.'nın güvenlik güçleri tarafından yapılan işkence sonucu hayatını kaybetmiş olduğu yönündeki iddiaların, güvenilir kanıtlardan ziyade varsayım ve spekülasyona dayandıkları sonucuna varmıştır. Mahkemenin elindeki kanıtlar başka türlü bir sonuca varmayı gerektirecek bir nitelik taşımamaktadır.
44. Sözleşmenin getirdiği yükümlülük konusunda Mahkeme, bu hükmün, Devleti sadece ölüme iradi ve usulsüz sebebiyet vermekten alıkoymakla kalmadığını, aynı zamanda yargı yetkisi altındaki insanların yaşamlarını güvence altına almakla mükellef kıldığını hatırlatır. Mahkeme bu durumda, hadisenin vuku bulduğu koşullarda, devletin, başvuru sahiplerinin kardeşlerinin hayatını lüzumsuz yere tehlikeye atmaktan alıkoyacak gerekli tüm tedbirleri alıp almadığını incelemek durumundadır (örnek olarak bkz. L.C.B. v. Birleşik Krallık, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Recueil des arrêts et décisions 1998-III, s. 1403, § 36). Mahkeme ayrıca belli başlı bazı koşullarda, yetkililerin kişinin başkasına yahut kimi özel koşullarda bizzat kendisinden korumaya yönelik pratik mahiyette önlemleri almakla yükümlü olduklarını varsaymaktadır.
45. Bununla birlikte, söz konusu yükümlülüğün, günümüz toplumlarında insan davranışının öngörülemezliği ve öncelik ve kaynaklar konusunda yapılması gereken tercihlerden kaynaklanan zorluklar göz önüne alındığında, yetkililer açısından altından kalkılması imkansız yahut aşırı bir yüke dönüşmemesi gereken bir yükümlülük olarak yorumlanması gerektiğini belirtir. Buradan hareketle, Sözleşme nezdinde, yaşamı tehdit ettiği varsayılan tüm tehditlerin yetkilileri bu tehdidin vuku bulmasını engelleyecek somut önlemleri almaya mecbur tutmadığının altını çizer (bkz. Tanrıbilir v.Türkiye, başvuru no. 21422/93, §§ 70-71, 16 Kasım 2000 ve Keenan v.Birleşik Krallık, başvuru no. 27229/95, § 90, AİHM 2001-III).
46. Mahkeme, yetkililerin tutukluları denetim altında tutmaya ve intiharları engellemeye yönelik görevleri çerçevesinde, gözaltındaki bir insanın yaşama hakkını güvence altına almak konusunda başarısız oldukları yönündeki iddia karşısında, yetkililerin, olay vuku bulduğunda, tutuklunun böyle bir eyleme kalkışacağını bilmek durumunda oldukları ve görev ve yetkileri çerçevesinde, mantıken şüphesiz bu riski bertaraf edecek önlemleri almadıkları konusunda ikna olmak durumundadır. Mahkeme açısından ve 2. maddeyle güvence altına alınan hakkın doğası gereği, bir başvuru sahibinin, yetkililerin, gerçekleşmesi kesin ve ani olan, hayati önem taşıyan ve her an olabileceğini bildikleri yahut bilmeleri gerektiği bir riski bertaraf etmek için kendilerinden mantıken beklenen her şeyi yapmadıklarını kanıtlaması kâfidir. Burada, cevabı, söz konusu davaya temel teşkil eden tüm koşullara bağlı bir mesele mevzu bahistir. Dolayısıyla Mahkeme davanın özel koşullarını inceleyecektir (Tanrıbilir, a.g.d., § 72).
47. Mahkeme, fiziksel olarak özgürlükten alıkonulmaya dair her durumun, tutukluda kimi psişik bozukluklara yol açabileceğini ve sonuç olarak intihar riski barındırdığını hatırlatır. Bu bakımdan, gözaltında tutma veya tutukluluk sistemlerinde, tutukluların hayatlarını korumaya yönelik olarak bu tür riskleri bertaraf etme amaçlı önlemleri öngörürler - kesici aletlere, kemer yahut sicim gibi eşyalara el konulması, vb.
48. Söz konusu davada, Mahkeme, C.A.'nın önce Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi şubelerinde tutulduğunu tespit etmiştir ve dolayısıyla, hadisede, bu tür tutuklamalar için geçerli olan iç hukuk kurallarında öngörülen kurallar geçerlidir. Dava dosyasında, intiharı önlemeye yönelik rutin önlemlerin alınmadığını ve rutin denetimlerin sağlanmadığını gösteren hiçbir öğe yoktur. Bu husus başvuru sahipleri tarafından da reddedilmemektedir.
49. Mahkeme, 2. madde doğrultusunda, C.A.'nın denetimi konusunda, bu şahsın psişik durumunun "normalliği" göz önüne alındığında, polis memurlarının aldıkları önlemlerin şikayet konusu olmaları konusunda ikna olmamıştır. C.A.'nın, battaniyesinin kenarlarını gömleğinin kollarından biriyle düğümlemek suretiyle ip yaparak intihar etme imkânı bulmasının öngörülmesi güç bir durumdur.
50. Tutuklunun intihar eğilimleri göstermemiş olduğu göz önüne alındığında, yetkililerin, C.A.'nın hücresini düzenli olarak denetlemek yahut kıyafetlerine ya da battaniyelerine el koymak gibi hususi önlemleri almamakla eleştirilmesi de mümkün değildir. Dava dosyasında, polis yetkililerinin C.A.'nın intihar edebileceğini hesaba katmaları ve hücresi önünde daimi olarak bir memur bulundurmaları gerektiğini gösteren hiçbir öğe yer almamaktadır.
51. Bu şartlar altında, Mahkeme, Sözleşmenin 2. maddesinin bu hükmünün ihlalinin söz konusu olmadığı sonucuna varmıştır.
2. Yürütülen soruşturmaların niteliği hakkında
52. Mahkeme, Sözleşmenin 2. maddesinin dayattığı yaşam hakkının güvence altına alınması mecburiyetinin, Devletin, 1. madde uyarınca "Yargı yetkisi altındaki bireylere Sözleşmede düzenlenen hak ve özgürlükleri tanımak" olan umumi görevi ile birlikte düşünüldüğünde, güç kullanımı bir insanın ölümüne yol açtığında, teferruatlı bir inceleme yapılması zorunluluğuna işaret eder (bkz. mutatis mutandis, McCann ve diğerleri v. Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995 tarihli karar, seri A no. 324, s. 49, § 161 ve Kaya v.Türkiye, 19 Şubat 1998 tarihli karar, Recueil 1998-I, s. 329, § 105).
53. Mahkeme, yukarda bahsi geçen zorunluluğun, sadece bir devlet memurunun ölüme sebebiyet verdiği durumlarda geçerli olmadığının altını çizer. Yetkililerin ölümden haberdar edilmesi dahi, 2. maddeden doğan ve olayın vuku bulduğu şartların derinlemesine incelenmesi mecburiyetini ipso facto gündeme getirir (bkz. mutatis mutandis, Ergi v. Türkiye, 28 Temmuz 1998 tarihli karar, Recueil 1998-IV, s. 1778, § 82, Yaşa v. Türkiye, 2 Eylül 1998 tarihli karar, Recueil 1998-VI, s. 2438, § 100 ve Hugh Jordan v. Birleşik Krallık, başvuru no. 24746/94, §§ 107-109, AİHM 2001-III).
54. Mahkeme ayrıca soruşturmanın yeterliliğine dair asgari kıstaslara uyulup uyulmadığına dair incelemenin doğası ve derecesinin davanın koşullarına bağlı olduğunu göz önüne almaktadır. Bu hususlar davaya temel teşkil eden hadiselerin bütünü temelinde ve soruşturmanın kendisinin pratik gerçekleri nispetinde mana kazanırlar. Dolayısıyla meydana gelebilecek farklı durumları basit bir soruşturma olayları listesine veya basitleştirilmiş başka kıstaslara indirgemek mümkün değildir (bkz. mutadis mutandis, Velikova v. Bulgaristan, başvuru no. 41488/98, § 80, AİHM 2000-VI).
55. Mevcut davada, soruşturmadan sorumlu yetkililerin yürüttükleri işlemler aksi bir görüntü arz etmemektedirler.
56. Mahkeme, Hükümetin, başvurunun tebliğini müteakip soruşturma dosyasıyla, soruşturmanın nasıl yürütülmüş olduğuna dair bilgilerin suretlerini ilettiğini belirtmektedir.
57. Eldeki verilerden yola çıkarak, Cumhuriyet Başsavcısının, C.A.'nın cesedinin bulunmasından çok kısa bir süre sonra olay yerine gelmiş olduğu anlaşılmaktadır. Detaylı bir araştırma başlatılmış, fotoğraflar çekilmiş ve bir kroki çizilmiştir. Ayrıca, ceset üzerinde detaylı ve tam bir otopsi yapılmıştır. Adli tıp doktoru ölüm sebebinin mekanik boğulma olduğunu belirtmiş ve böylelikle, ölümün asma eyleminden önce vuku bulmuş olduğu yönündeki tezleri çürütmüştür. Otopsi esnasında, cesette yara bere izleri saptayan Cumhuriyet Başsavcısı, bunun üzerine bir ön soruşturma başlatmış ve mevtanın sorgulanmasından sorumlu polis memurlarına Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde dava açmıştır. Bu prosedür çerçevesinde bu polislerle, tutuklamaya katılan polis memurlarının ifadesi alınmıştır.
58. Mahkeme bu arada, Cumhuriyet Başsavcısı tarafından başlatılan detaylı araştırma-soruşturmanın, C.A.'ya gözaltında tutulduğu esnada kötü muamele yapılıp yapılmadığına dair olup, ölüme ilişkin bir araştırma yapılmadığına dikkat çeker. Adli tıp doktorlarının teşhislerine dayanan Cumhuriyet Başsavcısı, ölüme sebebiyet veren şartları araştırmamıştır. Mahkeme, bu doğrultuda, yan hücrelerde kalanlar ve bu kişilerin a fortiori tanıklıkları gibi bu konuya ışık tutabilecek öğelerin dava dosyasında yer almadığına dikkat çeker. Aynı şekilde, aynı mevkide tutuklanıp gözaltında tutulan başvuru sahibi R.A. ile cesedi bulan polis memurlarının ifadelerinin dosyada yer almadıkları görülmektedir. Kötü muamele etme şikayetiyle dava açılan ve C.A'nin ölümünden sorumlu tutulan polisler ilk olarak 7 Mart 1995 tarihinde, yani olaydan altı ay sonra dinlenmişlerdir.
59. Mahkeme, C.A.'nın intiharına dair araştırmanın yapılmamış olduğundan hareketle, davalı devletin, başvuru sahiplerinin kardeşlerinin ölümüne sebep olan şartları ortaya çıkarmak için gerekli tam ve işleyen bir soruşturma yürütme yükümlülüğünü yerine getirmemiş olduğu sonucuna varmıştır.
60. Buradan hareketle, Sözleşmenin 2. maddesinin bu anlamda ihlal edildiğine hükmetmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLALİ İDDİALARI
61. Başvuru sahipleri aynı gerekçelere dayanarak, yakınlarının polislerin işkencesi sonucu öldüğünden hareketle, Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler. Sözleşmenin 3. maddesi konuyla ilgili olarak şu hükmü barındırır:
"Hiç kimse işkenceye yahut gayri insani ceza veya muameleye maruz bırakılamaz."
62. Hükümet bu iddiayı reddetmektedir. Başsavcının, ortada bir intihar tespit edilmiş olduğu halde, cesetteki, C.A.'nın ölümünden evvel işkenceye maruz kaldığını düşündürebilecek derin izlerden yola çıkarak araştırmalarını bu yönde derinleştirmiş ve polis memurlarına karşı dava açtığının altını çizmektedir. Asliye Ceza Mahkemesi'nin de, soruşturma verilerine dayanarak, zanlı polisleri serbest bıraktığına dikkat çekmektedir.
63. Mahkeme, bir kişi, tamamıyla polis memurlarının denetiminde olduğu halde gözaltındayken yaralandığında, bu süre zarfında meydana gelen her yaralanmanın, kuvvetli bir şekilde dava konusu şüphelere yol açtığını hatırlatır (bkz. Salman v. Türkiye (GC) başvuru no. 21986/93, § 100, AİHM 2000-VII). Bu durumda, Hükümet, bu yaraların sebepleri konusunda makul açıklamalar getirmek ve kurbana dair, özellikle de adli tıp bulgularına dayanan iddiaları kuvvetlendiren olaylar hususunda kanıtlar bulmakla yükümlüdür (diğer örneklerin arasında bkz. Selmouni v. Fransa (GC), başvuru no. 25803/94, § 87, AİHM 1999-V ve Berktay v. Türkiye, başvuru no. 22493793, § 167, 1 Mart 2001).
64. Mahkeme, öncelikle, dava dosyasında, C.A.'nın yakalandığı andan itibaren tıbbi kontrole alınmadığını tespit etmiştir.
65. Mahkeme, 25 Ağustos 1994'te yapılan otopsi sonucunda, alnın sağ kesiminde 0,5 x 0,5 cm.'lik kabuklanmış zedelenme izi ve alt çene kemiğinin sol tarafında 1 x 0,5 cm.'lik, sağ dirseğin iç kısmında 4 x 1 cm.lik zedelenme ile sağ-üst kolda çürükler tespit edilmiştir.
66. Mahkeme, bir devletin, gözetimi altında bulunan herkesten sorumlu olduğunun altını çizmekte ısrarlıdır, zira bu kişilerin durumu devlet görevlilerinin ellerinde hassaslaşmaktadır ve yetkililerin görevi bu insanları korumaktır. Kişinin, hürriyetinden alı konma halinin başladığı andan itibaren, polisler tarafından çağrılan doktor dışında kendisinin belirlediği bir doktor tarafından muayene edilmeyi, bir avukata ve ailesinden bir kişiye ulaşmayı talep etmek gibi temel garantilerin sağlanması şarttır. Adli müdahalenin süratle devreye girmesiyle güçlenecek olan bu önlemler, tutuklanan kişilere yöneltilebilecek kötü muamelelerin tespiti ve önlenmesine yarayacaktır (bkz. Ayşe Tepe v. Türkiye, başvuru no. 29422/95, § 38, 22 Temmuz 2003).
67. Mahkeme, elindeki davada, 9 Nisan 1996 tarihli kararın sadece kabuk bağlamış bir yara izine değindiğini ve bunun da tutuklamadan önce olduğunu tespit etmiştir. Asliye Ceza Mahkemesi, otopsi sırasında C.A.'nın bedeninde teşhis edilen diğer izlerden bahsetmemekte ve bunlara dair hiçbir açıklama getirmemektedir. Bu doğrultuda, Mahkeme, tutuklamaya katılan polis memurlarının, C.A.'nın yüzünde gördükleri yaralara dair verdikleri ifadelerin başka bir hiçbir kanıt tarafından desteklenmediğini belirtir. Ayrıca, tutuklama kararının bu yaralardan söz etmediğinin de belirtilmesi gerekmektedir.
68. Mahkeme, yetkililerin denetimleri altındaki kişileri gözetmekle yükümlü olduklarını hatırlatarak, ilgili polis memurlarının serbest bırakılmış olmalarının, davalı devleti, Sözleşmede yer alan sorumluluklarından azade olduğu anlamına gelmeyeceğinin altını çizer (bkz. Berktay, a.g.d., § 168).
69. Takdirine sunulan bilgiler ışığında ve Hükümet tarafından makul bir açıklama yapılmamış olduğu göz önünde tutulduğunda, Mahkeme, C.A.'nın bedeninde adli tıp doktoru tarafından tespit edilen yaralardan sorumlu olduğu sonucunu çıkartmaktadır.
70. Buradan hareketle, Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiği hükmüne varmıştır.
IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
71. Sözleşmenin 41. maddesine göre:
"Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette zarar gören tarafın tatminine hükmeder".
A. Zarar
72. Başvuru sahipleri, 180,000 Dolar (USD) tutarında maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmaktadırlar.
73. Hükümet bu talebe itiraz etmektedir.
74. Maddi tazminat hususunda, Mahkeme, başvuru sahiplerinin, mevtanın vefatından kaynaklanan gelir kaybını kesin olarak tespit etmeye yarayacak bir kanıt getirmediklerini tespit etmiştir. Dolayısıyla, maddi tazminat ödenmesi söz konusu değildir.
75. Manevi tazminat hususundaysa, Mahkeme, başvuru sahiplerinin yukarda bahsi geçen ihlallerden ciddi bicimde mustarip olduklarının hakkını teslim etmektedir. Bu anlamda, 25 bin Euro tutarında bir manevi tazminat ödenmesini uygun görmüştür.
B. Masraf ve harcamalar
76. Başvuru sahipleri, ayrıca, Komisyon ve Mahkeme işlemleri için yaptıkları harcamalara istinaden 15,000 USD tutarında bir tazminat da talep etmektedirler.
77. Hükümet bu talebi reddetmektedir.
78. Elindeki bulgular ve içtihadı ışığında, Mahkeme, başvuru sahiplerine, kendilerine sağlamış olduğu hukuki danışmanlık ücreti olan 625,04 Euro (4100 Fransız Frankı) tutarı düşülmek üzere, toplam 2500 Euro ödeme yapılmasını makul bulmuştur.
C. Gecikme faizleri
79. Mahkeme, gecikme faizleri oranının, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan orandaki faizin %3 oranında artırılarak uygulanmasının uygun olacağına karar vermiştir.
TÜM BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE
1. Hükümetin usule ilişkin itirazının reddine;
2. C.A.'ya yönelik negatif yükümlülük bakımından Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edilmediğine;
3. Davalı Devletin etkin bir araştırma yapmamış olmasından dolayı Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
5. a- Sözleşmenin 44§2. maddesine göre, kararın kesinleşeceği tarihten itibaren 3 ay içinde, davalı Devlet'in başvuru sahiplerine karar tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası olarak aşağıdaki tazminatları ödemesine;
i- 7.500 Euro (yedi bin beş yüz Euro) manevi zarar için;
ii- 6.000 Euro (altı bin Euro) masraf ve harcamalar için; bu miktarlar üzerinden gereken tüm vergileri davalı Devlet ödeyecektir. Ancak bu miktardan Avrupa Konseyi tarafından adli yardım olarak ödenen 564, 06 Euro (beş yüz altmış dört Euro altı kuruş) düşülecektir.
b- 3 aylık sürenin bitiminden itibaren, bu ödemenin yapıldığı ana kadar geçen süre için, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal ödünç kolaylığına uygulanan oranda faiz, %3 oranında artırılarak uygulanacaktır.
4- Hakkaniyete uygun daha fazla tazminat isteminin reddine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy