(AİHS. m. 3, 6, 35) (765 S. K. m. 168) (3713 S. K. m. 2) (PEKİNEL - TÜRKİYE DAVASI) (HALİL KAYA - TÜRKİYE DAVASI) (FETİ ATEŞ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (KARATAŞ VE YILDIZ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 47695/09)
KARAR
STRAZBURG
20 Eylül 2011
İşbu karar nihai olup şekli düzeltmelere tâbi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 47695/09 no'lu davanın nedeni Hakan Gölünç adlı T.C. vatandaşının ("başvuran") Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne ("AİHM") 12 Ağustos 2009 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'nin ("AİHS") 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından F. A. Tamer tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVA OLAYLARI
Başvuran 1971 doğumlu olup İstanbul'da yaşamaktadır. Yasadışı PKK ve KADEK örgütlerine üye olduğu şüphesiyle 10 Eylül 2002 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından gözaltına alınmıştır.
Başvuran 11 Eylül 2002 tarihinde Terörle Mücadele Şubesinde, avukatı olmadan sorgulanmıştır. Yakalanan şahısların haklarının açıklandığı ve başvuran tarafından imzalanan bir forma göre başvurana, hakkındaki suçlamalar ve sessiz kalma hakkı anlatılmıştır. Ayrıca Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görevine giren bir suçla bağlantılı olarak gözaltına alındığından, başvuranın ancak tutuklanması ya da gözaltı süresinin mahkeme kararıyla uzatılması halinde avukat yardımı alabileceği formda belirtilmiştir. Başvuran, sorgusunda yurtdışında PKK faaliyetlerine katıldığını itiraf etmiştir.
Başvuran 13 Eylül 2002 günü doktor muayenesinden geçmiş, vücudunda kötü muamele izine rastlanmamıştır. Aynı gün yine avukat bulunmaksızın İstanbul DGM savcısı önüne çıkarılmış, burada polise verdiği ifadesini kısmen tekrarlamıştır. Başvuran aynı gün İstanbul DGM'de tek hakim önüne çıkarılmış, burada PKK faaliyetlerine katıldığını reddetmiştir. Sorgu sonunda hakim, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
İstanbul DGM savcısı tarafından, başvuran ve diğer sekiz kişi hakkında, eski TCK'nın 168/2 ve Terörle Mücadele Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca, PKK ve KADEK üyesi oldukları iddiasıyla düzenlenen iddianame 27 Eylül 2002 tarihinde Mahkeme'ye sunulmuştur.
Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılmasıyla birlikte başvuran hakkındaki dava dosyası İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiş, mahkeme 10 Nisan 2006 tarihinde sanıklardan dördünün beraatine, başvuran ve diğer beş sanığın ise atılı suçlardan mahkûm edilmesine, başvuranın altı yıl üç ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı mahkûm ederken polise, savcıya ve tutukluluk kararı veren hakime verdiği ifadeleri dikkate almıştır. Aynı zamanda diğer sanıkların başvuranın PKK ile bağlantısına dair ifadelerini göz önünde bulundurmuştur. Mahkeme, hakkındaki tüm suçlamaları reddetmiş olmasına karşın başvuranın, dava dosyasında yer alan deliller ışığında inandırıcılığı bulunmadığını kaydetmiştir.
4 Aralık 2008 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesi kararını onamış, onama kararı ilk derece mahkemesine 23 Şubat 2009 tarihinde gönderilmiştir.
HUKUK
I.AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, AİHS'nin 6/1 ve 6/3 (c) maddelerine dayanarak, gözaltında avukat yardımı alamamış olması nedeniyle savunma haklarının ihlal edildiğini, ayrıca hakkındaki ceza yargılaması süresinin 6/1 maddenin gerektirdiği "makul süre" şartına uygun olmadığını öne sürmüştür.
A.Kabuledilebilirlik
Hükümet, başvuranın sözkonusu şikâyetleri ulusal mahkemeler nezdinde dile getirmemiş olması nedeniyle AİHS'nin 35/1 maddesine göre iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle şikâyetlerin reddini talep etmiştir.
AİHM daha önce benzer davalarda Hükümetin ön itirazlarını inceleyerek reddettiğini hatırlatır (bkz. Pekinel - Türkiye, no. 9939/02; Halil Kaya - Türkiye, no. 22922/03). AİHM sözkonusu davada bu içtihadından ayrılmasını gerektirecek özel koşullar tespit etmemiştir. Ayrıca başvuranın, Hükümetin iddialarının aksine, ceza yargılamasının ilk aşamalarında avukat yardımından faydalanamama şikayetini, temyiz talebi dahil olmak üzere birkaç defa dile getirdiğini kaydeder. Sonuç olarak AİHM, Hükümetin itirazı reddeder ve başvurunun bu kısmını kabuledilebilir olarak ilan eder.
B.Esas
1.Gözaltında avukat yardımı olmaması
Başvuran, gözaltında avukat yardımından faydalanamamaktan şikâyetçi olmuştur.
Hükümet, yargılamanın sonraki aşamalarında avukat yardımından faydalanmış olması dikkate alındığında, ceza yargılamasının ilk aşamalarında avukat yardımı alamayışının başvuranın savunma haklarını etkilemediğini savunmuştur.
Başvuran, iddialarında ısrarcı olmuştur.
AİHM, daha önce aynı mağduriyeti Salduz ((BD) no. 36391/02) davasında inceleyerek AİHS'nin 6/3 (c) maddesinin 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak ihlal edildiğini tespit ettiğini gözlemler. Sözkonusu kararda AİHM, avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamanın sistematik olduğuna ve o dönemde Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına giren bir suçla bağlantılı olarak gözaltına alınan herkese uygulandığına hükmetmiştir.
AİHM somut davayı incelemiş ve yukarıda belirtilen Salduz davasında ulaştığı sonuçlardan ayrılmasını gerektiren özel koşullar tespit etmemiştir.
Bu nedenle mevcut davada AİHS'nin 6/3 (c) maddesi, 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak ihlal edilmiştir.
2.Yargılama süresinin uzunluğu
Başvuran, hakkındaki ceza yargılaması süresinin AİHS'nin 6/1 maddesinde öngörülen "makul süre" şartına uygun olmadığını öne sürmüştür.
Hükümet, somut davada yargılama süresinin davanın karmaşıklığı, sanıkların sayısı ve başvurana isnat edilen suçun niteliği dikkate alındığında makul olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunmuştur.
Başvuran, iddialarında ısrarcı olmuştur.
AİHM, sözkonusu ceza yargılamasının başvuranın gözaltına alındığı 10 Eylül 2002 tarihinde başlayıp Yargıtay'ın nihai karar tarihi olan 4 Aralık 2008 tarihinde sona erdiğini kaydeder. Dolayısıyla yargılama, iki dereceli yargıda 6 yıl, 2 ay, 26 gün sürmüştür.
Sunulan tüm delilleri inceleyen AİHM, somut davada yargılama süresinin haddinden fazla olduğu ve "makul süre" şartına uymadığı kanaatindedir (bkz. Daneshpayeh - Türkiye, no. 21521/06 ve 48581/07).
Dolayısıyla AİHS'nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS'NİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, ne İstanbul DGM ne de İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin AİHS'nin 6/1 maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız mahkeme şartına uyduğunu öne sürmüştür. Ayrıca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanmadığı ve temyiz incelemesi yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesinin siyasi davrandığı gerekçesiyle AİHS'nin 13. maddesinde belirtilen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. AİHS'nin 6/1 maddesine dayalı olarak; gözaltında ifadesinin fiziksel kötü muamele dahil baskı altında alındığını, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği kararın hatalı ve dayanaksız olduğunu ve yetersiz delillere dayandığını savunmuştur. Başvuran son olarak haksız bir yargılama neticesinde hapsedilmesinin AİHS'nin 3. maddesi bağlamında "işkence"ye tekabül ettiğini öne sürmüştür.
AİHM, elinde bulunan deliller ışığında başvuranın yukarıda belirtilen ifadelerinin AİHS ve Protokollerinde güvence altına alınan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin ihlalini ortaya çıkardığını tespit etmemiştir. Dolayısıyla bu şikâyetlerin, AİHS'nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle reddedilmeleri gerekmektedir (bkz, benzer bir dava için, Feti Ateş vd., no. 34759/04, 28588/05, 1016/06 ve 19280/06).
III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuran 25,000 Euro manevi, 2,680 İngiliz Sterlini (yaklaşık 3,200 Euro) yargılama masraf ve giderleri ödenmesini talep etmiş, taleplerine ilişkin belge ibraz etmemiştir.
Hükümet taleplere karşı çıkmıştır.
AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvurana 3,900 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmeder.
AİHM, ayrıca ihlalin telafisi için en uygun yolun, talep ettiği takdirde başvuranın AİHS'nin 6/1 maddesi gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı kanısındadır (bkz. Salduz, yukarıda anılan).
Yargılama masraf ve giderlerine ilişkin olarak AİHM, içtihadına göre bir başvuranın, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmış ise bunları geri almaya hak kazandığını kaydeder. Sözkonusu davada AİHM, başvuranın taleplerine ilişkin olarak herhangi bir belge ibraz etmediğini gözlemler. Dolayısıyla bu başlık altında ödeme yapılmamasına hükmeder (bkz. Karataş ve Yıldız vd. - Türkiye, no. 4889/05, 4897/05, 24009/05, 33694/05, 37759/05, 42996/06, 43031/06, 43019/06, 43038/06 ve 43054/06).
AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1.Gözaltında avukat yardımından yararlanamama ve ceza yargılaması süresinin uzunluğuna ilişkin şikâyetin kabuledilebilir, başvurunun kalan kısmının ise kabuledilemez olduğuna;
2.Başvuranın gözaltında avukat yardımından yararlanamaması nedeniyle AİHS'nin 6/3 (c) maddesinin, 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak ihlal edildiğine;
3.Başvuran hakkındaki ceza yargılamasının uzunluğu nedeniyle AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4.(a) Savunmacı devletin başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına çevrilmek ve uygulanabilecek tüm vergilerden muaf tutulmak üzere:
"3,900 (üç bin dokuz yüz) Euro manevi tazminat ödemesine;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, sözkonusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankası'nın anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklemek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;
5.Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 20 Eylül 2011 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy