(Başvuru No: 50747/99)
08 ŞUBAT 2005
Davanın sebebi, başvuru sahibi Türk vatandaşı Muzaffer ERDOST' un "Türkiye'nin Yeni Sevr'e Zorlanmasının Odağında: Üç Sivas" adlı bir kitap yazıp yayımlaması sebebiyle 4 Ekim 1996'da Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 8/1 maddesine göre devletin bütünlüğüne karşı bölücü propaganda oluşturduğu düşüncesiyle mahkûm edilmesidir. Bunun sonucunda başvuru sahibi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10.maddesi uyarınca ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ve 6/1 maddesi gereğince de, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin tarafsızlığının ve bağımsızlığının bulunmadığını ileri sürerek dava açmıştır.
Mahkeme ise, oybirliği ile;
1. Sözleşme'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,
2. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin tarafsızlık ve bağımsızlıktan yoksun olması sebebiyle Sözleşme'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine,
3. a) davalı Devlet tarafından, Sözleşme'nin 44/2 maddesine uygun olarak kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde ödemenin yapılacağı uygulanacak döviz kuru üzerinden aşağıdaki miktarların Türk Lirasına çevrilerek ödenmesine,
i) Maddi zarar için 2500 Euro;
ii) Manevi zarar için 5000 Euro;
iii) Gider ve harcamalar için 1000 Euro;
iv) Vergi olarak tahakkuk için 1000 Euro;
b) söz konusu sürenin bitiminden ödemenin yapılacağı tarihe kadar bu miktarların Avrupa Merkez Bankası'nın borç verme faizine uyguladığı faiz oranının yüzde üç üzerinde ödenmesine,
4. Daha fazla tazminat talebinin reddine karar vermiştir.
KARARDA ATIF YAPILAN DAVALAR
1. İbrahim Aksoy v. Türkiye.
2. Özel v.Türkiye, 10 Ekim 2000, 42739/98.
3. Gençel v.Türkiye, 7 Kasım 2002, 53431/99.
4. Ceylan v. Türkiye, 23556/94, 1999-IV.
5. Öztürk v.Türkiye,1999, 22479/ 93.
6. Yağmurdereli v.Türkiye, 2004, 29590/96.
7. Incal v. Türkiye, 9 Haziran 1998.
8. Özdemir v.Türkiye, 2003.
PROSEDÜR
1. Bu davanın kaynağında, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Muzaffer ERDOST'un Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşme'nin 34.Maddesi uyarınca 16 Ağustos 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ("Mahkeme") yaptığı başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuru sahibi, Ankara Barosu avukatları M.Bektaş, Ş.Keçeli ve N.Çağlar tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") herhangi bir temsilci atamamıştır.
3. Başvuru sahibi, bir kitap yazıp yayımlaması sebebiyle mahkûm edilmesinin Sözleşme'nin 10.maddesi uyarınca ifade özgürlüğüne yapılan bir ihlal olduğunu ileri sürmüştür. Aynı zamanda, 6/1 maddesi gereğince de, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin tarafsızlığının ve bağımsızlığının bulunmadığından da yakınmıştır.
4. Başvuru, Mahkeme'nin 4.Dairesine tevdi edilmiştir (İç tüzüğün 52/1 maddesi). Bu daire nezdinde davaya bakacak olan kurul (Sözleşme'nin 27/1maddesi) İç Tüzüğün 26/1 maddesine uygun olarak oluşturulmuştur.
5. 1 Kasım 2001'de, Mahkeme dairelerin oluşumunda değişiklik yapmıştır (İç Tüzüğün 25/1 maddesi). Başvuru, böylece üçüncü daireye tevdi edilmiştir (52/1 madde).
6. 25 Mart 2004 tarihli kararıyla, Daire başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
7. Davanın esası hakkında başvuru sahibi ve Hükümet yazılı mütalaalarını sunmuştur (İç Tüzüğün 59/1 maddesi). Daire'nin davanın esası hakkında duruşma yapılmasına yer olmadığına karar vermesinden sonra, taraflar birbirleriyle ilgili mütalaaları yazılı olarak yapmışlardır.
8. 1 Kasım 2004'te Mahkeme, dairelerin oluşumunda değişiklik yapmıştır (İç Tüzüğün 25/1 maddesi). Başvuru böylece ikinci mahkemeye tevdi edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVAYA YOL AÇAN OLAYLAR
9.Başvuru sahibi Muzaffer Erdost 1932 doğumludur ve Ankara'da ikamet etmektedir.
1. Suçlanan yayın
10. 1996 Eylül ayında Onur Yayınları, başvuru sahibi tarafından yazılan ve başlığı "Türkiye'nin Yeni Sevr'e Zorlanmasının Odağında: Üç Sivas" olan bir kitap yayınlamıştır.
11. 115 sayfalık bu deneme, Sivas'ta 3 Eylül 1978, 2 Temmuz 1993 ve 1996 yılının Şubat-Mart aylarında meydana gelen ve radikal sağın Alevilere karşı giriştiği hukuk dışı zulmün yaşandığı kanlı olayları tahlil etmektedir. Yazar, halk arasında hassas bir gerilim meydana getiren bu olayların bağlantıları araştırmakta ve bölgenin sosyo-ekonomik gelişmesini de açıklayarak bu olayların sebeplerini aydınlatmaya çalışmaktadır. Bu olaylarda Sivas, uluslararası bir komplonun düğüm noktası olarak görülmektedir. Yazara göre burada meydana gelen olaylar planlıdır ve Alevi topluluk bünyesinde bulunan demokratların sindirilmesi yoluyla bir etnik ve mezhep çatışması meydana getirmeyi amaçlamaktadır.
12. Bu deneme sırasıyla "Türkiye'nin Yeni Sevr'e Zorlanmasının Odağında: Üç Sivas", "Faşistleştirmede Özel Yöntemler", "Yeni Uygulamalar Sivas'tan Gaziosmanpaşa'ya" ve "Alevi-Sünni Çatışması Yok, Faşist Saldırı Var" bölümlerinden oluşmakta ve bir şiirle sona ermektedir.
13. Suçlanan başlıklar bu kitabın birinci bölümünden alınmıştır ve aşağıdaki yazıları içermektedir: (Yazar suçlanan kitabın 28. ve 29. Sayfalarında, bir derginin Aralık 1994, Ocak 1995 tarihli 4. ve 5. Sayısında yayımlanan bir makalenin bazı alıntılarından söz etmektedir. Ardından alınan bu bölümleri yorumlamaktadır). Bu düşünceler şu şekilde özetlenebilir:
"Coğrafi açıdan Sivas halkların 'karşılaşma noktasındadır'. Aynı zamanda, batıdan doğuya geçiş yollarının buluşma ve kavşak noktasıdır. Sivas düğümü coğrafi olarak çözüldüğünde 'halklar' Sivas kavşağında Türkiye'den ayrıldığında Kürdistan halkı bağımsızlığına kavuşacak, Anadolu halkları demokrasi ve özgürlük bulacaktır.
Buradan iki sonuç çıkarılabilir: Birincisi, Sivas'ın Türkiye'nin doğusu ve batısı arasında bir kavşak noktası olması sebebiyle jeo-stratejik bir yapıya, ikincisi halkların bir buluşma noktası olması açısından da jeo-politik bir yapıya sahip olmasıdır.
Üçüncü olarak, bu politika Türkiye'nin demokratikleşmesi çerçevesinde Kürt sorununa çözüm aramaktan ibaret değildir. Bu, Türkiye'nin bölünmesi ve kendi devletini kurmayla da sınırlı değildir. Türkiye'yi özgürleştirme ve Anadolu halklarını demokratikleştirme politikası, Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkma ve onu bu topraklardan çıkarma politikasıyla aynı kefeye konmaktadır. Egemen Türkler bir yana bırakılırsa, Ermeniler, Araplar, Türkmenler, Lazlar, Gürcüler, Çerkezler egemen Türklerin boyunduruğundan kurtularak demokrasi ve özgürlüğe kavuşacak Anadolu halklarıdır."
Bu tasvirlerden şu sonuçları çıkarmak mümkündür: "Kürdistan'ın bağımsızlığı Türkiye Cumhuriyeti'nin yıkılmasıyla endekslidir. Türkiye Cumhuriyeti yıkıldığında Kürdistan halkı bağımsız olacaktır ve Anadolu halkları demokrasi ve özgürlüğe kavuşacaktır. Bu demektir ki, örgüt sadece Türkiye'deki Kürtlerin ve Kürdistan halkının bağımsızlığı için değil aynı zamanda Anadolu halklarının demokratikleşme ve özgürleşmesini sağlamak için mücadele ettiğini ileri sürmektedir. Egemen Türkçülükle özdeşleşen Kemalizm'in bu topraklardan ihracının ardından Ermeniler, Araplar, Türkmenler (Alevi-Türk), Lazlar, Gürcüler ve Çerkezlerden oluşan ve nefes boruları 4 Eylül 1919'da tıkanan bu halklar özgürleşecek ve nefes almaya başlayacaktır."
14. Bu eserin birinci bölümü "sonuçlar" başlığıyla sona ermekte ve aşağıdaki şekilde özetlenmektedir:
"(sayfa 86)(...) Bitirirken şunları eklemek ihtiyacı duyuyorum: Sivas olayları Türkiye'nin demokratikleşmesine bağlı olduğundan ve Türkiye'nin demokratikleşmesiyle Kürt sorunu iç içe geçmiş olduğundan, Kürt sorununa ilişkin görüşlerimi özetlemek ihtiyacı duyuyorum.
Burada eleştirdiğim olay bazı bölücü Kürt hareketlerinin Kürtlerin özgürleşmesini Türkiye Cumhuriyeti'nin yıkılmasına bağlamış olmasıdır. Aynı şekilde eleştirdiğim başka bir olay da Kürtlerin özgürleşmesinin Türkiye'den ayrılmakla yetinmeyen ama eksiklerinin giderilmesi ve hataların ortadan kaldırılması amacıyla Sevr Antlaşması'nın gözden geçirilmesini düşünen görüş açılarıdır. Bütün bunlar, görüş açımı burada tekrar etmeye ve özetlemeye beni zorlamaktadır."
2. Suçlanan Yayının Toplatılması
15. 4 Ekim 1996'da Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Savcısı, suçlanan yayının 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK) 8/1 maddesine göre devletin bütünlüğüne karşı bölücü propaganda oluşturduğu düşüncesiyle, DGM yardımcı hâkiminden söz konusu yayının toplatılması konusunda talepte bulunmuştur.
16. Aynı gün DGM yardımcı hâkimi bu talebi yerine getirerek Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 86.maddesi uyarınca bölücü propaganda oluşturduğu gerekçesiyle uyuşmazlık konusu olan yayının toplatılmasına karar vermiştir.
17. 24 Ekim 1996'da başvuru sahibi bu karara karşı Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde itirazda bulunmuştur.
18. 31 Ekim 1996'da başvuru sahibinin talebi mahkemece reddedilmiştir.
3. Başvuru Sahibine Uygulanan Prosedür
19. 17 Ekim 1996'da başvuru sahibinin DGM Savcısı tarafından ifadesi alınmıştır. İfadesinde; kitabın basında çıkan makaleler ve yazarların yazılarından bir derleme olduğunu ve eserinde bu yazı ve makaleleri eleştirdiğini ve bunlarla ilgili görüşlerini belirttiğini bildirmiştir. Bu vesileyle, kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmiş ve uyuşmazlık konusu eserde bölücülüğe karşı olduğunu ve Türkiye'nin bütünlüğünü savunduğunu ifade etmiştir.
20. 18 Ekim 1996'da, Cumhuriyet Savcısı başvuru sahibini bölücü terörün propaganda elebaşçısı olarak itham etmiş ve 3713 sayılı TMK'nun 8/1 ve 8/2 maddeleri uyarınca mahkûm edilmesini talep etmiştir. Savcı iddianamesinde, kitaptan alıntılardan (13. 14. paragraflarda değinilmiştir) bahsederek aşağıdaki değerlendirmede bulunmuştur.
"Söz konusu kitap, çeşitli dergi ve gazetelerden alınan yazıların bir derlemesi olmakla birlikte, bu kitabın yazarı olan sanık, kanunsuz örgütlenme ve ele alınan konuyla ilgili olarak görüşlerini bu eserde açıkça belirtmektedir. (
) Böylece, alıntıların dışında yazarın görüş açısını açıklama tarzı Devlet'in toprak bütünlüğüne karşı bir propaganda niteliği içermektedir. (
) Bu ülkede yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını ve çeşitli etnik kökene mensup olanları ırkı esas alan kendi düşünceleri temeline dayandırmak suretiyle farklı halklar olarak tanımlamış ve bu ırkçı düşünceyle de onların Türkiye Cumhuriyeti'nin parçalanmasıyla soluk alacaklarını ifade etmiştir. (
) Bu düşünceler yazara aittir. Bu açıdan, bu topraklarda azınlıklar meydana getirmek suretiyle milli birlik hedef alınmıştır."
21. Devlet Güvenlik Mahkemesi'ndeki yargılama sırasında başvuru sahibi, hakkındaki iddialara itiraz ederek beraatını istemiştir. Suçlamanın dayandırıldığı alıntıların dipnot olarak başka yazarlardan alındığını ve bu yazıların bölücü propaganda oluşturmadığını ileri sürmüştür. İfade özgürlüğünün korunmasını istemiştir.
22. Savunmasına dayanak olarak başvuru sahibi, Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne 15 Ekim 1996 tarihli ve dava konusu olan yayının halkı bilgilendirmeyi, ülke toplumu tehdit eden bazı tehlikelere dikkat çekmeyi amaç edindiğini belirten bir bilirkişi raporu sunmuştur. Bu rapora göre, kitabın çeşitli bölümlerinin incelenmesinden, bu kitabın ülke bütünlüğüne karşı bölücü propagandayı amaç edinen hiçbir yaklaşım içermediği ortaya konmuştur.
23. Biri orduya mensup olmak üzere üç hâkimden oluşan Devlet Güvenlik Mahkemesi, 20 Şubat 1997 tarihli kararıyla, başvuru sahibini bölücü propagandadan suçlu bularak 3713 sayılı TMK'nun 4126 sayılı Kanunla değişik 8/1 maddesi uyarınca bir yıl hapis ve 100.000.000 Türk Lirası (Yaklaşık 726 Euro) para cezası vermiştir.
24. Bu kararın gerekçesinde şöyle denilmektedir:
"(
) Söz konusu kitap kaynağını çeşitli dergi ve gazetelerden alan alıntıların bir derlemesi olmakla birlikte; kitabın yazarı olan sanık, ele alınan konu ve kanun dışı örgütlenmeyle ilgili olarak bu kitapta kendi görüşlerini açıkça yazmıştır. (
) Böylece, alıntılar bir yana, yazarın görüşünü dile getirme biçimi de ülke bütünlüğüne karşı bir propaganda içermektedir. Yazar toplatılan kitapta, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni Kürtler, Ermeniler, Araplar, Türkmenler, Alevi Türkler, Lazlar, Gürcüler ve Çerkezler arasında bölmek için propaganda yapmakta ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin toprak bütünlüğünü yıkma propagandası yapmaktadır. (
) Bu ülkede yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını ve çeşitli etnik kökene mensup olanları farklı halklar olarak göstererek onları ırkı esas alan görüşler temelinde farklı halklar olarak göstererek tanımlamış ve Türkiye Cumhuriyeti'nin yıkılmasıyla bir Kürt devletinin kurulacağını açıkça belirtmiştir. (
) Dava konusu kitapta, yukarıda anlatıldığı üzere, sanık açıkça Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin milli ve toprak bütünlüğüne karşı yazılı propaganda yapmıştır."
25. Başvuru sahibi, 26 Şubat1997'de kararın bozulması için temyize başvurmuştur.
26. 3 Nisan 1998 tarihinde Yargıtay Başsavcısı, temyiz davası ile ilgili görüşünde dava konusu eserin bütününün incelendiğinde suç oluşturacak yeterli delillerin bulunmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
27. 22 Şubat 1999 tarihinde Yargıtay, birinci derece mahkemesinin kararını onamıştır.
28. 10 Mart 1999 tarihinde Yargıtay Başsavcısı bu karara karşı itirazda bulunmuştur. Savcı, yazarın mahkum edilmesine dayanak olan alıntıların basındaki makalelerden alıntı olduğunu ve yazarın bu yazılarda ifade edilen görüşleri benimsemeden yorumlamayı amaç edindiğinin altını çizmiştir. Başsavcıya göre yazar, söz konusu alıntılarda jeopolitik, etnik ve diğer özellikleri değerlendirerek PKK'nın Sivas'taki hedef strateji ve faaliyetlerini gün ışığına çıkarmayı hedeflemektedir. Başsavcı ayrıca, suç oluşturacak delillerin belirlenmesinde dava konusu eserin sadece belli bölümlerinin ele alınmaması gerektiğini, yazarın sorumluğunun oluşması için eserin bütününün incelenmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
29. 20 Nisan 1999 tarihinde Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Başsavcının itiraz talebini reddederek aşağıdaki değerlendirmeyi yapmıştır:
"(
) Sanık, dava konusu kitabın yazarı ve yayımcısıdır; kitapta yapılan göndermelerin büyük bir bölümü daha önce toplatılma kararı verilen 'Özgür Halk ve Sosyalist Alternatif' dergilerindeki şekliyle aynen tekrar edilmiştir. Bu göndermelerin ardından yazar, ele alınan konuyla ilgili olarak şahsi görüşünü açıkça ifade etmiş ve yorumlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Kürt, Ermeni, Arap, Türkmen, Alevi Türk, Laz, Gürcü ve Çerkez halklarından oluştuğunu söylemek suretiyle vatandaşları farklı etnik kökenlere dayandırarak ırk esasına dayalı farklı halklar gibi göstermektedir. Mevcut bu halkların Türkiye Cumhuriyeti Devleti parçalandığında nefes almaya başlayacağını ifade ederek milli ve toprak bütünlüğüne karşı bölücü propaganda yapmıştır."
Üstte sayılan mülahazalarla, Başsavcının itirazı reddedilmiştir.
30. 14 Mayıs 1999'da, başvuru sahibi Başsavcıdan bu karara karşı kararın düzeltilmesi talebinde bulunmuştur.
31. Başsavcı 10 Haziran 1999 tarihinde bu talebi reddetmiştir.
32. 7 Temmuz 1999'da başvuru sahibi mahkum edildiği cezaya ilişkin olarak para cezasını ödeme emri alır. Başvuru sahibi, 27 Temmuz, 23 Ağustos ve 22 Eylül 1999 tarihlerinde olmak üzere üç (3) taksit halinde ödemeyi yapar.
33. 29 Eylül 1999'da DGM, Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçların Cezalarının Tescil Edilmesine İlişkin 4454 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girmesinin ardından, başvuru sahibinin cezasının infazını 3 yıl süreyle tecil eder.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK UYGULAMASI
34. Yürürlükteki iç hukuk mevzuat ve uygulamaları şu kararlarda ele alınmıştır; (İbrahim Aksoy v. Türkiye, par. 41-42, Özel v.Türkiye 10 Ekim 2000, 42739/98 par. 20-21, Gençel v.Türkiye, 7 Kasım 2002, 53431/99 par. 11-12).
35. 30 Haziran 2005'te Resmi Gazete'de yayınlanan 16 Haziran 2004 tarih ve 5190 sayılı kanunla Devlet Güvenlik Mahkemeleri tamamen kaldırılmıştır.
HUKUKİ BOYUT
I. SÖZLEŞMENİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
36. Başvuru sahibi, ceza mahkûmiyetinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğinden yakınmaktadır. Bu yüzden, Sözleşme'nin aşağıda yazılı 10. maddesinin uygulanmasını istemektedir.
"1. İfade özgürlüğü herkesin hakkıdır. Bu özgürlük kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın düşünce özgürlüğünü, düşünce veya bilgi edinme ve iletme özgürlüklerini de içine alır (
).
2. Ödev ve sorumluluk içeren bu özgürlüklerin uygulanması, demokratik bir toplumda ülke bütünlüğü, milli güvenliğin gerektirdiği tedbirlerden oluşan kanunla öngörülen yaptırım, kısıtlama, şartlar ve bazı formalitelere bağlı tutulabilir (
)."
37. Başvuru sahibi, bütün eserlerinde demokratikleşmeyi ve etnik ayrımcılığa karşı milleti savunduğunu belirtmektedir. Davada, mahkumiyetin alıntılara dayandırıldığı özellikle de tırnak işaretiyle belirlenmiş alıntılara dayandırıldığını, kendisinin sadece bunları yorumlamakla yetindiğini ve ele alınan konuyla ilgili olarak şahsi düşüncelerinden hiçbir şeyi yansıtmadığını savunmaktadır.
38. Diğer yandan, başvuru sahibi bu davada 4454 sayılı Kanun'un uygulanmasıyla cezasının tescil edilmesinin, mahkum edildiği para cezasını ödemesi sebebiyle ve hakkında verilen mahkumiyet kararının kesinleşmesi sebebiyle anlamını yitirdiğini savunmaktadır.
39. Hükümet ise, başvuru sahibinin kin ve düşmanlık gösteren beyanlarının basit eleştiri sınırlarını aştığı ve Devlet'in toprak bütünlüğünü bölmeye yönelik propagandaya dönüştüğü görüşündedir. Bu açıdan mahkumiyeti "kaçınılmaz toplumsal bir ihtiyaca" cevap veren bir olay olarak ele alınmalıdır. Gerçekten Türkler ve Kürtler arasında ayrımı öngören ifadelerin kullanılması ve Türkiye'nin Güneydoğusu'nda meydana gelen olayların çarpıtılması toplumsal ve uluslararası barış için yakın ve somut bir tehlike oluşturmakta ve daha önceden gergin olan durumu daha da gerginleştirmektedir.
40. Ayrıca hükümet, başvuru sahibinin cezasının 4454 sayılı Kanun'un uygulanmasıyla tescil edildiğini ve bunun da mahkemece dikkate alınması gerektiğini belirtmektedir.
41. Mahkeme, başvuru sahibinin iç hukukunda söz konusu mahkumiyetin 10. madde de güvence altına alınan ifade özgürlüğüne bir müdahale oluşturduğu hususunu taraflar arasında tartışılmaya yol açmayacak bir konu olmadığını belirtmektedir. Diğer yandan, müdahalenin 10. maddenin 2. fıkrasına uygun olarak toprak bütünlüğünün korunması anlamında kanunla öngörüldüğü ve kanuni bir amaç taşıdığı da tartışmasızdır (bkz. Yağmurdereli v.Türkiye, 2004, 29590/96 sayılı, par. 40). Mahkeme bu değerlendirmeye katılmaktadır. Sonuç olarak, uyuşmazlık müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığının" saptanması konusundadır.
42. Mahkeme, konuyla ilgili içtihatlardan doğan temel ilkelerini hatırlatmaktadır (bkz. 23556/94 sayılı ve 1999-IV Ceylan v. Türkiye, 22479/ 93 sayılı ve 1999-VI tarihli Öztürk v.Türkiye, 51. 53. paragraflarda söz edilen İbrahim Aksoy v.Türkiye). Mahkeme davaya bu ilkeler ışığında bakacaktır.
43. Mahkeme, suçlanan eserde ve yayının bütününde kullanılan terimlere özel bir dikkat atfetmiştir. Bu bakımdan incelenmesine sunulan olayla ilgili şartları ve özellikle terörle mücadeleye ilişkin zorlukları göz önünde bulundurmuştur (bkz. İbrahim Aksoy v.Türkiye, Incal v. Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Kararlar Derlemesi 1998-IV sayfa 1568 -1569)
44. Mahkeme, uyuşmazlık konusu eserin karşılaştırmalı olaylar kronolojisi şeklinde Sivas'ta 1978,1993 ve 1996' da meydana gelen olayların oluş sebep ve kaynaklarını ortaya çıkarmak amacıyla açıklamaya çalıştığını düşünmektedir. Türü itibarıyla bu yazı, yazarın eleştirel bir okuma teklif ettiği çeşitli dergi ve gazetelerden derlenen çok sayıda alıntılarla süslenmiş siyasi bir denemedir. Böylece serbest ve delil gösteren bir söylemle Sivas'ta meydana gelen olayların ardındaki çeşitli sebeplerin bir tahlilini sunmaktadır. Kullanılan tarz, ispat ve açıklama tarzıdır. Yazar, ikna edici ve taraflı olmasına karşın, ılımlılığını korumakta ve teorisini kurarken olaylardan hareket etmeye gayret göstermektedir.
45. Şüphesiz ulusal mahkemelerin mahkumiyete esas aldığı pasajlarda (par. 11,13 ve 24) yazar, farklı etnik kökenli halklara ve Türkiye Cumhuriyeti'nin yıkılmasıyla bir Kürt devletinin kurulmasına atıf yapmaktadır. Bununla birlikte, Mahkeme, mahkumiyete esas olan ve tek başlarına müdahaleye yol açmayacak nitelikteki atıfların basında çıkan makalelerin bir özeti olduğunu müşahede etmektedir.
46. Bu bakımdan, mahkeme, başsavcının itiraz dilekçesindeki, uyuşmazlık konusu olan alıntıların başvuru sahibinin kendi düşüncelerini yansıtmayan basındaki makalelerden alıntı olduğu ve bunların tek başlarına değil eserin bütünü göz önüne ılınarak değerlendirilmesi yolundaki görüşlerine katılmaktadır. Bu açıdan Mahkeme, başvuru sahibinin eserinde (par.14) bazı bölücü amaçlı yazıları eleştirdiğini açık bir şekilde kabul etmektedir.
47. Diğer yandan, yargılanan eserin bazı bölümlerinin ulusal makamları eleştiren bir karakterde olduğu düşünülse bile, bu bölümlerde kin ve şiddete çağrı yönünde bir unsur bulunmamaktadır. Fakat bu, Mahkemece davaya esas olarak ele alınmıştır. Ayrıca, başvuru sahibinin mahkûmiyeti sadece bölücü propagandaya dayandırılmıştır.
48. Mahkeme, verilen cezanın ağırlığı ve gerekçesini müdahalenin derecelendirilmesinde göz önünde bulundurulacak unsurlar olarak kabul etmektedir. Bununla birlikte, uyuşmazlık konusu olan esrin toplatılması, ilgilinin para cezasını tescil kararından önce ödenmiş olması ve suçun üç yıl içinde tekerrür etmesi halinde tescil kararının geçersiz olması, başvuru sahibinin durumuna tecil kararını uygulama imkânı tanımamaktadır.
49. Bütün bu açıklamaların ışığında, uyuşmazlık konusu eserin içeriğinin ceza mahkumiyeti verilmesi suretiyle başvuru sahibinin ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı kılacak özellikte olmadığı kanaatine varmıştır. Bu mahkumiyet ve eserin toplatılması toplumsal bir gereksinmeye cevap vermemekte, "demokratik bir toplumda gerekli görülmemektedir".
Bu yüzden, Sözleşmenin 10. Maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 6/1 MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
50. Başvuru sahibi, onu yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bünyesinde bir askeri hakim bulundurması sebebiyle kendisine adil yargılama sağlayacak tarafsız ve bağımsız bir yargı olmadığını ileri sürmektedir. Başvuru sahibi, Sözleşme'nin aşağıda yer alan 6/1 maddesinin ihlal edildiğini söylemektedir.
"Herkes kendisine yöneltilecek her tür suçlamanın haklı gerekçelere dayanıp dayanmadığına karar verecek tarafsız ve bağımsız bir mahkemede davasını adilane ve halka açık bir şekilde görülmesi hakkına sahiptir."
51. Mahkeme, görülmekte olan davaya benzer sorunlarla ilgili olarak birçok konuyu daha önce ele almış ve Sözleşme'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini müşahede etmiştir (bkz. Özel v.Türkiye, 2003 tarihli Özdemir v.Türkiye )
52. Mahkeme mevcut davayı ele almış ve Hükümetin mevcut durumu etkileyecek başka bir delil sunmadığını müşahede etmiştir. Mahkeme, ulusal güvenlikle ilgili suçlara bakan Devlet Güvenlik Mahkemesi önüne çıkarılan başvuru sahibinin, aralarında askeri bir hakimin bulunduğu bu mahkemeye çıkarılmaktan imtina etmesini anlaşılır bulmuştur. Bu yüzden, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin davanın özüne aykırı mülahazalarla yönlendirilebileceği konusundaki korkusunda da haklıdır. Böylece, başvuru sahibinin, bu yargı yerinin tarafsızlığı ve bağımsızlığıyla ilgili olarak taşıdığı şüphelerin doğru olduğu kabul edilebilir (Incal davası s.1573 par.72 ve sonrası).
53. Mahkeme, başvuru sahibini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin, 6 maddenin 1. fıkra anlamında bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığına karar vermiştir.
III. SÖZLEŞME'NİN 41. MADDESİNİN UYGULAMASI
54. Sözleşme'nin 41. maddesi uyarınca,
"Mahkeme, Sözleşme'nin veya Protokollerinin ihlal edildiğine karar verdiği ve Sözleşmeci Yüksek Tarafların iç hukuklarının bu ihlalin sonuçlarını bütünüyle gideremediği durumlarda, mağdur tarafa gerektiğinde adil bir tazminata hükmeder."
A. Zarar
55. Başvuru sahibi, 7.400'ü yayın gideri olmak üzere 10.000 Euro'luk bir zarara uğradığını ileri sürmektedir. Uyuşmazlık konusu eserin 3000 nüshasının imha edildiğini ve telif haklarıyla gerçekleşmeyen karlardan mahrum kaldığını iddia etmektedir. Yaklaşık 726 Euro'ya tekabül eden 100.000.000 Türk Liralık para cezasını ödemediğini beyan etmektedir.
56. Ayrıca 30000 Euro'luk manevi tazminat istemektedir.
57. Hükümet, bu talepleri kabul etmemektedir.
58. Mahkeme, her şeyden önce başvuru sahibine verilen para cezasının Sözleşme'nin 10. maddesinin doğrudan ihlali olduğuna karar verir. Bu sebeple, ödenmiş olan miktarın bütününün iadesi gerekmektedir. Gelecekteki karlardan mahkum kalmayla ilgili olarak başvuru sahibince yayınlanan eserin satışından elde edilmesi muhtemel miktar konusunda mahkemece tam bir açıklığa sahip olunamamaktadır. Durum böyle olunca, söz konusu kısıtlamanın gerekçesi sebebiyle ilgilinin uğradığı gerçek maddi zarar tam olarak tam olarak belirlenememektedir (Aynı konuyla ilgili olarak bkz. Fransa aleyhine Ekin Derneği davası 39288/98 sayılı). Bu durumda, Mahkeme başvuru sahibine adilane bir şekilde maddi zararın karşılanmasına yönelik toplam 2500 Euro'luk bir tazminat verilmesine hükmetmektedir.
59. İleri sürülen manevi zararla ilgili olarak, Mahkeme, başvuru sahibinin davanın şartlarından kaynaklanan bir karmaşa yaşadığını kabul etmektedir. 41. maddede öngörüldüğü üzere, başvuru sahibine adilane olarak manevi zararın tazmini için 500 Euro'luk tazminata hükmetmektedir.
60. Başvuru sahibinin 6. maddenin 1. fıkrası uyarınca bağımsız ve tarafsız olmayan bir mahkemece mahkum edildiğine karar verdiğinden, Mahkeme, en uygun telafinin başvuru sahibinin uygun bir zamanda bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yeniden yargılanması gerektiğini düşünmektedir (27. Paragrafta anılan Gencel davası)
B. Gider ve Harcamalar
61. Başvuru sahibi, Mahkeme ve ülkesindeki yargı yerlerindeki masraflarına karşılık 1000 Euro talep etmektedir. Bununla ilgili hiçbir belge sunmamıştır.
62. Hükümet bu talebi reddetmektedir.
63. Eldeki bilgiler ve bu konudaki içtihatlara göre, Mahkeme, bütün masraflar için istenen 1000 Euro'nun makul olduğunu kabul eder ve başvuru sahibine bu miktarın ödenmesine hükmeder.
C. Gecikme Faizi
64. Mahkeme, gecikme faizinin hesaplanmasında Avrupa Merkez Bankası'nın borç verme faizinin yüzde üç üzerinde bir oranın esas alınmasının uygun olacağını düşünmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME OY BİRLİĞİYLE:
1. Sözleşme'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,
2. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin tarafsızlık ve bağımsızlıktan yoksun olması sebebiyle Sözleşme'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine,
3. a) Davalı Devlet tarafından, Sözleşme'nin 44/2 maddesine uygun olarak kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde ödemenin yapılacağı uygulanacak döviz kuru üzerinden aşağıdaki miktarların Türk Lirasına çevrilerek ödenmesine,
i. maddi zarar için 2500 Euro;
ii. manevi zarar için 5000 Euro;
iii. gider ve harcamalar için 1000 Euro;
iv. vergi olarak tahakkuk için 1000 Euro;
b) söz konusu sürenin bitiminden ödemenin yapılacağı tarihe kadar bu miktarların Avrupa Merkez Bankası'nın borç verme faizine uyguladığı faiz oranının yüzde üç üzerinde ödenmesine,
4. Daha fazla tazminat talebinin reddine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy