(Başvuru No: 31821/96)
16 KASIM 2004
PKK terör örgütünün Kuzey Irak'ı bir sığınma ve eğitim bölgesi olarak kullanması sebebi ile Türk Ordusu 19 Mart ile 19 Nisan 1995 tarihleri arasında Kuzey Irak'a sınır ötesi bir harekât düzenlenmiştir. Başvuru sahiplerinin akrabaları ise Spna isimli bir bölgedeki Azadi köyünde ikamet eden çobanlardır. İhtilaf konusu olayların gerçekleştirildiği gün hayvanlarını otlatmaya götüren çobanlardan, cesetlerinin bulunduğu güne kadar haber alınmamıştır.
Başvuru sahipleri, akrabalarının Türk askerleri tarafından yakalandığını, daha sonra ise işkence altında öldürüldüklerini iddia etmişler ancak bu konuda herhangi net bir delil ileri sürememişlerdir. Türk Hükümeti ise ölümlerin meydana geldiği bölgede herhangi bir faaliyette bulunmadıklarını ileri sürerek başvuru sahiplerinin tüm iddialarını reddetmişlerdir. Bununla birlikte, Türk Ordusunun Kuzey Irak'ta taksiren sebep olduğu zararları zaten tazmin ettiklerini ancak bu olayların kesinlikle Türk askerleri tarafından gerçekleştirilmediğini belirtmiştir.
Mahkeme ise yapmış olduğu inceleme neticesinde, oybirliğiyle, Türk Ordusunun ihtilaflı bölgede faaliyette bulunduğunun şüpheye mahal bırakmayacak surette ispatlanamadığından hareketle başvuru sahiplerinin iddialarını incelemeyi gereksiz bulmuştur.
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1. Bankovic ve Diğerleri v. Belçika ve Diğer 16 Akit Devlet, no. 52207/99.
2. Loizidou v. Türkiye (ön itirazlar), 23 Mart 1995, Series A no. 310.
3. Loizidou v. Türkiye, 18 Aralık 1996, Reports of Judgments and Decisions 1996-VI.
4. Kıbrıs v. Türkiye (GC), no. 25781/94.
5. Drozd ve Janousek v. Fransa ve İspanya, 26 Haziran 1992.
6. Ilascu ve Diğerleri v. Moldova ve Rusya, no. 48787/99.
7. Gentilhomme, Schaff-Benhadji ve Zerouki v. Fransa, no. 48205/99, 48207/99 ve 48209/99, § 20, 14 Mayıs 2002.
8. Assanidzé v. Gürcistan, (GC), no. 71503/01.
9. M. v. Danimarka, no. 17392/90, Komisyon kararı, 14 Ekim 1992.
10. Illich Sanchez Ramirez v. Fransa, no. 28780/95, Komisyon kararı, 24 Haziran 1996.
11. Orhan v. Türkiye, no. 25656/94, par. 264, 18 Temmuz 2002.
12. Tepe v. Türkiye, no. 27244/95, par. 125, 9 Mayıs 2003.
13. İpek v. Türkiye, no. 25760/94.
PROSEDÜR
1. Davanın kaynağını, altı Irak vatandaşı; Halima Musa Issa, Beebin Ahmet Ömer, Safiye Shawan İbrahim, Farime Derviş Murty Khan, Fahima Salim Muran ve Bansa Reşit Ömer (başvuru sahipleri) tarafından 2 Ekim 1995 tarihinde İnsan Hakları Temel Hak ve Özgürlükleri Sözleşmesi'nin (Sözleşme) eski 25. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na (Komisyon) yapılmış olan 31821/96 numaralı bir başvuru oluşturmaktadır.
2. Kendilerine adli yardım ödenen başvuru sahipleri ilk olarak Birleşik Krallık'ta görev yapan Prof. Kevin Boyle ve Prof. Françoise Hampson tarafından temsil edilmişlerdir. 23 Haziran 2000 tarihinde her iki avukat da Londra merkezli bir sivil toplum kuruluşu olan Kürt İnsan Hakları Projesi'nde (KİHP) görev yapan Philip Leach adına davadan çekilmişlerdir. 18 Temmuz 2002 tarihinde ise Philip Leach davadan çekilmiştir. 16 Ağustos 2004 tarihli bir mektup ile başvuru sahipleri, Mahkeme'ye, temsilcileri olarak KİHP Başkanı Kerim Yıldız'ın seçildiğini bildirmişlerdir.
3. Türk Hükümeti (Hükümet), Mahkeme önündeki işlemler için herhangi bir görevli atamamıştır.
4. Başvuru sahipleri, Türk Ordusunun Nisan 1995'te Kuzey Irak'a yapmış olduğu askeri harekât sırasında akrabalarının hukuk dışı yakalanıp gözaltına alınmalarından, gözaltındayken kötü muameleye maruz kalmalarından ve akabinde öldürülmelerinden şikâyet etmektedirler.
5. Başvuru, Sözleşme'nin 11 No.lu Protokolü'nün yürürlüğe girdiği 1 Kasım 1998 tarihinde Mahkeme'ye sevk edilmiştir.
6. Başvuru, Mahkeme'nin Birinci Dairesi'ne sevk edilmiş; bu Daire içerisinde davayı görecek Heyet tespit edilmiş; Türkiye'yi temsil eden Hâkim Rıza Türmen'in davadan çekilmesi ile yerine ad hoc hâkim olarak Feyyaz Gölcüklü görevlendirilmiştir.
7. 30 Mayıs 2000 tarihli bir kararı ile Mahkeme, başvuruyu kabul edilebilir bulmuştur.
8. 1 Kasım 2001 tarihinde Mahkeme, Dairelerinin oluşumunu değiştirmiş ve mevcut dava yeni kurulan İkinci Daire'ye sevk edilmiştir.
9. Başvuru sahipleri ve Hükümet, esasa ilişkin mütalaalarını sunmuşlardır.
OLAYLAR
I. DAVAYA SEBEP OLAN OLAYLAR
10. Başvuru sahipleri, sırasıyla 1950, 1970, 1951, 1939, 1949 ve 1947 doğumlu olan altı Kuzey Iraklıdır. İlk başvuru sahibi hem kendi adına hem de ölmüş oğlu İsmail Hasan Şerif adına; diğer başvuru sahipleri ise hem kendi adlarına hem de ölmüş eşleri; Ahmet Fatah Hasan, Abdula Teli Hüseyin, Abdülkadir İzat Khan Hasan, Abdurrahman Muhammet Şerif ve Güli Zerki Güli adına başvuruda bulunmuşlardır. Dördüncü başvuru sahibi, aynı zamanda ölmüş oğlu Sarabast Abdülkadir İzzet adına da başvuruda bulunmuştur.
11. Davaya sebep olan olaylar taraflar arasında ihtilaf konusudur.
A. Başvuru sahiplerinin olaylarla ilgili mütalaaları
12. Başvuru sahipleri çobandırlar ve hayatlarını Türk sınırı yakınlarındaki Sarsang'da bulunan Azadi köyünün tepelerinde çobanlık yaparak idame ettirmektedirler. Ölmüş olan akrabaları da kendileri gibi işsizdirler.
13. 1 Nisan 1995 tarihinde başvuru sahipleri, Irak sınırını geçen Türk Ordusunun kendi alanlarında olduğunu öğrenmişlerdir. Köylerinin aşağısındaki vadiye asker ve yiyecek taşıyan askeri helikopterler görmüşlerdir.
14. 2 Nisan 1995 günü İsmail Hasan Şerif, Ahmet Fatah Hasan, Abdula Teli Hüseyin, Abdülkadir İzat Khan Hasan, Abdurrahman Muhammet Şerif, Güli Zerki Güli ve Sarabast Abdulkadir İzzet ile birinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci başvuru sahipleri ile birlikte sürülerini yanlarına alarak köyden çıkmışlardır. İki ve altıncı başvuru sahipleri çocuklara bakmak üzere köyde kalmışlardır.
15. On bir çoban (İsmail Hasan Şerif, Ahmet Fatah Hasan, Abdula Teli Hüseyin, Abdülkadir İzat Khan Hasan, Abdurrahman Muhammet Şerif, Güli Zerki Güli ve Sarabast Abdulkadir İzzet ile birinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci başvuru sahipleri) Spna istikametine doğru yaklaşık on beş dakika kadar yürüdükten sonra Türk askerleri ile karşılaşmışlardır. Askerler, on bir çobana bağırmaya, hakaret ederek çobanlara tüfeklerinin dipçikleri ile vurmaya ve tokatlamaya başlamışlardır. Kadınlarla erkekleri ayırmışlardır. Askerler, kadınlara köye dönmelerini söylemişler ve erkekleri alarak uzaklaşmışlardır. Dört başvuru sahibi köye dönmüş ve köylülere olanları anlatmışlardır.
16. Bu arada iki ve altıncı başvuru sahipleri kocalarının durumu hakkında endişelenmeye başlamışlardır. Silah sesleri duymuşlardır ve diğer köylüler kendilerine, Türk Ordusunun yakınlarda konuşlanmış olduğu ve silah seslerinin Spna istikametindeki bir köyün yakınlarında bulunan mağaradan geldiğini söylemişlerdir. Köylüler Türk askerlerinin mağaraya ateş açtıklarını düşünmüşlerdir. Sonuç olarak iki ve altıncı başvuru sahipleri ve üç kadın, erkeklerini aramak üzere mağaraya doğru yola çıkmışlardır. Bu, birinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci başvuru sahibi köye dönmeden önce gerçekleşmiştir. İki ve altıncı başvuru sahibi ile üç kadın, Türk askerlerine ulaştıklarında çobanların askerlerle beraber olduklarını görmüşlerdir. Askerler kendi istikametlerine doğru ateş açmışlardır. Kadınlar oradan ayrılarak vadiye yönelmişlerdir. Burada başka bir asker grubu ile karşılaşmışlar ve erkekleri ile konuşma izni istemişlerdir. Askerlerin silahlarını kendilerine doğrultmaları sebebi ile buradan da ayrılmışlardır.
17. Beş kadın köye dönmek yerine vadide saklanmaya çalışmışlar ancak kendilerini ölümle tehdit eden askerler tarafından tespit edilmişlerdir. Sonunda kadınlar mağaraya ulaşmışlardır ancak erkekler burada yoktur. Askeri bir helikopterin indiğini görmüşlerdir. Askerlerden, erkeklerini görmek için tekrar izin istemişler ancak tekrar reddedilmişlerdir. Beş kadın saat 13.00'a kadar aramalarına devam etmişler ancak bir sonuç elde edememişlerdir. Neler olduğunu anlatmak üzere köye dönmüşlerdir.
18. Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) üyelerinin eşlik ettiği bazı köylüler, daha büyük bir Türk askeri grubunun konuşlandığı Anshki'ye gitmişlerdir. Bu birim, alandaki askeri operasyonları denetleyen birimdir. Köylüler, görevli askere çobanlarını sormuşlar ve hayvanlarını tepelerden köylerine döndürmeleri için izin istemişlerdir. Görevli, ilk olarak çobanlar hakkında bir şey bilmediğini söylemiştir. Daha sonra KDP temsilcilerine çobanların serbest bırakılacağına dair söz vermiştir. Bu gerçekleşmediği için KDP temsilcileri bilgi almak için daha fazla girişimde bulunmuşlardır. Görevli, çobanların yakalanmış olmaları durumunda mutlaka serbest bırakılacaklarını söylemiştir. Daha sonra adamlara koyunlarını köye götürmeleri için izin vermiştir. Çobanların yakalandığını reddetmiş ve köylüleri çobanları aramamaları için uyarmıştır. Köylüler, sürüyü köye götürürlerken de çobanları aramışlar ancak bulamamışlardır.
19. 3 Nisan 1995 tarihinde Türk Ordusu alandan çekilmiş ve köylüler kaybolan yedi çobanı bulmak için Spna istikametine doğru yola çıkmışlardır. Yedi çobanın Türk askerleri ile son görüldüğü bölgenin yakınlarında İsmail Hasan Şerif, Ahmet Fatah Hasan, Abdülkadir İzat Khan Hasan, Abdurrahman Muhammet Şerif ve Sarabast Abdulkadir İzzet'in cesetlerini bulmuşlardır. Cesetlerde çok sayıda mermi yarası vardır ve çok kötü bir durumdadırlar. Cesetler önce anayola daha sonra otopsi yapılmak üzere Dohuk'taki Azadi Hastanesi'ne götürülmüştür.
20. 4 Nisan 1995 tarihinde KDP, Dohuk'ta bir basın konferansı düzenlemiştir. KDP'nin Amedi bölgesi sorumlusu SN, yedi çobanın kaybolduğu haberinin alınmasından sonra Kadish'teki Türk birlik komutanına gittiğini ve adamların serbest bırakılmasını istediğini belirtmiştir. Komutana isim listesini de vermiştir. Komutan, konu ile ilgileneceğini söylemiş ve telsizle birliklerini konudan haberdar ederek SN'ye adamların ve koyunların serbest bırakılacağını söylemiştir. SN, daha sonra bürosuna dönmüştür. Çobanlardan haber alınamaması sebebiyle tekrar kendisine söz veren komutanının yanına gitmiştir. Gün boyu komutan ile dört veya beş kere görüşmüştür. Türk Ordusu gece geri çekilmiş ve SN, sabah tekrar komutana gitmiştir. Bu sefer komutan, çobanların yakalandığını reddetmiş ve SN'ye öldürülmüş olabileceklerini söylemiştir. Basın konferansında SN, Türk komutana verilen isim listesini göstermiştir. Altı başvuru sahibi de basın konferansında bulunmuş ve sorulara cevap vermişlerdir.
21. 5 Nisan 1995 tarihinde Abdula Teli Hüseyin ve Güli Zerki Güli'nin cesetleri de diğer beş çobanın cesetlerinin bulunduğu yere yakın bir yerde bulunmuştur.
22. Aynı gün ilk başvuru sahibinin eşi ayrı bir çatışmada öldürülmüştür. Beşinci başvuru sahibinin eşinin dört kardeşi de ayrı bir çatışmada öldürülmüştür. Bu olaylar mevcut başvuru içerisinde değildir.
23. 7 Nisan 1995 tarihinde altı başvuru sahibi ve diğer tanıklar Sarsang bölgesinin muhtarının hazır bulunduğu bir ortamda Dr. R.A. ve Kerim Yıldız tarafından dinlenmişlerdir.
24. Altı başvuru sahibi, bölgedeki yetkililere akrabalarının ölümleri üzerine bir soruşturma açılması için birçok başvuruda bulunmuşlardır. Başvuru sahipleri, Dohuk Valisi'ne de başvurmuş ve ifade vermişlerdir. Vali, kendilerine ölüm olaylarının soruşturulacağını söylemişse de başvuru sahipleri Valiliğin atmış olduğu adımlardan haberdar edilmemişlerdir.
B. Hükümet'in olaylar hakkında mütalaaları
25. Sorumlu Hükümet, Kuzey Irak'ta 19 Mart 1995 ve 16 Nisan 1995 tarihleri arasında Türk Ordusu tarafından askeri bir harekât düzenlendiğini doğrulamıştır. Türk kuvvetleri Medina Dağı'na kadar ilerlemişlerdir. Silahlı Kuvvetlerin kayıtlarında başvuru sahipleri tarafından işaret edilen bölgeye kadar girildiğini gösterir herhangi bir kayıt bulunmamaktadır ve Azadi Köyü operasyon bölgesinden 10 km uzaktadır. Medina Dağı bölgesinde operasyon yapan birimlere yapılmış olan herhangi bir kayıt da bulunmamaktadır.
C. Taraflarca sunulan belge ve deliller
1. Başvuru sahiplerinin yazılı ifadeleri
26. Olaylarda sonra, 7 Haziran 1995 tarihinde Dr. Rızgar Amin ve Kerim Yıldız tarafından, Türk sınırına yakın olan Dohuk vilayeti (Irak) Sarsang bölgesindeki Azadi Köyünde başvuru sahiplerinin ifadeleri alınmıştır.
(a) Halima Musa Issa
27. Başvuru sahibi, 2 Nisan 1995 tarihinde Türk Ordusu tarafından işkence altında öldürüldüğü iddia edilen İsmail Hasan Şerif'in annesi; 5 Nisan 1995 tarihinde Türk Ordusu ile girilen ayrı bir çatışmada öldürüldüğü ileri sürülen Mala Hasan Muhammet Şerif'in de eşidir. Başvuru sahibi olaylarla ilgili olarak aşağıdaki ifadeyi vermiştir:
"Oğlumun kaybolmasından bir gün önce diğer köylülerle birlikte Türk Ordusunun bölgemizde olduğunu duyduk. Birçok helikopterin köyümüzün yakınlarındaki vadiye asker götürdüğünü gördük.
2 Nisan 1995 sabahı, her zamanki gibi çoban oğluma yiyecek bir şeyler hazırladım. Koyunları otlatmaya götürecektik. Türk Ordusunun bize zarar vermeyeceğini düşünüyorduk. Köyü terk ederek (yedi çoban ve dört kadın) Spna bölgesine doğru yola çıktık. Kadınlar, erkeklerin önünde yürüyorduk. Daha sonra Türk askerleri ile karşılaştık. Askerler bizi yakaladılar ve bize vurmaya başladılar. Yüzümüze tokat attılar, tekme attılar. Çok kızgın ve saygısızdılar. Daha sonra bizi (kadınları) ayırarak köye dönmemizi söylediler. Askerlerin yedi çobanı mağaraya doğru götürdüklerini gördük. Köye dönerek diğer köylüleri olanlardan haberdar ettik.
Bazı köylüler, köyden ayrılarak Türk Ordusunun komutanlarından, vadideki sürülerimizi geri götürebilmemiz için izin istediler ancak Komutan, bu talebi reddetti ve erkeklerimizi gözaltına aldıklarını yalanladı. Daha sonra bazı köylüler Anshki'ye gittiler ve görevli Türk Subayı'ndan çobanları serbest bırakmalarını ve sürülerimizi köye götürmemize izin verilmesini istediler. Köylüler, çobanlardan haber alabilmek için o gün en az beş kere görüşmeye gittiler. Türk Subayı, çobanların yakalanmışlarsa mutlaka serbest bırakılacaklarını söylemiş. Subay, köylülere sürüyü köye geri götürmeleri için izin vermiş ancak çobanların yakalandığını kabul etmemiş ve çobanların akıbetini araştırmamaları için köylüleri uyarmış. Köylüler bunun sebebini sorduğunda Subay, sinirlenmiş ve cevap vermemiş.
Köylüler bir kez daha çobanları aramak amacıyla vadiye gittiler. Koyun sürümüzü öğle vaktinde bulmuşlar ancak hala çobanlara ne olduğunu bulamamışlar. Partiyi de (KDP) durumdan haberdar ettik. Bize, Türk Ordusu ile birçok konuda anlaşma halinde bulunduklarını ancak bunun erkeklerimizin kaderini değiştiremeyeceğini söylediler.
Ertesi gün, Türk Ordusunun bölgemizi terk etmesinden sonra, çobanlarımızı bulmak için köylüler etrafa yayıldılar. Oğlumu ve diğer dört çobanı o gün buldular. Cesetleri önce anayola sonra da tıbbi muayene için Dohuk'taki hastaneye götürüldü. Diğer iki ceset iki gün sonra bulundu.
Tanık aşağıdaki sorulara cevap vermiştir:
S: Aslen nerelisiniz?
C: Biz aslen Terina köyündeniz ve Saddam rejiminden bu yana Azadi köyünde yaşıyoruz.
S: Oğlunuzu öldürdükleri yer ne kadar mesafede?
C: Yürüyerek köye on beş dakika.
S: Oğlunuz kaç yaşındaydı?
C: 20.
S: Olay günü sizinle beraber olan diğer üç kadın kimdi?
C: Fatima Derviş, Fatima Salim ve Salia Shawan.
S: Onlar ifade verebilirler mi?
C: Evet.
S: Burası oğlunun öldürüldüğü yere ne kadar mesafede?
C: Yürüyerek 15 dakika.
S: Oğlunuzu kimlerin öldürdüğünü düşünüyorsunuz?
C: Türkler.
S: Türklerin oğlunu öldürdüğünü nereden biliyorsun?
C: Türkler olduğunu biliyorum. Oğlum, diğer çobanlar gibi masumdu ve Türkler onları öldürdü. Türk askerlerin oğlumu ve diğer çobanları götürdüklerini gördüm.
S: Türk Ordusu neden oğlunu öldürsün?
C: Bilmiyorum. Yanlış hiçbir şey yapmamıştı. Masum bir insanı öldürdüler. Onlar (Türkler) Kürtleri öldürmek istiyorlar.
S: Oğlun silahlı mıydı?
C: Hayır, bir çakmaktan başka üzerinde hiçbir şey yoktu.
S: Oğlunu Türk Ordusunun öldürdüğünü ispatlayacak başka bir şahidin var mı?
C: Evet. Türk askerlerinin erkeklerimizi götürdüğünü dört kadın gördük. Partiye de sorabilirsiniz, çünkü Türk subayları ile görüştüler.
S: Oğlunu nasıl öldürdüler?
C: Parçalara ayırmışlar. Kulakları kesikti ve her tarafı mermi yarası ile doluydu.
S: Türk Ordusu ile ilgili olarak herhangi bir yere dilekçe verdiniz mi?
C: Evet.
S: Nereye?
C: Dohuk, Sarsang'ta. Birçok yabancı grupla da görüştük.
S: Ölümler hakkında bir soruşturma var mı?
C: Hayır. Dohuk Valisi, bize soruşturma açılacağını söyleyip duruyor. Herkes bizden ifade aldı ve Allah yardımcınız olsun dediler.
S: Oğlunun ve eşinin otopsi raporunu sana verdiler mi?
C: Hayır, henüz almadım. Sizin için bir örneğini almaya çalışırım.
S: İfadene eklemek istediğin başka bir şey var mı?
C: Size her şeyi anlatamadım çünkü içim yanıyor. Oğlumun ve kocamın masum olduğunu biliyorum. Onların kimseyle bir alıp veremediği yoktu. Türkler, beni çocuklarımla baş başa bıraktılar ve şimdi ne yapacağımı bilemiyorum. Lütfen gerçeklerin ortaya çıkmasına yardımcı olun."
(b) Beebin Ahmet Ömer
28. Başvuru sahibi, Türk Ordusu tarafından öldürüldüğü iddia edilen, çoban Ahmet Fatah Hasan'ın eşidir. İfadesinde aşağıdaki iddialarda bulunmuştur:
"2 Nisan günü uzaklardan silah sesleri duyduğumda, sabahının erken saatleriydi ve ben evdeydim. Türk Ordusunun bölgemizde olduğunu duymuştuk ve çobanlarımız sürüyü otlatmaya götürmüşlerdi dolayısıyla silah sesleri ilgimi çekmişti. Neler olduğunu anlamak için dışarıya çıktım. Bazı köylüler de dışarıdaydılar ve birisi Türk askerlerinin köyümüzün yakınında olduğunu ve silah seslerinin mağara istikametinden geldiğini söylüyordu. Mağara Spna istikametindedir ve köyden uzak değildir. Adam, Türk birliklerinin mağaraya ateş açtığını düşündüğünü söyledi.
Ne yapacağımızı konuştuk ve çobanları bulmaya karar verdik. Ben ve diğer kadınlar, erkekleri aramaya çıktık. Sadece kadınlar gidersek bize zarar vermeyeceklerini düşünmüştük.
Uzaktan askerleri gördüğümüzde erkeklerimiz onlarla beraberdi. Askerler bizi gördüler ve korkutmak amacıyla bize ateş ettiler. Onlardan uzaklaştık ve neler olduğunu izlemeye başladık. Çobanlarımızın Türk askerleri ile beraber olduğunu görüyor ancak bir şey yapamıyorduk. Aşağıdaki vadide bazı askerler gördük ve onların yanına giderek çobanlarımızı serbest bırakmalarını istedik. Onlara yalvardık ancak onlar silahlarını bize doğrultarak oradan uzaklaşmamızı söylediler.
Çobanları biraz daha aradık, mağarayı kontrol ettik ancak kimse yoktu. Hala çobanları arıyorduk ki; yakınlarda bir Türk helikopterinin indiğini gördük. Başka bir Türk askeri grubuna gittik ve çobanları görmek istediğimizi söyledik ancak bize izin vermediler. Daha uzun bir süre çobanları aradık ancak bulamadık. Daha sonra köye dönerek köylülere neler olduğunu anlattık. Bazı köylüler yardım almak için KDP'ye, bazıları da çobanların serbest bırakılmalarını istemek için Türk askerlerinin yanına gittiler. Daha sonra bölgedeki KDP sorumlusu ile beraber köylüler, Anshki'de görevli Türk subayına gittiler ve çobanların serbest bırakılmalarını ve koyunları köye getirmemiz için izin istediler. Ancak subay hiçbir şey bilmediğini söyledi. Çobanlarımızı Türk askerleri ile birlikte gördük. Bu yüzden güvenliklerinden endişe ediyorduk.
Ertesi gün, bazı köylüler çobanları aramak için çıktılar. Mağaranın yanında beş ceset buldular. Kocamın cesedi de onların arasındaydı. Cesetler daha sonra anayola, oradan da Dohuk'taki Azadi Hastanesi'ne götürülmüş. Köylüler diğer iki kayıp çobanı aramaya devam ediyorlardı. İki gün sonra da onların cesetleri bulundu."
(c) Safia Shawan İbrahim
29. Başvuru sahibi, Türk Ordusu tarafından öldürüldüğü iddia edilen çobanlardan biri olan Abdula Teli Hüseyin'in eşidir. İfadesinde aşağıdaki beyanı vermiştir:
"2 Nisan 1995 günü, eşim, diğer çobanlar ve kadınlarla beraber koyunları otlatmaya götürdüm. Yedi çoban ve dört kadındık. Köyden çok uzaklaşmamıştık ki Türk askerleri ile karşılaştık. Bayağı kalabalıktılar ve etrafımızı sardılar. Bize saldırmaya ve silahlarının dipçikleri ile vurmaya başladılar. Bize bağırarak hakaret ettiler. Erkeklere olduğu kadar kadınlara da vurdular. Bir müddet sonra kadınlara köye geri dönmelerini söylediler. Biz ayrıldığımızda erkekler hâlâ askerlerle beraberdi. Kadınlar olarak köye gittik ve neler olduğunu anlattık. Köyün erkekleri köyden ayrılarak Türk Ordusunun görevlilerinden, yanlış bir şey yapmadıkları için çobanları serbest bırakmalarını istediler. Gün içerisinde birkaç kez daha başvuruda bulundular. Hatta Anshki'ye giderek burada da bazı girişimlerde bulundular. Kendilerine, geri dönmelerinin ve çobanlarının akıbetlerini araştırmamalarının söylendiğini belirttiler. Köylüler daha sonra çobanları aramaya çıktılar. Sürüyü buldular ancak çobanların izine rastlayamamışlar. Ertesi gün köylüler tekrar çobanları aramaya çıktılar. Beşinin cesedini bulmuşlar. İki gün sonra diğer iki ceset de bulundu. Kocamın cesedini gördüm. Üzerinde bir sürü kurşun vardı. Ceset daha sonra hastaneye götürüldü. Sizden, kocama yaptıkları için askerler hakkında gerekli işlemleri yapmanızı istiyorum."
(d) Fatime Derviş Murty Khan
30. Başvuru sahibi, Türk Ordusu tarafından 2 ve 3 Nisan 1995 tarihleri arasında işkence altında öldürüldükleri iddia edilen Sarbest Abdulkadir İzzet'in annesi ve Abdulkadir İzzet Khan (Hasan)'ın da karısıdır. İfadesi aşağıdaki verilmiştir:
"Kocamın öldürüldüğü günden bir gün önce köyümüzden, aşağıdaki vadide bulunan orduyu görebiliyorduk. 2 Nisan 1995 tarihinde kocamla birlikte koyunları otlatmaya çıkardık. Diğer kadın ve çobanlarla buluşarak Spna istikametine doğru yola çıktık. Erkeklerle beraber çıktık çünkü erkekler onlarla beraber olursak herhangi bir sorun yaşamayacağımızı düşünüyorlardı. Erkeklerin önünde gidiyorduk. Grupta yedi erkek ve dört kadındık. Türk askerleri bizi durdurdular. Bize silahlarının dipçileri ile vurdular ve hakaret ettiler. Hayatımdan endişe ettim. Askerler bize köye dönmemizi söylediler ve çobanlarımızı alarak uzaklaştılar. Köye geri döndük ve neler olduğunu anlattık.
Tekrar vadiye gittik ve günün geri kalan bölümünde çobanları aradık. Bazı köylüler Türk askerlerinden çobanları serbest bırakmalarını istedi. Bazı köylüler de Anshki'ye giderek yüksek rütbeli bir Türk subayından çobanları bırakmalarını ve sürüyü köye geri götürmemek için izin istedi. Köylüler birçok kez çobanlardan haber alabilmek için başvuruda bulundu. Parti (KDP) temsilcileri de Türk görevlilerle birçok kez görüştüler ancak herhangi bir sonuç alınamadı.
Ertesi gün kocamın ve oğlumun cesetleri çok kötü bir halde bulundu. Mağarada bulundular. Diğer üç çobanın cesetleri de bulundu. Diğer iki çobanın cesetleri ise birkaç gün sonra bulundu. Çobanlarımıza yapılanlar çok korkunçtu. Kocam ve oğlum yanlış hiçbir şey yapmadılar. Bunu neden yaptıklarını bilmiyorum. Lütfen bize yardım edin. Hiçbir şeyimiz kalmadı."
(e) Fahima Salim Muran
31. Başvuru sahibi, Türk Ordusu tarafından 2 ve 3 Nisan 1995 tarihleri arasında işkence altında öldürüldüğü iddia edilen Muhammet Şerif'in karısıdır. İfadesi aşağıdaki gibidir:
"Olay günü kocam ve diğer çobanlarla birlikte koyunları otlatmak için hazırlandım. Türk Ordusunun bölgede olduğunu duymuştuk ancak kendimizi tehlikede hissetmedik. İşimizi yapmaya gittik. Kocamla birlikte tepelerde koyunları otlatmak için gidiyordum. Hep beraber gidiyorduk. Ben diğer kadınlarla beraberdim. Askerler karşımıza çıktığımızda önde yürüyorduk. Yanımıza yaklaştılar ve bizi silahlarının dipçikleri ile vurarak dövdüler.
Bizi döverlerken sürekli bağırıyorlardı. Daha sonra bize köye dönmemizi söylediler. Erkekler askerlerle beraberdi. Askerlerin erkeklerimizi mağaraya doğru götürdüklerini gördük. Yedi erkek vardı. Biz dört kadındık. Köye döndük ve diğer köylülere neler olduğunu anlattık.
Bazı köylülerin, Türk askerlerinden sürüyü köye götürmek için izin istediklerini ve çobanların serbest bırakılması için dilekçe verdiklerini biliyorum. Daha sonra bazı köylüler Anshki'deki daha büyük birliğe giderek görevli subaydan adamlarımızı bırakmalarını ve koyun sürüsünü geri getirmemiz için izin istediler. Ancak çobanlar hakkında herhangi bir bilgi elde edemediler ve çobanları aramamak konusunda da uyarıldılar.
Kocamın cesedi ertesi gün bulundu. Cesedi parça parçaydı. Birçok kez vurulmuş. Türklerin bunu neden yaptığını bilmiyorum. Kocam masum bir adamdı ve sadece koyunlarımızı otlatıyorduk. Türkler, kocamı ve dört erkek kardeşini (başka bir olayda) öldürdüler. Bizim orduyla hiçbir sorunumuz yoktu ve bizim adamlarımızı öldürmeleri için de bir sebep yoktu. Kocamın cesedi, muayene için Dohuk'taki hastaneye götürüldü. Türkler şimdi gittiler ama ben çocuklarımla babasız kaldım. Başımıza gelen korkunç şeylerden dolayı kime başvuracağımı bilmiyorum."
(f) Bansa Reşit Ömer
32. Başvuru sahibi, Türk Ordusu tarafından öldürüldüğü iddia edilen çobanlardan Güli Zerki Güli'nin karısıdır. İfadesinde aşağıdakileri beyan etmiştir:
"2 Nisan 1995 gününün erken saatleriydi ve ben çocuklara kahvaltı hazırlamak için kalkmıştım. Kahvaltı hazırlarken silah sesleri duydum. Korktum ve dışarı çıktım. Köylüleri gördüm ve ne olduğunu sordum.
Bana Türk Ordusunun köyün yakınlarında olduğu, silah seslerinin mağara tarafından geldiği söylendi. Köye yakın tek mağara Spna tarafındaydı. Bir adam, Türk birliklerinin mağaraya ateş ettiğini düşündüğünü söyledi. Bir müddet sonra ben ve dört kadın; Beebin, Binafis, Safia ve Bahia köyden çıktık ve silah seslerinin geldiği yöne gittik. Dağlarda hayvanlarımızı otlatan kocalarımız ve oğullarımız hakkında endişeliydik.
Daha sonra çobanların Türk askerleri ile birlikte olduklarını gördük. Onlara doğru gittik. Hala uzak bir mesafede iken Türk askerleri ikaz etmeksizin bize ateş açtı. Muhtemelen bizi korkutmak istediler. Dolayısıyla biz de onlara yaklaşmadık. Çobanlarımızın götürüldüğünü gördük. Vadiye indik ve burada başka bir grup Türk askeri ile karşılaştık. Çobanlarımızı serbest bırakmaları ve onlarla konuşabilmek için askerlere yalvardık. Bize köye dönmezsek onları öldüreceklerini söylediler. Bütün yalvarmalarımıza rağmen bizi köye dönmeye zorladılar.
Askerlerin yanından ayrılmak zorundaydık ve neler olup bittiğini anlayabilmek için vadinin içinde bir yerlere saklandık. Dört asker bizi gördü ve köye dönmezsek bizi öldürmekle tehdit etti. Bizi gördüklerinde çok sinirlendiler ve bize "Sizi tekrar buralarda görmek istemiyoruz. Evinize gidin, yoksa sizi öldürürüz" dediler.
Saklandığımız yerden çıktık ve çobanlara bakmak için mağaraya gittik. Adamlarımız orada da değillerdi. Daha sonra bir Türk helikopterin yakınlarda indiğini gördük. Üçüncü kez kocalarımızı ve oğullarımızı görmek için teşebbüste bulunduk ve Türk askerlerinin yanına giderek çobanlarımı görmek istediğimizi söyledik ancak bize izin vermediler. Adamlarımızı mağarada göremeyince başka bir yere götürüldüklerini düşündük. Saat 13.00'a kadar çobanları aramaya devam ettik. Daha sonra köye dönmeye karar verdik. Köylüler etrafımızda toplandılar ve neler olduğunu öğrenmek istediler. Onlara Türk birliklerinin adamlarımızı aldığını ancak ondan sonra ne olduğunu bilmediğimizi söyledik. Bazı köylüler partinin (KDP) temsilcileri ile birlikte Anshki'ye gittiler ve orda ordu komutanı ile görüştüler. Komutana hikâyeyi anlatıp çobanlarımızı serbest bırakmasını istemişler. Türk komutan ilk önce çobanlar hakkında bir şey bilmediğini söylemiş. Daha sonra KDP temsilcilerine çobanları bir müddet sonra serbest bırakacaklarını söylemiş ama bu hiçbir zaman gerçekleşmedi. Kafamız karışmış ve ne yapacağımızı bilemez bir haldeydik. Köylüler bir kez daha Anshki'ye gittiler ve Türk birliklerinden çobanlarımızı serbest bırakmalarını istediler ancak adamlarımız hakkında daha fazla bir bilgi alamamışlar. Türk komutanın parti temsilcilerine ne söylediğini tam olarak hatırlayamıyorum. Ne söylediklerini parti temsilcilerine sorabilirsiniz, onlar size her şeyi anlatacaktır.
Ertesi gün, köylüler, çobanları aramak için bir kez daha vadiye gittiler ve çobanların cesetlerini buldular. Cesetleri önce ana yola getirdiler. Daha sonra Dohuk'taki Azadi Hastanesine götürdüler. Köylüler kayıp diğer iki çobanı aramaya devam ediyorlardı. İki gün sonra da onların cesetleri bulundu. Birisi benim kocamdı. Son iki cesedi de Dohuk'taki Azadi Hastanesi'ne götürdüler.
Tanığa aşağıdaki sorular soruldu.
S: Kaç asker vardı?
C: Çok, ama tam sayısını bilmiyorum ama her tarafta asker vardı.
S: Askerlerin Türk olduğunu nasıl bildiniz?
C: Çünkü Türkçe konuşuyorlardı ve o aralar Türk Ordusu bölgedeydi. Türkler birkaç gün önce her tarafı kuşatmışlardı. Her taraftaydılar. Böyle bir ordu görmedik. Irak Ordusu çekilmişti ve onların üniformaları Türklerin üniformalarından farklıydı.
S: Bir Türk helikopterinin yakınlarda indiğini gördüğünüzü söylediniz. Bunun Türk helikopteri olduğunu nasıl anladınız ve daha sonra ne oldu?
C: Daha önce de söyledim uzun zamandır hiç asker görmedik. Diğer seçenek Irak ordusu Son zamanlarda Irak ordusunu hiç görmedik ve onların nasıl göründüklerini biliyoruz. Askerler Irak askeri değildi. Onlar daha önce buraları terk etti. Helikopter, vadiye asker ve yiyecek indirdi.
S: Oradan ayrılmazsanız Türk askerlerinin sizi öldürmekle tehdit ettiğini söylediniz? Nasıl?
C: Bize silahlarını doğrultarak, kötü sözler söyleyerek ve bağırarak. Bize orayı terk etmemizi veya o tip şeyler söylediler.
S: Kocanızın cesedini gördünüz mü? Gördüklerinizi tarif edebilir misiniz?
C: Kısa bir süreliğine gördüm. Size anlatamam, bu suçu işleyenler insan olamaz ve kocamı neden vurduklarını anlayamıyorum. Onu neden böyle öldürdüler? Onlar insan değiller.
S: Kocanız silahlı mıydı?
C: Hayır. Hayatında hiç silah taşımadı.
S: Kocanızın PKK ile bir ilişkisi var mıydı?
C: Hayır. PKK'yı hiç görmedik. Onların peşmergelerini hiç görmedik. Onlarla bir sorunumuz da yoktu.
S: Türk birlikleri neden kocanızı öldürdü?
C: Bilmiyorum. Belki biz Kürt olduğumuz için öldürmüşlerdir. Savunmasız olduğumuz için, bizi savunacak kimsemiz olmadığı için bizi öldürdüler."
2. Çobanların cesetlerinin bulunmasından bir gün sonra Dohuk'ta düzenlenen bir basın konferansı sırasında KDP'nin Irak'ın Amedi bölge sorumlusu, Shookri Nerwayi'nin ifadeleri
33. Nerwayi, basın konferansında aşağıdaki bilgileri vermiştir:
"Türk Ordusunun saat 04.30'da Spna ve Bawrki bölgesine saldırdığı raporları geldiğinde ben Amadia şehrindeydim. Türk Ordusu ile geçmiş tecrübelerimiz bize; nereye giderlerse gitsinler zayıf insanlara saldırdıklarını öğretti. Örnek olarak, bu olaydan önce iki insanımız Hemzeki köyüne dönüyorlardı. Türk askerleri onları yakalamıştı. Onlara saldırıp dövdükten sonra birini öldürdüler diğerini de yaraladılar. Bu olayı Türk komutana bildirdim ve bizi operasyonlarından haberdar etmesini böylelikle bizim de sivil can kaybına mahal vermemek için köylülerden köylerini terk etmemelerini isteyebileceğimizi söyledim.
Türk Ordusunun Spna bölgesinde harekat yapmakta olduğunu öğrendim ve sabah erken saatlerde Kadish'teki Türk komutanın yanına gittim. Bazı çobanların Türk askerler tarafından yakalandığını duyduğumu söyledim. Resmi olarak ona Türk askerleri tarafından yakalanan çobanların bir listesini (ölen kişilerin isim listesi) verdim. Yakalanan kişilerin çoban olduklarını ve bizce tanındıklarını belirttim. Koyunlarını otlatmaya götürdüklerini söyledim ve sadece işlerini yapan bu masum kişilerin serbest bırakılması için emir vermesini istedim.
Konuyla ilgileneceğini söyledi. Gerçekten telsizden anons etti ve adamların ve koyunların bırakılmasını emrettiğini söyledi. Kadish'teki büroma döndüm. Gün boyunca, çobanlardan herhangi bir haber alamadığım için, 4-5 kere komutanın yanına gittim. Her seferinde çobanların serbest bırakılması için emir vereceğini söyledi ve o ana kadar serbest bırakamadıkları için de özür diledi. Askeri harekât sonrasında onları bırakacaklarını söyledi. Türk Ordusu gece boyunca Spna bölgesinden çekildi ve ertesi gün ben tekrar komutanın yanına gittim.
Bu sefer çobanları yakaladıklarını kabul etmedi. Öldürülmüş olabilirler, gidin ve arayın onları dedi. Çobanların akrabalarına söyledik. Gittiler ve çobanların cesetlerini buldular.
Bunları söylüyorum çünkü biz çobanların bırakılması için Türk Ordusuna müracaatta bulunduk ama onlar serbest bırakmadılar. Umarım olayı kamuoyuna taşırsınız ve bu adamların kim tarafından öldürüldüğü ortaya çıkar. Umarım, Türk Ordusunun ileriki mezalimlerini ve bizim üzerimizdeki baskısını engellemek için bir şeyler yaparsınız."
3. 4 Nisan 1995 tarihli ölü inceleme raporları
34. Irak Adalet Bakanlığı Bağdat Adli Tıp Enstitüsü'nde görev yapan uzman cerrah, Dr. Abdula Salih tarafından; Ahmet Fattah Hasan, İsmail Hasan Muhammet, Abdülmelik Hüseyin, Abdülkadir İzzet Khan, Abdurrahman Muhamemt Şerif, Sarias Abdulkadir ve Gulei Thekeri'nin cesetleri üzerinde bir ölü incelemesi yapılmıştır.
35. Dr. Abdula Salih, ölüm sebebini, ateşli silah yaralanmasından kaynaklanan beyin hasarı olarak tespit etmiştir. Kurşun yaralarının yerlerini ve cesetlerdeki kesik ve diğer yaraların yerlerini de belirtmiştir.
4. "Türk Televizyonlarından Belgeseller" etiketli video kaydı örneği
36. Bu video kaydı, farklı Türk televizyon kanallarından toplanmış; Türk Ordusunun 19 Mart 2 Mayıs 1995 tarihleri arasında Kuzey Irak'taki varlığını gösteren kareler içermektedir. Aynı zamanda Türk Ordusunun, Kuzey Irak'ta gerçekleştirmiş olduğu operasyonlar hakkında röportajlar ve haberler de içermektedir.
5. Başvuru sahiplerinin akrabalarının öldürülmesi ile ilgili olarak Kuzey Irak'taki Dohuk Valisi'nin yapmış olduğu basın konferansı video kayıtları ve cesetlerin fotoğrafları
37. 4 Nisan 1995 tarihinde Dohuk Valisi; ölen çobanların akrabaları, uluslararası insan hakları kurum ve kuruluşlarının, KDP ve Kuzey Irak'taki yerel meclis temsilcilerinin katıldığı bir basın toplantısı düzenlemiştir. KDP basın sözcüsü, bu basın toplantısının amacının; 19 Mart 1995 tarihinden beri Türk Ordusunun Kuzey Irak'ta yapmış olduğu tecavüzler hakkında bilgi vermek olduğunu söylemiştir.
38. Türk Ordusunun Sersing, Amadia ve Spna bölgelerinin kontrolünü ele geçirdiği; ilgili zaman dilimi içerisinde Türk Ordusunun yapmış olduğu harekâtların sonucu olarak on bir kişinin öldüğü; yedi kişinin yaralandığı; otuz evin yandığı ve elli bir köylünün de güvenlik amacıyla evlerini terk etmek zorunda kaldığı iddia edilmiştir.
39. KDP basın sözcüsü, 2 Nisan 1995 tarihinde on bir kişinin Türk askerleri tarafından yakalandığını iddia etmiştir. Bu kişiler; Abdülkadir İzzet, Serbest Abdülkadir, İsmail Hasan Şerif, Abdüllatif Hüseyin, Abdurrahman Muhammet Şerif, Goly Zikry, Ahmet Fatah, Fatma Derviş, Fahima Selim, Safia Zwa ve Halima Musa'dır. Bu kişilerden son dördü kadındır ve köylerine dönmelerine izin verilmiş ve bu kişilerde durumu köydeki akrabalarına haber vermiştir. Köylüler, Amedia bölgesindeki görevli KDP temsilcisi, Shookri'ye yedi kişinin Türk askerleri tarafından yakalanması ve gözaltına alınması hakkında bilgi vermişlerdir. Shookri, Türk komutanları ile görüşmeye gitmiş ve adamların serbest bırakılmasını istemiştir. Aynı zamanda gözaltına alınan kişilerin isimlerini içeren bir liste de vermiştir. Türk birliklerinin lideri, bu kişilerin serbest bırakılacakları sözü vermiştir. Ancak, köylüler Türk birliklerinin çekilmesinden sonra yedi kişiden beşinin cesedini bulmuşlardır. Şahısların cesetleri zarar görmüştür. Basın konferansının sonunda Shookri, Türk birliklerinin liderinin bu adamları öldürdüklerini kabul etmediğini söylemiştir. 4 Nisan 1995 tarihinde bu iki kişi hala kayıptır.
40. KDP basın sözcüsü, Türk Ordusunun bölgede gerçekleştirdikleri eylemleri kınamış ve geri çekilmelerini talep etmiş ve Türk Ordusunun sebep olduğu zararlardan dolayı Türk Hükümeti'nden tazminat talep edeceklerini belirtmiştir.
41. KDP basın sözcüsü aynı zamanda, PKK'dan Kuzey Irak'ı terk etmesini de istemiş ve son dört yıldır, Türk sınırındaki PKK faaliyetleri sebebi ile köylülerin yeni evler yapamadıklarını belirtmiştir. Bu bağlamda 340 kilometrelik sınırı kontrol etmenin zorluğundan bahsetmiştir.
42. Basın konferansının sonunda öldürülen kişilerin zarar görmüş cesetleri ve cesetlerden çıkartılan kurşunlar gösterilmiştir.
6. Türk Ordusunun Kuzey Irak'taki askeri harekâtları ile ilgili yazılar yazan Koray Düzgören isimli Türk bir gazetecinin ifadeleri ve raporu
43. Yazılı ifadelerinde Koray Düzgören, Türk Ordusunun PKK militanlarına karşı Körfez Savaşından önce Mayıs 1983, Ağustos 1986, Mart 1987'de; Körfez Savaşından sonra ise 5 Eylül 1991, 11 Ekim 1991, 16 Mayıs 1992 ve 7 Ekim 1992 tarihlerinde "sıcak takip" olarak adlandırılan sınır ötesi harekâtlar gerçekleştirdiğini belirtmektedir. Yazar, bu operasyonların PKK militanlarının sınırı geçerek Türkiye'ye girmelerini ve Kürt grupların Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti kurmalarını engellemek amaçlarını taşıdığını iddia etmektedir. Genel Kurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun sözlerine atıfta bulunarak, Ağustos 1992'de Türk birliklerinin Kuzey Irak'taki Sersing bölgesinde konuşlandıklarını belirtmiştir.
44. 5 Haziran 1996 tarihli raporunda Düzgören, 20 Nisan 1996 tarihinden itibaren on yedi köylünün Türk sınırındaki tepelerden açılan topçu ateşi veya helikopter veya uçaklardan atılan bombalara maruz kaldıklarını iddia etmiştir. Türk ordusu tarafından yapılan topçu ateşinin birçok binayı tahrip ettiği ve bir kişinin ölümüne ve on bir kişinin de yaralanmasına sebep olduğunu belirtmiştir. Yazara göre, bu saldırıların sebebi, sınırın güneyinde bir tampon bölge oluşturmak ve bölgedeki köylülerin PKK'ya vermiş oldukları lojistik desteği durdurmaktır.
7. "Barış için Bir Araya Gelme" adlı bir Türk çalışma grubunun Haziran 1996 tarihinde hazırlamış olduğu, Türk Ordusunun Kuzey Irak'a yapmış olduğu sınır ötesi harekâtların kronolojisi
45. Türk güvenlik güçleri Ocak 1994 ve Kasım 1998 tarihleri arasında on dört büyük sınır ötesi harekât gerçekleştirmiştir. Bunların arasından en kapsamlı olanı "Çelik" operasyonudur ve tanklar, zırhlı araçlar, uçak ve helikopterlerin desteği ile yetmiş ila seksen bin askerin katılımı ile 19 mart ve 2 Mayıs 1995 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Türk Ordusu, Irak'ın 40-50 km. içerisine ve 385 km. kadar da doğusuna ilerlemiştir.
8. Ankara'daki KDP bürosunun sorumlusunun Türk Dışişleri Bakanlığı'na yazmış olduğu 23 Ekim 2000 tarihli mektup
46. Hükümet, Kuzey Irak'taki iki önemli Kürt gruptan birisi olan KDP'nin hazırlamış olduğu aşağıdaki belgeyi sunmuştur:
"Olay zamanı Bay Newayi, Türk Ordusuna koordinatör olarak yardımcı olmaktadır ve Ordu aleyhinde herhangi bir suçlama yapılmamıştır. Dolayısıyla da herhangi bir soruşturma açılmamıştır. Öldürülen kişilerin akrabaları Iraklı Kürt vatandaşlardır ve doğal olarak KDP'ye gelerek yerel yetkililere durumu rapor etmişlerdir.
Olay zamanı PKK Bahdinan'da (Duhok vilayeti) aktiftir ve KDP peşmergeleri ile PKK'lılar arasında birçok çatışma yaşanmıştır."
9. 5 Ekim 2000 tarihli Iraklı Kürtlere tazminat ödenmesi ilgili bir gazete haberi
47. "Binyıl" adlı günlük gazete, 5 Ekim 2000 tarihli baskısında, Kürt liderlerden Mesut Barzani'nin Ankara ziyareti sırasında Türk Hükümeti'nin, Türk Ordusunun 15 Ağustos'ta Kuzey Irak'ta gerçekleştirdiği bir hava saldırısı sebebi ile hayatlarını kaybeden otuz sekiz kişinin akrabasına tazminat ödediğini belirttiğini yazmıştır. Barzani, olay hakkında deha geniş bir soruşturma başlatıldığını de belirtmiştir. Daha sonra saldırının kasıtlı olmadığını ve ailelerin kendilerine verilen tazminatları aldıklarını belirtmiştir. Barzani'ye yakın olan kaynaklara göre, daha önce örneği görülmemiş bu tazminatlar nakit olarak ödenmiştir.
10. Adli tıp uzmanı Dr. Chris Milroy'un raporu
48. Iraklı köylülerin cesetlerini içeren video görüntülerini izledikten sonra Dr. Milroy, aşağıda sunulan raporu hazırlamıştır:
"
Bütün cesetlerde birçok mermi yarası vardır. Kameraman daha büyük yaralar üzerinde yoğunlaşmıştır ancak küçük dairesel yaralar da görünmektedir. Yaraların hepsi yüksek hızlı kurşunların yarasına benzemektedir. Bu tip silahlar 7.62 mm ve 5.56 mm.lik tüfekler olabilir. Cesetlerdeki büyük yaralar mermi çıkış yaralarıdır ve bazıları da vücuttan çıkarken kemik kırılmasına sebep olduğu için büyük gözükmektedir. Daha küçük yaralar mermi giriş yaralarıdır.
Bu görüntülerden şahısların ne kadar mesafeden vurulduklarını söyleyebilmek mümkün değildir. Bazı yaralar genital bölgeye yakındır ancak bunların hepsi mermi yarasına benzemekte olup kasıtlı bir şekilde genital bölgeye zarar vermeyi amaçlayan başka bir silahın kullanıldığını söylemek için herhangi bir delil yoktur.
Video görüntüleri aynı zamanda, kovanların "MKE" markası taşıdığını göstermektedir. MKE, Türkiye, Ankara, Kırıkkale'de bulunan Makine Kimya Endüstrisi Kurumunun markasıdır.
Cesetlerdeki tüm izler yüksek hızlı tüfeklerle birçok atış yapıldığını göstermektedir."
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
A. Türk Ceza Kanunu
49. Türk Ceza Kanunu, aşağıdaki eylemleri suç olarak kabul eder:
(a) bir kişiyi kanuna aykırı bir şekilde özgürlüğünden mahrum bırakmak (genel olarak 179. madde; devlet görevlileri ile ilgili olarak 181. madde);
(b) bir kişiye işkence veya kötü muamele yapmak (243 ve 245. maddeler);
(c) taksiren adam öldürmek (452 ve 459. maddeler); kasten adam öldürmek (madde 448) ve cinayet (madde 450);
50. Bu eylemleri işlediğinden şüphelenilen kişiler askeri şahıslarsa bu kişiler de yukarıdaki suçlardan dolayı yargılanırlar. Bu durumda işlemler, Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu uyarınca yetkili kişiler (sivil) veya şüphelenilen kişinin hiyerarşik amiri tarafından yetkili merci önünde başlatılır (353 sayılı Askeri Mahkemelerin Kurulması ve İşleyişine Dair Kanun; 93 ve 95. maddeler).
B. İlgili Uluslararası Materyal
51. İlgili uluslararası materyal ile tanımlamalara Bankovic ve Diğerleri v. Belçika ve Diğer 16 Akit Devlet kararında bulunabilir (no. 52207/99, par. 14-27).
HUKUKİ BOYUT
I. ÖN SORUN: YETKİ ALANI VE BAŞVURU SAHİPLERİNİN KENDİ EYLEM VE HAREKETLERİNDEN KAYNAKLANAN HUKUKİ ENGELLERİ (ESTOPPEL) İLE İLGİLİ OLARAK HÜKÜMET'İN ÖN İTİRAZI
A. Tarafların mütalaaları
1. Hükümet
52. Hükümet, 9 Temmuz 2002 tarihli kabul edilebilirlik incelemesi sonrasındaki değerlendirmelerinde, Mahkeme'nin 12 Aralık 2001 tarihinde yukarıda belirtilen Bankoviç ve Diğerleri kararında vermiş olduğu kabul edilemezlik kararına atıfta bulunarak, mevcut davada "yetki alanı" incelemesi yapılması gereği doğduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, Bankoviç ve Diğerleri kararında Mahkeme'nin, Sözleşme'nin 1. maddesinin yorumlanması konusundaki içtihadında diğer tespitlerinden ayrıldığını belirtmiştir. Başvuru sahiplerinin davasında yetki alanı konusu Bankoviç ve Diğerleri kararından önce verilen, kabul edilebilirlik kararında çözümlenmediği için Mahkeme, ilk olarak başvurunun yer bakımından uygunluğunu tespit etmelidir.
2. Başvuru sahipleri
53. Başvuru sahipleri, Bankoviç ve Diğerleri davasında Mahkeme'nin, 1. madde ile ilgili mevcut içtihadını sadece rötuşlayarak Bankoviç ve Diğerleri davasının olaylarına uyguladığı cevabını vermiştir. Her halükarda, Mahkeme, kendi şikayetleri ile ilgili olarak kabul edilebilirlik kararı vermiştir. Bu bağlamda, Hükümet'in, işlemlerin bu geç zamanında yeni bir itiraz ileri sürmesinin mümkün olmaması gerekir. Başvuru sahipleri, diğer yandan, hem ilk başvurularında hem de kabul edilebilirlik öncesi sunumlarda yetki alanı ile ilgili olarak yapmış oldukları mütalaalara atıfta bulunmuşlardır. Hükümet, kendi iddialarını çürütmek için herhangi bir çabada bulunmamıştır ve kendilerini, sadece başvurunun Sözleşme'nin 35/1. paragrafı uyarınca kabul edilebilirliğine karşı çıkmakla sınırlandırmıştır. Bu aşamada Hükümete, kabul edilebilirlik konusunu tekrar tartışma imkânı verilmesi; kesinlik ve katilik prensiplerini temelden sarsacağı gibi "silahların eşitliği" ilkesinin de bir istihzası anlamına gelecektir.
54. Bununla birlikte, mevcut davada, hem Hükümet hem de Mahkeme, yetki alanını kabul etmiştir. Başvuru sahipleri bunun sebebi olarak ise, Bankoviç ve Diğerleri kararında, Türkiye dâhil olmak üzere sorumlu Devletlerin sunmuş oldukları mütalaalarında; Mahkeme'nin Issa başvurusundaki kabul edilebilirlik kararını "yabancı topraklarda askeri güçlerin müdahalede bulunduğu kişiler üzerindeki hukuki yetki ve sorumluluğun klasik bir uygulaması" şeklinde tanımlayarak kabul etmelerini göstermişlerdir (yukarıda bahsedilen Bankoviç ve Diğerleri kararı, par. 37). Bu sebeple, Türk Hükümeti'nin, bu argümanı ve bu argümanın mevcut davaya uygulanmasını dolaylı olarak kabul ettiği söylenebilir. Benzer olarak, Mahkeme, iç hukuk yollarının incelenmesi konusunda karar verdiğinde bu yetki konusu da kabul etmiştir. Başvuru sahiplerine göre, kabul edilebilirlik üzerinde karara varırken Mahkeme'nin Türkiye'nin yetki alanı hesaba katmadığını düşünmek inanılır gibi değildir. Mahkeme'nin, Türkiye ile ilgili diğer davalara yapmış olduğu atıflarla beraber genel ve siyasi durumu detaylı bir şekilde değerlendirmesi ancak Türkiye'nin Sözleşme'nin 1. maddesi anlamında yetkili olması ile anlaşılabilir.
B. Mahkeme'nin değerlendirmesi
55. Hükümet, mevcut davada, kabul edilebilirlik kararından önce yetki sorununu gündeme getirmemiştir. Ancak, Hükümet, başvuru sahiplerinin iddialarının gerçekliğini her aşamada reddetmiş ve dolaylı olarak da başvuru sahiplerinin, ölen çobanların olay zamanında Kuzey Irak'ta operasyonda bulunan Türk Silahlı Kuvvetlerinin sorumluluğu altında olduğuna ve dolayısıyla da Türkiye'nin yetki alanında olduklarına dair spesifik ve kilit nitelikteki savlarını da reddetmiştir. Mahkeme'ye ve Mahkeme İçtüzüğü'nün 55. maddesine göre, Hükümet'in bu noktada yetki sorununu ileri sürmesinin engellemesi mümkün değildir. Bu konu, başvuruda ileri sürülen iddialar ile iç içedir. Böyle olduğu için de esas incelemesi içerisine de dâhil edilmelidir. Mahkeme'nin, başvuru sahiplerinin, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinde Mahkeme'nin Türkiye'nin yetkili olduğuna karar verdiği savını da kabul etmesi mümkün değildir. Bu bağlamda Mahkeme, Bankoviç ve Diğerleri kararında Büyük Daire'nin "her halükarda Issa davasının esasına daha sonra karar verilecektir" kararına atıf yapmaktadır (Bankoviç ve Diğerleri kararı, par. 81). Sonuç olarak, yetki sorunu Mahkeme'nin önünde devam eden bir konu olarak kalmalı ve incelenmelidir.
II. BAŞVURU SAHİPLERİNİN AKRABALARININ TÜRKİYE'NİN YETKİ ALANINA GİRİP GİRMEDİĞİNE DAİR
A. Mahkeme'ye sunulan mütalaalar
1. Hükümet
56. Bankoviç ve Diğerleri kararı göstermektedir ki; Mahkeme'nin, bir Akit Devlet tarafından gerçekleştirilen bölge dışı yargılama yetkisi eylemlerinin tatbikini tanıması, bu eylemlerin başka bir Devlet'in egemenliğine tabi olması sebebi ile istisnadır. Bu karar aynı zamanda Sözleşme'nin, temelde bölgesel bağlamda ve Akit Devletlerin hukuk(i) (yetki) alanlarında (espace juridique) geçerli olan bir anlaşma olduğunu ve yargılama yetkisinin de sadece ihtilaf konusu bölgenin Sözleşme tarafından kapsandığı bir yer olması halinde geçerli olabileceğini onaylamaktadır.
57. Irak, kendi ulusal coğrafi bölgesinde etkin bir yargılama yetkisine sahip olan bağımsız ve egemen bir Devlet'tir. Bununla birlikte Avrupa Konseyi'nin üyesi olmayıp Sözleşme'nin akit devletlerinden de değildir. Buna bağlı olarak, Türkiye'ye atfedilen eylemler Sözleşme'nin koruma sistemi ve/veya bir Akit Devlet'in yargılama alanı kapsamı içine giremez. Başvuru sahipleri de; Mahkeme'nin vermiş olduğu ve konuya karar verme salahiyeti bulunmayan bir karara binaen, (yargılama yetkisi olmadığı kararının verilmesi durumunda) insan hakları sisteminde bir boşluk ve eksiklik oluşacağı argümanına dayanamazlar.
58. Başvurunun kabul edilebilirliği üzerindeki mütalaalarında da belirttikleri üzere Hükümet, 19 Mart ve 16 Nisan 1995 tarihleri arasında Türk birliklerinin Kuzey Irak'ta bir operasyon gerçekleştirdiğini doğrulamıştır. Ancak, başvuru sahiplerinin işaret etmiş oldukları alanda hiçbir Türk askeri bulunmamıştır. Bu askeri operasyon sırasında Türk birlikleri Medina Dağına kadar ilerlemişlerdir. Ancak, olayların gerçekleştiği iddia edilen yer, Medina Dağının on kilometre uzağındadır ve bu sebeple operasyon alanının dışındadır. Silahlı kuvvetlerin kayıtları, başvuru sahiplerinin işaret ettiği bölgede hiçbir Türk askerinin bulunmadığını göstermektedir. Hükümete göre, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Kuzey Irak'ta sadece sınırlı bir süre ve amaçla bulunması "yargılama yetkisi" ile eş anlamlı değildir. Türkiye, Irak'ın hiçbir parçasında etkin bir kontrol sağlamamıştır ve bu sebeple de Türkiye'nin mevcut davada kendisine yüklenen eylemlerden dolayı sorumlu tutulması gerekmektedir.
59. Hükümet, daha sonra, olay zamanı Medina Dağı'nda operasyonda bulunan Türk Silahlı Kuvvetlerinin hiçbir mensubuna bir şikayette bulunulmadığını ve bu sebeple de Türkiye'nin suçlandığı olay ile ilgili olarak herhangi bir soruşturma başlatılmadığına dikkat çekmiştir. KDP'nin Amedi bölge sorumlusu, Shookri Newayi'nin Dohuk'ta düzenlenen bir basın toplantısı sırasındaki ifadelerine yer veren video kayıtları ile ilgili olarak ise Hükümet, Bay Newayi tarafından verilen bilgilerin doğruluğunu tespit etmek ve yerel makamlar tarafından yürütülen soruşturmanın sonucunu alabilmek için için KDP'nin Ankara bürosu ile irtibat kurulduğunu gözlemlemiştir. KDP bürosu, Bay Nerwayi'nin KDP'nin Türk Ordusu ile irtibat görevlisi olduğu, Türk Ordusu ile ilgili hiçbir suçlamanın yapılmadığı ve olayla ilgili olarak da herhangi bir soruşturmanın açılmadığı cevabını vermiştir (yukarıdaki par. 46). KDP'nin yazısında aynı zamanda, ilgili zaman dilimi içerisinde PKK'nin bölgede oldukça aktif olduğu ve KDP ile PKK arasında birçok çatışmanın yaşandığı da belirtilmiştir. Bu bilgi, olay zamanında haber kaynaklarında yer alan ve öldürme olaylarının bölgede aktif bulunan PKK tarafından gerçekleştirilmiş olabileceği görüşlerini de desteklemektedir.
60. Son olarak Hükümet, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hatalı davranışları sebebi ile maddi ve manevi zarara uğrayan kişilerin, yetkili mercilere başvurmalarının akabinde tazminat aldıklarını belirtmiştir. Bu bağlamda, Türk Ordusunun Kuzey Irak'ta gerçekleştirmiş olduğu bir hava saldırısında hayatlarını kaybeden otuz üç kişinin akrabalarına Türk Hükümeti'nin tazminat ödediğini belirten gazete haberine atıfta bulunmuşlardır (yukarıdaki par. 47).
61. Sonuç olarak Hükümet, mevcut davanın şartları ışığında Mahkeme'nin Bankoviç ve Diğerleri kararında varmış olduğu yoruma atıfta bulunarak; Sözleşme ve ek Protokollerinin, iddia edilen ihlalleri için Türkiye'nin yetki alanının Kuzey Irak'a kadar uzanmadığı ve bu sebeple de mevcut davadaki Sözleşme sorumluluğunun Türkiye'ye yüklenemeyeceğini belirtmiştir.
2. Başvuru sahipleri
62. Başvuru sahipleri, başvuru sahiplerinin yargılama yetkisi durumlarının Bankoviç ve Diğerleri kararından etkilenmediği ileri sürmektedirler. Sözleşme organlarının, yetki alanı konusundaki hukuki yorum ve içtihatlarına atıf yaparak başvuru sahipleri, bu olayın mağdurlarının ilgili zaman dilimi içerisinde sorumlu Devlet'in yargılama yetkisi içerinde olduğunu iddia etmektedirler (Loizidou v. Türkiye (ön itirazlar), 23 Mart 1995, Series A no. 310, s. 23, § 62; Loizidou v. Türkiye, 18 Aralık 1996, Reports of Judgments and Decisions 1996-VI, s. 2234, § 52; Kıbrıs v. Türkiye (GC), no. 25781/94, § 76, ECHR 2001-IV; yukarıda bahsedilen Bankovic ve Diğerleri, §§ 54 ve 70; Drozd ve Janousek v. Fransa ve İspanya, 26 Haziran 1992, Series A no. 240, s. 29, § 91; Oppenheim's International Law, 9th Edition 1992 (Jennings and Watts), Sayı. 1, §§ 136 ve 137; Brownlie, Principles of International Law, 4th Edition 1990, s. 298, 311; ve Byers, Custom, Power and the Power of Rules, Cambridge University Press, 1999, s. 53).
63. Başvuru sahipleri, Türkiye'nin Kuzey Irak'ta gerçekleştirmiş olduğu kara harekâtının, başvuru sahiplerinin akrabalarına karşı insan hakları ihlallerinin meydana geldiği alanda "etkin kontrol" (Loizidou kararı bağlamında) kurmak için yeterli olduğunu ileri sürmektedirler. İlgili zaman diliminde Kuzey Irak'ta askeri harekat düzenlenmesi ile ilgili resmi açıklamalarında Türk yetkililer, bölgenin Türk Devleti'nin kontrolü altında olduğunu ve böylelikle de yargılama yetkisi içerisinde olduğunu kabul etmişlerdir (bakınız Hükümet Açıklaması: Konu: Kuzey Irak'taki Askeri Operasyon. Birleşmiş Milletler Türkiye Daimi Temsilciliği Basın Sözcüsü, 20 Mart 1995). Bu askeri operasyonlar sırasında, Türk Hükümeti; bölgeye tank, helikopter ve F-16 savaş uçakları ile desteklenen en az 35.000 asker göndermiştir (Türkiye: Anti-Kurdish Offensive, Keesing's Record of World Events, News Digest for March 1995). Bölgede Türk Ordusunun bölgede sahip olduğu kontrol derecesine binaen, Türk Hükümeti'nin de jure egemenliğe aykırı olarak Kuzey Irak'ta ve bölgedeki insanlar üzerinde de facto bir egemenlik kurduğu söylenebilir. Başvuru sahiplerinin davasının şartları, öldürülen çobanların kasten hedef alınıp, öldürülmesi ve cesetlerinin Türk askerleri tarafından tahrip edilmesi sebepleri ile Bankoviç ve Diğerleri davasından farklıdır. Başvuru sahiplerine göre, Kuzey Irak'ta bir askeri operasyon yapılmasına karar verme sürecinin Türkiye'de yaşanması; başvuru sahiplerinin, ilgili zaman diliminde bölgede Türkiye'nin yargılama yetkisine sahip olduğu mütalaalarına daha fazla ağırlık kazandırmaktadır.
64. Başvuru sahipleri, aynı zamanda, çobanların, 1949 tarihli Dördüncü Cenova Sözleşmesinin 4. maddesinde tanımlanan korunan kişiler kategorisine girdiklerini vurgulamaktadır. Buna bağlı olarak, yedi Iraklı çoban, Cenova Sözleşmelerinde düzenlenen asgari (de minimis) koruma anlamında sorumlu Devlet'in yargılama alanına girmektedir. Mağdurların, uluslararası hukuk altında açıkça Türkiye'nin yargılama alanı içerisine girmeleri gerçeği, başvuru sahiplerinin, bu davada Sözleşme'nin 1. maddesinin uygulanılabilirliği için gerekli şartların yerine getirildiği mütalaalarını desteklemektedir.
B. Mahkeme'nin değerlendirmesi
1. Genel prensipler
65. Sözleşme'nin 1. maddesi aşağıdaki hükmü ihtiva etmektedir:
"Yüksek Sözleşmeci Taraflar, kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanırlar."
66. 1. madde, Akit Devletlere, kendi "yargılama alanlarındaki", bireylerin Sözleşme'de korunan hak ve özgürlüklerine karşı meydana gelen her türlü tecavüze cevap verme zorunluluğu getirir. Sözleşme'de düzenlenen hak ve özgürlüklere karşı meydana geldiği iddia edilen bir tecavüze sebep olan eylem veya ihmallerden dolayı Akit bir Devlet'in sorumlu olabilmesi için yargılama yetkisi uygulaması önemli bir etkendir (Ilascu ve Diğerleri v. Moldova ve Rusya, no. 48787/99, par. 311).
67. Bu alandaki yerleşik içtihat, Sözleşme'nin 1. maddesinin amaçları bağlamında "yargılama yetkisi" kavramının, uluslararası hukuktaki kavramın anlamını yansıttığı şeklinde ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır (Gentilhomme, Schaff-Benhadji ve Zerouki v. Fransa, no. 48205/99, 48207/99 ve 48209/99, § 20, 14 Mayıs 2002; Bankovic ve Diğerleri, §§ 59-61, ve Assanidzé v. Gürcistan, (GC), no. 71503/01, § 137, ECHR 2004). Uluslararası hukuk bakımından Sözleşme'nin 1. maddesindeki "yetki alanları dâhilinde" kavramı; bir Devlet'in yargılama yetkisinin temel olarak coğrafi bakımdan anlaşılmasını gerektirir (yukarıdaki Bankoviç ve Diğerleri, par. 59) bununla beraber, bu yargılama yetkisi, Devlet'in toprakları genelinde normal olarak uygulanıyor şeklinde kabul edilir.
68. Ancak, Sözleşme'nin 1. maddesindeki "yargılama yetkisi" kavramı, Yüksek Akit Tarafların ulusal sınırları ile de sınırlı değildir (yukarıda bahsedilen Loizidou v. Türkiye, par. 52). İstisnai durumlarda, Akit Devletlerin kendi toprakları dışında gerçekleştirdikleri eylemler veya eylemlerin ülke toprakları dışında meydana getirdikleri etkiler, Sözleşme'nin 1. maddesi bağlamında bir kendilerine bir yargılama yetkisi sonucu doğurabilir.
69. Uluslararası hukukun ilgili prensiplerine göre, bir Devlet'in sorumluluğu ancak; -hukuki veya hukuk dışı bir şekilde- askeri bir operasyonun sonucu olarak bir Devlet'in kendi ulusal sınırları dışındaki bir alanda etkin bir kontrol sağlaması ile sabit olur. Böyle bir alanda, Sözleşme'de düzenlenen hak ve özgürlüklerin korunması yükümlülüğü; silahlı kuvvetleri vasıtasıyla doğrudan veya yerel idare aracılığıyla sağlanan bu kontrolden kaynaklanır (a.g.k. par. 52).
70. Bir Akit Devlet'in, kendi ulusal sınırları dışında bir bölgedeki yetkililerin, politika ve eylemleri üzerinde detaylı bir kontrole sahip olup olmadığına karar vermek gereksizdir (a.g.k. par. 56).
71. Bununla birlikte, bir Devlet, başka bir Devlet'in topraklarında olan ancak eski Devlet'in yetkisi dahilinde olduğu tespit edilen ve -hukuki veya hukuk dışı olarak- diğer Devlet topraklarında faaliyet gösteren görevlilerinin kontrolü altında bulunan kişilerin hak ve özgürlüklerinin ihlal edilmesinden de sorumlu tutulabilir (bakınız, mutatis mutandis, M. v. Danimarka, no. 17392/90, Komisyon kararı, 14 Ekim 1992, DR 73, s. 193; Illich Sanchez Ramirez v. Fransa, no. 28780/95, Komisyon kararı, 24 Haziran 1996, DR 86, s. 155; Coard ve Diğerleri. v. the United States, the Inter-American Commission of Human Rights kararı, 29 Eylül 1999, Report No. 109/99, dava no. 10.951, §§ 37, 39, 41 ve 43; ve sırasıyla 52/1979, 56/1979 numaralı Lopez Burgos v. Uruguay ve Celiberti de Casariego v. Uruguay kararlarındaki İnsan Hakları Komitesinin 29 Temmuz 1981 tarihli görüşleri, §§ 12.3 ve 10.3). Bu tip durumlardaki hesap verebilirlik, Sözleşme'nin 1. maddesinin "bir Devlet'e, kendi topraklarında ihlal edemeyeceği Sözleşme'yi başka bir Devlet toprağında ihlal etmesine izin verir" şeklinde yorumlanamayacağı gerçeğinden kaynaklanır.
2. Yukarıdaki prensiplerin uygulanması
72. Yukarıdaki prensipler ışığında Mahkeme; başvuru sahiplerinin akrabalarının, sorumlu Devlet'in, yapmış olduğu sınır ötesi faaliyetler neticesinde, sorumluluğu ve/veya etkin kontrolü ve bu sebeple de yetki alanı içerisinde olup olmadığına karar verecektir.
73. Bu bağlamda Mahkeme, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 19 Mart ve 16 Nisan 1995 tarihleri arasında altı haftalık bir süre boyunca Kuzey Irak'ta askeri operasyonlar düzenlediğinin taraflar arasında ihtilaflı olmadığını tespit etmektedir (bakınız yukarıdaki par. 58 ve 63). Tarafların mütalaalarından ve dava dosyasındaki diğer delillerden sınır ötesi harekâtın, Kuzey Irak'ı bir sığınak olarak kullanan teröristleri takip etmek ve etkisiz hale getirmek amacı taşıdığı anlaşılmaktadır (bakınız yukarıdaki par. 36, 43, 45, 58 ve 63).
74. Mahkeme, bu askeri harekât sebebi ile sorumlu Devlet'in geçici süreli olarak Kuzey Irak'ın belli bir bölgesinde etkin bir kontrol sağlamış olabileceği ihtimalini göz ardı etmemektedir. Buna bağlı olarak ilgili zaman diliminde mağdurların bu özel alanda olduklarına dair yeterli delil bulunması durumunda Mahkeme, mantıken mağdurların (Akit bir Devlet olmayan Irak'ın değil) Türkiye'nin yargılama yetkisi içerisinde olacağına karar verecektir.
75. Ancak, her ne kadar yukarıda bahsedilen askeri operasyona çok sayıda birlik katılmış olsa da, Türkiye'nin Kuzey Irak'ın genelinde etkin bir kontrol sağlayamadığı gözükmektedir. Bu yüzden bu durum Loizidou v. Türkiye ve Kıbrıs v. Türkiye davalarındaki durumdan farklıdır. Kıbrıs ile ilgili davalarda Mahkeme, sorumlu Devlet'in silahlı güçlerinin 30.000 personelden az olmadığını (başvuru sahiplerinin mevcut davada iddia ettiğinden -par. 63- daha az olmadığını kabul etmekle birlikte farklı olarak Kuzey Kıbrıs'ta çok daha uzun bir süre kalmışlardır) ve birliklerin Kuzey Kıbrıs'ın tamamına yerleştiğini tespit etmiştir. Dahası, o alanda sürekli devriye gezilmiş ve adanın güney ve kuzey bölgeleri arasındaki tüm ana iletişim hatları üzerinde kontrol noktaları kurulmuştur.
76. Mevcut davada incelenmesi gereken asıl sorun, ilgili zamanda Türk birliklerinin, öldürme olayının yaşandığı bölgede operasyon yapıp yapmadığıdır. Başvuru sahiplerinin akrabalarının öldürülmesi ile ilgili şikayetlerinin sonucu, bu konunun tespitine dayanır. Hükümet, ısrarla birliklerinin Spna bölgesindeki Azadi köyünde faaliyette bulunduğunu reddetmiştir (yukarıdaki par. 25 ve 58). Bu savın kabul edilebilirliği, tarafların Mahkeme'ye sunmuş olduğu belgeler ve diğer delilerin ışığında, "makul şüphenin ötesinde" olarak adlandırılan ve Mahkeme'nin yasadışı bir öldürme iddiasının doğruluğunu ölçmek için uygulamış olduğu delil standardı kapsamında değerlendirilmelidir ki; bu deliller de yeterince güçlü, net ve birbirleriyle uyumlu veya olayların benzer, çürütülemeyen varsayımlardan oluşmalıdır (Orhan v. Türkiye, no. 25656/94, par. 264, 18 Temmuz 2002; Tepe v. Türkiye, no. 27244/95, par. 125, 9 Mayıs 2003 ve İpek v. Türkiye, no. 25760/94, par. 109).
77. Mahkeme aynı zamanda, başvuru sahiplerinin, akrabalarının ölümlerine neden olan olaylarla ilgili olarak yazılı ifade de verdiklerini belirtmektedir. Başvuru sahipleri ifadelerinde iddia edilen fiillerin Türk askerleri tarafından işlendiğinde hem fikir olmakla beraber, komutanın veya olaylara karıştığı iddia edilen birliğin kimliği konusu gibi detayları verememektedirler (yukarıdaki par. 26-33). Aynı zamanda askerlerin üniformaları hakkında da net bir tanımlama vermemişlerdir. Bu bağlamda, çobanların yakalandıkları ihtilaflı bölgedeki Türk askeri varlığı konusunda bağımsız görgü tanığı ifadelerinin olmadığı belirtilmelidir.
78. Shookri Newayi ve Dohuk'da düzenlenen basın konferansında konuşan diğer KDP görevlilerinin beyanları ile ilgili olarak Mahkeme, bu ifadelerin tamamen aksini iddia eden KDP Ankara bürosu sorumlusu Safeen Dizayee'nin yazısı ve her halükarda Türk askerlerinin ihtilaflı bölgede faaliyette bulunduğuna dair kesin ve yeterli bilgiler içermemeleri sebebi ile herhangi bir kıymet vermemektedir (yukarıdaki 33, 38-40 ve 43).
79. Bununla birlikte Mahkeme, ölü inceleme raporları ve çobanların cesetlerinden çıkartıldıkları iddia edilen "MKE" markalı mermi çekirdeklerini içeren video kayıtlarından, ölümlerin, Türk birliklerinin açmış olduğu ateş neticesinde meydana geldiğini tespit edememiştir (yukarıdaki par. 34, 35, 42 ve 48). Mahkeme, başvuru sahipleri tarafından sunulan ölü inceleme raporlarında "MKE" markalı mermi çekirdeklerinin çobanların cesetlerinden çıkartıldığının belirtilmediğini belirtmektedir (par. 34 ve 35). Buna bağlı olarak Mahkeme, doğruluğu test edilmediği için video kayıtlarına herhangi bir önem atfetmemektedir. Bu bağlamda Mahkeme, olay zamanında başvuru sahiplerinin akrabalarının öldürüldüğü bölgenin PKK militanları ile KDP peşmergeleri arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir yer olduğu gerçeğini de göz ardı edememektedir (par. 41 ve 46). Dahası, resmi kayıtlar ve haber kaynaklarının sınır ötesi bir operasyon gerçekleştirildiğini ve ilgili zamanda Türk birliklerinin Kuzey Irak'ta bulunduklarını doğrulasa da, bu deliller Türk birliklerinin Spna bölgesindeki Azadi köyüne kadar girdiği sonucuna varılmasını mümkün kılmamaktadır (par. 36 ve 43-45).
80. Son olarak Mahkeme, başvuru sahiplerinin, akrabalarının serbest bırakılmalarını sağlamak ve cesetlerin bulunmasından sonra da sorumlular hakkında soruşturma başlatılması için Türk komutanlara başvuruda bulunduklarını iddialarına atıfta bulunmaktadır. Ancak, başvuru sahiplerinin, Hükümet'in savını çürütecek; somut ve inandırıcı deliller getirememesi ve KDP'nin Hükümet'in duruşunu destekleyen mektubu (yukarıdaki par. 46) sebebi ile Mahkeme, Kuzey Irak'ta bulunan Türk komutanlarına böyle bir şikâyetin hiçbir zaman yapılmadığına ve bu iddiaların temelsiz olduğuna karar vermiştir.
81. Elindeki mevcut deliller temelinde Mahkeme, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ihtilaf konusu alanda, özellikle de başvuru sahiplerinin ifadelerine göre mağdurların olay zamanında bulundukları, Azadi Köyü tepelerinde faaliyet gösterdiklerinin aranılan delil standartlarında ispatlanamadığına karar vermiştir.
3. Mahkeme'nin kararı
82. Yukarıdaki tespitlerin ışığında Mahkeme, başvuru sahiplerinin akrabalarının, Sözleşme'nin 1. maddesi bağlamında sorumlu Devlet'in yetki alanına girdiği konusunda tatmin olmamıştır. Bu tespit, başvuru sahiplerinin Sözleşme'nin 2, 3, 5, 8, 14 ve 18. maddelerinin ihlal edildiği iddialarının incelenmesini gereksiz kılmaktadır.
BU SEBEPLERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE;
Başvuru sahiplerinin akrabalarının, Sözleşme'nin 1. maddesi bağlamında sorumlu Devlet'in yetki alanına girmediğine ve bu sebeple başvuru sahiplerinin Sözleşme'nin 2, 3, 5, 8, 14 ve 18. maddelerinin ihlal edildiği iddialarını incelemeye gerek olmadığına karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy