(Başvuru No: 43647/98)
21 ARALIK 2004
Başkan; J.-P. Costa, Üyeler; A.B. Baka, R. Türmen, K. Jungwiert, M. Ugrekhelidze, A. Mularoni, E. Fura-Sandström, S. Dollé,
Dava, Türk Hükümeti aleyhine Türk vatandaşları, Fatma Ormancı, Mehmet Ormancı, Gönül Ormancı ve Bilgen Ormancı tarafından 13 Temmuz 1998 tarihinde açılmıştır. Başvuru sahipleri, A:O'nun ölümü ile ilgili İçişleri Bakanlığı aleyhine idare mahkemesinde tam yargı davası açmış ancak söz konusu davanın Sözleşmenin 6/1. maddesi kapsamında makul bir sürede sonuçlanmadığı iddiası ile dava açmışlardır. Hükümet, davanın karmaşık yapısının yanı sıra, başvuru sahiplerinin davayı iç hukuk hükümlerine aykırı olarak yetkisiz mahkemede açtıklarını ve böylece davanın uzamasına katkıda bulunduklarını ileri sürmüştür.
Neticede Mahkeme oybirliğiyle;
Sözleşmenin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DİĞER DAVALAR
1. Sekin ve Diğerleri v. Türkiye, no. 26518/95, 22 Ocak 2004
2. Kranz v. Polonya, no. 6214/02, 17 Şubat 2004
PROSEDÜR
1-9. Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korunmasına İlişkin Sözleşme'nin (Sözleşme) eski 25. maddesi uyarınca, Türk Hükümeti aleyhine Türk vatandaşları, Fatma Ormancı, Mehmet Ormancı, Gönül Ormancı ve Bilgen Ormancı ("başvuru sahipleri") tarafından 13 Temmuz 1998 tarihinde açılmıştır. Başvuru sahipleri tazminat davasının uzunluğunun Sözleşmenin 6/1. maddesine aykırılığı iddiası ile dava açmışlardır.
OLAYLAR
I. DAVANIN ÖZEL ŞARTLARI
10-11. Başvuru sahipleri, sırasıyla, 1952, 1979, 1981, 1983 ve 1985 doğumludurlar ve Kahramanmaraş'ta yaşamaktadır. 15 Nisan 1991 tarihinde, Kahramanmaraş'taki, başvuru sahiplerinin köyüne teröristler saldırmış ve birinci başvuru sahibinin kocası ve diğer başvuru sahiplerinin babası olan A.O.'nun da içinde bulunduğu köyün erkeklerini öldürmüşlerdir.
12. 15 Nisan 1992 tarihinde, başvuru sahipleri, Ankara İdare Mahkemesinde, İçişleri Bakanlığı (aşağıda "davalı" olarak belirtilmiştir) aleyhine, vatandaşlarının güvenlik ve yaşamlarını korumak sorumluluğunun ihlal edildiği iddiası ile dava açmışlardır. Başvuru sahipleri A.O.'nun ölümü sebebiyle uğradıkları maddi ve manevi zararlar için tazminat talebinde bulunmuşlardır.
13-16. 29 Nisan 1992 tarihinde, dava, davalıya bildirilmiştir. 28 Mayıs 1992 tarihinde, davalı, mahkemeye görüşünü sunmuştur. 16 Haziran 1992 tarihinde, görüşler, başvuru sahiplerine gönderilmiştir. 22 Haziran 1992 tarihinde, başvuru sahipleri, davalının görüşlerine cevap olarak kendi görüşlerini sunmuşlardır. 20 Ağustos 1992 tarihinde, başvuru sahiplerinin cevabı davalıya gönderilmiştir. 15 Eylül 1992 tarihide, davalı ek görüş sunmuştur. Bunlar başvuru sahiplerine 28 Eylül 1992 tarihinde bildirilmiştir.
17-18. 21 Şubat 1994 tarihinde, Ankara İdare Mahkemesi, tarafların görüşlerini inceledikten sonra, kendisinin yetkisiz olduğunu belirtmiş ve dosyayı Gaziantep İdare Mahkemesine göndermiştir. 10 Ağustos 1994 tarihinde başvuru sahipleri, mahkeme ücreti farkı ödemişlerdir.
19. 22 Aralık 1994 tarihinde, Gaziantep İdare Mahkemesi, idari otoritelerden bilgi talebi için ara karar vermiştir. Mahkeme, ayrıca, A.O.'nun ölümü sonucunda başvuru sahiplerinin uğradığı maddi zararı hesaplamak için bir bilirkişi tayin etmiştir.
20. 20 ila 28 Şubat 1995 tarihleri arasında, Tapu Sicilinden, Elbistan Sosyal Yardımdan, güvenlik güçlerinden, Sosyal Sigortalar Kurumundan ve Elbistan İlçe Kaymakamlığından belgeler talep edilmiştir.
21. 7 Mart 1995 tarihinde, başvuru sahibinin kocasının öldürülmesi soruşturması ile ilgili evraklar Kahramanmaraş Jandarma İl Komutanlığından gönderilmiştir.
22-26. 4 Nisan 1995 tarihinde, Mahkeme, Elbistan Nüfus Sicilinden Ormancı ailesi ile ilgili doğum kayıtlarını talep etmiştir. 5 Haziran 1995 tarihinde, Ormancı ailesinin doğum kayıtlarına ait dosyalar mahkemeye sunulmuştur. 4 Eylül 1995 tarihinde, dava dosyası, bilirkişiye gönderilmiştir. 22 Eylül 1995 tarihinde, bilirkişi raporu mahkemeye sunulmuştur. 10 Kasım 1995 tarihinde, davalı rapora itiraz etmiştir.
27-35. 19 Haziran 1996 tarihinde, Gaziantep İdare Mahkemesi, olay tarihinden bu yana zararları ile birlikte başvuru sahiplerinin maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. 30 Temmuz 1996 tarihinde, mahkeme, başvuru sahiplerinden, taraflara kararların gönderilmesi için gereken ücretin ödenmesini talep etmiştir. 27 Eylül 1996 tarihinde, mahkeme, başvuru sahiplerinin gerekli ücreti ödediklerini bildirmiştir. 9 Aralık 1996 tarihinde, davalı, Gaziantep İdare Mahkemesinin kararına karşı Danıştay'a temyiz başvurusunda bulunmuştur. 13 Şubat 1997 tarihinde, başvuru sahipleri, Danıştay'a itirazlarını sunmuşlardır. 28 Mart 1997 tarihinde, dava dosyası, Danıştay tarafından alınmış ve dosya 10. Daireye gönderilmiştir. 10 Kasım 1997 tarihinde, Danıştay savcısı görüşlerini bildirmiştir. 10 Mart 1998'de, Danıştay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. 5 Kasım 1997 ve 30 Nisan 1998 tarihlerinde, başvuru sahiplerine belirlenen miktar ödenmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
36. İdari Yargılama Usulü Kanunun ilgili hükümleri şu şekildedir;
"Madde 14
Dilekçeler üzerine ilk inceleme
1. Dilekçeler
.. kaydedilir ve
görevli dairelere havale olunur.
2.
3. Dilekçeler, Danıştay'da daire başkanının görevlendireceği bir tetkik hâkimi, idare ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye tarafından:
a) Görev ve yetki,
..
5. İlk incelemeyi yapanlar, bu noktalardan kanuna aykırılık görmezler veya daire veya mahkeme tarafından ilk inceleme raporu yerinde görülmezse, tebligat işlemi yapılır.
.."
HUKUKİ BOYUT
I. SÖZLEŞMENİN 6/1. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
37. Başvuru sahipleri, tazminat ile ilgili soruşturmanın süresinin, Sözleşmenin 6/1. maddesinin gerektirdiği "makul süre" kapsamında olmadığı iddia edilmiştir. 6/1. madenin ilgili bölümleri şu şekildedir;
"1. Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar,
. makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. "
38. Mahkeme, 15 Nisan 1992 tarihinde, başvuru sahiplerinin Ankara idare Mahkemesine dilekçe vermesiyle başlayan ve 10 Mart 1998 tarihinde, Danıştay'ın ilk derece mahkemesinin kararını onadığı güne kadar devam eden yargılamanın, Sözleşmenin 6/1. maddesi kapsamında "makul sürede" sonuçlanıp sonuçlanmadığını hesaba katılacağını belirtmiştir. Bu süreç beş yıl on ay sürmüştür.
39. Hükümet, yerel mahkemelerin iddiaların gerçekliğini, ölenin mesleğini ve gelirini, ailenin başka bir gelirinin olup olmadığını araştırması gerektiğinden, davanın karmaşık bir yapısının olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, başvuru sahiplerinin, iç hukuk hükümleri kapsamında Gaziantep İdare Mahkemesine dava açmaları gerekirken Ankara İdare Mahkemesine dava açarak soruşturmanın uzamasına neden olduklarını iddia etmiştir. Ayrıca, başvuru sahiplerinin, en az iki durumda da mahkeme ücretlerini tam olarak ödemeyerek süreci uzattıklarına dikkat çekilmiştir. Bununla birlikte, idare mahkemeleri önündeki davaların yazıya döküldüğü ve ilgili otoritelerden belgelerin toplanmasının zaman aldığı belirtilmiştir. Hükümet, idari ve yargı yetkililerine atfedilebilir bir aşırı gecikmemenin olmadığı sonucuna varmıştır.
40. Mahkeme, davanın uzunluğunun makullüğünün, davanın şartları ışığında ve kendi usul hukukunun belirlediği kriterlerle birlikte, özellikle davanın karmaşıklığı, başvuru sahibinin ve ilgili yetkililerin davranışları ve başvuru sahibi için tartışılan menfaat kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini yinelemiştir (bkz. diğer birçok karar arasından, Sekin ve Diğerleri v. Türkiye, no. 26518/95, § 35, 22 Ocak 2004 ve Kranz v. Polonya, no. 6214/02, § 33, 17 Şubat 2004).
41. Davanın karmaşıklığı ile ilgili olarak Mahkeme; dosyanın, başlatılan işlemlerin A.O.'nun ölümü sonucunda başvuru sahiplerinin maruz kaldıkları gelir kaybının tazmini ile ilgili olduğundan istisnai olarak yasal veya maddi herhangi bir zorluk içermediğini düşünmektedir. Asıl gerçeğin, yerel mahkemelerin başvuru sahiplerinin iddialarının doğruluğunu araştırma zorunluluğunun, davanın karmaşıklığı sonucuna ulaşmak için tek başına yeterli olmadığı belirtilmiştir.
42. Başvuru sahiplerinin iddialarına gelince, Mahkeme, başvuru sahiplerinin, iç hukuk hükümlerine rağmen tazminat için yanlış mahkemede dava açarak davanın uzamasına katkıda bulunduklarını belirtmiştir. Ancak, incelendiğinde, İdari Yargılama Usulü Kanunun 14. maddesine göre, dilekçenin yetkili mahkemeye verilip verilmediğine dair ilk incelemede, mahkeme yetkili görülmezse, on beş gün içinde dilekçenin re'sen ilgili mahkemeye gönderileceği belirtilmiştir. Mahkeme, mevcut davada, yetkisizlik kararının verilmesinin Ankara İdare Mahkemesi'nde, dilekçenin sunulmasından sonra bir yıl on ay kadar bir süre sürdüğünü belirtmiştir.
43. Mahkemenin yetkisizlik kararını, tarafların iddialarını sunmasından kaynaklandığı düşünülse bile, Mahkeme, davanın, Ankara İdare Mahkemesi önünde bir yıl dört ay ve yirmi dört gün hareketsiz durduğunu belirtmiştir. Bu şartlar altında, bu gecikmenin tamamından başvuru sahiplerinin sorumlu olduğu sonucuna varılamayacağı belirtilmiştir. Mahkeme ücretinin ödenmemesi hususunda, Mahkeme, başvuru sahiplerinin, 21 Şubat ile 10 Ağustos 1994 arasında beş ay ve 30 Temmuz ile 27 Eylül 1996 tarihleri arasında bir ay süreyle davanın uzamasından sorumlu olduklarını düşünmüştür.
44. Yerel otoritelerinin idaresi hususunda, Mahkeme, Gaziantep İdare Mahkemesinin idaresini kınamanın ötesine geçemeyeceğini belirtirken, bundan önceki soruşturmanın, davanın gecikmesini mazur gösterebilecek bir sonuca varmadığını tespit etmiştir. Bununla birlikte, Danıştay önünde de aşırı bir gecikmenin olduğu tespit edilmiştir. Ancak, Mahkeme, Ankara İdare Mahkemesi önündeki bir yıl on aylık sürecin makul olmadığını belirtmiştir. Mahkeme, başvuru sahiplerinin, dilekçeyi yanlış mahkemeye vermelerinin davanın uzamasına katkıda bulunduğuna dair ifadeden başka, Hükümetin incelemelerinin, bu sürecin hareketsizliğini açıklayamadığını belirtmiştir.
45. Sonuç olarak, Mahkeme, başvuru sahiplerinin yerel dava açmadaki menfaatlerini, kendileri için oldukça önemli olduğunu düşünmüştür.
46. Bu nedenle, Mahkeme, mevcut davanın özel şartları içinde ve Ankara İdare mahkemesinin yetkisizlik kararının varmasının bir yıl on ay sürmesi göz önüne alındığında, Sözleşmenin 6/1. maddesinin gerektirdiği "makul süre" şartının yerine getirilemediğine ulaşmıştır.
47. Sonuç olarak, Sözleşmenin 6/1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
48. Sözleşmenin 41. maddesi şu şekildedir;
"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tazminine hükmeder. "
49-51. Mahkeme, Mahkeme İç Tüzüğü'nün 60. maddesi kapsamında, tazmin edebilmesi için her iddianın ayrıntıları ile yazılmasının ve "Dairenin iddiaları tamamen veya kısmen reddedebileceği eksiklikler", kanıt niteliğindeki ilgili belgeler ve makbuzlarla birlikte yazılı sunulması, gerektiğini belirtmiştir. Mevcut davada, 4 Aralık 2003 tarihinde, başvurunun kabul edilebilir olduğu açıklandıktan sonra, başvuru sahipleri tazminat için iddialarını sunma talebinde bulunmuşlardır. Belirlenen süre kapsamında herhangi bir iddiada bulunmamışlardır. Yukarda belirtilenler göz önüne alarak, Mahkeme, Sözleşmenin 41. maddesi kapsamında tazminata hükmedilemeyeceğine karar vermiştir.
Bu gerekçelerle mahkeme oybirliği ile Sözleşmenin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy