(AİHS m. 2, 3, 4, 5, 6, 13, 14, 34, 35, 41, 44 ) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI) (NURAY ŞEN - TÜRKİYE DAVASI) (ÖZDEMİR - TÜRKİYE DAVASI) (İNCAL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 60683/00)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
8 Aralık 2009
İşbu karar Sözleşmenin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (60683/00) başvuru nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Kenan Enginin (başvuran) 2 Mayıs 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından G. Tuncer tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1974 doğumlu olup Tuncelide ikamet etmektedir.
Gözaltı sırasında başvuran polis tarafından avukatı olmadan sorgulanmış, bu sorgulamada yasadışı örgütün mensubu olduğunu ve bu örgüt adına eylemlere katıldığını itiraf etmiştir. 21 Şubat 1997 tarihinde gözaltı süresinin bitiminde başvuran adli tıp hekimi tarafından muayene edilmiş, muayene sonucunda adı geçenin dudaklarında hafif bir yara ile sol bileğinde darp izi tespit edilmiştir.
Aynı gün İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenen başvuran savcı önünde hakkında yapılan tüm suçlamaları reddetmiş, polisler tarafından düzenlenen tutanağı imzalamadığını beyan etmiştir. Adı geçen gözaltında bulunduğu esnada kötü muameleye maruz kaldığına dair herhangi bir iddiayı öne sürmemiştir.
Başvuran daha sonra İstanbul DGM hakimi karşısına çıkarılmış, burada sözkonusu yasadışı örgüt ile olan tüm bağlantısını inkar etmiş, kötü muamele konusunda hiçbir iddiayı öne sürmemiştir. Başvuran hakkında tutukluluk kararı verilmiştir.
Yasadışı örgüt ile olan bağlantısı nedeniyle başvuran hakkında kamu davası açılmıştır. Başvuran 2 Mayıs 1997 tarihinde İstanbul DGMdeki duruşmada polise verdiği ifadeleri ve bunların içeriğini kabul etmiştir. Başvuran 4 Mart 1998 tarihinde serbest bırakılmıştır.
Aralarında askeri bir hakimin de yer aldığı üç kişilik DGM heyeti 26 Haziran 1998 tarihli bir karar ile başvuranı dört yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıştır. DGM başvurana isnat edilen suçun dayanağı olarak diğer unsurların yanı sıra, polise vermiş olduğu beyanları gerekçe göstermiştir.
Yargıtay 13 Aralık 1999 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
HUKUK
I. AİHSNİN 6/1 VE 3 C) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran bünyesinde askeri bir hakimin yer alması dolayısıyla Devlet Güvenlik Mahkemesinin «bağımsız ve tarafsız» bir mahkeme niteliğini taşımadığını, bu mahkemenin adil yargılanma hakkını güvence altına alamayacağını ileri sürmekte ve gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanmadığını iddia etmektedir. Başvuran bu bağlamda AİHSnin 6/1, 2 ve 3 a), c) ve 14. maddesini öne sürmektedir. AİHM başvuranın öne sürdüğü şikayetleri yapılış şekline ve içeriğine göre değerlendirerek bunların AİHSnin 6/1 ve 3 c) maddesi bakımından incelenmesine karar vermektedir.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkındaki şikayet ile ilgili olarak AİHM, daha önce de müteaddit kez mevcut başvurudakine benzer sorunların dile getirildiğini ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Özel ve Özdemir kararı no: 59659/00, 6 Şubat 2003). AİHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemiş ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir (Bkz. Incal-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998 ). AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum eden İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin AİHSnin 6/1 maddesi bakımından bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.
AİHM, gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanılmadığı şikayetine ilişkin daha önce de başvuranın öne sürdüğüne benzer şikayetlerin dile getirildiğini ve gözaltı sırasında avukat bulundurma hakkından yararlanılmaması nedeniyle AİHSnin 6/3 c) maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Salduz-Türkiye kararı). Mevcut başvuruyu Salduz kararında benimsenen prensipler ışığında inceleyen AİHM, Hükümetin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığına kanaat getirmektedir.
Bu nedenle AİHM, AİHSnin 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak 6/3 c) maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. ÖNE SÜRÜLEN DİĞER İDDİALAR HAKKINDA
AİHSnin 3. ve 13. maddesine atıfta bulunan başvuran gözaltında işkence gördüğünden ve bu şikayetini iç hukukta dile getirebileceği etkili bir başvuru yolunun bulunmadığından şikayetçi olmaktadır.
Hükümet altı ay kuralına uyulmadığı gerekçesiyle kabuledilemezlik itirazında bulunmaktadır.
AİHM, 3. madde hakkındaki şikayetler ile ilgili olarak savcılık önünde yapılan şikayetin ve savcılığın yetkisizlik kararına karşılık ağır ceza mahkemesinde dile getirilecek itirazın AİHSnin 35/1 maddesi uyarınca etkili ve tüketilebilecek bir başvuru yolunu teşkil edeceğini hatırlatır (Bkz. Nuray Şen kararı, no: 41478/98, 30 Nisan 2002 ve Muzaffer Sünük-Türkiye kararı, no: 9610/03, 27 Kasım 2007). Fakat bu başvuruda AİHM başvuranın savcılık önünde herhangi bir şikayeti dile getirmediğini saptamaktadır. Başvuranın öne sürdüğü şekliyle iç hukukta etkili bir başvuru yolunun bulunmadığı farz edilse bile, AİHM bu konudaki yerleşik içtihadına uygun olarak AİHSnin 35/1 maddesinde öngörülen altı ay kuralının bu başvuruda meydana geldiği öne sürülen eylemler ve/veya olaylardan itibaren başladığına itibar etmektedir (Bkz. Osman Hazar vd.-Türkiye no: 62566/00-62577/00 ve 62579-62581/00, 10 Ocak 2002 ve sözü edilen içtihat).
Mevcut başvuruda, başvuranın suç unsurunu oluşturan eylemi müteakip altı ay içinde başvurusunu yapması veyahut bu sürenin işlemesini askıya alacak istisnai koşulları öne sürmesi gerekmekteydi. Bununla birlikte, bu başvurunun incelenmesine veya sözü edilen sürenin durdurulmasına mahal verecek herhangi bir özel durum bulunmamaktadır. Başvuranın gözaltı süresi 21 Şubat 1997 tarihinde sona ermiş ve başvuru 2 Mayıs 2000 tarihinde yapılmıştır. Bu şikayetler gecikmeli olarak yapılmıştır ve AİHSnin 35. maddesinin 1. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmelidir.
Başvuran tutuklanma gerekçeleri, gözaltı süresinin uzunluğu, tutukluluk süresi hakkında bilgilendirilmediğinden ve tutukluluk halinin yasallığını denetleyecek etkili bir denetim mekanizmasının olmadığından yakınmaktadır. Başvuran bu yönde AİHSnin 5/1, 2, 3, 4, ve 13. ve 14. maddelerini öne sürmektedir. AİHM bu şikayetlerin AİHSnin 5/2, 3. ve 4. maddeleri doğrultusunda inceleneceğini kararlaştırmaktadır.
AİHM, başvuranın gözaltı süresinin 21 Şubat 1997 tarihinde başlayıp 4 Mart 1998 tarihinde sona erdiğini, oysa başvurunun 2 Mayıs 2000 tarihinde yapıldığını tespit etmektedir. Başvurunun bu bölümü gecikmeli olarak yapılmıştır ve AİHSnin 35. maddesinin 1. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmelidir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuran herhangi bir rakam telaffuz etmeden uğradığı maddi ve manevi zararın giderilmesini talep etmekte, bu konuda takdiri AİHMye bırakmaktadır.
Hükümet AİHMden hiçbir ödeme yapmaması talebinde bulunmaktadır.
AİHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat talebi arasında herhangi bir illiyet bağı kuramamakta ve bu yöndeki talebi reddetmektedir. Buna karşılık, hakkaniyete uygun ve AİHSnin 6/1 ve 3 c) maddesinin ihlal edildiği hususunu dikkate alarak başvurana 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmaktadır.
AİHM, AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığında, ilke olarak en uygun telafi yolunun, başvuran için, sözkonusu hükmün gerekleri yerine getirilmiş olsaydı başvuranın içinde bulunacağı duruma olabildiğince tekabül eden bir durum yaratmak olduğu kanaatindedir (Bkz. sözü edilen Salduz kararı). AİHM bu ilkenin bu başvuruya uygulanabileceği görüşündedir. AİHM sonuç itibarıyla en uygun telafi yönteminin başvuranın, talep etmesi halinde, AİHSnin 6/1 maddesindeki gereklilikleri karşılayacak şekilde yeniden yargılanması olacağı kanısındadır.
Başvuran AİHM önündeki yargılama giderlerinin karşılanmasını talep etmektedir, bu doğrultuda herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmamıştır.
Hükümet yargılama giderleri konusunda başvurana herhangi bir ödeme yapılmasına karşı çıkmaktadır.
Bu başvuruda başvuran yargılama gider ve harcama taleplerini kanıtlayıcı herhangi bir belge sunmamıştır, dolayısıyla bu doğrultuda bir ödeme yapılması gerekmemektedir (Bkz. Cumpana ve Mazare-Romanya kararı, no: 33348/96).
AİHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artışın ekleneceğini kaydetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmadığı ve gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanılmadığı yönündeki şikayetlerle ilgili olarak başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. Bunun dışında kalan şikayetlerin kabuledilemez olduğuna;
3. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımaması nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. Başvuranın gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanmaması nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak 6/3 c) maddesinin ihlal edildiğine;
5. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana 1.000 (bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;
b) söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 8 Aralık 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy