(AİHS m. 6, 14, 34, 35, 41, 44) (ÖZDEMİR - TÜRKİYE DAVASI) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI) (GENÇEL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 59653/00)
KARAR
STRAZBURG
6 Ekim 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
On dört T.C. vatandaşı (başvuranlar) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 5 Haziran 2000 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 59653/00 numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir. İsimleri ekte verilen başvuranlar İzmir Barosu avukatlarından T. Fırat tarafından temsil edilmişlerdir.
OLAYLAR
Başvuranlar yasadışı örgüte üyelik şüphesiyle farklı tarihlerde İzmirde gözaltına alınmışlardır. Gözaltı süreleri sırasında, avukat yardımı olmaksızın, polis, cumhuriyet savcısı ve soruşturma hakimi tarafından sorgulanmışlardır. Başvuranlar müteakiben tutuklanmışlardır. 21 Kasım 1994 tarihinde, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, başvuranların da aralarında bulunduğu kırk altı sanık hakkında cezai kovuşturma başlatmıştır. 14 Ağustos 1997 tarihinde, biri askeri hakim olmak üzere üç hakimden oluşan İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranları iddia makamının talebine uygun biçimde mahkum etmiştir. 25 Haziran 1998 tarihinde, Yargıtay, Devlet Güvenlik Mahkemesi kararını bozmuştur. Müteakip olarak, 2 Aralık 1998 tarihinde, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranları iddia makamının talebine uygun biçimde mahkum etmiş ve farklı hapis cezalarına çarptırmıştır. 9 Aralık 1999 tarihinde, Yargıtay, davanın esasına ilişkin bir duruşma düzenledikten sonra, başvuranlar tarafından yapılan temyiz başvurusu taleplerini reddetmiştir. Bu karar, 27 Ocak 2000 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Katipliğine gönderilmiştir.
Başvuranların gözaltı sürelerine ilişkin detaylar aşağıda verilmiştir:
- Abdülkadir Eraslan: 29 Eylül-10 Ekim 1994 tarihleri arası
- Murat Satık: 27 Eylül-10 Ekim 1994 tarihleri arası
- Ali Haydar Özdemir: 28 Eylül-10 Ekim1994 tarihleri arası
- Mehmet Kışanak: 27 Eylül-10 Ekim 1994 tarihleri arası
- Kadir Satık: 30 Eylül-10 Ekim 1994 tarihleri arası
- Nevzat Sağnıç: 15-22 Mayıs 1995 tarihleri arası
- Nadir Kalkan: 28 Temmuz-5 Ağustos 1996 tarihleri arası
- Metin Göktepe: 27 Eylül -10 Ekim 1994 tarihleri arası
- Mehmet Eraslan: 27 Eylül-10 Ekim 1994 tarihleri arası
- Emsihan Karatay: 28 Eylül-10 Ekim 1994 tarihleri arası
- Neslihan Göktepe: 28 Eylül-10 Ekim 1994 tarihleri arası
- Sayime Sefer: 6 -7 Ocak 1995 tarihleri arası
- Mine Neşe Sağnıç: 15-22 Mayıs 1995 tarihleri arası
- Fazilet Ülkü Bozkurt: 19- 22 Mayıs 1995 tarihleri arası
HUKUK
I. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
A. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin olarak
Başvuranlar, kendilerini yargılayan İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri hakim bulunması nedeniyle davalarının adil ve tarafsız bir mahkeme tarafından görülmediği konusunda şikayetçi olmuşlardır.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, diğer koşullar açısından incelendiğinde de kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit etmiştir. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
Hükümet, devlet güvenlik mahkemeleri heyetlerinde bulunan askeri hakimlerin kaldırıldığı 1999 tarihli anayasal değişikliğe atıfta bulunmuştur. Hükümet, ayrıca, 2004 yılı itibariyle, devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırıldığını belirtmiştir.
AİHM, başvuranların, ulusal mevzuattaki değişiklikler gerçekleşmeden önce, 2 Aralık 1998 tarihinde mahkum edildiklerini gözlemlemiştir. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığı geçmiş benzer davalara atıfta bulunmuştur (bkz., Özel - Türkiye, no. 42739/98, 7 Kasım 2002; Özdemir - Türkiye, no. 59659/00, 6 Şubat 2003). Somut davada, söz konusu içtihattan sapmasını gerektirecek özel bir durum görmemiştir. Dolayısıyla, söz konusu açıdan, AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
B.Başvuranların gözaltında avukat yardımından yararlanma haklarına ilişkin olarak
Başvuranlar, gözaltı süresinde avukat yardımının reddedilmesi nedeniyle savunma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Bilhassa haklarındaki ciddi suçlamalar dikkate alındığında gözaltı zarfında avukat yardımından yararlanma haklarına kısıtlama getirilmesinin adil yargılanma haklarını ihlal ettiğini ifade etmişlerdir.
Hükümet, ilk olarak, Abdülkadir Eraslan isimli başvuranın 5 Ekim 1994 tarihinde avukatı ile görüştüğünü ileri sürmüştür. Hükümet, ayrıca, başvuranların gözaltı zarfında avukat yardımı talebinde bulunmadıklarını belirtmiştir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, diğer koşullar açısından incelendiğinde de kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit etmiştir. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
AİHM, Hükümetin sunduğu belgelerden, Abdülkadir Eraslanın avukatıyla 5 Ekim 1994 tarihinde saat 15:00-15:15 arasında görüştüğünü gözlemlemiştir. Bu görüşmenin ayrıntılarına göre, Eraslanın avukatı başvurana sağlık durumunu ve bir ihtiyacı olup olmadığını sormuştur. Başvuran iyi olduğu ve bir şeye ihtiyacı olmadığı yönünde yanıt vermiştir. AİHM, cezai yargılama hazırlığında soruşturma sürecinin öneminin altını çizdiği Salduz ((BD), no. 36391/02, 27 Kasım 2008) kararına atıfta bulunmuştur; zira, soruşturma sürecinde elde edilecek deliller yargılama zarfında suçlamanın hangi çerçeve içinde değerlendirileceğini belirlemektedir. AİHM, ayrıca, adil yargılama hakkının yeterince uygulanabilir ve etkili olarak muhafaza edilebilmesi için 6/1 maddesinin, kural itibariyle, davanın özel koşullarında hakkın kısıtlanmasına ilişkin zorunlu nedenler olmadığı sürece, şüphelinin polis tarafından ilk sorgulamasından itibaren avukata erişimi gerekli kıldığını belirtmiştir. Yukarıda belirtilenler dikkate alındığında ve avukat erişimine uygulanan kısıtlamanın sistematik bir kısıtlama olduğu göz önünde bulundurulduğunda, 3842 sayılı Kanunun 31. maddesine uygun olarak ve devlet güvenlik mahkemeleri yetki alanına giren bir suçla bağlantılı olarak gözaltında tutulan herkes için geçerli olarak, AİHM, Eraslanın gözaltında avukatıyla görüşmüş olduğunu; ancak söz konusu görüşmenin sadece on beş dakika sürdüğünü ve hiçbir şekilde başvuranın savunma haklarıyla bağlantılı olmadığını gözlemlemiştir. Ayrıca, Hükümetin başvuranların geri kalanının avukat yardımı talep etmediği yönündeki iddiası hususunda, AİHM, başvuranların avukata erişim hakkına uygulanan kısıtlamanın sistematik olduğunu ve devlet güvenlik mahkemeleri yetki alanına giren bir suçla bağlantılı olarak gözaltında tutulan herkes için geçerli olduğunu gözlemlemiştir.
AİHM, bu bağlamda, Salduz (yukarıda anılan) davasında söz konusu şikayeti incelemiş olduğunu ve AİHSnin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 (c) maddesinin ihlalini tespit ettiğini belirtmiştir. Somut davada, AİHMnin yukarıda belirtilen Salduz davasındaki kararlarından sapmasını gerektirecek özel bir durum yoktur. Dolayısıyla, AİHSnin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 (c) maddesi ihlal edilmiştir.
C. Dava süresine ilişkin olarak
Başvuranlar, dava süresinin, AİHSnin 6/1 maddesinin makul süre şartına uygun olmadığı konusunda şikayetçi olmuşlardır.
Hükümet, dava süresinin makul süreyi aşmadığını ifade etmiştir.
AİHM, ihtilaf halinde olan yargılama süresinin, başvuranların yakalanmasıyla (27 Eylül 1994 ve 28 Temmuz 1996 arasında farklı tarihlerde) başladığını ve Yargıtayın karar tarihi olan 9 Aralık 1999da sona erdiğini gözlemlemiştir. Dolayısıyla, dava süresi, iki aşamalı bir yargıda, üç yıl dört ay ile beş yıl iki ay arasında değişmektedir. Bu süre zarfında, yerel mahkemeler dört karar sunmuşlardır. AİHM, ayrıca, cezai kovuşturmanın, hepsi ciddi suçlarla itham edilen kırk altı sanık hakkında başlatıldığını ve ulusal mahkemelerin sanıkların her birine ilişkin olarak olay tespiti yapması gerektiğini gözlemlemiştir. Davaya ilişkin özel koşullar ışığında, AİHM, cezai yargılama süresinin AİHSnin 6/1 maddesi uyarınca makul süreyi aşmadığını değerlendirmiştir.
AİHM, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.
II. DİĞER AİHS İHLALLERİ
Başvuranlar AİHSnin 14. maddesine atıfta bulunmuşlar ve devlet güvenlik mahkemeleri ile sıradan mahkemeler arasındaki usul farklılığının ayrım yarattığını belirtmişlerdir. Ayrıca, AİHSnin 34. maddesi uyarınca, Yargıtayın nihai kararının taraflara tebliğ edilmemesinin, bireysel başvuru yapma haklarının etkili bir şekilde uygulanmasını engellediğini iddia etmişlerdir.
AİHM, dava dosyasında, söz konusu hükümlerin ihlalini ortaya koyacak bir belge görmemiştir. AİHM, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuranlar belirli bir miktar belirtmeden maddi tazminat talebinde bulunmuşlardır. Manevi tazminat olarak ise Nadir Kalkan için 70.000 Euro, Abdülkadir Eraslan için 50.000 Euro, Murat Satık için 40.000 Euro ve geri kalan başvuranların her biri için 20.000 Euro talep edilmiştir. Ayrıca, herhangi bir belge sunmaksızın yargılama masraf ve giderlerine karşılık 10.000 Euro talep etmişlerdir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
AİHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı görmemiş ve bu nedenle bu talebi reddetmiştir. Ancak, AİHM, başvuranların, tek başına ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüde manevi zarar görmüş olduklarını değerlendirmiştir. AİHM, hakkaniyet temelinde karar vererek, bu başlık altında başvuranların her birine 1.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
AİHM, dolayısıyla, başvuranlara yönelik en uygun tazmin yolunun, talep etmeleri halinde, AİHSnin 6/1 maddesi gereklerine uygun olarak yeniden yargılanmaları olacağını değerlendirmiştir (bkz., üzerinde gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra, Gençel - Türkiye, no. 53431/99, 23 Ekim 2003 ve yukarıda anılan Salduz).
Yargılama masraf ve giderleri hususunda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, başvuran, ancak mahkeme masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada, başvuranlar talep edilen masrafların çoğunluğunun gerçekten yapıldığını kanıtlamamışlardır. Dolayısıyla, bu başlık tazminat ödenmeyecektir.
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM OYBİRLİĞİ İLE
1. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ve başvuranlara gözaltında avukat yardımı sağlanmamasına ilişkin şikayetlerin kabuledilebilir; başvurunun kalanının kabuledilemez olduğuna;
2. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hususunda AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Başvuranlara gözaltında avukat yardımı sağlanmaması nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 (c) maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere ve tabi olabilecek her türlü vergi ve harçtan muaf olarak Savunmacı Hükümet tarafından başvuranların her birine manevi tazminat olarak 1.000 Euro (bin Euro) ödenmesine;
b) Yukarıda belirtilen tutarlar üzerine, söz konusu üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 6 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy