(AİHS m. 5, 6, 8, 13, 14, 35, 41) (2577 S. K. m. 13) (2709 S. K. m. 40) (1412 S. K. m. 97) (FAZIL AHMET TAMER VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (CHAPPELL - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (SUNAL - TÜRKİYE DAVASI) (NAZİF YAVUZ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 12863/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
30 Eylül 2008
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (12863/02) nolu davanın nedeni Türk vatandaşı olan (başvuran) Sadi Işıldakın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 21 Aralık 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Adli yardımdan yararlanan başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından H. Koralay tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1966 doğumlu olup İstanbulda ikamet etmektedir. Olayın geçtiği dönemde başvuran, Bostan Hamam sokak 39 numarada bulunan ve aynı zamanda konut olarak da kullandığı bir demir eşya imalat atölyesinin kiracısıydı.
Başvuran, 8 Kasım 2000 tarihinde Fatih Savcılığı ile İstanbul Valiliğine suç duyurusunda bulunmuştur. Şikâyetinde, bir gün önce saat 19.00 ila 21.00 arasında iki polis memurunun atölyesine geldiğini ve içlerinden Yusuf isimli olanın kendisinden izin almaksızın açık olan kapıdan atölyeye ve daha sonra yatak odasına kadar girdiğini ifade etmiştir. Başvurana göre, bahsi geçen polis memuru, hakkında «kötü şeyler» söylendiğini ifade ederek kendisini esrar kullanmakla suçlamıştır. Bunun üzerine başvuran, konuyla ilgili bir rapor almak üzere kendisini Adli Tıp Kurumuna götürebilecekleri cevabını vermiştir. Daha sonra, olayı örtbas etmek isteyen polis memurlarının tavırları «yumuşamış» ve kendisi için değil de komşuları için geldiklerini ifade etmişlerdir. Başvuran, yalnızca Yusuf adlı polis memuru hakkında şikâyetçi olmuştur.
Başvuran Fatih Cumhuriyet Savcısına 27 Kasım 2000 tarihinde verdiği ifadesinde iddialarında ısrarcı olduğunu beyan etmiştir.
Cumhuriyet Savcısı dosyayı, polis memuru hakkında cezai soruşturma açma izni verme yetkisine sahip olan Fatih Kaymakamına göndermiştir. Dava dosyasını alan Kaymakam, şikayeti soruşturmak üzere bir polis komiseri tayin etmiştir. Komiser yaptığı soruşturma çerçevesinde başvuran ve iki polis memurunun ifadelerini almıştır.
Başvuran, daha önceki iddialarını tekrarlamıştır.
Polis memuru Yusuf, başvuranın ikâmet ettiği semtte uyuşturucu bulundurmak veya kaçakçılığını yapmaktan birçok şahsın yakalandığını beyan etmiştir. Polis memuru Yusufun ifadelerine göre: Olayın meydana geldiği gün, mahalle esnafı, polis memuruna otopark bekçisi Eyüpün Bostan Hamam sokağı 37 numarada bulunan kulübede «esrar partileri» düzenlediğini söylemiştir. Polis memuru Yusuf, yanında bulunan ekip arkadaşıyla birlikte saat 19 :15e doğru bu adrese gittiklerini ve kulübenin kapısının kapalı olduğunu ifade etmiştir. Bunun üzerine, başvuranın demir eşya imalat atölyesine girmiştir. İçeride, başvuran ile birlikte üç kişinin bulunduğunu görmüştür. Aradıkları şahsı göremeyen polis memuru, atölyenin içerisinde bulunan açık konumdaki bir kapıdan içeri bakmıştır. Burada bir çek-yat kanape ile bazı giysilerin bulunduğunu tespit etmiştir. Daha sonra, verdiği rahatsızlık dolayısıyla özür dileyerek oradan uzaklaşmıştır. Polis memuru Yusuf, içeride arama yaptığı ve başvuranı esrar satmak ve kullanmakla suçladığı iddialarını reddetmiştir. Polis memuru Yusuf; başvuranın kendisinin soyadını öğrenmeye çalıştığını duyduğunda, onunla buluşmaya gittiğini, başvuranın, bu görüşmede kendisini rahat bıraktığı takdirde şikâyetini geri çekeceğini söylediğini ifade etmiştir.
Polis memuru Mustafa, ekip arkadaşı Yusufun kapı açık olduğu için atölyeye girdiğini ve aradıkları kişinin orada olup olmadığına baktığını ve hemen sonra da orayı terk ettiğini ifade etmiştir. Bu zaman zarfında, kendisi dışarıda beklemiştir. Ekip arkadaşı ve kendisinin başvuranın yatak odasına girmediklerini ve orada arama yapmadıklarını beyan etmiştir.
Komiser tarafından yürütülen soruşturma çerçevesinde atölyenin bir krokisi çıkarılmıştır. Bu krokiye göre, atölyede iki giriş kapısı bulunmaktadır. Atölyenin bir bölümü, atölyenin içerisinde bulunan bağımsız bir kapı vasıtasıyla girilen iki odalı bir konut olarak düzenlenmiştir.
Soruşturmayı yapan komiser, raporunu 15 Aralık 2000 tarihinde sunmuştur. Bu raporda, başvuran tarafından ikâmet adresi olarak verilen atölyenin, elektrik abonesi ve kira sözleşmesi gibi belgelerde ticari bir mekan olarak geçtiğini ve ilgili şahsın burayı hem demir eşya imalat atölyesi hem konut olarak kullandığını, bu ticari mekanın kapılarının açık olduğunu ve herkesin rahatlıkla girip çıkabileceğini vurgulamıştır. Ayrıca raporda, polis memurlarının bir ihbar üzerine o mahalle gittikleri ve polislerden birinin açık konumdaki kapıdan atölyeye girerek, aradıkları şahsın orada olup olmadığına baktığı ve şahsın orada olmadığını görünce başka arama yapmadan o mahalli hemen terkettiği belirtilmiştir. Soruşturmayı yapan komiser, ilgili polis memuru hakkında cezai bir soruşturma yürütülmesine gerek olmadığı sonucuna varmıştır.
22 Aralık 2000 tarihinde, Fatih Kaymakamı polis memuru Yusuf hakkında cezai soruşturma başlatılmasına izin vermemiştir.
5 Şubat 2001 tarihinde başvuran, Bölge İdare Mahkemesinde dava açarak kaymakamın verdiği karara itiraz etmiştir. Başvuran Kaymakamın kararının yalnızca halka açık bir ticari mekana ilişkin olduğunu, oysa o mekanın, içeriden bağımsız bir kapı ile ayrılarak, kısmen konut olarak kullanıldığını ileri sürmüştür. Bunun da ötesinde soruşturmanın, ilgili polis memuru ile aynı emniyet müdürlüğüne bağlı ekipler tarafından gerçekleştirilmesi dolayısıyla, etkili ve bağımsız olamayacağını iddia etmiştir.
8 Mayıs 2001 tarihinde Bölge İdare Mahkemesi, başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir. Mahkeme, başvuran tarafından konut olarak kullanılan mekanın aslında ticari bir mekan olduğunu ve atölye kapılarının açık olması dolayısıyla herkesin buraya rahatlıkla girip çıkabileceğini tespit etmiştir.
Bu arada, 11 Ocak 2001 tarihinde, kaymakamın kararını esas alan Fatih Cumhuriyet Savcısı takipsizlik kararı vermiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, polis memurlarının atölyesine girmek suretiyle AİHSnin 8. maddesinde öngörülen konutuna saygı gösterilmesi hakkını ihlâl ettiklerini ileri sürmektedir:
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, başvuranın iç hukuk yollarını tamamen tüketmediğini ileri sürmektedir. Bu konuyla ilgili olarak Hükümet, Anayasanın 40. maddesi uyarınca, temel hak ve özgürlükleri kamu görevlileri tarafından haksız yere ihlâl edilen herkesin bunun telafisini isteyebileceğini ve İdari Yargılama Usulü Kanununun 13. maddesine göre idarenin kendi faaliyetleri yüzünden meydana gelen veya bünyesindeki görevlilerin sebep olduğu zararları telafi etmekle yükümlü olduğunu vurgulamaktadır.
AİHM, başvuranın yapılan polis aramasının yasal olmadığı iddiasıyla Cumhuriyet Savcısına suç duyurusunda bulunduğunu tespit etmektedir. Dolayısıyla başvuran, Türk ceza hukuku sisteminin kendisine tanıdığı imkânları tüketmeye çalışmıştır. AİHMne göre, başvuranın tazminat davası açarak veya idari mahkemede tam yargı davası açarak gördüğü zararın telafisi için bir kez daha girişimde bulunması gerekmemektedir (mutatis mutandis, Bulgaristan aleyhine Assenov ve diğerleri davası, 28 Ekim1998 kararı, karar ve hükümlerin derlemesi 1998-VIII, prg. 86, ve Türkiye aleyhine Fazıl Ahmet Tamer ve diğerleri davası, no 19028/02, prg. 75, 24 Temmuz 2007).
Diğer taraftan, başvuranın şikâyeti yalnızca iddia ettiği yasa dışı polis aramasını değil, aynı zamanda bu uygulamadan şikayetçi olabilmek için etkili bir iç hukuk yolu olmamasını da içermektedir. Oysa, Hükümet tarafından ileri sürülen iç hukuk yolları, bu sorun için etkili bir çare niteliği taşımamaktadır (bakınız, mutatis mutandis, Romanya aleyhine Varga davası, no 73957/01, prg. 60, 1 Nisan 2008).
Buradan yola çıkarak AİHM, Hükümetin itirazlarını reddetmektedir.
AİHM, şikâyetin AİHSnin 35/3 maddesi kapsamında açıkça dayanaksız olmadığını ve başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla, bu şikâyeti kabuledilebilir olarak ilan etmek yerinde olacaktır.
B. Esasa ilişkin
1. Tarafların iddiaları
a. Başvuran
Başvuran, polis memurunun kimliğini belirtmeden, gerekçe göstermeden ve mahkeme kararı olmaksızın atölyesine girmiş olması dolayısıyla konutuna saygı gösterilmesi hakkının ihlâl edildiğini, ayrıca, polis memurunun, yatak odası da dahil tüm odalara baktıktan sonra gittiğini ileri sürmektedir.
Başvuran, kaymakamın talebiyle soruşturma yapan komiserin tarafsızlık ilkesine uymadığını iddia etmekte ve eksik soruşturma yapıldığını, soruşturmanın sadece atölyeye bir polisin gelmesinden ibaret olduğunu ve bir tutanak bile tutulmadığını ileri sürmektedir. Ayrıca, polis memurunun ziyareti sırasında atölyede bulunan üç kişinin tanık olarak dinlenmediğini de vurgulamaktadır.
Başvurana göre, amirlerinin izni olmadan cezai soruşturmaya tabi tutulamadıkları için polis memurları için neredeyse mutlak cezai muafiyet bulunmaktadır. Başvuran ayrıca, kaymakamın söz konusu mekanın ticari niteliği dolayısıyla cezai soruşturma başlatılmasına gerek görmediğini hatırlatmaktadır. Oysa, mekanın kendisi tarafından aynı zamanda konut olarak da kullanıldığını ileri sürmektedir. Bu varsayıma dayanarak, polis memurunun kimliğini belirtmeden ve mahkeme kararı olmadan içeri giremeyeceğini savunmaktadır.
Kaymakamın verdiği kararın usule uygun olduğunu gerekçe gösteren Bölge İdare Mahkemesinin itirazını reddettiğini de iddialarına eklemektedir. Başvurana göre, burada yalnızca dosyadaki bilgilerle yetinilmiş ve konuyla ilgili herhangi bir ek soruşturma yapılmamıştır.
b. Hükümet
Hükümete göre, polis memurunun ilk bakışta ziyaret ettiği mekanın aynı zamanda konut olarak da kullanıldığını farketmesi oldukça zordu. Polis memurları, bir ihbarı değerlendirmek üzere oraya gitmişlerdi. Aldıkları istihbarata göre gidilmesi gereken yer, 37 numara ve çevresiydi ki başvuranın mekanı da burada bulunmaktaydı. Atölyenin kapısı açık olduğundan, polis memurlarından biri içeri girmiş ve aradıkları şahsın orada olup olmadığına bakmıştır. Başvuranın iddialarının aksine, polis memuru herhangi bir arama yapmamış ve ilgilinin yatak odasına girmemiştir. Bu konuyla ilgili olarak Hükümet, polis memurları ile başvuranın ifadelerine bakıldığında, mekana bir tek polis memurunun girdiği konusunda hemfikir olduklarını vurgulamaktadır. Buna ilaveten polis memuru, orada yatak odası görmediğini belirtmektedir. Dolayısıyla Hükümet, başvuranın AİHSnin 8. maddesine istinaden ileri sürdüğü gibi konutuna saygı gösterilmesi hakkının ihlâl edilmediği kanaatindedir.
Hükümet, AİHMnin 8. maddenin ihlal edilmediğine itibar etmemesi halinde, özellikle de sözkonusu mekanın normal olarak herkese açık olması ve ilk bakışta konut da olduğunun anlaşılmaması muvacehesinde, bu kez müdahalenin 8. maddenin 2. paragrafına uygun olduğunu savunmaktadır. Hükümete göre, sözkonusu müdahale yasayla öngörülmüştü ve kamu güvenliğini sağlamak ve suç eylemlerini önlemek amacını gütmekteydi. Hükümet, polisin bir suç işlendiğine dair, bilhassa da bu davada olduğu gibi uyuşturucu kaçakçılığı konusunda bir istihbarat aldığında, vakit kaybetmeden harekete geçmesinin asli görevleri arasında olduğunu belirtmektedir.
Diğer taraftan Hükümete göre, olayın meydana geldiği dönemde yürürlükte olan Anayasa ve kanun hükümleri incelendiğinde, kişilerin Devlet görevlileri tarafından yasalara aykırı olarak yapılan müdahalelere karşı korunduğu görülecektir.
Son olarak Hükümet, ulusal makamların başvuranın iddialarıyla ilgili olarak uygun ve etkili bir soruşturma yürüttüğünü savunmaktadır. Soruşturmacı, atölyede dolaşarak krokisini çıkarmış ve polis memurlarının ifadelerine başvurmuştur. Başvuran, iç hukukta şikâyetlerini dile getirme imkânı bulmuştur. Hükümet ayrıca, başvuranın, Bölge İdare Mahkemesi nezdinde karara itirazı sırasında soruşturmanın nesini eksik bulduğunu belirtmediğini de anımsatmaktadır.
2. AİHMnin değerlendirmeleri
a. Bir müdahalenin mevcudiyeti hakkında
AİHM, 8. maddede yeralan «konut» kavramının iç hukuka bağlı olmayan otonom bir kavram olduğunu anımsatmaktadır. Belli bir mekanın 8. maddenin koruması altındaki bir «konut» sıfatında olması, olayla ilgili şartlara ve özellikle belirli bir yer ile daimi ve yeterli bir bağlantının mevcudiyetine bağlıdır (Rusya aleyhine Prokopovitch davası, no 58255/00, prg. 36, CEDH 2004-XI (alıntılar)). «Konut» terimi 8. maddenin İngilizce versiyonunda yeralan «ev» kelimesinden daha geniş bir anlam alanına sahiptir. Örneğin liberal bir meslek mensubunun büro veya kabinesi bu kapsamda değerlendirilebilir (Almanya aleyhine Niemietz davası, 16 Aralık 1992 tarihli karar, seri A no 251-B, sayfa 34, prg. 30).
AİHM, ayrıca gerçek kişinin ikâmet ettiği ve aynı zamanda sahibi olduğu şirketin bürosu olarak kullandığı bir konutta gerçekleştirilen polis aramasını AİHSnin 8. maddesinde belirtilen kişinin konutuna saygı gösterilmesi hakkına müdahale olarak değerlendirdiğini anımsatmaktadır (Birleşik Krallık aleyhine Chappell davası, 30 Mart 1989 tarihli karar, seri A no 152-A, sayfa 12-13, prg. 26, ve sayfa 26, prg. 63). Daha sonra AİHM, bazı şartlarda bir şirkete ait ticaret merkezi, büro veya mesleki mekanların da AİHSnin 8. maddesinde güvence altına alınan hakların içerisine dahil edilebileceğini kabul etmektedir (Fransa aleyhine Colas Est Şirketi ve diğerleri davası, no 37971/97, prg. 40-41, CEDH 2002-III).
Bu başvuruyla ilgili olarak AİHM, atölyenin kamuya ne kadar açık olduğundan bağımsız olarak, eğer başvuranın işyeri konumunda ise 8. maddenin her halükarda uygulanacağını vurgulamaktadır (bakınız Niemietz, ilgili paragraflar 30-31). Zaten, taraflar bahsi geçen atölyenin aynı zamanda konut olarak kullanıldığına itiraz etmemektedirler (bakınız, a contrario, Rusya aleyhine Khamidov davası, no 72118/01, prg. 131, CEDH 2007-... (alıntılar). AİHM, polis memurunun atölyeye başvuranın izni olmadan girmesi dolayısıyla (bakınız, a contrario, Fransa aleyhine R.L. ve M.-J.D. davası (karar), no 44568/98, 18 Eylül 2003), konutuna saygı gösterilmesi hakkına müdahale edildiği kanaatindedir.
Bu aşamadan sonra, sözkonusu müdahalenin, 8. maddenin 2. paragrafı kapsamında haklı olup olmadığının, yani yasayla öngörülüp öngörülmediğinin, bir veya daha fazla meşru amaç güdüp gütmediğinin ve demokratik bir toplumda bu amaçlara ulaşmak için müdahalenin gerekli olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
b. Müdahalenin haklılığına ilişkin
İhtilaflı müdahale, eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun, gecikmenin sakıncaları olabileceği durumlarda polise mahkeme emri olmaksızın evde arama yapma yetkisi veren 97. maddesine dayanmaktadır. Mahalle esnafının uyuşturucu kullanımı ile ilgili olarak yaptığı ihbarın üzerine yapılmış olması muvacehesinde, arama eylemi toplum düzeninin korunması ve suç eylemlerinin önlenmesi meşru amaçlarını gütmektedir.
Müdahalenin gerekliliği konusunda ise AİHM, «demokratik bir toplumda» bir müdahaleye gereklidir denebilmesi için, o müdahalenin toplum için zorlayıcı bir ihtiyaçtan kaynaklanması ve özellikle ulaşılmak istenen meşru amaç ile orantılı olması gerekmektedir. Sözleşmeyi imzalayan Devletler, bir müdahalenin gerekliliğine karar verirken belli bir takdir yetkileri bulunmaktadır, ancak bu AİHMnin denetimine tabidir. AİHM, devletlerin suç eylemlerinin delillerini ele geçirmek amacıyla konutların aranmasını ve bazı malzemeye el konmasını gerekli görebileceklerini kabul etmektedir. Bununla birlikte mevzuatların ve uygulama şekillerinin suistimallere karşı yeterli ve uygun teminatları içermesi gerekmektedir. Özellikle, bu davada olduğu gibi, polisin mahkeme emri olmaksızın evlerde arama yapma yetkisinin bulunduğu durumlarda, AİHMnin çok daha dikkâtli olması gerekmektedir çünkü kamu otoritelerinin keyfi muamelelerine karşı kişilerin korunması için yasal bir çerçeve oluşturulması ve bu tür yetkilerin daha sıkı sınırlandırılması gerekmektedir. (İsviçre aleyhine Camenzind davası, 16 Aralık 1997 tarihli karar, Derleme 1997-VIII, paragraf 44-45, Fransa aleyhine Miailhe davası, 25 Şubat 1993 tarihli karar, seri A no 256-C, sayfa 89, prg. 36-37, ve Romanya aleyhine Varga davası, no 73957/01, prg. 70, 1 Nisan 2008).
Oysa bu davada şartlar böyle gelişmemiştir. Olayın geçtiği dönemde - AİHM, kişilerin daha iyi korunması amacıyla daha sonra yapılan yasal ve anayasal reformlar hakkında yorum yapmaksızın - polis, gecikmenin sakıncalı olabileceği durumlarda, mahkeme emri olmadan arama yapabilmekteydi. Polis, aramanın gerekliliği ve kapsamı hakkında kendi başına karar verme yetkisine sahipti. Bu davada AİHM, a priori yargı denetiminin yokluğunu açıklayacak bir neden görmemektedir. Dolayısıyla, başvuranın konutuna saygı gösterilmesi hakkı, polisin takdirine bırakılarak ihlâl edilmiştir. (bakınız, mutatis mutandis, Varga, bahsi geçen paragraf 72).
Üstelik AİHM, olayın geçtiği dönemde başvuranın, sözkonusu aramanın yasallığını ve haklılığını bir hakim kararıyla a posteriori denetletebileceği bir iç hukuk yolunun da bulunmadığını gözlemlemektedir. Bu hususta, AİHM, başvuran tarafından yapılan suç duyurusu sonrasında Cumhuriyet Savcısının, dava dosyasını, görevli memurlarla ilgili davaların takibini düzenleyen yasa çerçevesinde kaymakama gönderdiğini gözlemlemektedir. Kaymakam, şikâyetin incelenmesi için, soruşturması yapılacak polis memuru ile aynı hiyerarşiye tabi bir polis komiserini atamıştır. Soruşturmacının vardığı sonuca uygun olarak karar alan kaymakam, ilgili polis memuru hakkında cezai soruşturma başlatılmasına izin vermemiştir.
AİHM, ilgili idari mercinin bağımsız bir soruşturma yürütme erki konusunda daha önce de ciddi tereddüt izhar ettiğini anımsatmaktadır. (bakınız, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine Sunal davası, no 43918/98, prg. 60, 25 Ocak 2005, ve Türkiye aleyhine Nazif Yavuz davası, no 69912/0, prg. 49, 12 Ocak 2006).
Buna ilaveten, dosya içeriğinde, başvuranın soruşturmaya katılma imkânı bulduğunu veya yapılan soruşturma hakkında bilgilendirildiğini gösteren bir kanıt bulunmamaktadır. Bu noktada AİHM, ne yasanın ne İçişleri Bakanlığı yönergesinin başvuranın görevli memur hakkında yürütülen soruşturmayla ilgili olarak bilgilendirilmesini veya soruşturma raporunun bir nüshasının kendisine verilmesini öngördüğünü tespit etmektedir. Danıştayın istişari görüşü dosya unsurlarının yalnızca Cumhuriyet Savcısına iletilmesini önermektedir. Başvuran kaymakamın verdiği karara Bölge İdare Mahkemesi önünde itiraz etme imkânından yararlanmıştır. Ancak AİHM, itiraz davasında karar yetkisi verilen Bölge İdare Mahkemesinin yalnızca idari soruşturma dosyası üzerinden karar aldığını vurgulamaktadır.
Yukarıdaki bilgiler ışığında AİHM, olayın geçtiği dönemde yürürlükte olan yasal düzenlemelerin, başvuranın konutuna saygı gösterilmesi hakkına yetkili makamların keyfi müdahalelerine karşı yeteri kadar koruyacak teminatlar içermediği kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla, AİHSnin 8. maddesi ihlâl edilmiştir.
II. AİHSNİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, AİHSnin 13. maddesi kapsamında bir iç hukuk yolu olmadığından şikâyetçi olmaktadır.
AİHM, bu şikâyetin yukarıda irdelenen şikâyetle bağlantılı olduğu ve dolayısıyla bunun da kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiği kanaatindedir.
AİHSnin 8. maddesi yönünden yaptığı tespiti göz önünde bulunduran AİHM, bu şikâyeti ayrıca incelemenin gerekli olmadığı kanaatindedir..
III. AİHSNİN 5., 6. VE 14. MADDELERİNİN İHLÂL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran aynı zamanda, polis memurları tarafından gereksiz yere hırpalandığını ve sosyoekonomik durumu itibariyle farklı uygulamaya tabi tutulduğunu iddia etmekte ve AİHSnin 5., 6. ve 14. maddelerini ileri sürmektedir.
AİHM, başvuranın ifade ettiği bu şikâyetleri incelemiştir. Elinde bulunan tüm bilgileri dikkâte alan AİHM, Sözleşme ve Ek Protokoller ile teminat altına alınan hak ve özgürlüklerden hiçbirinin ihlâl edilmediği kanaatine varmıştır ( yine bakınız Türkiye aleyhine Yavuz ve diğerleri davası, (karar), no 29870/96, 25 Mayıs 2000, ve Türkiye aleyhine Şenay Aksoy (Eroğlu) davası (karar), no 59741/00, 3 Kasım 2005).
Sonuç olarak, bahsi geçen şikâyetler dayanaksız bulunduğundan, AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Manevi tazminat
Başvuran, maruz kaldığı manevi zarar için 10.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, sözkonusu miktara karşı çıkmaktadır.
AİHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, Avrupa Konseyi tarafından adli yardım olarak ödenen 850 Euronun yargılama masraf ve giderleri için yeterli olduğu kanaatindedir.
Bu durumda AİHM, yargılama masraf ve giderleri için ek bir miktar ödenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun AİHSnin 8. ve 13. maddeleri kapsamında yapılan şikayetlerine ilişkin kısmının kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 13. maddesi kapsamında yapılan şikayetin incelenmesine gerek olmadığına;
4. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL ye çevrilmek üzere, her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvurana 1.000 Euro (bin Euro) manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
Karar Vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 30 Eylül 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy