(Başvuru no: 46412/99)
KARAR
STRAZBURG
24 Ocak 2006
Bu karar AÎHS 'nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.
Yaşar - Türkiye davasında,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire),
Başkan J.-P. COSTA,
Yargıçlar A.B. BAKA,
R. TÜRMEN,
K. JIMGWIERT,
M. UGREKHELIDZE,
A. MULARONI,
E. FURA-SANDSTRÖM ve
Bölüm Sekreteri S. DOLLE'un katılımı ile kapalı oturumda 31 Mart 2005 ve 5 Ocak 2006 tarihlerinde toplanmış ve son belirtilen tarihte alınan izleyen kararı vermiştir:
USUL
1. Dava, İnsan Haklan ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi'nin ("Sözleşme") eski 25. maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaşı olan Mahmut Yaşar ("başvuran") tarafından, 13 Şubat 1998 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na ("Komisyon") yapılan başvurudan (no. 46412/99) kaynaklanmaktadır.
2. Kendisine adli yardım tanınmış olan başvuran, Diyarbakır Barosu'na bağlı avukat T. Elçi tarafından temsil edilmiştir. Bu davada, Türk Hükümeti ("Hükümet") Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi huzurundaki işlemler için bir Ajan tayin etmemiştir.
3. Başvuran, özellikle, polis nezaretinde gördüğünü iddia ettiği kötü muameleden, tutuklu yargılama süresinin haddinden fazla olmasından ve hakkında başlatılan cezai işlemlerden şikâyetçi olmuştur. Şikâyetleri hususunda, AİHS'nin 3, 5, 6, 13 ve 14. maddelerine atıfta bulunmuştur.
4. Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11 No.lu Protokol'ünün yürürlüğe girdiği tarih olan, 1 Kasım 1998'de iletilmiştir (11 No.lu Protokol'ün 5 § 2. maddesi).
5. Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin İkinci Daire'sine tevzi edilmiştir (Mahkeme İçtüzüğü'nün 52 § 1. maddesi). Bu Daire içinde davaya bakacak olan Bölüm (AİHS'nin 27 § 1. maddesi), İçtüzüğün 26 § 1. maddesinin gerektirdiği gibi oluşturulmuştur.
6. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 31 Mart 2005 tarihli bir karar ile başvurunun kısmen kabul edilebilir olduğunu açıklamıştır.
7. Başvuran ve Hükümet, esaslara ilişkin görüş bildirmişlerdir (İç Tüzük 59 § 1. madde). Taraflar birbirlerinin görüşlerine yazılı olarak cevap vermişlerdir.
OLAYLAR
8. Başvuran 1974 doğumludur ve Diyarbakır'da ikamet etmektedir.
9. 1 Haziran 1994 tarihinde, başvuran, Kürdistan İşçi Partisi ("PKK") isimli yasadışı bir örgüte üye olduğu şüphesi üzerine Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından gözaltına alınmıştır.
10. 2 Haziran 1994 tarihinde, başvuran, Bismil Sağlık Ocağı'nda bir doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor, başvuranın vücudunda kötü muameleye dair bir iz olmadığını rapor etmiştir.
11. Baskı altında alındığı iddia edilen 6 Haziran 1994 tarihli polis ifadesinde, başvuran, üyesi olduğu PKK adına propaganda yaptığını ve para topladığını ifade etmiştir. Ayrıca, ruhsatsız silah taşıdığını itiraf etmiştir.
12. 7 Haziran 1994 tarihinde, başvuran tıbbi muayene için bir kez daha Diyarbakır Devlet Hastanesi'ne götürülmüştür. Rapor, başvuranın kötü muameleye dair herhangi bir iz taşımadığını belirtmiştir.
13. Aynı tarihte, başvuran ayrıca Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı tarafından sorgulanmıştır. Savcı huzurunda, başvuran, baskı altında verilmiş olduğunu iddia ettiği polis ifadesini inkâr etmiştir. Ruhsatsız silah taşıdığını kabul etmiş, ancak, PKK'nın üyesi olduğunu veya faaliyetlerine katıldığını reddetmiştir. Başvuran sonradan Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Hakimi'nin huzuruna çıkarılmış, burada, Savcı tarafından alınan ifadesini yinelemiştir. İddiaların ciddiyetini göz önünde bulunduran Hakim, başvuranın tutuklu yargılanmasını emretmiştir.
14. 13 Haziran 1994 tarihli bir iddianame ile Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, başvuran hakkında cezai işlemler başlatmıştır. Başvuranı PKK'ya üyelikle suçlamış ve Ceza Kanunu'nun 168 § 2. maddesi uyarınca başvuranın mahkûmiyetini talep etmiştir.
15. Dava, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde açılmıştır. Müteakip dokuz duruşmada, mahkeme, iddia edilen suçun niteliğini ve delillerin durumunu göz önünde bulundurarak, başvuranı tahliye etmeyi reddetmiştir.
16. 4 Eylül 1996 tarihinde, onuncu duruşma sırasında, mahkeme başvuranın tutuksuz yargılanmasını emretmiştir.
17. Aynı tarihte, Gaziantep Hapishanesi'nden tahliye edilmeyi beklerken, başvuran, Gaziantep Emniyet Müdürlüğü görevlileri tarafından polis nezaretine alınmıştır. 7 Eylül 1996 tarihinde, başvuran, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü polis memurlarına teslim edilmiş ve sorgulama için Çevik Kuvvet binasına götürülmüştür.
18. Başvuran orada kendisine kötü muamele edildiğini iddia etmektedir. Çırılçıplak soyulduğunu, dövüldüğünü, soğuk suyla yıkandığını, kollarından asıldığını ve elektrik şokuna tabi tutulduğunu ileri sürmektedir. Başvuranın iddialarına göre polis memurları başvuranı PKK ile ilişkisi hakkında sorgulamıştır. Başvuran tarafından yazıldığı iddia edilen bir PKK iç raporunu yüksek sesle okumuşlar, başvurana, bu belgenin, emniyet güçleriyle bir çatışma sırasında öldürülmüş olan bir PKK üyesinin eşyalarının arasında bulunmuş olduğunu söylemişler, başvuranı, ayrıca, 1994'te Bismil'de gerçekleşmiş olan dört silahlı saldırı hakkında sorgulamışlardır. 18 Eylül 1996 tarihinde, memurlar, başvuranla birlikte, suç mahallinin olay yeri incelemelerini yürütmüştür. Başvuran, polis memurları tarafından düzenlenmiş olan olay raporlarını imzalamak zorunda bırakıldığını ifade etmektedir. Polis, ayrıca, başvuranın el yazısı örneklerini almıştır.
19. 19 Eylül 1996 tarihinde, başvuran, tıbbi kontrol için Diyarbakır Devlet Hastanesi'ne götürülmüştür. Doktor, başvuranın vücudunda kötü muameleye dair bir iz olmadığını rapor etmiştir. Başvuran, sonradan, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Hâkimi'nin huzuruna çıkarılmış ve burada, herhangi bir silahlı saldırıya katıldığını reddetmiştir. Başvuran, aynı zamanda, kendisinden baskı altında alınmış olduğunu iddia ettiği, polis ifadesini inkâr etmiştir. Başvuran, ayrıca, PKK raporunu yazdığını reddetmiştir. Başvuran hakkındaki iddiaların ciddiyetini değerlendiren Hâkim, başvuranın tutuklu yargılanmasını emretmiştir.
20. 26 Eylül 1996 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, başvuranı ve başka dört kişiyi, PKK'ya yardım ve yataklık yapmakla ve bu örgüt adına bazı silahlı faaliyetler yürütmekle suçlayan bir iddianame sunmuştur. Bu suçlamalara destek olarak, Savcı, başvuran tarafından düzenlendiği iddia edilen PKK raporuna ve 18 Eylül 1996 tarihli olay raporlarına atıfta bulunmuştur. Savcı, mahkemeden, başvuranı, Ceza Kanunu'nun 125. maddesi uyarınca yargılamasını ve mahkûm etmesini talep etmiştir.
21. 3 Ekim 1996 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuran hakkındaki ikinci ceza yargılaması sürecini başlatmıştır.
22. 4 Kasım 1996 tarihinde, ikinci duruşma sırasında, başvuran, hakkındaki suçlamaları reddetmiş ve PKK raporunu yazmamış olduğunu ifade etmiştir. Mahkemeden adli tıp raporu temin etmesini talep etmiştir. Mahkeme, iddia edilen suçun niteliğini ve delillerin durumunu göz önünde bulundurarak, başvuranın tutuklu yargılanması gerektiği kararını vermiştir.
23. Müteakiben, 23 Aralık 1996, 24 Şubat 1997, 28 Nisan 1997, 17 Haziran 1997 ve 28 Ağustos 1997 tarihlerinde, mahkeme, suçun ciddiyetine ve dava dosyasındaki delillere dayanarak, başvuranı serbest bırakmayı reddetmiştir.
24. 3 Kasım 1997 tarihinde, yedinci duruşma sırasında, ilk derece mahkemesi, başvuran hakkında devam eden iki cezai kovuşturmayı birleştirmeye karar vermiştir. Mahkeme, ayrıca, başvuranın tutuklu yargılanmasının devamını emretmiştir.
25. 8 Aralık 1997 tarihinde, sekizinci duruşmada, mahkeme, PKK raporunu ve başvuranın el yazısı örneklerini inceleme için Adli Tıp Kurumu'na göndermeye karar vermiştir. Suçun ciddiyetini ve dava dosyasındaki delilleri göz önünde bulundurarak, mahkeme, başvuranın tutuklu yargılanmasının devamını emretmiştir.
26. 10 Şubat 1998 tarihinde, başvuran, ilk derece mahkemesine bir yazı sunmuştur. AİHS'nin 5. ve 6. maddelerine atıfta bulunarak, serbest bırakılmayı talep etmiştir. Mahkeme bu talebi reddetmiştir.
27. Başvuranın sonraki iki serbest bırakılma talebi de, 16 Nisan 1998 ve 16 Haziran 1998 tarihlerinde gerçekleşen onuncu ve on birinci duruşmalarda ilk derece mahkemesi tarafından benzer gerekçelerle reddedilmiştir.
28. 8 Temmuz 1998 tarihinde, Adli Tıp Kurumu raporunu bitirmiş, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından inceleme için verilen belgenin başvuran tarafından yazılmış olduğunu tespit etmiştir. Bu adli tıp raporu, 20 Ekim 1998 tarihinde düzenlenen on üçüncü duruşmaya kadar ilk derece mahkemesinin dikkatine sunulmamıştır.
29. 25 Aralık 1998 ve 14 Eylül 1999 tarihleri arasında gerçekleşen müteakip altı duruşmanın tamamı ertelenmiştir, zira, iddia makamı tanıklarından biri tanıklık etmek için ilk derece mahkemesinde hazır bulunmamıştır. Her duruşmanın sonunda, mahkeme, suçun niteliğini ve delillerin durumunu göz önünde bulundurarak, başvuranın tutuklu yargılama süresini uzatmıştır.
30. 15 Şubat 2000 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi kararını vermiştir. Mahkeme, başvuranın polis ifadesinin baskı altında alındığını iddia etmiş olduğunu kaydetmiş, ancak, bu konuyu kararında tespit etmemiştir. Mahkeme, iddianamede ileri sürüldüğü gibi başvuranın silahlı saldırıları yürütmüş olduğu kararına varmak için yeterli delil olmadığını, ancak başvuranın PKK üyesi olduğu kararına varmak için yeterli delil olduğu kararını vermiştir. Dolayısıyla, mahkeme, Ceza Kanunu'nun 168 § 2. maddesi uyarınca, başvuranı on iki yıl ve altı ay hapse mahkûm etmiştir.
31. 22 Ocak 2001 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararına varmadan önce davanın esaslı incelemesini yürütmemiş olduğu gerekçesiyle, kararı bozmuştur.
32. 13 Nisan 2001 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın yeniden yargılamasını başlatmıştır.
33. 5 Temmuz 2001, 18 Eylül 2001, 27 Kasım 2001, 5 Şubat 2002, 2 Nisan 2002, 4 Haziran 2002, 25 Temmuz 2002, 12 Eylül 2002 ve 22 Ekim 2002 tarihlerinde gerçekleşen müteakip dokuz duruşmada, mahkeme, delillerin durumuna ve suçun niteliğine dayanarak, başvuranı serbest bırakmayı reddetmiştir.
34. 10 Aralık 2002 tarihinde Mahkeme kararını açıklamıştır. Başvuranın, polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada itirafta bulunmaya zorlanmış olduğuna dair şikâyetine değinmiştir. Ancak dava dosyasının içeriğini göz önünde bulunduran Mahkeme, başvuranın PKK mensubu olduğunu tespit etmiştir. Dolayısıyla, Ceza Kanunu'nun 168 § 2. maddesi uyarınca başvuranı on iki yıl altı ay hapse mahkûm etmiştir. Tutuklu yargılandığı sırada geçen süreyi de göz önüne alan Mahkeme, başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir.
35. 3 Mart 2003 tarihinde başvuran, kararı temyiz etmiştir. Temyiz dilekçesinde başvuranın temsilcisi, başvuranın gözaltında tutulduğu süre içerisinde maruz bırakıldığı kötü muameleye değinmiştir. Özellikle, başvuranın çıplak bırakıldığını, dövüldüğünü, üzerine hortumla soğuk su tutulduğunu, elektrik şokuna maruz bırakıldığını ve kollarından asıldığını ileri sürmüştür.
36. 17 Aralık 2003 tarihinde Yargıtay, Diyarbakır DGM'nin muhakemesini ve delilleri değerlendirmesini onayarak, başvuranın talebini reddetmiştir.
HUKUK
I. AİHS'NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
37. Başvuran, AİHS'nin aşağıda ilgili kısmı kaydedilmiş olan 3. maddesinin ihlali anlamına gelecek şekilde polis gözetimindeyken çeşitli kötü muamele ve işkence şekillerine maruz bırakılmış olduğu hususunda şikâyette bulunmuştur:
"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."
38. İddialarını destekleyecek herhangi bir tıbbi rapor sunmayan başvuran, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nde gözaltında tutulmuş olduğu süre içerisinde çıplak bırakıldığını, dövüldüğünü, üzerine hortumla soğuk su tutulduğunu, kollarından asıldığını ve elektrik şokuna maruz kaldığını ileri sürmüştür.
39. Hükümet, iddialara itiraz etmiştir. Başvuranın, iddialarını kanıtlayamadığını veya AİHS'nin 3. maddesine karşıt olarak kötü muameleye maruz bırakılmış olduğuna ilişkin iddialarını destekleyecek deliller sunamadığını belirtmiştir. Ayrıca, başvuranın polis gözetiminin başında ve sonunda bir doktor tarafından muayene edildiğini ve adli tıp raporlarının, başvuranın vücudu üzerinde kötü muamele izlerinin mevcut olduğunu göstermediğini eklemiştir.
40. 3. maddenin, demokratik toplumların en temel değerlerinden birini içerdiğini yineleyen AİHM, AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edilmiş olduğu yönündeki delilleri değerlendirirken, "makul şüphenin ötesinde" kanıt standardını benimsediğini hatırlatır (Avşar/Türkiye, no. 25657/94, § 282, ECHR 2001-VII). Bu tür bir kanıt, yeterli derecede güçlü, açık ve uygun neticeler veya reddedilmemiş benzer maddi karinelerin bir arada yer almasından kaynaklanabilir (İrlanda/İngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar, A Serisi no. 25, sayfa 65, § 161).
41. AİHM, yükümlülüğünün yardımcı niteliği hususunda duyarlıdır ve durumun, belli bir davanın koşullarınca kaçınılmaz olmadığına karar verildiği hallerde, bir ilk derece Mahkemesinin görevini üstlenirken son derece dikkatlidir (bkz., örneğin, McKerr/İngiltere, no. 28883/95, 4 Nisan 2000). Ancak söz konusu davada olduğu gibi AİHS'nin 3. maddesi uyarınca iddiaların sunulduğu durumlarda AİHM, tam bir incelemede bulunmalıdır (bkz., üzerinde gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra (mutatis mutandis), Ribitsch/Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar, A Serisi no. 336, § 32, veAvşar, § 283).
42. Söz konusu davada şikâyet edilen kötü muamele, başvuranın çıplak bırakılmasını, dövülmesini, elektrik şokuna maruz bırakılmasını, üzerine hortumla soğuk su tutulmasını ve bileklerinden asılmasını içermektedir. Ancak davada görülen bir grup unsur, başvuranın polis tarafından Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nde gözaltında tutulduğu iki dönem boyunca, 1 ve 7 Haziran 1994 ve 7 ve 19 Eylül 1996 dönemleri, gerçekten şiddetli kötü muameleye maruz kalıp kalmadığı hususunda şüpheler uyandırmaktadır.
43. Öncelikle 2 Haziran 1994, 7 Haziran 1994 ve 19 Eylül 1996 tarihli tıbbi raporlar, başvuranın vücudu üzerinde mevcut hiçbir kötü muamele izi göstermemektedir (bkz. 10,11 ve 19. paragraflar). Ayrıca başvuran, söz konusu raporlardaki bulgular hususunda şüphe yaratacak ve iddialarını destekleyecek hiçbir delil sunmamıştır.
44. Sonuç olarak, huzurunda sunulan deliller tüm makul şüphelerin ötesinde başvuranın, kötü muameleye maruz bırakılmış olduğuna karar vermesini sağlamadığı için AİHM, AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edilmiş olduğunun kanıtlanabildiği kanısında değildir. (Talat Tepe/Türkiye, no. 31247/96, § 54, 21 Aralık 2004).
II. AİHS'NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLMİŞ OLDUĞU İDDİASI
45. Başvuran, tutuklu yargılanma süresinin, AİHS'nin ilgili kısmı aşağıda kaydedilen 5 § 3. maddesinde öngörülen makul süre gereğini aşmış olduğu hususunda şikâyette bulunmuştur:
"Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılmalıdır; kişinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir."
46. Hükümet, başvuranın tutuklu yargılanmasının, yerel hukuka uygun olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, başvuranın gözaltında tutulma durumunun, belirli aralıklarla gözden geçirilmiş olduğunu ileri sürmüştür. Ancak, başvurana yöneltilen suçlamaların ciddiyeti ve dava dosyasındaki deliller ışığında mahkeme, dava devam ederken başvuranın gözaltı durumunun da devam etmesine karar vermiştir.
A. Göz önüne alınması gereken süre
47. AİHM başvuranın öncelikle, Diyarbakır DGM hâkiminin 7 Haziran 1994 tarihli kararı ile tutuklu yargılanmasına başlandığını belirtir. 4 Eylül 1996 tarihinde tutuksuz yargılanmaya başlanmış ancak aynı gün, polis tarafından aleyhinde ayrıca suçlamalarda bulunulması nedeniyle tekrar yakalanmıştır. 19 Eylül 1996 tarihinde hâkim, başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir. Başvuranın serbest bırakıldığı gün yakalanması, Diyarbakır DGM huzurunda devam etmekte olan cezai takibatla bağlantılı olmadığı için, AİHM iki tutukluluk süresini ayrı ayrı incelemesi gerektiği sonucuna varmıştır.
48. Yukarıda kaydedilenlere ilişkin olarak AİHM, söz konusu davada ilk tutukluluk süresinin, 7 Haziran 1994 tarihinde başlayıp başvuranın tutuksuz yargılanmaya başlandığı 4 Eylül 1996 tarihinde sona erdiğini gözlemler. Ancak, başvuru AİHM'ye, gerçekleştirildiği iddia edilen ihlale yol açan olayların görüldüğü tarihten altı aydan fazla süre geçmesinin ardından, 13 Şubat 1998'de sunulmuştur. Sonuç olarak AİHM, başvuranın tutuklu yargılanma süresinin uzunluğunun makul olup olmadığını incelerken, yalnızca 19 Eylül 1996 ve 10 Aralık 2002 tarihleri arasında geçen süreyi göz önünde bulunduracaktır.
B. Tutukluluk süresinin uzunluğunun uygunluğu
49. AİHM bir davada sanığın yargılanması sırasında tutuklu bulunmasının makul bir süreyi geçmemesini garanti etmenin öncelikle yerel adli makamların yükümlülüğü olduğunu yineler. Bu amaçla masumiyet karinesi ilkesine bağlı kalarak, kişisel özgürlüğe saygı kuralına uymamayı haklı çıkaran gerçek bir kamu yararı gereğinin mevcudiyetini destekleyen veya çürüten delilleri incelemeli ve bunları, serbest bırakılma başvurularına ilişkin kararlarında ortaya koymalıdırlar. Söz konusu kararlarda belirtilen nedenler ve itirazlarında başvuran tarafından ortaya konan saptanmış gerçekler temel alındığında AİHM, AİHS'nin 5 § 3. maddesinin ihlal edilip edilmemiş olduğu hususunda bir karara varmalıdır (bkz. Assenov ve Diğerleri/Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1998-VIII, § 154).
50. Yakalanan kişinin bir suç işlemiş olduğuna ilişkin makul şüphenin devamı, söz konusu tutuklama işleminin geçerliliği için ilk koşuldur ancak, belirli bir süre sonra yeterli olmamaktadır. AİHM bu durumda adli makamlarca öne sürülen diğer gerekçelerin, kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılmasını haklı çıkarmaya devam edip etmediğini tespit etmelidir (bkz., Iljikov/Bulgaristan, no. 33977/96, § 77, 26 Temmuz 2001, ve Labita/İtalya (BD), no. 26772/95, §§ 152-153, ECHR 2000-1V).
51. Söz konusu davada DGM, başvuranın devam etmekte olan tutukluluk durumunu, kendi gerek görmesi veya başvuranın talebi üzerine otuz bir kez incelemiştir. 10 Şubat 1998 tarihli dilekçesinde başvuran, AİHS'nin 5. ve 6. maddelerine değinerek tekrar serbest bırakılmayı istemiştir (bkz. paragraf 26).
52. AİHM, dava dosyasındaki delillerden, DGM'nin birçok duruşma sonunda "suçun niteliğine, delillerin durumuna ve dosyanın içeriğine ilişkin" gibi basmakalıp terimler kullanarak başvuranın, tutuklu yargılanmasının devamına karar vermiş olduğu sonucunu çıkarmaktadır. "Delillerin durumu" tabiri, ciddi suç göstergelerinin mevcudiyeti ve devamlılığı için ilgili bir unsur olsa da söz konusu davada başvuranın şikâyette bulunduğu tutukluluk süresi uzunluğunu tek başına haklı çıkaramaz (bkz. Letellier/Fransa, 26 Haziran 1991 tarihli karar, A Serisi no. 207, Tomasi/Fransa, 27 Ağustos 1992 tarihli karar, A Serisi no. 241-A, ve Demirel/Türkiye, no. 39324/98, § 59, 28 Ocak 2003).
53. AİHM, altı yıl üç aylık sürenin, Mahkemelerin basmakalıp gerekçeleri göz önüne alındığında, haklı çıkarılabilecek gibi görünmediği kanısındadır.
54. Söz konusu koşullar altında AİHM, başvuranın tutukluluk süresinin uzunluğunun, AİHS'nin 5 § 3. maddesine uygun olmadığı sonucuna varmıştır.
55. Bu nedenle, söz konusu madde ihlal edilmiştir.
III. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLMİŞ OLDUĞU İDDİASI
56. Başvuran, dava işlemlerinin süresinin, AİHS'nin aşağıda kaydedilen 6 § 1. maddesinin ilgili kısmında öngörülen "makul süre" gereğine uymadığı hususunda şikâyette bulunmuştur:
"Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkına sahiptir."
57. Hükümet, söz konusu iddiaya itiraz etmiştir. Söz konusu davadaki işlemlerin uzunluğunun, sanık sayısı, davanın karmaşıklığı, başvuranın itham edildiği suçun niteliği gözönüne alındığında makul olmadığının kabul edilemeyeceğini belirtmiştir.
58. AİHM gözönünde bulundurulması gereken sürenin, başvuranın polis tarafından gözaltına alındığı 1 Haziran 1994 tarihinde başladığı ve Yargıtay kararı ile 17 Aralık 2003 tarihinde sona erdiğini belirtir. Her birinde başvuranın davasının iki kez incelendiği iki yargı aşamasında dokuz yıl altı ay sürmüştür.
59. AİHM, işlemlerin uzunluğunun makul olup olmadığının, öncelikle, dava koşulları ışığında, AIHM içtihadında yerleşik ölçütlere, davanın karmaşıklığına, başvuranın ve yetkili mercilerin tutumuna ve ihtilafta başvuranın karşı karşıya olduğu risklere atıfta bulunarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (bkz. Pelissier ve Sassi - Fransa (BD), no. 25444/94, § 67, AİHM 1999-11).
60. AİHM, davanın belirli bir karmaşıklık arz etmesine rağmen, bunun, tek başına işlemlerin uzunluğunu haklı çıkardığının söylenemeyeceği kanısındadır.
61. Başvuranın tutumuna ilişkin olarak, AIHM, dava dosyasından, başvuranın işlemlerin uzamasına neden olduğunun görülmediğini gözlemlemiştir.
62. Yetkililerin tutumuna gelince, AİHM, yetkililere yüklenebilecek önemli bir gecikme süresinin olduğunu not eder. Bu bağlamda, birinci derece mahkemesinin 15 Şubat 2000 tarihli kararını vermesinin altı yıl aldığını gözlemler. Dava dosyasındaki belgelerden, 8 Aralık 1997 tarihli duruşmasındaki gibi, birinci derece mahkemesinin, başvuranın el yazısı örneklerinin adli tıp tarafından incelemesi talimatını verdiği ve bu raporun mahkemeye ancak 20 Ekim 1998'de, yani on ay sonra, iletildiği görülmektedir. Ayrıca, 25 Aralık 1998 ve 14 Eylül 1999 tarihleri arasında, kavuşturma tanıklarından birisi mahkemeye gelmediği için, altı duruşma ertelenmiştir.
63. AİHS'nin 6 § 1. maddesinin, Sözleşmeci Devletlere, davaların makul süre içinde karar bağlanması yükümlülüğü dahil olmak üzere, mahkemelerinin söz konusu maddenin her şartını karşılayacağı şekilde yasal sistemlerini düzenlemeleri görevini yüklediğini hatırlatarak (bkz. Arvelakis - Yunanistan, no. 41354/98, § 26, 12 Nisan 2001), AİHM, yerel mahkemenin işlemleri hızlandırmak için daha sıkı önlemler uygulamış olabileceği kanısındadır. Dolayısıyla, ulusal mahkeme gereken gayretle hareket etmediğinden, bu davanın işlemlerinin gereksiz yere uzatıldığını tespit etmiştir.
64. Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, işlemlerin uzunluğunun, AİHS'nin 6 § 1. maddesinde yer alan makul süre şartı ile bağdaştığının düşünülemeyeceği kanısındadır.
65. Dolayısıyla, bu madde ihlal edilmiştir.
IV. AİHS'NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
66. Başvuran, yerel hukukta, kötü muamele iddiaları ile ilgili olarak hiçbir etkili hukuk yolunun bulunmadığını ve bunun AİHS'nin 13. maddesini ihlal ettiğini ileri sürerek şikâyetçi olmuştur. Bu maddeye göre:
"Bu Sözleşme'de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir."
67. AİHM, 3. maddeyle teminat altına alınan hakkın niteliğinin, 13. madde açısından anlamlan olduğunu tekrarlar. Bir bireyin, Devlet görevlileri tarafından işkence gördüğü ya da ciddi kötü muameleye maruz kaldığı yönünde savunulabilir bir iddiasının bulunduğu hallerde, "etkili hukuk yolu" kavramı, uygun olan durumlarda tazminat ödenmesine ek olarak, müştekinin soruşturma sürecine etkili erişimi dahil olmak üzere, sorumluların bulunması ve cezalandırılmasını muktedir, kapsamlı ve etkili bir soruşturma yapılması anlamına gelmektedir (bkz. Aksoy, 18 Aralık 1996 kararı, Reports 1996-VI, § 98).
68. Bu davada kendisine iletilen kanıtlar temelinde, AIHM, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde, başvuranın polisler tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığının kanıtlandığını tespit etmemiştir. Ancak, AİHM'nin geçmiş davalarda hükmettiği üzere, bu, müştekinin 3. madde kapsamındaki şikâyetinin, 13. maddenin maksadı açısından "savunulabilir" bir şikâyet olmasını engellemez (bkz. Yaşa - Türkiye, 2 Eylül 1998 kararı, Reports 1998-VI, s.2442, § 112).
69. AİHM, başvuranın, kötü muamele iddialarını ulusal mercilere ilettiğini not eder. Bu bağlamda, AİHM, başvuranın 7 Haziran 1994 tarihinde ilk polis gözaltım takiben Cumhuriyet Savcısı ve hâkim tarafından alınan ifadelerine ve 19 Eylül 1996 tarihinde ikinci polis gözaltım takiben Cumhuriyet Savcısı ve hakim tarafından alınan ifadelerine atıfta bulunur. Son olarak, 3 Mart 2003 tarihli bir dilekçede, başvuranın temsilcisi, bir kez daha şikâyeti Yargıtay'ın dikkatine sunmuş ve maruz bırakıldığı iddia edilen muameleyi ayrıntılı olarak izah etmiştir (35. paragraf). Sonuç olarak, yetkililerin başvuranın polis gözaltında kötü muamele iddialarından haberdar olduğu açıktır. Ancak, bu iddialara yönelik hiçbir soruşturma başlatılmamıştır.
70. Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, yetkililerin 1994'ten beri tutuklu olan başvurana, kötü muamele iddialarına ilişkin olarak etkili bir hukuk yolu temin etme yükümlülüklerini yerine getirdikleri kanısında değildir.
71. Dolayısıyla, AİHS'nin 13. madde ihlal edilmiştir.
V. AİHS'NİN 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
72. Başvuran, Kürt kökeni sebebiyle ayrımcılığa maruz kaldığını, bunun AİHS'nin 3., 5., 6. ve 13. maddeleri bağlamında 14. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
73. Hükümet, bu iddiaları reddetmiştir.
74. AİHM, başvuranın, işlemlerin hiçbir safhasında, ayrımcılık iddiasını yerel mahkemelerin dikkatine sunmadığını not eder. Sonuç olarak, AİHM, bu şikayetin esaslarına girilmesinin gerekli olmadığı kanısındadır, zira iç hukuk yolları tüketilmediğinden AİHS'nin 35 § 1. ve 4. maddeleri uyarınca zaten reddedilmesi gereklidir.
VI. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
75. AİHS'nin 41. maddesine göre:
"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."
A. Tazminat
76. Başvuran, AİHM'den 50.000 Euro manevi ve 20.000 Euro maddi tazminat verilmesine hükmetmesini talep etmiştir.
77. Hükümet, bu iddiaların temelsiz olduğunu belirtmiştir.
78. AİHM, tespit edilen ihlaller ile talep edilen maddi tazminat arasında hiçbir sebep-sonuç bağı tespit etmemiştir; dolayısıyla bu iddiaları reddeder. Ancak, başvuranın dava koşullarında sıkıntı ve hayal kırıklığı gibi, yalnızca bir ihlal tespiti ile tazmin edilemeyecek bir manevi zarara uğramış olduğunu kabul etmektedir. Dava koşullarını ve içtihadını dikkate alarak AİHM, başvurana 10.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B. Mahkeme masrafları
79. Başvuran, yerel mahkemelerde yapılan masraflar için 6.600 Euro, AİHM'deki masraflar için 4.520 Euro talep etmiştir.
80. Hükümet, başvuranın iddiasına itiraz etmiştir.
81. Elindeki belgeler temelinde ve eşitlik temelinde yaptığı değerlendirme sonucunda AİHM, başvurana mahkeme masrafları için, Avrupa Konseyi'nden alınan 685 Euro adli yardım çıkarılmak üzere, 3.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
82. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;
2. AİHS'nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
4. AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
5. 14. madde kapsamındaki şikâyete ilişkin iç hukuk yollarının tüketilmediğine;
6. (a)Sorumlu Devlet'in başvurana, AİHS'nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günüde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası'na çevrilerek ve her türlü vergi ve harçtan muaf olarak
(i) 10.000 Euro (on bin Euro) manevi tazminat,
(ii) yasal yardım olarak alınmış olan 685 Euro (altı yüz seksen beş Euro) çıkarılmak üzere, mahkeme masrafları için 3.000 Euro (üç bin Euro) ödemesine;
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İngilizce hazırlanmış, Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 24 Ocak 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy