(AİHS m. 10, 41)
Karar Tarihi: 28.10.2003
Başvuru no: 39657/98
USUL
1. Bu dava, bir Hollanda vatandaşı olan Bay Peter M. Steur (başvurucu) tarafından 25 Kasım 1997 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerinin Korunması Sözleşmesi'nin (Sözleşme) eski 25. maddesine dayanarak İnsan Hakları Avrupa Komisyonu'na (Komisyon) Hollanda aleyhine bir başvuru (no. 39657/98) yapmasından kaynaklanmıştır.
2. Oegstgeest'te (Hollanda) avukatlık yapan başvurucu, davada kendisini temsil etmiştir. Hollanda Hükümeti (Hükümet) Dışişleri Bakanlığından kendi temsilcileri Bayan J. Schukking tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvurucu özellikle, avukat sıfatıyla ve bir yargılama sırasında bulunduğu bir beyandan ötürü hakkındaki disiplin şikayetinin haklı bulunmasının, Sözleşme'nin 10. maddesindeki haklarını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
4. Dava, 1 Kasım 1998de Sözleşmeye ek 11 Nolu Protokol yürürlüğe girdiğinde, Mahkeme'ye nakledilmiştir (11 Nolu Protokolün 5(2). fıkrası).
5. Başvuru, Mahkeme'nin Birinci Dairesine gönderildi (Mahkeme İçtüzüğünün 52(1). fıkrası). Bu Dairede, davaya bakacak Heyet (Sözleşme'nin 27(1). fıkrası) İçtüzüğün 26(1). fıkrasında öngörüldüğü üzere oluşturulmuştur.
6. 1 Kasım 2001de Mahkeme Dairelerinin oluşumu değiştirilmiştir (İçtüzüğün 25(1). fıkrası). Bu dava yeniden oluşturulan İkinci Daireye gönderilmiştir (İçtüzüğün 52(1). fıkrası).
7. 18 Haziran 2002 tarihli kararla, Mahkeme başvuruyu kısmen kabuledilebilir bulduğunu açıklamıştır.
8. Hükümet esasa ilişkin gözlemlerini iletmiş, fakat başvurucu iletmemiştir (İçtüzüğün 59(1). fıkrası).
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
9. Başvurucu 1951 doğumlu bir Hollanda vatandaşı olup, Oegstgeestta yaşamaktadır. Başvurucu avukatlık yapmaktadır (advocaat en procureur). Başvurucu Mahkeme önünde başkası tarafından temsil edilmemektedir.
10. 26 Kasım 1992de, sosyal güvenlik araştırma memuru Mr W., haksız sosyal güvenlik imkanlarından yararlandığından ve bu kapsamda sahtecilik yaptığından şüphelenilen Sürinam kökenli Bay B.nin ifadesini alıp kaydetmiştir. Bay B., ifade alma sırasında Bay W. ile yalnız kalmış ve bir avukatın veya bir çevirmenin yardımından yararlanmamıştır.
11. Bay B. daha sonra, sosyal güvenlik sahteciliğinden yargılanmıştır. Ayrıca Bay B. hakkında sosyal güvenlik makamları tarafından kendisine yapılan fazla ödemenin geri alınması için bir hukuk davası açılmıştır. Başvurucu, her iki davada da Bay B.nin avukatı olarak görev yapmıştır.
12. Başvurucu, hukuk davasında, başka şeylerin yanında, şu beyanda bulunmuştur:
"Bay W. tarafından kaydedilen ifade, Bay B.'nin yanında bir çevirmen bulunmadığı için önemini hiç veya yeterince anlayamayacağı kendini suçlandırıcı beyanlarını elde etmek amacıyla kendisine kabul edilemez bir tarzda baskı uygulanması dışında bir yolla elde edilmiş olamaz."
Bu pasaj, 27 Haziran 1994te Lahey Bölge Mahkemesinde yapılan duruşmada sunulan savunma notları içinde yer almaktadır.
13. Mayıs 1995te bu ifadeyi öğrenen Bay W., Avukatlık Kanununun (Advocatenwet) 46c maddesi çerçevesinde İl Baro Başkanlığına (Orde van Advocaten) başvurucu aleyhine disiplin şikayetinde bulunmuştur. Bay W., başvurucunun temelsiz varsayımlarının, kendisinin mesleki şeref ve itibarını zedelediğinden, başvurucunun terbiye sınırlarını aştığından ve başvurucunun kendisini dolaylı olarak ilgili raporu yazırlarken yalan yere yemin etmekle suçladığından şikayet etmiştir.
14. Baro Başkanı yazışmalardan sonra, Bay W.'nin şikayetini Laheydeki Baro Disiplin Kuruluna (Raad van Discipline) göndermiştir.
15. Disiplin Kurulu 1 Temmuz 1996 tarihinde verdiği kararda, yalan yere yemin ile ilgili şikayeti temelsiz olduğu için reddetmiştir. Ancak Disiplin Kurulu, başvurucunun Bay Wnin Bay B. üzerinde kabul edilemez bir tarzda baskı uyguladığı iddiasının herhangi bir olayla desteklenmediğini kabul etmiştir. Disiplin Kurulu, başvurucunun böylece kabul edilebilir davranış sınırlarını aştığı ve bir avukattan beklenecek standartları yerine getirmediği sonucuna varmıştır (... de grenzen van het toelaatbare overschreden en heeft hij in strijd gehandeld met hetgeen een behoorlijk advocaat betaamt). Disiplin Kurulu, başvurucunun söz konusu davranışının niteliğini ve sınırlı bir ağırlığa sahip olduğunu kaydederek, Bay W.'nin şikayetinde haklı bulmasının yeterli olduğunu kabul etmiş, fakat bir ceza vermemiştir.
16. Başvurucu bu karara karşı Disiplin Üst Kuruluna (Hof van Discipline) başvurmuştur. Başvurucu, Bay B.nin ifade alınırken bir avukat bulunmasını istemesine karşın ifadesini imzalamadan önce bir avukat yardımından yararlanamadığını, sorgulama sırasında bir çevirmen bulunmadığını, Bay B.nin uyuşturucu bağımlısı olduğunu ve kendisine baskı yapıldığını söylediğini savunmuştur. Başvurucu ayrıca, sorgu yargıcı (rechter-commissaris) tarafından Bay B.den 5 Aralık 1994te alınan aşağıdaki ifadeden söz etmiştir:
"Söz konusu dönemde neden polise eski karımla birlikte yaşadığımı söylediğim sorusuna cevap olarak ... bu sorgu süresince baskı gördüğümü söyleyebilirim.
Bu baskı, masayı tekmeleme ve bana tekmeleme hareketleri şeklindeydi. Ayrıca sözlü olarak da aşağılandım.
İfadenin imzalanmasına sıra geldiğinde şefi sordum, fakat eve gitmiş olduğu söylendi. Bunun üzerine bir avukat talep ettim, çünkü bir çevirmenin gelmesini ve ifademi bana okumasını istedim. Ancak polis hiçbir avukatın gelmeyeceğini söyledi. Böylece sonunda ifadeyi sadece imzaladım."
17. Başvurucu müvekkilini savunurken, daha önce olduğu gibi, müvekkilinin ikrarının soruşturma memuru tarafından uygulanan kabul edilmez bir baskının sonucu olduğu şeklinde yorum yapabilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bundan sonra böylesi kabul edilemez bir baskının gerçekten uygulandığının kanıtlanıp kanıtlanmadığına karar vermek, bu iddianın sunulduğu mahkemenin yetkisindedir. Müvekkilin duruşmada savunulması sırasında yapılan bu açıklamanın yeterince doğrulanmadığı için kabul edilmez olduğuna karar vermek, disiplin kurulunun yetkisine girmez.
18. Disiplin Üst Kurulu çelişmeli bir yargılamadan sonra, 26 Mayıs 1997 tarihinde başvurucunun itirazınrı reddetmiş ve 1 Temmuz 1996 tarihli kararı bütünüyle onaylamıştır.
19. Disiplin Üst Kurulu söz konusu iddianın, Bay B. ile ilgili hukuk davasında, başvurucunun ilk derece mahkemesi önündeki savunmasında olduğu gibi, üst başvuru üzerine Lahey Bölge Mahkemesi önündeki yargılamada (ki bu yargılamada 27 Haziran 1994te yapılan bir duruşmada) ileri sürüldüğünü kaydetmiştir. Üst Kurul, başvurucunun söz konusu dönemde, gerçekten de Bay B.'nin Bay W. tarafından ifadesi alınırken kendisine kabul edilmez bir baskı uygulandığı konusunda bilgilendirildiğini tespit edememiştir. Üst Kurul ayrıca, başvurucunun iddiasının söz konusu dönemde tamamen dayanaksız kaldığını kaydetmiştir.
20. Disiplin Kurulunun görüşüne katılan Disiplin Üst Kuruluna göre, bir avukatın maddi bir delil olmaksızın böylesi suçlayıcı beyanlarda bulunma hakkı yoktur; bu durum, bir avukatın bu tür iddialarda bulunmadan önce, uygulandığı iddia edilen kabul edilemez baskıyı oluşturan şartlar hakkında müvekkilinden bilgi istemesi gerektiğini göstermektedir.
II. Konuyla ilgili iç hukuk ve uygulama
21. Avukatlık Kanununun 46. maddesine göre:
"Avukatlar, menfaatlerini gözettikleri veya gözetmek zorunda oldukları kişilerin karşısındakilere bir avukat olarak özenle davranma yükümlülüğüne eylem veya ihmal suretiyle aykırı davranmaları, Barolar Birliğini Tüzüğünü herhangi bir şekilde ihlal etmeleri veya saygıdeğer bir avukata uymayan bir eylem veya ihmalde bulunmaları halinde, disiplin soruşturmasına tabi tutulurlar. Disiplin yargılaması birinci halde Disiplin Kurulları ve itiraz üzerine en üst derece olan Disiplin Üst Kurulları tarafından yapılır."
22. Bir avukat aleyhinde şikayet, yerel Baro Başkanlığına yapılar (Avukatlık Kanunun md. 46c(1)); Başkanlık bu şikayeti araştırır (md. 46c(2)). Başkan bu konuda başka işlem yapması için (md. 46c(2)) Denetim Kuruluna (Raad van Toezicht) gönderebilir.
23. Dostane çözüme ulaşılamaması halinde, konu Baro Başkanı tarafından şikayetçinin talebi üzerine veya re'sen, Disiplin Kuruluna (veya duruma göre Denetim Kuruluna) gönderilir (md. 46c(3) ve md. 46d).
24. Disiplin Kurulu ve Disiplin Üst Kurulu tarafından sadece uyarma, kınama, bir yılı aşmayacak şekilde meslekten men ve barodan ihraç disiplin cezaları verilebilir (md. 48).
25. saygıdeğer bir avukata uymayan bir eylem veya ihmalin niteliğine ilişkin kılavuz, en yeni tarihlisi 1992 olan Avukatların Davranış Kuralları (Gedragsregels voor advocaten) içinde yer almaktadır. Bu Kuralların 1. maddesine göre:
"Avukatlar, mesleğe olan güvene veya mesleğin icrasına zarar vermeyecek şekilde davranırlar.
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşme'nin 10. maddesinin ihlali iddiası
26. Başvurucu, Disiplin Üst Kurul kararının, bir avukatın kendisi tarafından bilinen olaylardan müvekkiline kabul edilemez bir tarzda baskı yapıldığına dair duruşmalarda bir yorumda bulunmasına izin verilemeyeceği anlamına geldiğinden şikayetçi olmuştur. Başvurucu, Sözleşme'nin 10. maddesinde güvence altına alınmış olan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bu maddenin ilgili bölümü şöyledir:
"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ulusal sınırlarla kısıtlanmaksızın, bir görüşe sahip olma, haber ve düşünceleri elde etme ve bunları ulaştırma özgürlüğünü de içerir. ...
2. Bu özgürlükleri kullanırken ödev ve sorumluluk içinde hareket edilmesi gerektiğinden, ulusal güvenlik, ülke bütünlüğü veya kamu güvenliği, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının şeref ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi, yargı organının otorite ve tarafsızlığının korunması amacıyla, demokratik bir toplumda gerekli bulunan ve hukukun öngördüğü formalitelere, şartlara, yasaklara ve yaptırımlara tabi tutulabilir."
Hükümet bu hükmün ihlal edildiği iddiasını reddetmiştir.
A) Bir müdahalenin varlığı
27. Hükümet başvurucunun müvekkili Bay B.nin çıkarlarını gerektiği gibi temsil etmekten kendisini alıkoyacak nitelikte herhangi bir "formalite, şart, sınırlama veya cezaya" tabi tutulmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu müvekkilinin sosyal güvelik soruşturma memurunca kabul edilemez bir baskı altında tutulduğu açıklaması dahil olmak üzere, uygun göreceği bütün açıklamaları yapabilir. Disiplin Kurulu ve Disiplin Üst Kurulu, başvurucunun sadece ifadesinin aslında maddi bir temele dayandırmasını sağlamak için görevini ihlal ettiğini saptamıştır. Bu Kurullar başvurucuya herhangi bir yaptırım uygulamamışlardır.
28. Başvurucu bu noktayla ilgili bir savunma yapmamıştır.
29. Mahkeme başvurucuya, en hafifinden bir uyarı cezası şeklinde bile bir yaptırım uygulanmadığını kabul etmektedir. Bununla birlikte başvurucu sansüre uğramış, yani yürürlükteki mesleki standartları ihlal ettiğinden dolayı resmen kusurlu bulunmuştur. Bu durum, başvurucunun gelecekteki davalarda müvekkillerini savunurken tercih edeceği maddi ve hukuki argümanlar konusunda kendini sınırlanmış hissetmesi gibi, üzerinde olumsuz bir sonuç doğurabilir. Bu nedenle, başvurucunun ifade özgürlüğünün formalite veya sınırılamaya tabi olduğunu düşünmek makuldür. Mahkeme bu dava ile Nikula - Finlandiya, (no. 31611/96, 21 Mart 2002) davası arasında paralellik kurmaktadır. Nikula davasında Finlandiya Yüksek Mahkemesinin başvurucuya uygulanan cezayı kaldırmasına karşın, bu durum Mahkeme'yi Sözleşme'nin 10. maddenin uygulanabilir olduğunu tespit etmesini engellememiştir.
30. Burada çıkan sonuca göre Mahkeme, mevcut davada da aynı saptamayı yapabilir.
B) Sözleşme'nin 10. maddesinin ihlal edilip edilmediği
31. Şikayet konusu kararların hukuken öngörüldüğü ve başkalarının şeref ve haklarını korumayı amaçladığı tartışma konusu değildir. Tartışma, bu kararların sözü edilen meşru amacın izlenmesi için "demokratik toplumda gerekli" olup olmadığı merkezindedir.
32. Başvurucu kabuledilebilirlik aşamasında yaptığı savunmada, ilk olarak Bay B.nin kabul edilemez bir baskı altına tutulduğu şeklindeki beyanının objektif koşullara dayandığını ve Bay B.nin sorgu yargıcına verdiği ifade ile desteklendiğini ileri sürmüştür. Bu nedenle Disiplin Üst Kurulu, sırf başvurucu ilk kez bu iddiada bulunurken müvekkilinin ifadesinden alıntı yapamayacağı gerekçesiyle başvurucuyu kusurlu bulmamalıydı.
33. Başvurucu daha genel olarak, demokratik bir devlette bir avukatın müvekklinden aldığı bilgilere dayanarak, muhakemenin bütün aşamalarında mümkün olan her türlü iddia veya savunmayı ileri sürmeye hakkı olduğu söylemiştir.
34. Hükümet 17 Kasım 1998 tarihli Peree - Hollanda kabuledilebilirlik kararına (Başvuru no. 34328/96) dayanarak, Mahkeme'nin denetim görevini yerine getirirken ulusal makamların yerine geçemeyeceğini, fakat daha ziyade, alınmış kararları takdir yetkisinin sınırları içinde Sözleşme'nin 10. maddesine göre incelemekle görevli olduğunu söylemiştir. Hükümet ayrıca, bir avukatın belirli bir bölgedeki yargıçları, savcıları ve avukatları topluca reddetiği üst başvuru dilekçesindeki bir beyanı nedeniyle kendisine verilen kınama cezası dolayısıyla yaptığı şikayetin Mahkeme tarafından temelsiz bulunarak reddedildiği 21 Mart 2002 tarihli Wingerter - Almanya (Başvuru no. 43718/98) kabuledilebilirlik kararına dayanmıştır.
35. Mevcut davaya dönüldüğünde Mahkeme başvurucunun, müvekkilinin suçlu olduğuna dair bir ikrarı imzalaması için polis memuru Bay W. tarafından açıkça baskı altında tutulduğunu söylemesi nedeniyle bir disiplin suçu işlemiş kabul edildiğini kaydeder. Söz konusu ikrar, sosyal güvelik sahteciliği konusunda yürütülen cezai bir soruşturma sırasında elde edilmiş ve bu ikrara fazla ödenen paranın geri alınması için açılan buna paralel bir hukuk davasında delil olarak kullanılmıştır. İşte bu hukuk davasında, başvurucu tartışma konusu beyanda bulunmuştur.
36. Mahkeme Nikula kararında, uygulanabilir ilkelerin şunlar olduğu belirtmiştir (aynı karar, parag. 44-45, içtihatlara referanslar çıkartılmıştır):
"44. Mahkeme denetim yetkisini kullanırken söz konusu müdahaleye, başvurucu aleyhine görülen sözlerinin içeriği ve bunları söylediği bağlam dahil, bir bütün olarak olayın şartları ışığında bakmak zorundadır. Mahkeme özellikle, söz konusu müdahalenin "izlenen meşru amaçla orantılı" olup olmadığı ve ulusal makamların müdahaleyi haklı göstermek için dayandığı gerekçelerin "ilgili ve yeterli" olup olmadığını belirlemek zorundadır. Mahkeme bunu yaparken, ulusal makamların uyguladığı standartların Sözleşme'nin 10. maddesindeki ilkelerle uyumlu olduğuna, dahası ulusal makamların söz konusu olayların mantıklı bir değerlendirmesine dayandıklarına ikna olmalıdır.
45. Mahkeme, avukatların halk ile mahkemeler arasındaki aracılar olarak sahip oldukları özel statünün, adalet dağıtımında kendilerini merkezi bir konuma yerleştirdiğini hatırlatır. Böyle bir konum, Baro üyelerinin davranışlarına getirilen olağan sınırlamalara anlam vermektedir. Dahası, hukukun üstünlüğüne dayalı bir devlette temel bir işlev gören ve adaletin garantörü olan mahkemeler, halkın güveninden yararlanmak zorundadırlar. Avukatların bu alandaki kilit rolleri göz önünde tutulduğunda, adaletin gereği gibi dağıtılmasına katkıda bulunmaları ve bu böylece halkın güvenini sürdürmeleri beklentisi, haklı bir beklentidir(...)."
37. Avukatların özel görevleri, aynı kararda Mahkeme'yi, yargılama sırasında avukatın ifade özgürlüğüne müdahalenin, belli şartlarda sanık müvekkilin adil yargılanma hakkı bakımından Sözleşme'nin 6. maddesine göre bir mesele ortaya çıkarabileceği sonucuna varmasına yol açmıştır (aynı karar, parag. 49).
38. Mahkeme, avukatlar tarafından yürütülen mesleğin özel niteliğinin dikkate alınması gerektiğini daha önce de belirtmiştir. Avukatlar, mahkeme görevlisi olmaları sıfatıyla, mesleki davranışlarında özenli, dürüst ve güvenilir olmak gibi kısıtlamalara tabidirler; fakat avukatlar aynı zamanda, hukuk sisteminden sistemine değişen, ama genellikle aralarında bir yargılama sırasında kullanılan argümanlar bakımından belirli bir serbestlik bulunan, kendilerine münhasır haklardan ve ayrıcalıklardan yararlanırlar (bk. yukarıda geçen Nikula kararı, parag. 36 ve 24.02.1994 tarihli Casado Coca - İspanya kararı, parag. 46).
39. Mahkeme, başvurucunun yargılama sırasında yaptığı eleştirinin, müvekkilini cezai bir olayda ve gözaltında tutulduğu sırada sorgulama yetkisine sahip bir soruşturma memurunun delil toplama tarzını hedef aldığını kaydeder. Mahkeme'nin savcılara referansla kaydettiği gibi (bk. yukarıda geçen Nikula kararı, parag. 50), bir soruşturma memuru ile sanığın konumları arasındaki fark, bir sanığın böyle bir memuru eleştirdiği beyanlara daha fazla koruma sağlanmasını gerektirir. Aynı şey, delillerin toplanma şeklinin, bu delillerin kullanılacakları hukuk davasında eleştirildiği bu olayda da geçerlidir.
40. Başvurucunun açıklamasının, dikkatli olduğunu iddia eden Bay W. gibi bir polis memurunun güvenilirliğini sarsacak nitelikte olduğu açıktır. Ancak bu bağlamda Mahkeme, kamu görevlilerine görevleri nedeniyle yapılan eleştirinin kabul edilebilir sınırlarının, bazı şartlarda özel kişiler göre daha geniş olabileceğini hatırlatır (bk. yukarıda geçen Nikula kararı, parag. 48).
41. Kamu görevlilerinin görevlerini yapmalarıyla ilgili olarak kanuna aykırı ve kötüleyici nitelikteki sözlü saldırılara karşı korumadan yoksun bırakıldıkları söylenemez (bk. Janowski - Polonya Büyük Daire kararı, Başvuru no. 25716/94, parag. 33); ama mevcut olaydaki eleştirinin, Bay W.'nin genel mesleki veya diğer nitelikleri üzerinde yoğunlaşan eleştiriden uzak, tamamen Bay W.nin başvurucunun müvekkili aleyhine bir olayda soruşturma memuru olarak eylemleriyle sınırlı olduğu dikkate alınmalıdır. Dahası bu eleştiri mahkeme salonu ile sınırlı kalmış, kişisel bir hakarete varmamıştır. Görüldüğü gibi başvurucunun savunması, sorgulama sırasında çevirmen bulunmaması nedeniyle müvekkilinin kendini suçlandırıcı ifadesini tam olarak anlayamamış olmasına dayanmıştır. Bu savunma, başvurucunun müvekkilinin daha sonra 5 Aralık 1994te, yani Bay W. başvurucu hakkında şikayette bulunmadan ve Disiplin Kurulu ile Disiplin Üst Kurulu da olayı incelemeden önce sorgu hakimine verdiği ifade (bk. yukarıda parag. 16) ile de uyumludur.
42. Mahkeme bu bağlamda ilk olarak, ulusal disiplin makamlarının, şikayet konusu beyanın doğruluğunu veya yanlışlığını ortaya koyma girişiminde bulunmadıklarını ve ikinci olarak bu beyanın iyi niyetle yapılıp yapılmadığı meselesini hiçbir zaman ele almadıklarını, başka bir deyişle başvurucunun davranışında samimi olup olmadığının hiçbir zaman sorgulanmadığını kaydeder.
43. Bu şartlar altında Mahkeme, başvurucunun sırf kendisini suçlu duruma düşüren beyanda bulunduktan sonra müvekkilinden elde ettiği bilgiyi zikredebileceği şeklindeki Disiplin Üst Kurulunun argümanıyla ikna olmamıştır.
44. Başvurucuya herhangi bir yaptırım uygulanmadığı doğrudur; fakat böyle olmakla birlikte, müvekkilinin ifadesinin alınma tarzını eleştirmesinin geçmişe dönük olarak incelenme tehdidini, müvekkilinin çıkarlarını savunan bir avukatın göreviyle bağdaştırmak zor olup, mesleki görevlerini yerine getirirken "soğuk duş" etkisi yapabilir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte Nikula kararı, parag. 54).
45. Bu nedenle Mahkeme'ye göre, söz konusu müdahale için yeterli gerekçeler gösterilememiştir. Dolayısıyla, başvurucunun ifade özgürlüğüne getirilen sınırlama, herhangi bir "toplumsal ihtiyaç baskısı"na karşılık gelmemektedir.
46. Bu nedenlerle Sözleşme'nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. Sözleşme'nin 41. maddesinin uygulanması
47. Sözleşmenin 41. maddesine göre:
"Mahkeme, Sözleşmenin veya Protokollerin ihlal edildiğini tespit ederse, ve ilgili Sözleşmeci Devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen giderme imkanı veriyorsa, Mahkeme gerekli görürse zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık verilmesine hükmeder."
48. Başvurucu adil karşılık bakımından herhangi bir talepte bulunmamıştır. Mahkeme, adil karşılığa kendiliğinden hükmetmek için bir neden görmemektedir ji(bk. diğer kararlar arasında, 13.07.1995 tarihli Nasri - Fransa kararı, parag. 49; daha yakın tarihli, 17.11.2002 tarihli Stambuk - Almanya, parag. 59).
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme'nin 10. maddesinin ihlaline;
2. Sözleşme'nin 41. maddesinin mevcut olayda uygulanmasının gerekli olmadığına
Karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy