(AİHS m. 3, 6, 34, 35, 41, 44 ) (765 S. K. m. 403) (CİĞERHUN ÖNER - TÜRKİYE DAVASI) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI ) (İZZET ÖZCAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 59780/00)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
8 Aralık 2009
İşbu karar Sözleşmenin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (59780/00) başvuru nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Ali Rıza Yeşilkayanın (başvuran) 8 Mayıs 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından M. A. Kırdök tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1972 doğumludur. Başvuran mevcut başvurunun yapıldığı sırada Sivas Cezaevinde hükümlü bulunmaktaydı.
30 Eylül 1997 tarihinde bir ihbarı değerlendiren polis yürüttüğü operasyonda başvuranın eski çalışanı olan M.A. Edirne otoyolunda Kocaeli İl Jandarma Komutanlığı tarafından yakalanmıştır. Polisler M.A.nın otomobilinde 4,25 kg eroin ele geçirmiştir. M.A. başvuranı ve kayınbiraderi F.A.yı ihbar etmiş ve arabasındaki eroini onların sakladıklarını ileri sürmüştür. Aynı gün F.A. ve diğer iki suç ortağı yakalanarak gözaltına alınmıştır. Türkiyeyi terk eden başvuran bir daha bulunamamıştır.
Kocaeli Emniyet Müdürlüğü 1 Ekim 1997 tarihinde Interpole başvuranın da aralarında bulunduğu ve uyuşturucu trafiğine katılan kişiler hakkında soruşturma başlatıldığını bildirmiştir.
M.A. ve F.A. 2 Ekim 1997 tarihinde polise vermiş oldukları ifadelerinde olayın başvuran tarafından organize edildiğini, kendi rızaları dışında bu işe karıştıklarını iddia etmiştir. Bu bağlamda özellikle F.A. sözkonusu uyuşturucunun satın alınmasına ilişkin bilgiler vermiş ve uyuşturucu dağıtıcısının M.Ş. olduğunu ve aynı şekilde firari olduğuna dair ayrıntılar vermiştir.
Sanıklar 4 Ekim 1997 tarihinde Kocaeli Sulh Hakimi önüne çıkarılmışlar, hakim tutuklanmalarına karar vermiştir. Hakim ayrıca başvuran hakkında ihzar müzekkeresi çıkarılmasını kararlaştırmıştır. 31 Ekim 1997 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı TCKnın 403. maddesine istinaden M.A., F.A. ve M.Ş.yi örgütlü bir şekilde uyuşturucu trafiğini yürütmekle itham etmiştir. Başvuranın Almanyada bulunduğunun tespit edilmesi üzerine İstanbul DGM başkanı 19 Şubat 1998 tarihinde başvurana isnat edilen suçları belirterek suçlunun iadesini talep etmiştir. Mahkeme iade talebine ek olarak, diğerlerinin yanı sıra iddianameyi, başvuran hakkında çıkarılan ihzar müzekkeresini, fotoğrafını, dijital parmak izlerini ve ayrıca adı geçenin Almancaya çevrilen kimlik bilgilerini sunmuştur.
17 Haziran 1998 tarihinde DGM, M.A. ve F.A.yı haklarında yapılan suçlamalardan suçlu bulmuş ve adı geçenlerin her birini on iki yıl hapis cezasına çarptırmıştır. Bununla birlikte, sanıkların davanın aydınlatılmasında ve diğer suç ortaklarının yakalanmasında yetkililerle yapmış oldukları işbirliğini dikkate alan Mahkeme hapis cezalarını altı yıla indirmiştir. Esas hakimleri ayrıca başvuranın davasının başka bir dosya numarası ile M.Ş.nin davasına birleştirilmesine karar vermiştir.
Başvuran 27 Ocak 1999 tarihinde Marbourgda (Almanya) Alman polisi tarafından yakalanmıştır.
Başvuran 14 Haziran 1999 tarihinde Frankfurtta Türk yetkililerine teslim edilerek sınır dışı edilmiştir. Başvuran ertesi gün İstanbul Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şubesinde gözaltına alınmıştır. Başvuran aynı gün imzaladığı ifadesinde hakkında yapılan bütün suçlamaları reddederek suç ortaklarının tek amacının ağır bir cezaya çarptırılmaktan kurtulmak olduğunu öne sürmüştür. Gözaltı tutanakları başvuranın gözaltına alındığından ailesinin haberdar edildiğini ortaya koymaktadır.
Başvuran 15 Haziran 1999 tarihinde polis tarafından yurtdışına uyuşturucu trafiği düzenleme konusunda dinlenmiş, burada hakkında yapılan suçlamaları inkar etmiştir.
Başvuranın 16 Haziran 1999 tarihinde hakkında yapılan suçlamaları kabul eden tutanağı imzalamasını ve uyuşturucu trafiğini yürütmek ithamıyla ihzar müzekkeresinin çıkarılmasını müteakip DGM yetkili hakimi başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Hakim talep etmesi halinde ailesinin tutukluluk kararı hakkında bilgilendirilebileceğini ifade etmiştir.
23 Haziran 1999 tarihli duruşmada başvuran uyuşturucu trafiğine karışmadığını ve suçsuz olduğunu ileri sürmüş, gözaltında vermiş olduğu ifadesini teyit etmiştir. Dosyadaki çeşitli tutanakların, sağlık raporunun okunmasından olaylarla hiçbir bağlantısının olmadığını öne sürmüştür. DGM başvuranın yokluğunda işlenen diğer eylemleri, sanık ifadelerini ve diğer suç ortağı sanıkların savunmalarını da incelemiştir. Başvuran hakkında elde edilen bütün kanıtlara karşı çıkmıştır. DGM dava dosyasına bütün kanıt unsurlarını, diğer suç ortağı sanıkların delillerini ve ayrıca Yargıtayın kararını eklemiş ve bunları başvurana sözlü olarak bildirmiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 23 Haziran 1999 tarihli bir karar ile ele geçirilen eroin miktarını, suçun meydana geliş şeklini ve başvuranın M.E.Ş., M.A. ve F.A. ile birlikte uyuşturucu trafiğini yürüten bir çeteyi organize etmelerini göz önünde bulundurarak tek bir duruşma yapmış ve duruşmaya avukatının katılmadığı başvuranı on yıl hapis cezasına çarptırmıştır.
Başvuran 28 Haziran 1999 tarihinde bu karara karşı temyize gitmiş ve duruşma yapılmasını talep etmiştir.
18 Kasım 1999 tarihinde başvuran Yargıtay önünde tamamlayıcı görüşünü sunmuştur. AİHSnin 6. maddesine atıfta bulunan başvuran özellikle gözaltında bir avukat yardımından yararlanmadığını ve sahip olduğu hakların kendisine hatırlatılmadığını iddia etmiştir. Başvuran ayrıca esas hakimlerinin davayı inceleme yöntemine de itiraz etmiştir.
18 Kasım 1999 tarihinde Yargıtay bir duruşma yapılmasının ardından ilk derece mahkemesinin kararını bütün hükümleri ile onamıştır.
HUKUK
I. AİHSNİN 6/1 VE 3 C) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran gözaltı sırasında avukat yardımı talebinin reddedildiğini, avukat bulundurma hakkından yargı sürecinde bile haberdar edilmediğini ileri sürmektedir. Başvuran gözaltı boyunca ailesi ya da avukatı ile görüşmesinin engellendiğini iddia etmektedir. AİHM bu şikayetlerin AİHSnin 6/1 ve 3 c) maddesi bakımından incelenmesine karar vermektedir.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabuledilemezlik itirazında bulunmakta, bu bağlamda başvuranın ulusal mahkemelerdeki yargılamalar esnasında hiçbir surette adli yardım talebinde bulunmadığını savunmaktadır.
Başvuran Hükümetin savına karşı çıkmaktadır.
AİHM bu başvuruda başvuranın adli yardımdan değil, gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanamadığını saptamaktadır (Bkz. Ciğerhun Öner-Türkiye kararı no: 33612/03, 20 Mayıs 2008). Bu nedenle AİHM, Hükümetin itirazını reddetmektedir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
Hükümet başvuranın kendisini bizzat temsil edebileceğini savunmaktadır. Hükümete göre 28 Ocak 1999 tarihinde Almanyada yakalanan başvuran o tarihte hakkında yapılan suçlamalardan haberdar edilmiştir. Hükümet başvuranın ne hakim ne de ilk derece mahkemesi önünde avukat yardımından yararlanma talebinde bulunmadığını savunmaktadır.
Başvuran Hükümetin argümanlarına karşı çıkmakta ve iddialarını yinelemektedir.
AİHM, gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanılmadığı şikayetine ilişkin daha önce de başvuranın öne sürdüğüne benzer şikayetin dile getirildiğini ve gözaltı sırasında avukat bulundurma hakkından yararlanılmaması nedeniyle AİHSnin 6/3 c) maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Salduz-Türkiye ve İzzet Özcan-Türkiye kararı no: 10324/05, 28 Temmuz 2009 kararı). Mevcut başvuruyu Salduz kararında benimsenen prensipler ışığında inceleyen AİHM, Hükümetin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığına kanaat getirmektedir.
Bu nedenle AİHM, AİHSnin 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak 6/3 c) maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. YARGILAMANIN HAKKANİYETE UYGUN GERÇEKLEŞMEDİĞİNE İLİŞKİN ÖNE SÜRÜLEN DİĞER ŞİKAYETLER HAKKINDA
Başvuran suç ortağı sanıklar ile birlikte hakkında sürdürülen ceza davasından haberdar edilmemesi, savunmasını hazırlaması için gerekli imkâna sahip olmaması ve suç ortağı sanıklarını sorgulayamaması ve mahkumiyetini oluşturan kanıt unsurlarından yararlanamaması çerçevesinde yargılamanın hakkaniyete uygun gerçeklemediğinden yakınmaktadır. Başvuran bu bağlamda AİHSnin 6/1 ve 3 b) maddesini öne sürmektedir. AİHM bu şikayetlerin AİHSnin 6/1 maddesi uyarınca incelenmesine karar vermektedir.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmakta, Cumhuriyet Savcısının başvuran ve suç ortağı sanıklar hakkındaki ceza davasını 31 Ekim 1997 tarihinde açtığını ifade etmektedir. Daha sonra başvuranın Almanyada olduğunu tespit eden Devlet Güvenlik Mahkemesi 19 Şubat 1998 tarihinde İnterpol aracılığıyla başvuran hakkında tevkif müzekkeresi çıkarmıştır. Hükümet ekte bu müzekkereyle birlikte, iddianamenin, başvuran hakkında çıkarılan ihzar müzekkeresinin, adı geçenin fotoğrafının, dijital parmak izlerinin ve Almancadan tercüme edilen kimlik kartının bir örneğinin yer aldığını ve DGMnin başvuranın tüm bu kanıt unsurları ve suç ortağı sanıkların ifadeleri konusunda bilgilendirildiğini belirtmektedir. Başvuran hakim tarafından sorgulanmış ve savunmasını yalnız hazırlamıştır. Hükümet bu noktada ulusal mahkemelerin lehteki ve aleyhteki delilleri aynı koşullarda değerlendirdiğini dile getirerek bu bağlamda, başvuranın şikayetlerinin esas olarak yargılamanın sonucuna yönelik olduğunu savunmaktadır. Ulusal mahkemeler ulusal hukuk mevzuatı gereğince olayları ve delil unsurlarını incelemiştir.
AİHM bu şikayetlerin yukarıda incelediği şikayet ile ilintili olduğunu ve dolayısıyla kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini hatırlatır.
AİHM AİHSnin 6/1 ve 3 c) maddesine ilişkin yaptığı tespit ışığında, AİHSnin 6. maddesi gereğince ulusal mahkemedeki yargılamada savunma haklarına riayet edilmesine dair temel sorunu ortaya koyan benzer bir şikayetin daha önce de dile getirildiğini kaydetmektedir. Sonuç itibarıyla AİHM, başvurunun bu bölümünün ayrıca ele alınmasına yer olmadığı kanaatindedir (Bkz. diğerleri arasında, Kamil Uzun-Türkiye kararı, no: 37410/97, 10 Mayıs 2007).
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuran uğradığı zarar için 30.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu meblağa karşı çıkmaktadır.
AİHM başvurana manevi tazminat başlığı altında 1.000 Euro ödenmesini kararlaştırmaktadır.
AİHM, AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığında, ilke olarak en uygun telafi yolunun, başvuran için, söz konusu hükmün gerekleri yerine getirilmiş olsaydı başvuranın içinde bulunacağı duruma olabildiğince tekabül eden bir durum yaratmak olduğu kanaatindedir (Bkz. sözü edilen Salduz kararı). AİHM bu ilkenin bu başvuruya uygulanabileceği görüşündedir. AİHM sonuç itibarıyla en uygun telafi yönteminin başvuranın, talep etmesi halinde, AİHSnin 6/1 maddesindeki gereklilikleri karşılayacak şekilde yeniden yargılanması olacağı kanısındadır.
Başvuran kırtasiye, iletişim ve posta giderleri için 400 TL talep etmekte, bu yönde herhangi bir belge sunmamaktadır. Başvuran AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 6.600 TL talep etmekte, bu talebini destekler mahiyette temsil giderini gösteren bir makbuzu sunmaktadır; buna göre başvurunun hazırlanması için 20 saat (başvuran ile görüşme, dosyanın hazırlanması, içtihadın araştırılması) ve Hükümetin görüşlerine karşılık yazılı görüşlerin hazırlanması için 10 saatlik bir çalışma yapılmıştır. Başvuran ayrıca İstanbul Barosunun avukatlık ücret tarifesinin uygulanmasını istemiştir.
Hükümet bu meblağlara karşı çıkmaktadır.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar ışığında başvurana AİHM önünde yapmış olduğu yargılama giderleri için 2.000 Euro ödenmesini uygun görmektedir.
AİHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artışın ekleneceğini kaydetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. Başvuranın gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanamaması dolayısıyla AİHSnin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 c) maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 6. maddesi hakkındaki diğer şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
4. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana 1.000 (bin ) Euro manevi tazminat ve yargılama giderleri için 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 8 Aralık 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy