(Özel Hayata Saygı ve Etkili Başvuru Hakları ile Kötü Muamele Yasağı İhlali İddiaları)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2. Daire Kararı
Başkan: J.-P. Costa, Üyeler: Sir Nicolas Bratza, L. Loucaides, C. Bîrsan, K. Jungwiert, V. Butkevych, ve W. Thomassen
Başvuru No: 33218/96
Karar Tarihi: 26 Kasım 2002
Çeviren ve Özetleyen: Murat ŞEN, Komiser Yardımcısı, Polis Akademisi Başkanlığı
Başvuru sahiplerinin annesi, kocası öldükten sonra W.H. adlı kişi ile birlikte yaşamaya başlamış daha sonra sağlık durumu da kötüleştikçe W.H. başvuru sahiplerine karşı cinsel suiistimallerde bulunmuştur. Yetkili kurumlar bu durumun önüne geçmek için girişimlerde bulunsalar da sorun tam olarak çözülememiş ve W.H.'nin başvuru sahiplerine karşı cinsel ve fiziksel suiistimalleri devam etmiştir. Bunun üzerine de başvuru sahipleri Avrupa insan Haklan Komisyonu'na mevcut başvuruyu yapmışlardır.
Başvuru sahipleri, kendilerinin, W.H. tarafından Ocak 1977'den sonra da devam eden kötü muameleye maruz kaldıklarını, bu durumda sosyal servislerin, yetkilerini kullanırken esaslı kusurlu olduklarını ve bunun sonucu olarak da zarar ve kayıplarının devam ettiğini aynı zamanda yerel makamların Ocak 1977'de E. ve L.'ye ilişkin olarak kanıtlanmış cinsel kötü muameleden haberleri olduğunu ve bunun Ocak 1977'den önce bir süre için de devam ettiğini, bu nedenle yerel makamların çocukların eziyete uğramalarının geleceğe yönelik olarak risk taşıdığını ve kötü muamelenin devam ettiğinden haberleri olmaları gerektiğini iddia etmişlerdir ve bu durumların kendileri aleyhine bir Sözleşme İhlali meydana getirdiğini ileri sürmüşlerdir.
Hükümet WH'yi E, L ve T'ye sarih tecavüzlerden suçlu bulan yerel mahkemelerin kararlarının dışında başvuru sahiplerinin eziyete uğramalarının uzaması konusundan Mahkemenin bir değerlendirme yapmasının uygun olmayacağını düşünmektedir, ikinci başvuru sahibi H'nin iddiaları, küçük yaşta eziyete uğramasına çok inandırıcı bir şekilde değinmesine rağmen, sadece, zikredilen uzun dönemleri, 1977'deki ilk mahkumiyetten sonra kötü muamelenin devam ettiğini, kanıt olarak göstermiştir. Onların bakış açısına dayanan ifadeleri 7 Ocak1977'den sonraki eziyet hakkında somut bulgular elde etmek için yeterli temeli sağlayamamıştır.
Ayrıca Hükümet, 20 yıldan daha uzun bir süre önce ve mevcut sonuçlanmamış kanıtlardan oluşan ilgili iddialardan kaynaklanan farklılıklara dikkat çekmektedir. Bununla birlikte Hükümet, W.H.'nin E., L. ve T.'ye karşı göstermiş olduğu davranışların gayri insani veya haysiyet kinci bir muamele oluşturduğunu kabul etmektedir.
Mahkeme ise yapmış olduğu değerlendirmeler neticesinde oybirliği ile;
1. Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlal edildiğine;
2. Sözleşmenin 8. Maddesinin ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına;
3. Sözleşmenin 13. Maddesinin ihlal edildiğine;
4. (a) Davalı Devletin, Sözleşmenin 44 § 2. maddesine göre kararın verilmesinden sonraki üç ay içinde, ödemenin yapılacağı tarihte sterlin olarak aşağıdaki miktarların ödenmesine;
(i) Zararlardan dolayı, E., H., ve L.'ye 16.000 Euro, T.'ye 32.000 Euro,
(ii) Masraflar ve harcamalardan dolayı 64.000 Euro;
(b) Yukarıda belirtilen, kararın verilmesinden sonraki üç aylık sürenin sona ermesiyle yukarıda belirtilen miktarlara Avrupa Merkez Bankasının marjinal ödünç verme faizinin üzerine üç puan eklenerek faiz uygulanmasına;
5. Hakkaniyete dair tüm taleplerinin reddine karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1. Z ve Diğerleri v. Birleşik Krallık , no. 29392/95
2. Avşar v. Türkiye, no. 25657/94
3. Aksoy v. Türkiye, 18 Aralık 1996
4. Aydın v. Türkiye, 25 Eylül 1997
5. Kaya v. Türkiye, 19 Şubat 1998
6. Keenan v. Birleşik Krallık, no. 27229/95
7. Böyle ve Rice v. Birleşik Krallık, 27 Nisan 1988
8. Yasa v. Türkiye, 2 Eylül 1998
9. Hugh Jordan v. Birleşik Krallık, no. 24746/94
10. McKerr v. Birleşik Krallık
PROSEDÜR
1-7. Dava İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin (Sözleşme) eski 25. Maddesi uyarınca Birleşik Krallığın 4 vatandaşı E, H, L ve T (başvuru sahipleri)'nin 2 Haziran 1996 tarihinde Büyük Britanya Birleşik Krallığı ve Kuzey İrlanda aleyhine üvey babalan tarafından maruz bırakıldıkları şartların Sözleşmenin 3, 8 ve 13. Maddelerinin İhlali iddialarıyla yapmış oldukları 33218/96 numaralı başvurudan kaynaklanmaktadır. 23 Ekim 2001 tarihinde Mahkeme davanın kabul edilebilir olduğunu açıklamıştır. 1 Kasım 2001'de Mahkeme, dairelerinin değişmesi sebebiyle davayı 3. Daireden alıp yeni oluşturulan 2. Daireye sevk etmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN ŞARTLARI
8. Başvuru sahipleri E, H, L ve T sırasıyla 1960, 1961, 1963 ve 1965 yıllarında doğmuşlardır ve İskoçya'da yaşamaktadırlar. E, L ve T kız kardeş ve H ise erkek kardeşleridir.
A. Davanın şartları
9-10. Başvuru sahiplerinin annesinin ilk kocasından 6 çocuğu vardır. 1965'de babalarının ölümünden sonra anneleri W.H. ile yasak ilişkiye girmiştir. Bu ilişkisinden de 2 çocuğu olmuştur. Aile Dumfries ve Galloway Bölgesi Konseyi'nin (mahalli idare) tahsis ettiği dairede yaşamaktadırlar. Hükümet tarafından temin edilen kayıtlar, 1970'den bu yana temel olarak annelerinin maddi zorluklarıyla ilgilenildiğini göstermektedir. Annenin sağlık sorunları da vardır ve 1973'de annenin kolunun kırıldığı zaman çocuklardan birisini sürekli olarak evde tuttuğu (muhtemelen evde yardım etmesi için) ve Eğitim Alt Kurulu önünde muhtemelen dinlendiği tespit edilmiştir. Kira ve elektrik faturasını borcunu zamanında ödeyememe sorunlarının 1975 ile 1976 yılları arasında tekrarlandığı, bununla birlikte annenin sağlık sorunlarının da devam ettiği kaydedilmiştir. Ağustos 1976 başlarında 8 çocuğun kalabalıklığına rağmen mutlu oldukları ve hiçbir davranış sorunun yaşanmadığı tespit edilmiştir.
11. 16 Kasım 1976'da ilk başvuru sahibi E.'nin geceleyin dışarıda kaldığı ve aşırı ilaç aldığından dolayı yarı bilinçsiz bir durumda evin yanında bulunduğu kaydedilmiştir. Annenin E.'yi psikiyatri kliniğine götürdüğü de belirtilmiştir. Tıbbi notlar, E'nin kendisini döven, çok fazla bağıran ve üzen W.H. ile annesinin yasak ilişki sürdürmesinden hiç hoşlanmadığından yakınmasını ve bu sebepten kendisini öldürmek için evden kaçtığını içirmektedir.
12. 25 Kasım 1976 tarihli sosyal çalışma raporu ailenin 6 kız kardeş ve 2 erkek kardeş ile anneden oluştuğunu belirtmiştir. En küçük 2 çocuğun babası olan W.H.'nin yasak ilişkide bulunmadığı ve annenin, maddi bakımdan çok kötü olduğundan evlenebilecek durumunun olmadığını ifade ettiği kaydedilmiştir. Evin durumu, annenin sağlığına bağlı olarak düzensiz olarak gözükse de yeterince sıcak ve içten bir ortamın mevcut olduğu izlenimini de uyandırıyordu. Anne, her zaman çocuklarına büyük bir ilgi göstermektedir hatta bu zamanlar aşırıya bile kaçmaktadır. Daha önceden çocukların küçük yaramazlıktan olsa da bu, çocuklara ilgi gösterilmesini gerektiren ilk olaydı. Annenin, çocukların okula devamları ile ilgili kararsız davranışlarına da yer verilmiştir.
13- 14 Aralık 1976'da E okuldan ayrılmış ve kendisine sosyal hizmetler tarafından iş bulması için yardım edilmiştir. 7 Ocak 1977'de, 13 yaşına girmiş, üçüncü başvuru sahibi L. evden kaçmış ve bu olayın peşine W.H.'nin ırzına geçmeye çalıştığını iddia etmiştir. Hemen sosyal hizmetler tarafından yardım alması sağlanmıştır. Polis tüm aile ile görüşmüştür. L.'nin açıklamalarının etkisi ile ilgili olarak sosyal görevlilerin aile ile, özellikle çocuklarla, görüşüp görüşmediği açık değildir. Bunların Çocukları Dinleme Görevlisine havale edilmesi için hiçbir girişimde bulunulmamıştır.
15-16. 7 Ocak 1977'de W.H., E. ve L.'ye gayri ahlaki saldırıdan suçlanarak polis tarafından tutuklanmış ve 8 Ocak 1977'de bu suçtan ötürü sanık ifadesi alınmak üzere Dumfries Mahkemesi önüne çıkarılmıştır. Dava W.H.'nin 20 Ekim 1972 ile 31 Ağustos 1976 tarihleri arasında E.'ye karşı bir ve 1 Ocak 1975 ile 7 Ocak 1977 tarihleri arasında L'ye karşı gayri ahlaki iki fiil işlemesi temelinde ilerlemiştir. Dumfries Şerifi sosyal hizmetlerden sosyal soruşturma ve psikiyatri raporu hazırlanmasını istemiştir. W.H. mahkeme karar verene kadar alıkonulmamış ve başvuru sahiplerinin iddiasına göre eve geri dönmüştür.
17. 11 Ocak 1977'de başvuru sahipleri, polisin, çocuklardan sorumlu sosyal görevli S.'ye, çocukların daha fazla suiistimalden korunması gerektiğini belirten bir rapor verdiğini ifade etmişlerdir. Hükümet mevcut raporlar arasında böyle bir kanıt bulamamıştır.
18. 8 Ocak 1977'de W.H., Şerifin karşısına çıkartılmıştır. 18 Ocak 1977 tarihli sosyal soruşturma raporu, diğerleriyle birlikte, ailenin, sosyal sorunların yüksek oranda yaşandığı bir bölgede bulunan mahalli idarenin tahsis ettiği 4 odalı bir dairede yaşadıklarını ifade etmiştir. Anne sağlık sorunları olan ancak çocuklarına ilgiye öncelik veren düşünceli bir anne olarak tamamlanmıştır. Aile ise, zaman zaman yardım edilmesinden dolayı sosyal hizmetler tarafından iyi bilinmesine rağmen mutlu ve çok düzenli bir grup görünümünde tasvir edilmiştir. Çocukların düzenli olarak okula devam ettiği ve mutlu olduğu belirtilmiştir. Hareketlerinin hiçbir açıklamasını yapamamasına rağmen W.H. suçunu kabul etmiş ve davranışından dolayı utanmadan öte hislere kapıldığı kaydedilmiş ve suçlarının ağır durumunu tam olarak kavrayamamış olduğu ifade edilmiştir. Suç isnat edilmesinden sonra W.H.'nin başvuru sahiplerinin yaşadığı ev dışında bir yer tutmuştur- bu aynı daire bloğunu göstermektedir. Dahası anne bu adamın işlediği suçları kabul etmeye hazır olmadığına işaret edilmiş ve uzun yıllardır yakın ilişkileri sebebiyle sonbaharda evlenmeyi planladıklarını ifade etmiştir. Suçların ağır niteliği sebebiyle bir dönem için sıkı kontrol uygulanması gerekliliği sonucuna varılmıştır.
19-20. Psikiyatri raporu sonucuna göre W.H.'nin herhangi bir psikiyatrik anormalliği olmadığı sonucuna varılmıştır. W.H. iki yıl süreyle Şerif tarafından gözetim altında tutulmaya mahkum edilmiştir. Başvuru sahiplerinin ifade ettiğine göre, bu durum W.H.'nin başvuru sahiplerinin adresinde ikamet etmesine son vermiştir. Hükümet gözetim emrinin eklendiği bu konuyla ilgili kayıtlar ile gözetim dosyasının bulunamadığını belirtmiştir. Bu dönemde denetleme görevlisi olan M., W.H.'yi suçlarının niteliği sebebiyle ailenin evinde yaşamasına izin verilmeyen kişi olarak net bir şekilde hatırlamıştır. Bu dönemde W.H.'yi Dumfries'de ayrı bir adreste ziyaret ettiğini hatırlamış ve W.H.'nin başvuru sahiplerinin evinde değil burada yaşadığına inanmıştır. Bununla birlikte hükümetin incelemelerine eklenen ilk soruşturmada, ailenin sosyal görevlisi vekili olan ve ayrıca E.'nin gözetim görevlisi M., W.H'nin aile ile birlikte yaşadığına dair şüphelerinin olduğunu zira evi ziyaretlerinde W.H.'ye hiç beklenmedik bir şekilde "tam evden ayrılırken" iki üç sefer rastladığını hatırlamıştır. Ancak bunun W.H.'nin gözetim kurallarını ihlal ettiğine dair yeterli bir kanıt olarak görmemiştir.
21. Sosyal görevli R., 24 Ocak ile Haziran sonu (1977) arasında 22 defa evi ziyaret etmiş ve W.H.'yi hiç görmemiştir. Ancak Mart 1977'de annenin hala W.H.'nin yasak ilişkide bulunduğuna dair şüphelerinin olduğu kaydedilmiştir. M., dosyayı devraldığı zaman W.H.'nin orada yaşamadığını (sosyal hizmet davası kayıtları 6 Ağustos 1977) ve W.H.'nin çocuklara maddi yardımda bulunmadığını belirtmiştir. Daha sonraki ifadesinde, kayıtların anne tarafından verilen bilgilere dayandığına işaret etmiştir. Kayıtlar okula devam ile ilgili endişeleri ve anneye defalarca kızları okuldan uzaklaştırılmaması gerektiğinin söylendiğini içermektedir. Eylül 1977'de, okul, kıdemli bir sosyal görevli tarafından ilgilenilen, dördüncü başvuru sahibi T'nin sağlığından duydukları endişelerini dile getirmiştir. Çocukların okula devamı ile ilgili anne ve ikinci başvuru sahibi H'nin katılmadığı bir okul toplantısı düzenlenmiştir. Kasım 1977'de, sosyal görevli eve beklenmedik bir ziyaret gerçekleştirmiş ve W.H.'yi orada bulmuştur. Anne ve W:H. adamın orada yaşadığını inkar etmişlerdir.
22. R. tarafından kaleme alınan 1 Haziran 1977 tarihli sosyal soruşturma raporuna göre, E'nin adli zarardan mahkeme önünde suçlanmasından önce Şubat 1977'de veya sıralarında evi terk etmiştir. Annesiyle yasak ilişkiye giren kişiyle ilgili bir olaydan sonra evden ayrıldığını ifade etmesine rağmen, evde meydana gelen cinsel tacizin geçmişi ile ilgili hiçbir bilgi verilmemiştir. 15 Haziran 1977'de E, kasten zarar vermekten suçlu bulunmuş ve 2 yıl süreyle gözetim altında tutulmaya mahkum edilmiştir. Sosyal hizmet davası notlarında ayrıca Mart 1977'de evi terk ettiği de kaydedilmiştir. Daha sonraki tutanaklardaki iddialarına göre, E., kesin olarak Ekim 1977'de 17. yaş gününde evi terk etmiştir.
23. Okula devam konusu, evde kalan diğer kızlar için hala devam eden bir sorun olarak kaydedilmiştir, ikinci başvuru sahibi H., o dönemde resmen okuldan ayrılmıştır. Daha sonraki ifadelerinde, L., 1977 yılı içinde ara sıra evden kaçması ile ilgili olarak geçici bir süre mahalli idare gözetimi altına alındığını anımsamıştır.
24. Ocak 1978'de anne, L. ve T.'yi okuldan almasının sebebi olarak çeşitli sağlık sorunlarını öne sürdüğü kaydedilmiştir. Şubat 1978'de bir veya iki kızını evde ona yardım etmesi ya da mesajları iletmesi için okula göndermemiştir.
25. Mart 1978'de, anne artık her şeyi boş vermiş izlenimi vermektedir. Haziran 1978'e gelindiğinde anne, verilen randevulara uymasa da sonunda hastane testleri için doktora başvurmuştur. Ekim 1978'de evin koktuğu ve halıların keçeleşmiş olduğu gözlemlenmiştir. Anne sosyal görevlilere Debyshire'da yaşamakta olan W.H.'nin kendisine, onunla gidip birlikte yaşamayı teklif ettiğini belirtmiştir. Ancak bu fikri kısa bir süre içinde reddetmiştir.
26. Ocak 1978'de okula devamsızlığı için L. Çocuk Mahkemesine çıkartılmıştır. Duruşmanın sonunda M., tarafından hazırlanan raporun içeriğinde, annenin maddi ve sağlık sorunları sebep olarak gösterilmiş ve L.'yi evde yardım etmesi için alıkoyanın anne olduğu belirtilmiştir. Cinsel tacizin geçmişi ile ilgili hiçbir kanıt yoktur. Nisan 1978'de L., geçici olarak Clauseborn Değerlendirme Merkezi olarak bilinen sosyal hizmet kuruluşu bünyesinde kalmaktaydı. 22 Nisan 1978'de buradan kaçmış ve tekrar geri dönmüştür. Kesin olmayan bir tarihte de eve geri dönmüştür.
27-28. 17 yaşındaki H., ailesi ile birlikte yaşadığı evi 1978 sıralarında terk etmiştir. L., 15 Ocak 1979'da gece dışarı çıkmak istemesinden kaynaklanan annesiyle girdiği bir tartışma sebebiyle evi terk etmiş ve olayı sosyal hizmetlere ileten polis tarafından geri getirilmiştir. Annesi ile görüştükten sonra, L., sosyal hizmetler tarafından 20 Şubat 1979'a kadar bakım altına alınmıştır.
29. 16 Mart 1979'da L.'nin gittiği okul ailenin birkaç çocuğunun okula devamsızlığı ile ilgili sorunların tartışıldığı olağanüstü bir toplantı düzenlenmiştir. Davet edilmiş olmasına rağmen, toplantıda hiçbir sosyal görevli hazır bulunmamıştır.
30. 28 Mart 1979'da, L. yatılı bir merkeze gönderilmiş fakat ertesi gün eve dönmek için burayı terk etmiştir. Neredeyse aynı zamanda, başvuru sahiplerinin annesi adresini değiştirmiştir. L. annesiyle yaklaşık bir hafta bu adreste kalmış ve sonra bir arkadaşıyla birlikte yaşamak için orayı da terk etmiştir. L. aşırı dozda ilaç almış ve hastaneye yatırılmıştır. Psikiyatristten L.'nin pratisyen hekimine gelen 11 Eylül 1979 tarihli mektup, "L., annesinin yasak ilişkide bulunduğu kişi ile geçinememektedir ve L.'nin bu kişi ile ilişkisinin biraz garip olduğu gözükmemektedir" ifadesini içermektedir.
31. 9 Nisan 1979'da hastaneden taburcu olmasından sonra, L. cinsel ilişkide bulunduğu 50 yaşındaki bir adamla yaşamaya başlamıştır. 17 Nisan 1979'da polis, kendilerine bu olaydan bahseden L'nin ilişkisine son vermiştir. Anne L'nin kontrolü dışında olduğunun ve güvenli bir yere götürülmesini kabul etmiştir.
Mahkeme için sosyal görevli E tarafından hazırlanan raporun içeriğinde, annenin maddi sıkıntıları ve sağlık sorunları hakkında ayrıntılar verilmiş ve okulda devamsızlıktan başka herhangi bir dertlerinin olmadığı üzerine yorum yapılmıştır. Geçmişte olan cinsel suiistimal ile ilgili herhangi bir iz yoktur. L., 18 Haziran 1979'da Closeburn Değerlendirme Merkezine gönderilmiştir. 28 Temmuz 1979 tarihindeki 16. yaş gününe kadar geçen sürenin çoğunda orada kalmış göründü ki bu tarihte çocukların zorunlu eğitimini yürüten yasanın kapsamı dışına çıkmıştır. Çabalar daha sonra ona iş bulmaya dönüşmüştür. L. hakkındaki 1 Ağustos 1979 tarihli sosyal hizmet notları L'nin sosyal hizmet görevlileri eşliğinde annesinin evine yaptığı ziyarette, üvey babası olarak tanımlanan bir adamın oturma odasında olduğunu içermektedir.
35. Başvuru sahiplerinin annesi 1981 yılında ölmüştür. Başvuru sahiplerinin 22 yaşındaki ablaları ailede annesinin rolünü üstlenmiştir.
36. Kasım 1984'te, T. hamile kalıp çocuğu olduktan sonra evi terk etmiştir. Ocak 1988'e gelindiğinde, 3 yaşındaki kızı ile birlikte yaşamaktaydı ve maddi sorunları ile ilgilenen sosyal servisle bağlantısı devam etmekteydi.. Şubat 1988, geçmişte cinsel suiistimale maruz kalmış olduğunu sosyal görevlisine bildirmiştir. Nisan 1988'de, kendisine cinsel tacizde bulunan kişiler arasında, diğer kişilerle birlikte, ki bunlardan birisi tecavüz etmekten mahkum olmuştur, üvey babası W.H'nin de içinde bulunduğunu açıklamıştır. Değiştiğini düşündüğü W.H ile düzenli bağlantısı olmasından dolayı, kendisine, çocuğunun da risk altında olduğu hatırlatılmıştır.
37. Uyarının ardından Kasım 1988 sıralarında polise, E., L. ve T, WH. tarafından cinsel taciz edilmelerinin hikayesini anlatmışlardır. 13 Ocak 1989 tarihindeki ifadesinde, L., 1977'de WH tutuklandıktan sonra, çeşitli sosyal hizmet görevlilerinin geldiğini ve kendisinin ve diğerlerinin WH'nin artık kendileri ile birlikte yaşamadığını söylemek zorunda olduklarını belirtmiştir. Sosyal hizmet görevlisine olanları anlatmak istediğini fakat W.H'den çok korktuğundan yapmadığını beyan etmiştir. WH, L.'yi engellemeye devam etmiş ve davadan sonra iki kez cinsel ilişkiye zorlamıştır.
38. WH.; E., L. ve T.'ye karşı cinsel suçlar işlemekle itham edilmiştir.
39. 20 Temmuz 1989'daki Yüksek Mahkeme önündeki duruşmasında W.H. dört suçunu kabul etmiş ancak iki suçunu reddetmiştir. W.H usulüne uygun bir biçimde, 19 Ekim 1967 ile 18 Ekim 1972 arasında E.'ye karşı gayri ahlaki ağır fiillerden ve yine E.'ye karşı 1 Eylül 1976 ile 18 Ekim 1976 arasında benzer fiillerden, 28 Temmuz 1968 ile 31 Aralık 1974 arasında L.'ye karşı gayri ahlaki fiillerden ve 28 Ağustos 1974 ile 27 Ağustos 1978 arasında T.'ye karşı buna benzer fiillerden mahkum edilmiştir. Sadece son suçlamanın bir kısmı W.H'nin 8 Ocak 1977'deki önceki tutuklanmasından sonraki dönemle ilgilidir.
40. Duruşma mahkumiyet raporlarını temin etmek için ertelenmiştir. 1977'deki mahkumiyetinden önceki çoğu suçunu göz önünde bulundurarak 20 Temmuz 1989'da Yüksek Mahkeme W.H'nin iki yıl ertelenmiş hapis cezasını yürürlüğe koymuştur.
41. 18 Temmuz 1992'de, dört başvuru sahibi, temel olarak mahalli idarenin hukuki görevlerini yerine getirmekte başarısız olduğu, özellikle W.H.'nin ailenin evinde kalmak suretiyle gözetim kurallarını ihlal ettiği ve sosyal hizmetlerin bunu bildiğini ya da bilmesi gerektiğini ve İhlali mahkemeye rapor etmede veya çocukları bakım altına almada başarısız olmaları iddiaları ile mahalli idare aleyhine dava açmışlardır.
42. 4 Ocak 1996'da X ve Diğerleri v. Bedfordshire Kontluk Konseyi (1995) ilgili Lordlar Kamarasının kararına müteakip konseyin başvuru sahiplerinin durumunun bundan farklı olmadığı kararının ışığında, başvuru sahipleri, girişimlerinin reddedilmesine razı oldular.
43. 1992-1993 yılları sıralarında, başvuru sahipleri tacize uğradıkları gerekçesiyle Suç Zararları Tazminatı Programına başvurmuşlardır. Başvurularında aşağıdakileri iddialar yer almaktadır:
(i) E., 1967 sıralarından itibaren 10 yıl. E., 17 yaş gününde (19 Ekim 1977) evi terk edinceye kadar W.H'nin çeşitli cinsel tacizlerine maruz kaldığını ifade etmiştir. Bu arada W.H. tarafından dövüldüğünü, W.H. nin geceleri odasına gelip kendisine cinsel tacizde bulunduğunu bu yüzden sık sık kendisini okula göndermeyip cinsel tacizde bulunduğunu, fiziksel tacizin günlük hayatının bir parçası haline geldiğini belirtmiştir. Ayrıca 19 Ekim 1977 tarihinde, 14 yaşında olduğu sıralarda sosyal hizmetlere gittiğini ve W.H.'nin izinli olmamasına rağmen aile ile birlikte yaşamaya devam ettiğini hatırladığını belirtmiştir. Sosyal hizmetler görevlilerinin evlerine geldiklerinde kendisi ile konuştuklarını hiç hatırlamamaktadır. Sonuç olarak hiçbir şey olmamıştır. 15 yaşına geldiğinde evden kaçmaya başlamıştır. Bir olayda ilaç almış, hastanede polisler yanına geldiğinde W.H'nin kendisine tacizde bulunduğunu anlatmıştır. W.H sadece Ocak 1977'de L. evden kaçtıktan sonra tutuklanmıştır. Bu zamana kadar E.'nin, intihar girişimleri ve ciddi alkol sorunları gibi ciddi sorunları vardır. 24 Nisan 1992'deki psikiyatri raporu, E'nin belirtilerinin travmatik stres teşhisi ile bağdaştığı sonucuna varmaktadır.
(ii) H., 1967'den bu yana W.H'nin fiziksel taciz, saldın ve şiddetli tehdidine uğradığını belirtmiştir. H. de diğerleri ile birlikte W.H. tarafından şiddete maruz kalmış ve cinsel tacize uğramıştır. Bu durum 1978 yılında evi terk etmesine kadar düzenli olarak devam etmiştir. 9 Haziran 1992 tarihli psikiyatrisi raporu, H'nin uzun süreli ilişki sorunları olduğu, kendine güveninin olmadığı ve kalıcı kişilik sıkıntıları olduğu sonucuna varmaktadır.
(iii) L., 1969'dan 1979'da evi terk edene kadar W.H'den cinsel ve fiziksel tacizlere maruz kaldığını belirtmiştir. W.H., L'yi 5 ya da 6 yaşlarında rahatsız etmeye başlamıştır. L. büyüdükçe daha ağır cinsel tacizlerde bulunmaktadır. 11 ya da 12 yaşından itibaren, L. ile birkaç kez cinsel ilişkiye girmiştir. Ocak 1977'de evden kaçtığında, polise olanları anlatmış ve W.H. tutuklanmıştır. Bununla birlikte, W.H. yine eve geri dönmüş ve kendisini tekrar rahatsız etmeye başlamıştır. W.H., L. ile cinsel ilişkiye girmeye devam etmiş ve L. bunu reddettiği zaman onu dövmüştür. Korktuğundan ve daha şiddetli W.H.'nin kendisine saldırabilecek olmasından dolayı bunları daha önce kimseye anlatmamıştır. 24 Nisan 1992 tarihli psikiyatrisi raporu, kabus ve uyku bölünmelerini içeren belirtilerini travmatik stres teşhisi ile bağdaştığı sonucuna varmaktadır.
(iv) Yaklaşık olarak 1989'a kadar T, W.H tarafından cinsel ve fiziksel tacize maruz kaldığını belirtmiştir. Özellikle 9 yaşından önceki hiçbir şeyi hatırlamamasına rağmen, L. gibi o da W.H. ile aynı yatakta uyumaktadır. Küçük yaştan beri haftada iki ya da üç kez cinsel tacize maruz kalmıştır. Daha sonra W.H bunlar için onu okula göndermemiştir. 14 yaşında W.H. tarafından cinsel ilişkiye zorlanmıştır. Bu durum evi terk ettiği 1984 yılına kadar devam etmiştir. 24 Nisan 1992 tarihli psikiyatri raporu, T.'nin kendisine değer vermediği, korku, güvensizlik ve depresyon içeren belirtilerin travmatik stres ile bağdaştığı sonucuna varmaktadır.
44. Uygulanabilir önlemlerin 1 Ekim 1979'dan önce mağdur ve saldırganın aynı ortamda yaşadığı yerde doğan şiddetin zararları iddiasına uygulanamamasına rağmen, Suç Zararları Tazminat Kurulu (CICB), açık bir dikkatsizlik içinde, genel zararlar için E., L., ve T.'ye 25.000 Sterlin (GBP) tazminat ödemiştir.
45. 30 Ocak 1996'da başvuru sahipleri, İskoçya'daki Mahalli İdare Komisyon Üyesi'nin, mahalli idarenin ihmal ve kötü yönetimi iddialarının soruşturmasını üstlenmesini talep etmişlerdir. 8 Şubat 1996 tarihli mektup ile Ombudsman, 1975 tarihli Mahalli idare Kanununun (İskoçya) 24(6)c maddesi gereğince adı geçen görevlinin yargı yetkisi olmadığını belirtmiştir.
B. Taraflarca Sunulan Sosyal Hizmet Uzmanı Raporları
Hükümet tarafından sunulan Ann Black'in raporları
46. Hükümet, özellikle İskoçya' da 30 yılı aşkın çocuk bakımı alanında görev yapmış olan Black aracılığıyla iki rapor sunmuştur.
47. Black, 26 Mart 2002'deki ilk yeminli ifadesinde, ensest durumlar dışında 1970'li yıllarda aile içindeki çocuğa yapılan cinsel tacizin şiddetinin ve mağdurların akıbetinin gerçek değerlendirmesinin olmadığını belirtmiştir. Genelgeler, ayrı bir konu olarak kabul edilmeyen cinsel tacize özel bir gönderme yapmaksızın kasti yaralanmalara değinmektedir. Çocukların cinsel istismarı konusunun Birleşik Devletlerden, Birleşik Krallığa ulaşması ancak 1980'li yıllardadır ve başlarda tartışma konusu olarak görülmüştür. Birleşik Krallıkta sorunun ilk olarak tanımlaması 1984'de yayımlanan "Ailede Çocuğa Cinsel Taciz" -CIBA yayını- ile olmuştur.
48. Black'in deneyimlerine göre, ensest veya cinsel taciz olayının tanımlandığı 1970'lerde ve öncesinde, odak noktası, failin cezalandırılmasının sağlanmasındadır. Mağdurların ihtiyaçlarına neredeyse hiç önem verilmemektedir. Taciz edenin mağdura yıllar sürebilen tacizinin ölçüsünün ya da bu duygusunu saklayabilme yeteneğinin gerçek değerlendirilmesi yoktur. Sosyal Hizmet Görevlilerine çocuk cinsel tacizi konusunda herhangi bir eğitim verilmemiştir.
49. Black'e göre, W. H. 'nin mahkum edilmesinden ve Ocak 1977'de gözetim altına alınması kararı verilmesinden sonra genel olarak devam eden her sorunun, özellikle aile ile birlikte yaşamasını yasaklayan gözetim koşulları çerçevesinde çözüldüğü farz edilmiştir. Mağdurlar acı ve sorunlarını açıkça göstermeseler, hiçbir şey onların durumlarını göz önüne seremez. W. H.'nin gözetim kurallarını ihlal ettiğine dair sadece bir şüphe ve gün boyunca evde bulunması ihlal için yeterli bir kanıt değildir. O, en küçük iki çocuğun babasıydı, aile ile görüşmesi yasaklanmamıştı ve evde bulunması olumlu olarak bile görülüyordu. Gözetimin İhlali ihtimali göz önünde bulundurulsa bile, çocuklara zarar vermeye devam etme ihtimali düşünülmemişti. Zaman harcamaktan kaçınmak için standart uygulama belirli randevularla evi ziyaret etmek şeklindeydi ve Black, sosyal görevlilerin nokta kontrolü yaptıklarını veya W. H.'yi kontrol için beklenmedik zamanlarda arandığını sanmıyordu.
51. 1976'da E.'nin aşın dozda ilaç almasına mütakip, sosyal hizmetler E.'nin W.H.'den hoşlanmamasına ve önceki cinsel saldırı, bağırma ve dövme iddialarına karşı tepki göstermemiştir. Ocak 1977'de L. evi terk ettiğinde, acil sosyal hizmet görevlisi dışında ne bu durumu izleyen ne de E. ve L. ile W.H.'nin tutuklanmasından sonra görüşen herhangi bir sosyal hizmet görevlisi yoktur. Sosyal görevliler o dönemde cinsel tacizin etkilerinin farkında olmasalar bile, iki kızın başına gelen olaylar ve onlar tarafından anlatılan aşikar acılar, özellikle geçmiş olayların şiddetini açığa çıkarmak ve evdeki diğer çocukların cinsel veya fiziksel taciz riskinin olup olmadığını öğrenmek için, teker teker her biriyle evde neler olduğunu konuşma girişimine sebep olmalıydı.
52. Ayrıca, R.'nin mahkeme için hazırladığı, W.H.'nin sıkı kontrol edilmesinin gereğini açıklayan ve annenin W.H.'nin suçlarını reddetmesini içeren raporun ışığında, W.H.'nin ve annenin, W.H.'nin evde yaşamadığına dair verdikleri teminatlara güvenilemezdi. R., gözetim kurallarının İhlali sonuçlarıyla ilgili herhangi bir uyarıda bulunmamıştır. Haziran 1977'de E.'ye dair rapor hazırlandığında, cinsel taciz ya da evdeki sıkıntılar hakkında herhangi bir kanıt yoktur. Ocak 1979 tarihli Çocuk Oturumu için hazırlanan rapor da sorunlarının tamamını açıklamakta başarısız olmuştur. Mahkeme boyunca W.H.'nin gözetim şartlarına bağlılığı ve kızların güvenliğinin değerlendirilmesi için başka insanların başına gelen örneklerin mevcut bilgileri kullanılmamıştır. Haziran ayındaki E.'ye dair rapordan sonra, aileyle ilgilenen görevlilerin evdeki yaşama düzenlemelerinin güvenliklerini artırmaları beklenebilirdi. L.'nin raporundaki detayların eksiklikleri Çocuk Oturumunun L.'yi denetim altına alabilmek ve evdeki durum hakkında daha çok konuşma fırsatı sağlamak olan temel bilgilerden mahrum bırakmıştır.
54. Black, L. ile ilgili Çocuk Mahkemesiyle önemli sonuçları paylaşmanın ve okulla iş birliği içinde çalışmanın yetersizliği, W.H.'nin gözetim altına alınmasından sonra durumun sıkı kontrol gerektirdiğinin ve annenin kızlarının W.H.'ye karşı şikayetlerine inanmamasının öneminin göz ardı edildiği, W.H.'nin tutuklanmasından sonra kızların ihtiyaç duyduğu desteğin başarısızlığına katkıda bulunan herkes ve aileye yaklaşılmasında sosyal hizmet birimlerinin yetersizliği sonucuna varmıştır.
Başvuru sahiplerinin sunduğu Richard Jack'in hazırladığı raporlar
55. Başvuru sahipleri, 28 yılı aşkın sosyal hizmet uygulamalarında deneyimleri ile sosyal hizmetlerde uzman , Richard Jack tarafından hazırlanan 20 Mart, 13 Mayıs ve 10 Haziran 2002 tarihli üç rapor sunmuştur.
56. Richard Jack, profesyonellerin katı yaklaşımının, SW1/75 numaralı genelgenin yayınlandığı 1975'ten bu yana, cinsel tacizin açıkça ifade edilmemesine rağmen, ihmal ve çocuk koruması hususunda desteklendiğini belirtmiştir.
1970'lerin ortalarına kadar önemli çocuk tacizi sorunları ile ilgili resmi ve profesyonel bilgiler ortaya çıkmazken, bu davada, E. ve L. inanılan ve şüphe edilmeyen açıklamalarda bulunmuştur. Sorunun kaynağı hakkında, özellikle Kempe ve Kempe'nin 1978 yılında, diğerleri ile birlikte, yayınlanan eseri, tacize uğramış çocukların sergilediği davranışlara dair getirmiş olduğu net tanımlamalarla, uygulayıcıların literatürü tanımasına yardımcı olmuştur.
57. 1973 tarihine dönüldüğünde, okul devamsızlık tarihi kayıtlan ve ailenin uzun süreli sorunlarına rağmen, sosyal hizmetler ve eğitim makamları arasındaki diyalogun en az seviyede olduğu görülmektedir. Ailenin sosyal hizmet görevlisi olan E. duruma dair net bilgisinin olmadığı izlenimini vermektedir. W.H.'nin gözetimini sonradan denetleyen M. de vasıflı bir sosyal görevli değildir ve ortaya çıkan suçun devamlılığı ve ciddiyeti ile ilgili özel bilgiye sahip gibi görünmemektedir.
59. Sosyal hizmetlerin kayıtları W.H.'nin evde yaşamaya devam ettiği konusunda açık şüpheleri içermekteydi. Sıkı kontrollerin gerektiği gözetim kurallarının genel durumu ifade edilmesine rağmen, W.H.'nin ikamet ettiği gerçek yere dair komşulardan ya da yerel polisten yararlanılacak daha kapsamlı soruşturmalara yönelik hiç bir girişim olmamıştır. Gözetim kurallarının İhlali çok ciddi bir konudur ve bu durum, dosyanın tekrar ilgili mahkemeye şevkini gerektirmektedir.
60. 1978'de L.'nin okula devamsızlığı Çocuk Mahkemesinde değerlendirildiğinde, 1977'de evden kaçmasının sebepleri ya da aile içinde ihmal edilmesi geçmişi hiç ele alınmamıştır. Sosyal hizmetlerin jüri üyelerine tüm bilgiyi sağlamaması, onların ihmalkarlığından kaynaklanmaktadır. Mart 1979'da okuldaki toplantıya herhangi bir sosyal görevli katılmamıştır. Ailenin koşulları ve geçmişini tamamen, tarafsız ve dürüst bir şekilde yeniden inceleyen herhangi bir olağanüstü görüşme hiçbir zaman olmamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
Gözetim
61. İskoçya'da hapis cezası sadece başka bir seçenek kalmadığı zaman başvurulan bir yoldur. 1975 tarihli (İskoçya ) Ceza Muhakemeleri Kanunun 384. maddesi hükmüne göre, gerektiği durumlarda kullanılmış olan ceza yollarından biri gözetimdir. Bir suçlu gözetim altına alındığında, gözetim süresince özgürlüğü elinden alınmaz fakat gözetim kurallarının gerektirdiklerine uymak zorundadır. Tüm durumlarda, kurallar suçlunun iyi davranmasını, denetim görevlisinin emirlerine uymasını ve eğer ikameti ya da işi değişirse bu durumları denetim görevlisine bildirmesini gerektirmektedir, ikamet yerine dair şartlar gibi diğer şartlar da gözetim altında bulunan kişiye zorla kabul ettirilebilir. Eğer suçlu gözetim kurallarının gerektirdiklerine uymakta basan gösteremez ise başarısızlığı Sosyal Hizmetler Birimi'nin denetim görevlisi veya diğer sorumlu görevlileri tarafından karan veren mahkemeye rapor edilir. Kurallara açık ihlal olduğu zaman denetim görevlisinin tedbir alma yetkisi vardır. Görevliler, gözetim alandaki kişinin davranışlarının değiştiğini düşünürse, davranışlarıyla ilgili olarak kendisini ikaz edebilirler. Sorunu mahkemeye rapor ederse, bunun üzerine mahkeme sorunla ilgili soruşturma başlatır. Eğer başarısızlığı keyfiyetinden kaynaklandığı kanıtlanırsa, mahkeme gözetim altına alınan kişiye gözetim altına alınmasına sebep olan suçundan dolayı hapis cezası kararını da içeren çeşitli cezalar verebilir.
Çocuk bakım düzenlemeleri
62. İskoçya'da çocukların bakımı ve korunması, ilgili zaman diliminin büyük çoğunluğunda, 1968 tarihli Sosyal Hizmet Kanununa (İskoçya) (1968 Kanunu) göre takip edilmiştir.
63. Ebeveyn ve vasinin hastalık, zihinsel bozukluk ya da diğer durumlar sebebiyle çocuklarına kalacak yer sağlamakta onları geçindirmek ve büyütmekte başarısız oldukları görüldüğünde 17 yaşın altındaki çocukların bakım altına alınması 1968 Kanununun 15(1) maddesine göre mahalli idarelerin görevidir. Çocuğun sağlığı için müdahalenin gerekip gerekmediği test edilirdi. Gereksiz acı çeken ve zalimane davranışlardan muzdarip olan muhtaç çocuklar için 31. maddeye göre zorunlu bakım önlemleri de gereklidir. 37 (1) maddesine göre, bir çocuğun bu kategoriye girdiğine inanmak için mantıklı sebebi olan herkes, çocuk kurulunun raportörünü bilgilendirebilirdi.
64. Çocuk Kurulu özellikle çocuktan kapsayan davalar ile ilgilenmek için düzenlenmiş mahkemedir. Raportör çocuğun sağlık şartlarını ortaya çıkaracak güce ve üç seçeneğe sahiptir; daha ileri eylemlerin olmamasını sağlamak, onlara destek ve danışman verilmesi için sosyal hizmet birimine durumu iletmek, ya da Çocuk Mahkemesini toplantıya çağırmak. Çocuk Kurulu, çocuğu, uygun gördüğü şartlara göre danışma talebinde bulunmaya ya da özel bir kurumda ikamete zorlama yetkisine sahiptir.
1975 tarihli Çocuk Kanunun yürürlüğe girmesiyle mahalli idare, gerekli gördüğünde, soruşturma açmak yetkisi kazanmıştır.
66. 1968 Kanununun 37(2) maddesine göre, bir polis memuru ya da sulh hakimi tarafından yetkilendirilen diğer bir kişi, eğer bir çocuğa karşı zulüm ya da gereksiz cezalandırma içeren suçlar işlendiyse, çocuğu "güvenli bir yere" götürebilir.
Taciz mağdurlarına açık mevcut yasal yollar
Özel Hukuk Davaları
67. Bir çocuğun cinsel ve fiziksel olarak taciz edilmesi, genel olarak, adli bir suç oluşturmakla birlikte, bir şahsi kusur (saldırı gibi) teşkil edip, saldırganın verdiği zararlar için davaya neden olur.
68. Şahsi zarar davaları kendi ya da vekaleten görevlendirilenlerin eylemleri sonucu ortaya çıkan haksızlık iddiaları hususunda sosyal hizmet birimleri (mahalli idare) aleyhine de açılabilir.
69. İskoç Hukukuna göre, kanun sadece açıkça veya zımni olarak bazı sorumlulukları yüklerse ya da hukuki kurum ile sözkonusu kişi arasındaki ilişkinin genel hukuk kuralları meydana getirmesine ve hukuki kurumun bu görevi yerine getirmemesine veya ihmal etmesine dair bazı belirtiler olursa, hukuki görevlerini yerine getiren kurum ifa ettiği ya da etmediği bu görevlerden (görevlerinde kasti ihmal bulunmama halinde) etkilenen kişinin zararlarından sorumlu olacaktır.
70. Z ve Diğerleri v. Birleşik Krallık (GC), (no. 29392/95, ECHR 2001-V) davasında açıklandığı gibi, olayların belirli sınıflarında ihmal artar. Bu sınıflar genişletilebilir. ihmalden kaynaklanan zarar üç türlüdür: özen yükümlülüğü, özen yükümlülüğünün İhlali ve zarar. Özen yükümlülüğü, sanık eğer dikkatsizce davranırsa, sanığa zarar ve ziyandan yaptırım uygulanabildiği sınıflar arasındaki ilişkileri açıklayan kavram olarak tanımlanır. Alışılmamış durumlarda özen yükümlülüğünü göstermek için iddia sahibi üç aşamalı bir testi geçmek zorunda olup aşağıdakileri kanıtlamalıdır:
- iddia edilen zararın öngörülebilir olduğu;
- sanıkla uygun yakınlık ilişkilerinin olduğu;
- sanığa yaptırım uygulanabilmesinin adil, meşru ve akla yakın olduğu.
Bu konudaki örnek dava Caparo Industries v. Dickman ((1990) 2 AÇ 605)'dır.
71. Eğer mahkeme hukuki bir konu olarak belli durumda özen yükümlülüğünün gerçekleşmediğine karar verirse, bu karar aynı ilişkiler içindeki tarafların gelecek davalarında uygulanır (teamüle bağlı olarak).
X ve diğerleri v. Bedfordshire Kontluk Konseyi ((1995) 3 AER 353) kararı bu alanda Birleşik Krallık'ta yol gösteren bir içtihattır. Lortlar Kamarası bu davada, mahalli idarelerin, çocukların sağlık durumu ile ilgili görevlerinin yerine getirilmemesine dair ihmal ya da hukuki ihlal sebepleriyle dava edilemeyeceklerine karar vermiştir. Bu davada çocuklar bazı ihmal ve anne-babalarının kötü muamelesinden muzdarip olmuş ve mahalli idarenin, diğerleri ile birlikte, başlangıçta yetkilerini onlarla ilgilenmek için kullanmadıklarından, onları korumada başarısız olduğu iddia edilmiştir, iddialara göre mahalli idarenin ihmal zararına uygun olarak başvuru sahiplerine karşı özen yükümlülüğüne sahipti, Lord Browne Wilkonson kararında, mahalli idarenin görünüşteki uygulamalarının cezalandırılmasının adil, dürüst ya da akla yakın olmadığından özen yükümlülüğünün ortaya çıkmadığını tespit etmiştir.
73. Son zamanlardaki, 15 yaşındaki cinsel taciz şüphelisi bir erkek çocuğunun mahalli idare tarafından evlerine yerleştirilmesi ile anne babalar ve çocukların cinsel taciz ve zarardan şikayet etmeleri davası ile ilgili olan W. ve Diğerleri v. Essex Kontluk Konseyi ((1998) 3 AER 111) davasında, Lortlar Kamarası 16 Mart 2000 ((2000) 2 WLR 601) tarihli kararı ile anne babanın, evlerine yerleştirilen çocuk üzerinde özen yükümlülükleri olduğu iddiasını kabul ederken, Temyiz Mahkemesi, özen yükümlülüğünün ailenin çocukları üzerinde olduğuna dair bir karar vermiştir. Lortlar Kamarası, 17 Haziran 1999 tarihli Barrett v. the Landon Borough of Enfield ((1999) 3 WLR 79) davasında da aynı karan vermiştir. Bu dava on aylıktan on yedi yaşına kadar bakım altında bulunan davacının mahalli idarenin derin psikiyatrik kişilik sorunlarına sebep olan, sağlığının korunmasında ihmali olduğu iddiaları ile ilgilidir. Mahalli idare, davanın açılabilmesi için gerekli şartların oluşmadığından davanın kaldırılması için başvurmuştur. Lortlar Kamarası, davacının temyiz talebini kabul etmiş, X ve Diğerleri v. Bedfordshire Kontluk Konseyi çocuk tarafından mahalli idare aleyhine açılan önceki davasında ihmal iddialarının davanın şartları içerisinde önlenemeyeceğine oybirliği ile karar vermiştir.
Adli Zararlardan Doğan Tazminat
74. Adli Zararlar Tazminatı Otoritesi (ilgili zamanda Kriminal Zarar Tazminat Kurulu olarak bilinir-CICB), adli suçtan mağdur olan ve iddia edilen zarara uğrayan bir başvuru sahibi lehine, olasılıkların oluştuğundan tatmin olması durumunda tazminata karar verebilir. Her yıl yaklaşık 210 milyon paunt'luk ödeme yapılır. Bununla birlikte, 1 Ekim 1979'a kadar yürürlükte olan kanunlara göre, mağdur ve saldırganın belirli bir ailenin üyeleri olarak aynı zamanda bir arada yaşıyor olmaları iddiaları tamamen muhakemenin reddine sebep olmaktaydı.
Adli Gözden Geçirme
75. İskoçya'da çocukların sağlığı ile ilgili kanuni görevlerini icra eden sosyal hizmet birimlerinin hareketleri, ihmalleri ve kararları Sulh Ceza Mahkemesinde adli gözden geçirmeye tabidir. Örneğin çocukların ikamet ettikleri yer ile ilgili ya da taciz eden kişinin isminin sicile kaydedilmesi gibi mahalli idare kararları, iptal edilmiştir. Zararlar bu tip işlemler aracılığıyla tazmin edilebilir.
Mahalli İdare Ombudsmanı
76. Sosyal hizmet birimlerinin hareketlerinden veya yapmadığı işten zarar gören kimse, mahalli idarenin kötü yönetiminden mağdur olduğu iddiasını, görevleri içerisinde yazılı şikayetlerin sonucunda soruşturma açılmasını sağlamak da olan İskoçya'daki Yerel Yönetim Komisyonuna iletebilir (Değişik 1975 tarihli (İskoçya) Yerel Yönetim Kanunu Bölüm II). Mahalli İdare Ombudsmanı tazminat ödenmesini içeren uygun çözümler önerebilir. Mahalli idare tazminat ödenmesi önerisine yasal olarak zorlanamamasına rağmen, genel uygulama bu yöndedir.
77. Açılabilecek soruşturmalarda bazı sınırlamalar vardır. Yukarıda belirtilen 1975 tarihli Kanunun 24(4). Maddesi uyarınca, şikayetçiler, ilgili konudan bilgilerinin olduğu günden itibaren 12 ay içerisinde şikayetlerini bildirmekle yükümlüdürler. Ombudsman, zarar görmüş kimsenin herhangi bir hukuk mahkemesinde tahkikat yoluyla çözüm bulunmuş ya da bulunabilecek herhangi bir sorunu hakkında soruşturma açamaz.
HUKUKİ BOYUT
I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİ İHLALİ İDDİASI
78. Sözleşmenin 3. Maddesi şu şekildedir;
"Hiç kimse işkenceye, gayri insani yahut haysiyet kinci ceza veya muameleye tabi tutulamaz."
A. Tarafların iddiaları
1. Başvuru sahipleri
79. Başvuru sahipleri, bir bütün olarak ele alındığında kanıtların, kendilerinin, W.H. tarafından Ocak 1977'den sonra da devam eden kötü muameleye maruz kaldıklarını, bu durumda sosyal servislerin, yetkilerini kullanırken esaslı kusurlu olduklarını ve bunun sonucu olarak da zarar ve kayıplarının devam ettiğini iddia etmişlerdir. Aynı zamanda yerel makamların Ocak 1977'de E. ve L.'ye ilişkin olarak kanıtlanmış cinsel kötü muameleden haberleri olduğunu ve bunun Ocak 1977'den önce bir süre için de devam ettiğini ileri sürmüşlerdir. Bu nedenle yerel makamlar çocukların eziyete uğramalarının geleceğe yönelik olarak risk taşıdığını biliyorlardı ve kötü muamelenin devam ettiğinden haberleri olmalıydı.
80. Bununla birlikte yerel makamlar gerekli olan koruma önlemlerini almamışlar ve kanuni olarak tüm masrafları karşılaması gerekirken bu durumun gereğini yerine getirmemişlerdir. Ocak 1977'de, çocukların durumundan Çocuklar Paneli raportörün haberdar edilmesinin nedeni, çocukların sağlıktan hakkında ciddi endişeler olmasıdır (annenin üstesinden gelecek durumu yok, okul yönetimi merhametsiz, E. intihar girişiminde bulunmuş ve E ve L cinsel kötü muameleye uğramış). Daha sonra durumu daha iyi araştırmak için bir duruşma yapılmıştır. Çocuklara söz vermedeki yetersizlik onların sağlığının korunması için gereken önlemlerin alınmasını engellemiştir.
81. Diğer bir hata W. H.'nin gözetim altında bulunurken denetlenmesinin gereği gibi yerine getirilememesidir. W. H.'nin evde bulduğuna ve yine de meydana gelen bu olayla ilgili daha ileri bir araştırma yapılmadığına dikkat çekilmiştir.
Mahkum olmuş cinsel bir suçlunun ev halkı ile ilişki kurmasına konusunda Raportöre herhangi bir bilgi verilmemiştir. Aynı zamanda L.'nin bilinen davranışları (evden kaçma, okuldan kaçma, kabahat nevinden suçlar işleme), sosyal servis görevlilerini, davranışlarının nedenlerini araştırmak için üst düzey bir toplantı düzenlemeye sevk etmediği gibi kendisinin W. H. tarafından cinsel kötü muameleye uğradığı bilgisi de, 1978'de, L.'nin okuldan kaçması ve 1979'daki önlemlerle ilgili konuları ele aldığında Çocuklar Paneli de dahil olmak üzere ilgili kuruluşlara sosyal hizmetler tarafından verilmemiştir.
82. Başvuru sahiplerinin iddiasına göre, yerel makamların kötü muamele riskinin devam edeceğinin farkında olmaları gerekirdi, kanıtların gösterdiği gibi ailelerde cinsel kötü muamelenin meydana geldiği konusunda zamanında bilgileri vardı, zira W.H, arada bir devam eden, ağır cinsel tacizlerden dolayı suçlu bulunmuştu ve evde cinsel ilişkiye girmeye devam ettiğine dair kaydedilmiş şüpheler vardı. Ayrıca yerel makamların, E. ve L.'nin tedirgin davranışlarıyla cinsel kötü muamele arasında muhtemel bir ilişkinin olduğunu açıkça anlamaları gerekirdi.
Teker teker çocuklarla konuşmak için herhangi bir girişimde bulunulmamıştır, sosyal görev görünüşte kira ve finans gelirlerini toplamak ile ilgileniyordu. Ayrıca ziyaretler, W.H'nin çoğu zaman yakasını kurtarmak için haberdar olmasına imkan veren, düzenli ve önceden planlanmış zamanlarda yapılıyordu.
2. Hükümet
83. Hükümet W.H' yi E, L ve T'ye sarih tecavüzlerden suçlu bulan yerel mahkemelerin kararlarının dışında başvuru sahiplerinin eziyete uğramalarının uzaması konusundan Mahkemenin bir değerlendirme yapmasının uygun olmayacağını düşünmektedir. İkinci başvuru sahibi H'nin iddiaları, küçük yaşta eziyete uğramasına çok inandırıcı bir şekilde değinmesine rağmen, sadece, zikredilen uzun dönemleri, 1977'deki ilk mahkumiyetten sonra kötü muamelenin devam ettiğini, kanıt olarak göstermiştir. Onların bakış açısına dayanan ifadeleri 7 Ocak 1977'den sonraki eziyet hakkında somut bulgular elde etmek için yeterli temeli sağlayamamıştır. Ayrıca Hükümet, 20 yıldan daha uzun bir süre önce ve mevcut sonuçlanmamış kanıtlardan oluşan ilgili iddialardan kaynaklanan farklılıklara dikkat çekmektedir. Bununla birlikte Hükümet, W.H.'nin E., L. ve T.'ye karşı göstermiş olduğu davranışların gayri insani veya haysiyet kinci bir muamele oluşturduğunu kabul etmektedir.
84. Hükümet, başvuru sahiplerinin iddialarından Ocak 1977'den bu yana, daha önce değil, sosyal servislerin W.H tarafından sürdürülen cinsel kötü muamelenin olma riskini biliyorlardı veya bilmeleri gerekiyordu anlamını çıkarmıştır. Ocak 1977'de mahkumiyetin devamında Sosyal Çalışma Biliminin W.H'nin evde ikamet etmeye devam ettiği hakkında herhangi bir kamu olmadığı ileri sürülmüştür.
Hiçbir başvuru sahibi, W.H'nin hala evde yaşadığını ve kötü muameleye devam ettiği konusunda sosyal görevlileri gördükleri zaman ya da çeşitli amaçlarla yapılan görüşmelerde, herhangi bir ipucu vermemiştir. Sosyal görevli Bay M'nin, W.H'yi iki veya üç defa evden ayrılırken tespit ettiğini beyan etmesine rağmen, belgelerin gösterdiği gibi, anne ve W.H., W.H.nin orada oturduğunu reddetmişlerdir ve bu sebeple Bay M., W.H'nin çocuklar okuldayken gün içindeki ziyaretleri orada yaşamasıyla aynı anlama gelmediğini ve daha ileri eylemleri haklı çıkarmak için gözetimi ihlal ettiğine dair yeterli bir kanıt oluşturmadığını düşünmüştür.
85. Başvuru sahiplerinin hala kötü muameleye maruz kaldıkları konusunda sosyal görevlileri şüphelendirecek başka bir belirtici nitelik bulunmamaktadır. Bu sebeple okul bakımlarındaki problemleri, annenin hastalığı ve parasızlık sebebiyle artan zorluklarla ilgilenilmiştir. Bu sebeple Hükümet, sosyal servislerin devam eden herhangi bir kötü muameleden bilgilerinin olmadığını, zamane uygulaması ve bakış açısını göz önünde bulundurarak, W.H'nin başvuru sahiplerine kötü muameleye devam edilmesinin değerlendirilmesinde hataya düşülmesinin yasal olarak eleştirilemeyeceğini ileri sürmüştür.
86. Hükümet, sosyal servislerin görevlerinde bazı bakımdan yetersiz olduğu, özellikle 1977'de W.H'nin tutuklanmasından sonra başvuru sahiplerine yardım sunulması hususunda, başvuru sahipleriyle aynı fikirdeydi. En ciddi ihmal mahkumiyetten sonra Çocuk Mahkemesi Raportörüne başvurmadaki başarısızlıktır.
Bu muhtemelen ailesi ve onunla çok yakın ilişkiler kuran L. hakkında denetleme emri çıkartılmasına yardımcı olabilirdi. Ayrıca W.H'nin ve annenin evde kalmadığına dair teminatlarına daha az güvenerek W.H'nin denetiminde daha fazla ihtiyatlı olunmadığı ve E.'ye dair Haziran İ977'de mahkeme için hazırlanan özgeçmiş raporuna ve L.'ye dair Ocak 1978'de ve Nisan 1979'da hazırlanan sosyal soruşturma raporu kötü muamelenin açıklanması ve W.H'nin mahkumiyetiyle çevrelenmiş önceki koşullara mal edilmeliydi. Ve Nisan 1979'da L'ye polis tarafından yapılan ziyaret evdeki durum hakkında tartışmalara öncülük etmeliydi.
87. Bununla birlikte, bu hatalara rağmen, W.H tarafından kötü muamele yapılmasındaki daha ileri olayların tespit edilmesine ön ayak alması için yerel makamları yeren herhangi bir farklı yönetimin olmasının gerektiği söylenemez. Bu dönemde, bir açıklama yapmaya gerek olmaksızın, başvuru sahipleri ve sosyal servisler arasındaki devam eden bir ilişki vardı. Aynı şekilde gözetim yöntemlerinin ihlal edilme olasılığı daha ciddi bir şekilde düşünülse bile, sosyal servislerin W.H.nin evde yaşadığına dair somut bir kanıtı olamazdı. Bu koşullarda başvuru sahipleri aleyhine 3. maddenin ihlal edildiği söylenemez.
B. Mahkemenin değerlendirmesi
1. Genel kriterler
88. 3. madde demokratik bir toplumun en temel değerlerinden birisini oluşturur. Bu madde kesin olarak işkenceyi veya gayri insani davranıştan ya da haysiyet kırıcı muamele ya da cezayı yasaklamaktadır. Yüksek Akit Taraflar üzerindeki Sözleşmenin 1. maddesinde belirtilen kendi yargı alanlarında her ferde Sözleşmede belirtilen hak ve hürriyetleri tanımak zorunluluğu 3. madde ile birlikte ele alındığında Devletler, kendi yargı alanları içerisinde insanların, bireyler tarafından yapılan kötü muameleler dahil işkence, insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdürler (bakınız. A. v. Birleşik Krallık kararı, 23 Eylül 1998, par.22). Bu önlemler özellikle çocuklar ve savunmasız insanların etkili korunmasını sağlamalıdır ve makamların bilgi sahibi olduğu veya olması gerektiği kötü muameleyi engellemek için mantıklı adımlar içermelidir (diğerleri ile birlikte bakınız. Osman v. Birleşik Krallık kararı, 28 Ekim 1998, par. 116). Mahalli idarenin dört buçuk yıldan daha uzun bir süre çocukların ihmal ve cinsel olarak suiistimal edilmelerini önleyemeyen bir hata Z. ve Diğerleri v. Birleşik Krallık (29392/95, par.74-75,) davasında Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiği tespitinin yağılmasına sebep olmuştur.
2. Mevcut davadaki başvuru
89. Mahkeme, dört başvuru sahibinin uzun bir süre W.H tarafından cinsel ve fiziksel kötü muameleye maruz kalmalarını iddia ettiklerini hatırlatmaktadır. Açıklanan davranışların (bkz. par.43) gayri insani ve haysiyet kinci olarak Sözleşmenin 3. maddesinin alanı içine girdiğinden şüphe yoktur.
90. W.H.'yi tarafı olmadığı yargılamada daha ileri adli suçlardan suçlu bulunmasına eşdeğer durumundan dolayı hükümet sağlık sorunlarının bulunmaması adli mahkemelerin dışında olması gerektiğini kanıtlamaya çalıştı. Mahkeme Hükümetin başvuru sahiplerinin iddialarının doğruluğu hakkında tartışmadığını ya da başvuru sahiplerinin haksız, hatalı veya asılsız iddiaları olduğunu kanıtlamaya çalışmadığını belirtmiştir. Adli zarar tazminat kurulu, uzun süre cinsel tacize uğradığı iddialarını ileri süren E., L. ve T.'ye önemli miktarda tazminata karar vermişti, ikinci başvuru sahibi H'ye tazminat ödenmediği ve onunla ilgili W.H.'ye karşı hiçbir resmi suçlamanın yapılmadığı doğrudur. H.'nin bu bağlamda 1992'de düzenlenen özel yargılama sürecinde, nispeten geç sayılabilecek bir süreye kadar fiziksel kötü muamele hakkında herhangi bir açıklama yapıp yapmadığı belli değildir. Bununla birlikte, diğer başvuru sahiplerinin, kız kardeşleri, durumları evde meydana gelen şiddet ve fiziksel muamelelerle ilgili H.'nin iddialarını desteklemektedir ve sunulan fizyolojik raporlar cinsel tacizin geçmişi ile tutarlılık göstermektedir.
91. Mahkeme, başvuru sahiplerinin açıkladıktan gibi cinsel tacize maruz kaldıkları konusunda bir tespitte bulanabileceğine karar vermiştir. Bu durum, W.H. için bir adli sorumluluk doğuracağı şeklinde yorumlanamaz. Sözleşmeye göre adli hukuk sorumlulukları uluslararası hukuk sorumluluğundan farklıdır ve Mahkeme iç hukukta verilmiş olan bir suç veya masumiyet tespiti ile ilgilenmemektedir (bkz. örneğin, Avşar v. Türkiye, no. 25657/94, ECHR 2001, § 284).
92. Bu nedenle sorun, mahalli idarenin ( Sosyal Hizmet Birimlerince gerçekleştirilen) başvuru sahiplerinin cinsel tacize maruz kaldıklarının veya cinsel tacize uğrama riskini taşıdıklarının farkında olup olmadığı veya farkında olmalarının gerekip gerekmediği ve öyle ise, onları cinsel tacizden korumak için makul surette kullanılabilir girişimlerde bulunup bulunmadığı noktalarında ortaya çıkmaktadır.
93. E.'nin belirli ifadelerinde, 1974'de veya bu sıralarda W.H. ile ilgili şikayette bulunduğunu anımsamasına rağmen, ayrıntıları tam olarak hatırlayamadı ve başvuru sahipleri 1977'den önceki cinsel taciz bilgilerinin kanıtlanmasına itimat etmediler. Taraflar, idarenin daha sonra devam eden cinsel tacizden haberdar olması gerekip gerekmediği noktasında anlaşamadılar.
94. Mahkeme T.'nin 1988'de sosyal görevlisine yaptığı cinsel taciz açıklamalarına kadar evdeki herhangi bir çocuğun Ocak 1977'den sonra W.H.'nin saldırılarının devam eniği konusunda herhangi bir şikayette bulunmadıklarını belirtti.
Hükümet, T.'nin risk altında bulunmasının devam etmesi konusunda sosyal görevlileri uyaracak hiçbir şey olmadığına ve zamanındaki bilgiler ve uygulama ışığında Ocak 1977'deki mahkumiyetten sonra T'nin aile evinde bulunduğu ve korku için herhangi bir önemli sebep varmış gibi gözükmediğine ya da T.'ye karşı bir hareket için yeterli bir temelden yoksun olduğuna dikkat çekti.
95. Bununla birlikte, Mahkeme, Hükümetin, W:H.'nin gözetiminin resmi koşulları olmasa bile, W.H.'nin başvuru sahiplerinin evinde ikamet etmesine artık izin verilmemesi gerektiğini anlaşılır olduğunu kabul ettiğini belirtmiştir. Delillerin incelenmesini aşağıda belirtilen etmenleri ortaya çıkarmıştır:
- W.H., ardı ardına gerçekleşen saldırıların geçmişinin gösterdiği gibi, ailenin iki çocuğuna karşı ağır cinsel taciz serilerinden suçlanmıştır;
- E.'nin hastanedeki açıklamaları evde fiziksel tacizin de olduğunu göstermiştir;
- E. ve L. ikisi birlikte evdeki bilinen cinsel taciz durumundan kaynaklanan ve E.nin aşırı dozda ilaç almasının ve L.'nin evden kaçmasının da katkıda bulunduğu sıkıntı ve huzursuzluğun ciddi düzeyini gösterdiler;
- 28 Ocak 1977 tarihli sosyal görevli R. tarafından hazırlanan sosyal soruşturma raporu, W.H.'nin suçlarının ağır niteliğini kabul eder gözükmediğini ve annenin de W.H.'nin suçlanmasını kabul etmediğini ve evlenmeyi düşündüklerini içeriyordu;
- bu rapor, belirli bir dönem için sanık üzerinde uygulanması için sıkı kontrollerin gerektiği sonucuna varmıştır;
- R'nin notları Mart 1977'de annenin hala yasak ilişkide bulunduğu fikrini veriyordu;
- sosyal görevli M.'nin ifadeleri, W.H.'nin dürüst olmadığı ve muhtemelen işine geldiği zaman gerçeği söylemeyecek gibi göründüğünü belirtmiştir;
- M.'nin aynı ifadesinde, beklenmedik zamanlardaki ziyaretlerinde, iki veya üç kez W.H. ile evden çıkarken karşılaştıklarını hatırlamıştır;
- E'nin adli zarardan hakim karşısına çıkması konusunda kaleme alınan 1 Haziran 1977 tarihli sosyal soruşturma raporu, annesi ile yasak ilişkide bulunan adamla bir olayından sonra, kesin olmayan fakat Mart 1977 sıralarında olduğu gözüken (bkz. 22. paragraf) bir tarihte, evi terk ettiğini belirtmektedir.
96. Mahkeme, bu etmenlerden ötürü, sosyal hizmetlerin W.H. tarafından gerçekleştirilen cinsel ve fiziksel tacizin geçmişi ile ilgili aile içindeki bu durumun açıklanmasından ve gözetim kurallarına rağmen, çocukların bulunduğu aile ile sıkı ilişkiler kurmaya devam ettiğinden haberdar olması gerektiğine ikna edildi.
Sosyal hizmetler bu dönemdeki eziyet verici cinsel tacizden haberdar olmasa bile, çocukların mevcut riskinin devam etmesinden haberdar olması gerekirdi. Başvuru sahiplerinin, sosyal hizmetlerin adli suç ile sonuçlanan cinsel taciz olaylarını ve mahkumiyetin kötü etkileri içinde suçlunun davranışlarının izlenmesi konusunda yükümlülük altında bulunduklarım bildiklerini vurgulamalarından dolayı, bu davada hala hayatta olan aile içindeki çocukları mağdur eden cinsel suçluların, konu ile ilgili dönemde, fiillerindeki süreklilik ve genellik hakkında hiçbir bilginin olmadığı net değildir.
97. Ancak sosyal hizmetler, sorunun tam kapsamını tespit etmek ve bir ihtimal, daha fazla cinsel tacizin meydana gelmesini engellemek için imkanlarının olduğu girişimlerde bulunmakta başarısız olmuşlardır. Hükümet, sosyal hizmetlerin ilk açıklamalardan sonra, aile içindeki dinamiklerin anlaşılmasına imkan verecek evdeki durumdan önemli sıkıntıları olan E. ve L. ile ilgili çalışmaları gerektiğini ve daha önemlisi, sosyal hizmetlerin, bilinen ve mahkum edilen suçlu ile birlikte yaşayan bir veya daha fazla çocuk üzerende denetim gereksinimlerine imkan tanıyabilecek Çocuk Mahkemesi raportörüne L.'yi gönderebileceğini kabul etmiştir.
98. Bununla birlikte, Hükümet, suç işlenmesi ve okul devamsızlığı (bkz. Paragraf 22,26 ve 31) genel durumu içinde başvuru sahibi çocukların somut incelemenin konusunu oluşturduğu Alt Mahkeme veya Çocuk Mahkemesi'nden önce ailenin durumu ile ilgili tüm ayrıntıların belirlenmesinde sürekli bir hata olduğunu, gözetim kurallarının W.H. tarafından olası ihlallerini daha fazla araştırma yapılması gerektiğini ve sürekli devam eden okula devamsızlık sorunun üstesinden gelmek için girişimde bulunan okul yetkilileri ile ailenin durumu ve geçmişi hakkında bilgilere ulaşabilen sosyal hizmetler arasında bilginin karşılıklı değişimi ya da etkili bir iş birliği olmadığını kabul etmiştir. Ayrıca E.'nin Aralık 1976'da hastanedeki açıklamalarının, sosyal hizmetlere intikal ettirildiği veya eğer ettirildiyse, herhangi bir cevap verdikleri net değildir.
99. Mahkeme, Hükümetin, olayların sonuçlarını bilmesine rağmen herhangi bir değişikliğin olmayacağını başka bir anlatımla, başvuru sahiplerini korumakla görevli yetkililer ve ailenin gözlemcileri arasında eksiksiz bir işbirliği dahi olsa bunun, cinsel istismarı ortaya çıkarmak ve bunu önlemek için yeterli olmayacağını ileri sürdüğünü hatırlatmaktadır. Akla yakın bir şekilde mevcut önlemlerin, sonucu ya da zararı hafifletici değişikliklerin yapılabilmesi olasılığı varsa, alınmasındaki başarısızlık Devletin sorumluluğunun oluşabilmesi için yeterlidir.
100. Mahkeme, soruşturma eksikliği ve ilgili yetkili kurumlar arasındaki iletişim ve işbirliği eksikliğinin olayların gelişiminde önemli bir etkiye sahip olduğunu ortaya çıkardığına ve makul olarak değerlendirildiğinde, sorumlulukların eksiksiz ve etkili olarak yerine getirilmesinin maruz kalınan zarar veya tehlikeyi önleyebileceğini veya en azından azaltabileceğine kanaat getirmiştir.
101. Bundan dolayı bu davada 3. maddenin bir İhlali vardır.
II. SÖZLEŞMENİN 8. MADDESİ İHLALİ İDDİASI
102. Sözleşmenin 8. Maddesi şu şekildedir;
"1. Her şahıs hususi ve ailevi hayatına, meskenine ve muhaberatına hürmet edilmesi hakkına maliktir.
2. Bu hakların kullanılmasına resmi bir makamın müdahalesi demokratik bir cemiyette millî güvenlik, amme emniyeti, memleketin iktisadi refahı, nizamın muhafazası, suçların önlenmesi, sağlığın veya ahlakın ve başkasının hak ve hürriyetlerinin korunması için zaruri bulunduğu derecede ve kanunla derpiş edilmesi şartıyla vuku bulabilir."
103. Başvuru sahipleri, mağduru olduktan kötü muamele ve saldırılara değindiler ve yetkililerin özel hayatlarına zarardan korumak için yapılması gereken yükümlülüklerini yerine getirmediklerini iddia ettiler.
104. Hükümet, cinsel ve fiziksel tacize karşı önleyici yaptırımların ve W.H.'nin cinsel tacizlerinden başvuru sahiplerini korumak için çocukları korumaya yönelik hukuk sisteminin gerektirdiği her türlü yapılması gereken yükümlülüklerini yerine getirdiğini ileri sürdü.
105. Yukarıda belirtilen Sözleşmenin 3. maddesinin İhlali kararı uyarınca, Mahkeme Sözleşme hükümlerine göre ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığı sonucuna vardı.
106. Sözleşmenin 13. Maddesi şu şekildedir,
"İşbu Sözleşmede tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen her şahıs ihlal fiili resmi vazifelerini ifa eden kimseler tarafından bu vazifelerin ifası sırasında yapılmış da olsa, millî bir makama fiilen müracaat hakkına sahiptir."
A. Tarafların iddiası
1. Başvuru Sahipleri
107. Başvuru sahipleri, 13. Maddenin gerektirdiği haklarının İhlaline yol açan fiiller ya da ihmallerden dolayı devlet görevlilerinin sorumluluğunun oluşabilmesi için imkanlarının ve maruz kaldıkları zararlardan tazminat alınması olasılığının mevcut olduğunu ileri sürdüler. CICB' nin mahalli idareye sorumluluk atfetmediğini ve açıklamaya zorlayamadığından dolayı, Ombudsmana şikayet etmek gibi danışma nitelikli yasal yollar etkili değillerdi. Üç başvuru sahibine CICB tarafından ödenen tazminat, Mahkeme önünde ifade ettikleri şikayetlerinin esasıyla değil, arı ayrı zararla ilgiliydi.
Ayrıca bu, mahrum kaldıkları kazancın maddi zararlarını karşılamamıştı. Başvuru sahipleri X ve Diğerleri Bedfordshire Kontluk Konseyi davasının etkilerinden dolayı ihmalden kaynaklanan zararlar için mahalli idare aleyhine dava açmaları engellenmişti.
II. Hükümet
108. Hükümet cinsel tacizden korunmaları için mahalli idarenin iddia edilen herhangi bir hatası olduğu hususunda, başvuru sahiplerinin tasarrufunda etkili yasal yolların olduğunu ileri sürmüştür. Hükümete göre, iki temel kanunun sorumluluğun oluşması için gerekli işleyiş biçimi ve bu suretli en azından maruz kalınan manevi zarar için tazminat elde edilebilirliği- nasıl yerine getirilebileceğine dair Taraf Devletlerden kaynaklanan takdir sınırı vardı. Zararın doğrudan cinsel taciz sanığından kaynaklandığı ve mahalli idarenin sorumluluğunun yardımcı ve türevsel olduğu durumlarda, tazminat için gerekli olanlar, yasal yollardan, cinsel tacizde bulunanın kendisinden ya da CICB gibi tazminat kuruluşları önünde devlet tarafından temin edilen fonlardan karşılanabilir. Nitekim, başvuru sahiplerinden E, L ve T yapmış açmış oldukları tazminat davasından 25.000 sterlin tazminat almışlardır.
B. Mahkemenin Değerlendirmesi
109. Mahkemenin bir çok defa belirttiği gibi, Sözleşmenin 13. Maddesi iç hukuk kuraları içinde korunmasının gerçekleşebildiği her türlü şekilde, sözleşmede belirtilen hak ve hürriyetlerin özünün uygulanması için ulusal düzeyde yasa yolların mevcudiyetini garanti eder. Böylece taraf devletler, bu hükme göre Sözleşmenin yükümlülüklerine uygun davranışlarda bulunmasına dair, bazı önlemlerin alınmasına imkan sağlamasına rağmen, 13. Maddenin etkisi uygun yardımının yerine getirilmesi ve sözleşmeyi göre "kabul edilebilir şikayetin" esasının ele alınabilmesi için iç hukuk yollan hükümlerine gereksinim doğmaktadır. 13. Madde gereği yükümlülüklerin faaliyet alanı, Sözleşmeye göre başvuru sahibinin şikayetinin niteliğine bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Bununla birlikte 13. Maddenin gerektirdiği yasal yollar hukukta olduğu kadar uygulamada da "etkili" olmak zorundadır. Özellikle uygulaması, sanık devletin yetkililerinin fiilleri veya ihmalleriyle engellenerek savunulamayacak bir şekilde olmamalıdır (bkz Aksoy v. Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, Reports 1996-VI, p. 2286, § 95; Aydın v. Türkiye, 25 Eylül 1997 tarihli karar, Reports 1997-VI, pp. 1895-%, § 103; Kaya v. Türkiye, 19 Şubat 1998 tarihli karar, Reports 1998-I, pp. 329-30, § 106).
110. Başkalarının fiillerinden kişileri korumak için yetkililerin iddia edilen yetersizliği ile ilgilenildiğinde, 13. Madde yetkililerin iddiaları araştırmak için sorumluluğu üzerine alması her zaman gerekmeyebilir. Sözleşmeye göre haklarının İhlaline yol açan fiillerden veya ihmallerden dolayı devlet görevlileri veya kurumlarının herhangi bir sorumluluğunun oluşabilmesi için işleyiş biçimi mağdur veya mağdurun ailesi tarafından elde edilebil olmalıdır. Ayrıca sözleşmenin en temel hükümleri olarak kabul edilen 2. ve 3. maddelerin İhlali davasında, ihlalden kaynaklanan zarar için tazminat, esas itibariyle telafi sıralamasının bir parçası olarak mevcut olmalıydı (bkz. Z. Ve Diğerleri v .Birleşik Krallık (GC), no. 29392/95, ECHR 2001-V, § 109; Keenan v. Birleşik Krallık, no. 27229/95, (Sect. 3), ECHR 2001-III, § 129).
111. Bu davada Mahkeme, Hükümetin Sözleşmenin 3. Maddesine göre gayri insanı ve haysiyet kinci muameleden başvuru sahiplerini korumaya yönelik makul girişimlerde bulunma yükümlülüğünü yerine getirmediğine karar vermiştir.
Bu nedenle başvuru sahiplerinin bu husustaki şikayetleri 13. Maddenin araçları bakımından "kabul edilebilir" bulmuştur (bkz. Böyle ve Rice v. Birleşik Krallık, 27 Nisan 1988 tarihli karar, Series A no. 131, p. 23, § 52; Kaya kararı, yukarıda belirtildi, § 107, ve Yasa v. Türkiye, 2 Eylül 1998 tarihli kararı, Reports 1998-VI, p.2442, §113X
112. CICB tarafından üç başvuru sahibine tazminat ücretleri verilmesine ve başvuru sahiplerinin bu tazminatın daha sonra meydana gelebilecek sorunların tazmini ile ilgili olabileceğini kabul etmelerine rağmen, Kurul, çocuklara üzerinde sosyal hizmetlerin herhangi bir ihmalinden kaynaklanan sorumluluğuna karar verilmesi için gerekli işleşiş biçiminin temin edilmesi olarak telakki edilemez. E., L. ve T.'ye tazminat ödenmesine rağmen, herhangi bir durumda H.'ye hiçbir tazminat ödenmemişti ve ödenen tazminatlar cinsel tacize maruz kalınmasından kaynaklanan herhangi bir maddi kaybı içermemişti. Aynı şekilde, zamanında mahalli idare Ombudsmanına yapılan şikayet, sosyal hizmetler yönetiminin davasının belli yönlerdeki soruşturmasına yol açabilecek olmasına rağmen, bağlayıcı şekilde karar verebilecek şekilde donatılmamış Ombudsmanın sadece tavsiye verme yetkisi vardı. Ayrıca süre önlemleri bir yana bırakılırsa başvuru sahiplerinin şikayetine cevap olarak, Ombudsman, başvuru sahiplerinin mahkemeleri harekete geçirme imkanı olduğu için yetkisi olmadığı görüşünü bildirmişti.
113. Mahkeme, genel olarak, yerel mahkemelerde açılan tazminat davalarının, kamu yetkililerinin hukuka aykırılığı ya da dikkatsizliği iddialarına karşı etkili yasal yollar olarak kabul edildiğini hatırlatmaktadır (bkz., örneğin, Hugh Jordan v. Birleşik Krallık, no. 24746/94, (Sect. 3), 4 Mayıs 2001 tarihli karar, §§ 162-163, McKerr v. Birleşik Krallık, ECHR 2001-II). Bu davada başvuru sahipleri İskoç Mahkemelerinde özel hukuk davası açmışlar fakat 29 Haziran 1995'de Lordlar Kamarasınca karara bağlanan X ve Diğerleri davası ışığında 4 Ocak 1996'da iddialarını geri almışlardır. O halde yukarıda açıklanan Z ve Diğerleri v. Birleşik Krallık davasında Büyük Daire tarafından tekrar inceleme konusu yapılan bu karar, ihmalin ve cinsel tacizin mağduru oldukları evden uzaklaştırmak için kusurlu bir şekilde kayıtsız kalındığına dair başvuru sahiplerinin iddiaları hususunda hiçbir özen yükümlülüğünün mevcut olmadığına bağlı kalmıştır.
114. Hükümet, Lordlar Kamarasının aldığı kararın, yerel makamların çocukları koruma görevlerindeki tüm eksikliklerinden bağımsız kıldığı şeklinde yorumlanmasının yanlış olduğunu ve başvuru sahiplerinin adli gözden geçirme talebinde bulunabileceklerini ileri sürmüştür.
115. X ve Diğerleri davasından sonra İngiltere'de, sosyal servislerin çeşitli görev alanlarında önemli gelişmelerin olduğu bir gerçektir. Bununla beraber, bu gelişmeler X. ve Diğerleri davasından birkaç yıl sonra olmuştur. Bununla birlikte Hükümet, adli gözden geçirme imkanına atıfta bulunmuşsa da başvuru sahipleri böyle bir işlem yapabilecek durumda değildirler.
116. Bu bağlamda Sözleşme'nin 13. maddesinin bir İhlali vardır.
V. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
117. Sözleşmenin 41. Maddesi şu şekildedir;
"Mahkeme, Sözleşme ya da ona bağlı Protokollerin ihlal edildiğini tespit ederse ve ilgili Akit Tarafın iç hukuk bunu ancak kısmen giderme olanağı veriyorsa ve gerekli ise zarar gören tarafa adil bir karşılık hükmedebilir."
A. Zararlar
I. Tarafların iddiaları
118. Başvuru sahipleri maddi ve manevi zarar için tazminata hak kazandıklarını ileri sürmüştür. CICB' nin ödediği tazminatın kayıpların değerlendirilmesinde hesaba katılabileceğini kabul etmelerine rağmen, bunun uz un bir süre devam eden ağır cinsel tacize yönelik tüm tazminat haklarını karşılamamıştır. Sosyal hizmetlerin başvuru sahiplerini cinsel tacizden korumadaki yetersizlikleri ve başvuru sahiplerinin yaşadıkları kaygı ve gerilim için ek olarak E.'ye 20.000 GBP, L.'ye 37.000 GPB ve T.'ye 5000 GPB, ayrıca daha önce herhangi bir tazminat alamayan H.'ye 20.000 GPB talep etmişlerdi. Başvuru sahipleri, cinsel tacizin etkilerinin yarattığı eğitim ve psikolojik zorlukların sonuçlarıyla ilgili mahrum kalınan kazançların toplamı olarak maddi zararlar için şunları talep etmişleridir; sadece düşük ücret ödeyen mevsimlik iş bulabilen E. için 25.927.55 GPB, sadece düşük ücret ödeyen ve fiziksel güce dayalı iş bulabilen H. için 20.000 GPB, sadece part time çalışabilen L. için 78.548.15 GPB ve uzun bir dönem çalışamayan T. için 68.760.60 GPB. Başvuru sahipleri tarafından sunulan hesaplarla diğerleriyle birlikte, gerçekte başvuru sahipleri tarafından elde edilen kazanç ve mahalli idarenin yanılgı içinde bulunduğu sürenin uzunluğunun hesaba katıldığı ifade edildi.
119. Hükümet, başvuru sahiplerinin talep ettikleri miktarın aşırı olduğunu ileri sürmüş ve hükmedilecek tazminat miktarından CICB tarafından kendilerine verilen tazminatın çıkartılmasını talep etmiştir.
II. Mahkemenin Değerlendirmesi
120-124. Mahkeme yapmış olduğu değerlendirmeler neticesinde, hakkaniyete uygun olarak E., H. ve L. nin her birisi için 16.000 Euro ve T. için ise 32.000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraflar ve Harcamalar
125. Başvuru sahipleri bu bölüm altında toplam 52.146.65 İngiliz Sterlini talep etmişlerdir.
126. Hükümet, başvuru sahiplerinin taleplerinin aşın olduğunu ileri sürerek toplam 20.000 İngiliz Sterlininin ödenmesinin yeterli olacağını belirtmiştir.
127. Mahkeme, diğer davalarda verilen kararları göz önünde bulundurarak, hakkaniyete uygun bir biçimde bu başlık altında tüm vergiler dahil toplam 64.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
128. Yukarıda belirtilen, kararın verilmesinden sonraki üç aylık sürenin sona ermesiyle yukarıda belirtilen miktarlara Avrupa Merkez Bankasının marjinal ödünç verme faizinin üzerine üç puan eklenerek faiz uygulanmasının uygun olacağına karar vermiştir.
TÜM BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE;
1. Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlal edildiğine;
2. Sözleşmenin 8. Maddesinin ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına;
3. Sözleşmenin 13. Maddesinin ihlal edildiğine;
4. (a)Davalı Devletin, Sözleşmenin 44 § 2. maddesine göre kararın verilmesinden sonraki üç ay içinde, ödemenin yapılacağı tarihte sterlin olarak aşağıdaki miktarların ödenmesine;
(i) Zararlardan dolayı, E., H., ve L.'ye 16.000 Euro, T.'ye 32.000 Euro,
(ii) Masraflar ve harcamalardan dolayı 64.000 Euro;
(b) Yukarıda belirtilen, kararın verilmesinden sonraki üç aylık sürenin sona ermesiyle yukarıda belirtilen miktarlara Avrupa Merkez Bankasının marjinal ödünç verme faizinin, üzerine üç puan eklenerek faiz uygulanmasına;
5. Hakkaniyete dair tüm taleplerinin reddine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy