(AİHS m. 4, 5, 6, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 125, 169)
(Başvuru no:75603/01)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
26 Haziran 2007
İşbu karar AİHS 'nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (75603/01) başvuru nolu davanın nedeni bu ülke vatandaşlarından Ferda İldan'ın (başvuran), 30 Ekim 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ("Sözleşme") İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Beştaş tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN UNSURLARI
Türk vatandaşı olan 1972 doğumlu Ferda İldan halihazırda Midyat Cezaevi'nde tutuklu bulunmaktadır.
Başvuran, yasadışı silahlı bir örgüte karşı düzenlenen bir operasyon çerçevesinde 25 Mart 1995 tarihinde yakalanarak gözaltına alınmıştır.
Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polisler 7 Nisan 1995 tarihinde başvuranın ifadesini almışlardır. Konuyla ilgili olarak düzenlenen tutanakta başvuranın sözkonusu örgüt bünyesinde gerçekleştirdiği faaliyetlere ayrıntılarıyla yer verilmiştir.
10 Nisan 1995 tarihinde Diyarbakır DGM Savcılığı tarafından ifadesi alınan başvuran müteakiben nöbetçi DGM hâkimi huzuruna çıkarılmıştır. Nöbetçi DGM hâkimi başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.
Cumhuriyet Savcılığı 13 Nisan 1995 tarihinde başvuranla birlikte diğer on altı sanık aleyhinde bir askeri hâkim ve iki sivil hâkimden oluşan Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde bir kamu davası açmıştır. Savcı konuyla ilgili olarak devlet topraklarının bir bölümünü devlet hâkimiyetinden ayırmaya yönelik faaliyetleri cezalandıran TCK'nın 125. maddesinin uygulanmasını talep etmiştir.
DGM hazırlık duruşmaları sırasında sanıkların ifadesinin alınmasını kararlaştırarak sanıkların suçlanan faaliyetleri ile ilgili evrakı savcılıktan talep etmiştir.
16 Haziran 1995 tarihli duruşmada başvuran kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddederek polise verdiği ifadeyi inkâr etmiştir. Buna karşın başvuran savcılıkta ve DGM hâkimi önünde verdiği ifadeyi doğrulamıştır.
Bu nedenle DGM, dosyada bulunan tutanaklardaki imza sahiplerinin ifadelerine başvurulmasını kararlaştırmıştır. Savcılığın cevabının beklenmesi amacıyla duruşma ertelenmiştir.
14 Eylül 1995 tarihinden 26 Mart 1998 tarihine kadar yapılan duruşmalarda DGM gerekli tanıklıkların tamamlanmasına çalışmıştır.
Savcılık 28 Mayıs 1998 tarihli duruşmada 17 Nisan 1995 tarihinde talep edilen bilgiyi Mahkeme'ye sunmuştur. Bu duruşmayla birlikte 1 Temmuz, 3 Eylül, 22 Ekim ve 10 Aralık 1998 ve 11 Şubat ve 11 Mart tarihli duruşmalar eksik tanıklıkların tamamlanması amacıyla aynı şekilde ertelenmiştir.
Savcı 15 Nisan 1999 tarihli duruşmada iddianamesini okuyarak TCK'nın 125. maddesi uyarınca başvuranın mahkûmiyetini talep etmiştir. Başvuranın avukatının talebi üzerine DGM davanın esasına ilişkin nihai gözlemlerini hazırlaması için başvurana ek süre tanımıştır.
20 Mayıs 1999 tarihli duruşmada başvuranın avukatı savunmasını hazırlamak için ek süre talebinde bulunmuştur. Ek süre talebi Mahkemece kabul edilmiştir.
3 Haziran 1999 tarihli duruşmada başvuranın avukatı savunmasını sunmuştur. Başvuranın avukatı, her ne kadar başvuran üzerinde bir bombayla yakalanmış olsa da başvuranın suçluluğunu kanıtlamak için yeterli delil bulunmadığını belirtmiştir. Başvuranın avukatı ayrıca müvekkili hakkında silahlı bir çeteye yardım suçunu cezalandıran TCK'nın 169. maddesinin uygulanmasını talep etmiştir.
DGM aynı gün verdiği kararda başvuranın ömür boyu hapse mahkûm edilmesini hükme bağlamıştır.
Yargıtay 21 Şubat 2000 tarihinde bu cezayı onamıştır.
Yargıtay kararı 5 Mayıs 2000 tarihinde dosyaya aktarılmıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuran, oluşumunda askeri bir hakim bulunduğu gerekçesiyle kendisini yargılayarak mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 'bağımsız ve tarafsız bir mahkeme' olmadığını iddia etmektedir. Yine davasının adil görülmesi bağlamında başvuran, gözaltında tutulduğu sırada yasaya aykırı bir biçimde elde edilen unsurlar temelinde mahkum edildiğini ileri sürmektedir.
Başvuran ayrıca ceza yargılaması süresinin uzunluğundan şikâyetçi olmaktadır. Başvuran bu hususta AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.
A. Kabuledilebilirliğe dair
Hükümet AİHM'yi, AİHS'nin 35. maddesinde öngörülen altı ay süresi kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle AİHS'nin 6. maddesi yönünden yapılan şikâyeti reddetmeye davet etmektedir. Hükümet, başvuranın avukatının 21 Şubat 2000 tarihinde Yargıtay tarafından verilen nihai iç hukuk kararıyla ilgili olarak Yargıtay nezdinde bilgi edinmesinin mümkün olduğunu savunmaktadır. Hükümet buna karşın başvurunun 30 Ekim 2000 tarihinde yapıldığına dikkat çekmektedir.
AİHM, başvuranın nihai iç hukuk kararının bir örneğinin kendisine re'sen tebliğ edilmesi hakkına sahip olması halinde altı ay süresinin karar örneğinin tebliğinden itibaren işletilmeye başlanmasının AİHS'nin konu ve amacı bakımından daha uygun olacağı kanaatindedir (bkz., Worm -Avusturya, 29 Ağustos 1997 tarihli karar, § 33). Şayet mevcut davada olduğu gibi iç hukukta kararın tebliği öngörülmemişse, AİHM, tarafların kararın içeriği hakkında bilgi sahibi olabildikleri kararın kullanıma sunulma tarihinin dikkate alınmasının yerinde olacağı kanaatindedir (bkz., özellikle, Papachelas - Yunanistan, no: 31423/96, § 30 ve § 31).
AİHM mevcut davada, 21 Şubat 2000 tarihli Yargıtay kararının 5 Mayıs 2000 tarihinden itibaren ilk derece mahkemesi kaleminde tarafların kullanımına sunulduğunu tespit etmektedir. Başvuran AİHM'ye altı aydan az bir süre içerisinde 30 Ekim 2000 tarihinde başvuruda bulunmuştur. Bu nedenle ön itirazı reddetmek yerinde olacaktır. Başvuranın aleyhinde gerçekleştirilen cezai usul işleminin uzunluğu yönünden yaptığı şikâyete ilişkin olarak AİHM, sözkonusu usul işleminin başvuranın 25 Mart 1995 tarihinde yakalanmasıyla başlayıp 21 Şubat 2000 tarihinde Yargıtay tarafından karar verilmesiyle birlikte sona erdiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla ihtilaflı usul işlemi dört yıl on bir ay sürmüştür.
AİHM, bilhassa sanıkların sayısı, farklı şehirlerde yaşayan tanıkların dinlenecek olması ve isnat edilen suçların niteliği (organize suç) gibi unsurlar dikkate alındığında sözkonusu davanın belli bir karmaşıklık arz ettiğini gözlemlemektedir. Dosya unsurlarını göz önünde bulunduran AİHM, adli makamlara atfedilebilecek bir atalet dönemi bulunmadığını ve adli makamlar tarafından davanın hızlı bir şekilde görüldüğünü tespit etmektedir (bkz., diğer birçokları arasında, Keçeci - Türkiye, no: 52701/99 ve no: 53486/99, § 23 - 31, 15 Temmuz 2005, ve Soner Önder - Türkiye, no: 39813/98, § 47 - 52, 12 Temmuz 2005).
Bu itibarla AIHM, cezai usul işlemi süresi yönünden yapılan şikâyetin AİHS'nin 35/3 ve 4 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez ilan edilmesi gerektiğine hükmetmektedir.
AİHM, AİHS'nin 6. maddesi yönünden yapılan diğer şikâyetlerin ise AİHS'nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. AİHM ayrıca bu şikâyetlerin herhangi başka bir kabuledilemezlik gerekçesiyle karşılaşmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla bu şikâyetleri kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.
B. Esasa dair
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlık ve tarafsızlığı hakkında
Mevcut davadakine benzer sorunları gündeme getiren davaları müteaddit defalar incelemiş olan AİHM, bu davalarda AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği tespitinde bulunmuştur (bkz., Özel, adıgeçen, §§ 33 - 34).
AİHM, mevcut davada farklı bir sonuca varabilmesi için Hükümet tarafından herhangi bir olgu ya da delil sunulmadığı kanaatine varmaktadır. AIHM, aleyhinde 'ulusal güvenlik' konusuyla alakalı suçlar isnat edilen başvuranın, askeri yargıya mensup bir subayın da aralarında bulunduğu hâkimlerin karşısına çıkmaktan endişe duymasının anlaşılır bir durum olduğu tespitini yapmaktadır. Bu nedenle başvuran meşru bir şekilde, mahkemenin amacına aykırı birtakım mülahazaların etkisinde kalmasından kaygı duyması mümkündü. Bu itibarla başvuranın adıgeçen mahkemenin bağımsızlık ve tarafsızlığı konusunda beslediği şüphelerin objektif gerekçelere dayandığı mütalaa edilebilir (Incal - Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, § 72, in fine).
AİHM, başvuranı yargılayarak mahkûm ettiği dönemde DGM'nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.
2. Yargılamanın adilliği hakkında
Hükümet bu hususta bir ihlal olduğu iddiasına itiraz etmektedir.
AİHM benzer davalarda, bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu kanıtlanmış bir mahkemenin yargısına tabi kimselere hiçbir biçimde adil dava güvencesi sunamayacağına hükmettiğini hatırlatmaktadır.
Başvuranın davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından görülme hakkına ilişkin olarak yapılan ihlal tespitini göz önünde bulunduran AİHM, mevcut şikayeti ayrıca incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir (bkz., diğerleri arasında, Çıraklar - Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar, § 44 ve § 45).
III. AİHS'NİN 5/3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHS'nin 5/3 maddesine atıfta bulunan başvuran tutuklu yargılanma süresinin uzunluğundan şikâyetçi olmaktadır. Başvuran bu hususta 'isnat edilen suçların vasfı ve ağırlığı ve delillerin durumu' gibi birbirinin aynı ifadelere dayanılarak tutukluluğunun devamına karar verildiğini iddia etmektedir.
AİHM, iç hukukta bir başvuru yolu bulunmaması durumunda altı ay süresinin başvuruda suçlanan eylemin gerçekleşmesinden itibaren işlemeye başlayacağını hatırlatmaktadır (bkz., sözgelimi, Çevik - Türkiye, no: 76978/01, 21 Mart 2006). AİHM, başvuranın 10 Nisan 1995 tarihinden itibaren tutuklu olarak yargılanmaya başladığını ve tutuklu yargılanma süresinin 3 Haziran 1999 tarihinde DGM'nin başvuran hakkında mahkûmiyet kararı vermesiyle birlikte yani mevcut başvurunun yapılmasından altı ay önce sona erdiğini tespit etmektedir.
Başvurunun bu bölümü geç sunulduğundan AİHS'nin 35/1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran uğradığı manevi zararın tazmini için 10.750 Euro talep etmektedir. Başvuran ayrıca herhangi bir rakam belirtmeksizin maddi tazminat için adil tazmin talebinde bulunmaktadır.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
Tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görmeyen AİHM bu talebi reddetmektedir.
AİHM, mevcut dava koşullarında AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği tespitinin manevi tazminat için başlı başına yeterli bir adil tatmin teşkil edeceği kanaatindedir {Çıraklar, adıgeçen, § 49). Bir kez daha hatırlatmak gerekir ki, mevcut davada olduğu gibi, bir kimse Sözleşme'de öngörülen nitelikleri taşımayan bir mahkeme tarafından mahkum edildiği takdirde, tespit edilen ihlalin telafisi için yeni bir dava açılması ya da yargılamanın yeniden başlatılması uygun bir yöntem teşkil etmektedir (bkz., Öcalan - Türkiye, no: 46221/99, § 210 in fine).
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 5. 537 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu meblağı aşırı bulmaktadır.
AİHM'nin içtihadına göre bir başvuran masraf ve harcamalarının iadesini ancak sözkonusu masraf ve harcamaların gerçekliğini, zorunluluğunu ve makul nispette olduğunu kanıtladığı takdirde elde edebilmektedir. Elinde bulunan bilgiler ve yukarıda zikredilen ölçütler ışığında AİHM, mevcut davada başvurana tüm masrafları için 1.250 Euro ödenmesinin makul olacağına hükmetmektedir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın eklenmesinin uygun olacağına hükmeder.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlık ve tarafsızlığına ve bu mahkeme önünde yapılan yargılamanın adilliğine ilişkin şikâyetlerin kabuledilebilir, diğer şikâyetlerin ise kabuledilemez olduğuna;
2. AİHS' nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Yargılamanın adilliğine ilişkin şikâyetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
4. Başvuranın maruz kaldığı manevi zarar için ihlal tespitinin başlı başına yeterli bir adil tatmin teşkil ettiğine;
5. a) AİHS'nin 44/2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL'ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından, yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak başvurana masraf ve harcamaları için 1.250 Euro (bin iki yüz elli Euro) ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
Karar Vermiştir.
İşbu karar Fransızca hazırlanmış olup, iç tüzüğün 77/2 ve 77/3. maddelerine uygun olarak 26 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy