(Başvuru no:69006/01)
(AİHS m. 3, 6, 34, 35, 41, 44) (3842 S. K. m. 31) (TEKİN - TÜRKİYE DAVASI) (LABITA - İTALYA DAVASI) (M.C. - BULGARİSTAN DAVASI) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI) (GÜLBAHAR VE TUT - TÜRKİYE DAVASI) (MEHMET VE SUNA YİĞİT - TÜRKİYE DAVASI) (GENÇEL - TÜRKİYE DAVASI)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
14 Nisan 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
T.C. vatandaşı Savaş Ditaban (başvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 14 Mart 2001 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 69006/01 numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir Barosu avukatlarından M.A. Altın tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1963 doğumlu olup İzmirde ikamet etmektedir.
A. Başvuranın yakalanmasıyla gelişen olaylar
İzmir Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar ve Silah Kaçakçılığı Şubesine bağlı polislerin yürüttüğü soruşturma kapsamında aranan başvuran üzerinde sahte 9 Nisan 2000 tarihinde yakalanmıştır. Aynı soruşturma kapsamında başvuranın yanı sıra birçok kişi de yakalanmıştır.
Yakalama koşulları konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmaktadır.
9 Nisan 2000 tarihinde düzenlenen ve başvuran Savaş Ditabanın (S.D.), eşi E.Ç. ve polislerin imzasını taşıyan yakalama tutanağı ile de desteklenen Hükümet versiyonuna göre göre olaylar şu şekilde cereyan etmiştir: İki sivil polis F. K. ve A.K. bir süpermarkette başvuran ve eşi E.Ç.yi yakalamaya çalışırken başvuran F.K.yı saçlarından tutarak kafasını duvara vurmuş, silahını alarak polisin başına dayamış ve onu öldürmekle tehdit etmiştir. Diğer polis memuru A.K. başvuranı durdurmaya çalıştığında adı geçen iki üç el ateş ederek kaçmış, kendisini takip eden diğer iki polis yaklaşırsa eşi E.Ç.yi öldürmekle tehdit etmiştir. Polisler başvuranın teslim olması için havaya uyarı ateşi açmışlar, fakat başvuran polislere ateşle karşılık vermiş, iki üç el art arda ateş ederek olay yerinden uzaklaşmıştır. Kaçarken merdivenlerden düşen başvuran kolunu kırmış ve yakalanmıştır.
Polise ayrıca ifade veren E.Ç. de olayların bu şekilde cereyan ettiğini teyit etmiştir.
Bu takip işleminin dört görgü tanığı 9 Nisan 2000 tarihinde polise ifade vermişler ve olayların ilk kısmı konusunda bu versiyonu teyid etmişlerdir.
Gözaltına alınmadan evvel başvuran 9 Nisan 2000 tarihinde saat 12.50de İzmir Devlet Hastanesinde sağlık kontrolünden geçmiştir.
Polis memurları A.K. ve F.K. da aynı doktor tarafından muayene edilmiştir. Saat 12.40ta düzenlenen kısmen okunaksız sağlık raporlarına göre sol bilekte ve sol elin 3. ve 4. parmaklarında zedelenme, sağ kaşta açılma (polis memuru F.K. için), sol kolda ısırmaya bağlı ekimoz (polis memuru A.K. için) saptanmıştır.
10 Nisan 2000 tarihinde düzenlenen tutanağa göre başvuranın avukatının müvekkili ile görüşme talebi reddedilmiş, bununla ilgili bir gerekçe gösterilmemiştir.
Cumhuriyet savcısının isteği üzerine başvuran aynı gün saat 15.45te bir dispanser hekimi tarafından muayene edilmiş bu esnada sol bilekte kırık ve sağ bilekte deformasyon olduğu anlaşılmıştır.
12 Nisan 2000de sekiz saat sorgulanmasının ardından başvuran on bir sayfalık bir ifadeyi imzalayarak kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmiştir. Başvuran ifadesindeki formda yer alan avukat bulundurma talebi ile ilgili haneye «hayır» yanıtını işaretlemiştir.
Polisler 12 ve 13 Nisan 2000 tarihlerinde beraberlerinde başvuran ile birçok yerde aramalar gerçekleştirmiş, tutanaklar düzenlemişlerdir.
13 Nisan 2000 tarihinde savcıya ifade veren başvuran polise yapmış olduğu beyanları inkâr etmiştir.
Başvuran aynı gün Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi karşısına çıkarılmıştır. Başvuran hakime verdiği ifadesinde kolunu polislerin karakolda kırdığını, ifadesini kaleme alıp kendisine zorla imzalattırdıklarını söylemiştir. Hakim başvuranın tutuklanmasına karar vermiş ve başvuran Buca Cezaevine nakledilmiştir.
Başvuran ve suç ortağı sanıklar soruşturma aşamasında kabul etmiş olmalarına rağmen Devlet Güvenlik Mahkemesinde görülen davaları boyunca kendilerine yöneltilen bütün suçlamaları reddetmişlerdir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 25 Nisan 2001 tarihinde başvuranı adam yaralamak, ruhsatsız silah taşımak, hırsızlık, tehdit, adam öldürmeye teşebbüs etmek, suç amaçlı silahlı örgütü bünyesinde yer almak gibi çeşitli suçlardan mahkum etmiştir. Mahkeme soruşturma sırasında düzenlenen tutanaklara, yakalanma koşullarına ve ele geçirilen 9 mm.lik beş mermi çekirdeği ile ticari senetlere dayanarak başvuranı iki yıl iki ay yirmi bir gün hapis cezasına çarptırmıştır.
Yargıtay bu kararı 20 Şubat 2002 tarihinde onamış, karar nihai hale gelmiştir.
B. Başvuranı sorgulayan polisler hakkında şikayet
Başvuran 14 Nisan 2000 tarihinde İzmir Cumhuriyet Savcılığına sorgulamayı yapan polislerin kendisine işkence yaptıkları gerekçesiyle yazılı suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuran sorgu odasına götürüldüğünü ve kelepçelendiğini, gözlerinin bağlandığını, kendisine hakaret edildiğini, testislerine elektrik verildiğini, metal bir sopayla ve tabancayla sol kolu ve eli kırılıncaya kadar kendisine vurulduğunu iddia etmiştir. Başvuran sağlık raporu düzenlenmek üzere adli tıp kurumuna sevkini talep etmiştir.
Başvuran 24 Nisan 2000 tarihinde Buca Cezaevi Savcısı tarafından dinlenmiş, savcı karşısında da iddialarını yinelemiş ve gözaltından sorumlu üç ve/veya dört polisin kimliğini teşhis edebileceğini beyan etmiştir.
Başvuran 26 Nisan 2000de sağlık kontrolünden geçmek üzere adli tıp kurumuna gönderilmiştir.
İzmir Cumhuriyet Savcılığı 17 Mayıs 2000 tarihinde gözaltında iken başvuranı sorgulayan polisler hakkındaki ön soruşturmada takipsizlik kararı vermiştir. Savcılık bilhassa E.Ç.nin verdiği ifadeyi, olay yeri, arama ve yakalama tutanaklarını, sağlık raporlarını ve olay günü alınan tanık ifadelerini dayanak almıştır. Savcılık kanıt unsurlarına ve 9 Nisan 2000 tarihli tutanağa göre başvuranın kaçtığı sırada merdivenlerden düşerek bileğini kırdığı kanaatine varmıştır.
Savcılığın derinlemesine bir soruşturma yürütmediğini öne süren başvuranın avukatı 8 Ağustos 2000de tarihli takipsizlik kararına itiraz etmiştir.
Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi 16 Ekim 2000 tarihinde başvuranın bu itirazını nihai olarak reddetmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran yakalanması ve gözaltına alınması sırasında kötü muameleye maruz kaldığından şikayetçi olmaktadır. Başvuran bileğinde oluşan kırığın polislerin sorguladıkları sırada zor kullanmalarından kaynaklandığını öne sürmektedir. Başvuran ayrıca savcılık tarafından polisler hakkında başlatılan soruşturmanın etkisiz oluşundan yakınmakta, AİHSnin 3. maddesini öne sürmektedir.
Kabuledilebilirlik hakkında
1. Esas bakımından
AİHM, başvuranda oluşan yaraların AİHSnin 3. maddesi kapsamına girecek ölçüde ciddi olduğu hususunun tartışma konusu edilmediğini hatırlatır (Bkz. özellikle Milan-Fransa no: 7549/03, 24 Ocak 2008; bkz aynı zamanda Ribitsch-Avusturya, 4 Aralık 1995 ve Tekin-Türkiye kararı 9 Haziran 1998).
AİHM bunun yanı sıra, temel olarak başvuranın sol bileğinde oluşan kırığın ne zaman meydana geldiği ve nedeninin ne olduğu hususunda taraflar arasında görüş ayrılığının bulunduğunu hatırlatır.
Başvuran bileğindeki kırığın gözaltında kendisine uygulanan kötü muamele sonucu oluştuğunu ileri sürmektedir.
Hükümet ise kırığın başvuranın yakalanırken düşmesi sonucu meydana geldiğini savunmakta, başvuranın gözaltına alınması sırasında ve sonrasında sağlık kontrolünden geçtiği konusuna AİHMnin dikkatini çekmektedir. Başvuranın vücudunda tespit edilen yaralanmalar yakalanırken oluşmuştur. Hükümet başvuranın yakalanması sırasında direnç göstermesi nedeniyle polislerin de yaralandıkları ve sağlık raporu aldıklarını vurgulamaktadır.
Hükümet ayrıca savcının sözkonusu kırığın başvuranın merdivenlerden düşmesi sonucu oluştuğu ve başvuranın gözaltında kötü muamele gördüğü iddialarını doğrulayacak hiçbir kanıt unsuru bulunmadığından soruşturmanın bu yönde genişletilmesine yer olmadığı kanaatine vardığının altını çizer.
AİHM başvuranın gözaltına alınmasını müteakip 9 Nisan 2000 saat 12.50de düzenlenen sağlık raporunda bahse konu kırığın dile getirildiğini gözlemlemektedir. Bundan kırığın adı geçenin yakalanması sırasında meydana geldiği çıkarımına varılmaktadır.
AİHM bu tarihten sonra hazırlanan sağlık raporlarında başvuranın bu iddialarıyla aynı doğrultudaki yeni kanıtların ortaya konulmadığını not eder.
AİHM içtihadında uyguladığı ve itirazı kabil olmayan yeterince ciddi, belirgin ve tutarlı birtakım emare ya da karinelerden doğan «her türlü makul şüphenin ötesinde» delil ilkesini temel alarak (Bkz. Labita-İtalya kararı, no: 26772/95, § 121, AİHM 2000-IV) gözaltında kötü muamele iddialarının dayanağı olmadığını değerlendirir.
AİHM polislerin başvuranı yakaladıkları esnada uyguladıkları gücün adı geçenin sergilediği tutum dikkate alındığında gerekli olup olmadığının ve bu gücün orantılılığının incelenmesi gerektiğini vurgular (Bkz. örneğin Popov-Bulgaristan no: 75022/01, 22 Ocak 2009; Rehbock-Slovenya no: 29462/95; sözü edilen Ribitsch; Altay-Türkiye no: 22279/93, 22 Mayıs 2001; Ivan Vassilev-Bulgaristan no: 48130/99, 12 Nisan 2007).
AİHM dosyanın incelenmesinden bilekteki kırığın başvuranın düşmesi sonucu mu yoksa polislerin başvurana kelepçe taktıkları sırada mı oluştuğunun anlaşılmadığını not etmektedir. Bununla birlikte soruşturma boyunca düzenlenen belgelerden başvuranı yakalama işleminin kaçma-kovalamacayı takip eden arbede ve başvuran ve iki polis memuru arasında geçen silahlı çatışma neticesinde gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Başvuran polislere karşı direnmediğini söylese de polisin açtığı ateşe karşılık verdiğini ve sonra da düştüğünü kabul etmektedir. Ayrıca polisler de başvuranın verdiği fiziksel zarara maruz kalmışlardır.
AİHM sonuç olarak meydana gelen olaylar göz önünde bulundurulduğunda, hukuki merciler nezdinde başvuranın yakalanması ve sorgulanması için kullanılan gücün orantılı olduğuna itibar etmektedir. Dava dosyasında başvuranın işkence iddialarını ve AİHSnin 3. maddesine aykırı kötü muameleyi destekleyici herhangi bir delil yer almamaktadır.
Dayanaktan yoksun bulunan bu şikayetin AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerekmektedir.
2. Usul bakımından
Bir kişinin AİHSnin 3. maddesine aykırı fiillerin mağduru olduğu iddiaları karşısında yetkililerin yürütmüş oldukları resmi soruşturmanın etkililiği ve «savunulabilirliği» hususunda (Bkz. örneğin M.C.-Bulgaristan kararı, no: 39272/98) AİHM, başvuranın bileğinde kırığın oluştuğu ana ve başvuranın iddialarını destekleyecek başka yara bere bulunmadığını hatırlatır.
AİHM olayların koşulları ve başvuranın iddialarının içeriği dikkate alındığında, yetkililerin daha derinlemesine bir soruşturma yapma zorunluluklarının olmadığına itibar etmektedir.
AİHM, AİHSnin 3. maddesi hakkında yapılan şikayetin usul bakımından da AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
II. AİHSNİN 6/3 c) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanamaması nedeniyle savunma haklarının ihlal edildiğini öne sürmekte, AİHSnin 6/3 maddesinin c) fıkrasına atıfta bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
Hükümet başvuranın iddiasına karşı çıkmaktadır. Hükümet, birinci olarak, başvuranın avukat bulundurma hakkında haberdar edildiği ve kendi arzusuyla bu hakkından vazgeçtiği için şikayetinin dayanaksız olduğunu savunmaktadır. Bu çerçevede başvuranın imzaladığı tutanakta yer alan avukat bulundurma hakkından «yararlanmak istemediğine» ilişkin haneyi işaretlediğini belirtmektedir.
Hükümet, ikinci olarak, başvuranın avukat bulundurma hakkından yararlanamadığı şikayetini iç hukuktaki mahkemeler önünde dile getirmediğini, ayrıca gözaltı süresi 13 Nisan 2000 tarihinde sona eren başvuranın AİHMye başvurusunu 14 Mart 2001 tarihinde yapması nedeniyle altı ay kuralına riayet etmediğini vurgular.
AİHM başvuranın avukatının müvekkili ile görüşme talebinin yetkililer tarafından açıkça reddedildiğini not etmektedir. AİHMye göre bu durum, başvuranın avukat yardımından yararlanmak istemediğini işaretlemiş olmasının değerini, AİHSnin 6. maddesi ile güvence altına alınan bir hakkından vazgeçme iradesini gösterme anlamında, büyük ölçüde azaltmaktadır. AİHM, ayrıca avukat bulundurma hakkına getirilen kısıtlamanın sistemik olduğunu gözlemlemektedir: 3842 sayılı Kanunun 31. maddesi uyarınca Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren bir suçla itham edilen gözaltındaki kişilere uygulanmaktadır.
AİHM Hükümetin şikayetin dayanaktan yoksun olduğu ve iç hukuk yollarının tüketilmediği ön itirazını reddeder.
AİHM altı ay kuralı ile ilgili yerleşik içtihadını hatırlatmakta ve bu içtihat gereğince bir yargı sürecinin hakkaniyete uygun gerçekleşip gerçekleşmediğinin dava unsurlarının bütünü ışığında değerlendirildiğini vurgular (Bkz. John Murray-Birleşik Krallık kararı, 8 Şubat 1996). Mevcut başvuruda başvuran 14 Mart 2001 tarihli başvurusunu, iç hukuktaki nihai karar olan Yargıtayın 20 Şubat 2002 tarihli hükmünden evvel yapmıştır. AİHM bu durumda altı ay kuralına değin şikayeti reddetmektedir.
AİHM yapılan şikayetin dayanaktan yoksun olarak nitelendirilmesi için herhangi bir gerekçenin yer almadığını saptamaktadır. Başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
Başvuran ön soruşturma kapsamında avukat bulundurma hakkından yoksun bırakılması nedeniyle adil yargılanmadığını öne sürmektedir. Başvuran özellikle mahkumiyetinin gözaltında avukatı bulunmaksızın polis zoruyla yaptığı itiraflara dayandığını iddia etmektedir.
Hükümet başvuranın ileri sürdüğünün aksine DGMdeki yargılamada avukat bulundurma olanağına sahip olduğunu savunmaktadır.
AİHM adil yargılama ve soruşturma aşamasında bir avukat yardımından yararlanma haklarına ilişkin genel ilkeleri hatırlatır (Bkz. sözü edilen Salduz).
Bu başvurunun daha önce incelenen Salduz kararındaki koşullardan ayrı tutulmasını gerektirecek hiçbir özel durumun bulunmadığını kaydeden AİHM aynı gerekçelere dayanarak AİHSnin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 maddesinin c) fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır (Bkz. aynı zamanda Gülbahar ve Tut-Türkiye kararı, no: 24468/03, 24 Şubat 2009).
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran gerekçe belirtmeksizin maddi ve manevi tazminat olarak 25.000 Euro talep etmekte, ayrıca kendisine uygulanan kötü muamele nedeniyle travma yaşadığını iddia etmektedir.
Hükümet aşırı ve dayanaksız nitelendirdiği bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
AİHM, AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığında, ilke olarak en uygun telafi yolunun, başvuran için, sözkonusu hükmün gerekleri yerine getirilmiş olsaydı başvuranın içinde bulunacağı duruma olabildiğince tekabül eden bir durum yaratmak olduğu kanaatindedir (Bkz. sözü edilen Salduz, Teteriny-Rusya no: 11931/03, 30 Haziran 2005, Jelicic-Bosna Hersek no: 41183/02 ve Mehmet ve Suna Yiğit-Türkiye kararı no: 52658/99, 17 Temmuz 2007). AİHM bu ilkenin bu başvuruya uygulanabileceği görüşündedir.
AİHM sonuç itibarıyla en uygun telafi yönteminin başvuranın, talep etmesi halinde, AİHSnin 6/1 maddesindeki gereklilikleri karşılayacak şekilde yeniden yargılanması olacağı kanısındadır (Bkz. mutatis mutandis Gençel-Türkiye kararı no: 53431/99, 23 Ekim 2003).
AİHM başvurana hakkaniyete uygun 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermektedir.
B. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHSnin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 maddesinin c) fıkrası hakkındaki şikayetin kabuledilebilir, bunun dışındaki şikayetlerin kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 maddesinin c) fıkrasının ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana 1.000 Euro (bin Euro) manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 14 Nisan 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy