(AİHS m. 5, 6, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 149, 168) (3713 S. K. m. 5) (TAŞÇIGİL - TÜRKİYE DAVASI) (ÇİMEN - TÜRKİYE DAVASI) (ÖZDEMİR - TÜRKİYE DAVASI) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 71864/01)
KARAR
STRAZBURG
7 Temmuz 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Davanın nedeni, T.C. vatandaşları Sevgi Tağaç, Cihan Kırmızıgül, Mehmet Akbaba, Evrim Sarısaltıkoğlu ve Suna Yaşarın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, 18 Temmuz 2000 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine yaptıkları 71864/01 sayılı başvurudur.
Başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde, İstanbul Barosu avukatlarından F. N. Ertekin, T. Açık, K. Öztürk, G. Yoleri ve F. Kılıçgün (yalnızca dördüncü başvuran) tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar, sırasıyla 1967, 1978, 1979, 1973 ve 1965 doğumlu olup Suna Yaşar Allschwillde (İsviçre), diğer başvuranlar ise İstanbulda ikamet etmektedirler.
Başvuranlar, yasadışı silahlı bir örgüt (MLKP-K) üyesi oldukları ve 12 ve 13 Mart 1995(1) tarihlerinde Gazi Mahallesinde örgüt adına yasadışı gösteriler düzenledikleri şüphesiyle 24 Mart 1995(2) tarihinde yakalanarak gözaltına alınmışlardır.
Belirsiz bir tarihte, İstanbul Emniyet Müdürlüğü basın toplantısı düzenleyerek başvuranları basına tanıtmıştır(3). Polis ifadesinin içeriğine dair herhangi bir bilgi mevcut değildir.
28 Mart 1995te, Cihan Kırmızıgül avukatının talebi üzerine, Cumhuriyet Savcısının Bakanlık Genelgesine dayanarak verdiği iznin ardından 16.00 ila 16.05 saatleri arasında avukatıyla görüşmüştür.
28, 30 ve 31 Mart 1995 tarihlerinde, Cihan Kırmızıgül, Sevgi Tağaç, Mehmet Akbaba ve Evrim Sarısaltıkoğlu iki polis memuru tarafından sorgulanmış ve hem kendilerini hem de diğer başvuranları suçlayıcı ifadelerde bulunmuşlardır.
31 Mart 1995 tarihli tam kayda göre, Suna Yaşar polise ifade vermeyi reddetmiştir.
31 Mart 1995te, Suna Yaşar, avukatının 29 Mart 1995 tarihli talebi üzerine, Cumhuriyet Savcısının Bakanlık Genelgesine dayanarak verdiği 29 ve 31 Mart 1995 tarihli izinlerin ardından 14.45te avukatıyla görüşmüştür. Başvuran, görüşmenin yaklaşık 20 dakika sürdüğünü belirtmiştir.
Başvuranlardan Cihan Kırmızıgül ve Mehmet Akbaba, 1 Nisan 1995te düzenlenen tatbikatta, Gazi olayları sırasında bulundukları yeri, nerede ve kaç el ateş ettiklerini göstermişlerdir.
Aynı gün, başvuranlar birbirleriyle yüzleştirilmiştir.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü, yakalama tutanakları, başvuranların ifadeleri ve ev aramaları sırasında bulunan belge ve ateşli silahlara dayanarak 3 Nisan 1995te hazırladığı fezlekede başvuranların MLKP-K eylemlerine katıldığını belirtmiştir. Ayrıca, MLKP-K (kökeni, amaçları ve eylemleri) ile ilgili bir bilgi notu da hazırlanmıştır.
Başvuranlar, 4 Nisan 1995te, İstanbul Adli Tıp Kurumunda doktor muayenesinden geçmişlerdir. Doktor, başvuranların vücutlarında herhangi bir travmatik lezyon bulgusuna rastlamamıştır. Doktor, Suna Yaşarın boğaz ve omuz ağrısından, Evrim Sarısaltıkoğlunun omuz ve sırt ağrısından, Sevgi Tağaçın ise idrarının koyu renkli olmasından şikayetçi olduğunu kaydetmiştir. Sevgi Tağaç bir ürolog tarafından muayene edilmiş, ancak vücudunda veya laboratuar testi sonuçlarında herhangi bir patolojik bulguya rastlanmamıştır.
Başvuranlar, 4 Nisan 1995te, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı huzuruna çıkarılmışlardır. Sevgi Tağaç ve Mehmet Akbaba baskı ve kötü muamele altında ifadelerinin alındığını, Suna Yaşar ise kötü muameleye maruz kaldığını iddia ederek daha önce polise vermiş oldukları ifadeleri geri almışlardır.
Başvuranlar, 5 Nisan 1995te, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde hakim huzuruna çıkarılmışlardır. Başvuranlar, savcıya vermiş oldukları ifadeleri yinelemişlerdir. Başvuranlar, polis ifadelerinin işkence altında alındığını ileri sürmüşlerdir.
3 Mayıs 1995te, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, başvuranları MLKP-K üyesi olmakla ve Gazi olayları sırasında halkı isyana teşvik etmekle suçlayan bir iddianame hazırlamıştır. Başvuranlar, Türk Ceza Kanununun 149. ve 168. maddesinin ikinci paragrafı ile 3713 No.lu Kanunun 5. maddesi kapsamında itham edilmişlerdir.
17 Mayıs 1995te, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde başvuranlar dahil olmak üzere on üç sanık aleyhinde cezai kovuşturma başlatılmıştır.
Başvuranlar, kovuşturma sırasında aleyhlerindeki delilleri reddetmişler ve özellikle gözaltı sırasında işkence ve baskı altında alınan ifadelerin mahkeme tarafından dikkate alınmamasını talep etmişlerdir. Başvuranlar, ayrıca, mahkemeden Gazi olaylarının devletin de içinde bulunduğu bir danışıklı dövüş olduğu iddialarıyla ilgili olarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü Avcı ile TBMM Susurluk Araştırma Komisyonunun4 iki üyesini dinlemesini ve Gazi olayları ile ilgili bir olay yeri incelemesi yapmasını talep etmiştir. Mahkeme, Avcının Susurluk soruşturması kapsamında vermiş olduğu ifadelerin sözkonusu dava ile ilgisi olmadığı kanaatine varmıştır. Mahkeme, ayrıca, davanın koşulları ile dava dosyasındaki deliller gözönünde bulundurulduğunda olay yeri incelemesi yapılmasına gerek olmadığını tespit etmiştir.
16 Şubat 1999da, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranları yasadışı silahlı bir örgüte üye oldukları gerekçesiyle mahkum etmiştir. Mahkeme, mahkumiyet kararını verirken, olay yeri tatbikatının tam kaydını, yakalama ve arama tutanaklarını, sanıkların ikisine ait olduğu tespit edilen belge ve ateşli silahları, şüphelilerin yüzleştirilmesine ilişkin tam kaydı ve sanıkların özellikle gözaltındayken vermiş olduğu ifadeleri içeren dava dosyasındaki delilleri gözönünde bulundurmuştur. Cihan Kırmızıgül ile Mehmet Akbaba sekiz yıl dört ay, diğer başvuranlar ise on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Başvuranlar, isyana teşvik suçundan beraat etmişlerdir.
Başvuranlar temyize gitmişlerdir. Başvuranlar, özellikle, ilk derece mahkemesi kararının, gözaltındayken kanuna aykırı bir şekilde alınan ifadelere önemli ölçüde ağırlık verdiğini iddia etmişlerdir.
21 Ocak 2000de, Yargıtay, yaptığı duruşmanın ardından İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından verilen kararı onamıştır.
4 Mayıs 2000de, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı, başvuranların Yargıtay kararının düzeltilmesi yönündeki taleplerini reddetmiştir.
Başvuranların avukatları, 3 Temmuz 2006da AİHMye sundukları görüşlerinde, Sevgi Tağaç, Cihan Kırmızıgül ve Mehmet Akbabanın altı yıl üç ay süren hapis cezasının sonunda şartla salıverildiklerini belirtmişlerdir. Sözkonusu tarihte, diğer başvuranlar henüz cezalarını çekmemişlerdi.
HUKUK
I. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, kendilerini yargılayan ve mahkum eden İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin yargıçlar kurulunda askeri bir hakimin bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde yargılanmadıkları konusunda şikayetçi olmuşlardır. Başvuranlar, ayrıca, gözaltındayken kendilerine avukat yardımı sağlanmadığı konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetlerini AİHSnin 6. maddesinin 1. ve 3. paragraflarına dayandırmışlardır.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, AİHMden, başvuranların gözaltında bulundukları sırada avukat yardımından mahrum bırakıldıkları yönündeki şikayetlerinin, AİHSnin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği veya altı ay kuralına uyulmadığı gerekçesiyle reddedilmesini talep etmiştir. Hükümet, bu bağlamda, ilk olarak, başvuranların bu şikayeti yerel mahkemeler önünde dile getirmediklerini ileri sürmüştür. Hükümet, ikinci bir husus olarak, başvuranların ön soruşturmanın bittiği tarihten sonraki altı ay içerisinde başvuruda bulunmadıklarını iddia etmiştir.
AİHM, daha önceki benzer davalarda Hükümetin ön itirazını inceleyip reddettiğini hatırlatır (Taşçıgil / Türkiye, no. 16943/03 ve Çimen / Türkiye, no. 19582/02). AİHM, sözkonusu davada, yukarıda adı geçen davalarda vermiş olduğu karardan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığı kanaatindedir.
Sonuç olarak, AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca başvurunun bu kısmının dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1.İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı
AİHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren birçok davayı incelemiş ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlalini tespit etmiştir (Özel / Türkiye, no. 42739/98 ve Özdemir / Türkiye, no. 59659/00).
AİHM, sözkonusu davada farklı bir sonuca varması için herhangi bir sebep bulunmadığı kanaatindedir. Buna göre, AİHM, AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varır.
2.Yargılamanın adilliği
a. Tarafların görüşleri
Hükümet, başvuranların avukatlarına danışması için herhangi bir engel bulunmadığını ileri sürmüştür. Hükümet, bu bağlamda, başvuranlardan ikisinin gözaltındayken avukatlarıyla görüştüğünü belirtmiştir.
Başvuranlar, sözkonusu zamanda, yetkili bir avukatın Cumhuriyet Savcısından gerekli izni alıp bu belgeyi polise verdikten sonra, polisin iyi niyetine bağlı olarak müvekkilini görebileceğini ifade etmişlerdir. Başvuranlar, bu bağlamda, Suna Yaşarın avukatının 29 Mart 1995te Cumhuriyet Savcısından gerekli izni almasına rağmen, 31 Mart 1995te ikinci bir izin alana kadar müvekkili ile görüştürülmediğini belirtmişlerdir. Ayrıca, avukat müvekkili ile görüşmeyi başarmış olsa dahi, polisin sözkonusu görüşmeyi izleyip konuşulanları dinleyeceğini ve soruşturmayla ilgili herhangi bir konuşmaya izin vermeyeceğini ifade etmişlerdir. Başvuranlar, böyle bir durumda, avukatın dava dosyasını incelemesine izin verilmeyeceğini ve görüşmenin kısa tutulacağını belirtmişlerdir. Sözkonusu davada, yalnızca iki başvuran (Cihan Kırmızıgül ve Suna Yaşar), sırasıyla 5 ve 20 dakika sürelerle avukatlarıyla görüşebilmiştir. Polis bu görüşmelere katılmıştır. Başvuranlar, son olarak, ön duruşma aşamasında polis, Cumhuriyet Savcısı veya İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi hakimi tarafından sorgulandıkları sırada avukat yardımından yararlanmadıklarını ifade etmişlerdir.
b. AİHMnin değerlendirmesi
AİHM, Salduz / Türkiye davasında benzer bir şikayeti incelediğini ve AİHSnin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3 (c) maddesinin ihlalini tespit ettiğini hatırlatır. AİHM, Salduz davasında, 3842 No.lu Kanunun 31. maddesi uyarınca başvuranın Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına giren bir suç işlemekle itham edilmesi nedeniyle gözaltındayken avukat yardımı alma hakkının kısıtlandığını tespit etmiştir. Sonuç olarak, başvuran polise, Cumhuriyet Savcısına veya tetkik hakimine ifade verirken avukat yardımı almamıştır. Başvurana avukat yardımı sağlanmamasının ilgili yasal hükümlerin bir gereği olduğunun söylenmesi dışında herhangi bir gerekçe gösterilmemiştir. Bu açıklama AİHSnin 6. maddesinin sağladığı güvenceler açısından yetersiz kalmıştır.
AİHM, sözkonusu davayı incelemiş ve yukarıda adı geçen Salduz kararında vardığı sonuçtan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşula rastlamamıştır. AİHM, bu bağlamda, başvuranların vermiş olduğu bilgileri gözönünde bulundurarak, başvuranlardan ikisinin yakalandıktan sonraki dördüncü ve yedinci günde sırasıyla 5 ve 20 dakika sürelerle avukatlarıyla bir polis eşliğinde görüşebilmeleri nedeniyle avukatlarından etkili bir şekilde yararlanamadıkları kanaatine varmıştır (Brennan / Birleşik Krallık, no. 39846/98). Bu bakımdan, AİHM, AİHSnin amacının teorik veya hayali hakları değil, uygulanabilir ve etkili hakları güvence altına almak olduğunu hatırlatır (ibid).
Buna göre, sözkonusu davada AİHSnin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3 (c) maddesi ihlal edilmiştir.
II. İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER AİHS MADDELERİ
Başvuranlar, AİHSnin 5/3 maddesi uyarınca, gözaltı sürelerinin uzunluğu konusunda şikayetçi olmuşlardır. Başvuranlar, ayrıca, AİHSnin 6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin polis tarafından hazırlanan önyargılı raporlardan fazlaca etkilendiğini ve iddianamenin, masumiyet karinesine aykırı olarak, başvuranların suçlu olduğuna dair ifadeler içerdiği konusunda şikayetçi olmuşlardır. Bu bağlamda, başvuranlar, ayrıca yakalanmalarının ardından polisin basın toplantısı düzenleyerek kendilerini gazetecilere suçlu olarak tanıtmasından şikayetçi olmuşlardır. Başvuranlar, ayrıca, yerel mahkemenin tanıkları dinlemeyi reddettiği ve yerinde inceleme yapılmasına izin vermediği konusunda şikayetçi olmuşlardır. Başvuranlar, kararların düzeltilmesi usulünün iç hukuktaki düzenlenme şeklini eleştirmişlerdir. Başvuranlar, son olarak, işkence ve baskı altında alınan ifadelere dayanılarak mahkum edildiklerini iddia etmişlerdir.
Ancak, AİHM, elindeki tüm belgelere dayanarak, başvuranların yukarıdaki ifadelerinin AİHS veya Protokollerinde ortaya konan hak ve özgürlüklerin ihlalini oluşturmadığına karar vermiştir. AİHM, başvurunun bu kısmının AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca asılsız olduğu gerekçesiyle kabuledilemez olduğuna karar vermiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Maddi tazminat olarak Sevgi Tağaç, Cihan Kırmızıgül ve Mehmet Akbaba 19,000er Euro, Evrim Sarısaltıkoğlu ise 1,500 Euro talep etmiştir. Manevi tazminat olarak Cihan Kırmızıgül ve Mehmet Akbaba 30,000er Euro, Sevgi Tağaç 20,000 Euro, Evrim Sarısaltıkoğlu 10,000 Euro, Suna Yaşar ise 7,500 Euro talep etmiştir.
Hükümet, bu miktarlara itiraz etmiştir.
AİHM, maddi tazminat konusu ile ilgili olarak, AİHSnin 6/1 ve 6/3 (c) maddelerine ilişkin yargılama sonucunun ne olacağına dair tahminde bulunamayacağını belirterek maddi tazminat olarak herhangi bir ödeme yapılmamasına karar verir.
AİHM, adil temellere dayanarak, manevi tazminat olarak başvuranların her birine 1,500 Euro ödenmesine karar verir.
AİHM, ayrıca, en uygun telafi yönteminin, başvuranların talep etmesi halinde, AİHSnin 6. maddesinin gereklerini karşılayacak şekilde yeniden yargılanmaları olacağı kanaatindedir (Salduz).
B.Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar, yerel mahkemeler önünde yapılan yargılama masraf ve giderleri için 1,534 Euro, AİHM önünde yapılan yargılama masraf ve giderleri için ise 17,409 Euro talep etmişlerdir. Başvuranlar, yerel mahkemeler önündeki yargılama sırasında yapılan çeşitli masraflara ve avukatlık ücretlerine ilişkin fatura ibrazında bulunmuşlardır. AİHM önündeki yargılama için ödenen avukatlık ücretleri ile ilgili olarak, AİHM, İstanbul Barolar Birliğinin önerdiği ücret listesini baz almıştır.
Hükümet, bu miktarlara itiraz etmiştir.
AİHMnin içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM, sözkonusu davada, elindeki bilgiye ve yukarıdaki ölçütlere dayanarak, yapılan yargılama masraf ve giderlerinin tamamı için 2,600 Euro ödenmesine karar verir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvuranların bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde yargılanma hakları ile gözaltında bulundukları sırada avukat yardımı alamamalarına ilişkin şikayetlerin kabuledilebilir olduğuna;
2. Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
3. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmaması nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. Başvuranların gözaltında bulundukları sırada avukat yardımı alamamaları nedeniyle AİHSin 6/3 (c) maddesi ile birlikte 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
5. (a)AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvuranların her birine manevi tazminat olarak 1,500 Euro (bin beş yüz Euro), yargılama masraf ve giderleri için ortaklaşa 2,600 Euro (iki bin altı yüz Euro) ödenmesine;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 7 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy