(AİHS m. 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (AKKUŞ - TÜRKİYE DAVASI) (JAMES VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI)
(Başvuru no: 48161/99)
Karar Tarihi: 02.07.2002
(ÖZET ÇEVİRİ)
DAVANIN ESASI
8. Birinci başvurucu Marie Camille Victor Andre Augustin Oscar Motais de Narbonne 1926 doğumludur. İkinci başvurucu Marie Joseph Edouard CamiIle Roland Motais de Narbonne 1927 doğumludur. Üçüncü başvurucu Marie Therese Arlette Motais de Narbonne (Bemardın eşi) 1929 doğumludur. Dördüncü başvurucu Marie Joseph Jean Claude Motais de Narbonne 1931 doğumludur. Beşinci başvurucu Marie Therese Victoria Helene Motais de Narbonne (Peyret-Forcadeın eşi) 1932 doğumludur. Altıncı başvurucu Pierre Victor Marie Dupuy 1957 doğumludur. Yedinci başvurucu Claudine Marie Helene Dupuy (Cadetnin eşi) 1961 doğumludur.
Marie Therese Victoria Helene Motais de Narbonne Paris'te oturmaktadır. Diğer altı başvurucu Reunionda oturmaktadır.
Başvurucular Pierre Victor Marie Dupuy ve Claudine Marie Helene Dupuy, Dupuyun eşi olan anneleri Marguerite Marie Therese Motais de Narbonne öldükten sonra onun mirasçıları sıfatıyla hareket ettiklerini beyan etmişlerdir.
I. Dava konusu olaylar
9. Reunion Valiliği 1 Aralık 1982 tarihinde, Saint-Denis'te bulunan ve Marie Josephine Clementine Piveteau'ya (kızlık soyadı Motais de Narbonne) ait olan bir arazinin, "sosyal konut için arazi rezervi oluşturulması amacıyla, Valiliğine bağlı Reunion (SEDRE) Emlak Müdürlüğü tarafından kamulaştırılması için kamu yararı kararı vermiştir. 24 Şubat 1983te 1,966,700 Fransız Frangı kamulaştırma bedeli tayin edilmiş ve arazi 6 Temmuz 1983te kamulaştırılmıştır.
Vilayet bu araziyi 27 Ağustos 1984 tarihinde Saint-Denis Belediyesine satmıştır. Bu belediye arazinin bir kısmını Mayıs 1988de Reunion Taşınmaz Şirketi (SIDR) adlı bir emlak şirketine takas yoluyla devretmiştir.
10. 1989 yılına kadar, söz konusu arazinin kullanılmadan olduğu gibi bırakılması üzerine, mülk sahibi Marie Josephine Clementine Piveteau, Reunion Valiliğine, SEDRE'e, Belediyeye ve SIDR'e karşı, Saint-Denis Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. Davacı kamulaştırma kararından bu yana beş yıldan uzun bir süre geçtiği halde, arsanın kamu yararı kararında belirtilen amaca tahsis edilmediğinin tespit edilmesini istemiştir. Davacı ayrıca, Kamulaştırma Kanunun 12(6). fıkrasına dayanarak taşınmazın geri verilmesini ve yararlanma hakkından yoksun bırakıldığı için de tazminat istemiştir.
Davacı daha sonra yukarıda adı geçen SEDR, Belediye ve SIDR yönünden davasından feragat etmiş; ayrıca mülkün geri verilmesi talebinden de vazgeçmiş; o tarihte Belediyeye satılmış olup bir kısmı SIDRa devredilmiş olduğu için kamulaştırmayı yapan Valiliğin malvarlığı içinde yer almayan taşınmazın bugünkü değerinden kamulaştırma bedeli düşülerek Valilik tarafından kendisine tazminat olarak ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
11. Asliye Hukuk Mahkemesi 19 Mayıs 1992 tarihinde, Vilayetin "Kamulaştırma Kanununun 12(6). fıkrasına uymamış olduğu" sonucuna varmıştır. Bu mahkeme, kamulaştırılan taşınmazın kamulaştırma yapan kurumun malvarlığından çıkmış olması durumunda, geri alma hakkının tazminat hakkına dönüşeceğini, dolayısıyla davacının talebinin kural olarak temeli bulunduğunu belirtmiş ve bir bilirkişi incelemesi yaptırılarak başvurucuya ödenmesi gereken tazminat tutarının belirlenmesine karar vermiştir. Bu kararın gerekçesinde aşağıdaki husus yer almaktadır:
"( ... ) 1 Aralık 1982 tarihli kamu yararı kararı, kamulaştırılan arazinin "sosyal konut amaçlı arazi rezervi" haline getirilmesini sağlamıştır. 6 Temmuz 1983 tarihli kamulaştırma kararını izleyen beş yıl boyunca, söz konusu arazide bu türde her hangi bir yerleşim oluşturulmadığı (...) ve parsel üzerinde işin başlatılması olarak nitelendirilebilecek bir çalışmanın başlatılmamış olduğu sabittir. Valiliğin bu beş yıllık süre içinde araziyi belediyeye satmış olması ve belediyenin de arsanın bir kısmını kuruluş amacı sosyal konut projeleri gerçekleştirmek olan SIDR ile takas etmiş olması, söz konusu yerlerde görünür her hangi bir çalışma olmadığından, bu amaca yönelik çalışmalara başlanmış olduğu şeklinde yorumlanamaz."
12. Valilik bu karara karşı itiraz yoluna başvurmuştur.. Bu arada davacı bayan Marie Josephine Clementine Piveteau dava devam ederken ölmüş, çocukları (ilk beş başvurucu ve evlendikten sonra aldığı soyadı Dupuy soyadını alan Marguerite Marie-Therese Motais de Narbonne), davayı kendi adlarına devam ettirmişlerdir.
Saint-Denis Üst Mahkemesi 9 Ağustos 1996te, Asliye Mahkemesinin kararını bozmuştur. Üst Mahkeme kararı bozarken, özellikle aşağıdaki hususları vurgulamıştır:
"( ... ) kamulaştırma yoluyla oluşturulan arazi rezervinin, Kamulaştırma Kanununun 12(6). fıkrasında belirtilen beş yıllık süre içinde bir işe tahsis etmesi gerektiğini söyleyen her hangi bir yasa hükmü veya idari bir düzenleme yoktur;
( ... ) arazi rezervi oluşturulmasının amacı, orta ve uzun vadeli imar çalışmaları ihtiyacını karşılamaktır; bu tür bir ihtiyacın karşılanması, işin doğası gereği, başka kamulaştırma durumları için öngörülmüş olan 5 yıllık süre içine sıkıştırılamaz."
( ... ) mevcut olayda, en başta öngörülmüş olan imar işleminin gerçekleştirilmeyeceğini düşündürecek hiçbir şey yoktur.
13. Davacılar tarafından yapılan temyiz, 30 Eylül 1998 tarihinde Temyiz Mahkemesi tarafından Birinci Protokolün 1. maddesine dayanılarak reddedilmiştir. Bu kararda aşağıdaki hususlar belirtilmektedir:
"( ... ) Üst Mahkeme yakın bir tarihte, Sözleşmeye Ek Birinci Protokolün 1. maddesini ihlal etmeksizin, kamulaştırma yoluyla oluşturulan arazi rezervinin, Kamulaştırma Kanununun 12(6). fıkrasında belirtilen beş yıllık süre içinde bir işe tahsis edilmesi gerektiğini söyleyen her hangi bir yasa hükmü veya düzenleme bulunmadığı şekilde bir karar vermiştir.
(...)
(...) kamu yararı kararında kamulaştırılan arazinin ileride sosyal konut yapılması amacıyla arazi rezervleri oluşturulmasına tahsis edileceği öngörülmüş ve Reunion Valiliği haklı olarak, kamulaştırılan araziyi Saint-Denis Belediyesine sattığı ve bu belediyenin de arsaları kurum olarak amacı bu türden konutlar yapmak olan SIDRa devrettiği tespit edilmiş olmakla, üst Mahkemesi bu durumda en başta öngörülen imar işleminin gerçekleştirilmeyeceğini düşündürecek her hangi bir şey olmadığı sonucuna varmış, (...) bu konuda verilen kararı hukuka uygun bulmuştur.
II. İlgili İç hukuk
14. İmar Kanununun ilgili hükümleri şöyledir:
Madde 221(1):
"Devlet, yerel yönetimler veya meslek kuruluşları, sendikalar ve Kanunun 321(1) ve 324(1). fıkralarında belirtilen kamu kuruluşları, bu Kanunun 300(1). fıkrasında gösterilen geliştirme veya uygulama projelerini gerçekleştirmek amacıyla arazi rezervi oluşturmak üzere, gerektiği takdirde kamulaştırma yoluyla mülk edinme yetkisine sahiptirler.
Madde 221(2):
"Bir arazi rezervi edinen kamu kurumu, bunları iyi bir aile babasının özeni ile yönetir.
Arazi rezervi oluşturmak amacıyla edinilen arazideki binalar, arazi kesin amaçları doğrultusunda kullanılmadan önce, kamu kurumlarının kendi aralarında anlaşmayla yaptıkları devirler ve rezervin oluşturulma nedeni doğrultusunda gerçekleştirilmesi için yapılan devirler dışında, tam mülkiyet devrine konu olamazlar. Bu binalar ancak, alıcının taşınmazın kesin kullanım amacı için geri alınacağı zaman taşınmazda daha fazla kalma hakkı oluşturmayacak ve uzatılamayacak şekilde geçici olarak devredilebilirler."
Madde 300(1):
"İmar ve uygulama planları bir kentleşme projesini veya bir yerel konut projesini gerçekleştirmek; yerleşim alanları oluşturmak; ekonomik faaliyetlerin devamını veya büyütülmesini sağlamak; dinlenme ve turizmin gelişmesini sağlamak; sağlıksız çevreyle mücadele etmek; kentsel dönüşümü sağlamak; kültür ve tabiat varlıklarını korumak ve değerlendirmek amacıyla yapılır.
15. Kamulaştırma Kanununun kamu yararıyla ilgili 12(6). fıkrası şöyledir:
"Bu Kanun gereğince kamulaştırılan taşınmazda beş yıllık süre içinde tahsis edilen amaca uygun bir iş yapılmamış veya yapılması durdurulmuşsa ve yeni bir kamu yararına da tahsis edilmemişse, eski mal sahibi veya mirasçıları, kamulaştırma kararından itibaren otuz yıllık bir süre içinde bu mülklerinin geri verilmesini talep edebilirler ( ... )".
KARAR GEREKÇESİ
I. Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlali iddiası
II.
16. Başvurucular, Birinci Protokolün 1. maddesine aykırı olarak mülkiyet haklarına orantısız bir müdahalede bulunulduğundan şikayetçi olmuşlardır. Bu madde şöyledir:
Her gerçek ve tüzel kişi, maliki olduğu şeyleri barışçıl bir biçimde kullanma hakkına sahiptir. Kamu yararı gerektirmedikçe ve uluslararası hukukun genel ilkeleri ile hukukun aradığı koşullara uyulmadıkça, hiç kimse mülkiyetinden yoksun bırakılamaz.
(...)
Başvurucular kamulaştırılan mülkte, 1982 Aralık verilen kamu yararı kararında gösterilen amacın gerçekleştirilmediğini iddia etmişlerdir. Başvurucular şu ana kadar öngörülen imar planının yapılmadığını ve Reunion Valiliğinin ile Reunion Emlak Müdürlüğünün çalışmaları dikkate alındığında böyle bir planın da yapılmayacağının anlaşıldığını vurgulamışlardır. Başvurucular bu noktada, kamulaştırmayı yapan makam olan Valiliğin 1984 yılında taşınmazı Saint-Denis belediyesine sattığını, satış sözleşmesinde de taşınmazın belli bir amaçla kullanılması yönünde bir taahhüt veya yükümlülüğün bulunmadığını kaydetmişlerdir. Nitekim belediye, Üst mahkemeye verdiği savunmalarda, mülkiyet devrinin belediyeye her hangi bir yükümlülük yüklemeden usulüne uygun bir şekilde yapıldığını belirtmiştir. Diğer yandan, mülkü 1988 yılında devralan SIDR da, takas işleminin (...) SIDRa inşaat yapma veya başka bir yükümlülüğü yerine getirme yüklemediğini aynı mahkemede savunmuştur. Bunun dışında, Hükümetin söylediğinin aksine SIDRın kuruluş amacı sosyal konut yapmak değil, ama satış amaçlı konut yapmaktır. Başvurucular bu iddialarını kanıtlamak üzere bir takım reklam ilanları göstermişlerdir. Bu ilanlarda söz konusu kuruluşun metrekaresi yaklaşık 9600 ile 13110 Fransız Frangı olmak üzere, iki konut projesinin pazarlamasını yaptığı anlaşılmaktadır.
17. Hükümet, tartışma konusu kamulaştırmanın sosyal konut yapmak üzere arazi rezervi oluşturulması amacıyla gerçekleştirildiğini vurgulamıştır. Hükümet bu arazi üzerinde bir çalışma yapılmadığını inkar etmemekte, fakat Temyiz Mahkemesinin bu olayda, Kamulaştırma Kanununun 12(6) fıkrasının kamulaştırma yoluyla oluşturulmuş arazi rezervleri için uygulanmayacağı yönündeki içtihadını doğruladığını ve dolayısıyla bu fıkrada kamu yararına tahsis için geçen 5 yıllık sürenin bu kamulaştırmalar için gerekli olmadığını teyit ettiğini savunmaktadır. Hükümet ayrıca, söz konusu arazinin hukuka uygun bir şekilde SIDRa devredildiğini, SIDRın kurum olarak başlıca amacının sosyal konut yapmak olduğunu, bu amacın da kamulaştırma amacına karşılık geldiğini söylemiştir. Hükümet, karma sermayeli bir kuruluş olan SIDRın Fransanın denizaşırı bölgelerinde sosyal konut yapan başlıca kuruluşu olduğunu; bu kuruluşun konutlarının kiracılarının %83ünü, sosyal konuttan yararlanmak için vergiye tabi tavan geliri %40ın altında bulunan kişilerin oluşturduğunu belirtmiştir. Her ne kadar SIDR aynı zamanda belediyelerin talebi üzerine, başvurucuların belirttiği türden tanıtım gibi faaliyetlerinde bulunuyor ise de, bu faaliyet, SIDRın her yıl ürettiği 600-700 konut arasından sadece 50 konut için yürüttüğü istisnai bir faaliyettir. Ayrıca SIDR tarafından uygulanan satış fiyatı, emlak piyasasındaki en düşük fiyatlar arasında olup, alıcıları genellikle bir ara devlet tarafından vergiden muaf kılma yoluyla kiralık konutlarda arzı geliştirmek amacıyla uygulamaya koyulmuş tedbirlerden yararlanmak isteyen ailelerden oluşmaktadır. Kısacası, söz konusu arazinin, kamulaştırma anında öngörülen amaca tahsis edilmediği iddia edilemez.
Hükümet ayrıca, böyle olmadığı varsayılsa bile, Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmediğini ileri sürmüştür. Birincisi, uyuşmazlık konusu mülkiyetten yoksun bırakma, iç hukuk bakımından yasaya uygundur. İkincisi, kamulaştırmanın amacı, sosyal konut için arazi rezervi oluşturmak olup, bu işlem Protokolün 1. maddesi anlamında kamu yararına amacına dayandırılmıştır. Ulusal mahkemenin, arazi rezervi oluşturmak için kamulaştırma yapıldığında Kamulaştırma Kanununun 12(6). fıkrasının uygulanmayacağını belirtmesi, kamu makamının açıklanmış olan kamu yararı amacını gerçekleştirme yükümlüğünden kurtulmuş olduğu anlamına gelmemekte, sadece bu amacın fiilen gerçekleştirilmesinin bu fıkrada öngörülen 5 yıllık süre ile sınırlanamayacağı anlamına gelmektedir. Bu durum, arazi rezerv etme amacına karşılık gelmektedir; çünkü arazi rezerv etme amacı, önceden tedbir almak suretiyle orta ve uzun vadede imar politikalarının gerçekleştirilmesini sağlamaktır. Bu noktada Hükümet, arazi rezerv tekniğinin İsveç, Hollanda ve Almanya gibi bir çok Kuzey Avrupa ülkesinde geniş çapta uygulanmakta olduğunu vurgulamaktadır. Üçüncü olarak bayan Motais de Narbonea 1,966,700 Fransız Frangı tutarında bir tazminat ödenmiştir. Bu tutar, mülkün değeri karşısında makuldür. Dördüncü olarak, her ne kadar öngörülen kentleşme projesi halen gerçekleştirilememiş ise de, bunun nedeni kanalizasyon şebekesinin henüz kurulmamış olmasıdır; bunun yapılması da SIDRın değil, yerel yönetimlerin görevidir. Kentleşme projesinin gelecekte gerçekleştirilmeyeceğini gösteren her hangi bir şey yoktur. Kısacası, Birinci Protokolün 1. maddesi ihlal edilmemiştir.
18. Mahkeme, söz konusu kamulaştırmanın Birinci Protokolün 1. maddesinin ikinci cümlesi anlamında mülkiyetten yoksun bırakma oluşturduğu ve Fransız iç hukukuna uygunluğu konusunda bir itiraz bulunmadığını kaydeder.
Ancak başvurucular esas itibarıyla, somut olayda, tartışma konusu kamulaştırmanın bu cümle anlamında gerçek bir kamu yararı amacına dayanmadığını ileri sürmüşlerdir.
Bu noktada Mahkeme, 1 Aralık 1982 tarihli kamu yararı kararında söz konusu arazinin, sosyal konut arazisi oluşturmak için kamulaştırıldığının açık olduğunu tespit etmektedir (yukarıda parag. 9). Konut yapılması gibi bir sosyal politikanın uygulanmasına yönelik böyle bir hedefin, meşru bir amaç taşıdığından ve kamu yararına girdiğinden kuşku yoktur (bk. örneğin, ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte 21 Şubat 1986 tarihli James ve Diğerleri - Birleşik Krallık kararı, parag. 47; ve 23 Nisan 1996 tarihli Phocas - Fransa kararı, parag. 55). Dahası Mahkeme, Sözleşmeci Devletlerin ve onlara bağlı kuruluşların, kamu yararı bulunup bulunmadığı ve mülkiyetten yoksun bırakma şartlarının oluşup oluşmadığını değerlendirme konusunda sahip oldukları takdir alanını göz önünde tutarak, uyuşmazlık konusu arazinin bulunduğu bölgede konut ihtiyacının bulunduğunu kabul etmektedir.
19. Ne var ki sorun çözülmüş değildir. Mülkiyetten yoksun bırakan bir işlemin objektif olarak kamu yararı meşru amacını taşıması, kural olarak yeterli değildir: bu amaç ile kullanılan araçlar arasında makul bir orantılılık ilişkisinin bulunması gerekir. Bir bireyin orantısız bir külfet altına sokulması halinde, genel yararın gerekleri ile bireyin hakları arasında denge bozulmuş olur (bk. diğerleri arasında 9 Aralık 1994 tarihli Kutsal Manastırlar - Yunanistan kararı, parag. 70-71). Kamu yararı meşru amacı taşınmazın tam piyasa değerinin altında bir ödeme yapılmasını gerektirse bile, taşınmazı kamulaştırılan kişiye normal şartlarda taşınmazın değeriyle makul bir şekilde orantılı bir tazminat ödenmelidir (aynı yer). Buradan çıkan sonuca göre, genellikle kamulaştırma işlemi tamamlandığında mülkün satın alınabilir değeri ile kamulaştırılan taşınmaz için ödenen tazminatın makul bir orantı için de olması halinde, yukarıda sözü edilen denge kurulmuş olur.
Ancak bazı durumlarda, bu nitelikte bir tazminat ödenmiş olsa bile, denge bozulabilir.
Mahkeme, idare tarafından geç ödenen kamulaştırma tazminatının enflasyon nedeniyle azalmasıyla ilgili Akkuş - Türkiye davasında (9 Temmuz 1997 tarihli karar, parag. 29), bir tazminatın makul olmayan ölçüde gecikmeyle ödenmesi gibi, değerinin düşmesine yol açabilecek şartlarda ödenmesi halinde de tazminatın yeterli olmayacağına karar vermiştir (bk. ayrıca 1 Mart 2001 tarihli Malama - Yunanistan kararı ve 17 Ocak 2002 tarihli Tsirikakis - Yunanistan kararı).
Mahkemeye göre bir mülkün kamulaştırılmasına kararı verilmesi ile mülkiyetten yoksun kalmanın dayanağını oluşturan projenin fiilen gerçekleştirilmesi arasında uzun bir zaman geçmesi halinde de aynı şey söz konusu olabilir. Böyle bir durumda kamulaştırma, mülkün yarattığı artı değerden ilgili kişiyi yoksun bırakma sonucu doğurabilir; eğer bizzat bu özel yoksun bırakma, kamu yararı bakımından meşru bir nedene dayanmıyorsa, ilgili kişi Birinci Protokolün 1. maddesi gerekleriyle bağdaşmayan ek bir külfet altına girebilir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte Akkuş kararı, parag. 30-31).
20. Mevcut davada başvurucular, uyuşmazlık konusu mülkün eski sahibine verilmiş olan kamulaştırma tazminatının, mülkün kamulaştırma anındaki değeriyle orantısız olduğunu iddia etmemektedirler. Ancak başvurucular, kamulaştırmanın üzerinden 19 yıl geçtiği halde, söz konusu arazi üzerinde kamu yararı amacına uygun bir şekilde sosyal amaçlı tesislerin inşası yönünde bir çalışma yapılmadığını ve bu geçen süre içinde söz konusu arazinin piyasa değerinin önemli ölçüde arttığını belirtmişlerdir. Başvurucular bu durumdan, söz konusu mülkün değerinin bir kısmından haksız yere yoksun bırakıldıkları sonucunu çıkarmaktadırlar.
Mülkün eski sahibi bu durumdan şikayetle Kamulaştırma Kanununun 12(6). fıkrasına dayanarak, önce mülkün iadesi ve daha sonra da iade yerine arazinin güncelleştirilmiş değerinin, kamulaştırma tazminatı düşüldükten sonra ödenmesi talebiyle ulusal mahkemelere başvurmuştur. Mülkün eski sahibi ilk derece mahkemesinde esas itibarıyla olumlu sonuç elde etmiş, ancak Saint-Denis Üst Mahkemesi, kamulaştırma kararından 13 yıl sonra, kamulaştırma yoluyla oluşturulan emlak rezervinin Kamulaştırma Kanununun 12(6). fıkrasında belirtilen beş yıllık süre içinde bir işe tahsis edilmesi gerektiğini düzenleyen her hangi bir yasa hükmü veya idari düzenlemenin bulunmadığı gerekçesiyle başvurucunun talebini reddetmiştir (bk. yukarıda parag. 11-12).
Hükümet, Saint-Denis Üst Mahkemesinin bu kararıyla Temyiz Mahkemesinin, kamulaştırma yoluyla oluşturulan emlak rezervinin, Kamulaştırma Kanununun 12(6). fıkrasında belirtilen beş yıllık süre içinde bir işe tahsis edilmesi gerekmediğini söyleyen içtihadına uygun hareket ettiğini savunmuştur. Hükümet bu içtihadın, kamulaştırma yapan yetkili makamın arazi rezervini, ileride kamu yararı kararına uygun bir amaca tahsis etme yükümlülüğünden kurtarmadığını kabul etmektedir. Ancak Hükümet, uyuşmazlık konusu arazinin, kamulaştırma yapan makam tarafından amacı sosyal konutlar yapmak olan bir şirkete devredilmesi halinde, söz konusu arazinin öngörüldüğü şekilde tahsis edilmiş olacağını savunmuştur.
Mahkeme, kamu yararı kavramının çok soyut olarak yorumlanmasına dayanan bu analize katılmamaktadır. Mahkemeye göre, tartışma konusu kamulaştırmanın dayanağı olan kamu yararı, Birinci Protokolün 1. maddesi anlamında zorunlu olarak, kamu yararı kararında açıklanan amaç, yani sosyal konut yapmak için arazi rezervi oluşturma amacıdır. Somut olarak değerlendirildiğinde, mevcut olayda sebep iki kısımdan oluşmaktadır: kamulaştırmadan sonra arazi rezervi oluşturulması ve nihayet sosyal tesislerin fiilen gerçekleştirilmesi.
Kanunun ilgili hükümleri de bu somut değerlendirmeyi teyit etme eğilimindedir. İmar Kanununun 221(1). fıkrası, bazı kamu kuruluşlarının, bu Kanunun 300(1). fıkrasında gösterilen geliştirme veya uygulama projelerini gerçekleştirmek amacıyla arazi rezervi oluşturmak üzere, gerektiği takdirde kamulaştırma yoluyla mülk edinebileceklerini belirtmektedir. Söz konusu maddede bu amaç, "İmar ve uygulama planları bir kentleşme projesini veya bir yerel konut projesini gerçekleştirmek; sosyal yerleşim alanları oluşturmak; (...) veya kentsel dönüşümü sağlamak; (...) olarak tanımlanmıştır.
Dolayısıyla başvurucular, söz konusu kamulaştırmanın kamu yararı amacının dayandığı sebebin, uzun bir süre geçtiği halde fiilen gerçekleştirilmemiş olduğunu savunabilirler.
21. Bununla birlikte böyle bir durum, Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmak için yeterli değildir. Hükümet haklı olarak, arazi rezerv tekniğinin Sözleşmeci Devletlerin iç hukuklarında öngörüldüğünü ve bu tekniğin kullanılmasının özellikle sosyal ve imar politikalarını uygulama tarzı dahil, devletlerin bu konudaki takdir alanları içinde kaldığını belirtmektedir.
Mahkemeye göre, kamulaştırılmış bir mülkün uzun bir süre bile rezerv olarak elde tutulması, Birinci Protokolün 1. maddesini mutlaka ihlal etmez.
Ancak mevcut olayda olduğu gibi, bir mülkün uzun bir süre rezerv olarak tutulması kamu yararı ile ilgili sebeplere dayanmıyorsa ve bu süre boyunca söz konusu mülkte önemli bir artı değer meydana geliyor ve mülkün sahipleri de bu artı değerden yoksun bırakılıyorsa, bu madde açısından bir sorun ortaya çıkar. Birinci Protokolün 1. Maddesi, Sözleşmeci Devletleri, arazi rezerv tekniğinin kendilerinin aleyhine bir spekülasyon biçimi olarak kullanılması riskine karşı bireyleri korumaya zorlamaktadır.
22. Mevcut olayda başvurucular, kamulaştırmanın ardından geçen 19 yılda söz konusu arazinin değerinin önemli ölçüde arttığını belirtmişler, Hükümet de buna itiraz etmemiştir. Başvurucular bu iddialarını destekleyen çeşitli belgeler sunmuşlardır. Dolayısıyla söz konusu arazide bir artı değer oluşmuş, başvurucular da bu artı değerin büyük bir bölümünden yoksun kalmışlardır.
Öte yandan Mahkeme Hükümetin sadece, öngörülen imar işlemlerinin gerçekleştirilememesinin nedeninin kanalizasyon şebekesinin yapılmamış olması olduğunu ve bu işi yapmanın şu anda arsanın bir kısmının sahibi olan karma sermayeli şirketin değil ama yerel yönetimin görevi olduğunu ileri sürdüğünü kaydetmektedir. Mahkemeye göre bu, tümüyle kamu makamlarına yüklenebilir bir olaydır. Mahkeme burada, öngörülen imar işlemlerinin gerçekleştirilmemesinin ve bunun sonucunda arazinin rezervde tutulmasının kamu yararı ile ilgili her hangi bir nedene dayandığı sonucuna varılmasını sağlayacak bir unsur görmemektedir.
23. Kısacası, bu olayın özel şartları içinde başvurucular, kamulaştırılmış mülkün yarattığı artı değerden haksız bir şekilde yoksun bırakıldıkları ve bunun sonucu olarak söz konusu kamulaştırma nedeniyle fiilen aşırı bir külfet altına sokuldukları iddiasında haklıdırlar. Dolayısıyla Birinci Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. Sözleşmenin 41. maddesinin uygulanması
24. Sözleşmenin 41. maddesi şöyledir:
Mahkeme, Sözleşmenin veya Protokollerin ihlal edildiğini tespit ederse ve ilgili Sözleşmeci Devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen giderme imkanı veriyorsa, Mahkeme gerekli görürse zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık verilmesine hükmeder.
A. Zararlar
25. Başvurucular, söz konusu arazinin değerini yansıtacak bir tazminat talep etmektedirler; bu da taşınmazın bulunduğu bölgedeki mevcut birim fiyatı (başvuruculara göre metrekaresi 650 Fransız Frangı) ile arsanın büyüklüğüne (47,790 metrekare) karşılık gelen 29,763,500 Fransız Frangı (4,537,416.32 Euro)dur. Başvurucular bu değerlendirmeyi esas itibarıyla 5 Aralık 1995 tarihinde Reunion Saint-Denis Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından uyuşmazlık konusu araziye yakın bir taşınmaz ile ilgili benzer bir davada verilen karara, aynı davada sunulan bir bilirkişi raporuna, aynı bilirkişi tarafından ilgili makam için düzenlenen rapora ve yörede faaliyet gösteren iki emlak ofisi tarafından verilen yazılara dayandırmaktadırlar.
Başvurucular ayrıca, araziden yararlanma hakkından yoksun bırakılmalarından dolayı tazminat da istemektedirler. Başvurucular bu konudaki hesaplamanın en azından arazinin imarlı hale geldiği tarihten başlatılması gerektiğini iddia etmektedirler. Bu noktada başvurucular, komşu taşınmazların sahiplerinin o zamandan bu yana bu ayrıcalıklı yöreyi (...) ifraz ve inşaat yoluyla küçük bir şehir durumuna getirdiklerini ve eğer arazileri kamulaştırılmamış olsaydı, bayan Motais de Narbonne ile çocuklarının da aynısını yapacaklarını ileri sürmüşlerdir. Dolayısıyla başvurucular bu araziyi imar etme imkanından yoksun bırakıldıklarını ve bu yararlanma hakkından yoksun bırakılma nedeniyle kaybın 10,000,000 Fransız Frangı veya 1,524,490.17 Euro olduğunu iddia etmişlerdir.
26. Hükümet, uyuşmazlık konusu arazinin ilk sahibinin, kamulaştırma yapıldığı tarihte gerektiği ölçüde kamulaştırma tazminatı aldığını belirtmiştir. Dolayısıyla arazinin ilk sahibinin mirasçıları, arazinin şu andaki değerine karşılık gelen bir tutarın ödenmesini talep edemezler. Başvurucuların yararlanma hakkından yoksun bırakılma nedeniyle tazminat ödenmesi yönündeki taleplerine gelince, burada ancak bir şansı kaybetmenin karşılığı bir giderim talebi söz konusu olabilir; oysa başvurucuların kamulaştırma olmasaydı söz konusu arazi üzerine konut yapabileceklerini düşündürecek her hangi bir veri yoktur. Hükümet, gerektiğinde "ihlal tespitinin yapılmış olmasının, giderim için yeterli olacağı sonucuna varmıştır.
27. Mahkemeye göre davacıların talepleri, sadece maddi bir zararın tazminine ilişkindir. Mahkeme, olayın içinde bulunduğu koşulların Sözleşmenin 41. maddesinin uygulanmasına hazır olmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla, davalı devlet ile başvurucular arasında bir anlaşmaya varılması ihtimali düşünülerek, konuyu saklı tutmak yerinde olacaktır (Mahkeme İçtüzüğü md. 75(1) ve (4)).
B. Ücretler ve masraflar
28. Başvurucular, Reunion Saint-Denis Üst Mahkemesi önündeki yargılamada yaptıkları masrafların (23,426 FRF, yani 3,571.27 Euro, - katma değer vergisi KDV dahil) ve Temyiz Mahkemesi önündeki yargılamada yaptıkları masrafların (12,060 FRF, yani 1,838.54 Euro -, KDV dahil) ve Mahkeme önündeki yargılama sırasında yaptıkları masrafların (50,000 FRF, yani 7,622.45 Euro - KDV dahil) kendilerine geri ödenmesini istemektedirler. Başvurucular 3 Eylül 1992 tarihli bir avukatlık ücreti sözleşmesini, 1 Ekim 1996 tarihinde Üst Mahkeme Yazı İşleri Müdürü tarafından imzalanmış bir masraf dökümünü, 20 Mart 1997 tarihli bir avukatlık ücreti sözleşmesini ve 9 Eylül 2001 tarihli bir avukatlık ücreti sözleşmesini delil olarak sunmuşlardır.
29. Hükümet, bu talepleri aşırı bulmakta, "usulünce belgelenmeleri şartıyla sadece Avrupa Mahkemesi önündeki yargılama masraflarının dikkate alınabileceğini" söylemektedir.
30. Mahkeme, Sözleşmenin ihlal edildiğinin Mahkeme tarafından tespit edilmesi halinde, başvuruculara söz konusu ihlalin önlenmesi veya giderilmesi için ulusal mahkemeler önünde yaptıkları masrafların geri ödenmesine hükmedebileceğini hatırlatır (bk. özellikle, 13 Temmuz 1983 tarihli Zimmermann ve Steiner - İsviçre kararı, parag. 36; ve 25 Ağustos 1998 tarihli Herter - İsviçre kararı, parag. 63). Mevcut davada, ulusal mahkemelerde görülen davaların konusu, başvurucuların mülkiyet hakkıyla ilgili olup, Mahkeme bu hakkın ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, Mahkeme, söz konusu mahkemelerde yaptıkları masrafları davacıların talep etme haklarının olduğuna karar vermiştir.
Mahkeme daha sonra, başvurucuların bütün masraflarını avukatlık ücreti sözleşmeleriyle belgelediklerini tespit etmiş ve davanın nispeten karmaşık olması göz önüne alındığında talep edilen tutarların aşırı olmadığını düşünerek, davacıların bu taleplerine bütünüyle hak vermiştir. Bunun sonucunda Mahkeme, başvuruculara müştereken, ücretler ve masrafları karşılığı, KDV dahil 13,032,26 Euro ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
31. Mahkeme, elinde bulunan bilgilere göre, bu kararın alındığı tarihte Fransa'daki yasal faiz oranı yıllık %4,26' dır.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
2. a) Davalı Devletin, Sözleşmenin 44(2). fıkrasına uygun olarak kararın kesinleştiği günden itibaren üç ay içinde başvuruculara ücretler ve masrafları karşılığı olarak müştereken 13,032.26 Euro (on üç bin otuz iki Euro yirmi altı santim) ödemesine;
b) Gecikme halinde, belirlenen sürenin dolmasından itibaren ödeme yapılana kadar yıllık %4,26 oranında basit faiz uygulanmasına;
3. Başvurucuların adil karşılık talepleri çerçevesinde Sözleşmenin 41. maddesinin uygulanmasının karara hazır olmadığına;
Dolayısıyla:
a) meselenin bu kısmı saklı tutulmuştur.
b) Hükümet ve başvurucuların, Mahkemeye yazılı olarak üç ay içinde, meselenin bu yönü konusundaki görüşlerini bildirmeye, özellikle de herhangi bir uzlaşmaya varmışlarsa bunu Mahkemeye bildirmeye davet etmeye;
c) Daha sonra yapılacak usul işlerini için Daire Başkanını yetkili kılmaya
Karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy