(AİHS. m. 3, 5, 6, 7, 8, 13, 34, 35, 41, 44) (4422 S. K. m. 1) (765 S. K. m. 128) (TANRIKULU VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE) (LABITA - İTALYA DAVASI) (AKKOÇ - TÜRKİYE DAVASI) (MEHMET EREN - TÜRKİYE DAVASI) (GÜLBAHAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (AY - TÜRKİYE DAVASI) (ÇELİK VE İMRET - TÜRKİYE DAVASI) (ABDÜLSAMET YAMAN - TÜRKİYE DAVASI) (BATI VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (BROGAN VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (KARATAY - TÜRKİYE DAVASI) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI) (YALÇIN KÜÇÜK (NO. 3) - TÜRKİYE DAVASI) (UZUN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 71912/01, 26968/02 ve 36397/03)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
10 Mart 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 71912/01, 26968/02 ve 36397/03 nolu davaların nedeni T.C. vatandaşları Rıfat Böke ve Halil Kandemirin (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 15 Haziran 2001, 7 Mayıs 2002 ve 28 Ekim 2003 tarihlerinde İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları üç başvurudur.
Başvuranlar İzmir Barosu avukatlarından M.N. Terzi tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
1969 ve 1979 doğumlu başvuranlar İzmirde ikamet etmektedirler.
A. Başvuranların yakalanıp tutuklanmaları
İki kişi 14 Şubat 2001 tarihinde bir otobüste vurulup yaralanmış, vuran kişi daha sonra otobüsten inmiştir.
Aynı gün, vuran şüphelinin kırmızı bir arabada olduğuna ilişkin bilginin alınması üzerine, Aydın Emniyet Müdürlüğünden polis memurları başvuranları Aydın otoyolunda başlattıkları trafik kontrolünde yakalamışlardır. Güvenlik güçleri ayrıca içlerinde Rıfat Bökenin başka bir araç içerisinde bulunan erkek kardeşi de olmak üzere dört kişi daha yakalamışlardır. Polis memurları başvuranların cep telefonlarıyla beraber içlerinde 5 silah bulunan her iki arabaya el koymuştur. Aynı gün başvuranlar gözaltına alınmışlardır.
Üç polis memuru 15 Şubat 2001 tarihinde, Rıfat Bökenin, erkek kardeşinin ve diğer şüphelinin cep telefonlarından aranan ve bu telefonları arayan numaraları içeren bir rapor düzenlemişlerdir.
Aydın Sulh Ceza Mahkemesinde görevli tek hakim 19 Şubat 2001 tarihinde başvuranların gözaltı sürelerini üç gün daha uzatmıştır.
Aynı gün Aydın Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şubesinde görevli polis memurları başvuranların ifadelerini almışlardır. Başvuranların ifadelerini içeren belgeye göre, başvuranlar, 4422 nolu yasanın 1. maddesinde yasaklanan çıkar amaçlı suç örgütü kurmak şüphesiyle gözaltına alınmışlardır. Belgeye göre, her iki başvuran suç örgütüne karıştıklarını itiraf etmişlerdir.
Başvuranlar 15, 16 ve 21 Şubat 2001 tarihlerinde Aydın Devlet Hastanesi doktorları tarafından muayene edilmişlerdir. Doktorlar raporlarında başvuranların vücutlarında darp ve cebir izi bulunmadığını kaydetmişlerdir.
Başvuranlar 21 Şubat 2001 tarihinde Aydın Sulh Ceza Mahkemesinde görevli tek hakim huzuruna çıkarılmışlardır, hakim tutuklanmalarına karar vermiştir. Başvuranlar, hakim huzurunda, polisin aldığı ifadelerini içeren belgelerin doğruluğunu inkar etmişlerdir.
Arabalarda bulunan silahlar 22 Mart 2001 tarihinde balistik muayeneye gönderilmiştir. Uzmanlar Rıfat Bökenin erkek kardeşinin arabasında bulunan silahlardan birinin 14 Şubat 2001 tarihinde meydana gelen yaralama olayında kullanıldığını tespit etmişlerdir.
Başvuranlar ve diğer şüphelilerin ellerindeki barut izlerini tespit etmek için belirlenemeyen bir tarihte bir test uygulanmış, test sonucunda başvuranların ellerinde barut izine rastlanmıştır.
B. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinde görülen dava
İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 19 Nisan 2001 tarihinde bir iddianame sunmuş, başvuranlarla beraber diğer on bir kişiyi çıkar amaçlı suç örgütü kurmakla suçlamıştır.
Başvuranlar 5 Haziran 2001 tarihinde Aydın Ağır Ceza Mahkemesinde ifade vermiş, polis tarafından alınan ifadelerinin doğruluğunu reddetmiştir. Ardından ifadelerini içeren tutanaklar İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesine gönderilmiştir.
İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi 13 Haziran 2001 tarihinde davanın esasına ilişkin ilk duruşmayı görmüş, sanıklardan bazılarını dinlemiştir. Duruşmada dava dosyasındaki deliller okunmuştur. Aynı gün, başvuranların temsilcisi, mahkemede, başvuranların, aleyhlerindeki delillerin doğruluğuna ve gözaltına alınmalarının ardından hazırlanan ve vücutlarında darp ve cebir izi bulunmadığını belirten doktor raporlarına itiraz ettiklerini ifade etmiştir.
Mahkeme 2 Ağustos 2001 ile 11 Eylül 2001 tarihlerinde ikinci ve üçüncü duruşmaları görmüş, diğer sanıklardan bazılarının ifadelerini almıştır.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 13 Haziran 2001, 26 Temmuz 2001, 2 Ağustos 2001 ve 11 Eylül 2001 tarihlerinde, suçların ciddiyetiyle dava dosyasındaki delilleri gerekçe göstererek, başvuranların serbest bırakılmamalarına karar vermiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesinde 1 Kasım 2001 tarihinde görülen dördüncü duruşmada, başvuran Rıfat Böke, gözaltında tutulurken işkenceye uğradığından ve bunun sonucunda boynunun zedelendiğinden şikayetçi olmuştur. Gözaltında kendisinden alınan ifadelerin geçersiz olduğunu belirtmiş ve kendisiyle ilgili hazırlanan doktor raporlarının doğruluğuna itiraz etmiştir. Duruşmanın sonunda mahkeme, işlenen suçun niteliği ile kanıtların durumunu göz önünde bulundurarak başvuranların serbest bırakılmamalarına karar vermiştir. Mahkeme bir sonraki duruşmanın 27 Aralık 2001 tarihinde görülmesine karar vermiştir.
Başvuranlar, haklarında verilen, tutukluluk hallerinin devam etmesi yönündeki karara itiraz etmiştir.
20 Kasım 2001 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin başka bir dairesi, tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesinin haklı olduğuna karar vererek başvuranların itirazını reddetmiştir.
İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinde 27 Aralık 2001 ile 14 Mayıs 2002 tarihleri arasında dört duruşma daha yapılmıştır.
İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi 14 Mayıs 2002 tarihinde başvuranları çıkar amaçlı suç örgütü kurmaktan suçlu bulmuş, üç yıl dört ay hapis cezasına çarptırmıştır. Mahkeme, kararında, yakalama tutanağını, silahların başvuranların arabasında bulunduğunu belirten tutanağı, gözaltı süreleri bittiğinde hazırlanan tıbbi raporları, Rıfat Bökenin yaptığı telefon görüşmelerinin ayrıntılarını içeren tutanakları, başvuranların ellerindeki barut izlerini gösteren test sonuçlarıyla balistik raporu sonuçlarını delil olarak göz önünde bulundurmuştur. Mahkeme ayrıca başvuranlarla diğer sanıkların geçmişte birbirleriyle olan ilişkileri ile, aralarındaki ve 14 Şubat 2001 tarihinde vurulan kişilerden biri arasındaki düşmanlığı da kaydetmiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, dava dosyasındaki deliller ışığında, başvuranların çıkar amaçlı suç örgütü kurdukları ve iki kişinin 14 Şubat 2001 tarihinde vurulmalarının da örgütün işi olduğunun tespit edildiği kararına varmıştır. Mahkeme başvuranların yargılama öncesi tutuklu bulunduruldukları toplam süreyi göz önünde bulundurarak serbest bırakılmalarına karar vermiştir.
Yargıtay 5 Mayıs 2003 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararını onamıştır.
C. Aydın Asliye Ceza Mahkemesinde görülen dava
Aydın Cumhuriyet Savcısı 14 Haziran 2001 tarihinde Aydın Asliye Ceza Mahkemesine bir iddianame sunmuş, başvuranları üçüncü kişilere karşı ağır müessir fiil işlemekle suçlamıştır.
Aydın Asliye Ceza Mahkemesi 4 Aralık 2006 tarihinde başvuranların beraatine karar vermiştir. Mahkeme, vurulan kişilerin, başvuranları vurma eyleminin failleri olarak teşhis edemediklerini kaydetmiştir. Dava dosyasında başvuranların vurma olayına karıştıkları sonucuna varmak için yeterli delil bulunmadığına karar vermiştir.
D. Rıfat Bökenin kötü muamele iddiaları ve ilgili davalar
Başvuran 26 Şubat 2001 tarihinde Aydın Cezaevinde temsilcisiyle görüşmüştür. Başvuran gözaltında kötü muameleye uğradığını iddia edip, şikayetçi olmuştur. Temsilcisinden tıbbi muayeneden geçmesini sağlamasını istemiştir.
Başvuranın temsilcisi 2 Mart 2001 tarihinde İzmir Cumhuriyet Savcılığına dilekçe sunmuş, her iki başvuranın da muayeneden geçmesini emretmesini talep etmiştir. Başvuranların gözaltındayken, kollarından asılmak da dahil olmak üzere çeşitli kötü muamelelere maruz kaldıklarını, bunun hala kendilerine acı verdiğini ve vücutlarında izler bıraktığını iddia etmiştir. Ayrıca başvuranların daha önce bu izleri görmezden gelen ve doğru raporlar düzenlemeyen doktorlar tarafından muayene edildiklerini ifade etmiştir. İvedi bir tıbbi muayenenin, kötü muamele izlerinin kaybolma tehlikesi olması nedeniyle gerekli olduğu konusuna dikkat çekmiştir.
Aynı gün, Aydın Cumhuriyet Savcısı, Aydın Cezaevi yönetimine bir yazı göndererek, başvuranların tıbbi muayeneden geçirilmek üzere Aydın Devlet Hastanesine gönderilmelerini ve kötü muameleye maruz kalıp kalmadıklarını tespit etmek için başvuranların vücutlarındaki bulgulara ilişkin doktor raporlarının kendisine gönderilmesini talep etmiştir.
Rıfat Böke 29 Mart 2001 tarihinde Aydın Valiliğine bağlı bir polikliniğe gönderilmiştir. Burada bir doktor başvuranı muayene etmiş ve kötü muamele emaresi olmadığını kaydeden bir rapor düzenlemiştir. Başvuranın bir nörolog tarafından muayene edilmesini tavsiye etmiştir.
Aydın Devlet Hastanesinde görevli bir doktor 30 Mart 2001 tarihinde Rıfat Bökenin nörolojik muayenesine ilişkin bir rapor hazırlamıştır. Başvuranla ilgili patolojik bulgu bulunmadığını kaydetmiştir.
Rıfat Bökenin görüşlerine göre, aynı gün, hastanedeki başka bir doktor boynunun röntgenini çekmiştir. Başvuran ayrıca, doktorun, raporunda, başvuranda boyun fıtığı bulunduğunu kaydettiğini belirtmiştir. Doktor başvuranın röntgenini Aydın Cezaevine göndermiştir.
Aydın Devlet Hastanesinde görevli bir doktor 4 Nisan 2001 tarihinde Rıfat Böke için sert boyunluk yazmıştır. 26 Temmuz 2001 tarihinde Aydın Asliye Ceza Mahkemesinde görülen duruşmanın tutanaklarına göre başvuran mahkemeye boyunluğu takarak çıkmıştır.
Başvuran 10 Mayıs 2001 tarihinde Aydın Cumhuriyet Savcılığına, kendisine kötü muamelede bulunduklarını iddia ettiği polis memurları ve muayenesi için hastaneye götürülmesini sağlamayan cezaevi yönetimi hakkında şikayette bulunmuştur. Ayrıca kendisini yönetmeliğe göre muayene etmeyen ve raporlarında yaralarını kaydetmeyen doktorlardan da şikayetçi olmuştur.
Bir doktor, 23 Mayıs 2001 tarihinde başvuran için reçeteye ateş düşürücü ilaç (Tilcotil) yazmıştır.
Başvuran 5 Haziran 2001 tarihinde Aydın Ağır Ceza Mahkemesinde, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinde hakkında açılan davaya ilişkin savunması çerçevesinde, işkenceye maruz kaldığını ve sonuç olarak boynunun zedelendiğini belirtmiştir. Ayrıca tutuklu yargılandığından, kendisine uygun tıbbi müdahalede bulunulmadığını ileri sürmüştür.
Aydın Cumhuriyet Savcısı 23 Ekim 2001 tarihinde, başvuranın vücudunda kötü muamele emaresine rastlanmadığından, polis memurları hakkındaki davanın düşmesine karar vermiştir. Cumhuriyet Savcısı, kararında, yalnızca başvuranla ilgili 15, 16 ve 21 Şubat 2001 tarihlerinde hazırlanan doktor raporlarıyla soruşturma sırasında hazırlanan doktor raporuna dayanmıştır.
Rıfat Böke 9 Ocak 2002 tarihinde Nazilli Ağır Ceza Mahkemesine başvurarak karara itiraz etmiştir. Üç hafta boyunca boyunluk taktığını öne sürmüştür. Ayrıca boyun röntgeninin, boynuyla ilgili şikayetleri olduğunu kaydeden doktor raporunun ve reçetenin kendisine verilmediğini iddia etmiştir. Ayrıca bunlar soruşturma dosyasına da eklenmemiştir.
Nazilli Ağır Ceza Mahkemesi 5 Şubat 2002 tarihinde başvuranın itirazını reddetmiştir. Mahkeme, başvuranın kötü muamele iddialarını kanıtlayacak yeterli delil olmaması nedeniyle davanın düşürülmesinin haklı olduğu kanısına varmıştır.
HUKUK
I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
Başvuruların benzer olması karşısında, AİHM birleştirilmelerinin uygun olduğu kanısına varır.
II. RIFAT BÖKEYE İLİŞKİN OLARAK 3. MADDENİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
26968/02 nolu başvuruda Rıfat Böke, gözaltında tutulduğu sırada AİHSnin 3. maddesi ihlal edilerek işkenceye uğradığından şikayetçi olmuştur. Ayrıca AİHSnin 6. ve 13. maddeleri kapsamında, ulusal makamların, iddialarına ilişkin etkili soruşturma yapmadıklarından şikayetçi olmuştur.
AİHM bu şikayetlerin yalnız AİHSnin 3. maddesi çerçevesinde incelenmelerinin uygun olduğu kanısındadır.
A. Kabuledilebilirlik
AİHSnin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. AİHSnin 3. maddesinin esası açısından Savunmacı Devletin yükümlülüğü
Başvuran gözaltındayken işkenceye maruz kaldığını belirtmiştir. Özellikle Filistin askısına alınmış, başı ve boynu geriye çekilmiş, bu da daha sonra boynunun zedelenmesine sebebiyet vermiştir. Başvuran ayrıca gözaltına alınmadan önce böyle bir rahatsızlığının olmadığını, doktorun kendisine boyunluk ve ateş düşürücü ilaç yazmasının iddialarını doğrulayıcı bir kanıt olduğunu belirtmiştir. Vücudunda darp ve cebir izi bulunmadığı yönündeki doktor raporunun gerçeği yansıtmadığını iddia etmiştir. Son olarak başvuran, AİHMnin istemesine karşın, Hükümetin, başvuranın hastane kayıtları ve röntgenlerini sunmadığını belirtmiştir.
Hükümet başvuranın kendisinde bulunduğunu iddia ettiği boyun zedelenmesinin gözaltında meydana geldiğini gösteren bir delil bulunmadığını iddia etmiştir.
AİHM kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmeleri gerektiğini yineler (özellikle bkz. Tanrıkulu ve Diğerleri - Türkiye, 45907/99). Bu delili değerlendirmek için, AİHM, her türlü makul şüphenin ötesinde delil kıstasını kabul eder, ancak, böylesi bir delilin itirazı kabil olmayan yeterince ciddi, belirgin ve tutarlı birtakım emare ya da karinelerden doğabileceğini ekler (diğerlerinin yanı sıra bkz. Labita - İtalya (BD), 26772/95; Süleyman Erkan - Türkiye, 26803/02).
Mevcut davada, AİHM, başlangıçta, Rıfat Bökenin kötü muamele iddialarını, yalnızca ulusal makamlara şikayette bulunurken değil, AİHMye başvurduğunda da devamlı olarak sürdürdüğünü kaydeder. Ancak kendisiyle ilgili düzenlenen ve AİHMye sunulan doktor raporlarından hiçbiri, başvuranın vücudunda kötü muamele emaresi bulunduğuna işaret etmemektedir.
Bununla beraber, AİHM, AİHMye sunulan doktor raporlarının ayrıntı belirtmekten uzak olduğunu ve hem AİHM tarafından kötü muameleyle ilgili davaları (diğer hususlar meyanında bkz. Akkoç - Türkiye, 22947/93) incelerken düzenli olarak göz önünde tutulan Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele ve Cezanın Önlenmesi Komitesinin (AİÖK) tavsiye ettiği standartları hem Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliğine sunulan İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezanın Etkili Bir Şekilde Soruşturulması ve Belgelenmesi İçin El Kılavuzunda, İstanbul Protokolü, belirtilen prensipleri büyük ölçüde karşılayamadığını kaydeder (bkz. Mahmut Eren - Türkiye, 32347/02 ve Gülbahar ve Diğerleri - Türkiye, 5264/03).
AİHM ayrıca, kötü muamelenin delili olarak, reçeteleri yapıldığı iddia edilen kötü muameleyle ilişkilendiren hiçbir tıbbi görüşle desteklenmedikleri için, Rıfat Bökenin AİHMye sunduğu, ateş düşürücü ilaç ve boyunluğun yazıldığı reçeteler gibi diğer belgelere önem addedilemeyeceği kanısındadır. AİHM ayrıca, bu bağlamda, başvuranın işaret ettiği üzere, Hükümetin, başvuranın hastane kayıtlarıyla röntgenlerini sunmadığını gözlemler. Yine de, bu delilin gerçekten var olduğu varsayılsa bile, AİHMye göre, teşhisi içeren bir doktor raporu ve başvuranın sahip olduğunu iddia ettiği hastalık ile meydana geldiği iddia edilen kötü muamele arasında olası bir bağlantı olmadan, hastane kayıtlarıyla röntgenlere belirleyici bir önem addedilemez.
Yukarıdaki etmenler ışığında, Rıfat Bökenin iddialarını destekleyici, belirleyici bir delil olmaksızın, AİHM, şüpheye yer bırakmayacak bir biçimde başvuranın kötü muameleye uğradığı kanısına varamaz. Bu nedenle AİHM AİHSnin 3. maddesinin esası yönünden ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
2. AİHSnin 3. maddesinin usulü açısından Savunmacı Devletin yükümlülüğü
Başvuran kötü muamele iddialarına ilişkin etkili bir soruşturma yapılmadığını iddia etmiştir. Özellikle, Aydın Cumhuriyet Savcısı gözaltında bulunan diğer şüphelilerin veyahut sözkonusu tarihlerde görev başında olan polis memurlarının ifadelerini almamıştır.
Hükümet ulusal makamların başvuranın iddialarına ilişkin etkili soruşturma yükümlülüklerini yerine getirdiklerini belirtmiştir. Aydın Cumhuriyet Savcısı doktor raporlarından hiçbirinin başvuranın vücudunda herhangi bir yaralanma emaresine işaret etmemesi üzerine soruşturmayı sona erdirmeye karar vermiştir.
AİHM, AİHSnin 3. maddesinin yetkililerin, kötü muamele iddialarını, savunulabilir olmaları makul şüphe ortaya çıkarmaları halinde soruşturmalarını gerektirdiğini hatırlatır (bkz. özellikle Ay - Türkiye, no. 30951/96). AİHM içtihadında tanımlanan asgari etkililik standartlarından biri yetkili makamların örnek bir titizlik ve ivedilikle hareket etmesidir (bkz. örneğin Çelik ve İmret - Türkiye, no. 44093/98).
Somut davada AİHM, delil yetersizliği nedeniyle Rıfat Bökeye kötü muamele yapıldığının kanıtlandığını tespit etmemiştir. Ne var ki bu durum, daha önceki davalarda da hükmedildiği gibi sözkonusu başvuranın şikâyetini soruşturma pozitif yükümlülüğü kapsamında 3. madde ile ilgili savunulabilir bir iddia olmaktan çıkarmaz (bkz. mutatis mutandis, Yaşa - Türkiye, Raporlar 1998-VI). AİHM bu sonuca varırken hem ulusal makamlara başvurduğunda hem AİHMye verdiği ifadesinde birinci başvuranın iddialarının tutarlılığını özellikle dikkate almıştır. Bu nedenle etkili bir soruşturmanın yapılması gerekmekteydi.
AİHM öncelikle gerçekten de Aydın Cumhuriyet Savcısı tarafından bir ön soruşturma yürütüldüğünü gözlemler. Ancak bu soruşturmanın titizlikle ya da etkili bir şekilde yürütüldüğü konusunda ikna olmamıştır.
Bu bağlamda AİHM, başvuranın muayene edilme isteğini temsilcisine 26 Şubat 2001 tarihinde iletmiş, temsilcisinin de bu taleple 2 Mart 2001 tarihinde savcılığa başvurmuş olduğunu kaydeder. Ancak Aydın Cumhuriyet Savcısının başvuranın aynı gün muayene için devlet hastanesine gönderilmesini cezaevi yetkililerinden talep etmiş olmasına karşın, başvuranın muayenesi 29 Mart 2001 tarihine kadar yapılmamış, cezaevi yetkilileri savcının talimatını 27 gün sonra yerine getirebilmişlerdir. AİHM, yetkililerin bu tür şikâyetleri soruştururken ivedilikle harekete geçmelerinin halkın hukukun üstünlüğüne duyduğu güvenin korunması ve kanun dışı fiillere bulaşıldığı ya da bunlara müsamaha edildiği izleniminin oluşmasını önlemek bakımından zaruri olarak değerlendirilmesi nedeniyle (bkz. Abdülsamet Yaman - Türkiye, no. 32446/96), işkence ya da kötü muamele iddialarını içeren olaylarda yetkililerin suç duyurusu yapılmasıyla birlikte en kısa zamanda harekete geçmeleri gerektiğine daha önce hükmetmiştir (bkz. Batı vd., yukarıda anılan). AİHM, başvuranın doktor muayenesi için cezaevi yetkililerinin neredeyse dört hafta sonra harekete geçmelerinin, özellikle iddia konusu kötü muamelenin izlerinin kaybolması gibi muhtemel sonuçları dikkate alındığında ivedilik şartına uymadığını tespit etmiştir.
AİHM ayrıca, Aydın Cumhuriyet Savcısının sadece 15, 16 ve 21 Şubat 2001 tarihli doktor raporları ve soruşturma sırasında hazırlanan raporu dikkate aldığını gözlemler. Savcı başvuranın Aydın Emniyet Müdürlüğündeki gözaltı sırasında görevde olan polis memurları, diğer tutuklular ya da başvuranın kendisini sorgulamamıştır. Savcı ateş düşürücü ilaç ve boyunluk reçetesi gibi başvuranın sunduğu delilleri de dikkate almamış ve 30 Mart 2001 tarihli raporla 4 Nisan 2001 tarihli reçete arasındaki çelişkiyi ele almamıştır.
Yukarıda belirtilenler ışığında AİHM, başvuranın kötü muamele iddialarının ulusal makamlarca, AİHSnin 3. maddesinin gerektirdiği üzere etkili bir şekilde soruşturulmadığına karar vermiştir.
Bu nedenle AİHSnin 3. maddesi usul açısından ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 5/3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, 71912/01 nolu başvuruda bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılmadan 7 gün gözaltında tutulmalarından şikâyetçi olmuşlardır. Aynı başvuruya dair 13 Aralık 2001 tarihli ifadelerinde başvuranlar ayrıca aynı başlık altında tutukluluk sürelerinin haddinden fazla olduğunu savunmuşlardır.
A. Başvuranların gözaltında tutulmalarına ilişkin olarak
Hükümet başvuranların AİHSnin 5. maddesini ulusal makamlar nezdinde dile getirmediklerini ya da gözaltı süresinin uzatılması kararına itiraz etmediklerini ifade etmiştir. AİHM benzer davalarda Hükümetin ön itirazını inceleyip reddetmiştir (bkz. örneğin Öcalan - Türkiye (BD), no. 46221/99). Somut davada da bu içtihadından ayrılmasını gerektirecek özel koşul görmemektedir. Bu nedenle başvurunun bu kısmı kabuledilebilir olarak ilan edilmelidir.
Sözkonusu şikâyetin esasına ilişkin olarak ise AİHM, başvuranların 7 gün süreyle gözaltında tutulduklarını gözlemler. AİHM, Brogan vd. - İngiltere (A Serisi no. 145 B) davasında yargı denetimine tâbi olmadan 4 gün 6 saat süren gözaltının AİHSnin 5/3 maddesinin titiz süre kısıtlamasını aştığını tespit etmiştir. Brogan davasında belirtilen ilkeler ışığında AİHM başvuranların, suçlandıkları eylemler ciddi nitelikte olsa bile yargının müdahalesi olmadan 7 gün gözaltında tutulmalarının gerekli olduğunu kabul etmemektedir.
Bu nedenle AİHSnin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.
B. Başvuranların tutukluluğuna ilişkin olarak
Hükümet sözkonusu şikâyetin AİHSnin 35/1 maddesinin gerektirdiği iç hukuk yollarının tüketilmesi şartına uyulmaması nedeniyle reddedilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Başvuranların eski TCKnın 128. maddesine göre gözaltı sürelerine itiraz edebileceklerini savunmuştur. Başvuranların ayrıca Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesine Dair 466 sayılı kanun uyarınca tazminat talep edebileceklerini savunmuştur.
AİHM benzer davalarda Hükümetin ön itirazlarını inceleyip reddetmiş olduğunu hatırlatır (bkz. örneğin Karatay vd. - Türkiye, no. 11468/02; Bayam - Türkiye, no. 26896/02). Somut davada da bu içtihadından ayrılmasını gerektirecek özel koşul görmemektedir. Sonuç olarak Hükümetin ön itirazlarını reddeder.
Ancak AİHM başvurunun bu kısmını aşağıdaki nedenlerle kabuledilemez olarak değerlendirmektedir:
AİHM, başvuranların tutukluluğunun yakalandıkları 14 Şubat 2001 tarihinde başlayıp birinci derece mahkemesinin mahkûmiyet kararı verip tutuklu bulundukları toplam süreyi dikkate alarak başvuranların serbest bırakılması talimatını verdiği 14 Mayıs 2002 tarihinde sona erdiğini kaydeder. Buna göre dikkate alınması gereken süre 15 aydır.
AİHM bu bağlamda İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin her duruşma sonunda, kendi gerek görmesi ya da başvuranların talebi ile tutukluluk halini yeniden değerlendirdiğini gözlemler. AİHM ayrıca başvuranlar ve diğer 11 sanığın bir suç örgütü kurmak gibi ciddi nitelikte bir suçlama ile karşı karşıya olduklarını gözlemler. AİHM, davanın karmaşıklığı ve başvuranlara isnat edilen ve daha sonra mahkûm edilmelerine neden olan suçun ciddiyetini dikkate alarak ulusal mahkemelerin tutukluluğun kaldırılmaması için ortaya koyduğu gerekçelerin, özellikle dava dosyasındaki deliller dikkate alındığında başvuranların 15 ay süren tutukluluklarını haklı çıkarmaya yeterli olduğunu tespit etmiştir. Buna göre tutukluluk süresinin gayrimakul olmadığına karar verir.
AİHM, başvurunun bu kısmının AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları çerçevesinde dayanaktan yoksun olduğu ve reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
IV. AİHSNİN 6/3 (c) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, 36397/03 nolu başvuruda, gözaltında avukat yardımından yararlanamamaları nedeniyle savunma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişler, iddialarını AİHSnin 6/3 (c) maddesine dayandırmışlardır.
AİHSnin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde sözkonusu şikâyetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikâyet kabuledilebilir niteliktedir.
Esasa ilişkin olarak AİHM, aynı mağduriyeti Salduz - Türkiye davasında inceleyip AİHSnin 6/3 (c) maddesinin 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak ihlal edildiğini tespit ettiğini hatırlatır. AİHM mevcut davayı incelemiş ve yukarıda anılan Salduz kararındaki tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek özel koşul bulamamıştır. Bu nedenle mevcut davada AİHSnin 6/3 (c) maddesi, 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak ihlal edilmiştir.
V. AİHSNİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
A. AİHSnin 5. ve 6. maddelerinin ihlal edildiği iddiası
Başvuranlar AİHSnin 5/5 maddesine dayanarak gözaltı ve tutukluluk sürelerine ilişkin olarak tazminat hakkına sahip olmamalarından şikâyetçi olmuştur. Ayrıca AİHSnin 6/1 ve 6/2 maddelerine dayanarak İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin, savcı tarafından dava dosyalarına eklenen, kanun dışı telefon dinleme kayıtları ve kendilerinden baskı altında alınmış ifadeler gibi kanunsuz delillere dayanmış ve Aydın Asliye Ceza Mahkemesinin kararını beklemeden kendilerini mahkûm etmiş olması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığını öne sürmüşlerdir. AİHSnin 6/3 (b) ve (d) maddelerine dayanarak Aydın Cezaevindeki tutukluluklarının kendilerini avukatlarıyla kolay bir şekilde temas kurmaktan mahrum bıraktığını ve Devlet Güvenlik Mahkemesinin kendilerine, iddia makamınca sunulan kanun dışı telefon kayıtları hakkında yorum yapma imkânı tanımadığını ifade etmişlerdir. Başvuranlar ayrıca AİHSnin 7. maddesine dayanarak, yetersiz delillere dayalı olması nedeniyle mahkûmiyet kararının kanunsuz olduğunu öne sürmüşlerdir.
AİHM, dava olayları, tarafların ifadeleri ve yukarıda belirtildiği üzere AİHSnin 5/3 ve 6/3 (c) maddelerinin ihlalinin tespitini dikkate alarak somut davada 5. ve 6. maddelere dayalı olarak dile getirilen temel hukuki sorunu incelediği kanaatindedir. Bu nedenle başvuranların sözkonusu hükümlere dayalı diğer şikâyetlerine dair ayrı bir hüküm verilmesini gerekli görmemektedir (bkz. Yalçın Küçük - Türkiye (no. 3), no. 71353/01; Kamil Uzun - Türkiye, no. 37410/97 ve Getiren - Türkiye, no. 10301/03).
B. AİHSnin 8. ve 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği iddiası
Başvuranlar AİHSnin 8. maddesine dayanarak telefon konuşmaları ve gözaltındaki konuşmalarının kanun dışı olarak kaydedildiğini savunmuşlardır. Son olarak AİHSye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesine dayanarak otomobil ve cep telefonlarına ulusal makamlarca el konulmasından şikâyetçi olmuşlardır.
Elindeki tüm deliller ışığında AİHM, başvuranların yukarıda kaydedilen görüşlerinin AİHS ya da Protokollerinde korunan hak ve özgürlüklerin herhangi bir ihlalini ortaya çıkarmamaktadır. Dolayısıyla sözkonusu şikâyetlerin, açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları çerçevesinde kabuledilemez olarak ilan edilmesi gerekmektedir.
VI. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Rıfat Böke başvuran 25,000 Euro, Halil Kandemir 15,000 Euro manevi tazminat ödenmesini talep etmiş, Hükümet taleplere itiraz etmiştir.
AİHM, başvuran Rıfat Bökeye ilişkin olarak AİHSnin 3, 5/3 ve 6/3 (c) maddelerinin ihlalinin tespit edildiğini hatırlatır. Başvuran Halil Kandemire ilişkin olarak ise AİHSnin 5/3 ve 6/3 (c) maddelerinin ihlal edildiği tespit edilmiştir. AİHM başvuranların AİHSnin 6/3 (c) maddesinin ihlali bağlamında uğranmış olabilecek tüm zararlara ilişkin olarak ihlal tespitinin tek başına yeterli adil tatmin sağladığı görüşündedir. Öte yandan AİHSnin 3. ve 5/3 maddelerinin ihlali nedeniyle uğranan manevi zararların sadece ihlal tespiti ile tazmin edilemeyeceğini kabul etmektedir. Hakkaniyete dayalı bir değerlendirme ile AİHM, Rıfat Bökeye 6,500 Euro, Halil Kandemire ise 1,500 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.
AİHM ayrıca başvuranların talep etmesi halinde yargılamanın AİHSnin 6/1 maddesi gereklerine uygun olarak yeniden yapılmasının ihlalin düzeltilmesi için en uygun yol olduğu görüşündedir (bkz. Salduz, yukarıda anılan).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar ulusal mahkemeler ve AİHM önündeki masraf ve giderler için 6,000 Euro talep etmişler, Hükümet talebe karşı çıkmıştır.
AİHMnin içtihadına göre bir başvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmış ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır. Sözkonusu davada başvuranlar talep ettikleri masrafları yaptıklarını kanıtlayamamışlardır. Dolayısıyla AİHM bu başlık altında ödeme yapılmasına hükmetmez.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuruların birleştirilmesine;
2. Birinci başvuranın kötü muameleye uğradığı ve ilgili soruşturmanın etkisiz olduğu iddialarına dayanan ve her iki başvuranın gözaltı süreleri ve gözaltındayken avukata erişimlerinin olmayışına dayanan şikâyetlerinin kabuledilebilir olduğuna;
3. Başvuruların kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
4. Rıfat Böke açısından AİHSnin 3. maddesinin esastan ihlal edilmediğine;
5. Rıfat Böke açısından AİHSnin 3. maddesinin usulden ihlal edildiğine;
6. Başvuranların gözaltı sürelerine ilişkin olarak AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;
7. Başvuranların gözaltındayken avukata erişimleri bulunmayışı nedeniyle AİHSnin 6/3 (c)
maddesinin ihlal edildiğine;
8. Başvuranların AİHSnin 5. ve 6. maddelerine dayalı diğer şikâyetlerinin ayrıca incelenmesine gerek bulunmadığına;
9. (a) Savunmacı Devletin, AİHSnin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Savunmacı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) Rıfat Bökeye 6,500 Euro (altı bin beş yüz Euro) manevi tazminat;
(ii) Halil Kandemire 1,500 Euro (bin beş yüz Euro) manevi tazminat;
(iii) bu miktarlara uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
10. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 10 Mart 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy