(AİHS m. 6, 7, 8, 13, 14)
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (2. Daire) 11 Eylül 2007 tarihinde F. Tulkens (Başkan), AB Baka, I. Cabral Barreto, R. Türmen, Ugrekhelidze, A. Mularoni, D. Popovic ve Yazı İşleri Md. S. Dolle ile toplanarak,
12 Ocak 2000 tarihinde yapılmış olan başvuruyu, davalı devlet tarafından yapılan savunmayı ve başvurucu tarafından verilen cevabı dikkate alarak, müzakere yaptıktan sonra aşağıdaki karara varmıştır:
DAVANIN ESASI
Başvurucu Osman Sukut 1972 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Kayseride yaşamaktadır. Başvurucu Mahkeme önünde Ankarada avukatlık yapan Tevfik Demirel tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti Mahkeme önündeki yargılama için bir temsilci tayin etmemiştir.
A. Dava konusu olaylar
Taraflarca sunulan olaylar aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
Başvurucu 1990 yılından olayların geçtiği tarihe kadar, silahlı kuvvetlerde görev yapmış bir tankçı üstçavuştur.
Başvurucu 9 Temmuz 1997de alay komutanı M.S.den şu yazıyı almıştır:
Alay komutanlığına geldiğimden beri sizin ve ailenizin yaşam tarzınızı ve hal ve hareketlerinizi izliyorum. Görünüşünüz ve davranışlarınız hakkında sizi sözlü olarak uyardığım halde, bu konuda bir değişiklik görmedim. Ailece kurallara uygun giyinmediğinizi ve davranmadığınızı gözlemledim.
Size bir ay süre veriyorum. Bu sürenin sonunda yukarıda sözünü ettiğim konularda bir gelişme görmezsem, hakkınızda kanuni işlem başlatacağım.
8 Aralık 1998 tarihinde tabur komutanı İ.Ü. tarafından gönderilen yazıda başvurucu şu şekilde ikaz edilmiştir:
1. Edindiğim bilgilere, alay komutanının ve benim gözlemlerime göre eşiniz çağdaşlığa aykırı, başı kapalı tesettür kıyafeti giymektedir.
(
)
3. Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarından ve ailelerinden beklenmeyecek bu olumsuz tutumu en kısa sürede değiştirmeniz için size ikazda bulunuyorum.
Başvurucu aynı gün verdiği dilekçede şöyle demiştir:
Dokuz yıldan beri her koşulda ülkeme hizmet ediyorum. Bu benim için şereftir (
) İşimde veya özel yaşamımda bir ideoloji veya siyasi bir fikirle özel bir ilişkim olmadı. (
) Eşimle giydiği kıyafet konusunda defalarca konuştum. Eşim bana bunun geleneksel bir giyim tarzı olduğunu ve herhangi bir siyasi anlamı olmadığını söyledi. Eşim ayrıca bunun kendisinin özel yaşamıyla ilgili olduğunu ve benim dahi kendisinin giyim tarzına veya başörtüsü giymesine karışamayacağımı söyledi. Kendisine üstlerimden aldığım ikazlardan söz ettim. Eşim TSK personeli ve ailelerinin uygun olmayan davranışlarından ne kastedildiğini anlamadığını, ülkesinin, milletinin veya kendi ailesinin aleyhine veya ahlaka aykırı bir davranışı bulunmadığını belirtti. Yapabileceğim her şeyi yaptım. İki yaşında bir çocuğum olduğu için bazı problemlere katlanmak zorundayım.
Başvurucunun üstleri 14, 25 ve 28 Ocak 1999 tarihlerinde gönderdikleri üç ikaz yazısında aynı talepleri tekrarlamışlardır. Başvurucu benzer içerikli savunmalarını tekrar etmiştir.
Hükümetin sunduğu bilgi ve belgelere göre Personel Başkanlığı, başvurucuyla ilgili gizli sicil dosyasını, özlük dosyalarını ve ayrıca diğer personel kayıtlarını incelemiştir. Personel Başkanlığı bu dosyalarda yer alan çeşitli belgeleri ve ayrıca başvurucunun tutumunu dikkate alarak, başvurucunun yasa dışı siyasi, yıkıcı, bölücü, irticai ve ideolojik görüşleri benimsediğini belirlemiştir. Personel Başkanlığı başvurucunun dosyasını dokuz yüksek rütbeli subaydan oluşan bir komiteye göndermiştir. Çok gizli olarak nitelenen dosyada şunlar belirtilmiştir:
A. Başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ilgili olarak:
Aa. İrticai görüşlere sahip olduğu;
Ab. Ülkede şeriata uygun bir hukuki ve idari düzenin kurulması gerektiği yönünde fikirleri benimsediği;
Ac. Atatürk ilke ve inkılaplarına ve Cumhuriyetin temel kazanımlarına karşı olduğu ve kendisinin bu görüşlerden ayrılmasının mümkün olmadığı;
Ad. Türk Silahlı Kuvvetlerinin birlik ve bütünlüğünü tahrip etmeyi amaçlayan hareketlerde aktif rol aldığı.
B. Başvurucunun kişiliğiyle ilgili bilgiler
Ba. Silahlı Kuvvetlerin sosyal faaliyetlerini ahlakdışı bulduğu gerekçesiyle katılmadığı, meslektaşlarıyla ilişki kurmadığı;
Bb. Eşine pencereden dışarıya bakmayı yasakladığı, eşinin bu yasağı çiğnemeye teşebbüs etmesi halinde dövdüğü;
Bc. İdeolojik görüşlere sahip kişilerle ve yasadışı örgüt üyeleriyle yakın ilişkisinin bulunduğu;
Bd. Din propagandası yaptığı ve tepkisel davrandığı.
C. Diğer notlar: iki yakın üstü, başvurucunun gizli dosyasında başvurucunun mesleki tutumuyla ilgili şu yorumda bulunmuşlardır:
Ca. Başvurucunun mesleki ve ideolojik fikirleri negatiftir;
Cb. Tepkisel görüşlere sahiptir;
Cc. Sosyal faaliyetlere ve toplantılara katılmamaktadır;
Cd. Köktenci ideoloji ve fikirlere sahip olan başvurucunun Silahlı Kuvvetlerde göreve devam etmesinin uygun olmadığı mütalaa olunur.
Komite oybirliğiyle başvurucunun erken emekliliğe sevk edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Başvurucunun en yüksek düzeydeki üstü, dosyayı inceledikten sonra, komitenin görüşünü benimsemiş ve dosyayı Genelkurmay Başkanlığına göndermiştir. Genelkurmay Başkanlığı başvurucunun durumunun Yüksek Askeri Şurada görüşülmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Başvurucu 2 Ağustos 1999 tarihinde Yüksek Askeri Şura kararıyla, askeri personel hakkında 926 sayılı Kanunun 50 c) ve 94 b) fıkraları gereğince erken emekliliğe sevk edilmiştir.
Anayasaya göre bu karara karşı yargı yolu bulunmamaktadır (bk. aşağıda iç hukuk).
B. Konuyla ilgili iç hukuk
Anayasanın 125. maddesi
İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.
Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şûranın kararları yargı denetimi dışındadır.
Anayasanın 129. maddesinin (2), (3) ve (4). fıkraları, askeri personel dışında memurlara ve diğer kamu görevlilerine savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemeyeceğini öngörmektedir. Bu madde ayrıca, uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplin kararlarının yargı denetimi dışında bırakılamayacağını öngörmektedir.
926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun 94 b) bendi:
b) Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle ayırma:
Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyle Silahlı Kuvvetlerde kalmaları uygun görülmeyen astsubayların hizmet sürelerine bakılmaksızın haklarında T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümleri uygulanır.
Bu sebeplerin neler olduğu ve bunlar hakkındaki sicil belgelerinin nasıl ve ne zaman tanzim edileceği, nerelere gönderileceği, inceleme ve sonuçlandırma ile gerekli diğer işlemlerin nasıl ve kimler tarafından yapılacağı Astsubay Sicil Yönetmeliğinde gösterilir. Bu gibi astsubaylardan durumlarının Yüksek Askeri Şura tarafından incelenmesi Genelkurmay Başkanlığınca gerekli görülenlerin Silahlı Kuvvetlerden ayırma işlemi, Yüksek Askeri Şura kararı ile yapılır.
Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 53. maddesinin e) bendine göre, tutum ve davranışları ile yasa dışı siyasi, yıkıcı, bölücü, irticai ve ideolojik görüşleri benimsediği, bu gibi faaliyetlerde bulunduğu veya karıştığı anlaşılan bütün astsubaylara erken emeklilik işlemi yapılır.
ŞİKAYETLER
1. Başvurucu Sözleşmenin 6. ve 13. maddelerine dayanarak, Yüksek Askeri Şura kararına karşı ulusal mahkemeler önünde etkili bir hukuk yolundan mahrum bırakıldığından şikayet etmiştir.
2. Ayrıca başvurucu, ordudan ihraç edilmesini haklı kılacak herhangi bir disiplin veya cezai soruşturmaya tabi tutulmadığını iddia etmiştir. Bu nedenle başvurucu, 2 Ağustos 1999 tarihli kararın esastan yoksun olduğunu ve kanunsuz ceza olmaz ilkesini ihlal ettiğini savunmuştur. Başvurucu Sözleşmenin 7. maddesine dayanmıştır.
3. Başvurucu eşinin başörtüsü giydiği için kendisinin görevine son verildiğinden şikayetçi olmuştur (ilk kısım). Başvurucu ayrıca görevine son verilmesinden sonra fotoğrafının ve kişisel verilerinin bütün askeri denetim noktalarına gönderilmesini de şikayete konu etmiştir (ikinci kısım).
Başvurucu bu bakımdan Sözleşmenin 8. maddesinin tek başına ve 14. maddeyle bağlantılı olarak ihlal edildiğini iddia etmiştir.
4. Başvurucu son olarak, ordudaki görevinden ayırma işleminin Sözleşmenin 9. maddesinde güvence altına alınan özgürlüklerle bağdaşmayan değerlendirmelere dayandığının kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.
KARAR
A. Tarafların iddiaları
1. Hükümet
Hükümet Mahkemeye sunmuş olduğu mütalaasında ilk olarak disiplin uygulamalarına karşı idari ve hukuki başvuru yollarına başvurulabileceğini ve de başvurucunun bu yollara başvurmayı ihmal ettiğini ileri sürmektedir.
Esasla ilgili olarak ise olayda uygulanan prosedürün geçerli olduğu iddiasına dayanmaktadır (bk. Olaylar Bölümü).
Bu bağlamda Hükümetin iddiasına göre, ihtilaf konusu tedbir olan erken emeklilik uygulaması, başvurucunun Sözleşme tarafından teminat altına alınan hak ve özgürlüklerine müdahale olarak görülemez. Bu tedbirin amacı, Silahlı Kuvvetlerin teminatı olduğu Türk Milletinin kurucu temel ilkesine (laiklik) bağlılıkta eksiklik gösterenleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne karşı hareketlerde bulunmuş olanları ordudan uzaklaştırmayı amaçlamaktadır.
Hükümetin iddiasına göre bu ilkelere aykırı faaliyet ve hareketler orduda egemen olan disiplinin bozulması tehlikesi yaratabilir ve askeri disipline aykırı olarak kabul edilmeleri normaldir.
Yukarıdaki bilgiler ışığında Hükümetin iddiasından varılan sonuca göre, başvurucunun emekliye ayırılmasına ne eşinin giyim tarzının ne de çiftin silahlı kuvvetlerin sosyal faaliyetlerine katılmamış olmasının neden olduğu sonucuna varılabilir.
Dosyasına konulan belgeler kadar tutum ve davranışları da başvurucunun şüphe götürmeyecek şekilde yasadışı, yıkıcı, ayrılıkçı ve aşırı dinci politik ve ideolojik görüşleri olduğu sonucuna varılması sonucuna götürmektedir.
Diğer taraftan, uygulanan tedbir bu haliyle hiçbir şekilde başvurucunun özel hayatı ile ilgili bir nedene dayanmamaktadır. Her ne kadar bu olayda yürütülen soruşturma çerçevesinde, antisosyal kişiliği gibi başvurucunun özel hayatına dair unsurlar toplanmış olsa da, bunun sebebi başvurucunun toplum önünde bunu açığa vurmuş olmasıdır.
2. Başvurucu
Başvurucu, Hükümetin kendisinin yasadışı bir örgüte ya da Türk Milletinin temellerini ve laik sistemi ya da orduda egemen olan disiplini yıkmayı hedefleyen yasadışı bir örgüte ya da harekete mensup olduğunu ortaya koyan ikna edici delilleri olmayan argümanlarını reddetmektedir.
Başvurucu, yalnızca eşinin türbanlı olması nedeni ile ordudan atıldığını ve bu nedenle Yüksek Askeri Şura tarafından erken emekliye ayırılmasının Sözleşmenin 8. maddesinde güvence altına alınan özel yaşam ve aile hakkına müdahale teşkil ettiğini ileri sürmektedir. Bunun yanında bu davada askeri yetkililer, kendi fotoğrafını ve şahsi bilgilerini bütün askeri kontrol noktalarına asmaya kadar gitmişlerdir.
Başvurucunun iddiasına göre bu şekilde özetlenebilecek olaylar yine başvurucunun Sözleşmenin 9.maddesinde güvence altına alınan hakkına müdahale teşkil etmektedir.
B. Mahkemenin değerlendirmesi
1. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlali iddiası
Mahkeme, aşağıdaki karar çerçevesinde Hükümetin disiplin tedbirleri (ihtar) hakkında başvurulabilecek yollar konusundaki mütalaaları hakkında değerlendirmede bulunma gereği görmemektedir.
Başvurunun birinci kısmı ile ilgili olarak Mahkeme, Kalaç - Türkiye kararında benzer bir olayı incelemiş olduğunu hatırlatır. (bk. diğer birçok kararla birlikte 11 Eylül 2001 tarihli Tepeli ve Diğerleri-Türkiye kararı, Başvuru No: 31876/96; , 9 Temmuz 2002 tarihli Bayram Özcan-Türkiye kararı, Başvuru No: 39337/98).
Mahkeme, dokuz subaydan oluşan bir komisyonun hazırladığı başvurucunun disipline aykırı davranışlarını ve kökten dinci düşüncelerini içeren sicil dosyasını incelemiştir. Komisyon başvurucunun orduda görev yapan bir subay profili taşımadığı sonucuna varmıştır. Komisyon, başvurucunun askeri disiplini ihlal ettiği ve Askeri Personel Kanununun 94. maddesinin b fıkrası uyarınca erken emekliye ayrılması gerektiği sonucuna varmıştır. Mahkeme, bunun yanında Yüksek Askeri Şura kararının temel olarak yalnızca başvurucunun özel hayatı ile aile yaşantısı ya da eşinin giyim tarzı gibi unsurlardan değil, başvurucunun askeri disipline zarar verecek nitelikteki davranış ve faaliyetleri ile laiklik ilkesine aykırı hal ve hareketlerinden kaynaklandığı sonucuna varmıştır (bk demokratik bir toplumda laiklik ilkesinin önemine dair, ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, Leyla Şahin-Türkiye kararı, Başvuru No: 44774/98, parag. 116).
Mahkeme, bu nedenle, elinde bulunan tüm bilgi ve belgeleri göz önüne aldığında, Sözleşmenin 8.maddesinin herhangi bir ihlaline rastlanmadığı sonucuna varmıştır.
Bundan çıkan sonuca göre şikayet, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası uyarınca açıkça temelden yoksundur.
Şikayetin başvurucu hakkında şahsi bilgileri içeren afişlerin asılmasına dair 2. kısmı ile ilgili olarak ise, yine aynı şekilde, başvurucu bunu bir delil başlangıcı ya da ayrıntılı açıklamalara dayandırabilmiş değildir.
2. Sözleşmenin 9. maddesinin ihlali iddiası
Mahkeme, oybirliğiyle, ihlal iddiasının temelden yoksun olduğuna karar vermiştir. Olayda din ve vicdani kanaatin açıklanması ile ilgili tek unsur, başvurucuyu değil eşini ilgilendirmektedir ve bu da türban ile ilgilidir. Başvurucu kendisinin 9. maddede güvence altına alınan hakkının ne şekilde ihlal edilmiş olduğunu gösterememektedir.
Şikayet bu nedenle Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde temelden yoksundur.
3. Sözleşmenin 6. maddesinin ihlali iddiası hakkında
a. Uygulanabilirlik
i. Suç isnadının varlığı hakkında
Mahkeme, çok benzer olaylara dayanan davalarda ordudan ihraç edilmenin Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası kapsamında cezai alanda yöneltilen bir suçlama olarak kabul edilemeyeceğine karar vermiş olduğunu hatırlatır (bk. diğerlerinin yanı sıra, Tepeli ve Diğerleri kararı).
ii. Kişisel haklara ilişkin uyuşmazlığın varlığı hakkında
Mahkeme, kısa bir süre önce Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının Devlet ve görevlileri arasındaki ihtilaflara uygulanıp uygulanmayacağı konusundaki içtihadını gözden geçirmiş bulunmaktadır (bk. Vilho Eskelinen ve Diğerleri - Finlandiya kararı, Başvuru No: 63235/00). Vilho Eskelinen kararının 62. paragrafında Mahkeme, taraf devletin memur statüsü taşıyan bir başvurucuya Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının uygulanamaması için, birlikte ele alınması gereken iki koşulun varlığından bahsetmiştir: bir yandan başvurucu memur, içhukuk uyarınca açık bir şekilde mahkemeye başvurma hakkından mahrum edilmiş olmalı; öte yandan Sözleşmenin 6. maddesinde güvence altına alınan bu haktan mahrumiyet devletin menfaati ile ilgili sebeplere dayanmalıdır.
Bu davada başvurucunun bir başvuru olanağından mahrum olduğu ihtilaf konusu değildir. Dolayısıyla birinci koşul yerine gelmiş bulunmaktadır (Vilho Eskelinenin aksine).
İkinci koşula gelince, Sözleşmenin 6.maddesinin 1. fıkrasının bir memur aleyhine uygulanmasının haklı olarak kısıtlanabilmesi için, taraf devletin ihtilafın konusunun devlet otoritesinin kullanımı ile ilgili olduğunu ispatlaması ya da ilgili ile devlet arasında özel bir güven ya da sadakat ilişkisinin varlığını ortaya koyması gerekmektedir.
Bu olayda ihtilaf başvurucunun disipline aykırı tutumu nedeniyle ordudan ihraç edilmesi ile ilgilidir. İhraç işlemi, başvurucunun hal ve hareketlerinin askeri yetkililer tarafından orduda kalacak bir subayın olması gereken hal ve hareketlerine aykırı olduğu, tavır ve tutumlarının askeri disipline ve laiklik ilkesine ters düştüğünün tespitine dayandırılmıştır.
Mahkeme, taraf devletle ilgili arasındaki özel bir güven ya da sadakat ilişkisinin ihtilafın merkezinde yer aldığı kanaatindedir. Dolayısıyla başvurucunun Sözleşmenin 6. maddesinde güvence altına alınan hakların dışında bırakılması bir temele dayanmaktadır.
b. Sonuç
Mahkeme yukarıdaki tespitleri ışığında, Sözleşmenin 6. maddesinin iş bu davada uygulanabilir olmadığına karar vermiştir.
4. Sözleşmenin 7, 13, 14. maddelerinin ihlali iddiası
Mahkeme, çok benzer koşullar içeren davaları daha önce incelemiş olduğunu hatırlatır. (bk. diğerlerinin yanı sıra, 9 Ekim 2001 tarihli Bayram Özcan, Selçuk Genel - Türkiye kararı, Başvuru No: 36200/97; 3 Ekim 2002 tarihli Murat Soysever - Türkiye kararı, Başvuru No: 39826/98). Mahkeme, konuyla ilgili olarak yerleşik hale gelmiş içtihadından ayrılmak için herhangi bir sebep olmadığı kanaatiyle başvurunun bu kısmının temelden yoksunluk nedeniyle reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
Yukarıdaki bilgiler ışığında Mahkeme, Sözleşmenin 29. maddesinin 3. fıkrasının uygulanması koşullarının gerçekleştiğine karar vermiştir.
Mahkeme bu nedenle, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilebilir olmadığına karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy