(AİHS m. 5, 34, 35, 41, 44) (2845 S. K. m. 3, 16) (765 S. K. m. 313) (466 S. K. m. 1) (1412 S. K. m. 128)
Başvuru no: 12624/02
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
26 Haziran 2007
İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (12624/02) başvuru nolu davanın nedeni bu ülke vatandaşlarından Ramazan İnalın (başvuran), 24 Aralık 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ("Sözleşme") İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından Abdülkadir Güleç ve Vedat Güleç tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN UNSURLARI
Üniversiteye giriş sınavı sırasında kopya çekilmesiyle ilgili olarak yürütülen bir soruşturma çerçevesinde aranmakta olan başvuran 17 Haziran 2001 tarihinde (saat 23:30 sularında) Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şubesine bağlı ekiplerce yakalanarak gözaltına alınmıştır. Sözkonusu dönemde Diyarbakır ili olağanüstü hal rejimine bağlıydı.
Olayın ertesi günü Emniyet Müdürlüğü, başvuranın gözaltı süresinin 18 Haziran 2001 tarihinden itibaren üç gün uzatılması talebiyle Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurmuştur. Cumhuriyet Başsavcılığı istenen izni vermiştir.
Başvuran, konuyla ilgili olarak düzenlenen tutanakta da belirtilen 'ÖSS sınavı sırasında telsiz vasıtasıyla kopya çekilmesi olayına' karıştığı yönündeki suçlamaları 20 Haziran 2001 tarihinde kabul ederek bu yönde bir itirafname imzalamıştır.
Emniyet Müdürlüğü yine aynı tarihte Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı'na başvuruda bulunarak gözaltı süresinin altı gün uzatılmasını talep etmiştir. Nöbetçi DGM hâkimi ek gözaltı süresi talebini kabul ederek 2845 sayılı kanunun 16/1 ve 3. maddesi uyarınca başvuranın gözaltı süresini 25 Haziran 2001 tarihine kadar uzatmıştır.
Ramazan İnal 25 Haziran 2001 tarihinde savcı önüne çıkarılmıştır. Başvuran polise verdiği ifadeyi inkâr ederek masum olduğu iddiasında bulunmuştur. Savcılık başvuranı aynı gün serbest bırakmıştır.
Savcılık TCK'nın 313. maddesinde öngörülen suç unsurlarının oluşmadığı kanaatine vararak başvuran hakkında takipsizlik kararı vermiştir.
HUKUK AÇISINDAN
Başvuran adli denetim olmaksızın geçirdiği uzun gözaltı süresinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran ayrıca AİHS'nin 5/3 maddesinin özü itibariyle ihlal edildiğini iddia etmektedir.
AİHM yazışma safhasında, her ne kadar başvuran müşterek bir suçla suçlanmaktaysa da bunun devlet menfaatini hiçbir biçimde ilgilendirmeyen bir hilecilik suçlaması olmasına rağmen başvuran hakkında 2845 sayılı kanunun uygulanmasını dikkate almış ve AİHS'nin 5/1 maddesi açısından gözaltı işleminin yasallığı sorununu ex offıcio gündeme getirmiştir.
I. KABULEDİLEBİLİRLİĞE DAİR
Hükümet iki bakımdan iç hukuk yollarının tüketilmediği yönünde itirazda bulunmaktadır. Hükümet başvuranı gözaltına alınma işlemine yönelik itirazda bulunmamakla ve CMUK'un 128/4 maddesi uyarınca serbest bırakılma başvurusu yapmamakla suçlamaktadır. Hükümet ayrıca başvuranın 466 sayılı yasanın 1/6 maddesinde öngörülen tazminat yolunu kullanmasının da mümkün olduğunu belirtmektedir. Sözkonusu kanun maddesi, yasaya uygun biçimde özgürlüğü bağlanan, ancak daha sonra, haklarında takipsizlik kararı verilen kimseler hakkında tazminata hükmedilmesi imkanı tanımaktadır. İtirazın ilk bölümüne ilişkin olarak Hükümet, yakalanan sanıkların gözaltına alınma işlemlerinin yasallığına ve savcılığın gözaltı sürelerinin uzatılması emrine dair yaptıkları itirazın yargıçlar tarafından incelendiği iki yargı kararını örnek olarak sunmaktadır. Sözkonusu yargılamalar sanıklar hakim huzuruna çıkarılmaksızın dosya üzerinden yapılmıştır.
Başvuran 25 Haziran 2001 tarihinde savcı huzuruna çıkarılana değin gözaltına alınma işleminin gizli tutulduğunu ve bu süre zarfında avukatları ya da yakınlarıyla görüştürülmediğini belirtmektedir. Bu nedenle başvuran kendi durumuna ilişkin olarak 128/4 maddesinde öngörülen başvuru yolunun uygun olmayan, yanıltıcı ve başarısızlığa mahkum bir başvuru yolu olduğunu ifade etmektedir. Başvuran ayrıca gözaltına alınma işleminin ulusal mevzuata uygun olduğunu ve konuyla ilgili süre uzatma kararının ifadesine başvurulmaksızın dosya üzerinden alındığına dikkat çekmektedir. Hükümetin itirazının ikinci bölümüne ilişkin olarak başvuran gözaltına alınma işleminin yasaya uygun olduğu göz önünde tutulduğunda 466 sayılı kanunda öngörülen başvuru yolunun etkili bir başvuru yolu olmadığını ileri sürmektedir.
AİHM, Öcalan - Türkiye kararında (no:46221/99, prg 68) CMUK'un 128/4 maddesi uyarınca ulusal yargıç tarafından ilgililerin tutuklanmasının yasallığına ilişkin olarak (mevcut davada ilgililerin yakalanarak gözaltına alınması ve gözaltı süresi) gerçekleştirilen denetimin olayların meydana geldiği dönemde 5/4 maddesinin gereklerini yerine getirmediği kanaatine varmıştı. Her ne kadar mevcut dava başvuranın yakalanmasının Öcalan davasındaki gibi 1999 yılında değil de 2001 yılında gerçekleşmiş olması yönünden farklılık arz etmekteyse de AİHM daha evvel vardığı sonuçtan ayrılması için herhangi bir gerekçe görmemektedir. Öte yandan iç hukuk hükümleri gözönünde bulundurulduğunda AİHM, Hükümet tarafından dile getirilen itiraz yolunun adli niteliği haiz bir usul işlemi olduğu ve özgürlükten yoksun bırakma işlemine uygun usul güvencelerini temin ettiği hususunda ikna olmamıştır (Toth -Avusturya, 12 Aralık 1991 tarihli karar, § 22). Zira itiraz duruşmasında, davaya bakan hakimin ilgiliyi ya da avukatını dinlemeksizin dosya üzerinden karar vermesi öngörülmektedir (karşılaştırınız, sözgelimi, Megyeri - Almanya, 12 Mayıs 1992 tarihli karar, § 22). Hükümet tarafından sunulan örnekler bu tespiti pekiştirmektedir. Bu nedenle itirazın bu bölümü kabul edilmeyecektir.
İtirazın, 466 sayılı kanunun 1. maddesi yönünden yapılan ikinci bölümüne ilişkin olarak ise AİHM, bu kanun hükmünün yasaya aykırı bir biçimde özgürlükten yoksun bırakılma vakalarıyla - ki bu davada böyle bir durum sözkonusu değildir - veya kanun dairesinde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturma yapılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına veyahut beraatlarına veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen durum ile ilgili olduğunu tespit etmektedir. AİHM, başvuranın iç mevzuata uygun şekilde gözaltına alındıktan sonra Savcı tarafından takipsizlik kararı verilmesi nedeniyle bu sonuncu seçeneğin başvuranın durumuna uyduğunu tespit etmektedir. Bununla birlikte AİHM, ilgilinin tutukluluğu gerekçesiyle tazminat elde etmek için hukuk yolu bulunmadığından değil uzun gözaltı süresinden şikayetçi olduğunu belirlemektedir. Dolayısıyla başvuranın şikayeti AİHS'nin 5/3 maddesine ilişkindir. Oysa Hükümet tarafından dile getirilen başvuru yolu AİHS'nin 5/5 maddesiyle ilgilidir. Dolayısıyla ön itirazın bu bölümünün de dayanaktan yoksun olduğu ortaya çıkmaktadır (bkz., mutatis mutandis, Yağcı ve Sargın - Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, prg 44).
AİHM ayrıca başvurunun AİHS'nin 35/3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Başvuru ayrıca herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesiyle karşılaşmamaktadır. Bu itibarla başvuruyu kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.
II. ESASA DAİR
A. AİHS'nin 5/3 maddesi
Hükümet başvuranın gözaltına alınması işleminin ulusal mevzuata uygun olup keyfi nitelikte olmadığını beyan etmektedir. Hükümet ayrıca bu alanda azami gözaltı sürelerini indiren yasal iyileştirmelere dikkat çekmektedir.
AİHM, geçmişte birçok defalar terör suçlarıyla ilgili soruşturmaların yetkili makamları hiç kuşkusuz önemli sorunlarla karşı karşıya bıraktığını kabul etmiştir (Brogan ve diğerleri - Birleşik Krallık, 29 Kasım 1988 tarihli karar, Murray - Birleşik Krallık, 28 Ekim 1994 tarihli karar, § 58, ve Aksoy - Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, § 78). Bununla birlikte sözkonusu durum yetkili makamların terör suçunun mevcut olduğunu beyan ettikleri her durumda, ulusal mahkemelerin ve son raddede AIHM'nin denetim organlarının kontrolünün dışında şüphelileri istedikleri gibi yakalayarak gözaltına alabilecekleri anlamına gelmez (Sakık ve diğerleri - Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar, §44).
Yukarıda ifade olunan ilkeler mevcut davadaki gibi organize suç sözkonusu olduğunda afortiori uygulanır. Bu hususta AİHM, ihtilaflı gözaltı süresinin 17 Haziran 2001 tarihinde (saat 22:30 sularında) başvuranın yakalanmasıyla başlayarak 25 Haziran 2001 tarihinde sona erdiğini tespit etmektedir. Dolayısıyla başvuran toplam olarak yedi günden fazla bir süre boyunca gözaltında kalmıştır.
AİHM, Brogan ve diğerleri davasında, ilgilinin bir hakim karşısına çıkarılmaksızın dört gün altı saat süresince gözaltında tutulmasının AİHS'nin 5/3 maddesinde belirlenmiş kesin sınırları aştığına hükmettiğini hatırlatmaktadır.
Bu itibarla AİHM, başvuranın yedi günden fazla bir süre boyunca tutulmasını gerekli olarak telakki edemeyecektir.
Bu nedenle AİHS'nin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.
B. AİHS'nin 5/1 maddesi
Hükümet başvuranın bir suç örgütü bünyesinde hilecilik yaptığından şüphelenilmesi sonucunda gözaltına alındığını belirtmektedir. Bu nedenle konuyla ilgili olarak yapılan ön soruşturma eski Türk Ceza Kanunu'nun 313. maddesi temelinde açılmıştı. Olayların meydana geldiği dönemde sözkonusu kanun maddesi 2845 sayılı kanun uyarınca Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına girmekteydi. Hükümet 13 Aralık 2001 tarihinde yapılan bir mevzuat değişikliğiyle sözkonusu suçun adıgeçen mahkemelerin yetki sahasından çıkarıldığına dikkat çekmektedir.
AİHS'nin 5/3 maddesi yönünden yaptığı ihlal tespitini ve dava olaylarının tamamını göz önünde bulunduran AİHM, 5/1 maddesi alanında bir hükme varmaya gerek görmemektedir.
III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran 3.000 Euro maddi ve 10.000 Euro manevi zarara maruz kaldığını iddia etmektedir.
Hükümet bu taleplerin aşırı ve temelsiz olduğu kanaatindedir. Hükümet, AİHM'den bir tazminata hükmetmeyi gerekli görmesi halinde bunun hakkaniyete uygun olmasını ve hiçbir biçimde haksız zenginleşmeye sebebiyet vermemesini talep etmektedir.
Maddi zararın mevcut olduğunu kanıtlayan herhangi unsur bulunmadığından AİHM bu sıfatla bir tazminata hükmetmeye yer olmadığı kanaatindedir.
Manevi tazminata ilişkin olarak ise hakkaniyete uygun bir karara varan AİHM, başvurana 1.750 Euro ödenmesinin makul olacağına hükmetmektedir.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran, AIHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 2.397 Euro talep etmektedir. Başvuran bu hususta Diyarbakır Barosu avukatlık ücreti tarifesini dayanak olarak ileri sürmektedir.
Hükümet bu talebin dayanaksız olduğu kanaatindedir.
AİHM, AİHS'nin 41. maddesi uyarınca yalnızca gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığı kanıtlanmış ve makul oranda olduğu ortaya konulmuş masrafların geri ödenmesine hükmettiğini hatırlatmaktadır (bkz., diğer birçokları arasında, Nikolova - Bulgaristan, no: 31195/96, §79).
Başvuranın talebi belgelendirilmemiş olmakla birlikte, AİHM, elindeki bilgilere ve bu konudaki içtihadına dayanarak, başvurana masraf ve harcamalar için 1000 euros verilmesini uygun görmektedir.
C. Gecikme faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın eklenmesinin uygun olacağına hükmeder.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS'nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS'nin 5/1 maddesine riayet edilip edilmediği hususunda ayrıca bir karara varmaya gerek olmadığına;
4. a) AİHS'nin 44/2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL' ye çevrilmek üzere, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından başvurana:
i. manevi tazminat olarak 1.750 Euro (bin yedi yüz elli Euro);
ii. masraf ve harcamalar için ise 1.000 Euro (bin Euro) ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
Karar Vermiştir.
İşbu karar Fransızca hazırlanmış olup, iç tüzüğün 77/2 ve 77/3. maddelerine uygun olarak 26 Haziran 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy