(AİHS m. 2, 3, 6, 13, 14, 34, 35, 41, 44) (OSMANOĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (KOKU - TÜRKİYE DAVASI) (BENZER VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (SAÇILIK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (PERİŞAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ABDURRAHMAN ORAK - TÜRKİYE DAVASI) (CEYHAN DEMİR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (PAUL VE AUDREY EDWARDS - BİRLEŞİK KRALLIK) (ÖNERYILDIZ - TÜRKİYE DAVASI) (MOCANU VE DİĞERLERİ - ROMANYA DAVASI) (KESER VE KÖMÜRCÜ - TÜRKİYE DAVASI) (MEHMET YAMAN - TÜRKİYE DAVASI) (BALTAŞ - TÜRKİYE DAVASI) (LEYLA ALP VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (VEFA SERDAR - TÜRKİYE DAVASI) (MAKBULE KAYMAZ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ABDULLAH YAŞA VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (OYA ATAMAN - TÜRKİYE DAVASI) (ERDOĞAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (DÜZOVA - TÜRKİYE DAVASI) (ANIK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (HUGH JORDAN - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (ROHE HARMAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 15397/02)
KARAR
STRAZBURG
6 Ekim 2015
İşbu karar, Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Kavaklıoğlu ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan,
Paul Lemmens,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Ksenija Turkovic,
Egidijus Kuris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjolbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı, Abel Camposun katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 8 Eylül 2015 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (15397/02 No.lu) davanın temelinde, yetmiş dört Türk vatandaşının (başvuranlar) 23 Eylül 2000 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Ankara Barosuna bağlı, sözcüleri Kazım Bayraktar olan, on avukattan oluşan bir grup tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti ("Hükümet") ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Ankaradaki Ulucanlar Merkez Kapalı Cezaevinde ("Ulucanlar") 26 Eylül 1999 tarihinde başlatılan isyan karşıtı operasyona ilişkin koşullara atıfta bulunarak, başvuranlar - yani baskın sırasında hayatını kaybeden sekiz tutuklunun dokuz yakını ve yaralanan altmış beş tutuklu -, Sözleşmenin 2, 3, 6, 13. ve 14. maddeleri ile Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesini ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar özellikle, ihtilaf konusu operasyonun kasıtlı bir katliam ve işkence eyleminin bir özeti olduğunu iddia etmişlerdir. Başvuranlar diğer yandan, şikayetleri hakkında yürütülen ceza soruşturmalarının yetersizliğinden yakınmışlardır.
4. 5 Ocak 2010 tarihli kararla (Şaban Kavaklıoğlu ve diğer 73 başvuran/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 15397/02, 5 Ocak 2010), Daire - Hükümetin başvurunun vaktinden önce yapılmasına ilişkin itirazına dair incelemeyi esasla birleştirdikten sonra -, Sözleşmenin 6. ve 13. maddeleri bağlamındaki şikayetlerin yalnızca Sözleşmenin 2. maddesinin ve/veya 3. maddesinin usul yönü açısından incelenmesi gerektiği kanısına varmıştır (yukarıda anılan, Şaban Kavaklıoğlu ve diğer 73 başvuran, §§ 44, 54 ve 55).
Daire, beş başvuranla (Döndü Özer ve Arife Doğan Tayanç ile Engin Günel, İsmail Balcı ve Feyzullah Koca) ilgili olarak, başvurunun Sözleşme hükümleriyle (35. maddenin 3. ve 4. fıkraları) kişi yönünden (ratione personae) bağdaşmadığı gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Daire aynı zamanda, Sözleşmenin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi (idem, §§ 48-53) uyarınca, müteveffa başvuranlar, Hatice Yürekli ve Fatma Hülya Tumgan ile müteveffa başvuranlar, Cafer Tayyar Bektaş, Gazi Arıcı ve Cemal Çakmak ile ilgili olarak başvurunun kayıttan düşürülmesine karar vermiştir. Diğer başvuranlarla ilgili olarak, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmiştir.
Bununla birlikte, ardından, daha sonra açıklanacak olan gerekçelerle (aşağıda 152. paragraf), mağdur sıfatını taşımaması sebebiyle (35. maddenin 3. ve 4. fıkraları) Saime Örs ile ilgili olarak, başvurunun reddedilmesi gerektiği de ortaya çıkmıştır.
5. Haklarında açılan davanın devam ettiği, altmış üç başvurana ilişkin olarak güncellenen bilgiler Ek Ide yer almaktadır. Ek Ide iki liste bulunmaktadır: A listesinde, hem kendileri adına hem de ihtilaf konusu operasyon sırasında ölen sekiz tutuklu adına hareket eden dokuz başvuran ve B listesinde, aynı operasyon sırasında yaralanan ve kendileri adına hareket eden elli dört başvuran sırayla belirtilmektedir.
6. Hem başvuranlar hem de Hükümet yazılı ek görüşlerini sunmuşlardır (İçtüzüğün 59. maddesinin 1. fıkrası).
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
A. Davanın başlangıcı
7. Mevcut dava, temelde, 26 Eylül 1999 tarihli isyan karşıtı operasyonla ilgili olsa da, söz konusu operasyon, gerçekte Ulucanlar Cezaevinin personeli ile aşırı solcu yasadışı örgütlere üye oldukları gerekçesiyle mahkûm edilen, kadın ve erkek 170 tutuklunun ("solcu tutuklular") bir kısmı arasında yaşanan bir dizi eski çatışmanın son aşamasını teşkil etmektedir.
Ulucanlar Cezaevinden sorumlu olan Ankara Cumhuriyet Savcılığı ("savcılık"), Ankara Valiliği ("valilik") ve özellikle Ankara Jandarma Bölge Komutanlığı ("AJBK") da dahil olmak üzere, farklı Jandarma Bölge Komutanlıkları arasında karşılıklı olarak iletilen ve gizli olarak sınıflandırılan eski yazılardan, idare ile tutuklular arasındaki husumetlerin, 1996 yılına dayandığı anlaşılmaktadır (aşağıda 8. paragraf). Dolayısıyla, merciler, özellikle tutukevi olarak hizmet verdiği ve hükümlüleri kabul etmediği varsayılan, Ulucanlar kompleksinin aşırı kalabalık, eskimiş ve yetersiz olmasıyla ilgili problemlerden haberdar edilmişlerdir. Farklı bilgilerden, "koğuşlardaki" yaşam alanının yetersizliğinin, siyasi anlaşmazlıklarına ve kişisel menfaat çatışmalarına rağmen birlikte hareket eden solcu tutuklular tarafından dile getirilen taleplerin ve başlatılan eylemlerin merkezinde yer aldığı anlaşılmaktadır.
Mevcut davayı daha iyi anlamak için, bu davada ileri sürülen olaylara ilişkin koşulları tespit etmek ve bu konuda bilgi vermek amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde kurulan, beş milletvekilinden oluşan Alt Komisyon ("Alt Komisyon") tarafından ortaya konulan olaylarda ve yukarıda belirtilen yazılarda yer alan unsurları özetlemek gerekmektedir.
1. İlk eylem planı
8. 5 Ocak 1996 tarihinde, Valiliğin himayesinde, savcılık, AJBK, Ulucanlarda nöbetçi jandarma ekibi ("NJE") ve diğer komutanlıklar, "Cezaevindeki isyana karşı 1 nolu müdahale" isimli bir plan hazırlamışlardır. Bu makamlar; solcu tutukluların toplu halde firarı planladıkları, bunu gerçekleştirmek için aşırı solcu fraksiyonist farklı gruplar arasında muhtemelen dört duvar arasında (intra muros) kriz çıkarabilecekleri, tüneller kazabilecekleri, duvarları yıkabilecekleri, çatıları kuşatabilecekleri, yangınlara yol açabilecekleri ve son olarak, cezaevi idaresine karşı bir ayaklanma başlatabilecekleri konusunda ikna olmuşlardır. Bu makamlar, NJEnin bu tür ihtimalleri önlemek için operasyonel kapasitesi bulunmadığından, isyancıları tespit etmek ve cezaevinde sürekli olarak güvenliği sağlamak amacıyla birlikte hareket edilmesi gerektiği kanaatine varmışlardır.
Ardından 16 Ocak tarihinde, valilik, NJEnin, yardımcı kuvvetlerle, yani yerel polis ile birlikte, diğer komutanlıklardan gönderilen yirmi asker ve iki subay ile desteklenmesi gerektiği yönündeki plana onay vermiştir.
9. Bu plan, bununla birlikte öngörüldüğü gibi uygulanamamıştır.
Böylelikle, merciler, 31 Temmuz 1996 tarihinde durumu yeniden değerlendirmek ve cezaevlerindeki ayaklanma eylemlerinin bastırılmasına ilişkin 12 Kasım 1993 tarihli Başbakanlık Yönergesine uygun olarak, yeni bir eylem planı geliştirmek amacıyla bir araya gelmişlerdir.
Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri, 2 Ağustos 1996 tarihinde, Bakanlıkları, karar mercilerini ve valilikleri, daha amaca yönelik zorlayıcı yöntemlere dayalı bu yeni planı gecikmeksizin uygulama konusunda teşvik etmiştir. Mevcut davanın incelenmesi açısından ilgili kısımlarıyla ve ana hatlarıyla, bu plan, aşağıdaki eylemler de dahil olmak üzere, kısa ve orta vadeli eylemlere dayandırılmıştır:
"- Kendilerinden imkansızı isteyecekleri tehlikesiyle "terör" örgütleriyle her türlü anlaşmayı reddetmek;
- Devletin bu tür propaganda hareketlerine karşı mücadele etme konusundaki kararlılığını yeniden ifade etmek;
- Cezaevlerinde devlet otoritesini yeniden tesis etmeyi ve cezaevlerinde iç denetime ilişkin mevzuatı yeniden düzenlemeyi amaçlamak;
- "terör" örgütlerinin liderlerinin diğer uygun cezaevlerine sevkini sağlamak;
- İsyancı tutukluların ruhsal durumu ile terörle mücadele çerçevesinde güvenlik güçleri tarafından karşılaşılan güçlükleri inceleme ve değerlendirme yeteneğine sahip uzmanların yer aldığı televizyon programlarını öngörmek;
- Tutukluluk koşullarına ilişkin olarak "terör örgütleri" tarafından araç olarak kullanılan bazı medya organlarına karşı aleyhte propaganda yapmak;
- Güvenlik gücü mensuplarını kirleten ve yıldıran propagandaların etkisini kıracak ve Bakanlıkların, siyasi partilerin ve üst düzey yetkililerin her türlü isyan eylemiyle mücadele etme konusundaki kararlılığını vurgulayacak nitelikte kamu açıklamaları yapmak."
2. Aramalara ilişkin ilk operasyon
10. Bununla birlikte 1 Ocak tarihinden 1 Ağustos 1998 tarihine kadar olan süreçte, özellikle ateşli silahla cinayet, bıçaklı cinayet, kundaklama, kaçma teşebbüsü, gardiyanları rehin alma olayları ile darp ve ağır yaralamaya ilişkin dört olayın yaşandığı Ulucanlarda suç oranının artması dikkate alınarak, ancak iki yıl sonra somut bir adım atılmıştır.
AJBK, 7 Ağustos 1998 tarihinde, cezaevi personelinin bundan böyle herhangi bir otoritesinin bulunmaması karşısında, yukarıda açıklanan durum nedeniyle devam eden tehlikeler hakkında mercileri uyarmıştır (Yazı No. HRK: 0621-3094-98/ASYŞ (7476)). AJBKya göre, cezaevinin dış güvenliği jandarma güçleri tarafından gerektiği gibi sağlansa da, "içerideki volkanın patlaması sadece an meselesidir".
Bu suretle bilgilendirilen valilik, kendisine göre acil eylem gerektiren aşağıdaki tespitleri Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı ve savcılığın dikkatine sunmuştur. Söz konusu tespitler aşağıdaki şekilde özetlenebilmektedir:
"- Ulucanlar, artık standartlara uymayan eski bir cezaevidir ve cezaevinin yapısı; binaların duvarlarında, özellikle de yaşam alanlarında, görüşü engelleyen ve bu sayede bu tür tünellerin kazılmasını ve molozların gizlenmesini kolaylaştıran ağaç ve bitkilerin bulunduğu dikkate alındığında, tünelden kaçma teşebbüslerini teşvik etmektedir;
- Koğuşlar arasındaki geçişlerin yaşam alanlarının üzerinden yapılması nedeniyle, bu durum gardiyanların gerektiği takdirde müdahalesini zorlaştırmaktadır; koğuşların birbirine bitişik olması; tutuklular arasında hiyerarşinin kurulmasını, ideolojik oluşumlara izin verilmesini, şantajı ve dışarıyla olan tüm iletişim şekillerini kolaylaştırmaktadır;
- Cezaevi hekimleri, solcu tutukluların baskısı altında, herhangi bir yiyecek ya da ilacı cezaevine sokmak amacıyla perhizle ilgili bahanelere başvurmaktadırlar; cezaevi personelinin ise vicdanı yoktur; bazıları kuryelik ve kaçakçılık yapmaktadır; infaz koruma memurları tarafından koğuşların denetlenmesi tutukluların isteğine tabidir;
- Solcu tutuklular, yaşam alanlarına ideolojik pankartlar koymaya cesaret edebilmektedirler; koğuşların ve diğer alanların kapılarının iki sayım arasında açık kalması sebebiyle, tutuklular bina içerisinde, kadınlar koğuşu da dahil olmak üzere, herhangi bir yere gitmek için serbest kalmaktadırlar ve etrafı gözetlemek için nöbet bile tutmaktadırlar;
- Ulucanlarda tutukluların, isyan durumunda kolaylıkla kullanılabilecek şekilde, silahlara, cep telefonlarına, kürek ve kazmalara, demir çubuklara, sopalara ve taşlara sahip oldukları bilinmektedir; son aramalar sırasında, cezaevinde, üç adet tabanca, iki adet cep telefonu ve beş adet SIM kart bulunmuştur."
11. Eylül 1998 tarihinden itibaren, solcu tutuklular, git gide, Ulucanlardaki 3 nolu alanın kontrolünü ele geçirmişlerdir. Bu alanda, 1996 yılından bu yana uygulamada rutin denetimlere tabi tutulmayan yerler olan, 4 ve 5 nolu erkek koğuşları ile kadınlar koğuşu bulunmaktaydı.
Mercilere göre, özellikle koğuşlardaki yaşam alanının yetersizliğine ilişkin talepleri yalnızca bir aldatmacadan ibaret olan bu kişilere herhangi bir imtiyaz tanınmaması gerekmekteydi.
Bu süreci işaret eden başlıca gelişmeler, aşağıdaki gibi özetlenebilmektedir.
12. 4 Eylül 1998 tarihinde, Ankara Cumhuriyet Savcılığının talebi (Yazı No. 119083) üzerine, jandarma güçleri, o zamana dek solcu tutuklular tarafından engellenen, sevk ve aramaların yapılması yönünde emir (No HRK: 3590-553-98/ASYŞ (8221)) vermişlerdir.
13. Daha sonra 6 Eylül tarihinde, saat 05.00 sularında, Ulucanlarda bir arama operasyonu başlatılmıştır. Ancak Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ("CTGM") ve savcılığın açık talimatına uygun olarak, 4 ve 5 nolu koğuşlar, kadınlar koğuşu ve eski milletvekillerine ayrılan koğuşta aramalar yapılmamıştır. Bu talimatın temel nedeni bilinmemektedir.
Bu operasyonun sonunda, 104 tutuklunun sevki gerçekleştirilmiş ve yetkililer, diğerlerinin yanı sıra, 19 adet kargı ve şiş, 5 adet büyük çivi, 24 adet meyve bıçağı, 7 adet maket bıçağı, 1 paket maket bıçağı yedek ağzı, 2 adet kama, 2 adet çakı, 5 adet sopa, 5 gram esrar ve aksesuarlarıyla birlikte 2 adet cep telefonu bulmuşlardır.
14. Valilik, 9 Eylül 1998 tarihinde, Adalet Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığına, 6 Eylül tarihli operasyon sırasında Ulucanlarda tespit edilen aksaklıkları ve bu operasyonun sonuçlarını belirten, AJBKnın gizli olarak sınıflandırılan bir yazısını (No. HRK: 0621-3356-98/ASYŞ 8373) göndermiştir. Söz konusu yazı aşağıdaki gibi özetlenebilmektedir:
"- Operasyonun sonunda, terör suçundan hüküm giyenler, koğuşlarının giriş kapılarını ve pencerelerini zorlamışlar ve aramayı ve arkadaşlarının sevk edilmesini protesto etmek amacıyla bina içerisinde serbestçe dolaşmaya başlamışlardır;
- 7 Eylül tarihinde, aynı kişiler, koridorlara, üzerinde "Devrimci tutsaklar teslim alınamaz" yazılı pankartların bulunduğu barikatlar kurmuşlardır; diğerleri ellerinde sopalarla, küçük gruplar halinde sinsice dolaşmaya başladıkları sırada, bazıları koğuşların tavanlarını kırmışlar ve çatılara çıkmışlardır;
- 8 Eylül tarihinde, tutuklular, idareyle görüşmeyi talep etmişler, ancak idareyle görüşememişlerdir, zira tutuklular üst aramasının yapılmasını kabul etmemişler ve cezaevindeki manüel alarmı bilerek iki defa çalıştırmışlardır;
- Ertesi sabaha kadar, tutuklular, somyalar ile kapı ve pencere parçalarından oluşan başka barikatlar kurmuşlar; aynı zamanda, mutfak, revir ve kantini yağmalamışlar ve 4 ve 5 nolu koğuşlarda stok yapmak amacıyla kesici ya da delici bütün aletlerle birlikte tüm yiyecekleri toplamışlardır."
15. Bu yazıda belirtilen görüşme, son olarak, 9 Eylül tarihinde saat 10 sularında yapılmıştır. AJBKde görevli bir yarbay, bir savcı, cezaevi müdürü ve NJEde görevli bir komutandan oluşan bir heyet; 4 ve 5 nolu koğuşların sözcülerini ve kadınlar koğuşunun sözcüsünü, yani sırasıyla başvuranlar, Sadık Türk ve Halil Türker ile başvuran Fatime Akalını dinlemiştir. Söz konusu başvuranlar, arama operasyonuna ilişkin önceden bilgilendirilmediklerinden şikayet ederek, özellikle:
"- Eskişehir E tipi cezaevine sevk edilen, liderleri K.Ç.nin iadesini talep etmişlerdir;
- Meydana gelen olaylar nedeniyle cezaevi personeline herhangi bir disiplin cezası verilmemesini talep etmişlerdir;
- Avukatlar, Z.R. ve K.B. ve bu avukatların belirtebileceği aileler ile görüşme izni istemişlerdir;
- Uygulanan kötü muamelelerden ve hastaneye yatırılan arkadaşlarına jandarma görevlileri tarafından getirilen ziyaret kısıtlamalarından ve giysilerin üzerinden yapılan incelemenin daha ötesine gidildiğini belirttikleri üst aramalarından şikayet etmişlerdir."
Dosya, bu talepler karşısında yetkililerin gösterdiği tepki konusunda herhangi bir bilgi içermemektedir.
16. İkinci aramalar serisi, 10 Eylül 1998 tarihinde saat 14.00 sularında planlanmıştır.
Cezaevi müdürü ile savcılığın talebi üzerine, gardiyanların arama görevinin bir kısmını üstlenebilecekleri gerekçesiyle, 4 ve 5 nolu koğuşlar ile kadınlar koğuşu yeniden aramadan muaf tutulmuştur. Oysa bu koğuşların hiçbiri incelenmemiştir.
Bu ikinci operasyonun sonunda, jandarma görevlileri, geri kalan yerlerde şunlara el koymuşlardır:
"- 7.65 mm çaplı Browning marka yarı otomatik 1 adet tabanca (Seri No. 999666), şarjörüyle birlikte 7.65 mm çaplı Browning marka yarı otomatik (numarasız) 1 adet tabanca ve 7 adet mermi, 7.65 mm 25 adet mermiyle birlikte, üzerinde "Fovmar Harsformp Polcon Faoil Sotm" yazısı bulunan, 7.65 mm çaplı 1 adet tabanca (Seri No. 4443);
- 1 adet büyük kama, 6 adet bıçak, 1 adet güvenlik kilidi, 6 adet el yapımı bıçak ağzı ve 10 adet şiş,
- 3 adet sopa, 2 metre kablo, molotof kokteylleri karışımlarını içeren serum şişeleri ve demir çubuk parçaları;
- 5 adet SIM kart, 2 adet cep telefonu ve telefon aksesuarları."
Diğer yandan, jandarma görevlileri tarafından hemen hazırlanan raporda/tutanakta aşağıdaki unsurlar yer almaktaydı:
"- Çatı erişim pencereleri sökülmüştür,
- Sopalar ve taş parçaları, tüm koridorlara konulmuştur,
- Molotof kokteylleri yapımı için gereken hazırlıklara çatı katlarında başlanmıştır;
- Barikatlar, odun sobası boruları ve eski dolaplar yardımıyla erişim noktalarının yakınına kurulmuştur, ve
- Çatıların üzerinde, boş su depolarının bağlantıları koparılarak, erişimi engelleyecek şekilde yerleri değiştirilmiştir."
AJBK, 28 Ekim 1998 tarihinde, Ulucanları "terör eğitimi veren bir birim" haline getiren koşulların engellenmesi yönündeki mutlak gereklilik konusunda Adalet Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığını uyarmış, ancak bir netice alamamıştır.
3. Husumetlerin artması
17. Ocak 1999 tarihinden itibaren, ilgili jandarma görevlileri, tutukluların sürekli olarak ateşli silahlar bulundurdukları ve kadınlar koğuşunda tünel kazmaya başladıkları yönünde ihbarlar almaya başlamışlardır. Benzer ihbarlar, gardiyanların birkaç saat boyunca rehin alındıkları, Temmuz 1999 tarihine kadar devam etmiştir.
O zamana dek, jandarma güçleri, birçok defa müdahale etmeyi teklif etmişler, ancak idari makamlar, 4 ve 5 nolu koğuşlar ile kadınlar koğuşuna müdahale edilmesini sürekli reddetmişlerdir.
Bu olaya ilişkin başlıca bilgiler aşağıda özetlenmektedir.
18. AJBK, 19 Şubat 1999 tarihinde, ilgili mercilere şu hususları bildirmek amacıyla yazı göndermiştir:
"- Ulucanlarda etkili bir denetim yapılmaması sebebiyle, terör suçundan hüküm giyenler her istediklerini yapmakta özgürdürler;
- Kadınlar koğuşundaki kanalizasyon borularının incelenmesi sırasında, moloz yığınları bulunmuştur ve bu durum idareye bildirilmiştir; böylelikle 21 Ocak 1999 tarihinde, 18 metrelik bir tünel başlangıcı bulunmuş, ardından kapatılmıştır;
- Benzer çalışmaların 4 ve 5 nolu koğuşlarda da başlatıldığı yönünde şüphe duyulmasını gerektiren nedenler bulunmaktadır;
- Öte yandan, farklı cezaevlerinde bulunan "teröristlerin" gizlice sokulan cep telefonları yardımıyla kendi aralarında iletişimi sağladıkları ve bu yolla ortak eylemlerine son şeklini verdikleri bilinmektedir;
- Üstelik resmi aygıtlar ile fakslanan mesajlar, bu kişilerin stratejilerini geliştirmek için büro araçlarına da eriştiklerini göstermektedir."
19. 19 Temmuz 1999 tarihine kadar başka herhangi bir olay yaşanmamıştır. Söz konusu tarihte, saat 16.45 sularında, protesto eylemlerine son vereceklerini iddia eden, 1 ila 3 nolu koğuşlardaki tutuklular, Ulucanlar Müdür Yardımcısı ile başgardiyanın girmesine izin vermişler ve bu görevlileri saat 17.15e kadar rehin almışlardır. Herhangi bir yaralanma yaşanmamıştır.
20. NJE, ertesi gün, AJBK ile bölge komutanlıklarını, bu olay hakkında ve bu olayın ardından, isyancıların havalandırma yollarından geçerek, çatıların kontrolünü ele geçirmeye çalıştıkları ve nöbetçi infaz koruma memurlarını geri çekilmeye zorladıkları; aynı zamanda bir adet gaz ocağını çaldıkları ve NJEye göre, muhtemelen güvenlik güçlerinin olası bir müdahalesine karşı saldırıya geçmek amacıyla koğuşlarında demir çubuklar ve sopalar sakladıkları yönünde bilgilendirmiştir (Mesaj No. HRK: 0621-2533-99 ).
Yine 20 Temmuz 1999 tarihinde, AJBK, solcu tutuklulara ayrılan 3 nolu alanda; 4 nolu koğuşta 32 kişi, 5 nolu koğuşta 81 kişi ve kadınlar koğuşunda 43 kişi olmak üzere, 47si PKK üyesi olan toplam 156 hükümlünün bulunduğu yönünde bilgi vermiştir (Mesaj No. HRK: 0621-2540-99). NJEye göre, söz konusu hükümlülerin diğerlerinin davranışlarını desteklememe ve müdahale gücü mensuplarının karşısında ayrılığa düşme ihtimalleri bulunmaktaydı ve 1, 2, 3, 6, 7, 10 ve 14 nolu koğuşlarda kalanlar ile memurların koğuşunda kalanlar da herhangi bir tehlike arz etmemekteydi. Buna karşın, NJEye göre, solcu tutuklular potansiyel olarak tehlikeliydiler, zira solcu tutukluların, çeşitli vesilelerle, jandarma görevlilerinin olası bir baskınına karşı kullanılmaya yönelik molotof kokteylleri yapmak amacıyla, çözücü, tutkal, mazot ve serum şişeleri kullandıkları bilinmekteydi.
21. Ertesi gün, NJE, kısa bir süre önce gardiyanların rehin alınması sırasında saldırganların kurbanlarının üniformalarını aldıklarını ve dolayısıyla bu üniformaları giyerek kaçmaya çalışıncaya kadar beklenmesi gerektiğini bildirmek için AJBKya yeniden yazı (Mesaj No. HRK: 0621-752-99) göndermiştir. Bu mesaj, bütün makamlara ve ilgili bütün kamu görevlilerine iletilmiştir (Mesaj No. HRK: 0621-2548-99 HRK).
22. 1 Ağustos ve 1 Eylül 1999 tarihleri arasında geçen süre boyunca, NJE, 4 ve 5 nolu koğuşlardaki tutuklular ile kadınlar koğuşundaki tutukluların, sayım yapılması, dışarıya çıkma yasağı ve kapıların kapatılması yönündeki uygulamalara tabi tutulmayı sürekli reddettikleri konusunda AJBKyı her gün uyarmıştır (Telgraflar No. HRK: 0621 ve devamı). Her mesaj, hemen diğer makamlara iletilmiştir.
23. 2 Eylül 1999 tarihinde, AJBK (Mesajlar No. HRK: 0621-3128-99 ve devamı) ve NJE (Mesajlar No. HRK: 0621-879-99 ve 880-99) tarafından dağıtılan faksların ardından, solcu tutuklular, kendilerine bitişik olan 7 nolu koğuş alanının duvarını yıkmışlar, söz konusu koğuşta kalan tutukluları boşaltmışlar ve bu yeri kuşatmışlardır. Akabinde, tutuklular, sayımların yapılmasına daha şiddetli şekilde karşı çıkmışlar, denetimleri aksatmışlar ve gardiyanların görevlerini yerine getirmesine engel olmuşlardır. Bu durum, yaklaşık yirmi gün sürmüştür.
Bu arada, istihbarat servisleri aynı tutukluların en az üç ateşli silaha, cep telefonlarına ve her çeşit uyuşturucu maddeye sahip olduklarını doğrulamıştır; bu servisler, aynı zamanda, yasaklanan eşya ve maddelerin cezaevine sokulmasını kolaylaştıran, bazı sahtekar gardiyanların isimlerini de ortaya çıkarmışlardır.
24. Yine 2 Eylül 1999 tarihinde, CTGM tarafından desteklenen Ulucanlar Cezaevi Müdürü, 4 ve 5 nolu koğuşlardaki solcu tutukluların suça yönelik davranışlarını yeniden bildirmiş ve düzeni yeniden sağlamak amacıyla jandarma güçlerinin müdahale etmesini talep etmiştir (Yazı No: M-1999/2-12).
Bununla birlikte, bu talebin hemen ardından, Adalet Bakanlığı, bu tür herhangi bir operasyonun başlatılmamasına karar vermiştir.
NJE, böylelikle, 7 nolu koğuşun işgalinin uzun süre devam edebilecek olmasına ve solcu tutukluların akşam sayımlarına karşı çıkmaya devam etmelerine rağmen, operasyonun iptal edildiğini AJBKya bildirmiştir (Telgraf No. 1999/2-12). Ulucanlarda görevli olan gardiyanlar ve jandarma devriyeleri, tedbir olarak takviye edilmişlerdir.
Ardından 3 Eylül tarihinde, ilgili bütün makamlar, operasyonun iptal edildiğine dair AJBK tarafından bilgilendirilmişlerdir (Mesaj No. HRK: 0621-3138-99).
Ertesi gün, jandarma istihbarat servisleri, cezaevlerinin tamamında, terör suçlusu hükümlülerin, tutuklu olarak bulundukları cezaevlerinden herhangi birine devletin müdahale etmeye çalışması durumunda farklı isyan eylemleri düzenlemek için hazırlandıkları konusunda AJBKyı (Mesaj No. ISTH: 3590-747-99) ve bölge komutanlıklarını bilgilendirmiştir.
25. 20 Eylül 1999 tarihine kadar, NJE, bu konuya ilişkin telgrafların sürekli olarak ilgili bütün makamlara iletilmiş olması sebebiyle, AJBKyı Ulucanlardaki durum hakkında günlük olarak bilgilendirmeye devam etmiştir. Bu mesajlardan; tüm bu süreç boyunca, 4, 5 nolu koğuşlardaki ve kadınlar koğuşundaki tutukluların 7 nolu koğuşu işgal etmeye ve sayımlara tabi tutulmayı reddetmeye devam ettikleri ve koğuşlara, avlulara ve yaşam alanlarına giriş kapılarının her türlü denetim yokluğunda açık kaldığı anlaşılmaktadır.
26. Cezaevi idaresi, 20 Eylül 1999 tarihinde, Ankara Cumhuriyet Savcılığından, o zamana dek aramalardan muaf tutulan, 4 ve 5 nolu koğuşlar ile kadınlar koğuşunda arama yapılmasını talep etmiştir. Aynı gün, Müdür Yardımcısı Ş.D., çatının havalandırma alanlarına tutuklular tarafından konulan kartonları kaldırırken, el yapımı lav silahıyla saldırıya uğramıştır.
Beş gün sonra, yetkililer, Ulucanlarda hüküm süren durumun münferit bir durum olmadığı sonucuna varmışlardır: farklı cezaevlerinde yatan elebaşılar, cep telefonları sayesinde kendi aralarında özgürce iletişim kurmuşlar ve bir dizi eş zamanlı isyan ve firar eylemi planlamışlardır. Bu olaya ilişkin olgusal unsurlar, özellikle NJE ve AJBK tarafından hazırlanan, ardından diğerlerinin yanı sıra, Adalet Bakanlığına ve Ankara Cumhuriyet Savcılığına gönderilen, 7, 13 (Rapor No. HRK: 0627-926-99/877) ve 21 Eylül 1999 tarihli yerel raporlarda ortaya konulmuştur.
27. Bu yazılara göre, uzun bir süre denetime tabi tutulmayan, solcu tutukluların koğuşlarında, modeli bilinmeyen iki adet tabanca ve 2 nolu koğuşta bir adet Astra marka 9 mm çaplı tabanca bulunmaktaydı; diğer bütün yerlerde, infaz koruma memurları, D.S., F.D., H.U., A.D., D.A., P.G., S.K. ve G.Ç tarafından iç çamaşırlarında gizlenerek cezaevine sokulan, büyük miktarda esrar saklanmıştır; son olarak, SIM kartlar, infaz koruma memuru G.S. tarafından temin edilmiştir. NJE ve AJBKnın görüşüne göre, bu personeli derhal mevcut görevlerinden almak ve diğer cezaevlerinde görevlendirmek gerekmekteydi.
28. Yine bu raporlara göre, - 2 Eylül 1999 tarihinden bu yana isyancıların kontrolü altında bulunan - 7 nolu koğuşun denetimi artık mümkün olmamıştır ve bu koğuşta kalan tutuklular, bundan böyle, her türlü eylemi başlatabilecek bir durumda bulunmaktaydılar. Dahası, 3 nolu alanda otoritenin sağlanamaması nedeniyle (yukarıda 11. paragraf), raporlara göre, tutukluların toplu halde kaçmak amacıyla tünel kazma çalışmalarına yeniden başlama ihtimalleri bulunmaktaydı.
Bu bağlamda, raporlarda, "teröristlerin" koğuşlarında kalan tutuklular arasından 73 kişinin tıbbi bakımlarının sağlanması amacıyla Ankaraya sevk edilen tutuklular olduğu belirtilmiştir. Bu kişiler, üyesi oldukları yasadışı örgütlerin talimatlarına uyarak, ilgililerin geri dönmelerini engellemeyi başarmışlar ve 3 nolu alanda gruplaşmışlardır. Raporlarda, bu 73 tutuklunun normalde bulunması gereken cezaevlerine acilen sevk edilmelerinin ciddi önem taşıdığı, aksi takdirde, her an bir isyan ya da çatışmaların çıkmasının beklenebileceği belirtilmiştir.
B. 26 Eylül 1999 tarihli operasyon
1. Hazırlıklar
29. Yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, 25 Eylül 1999 tarihinde, Ulucanlar İdaresi, solcu tutukluların kaldığı üç koğuşu denetlemek üzere görevlendirilmiş olan cezaevi personelini korumak amacıyla AJBKdan yardım talep etmiştir.
Bu bağlamda, gizli olarak sınıflandırılan, 15541 sayılı eylem planı hazırlanmış, ardından bölge komutanlıklarına, valiliğe, savcılığa, Ankara Emniyet Müdürlüğüne ve Milli İstihbarat Teşkilatına gönderilmiştir. Bu plana göre, 26 Eylül 1999 tarihinde, saat 04.00ten itibaren, Ulucanlar kuşatılarak, genel bir aramaya tabi tutulacaktır ve savcının talep etmesi durumunda, o zamana dek solcu tutuklular tarafından diğer cezaevlerine engellenen sevkler de sağlanabilecektir.
30. Somut olaya ilişkin kısımları bakımından, bu plan aşağıdaki unsurlara dayandırılmıştır:
"- Müdahale gücü, NJEde görevli 10 asker, 5 komando birliği, 1 acil müdahale birliği, 1 özel harekat birliği ile 16 subay, 22 astsubay ve 21 sözleşmeli çavuş ve jandarma bölge komutanlıklarına bağlı 201 askerden oluşturulacaktır;
- İhtiyacı karşılayan her komutanlık bünyesinde, askerler, arama usulü ve suç eşyalarını arama konusunda eğitim alacaklardır;
- Operasyona katılmakla görevlendirilen gardiyanlar, komutanların emirlerine tabi olacaklardır;
- Arama ekiplerinin güvenliğini sağlamak ve silahlı direniş durumunda müdahale etmek amacıyla, rütbeli askerler görev silahlarıyla müdahale edebilecekler ve silahları ellerinden alınmaması için gerekli tedbirleri alabileceklerdir;
- Aramalar sırasında, koğuşlar arasındaki geçişler engellenecek, cezaevine dışarıdan yapılan tüm girişler ve iletişim araçları kontrol edilecek, ve savcılar ve komutanlar dışında herhangi bir kimsenin girmesine veya çıkmasına izin verilmeyecektir;
- Aramalar sırasında, 4, 5 ve 7 nolu koğuşlar ile kadınlar koğuşuna öncelik verilecektir;
- Hiç kimse tutuklularla tartışmayacak ya da tutuklular tarafından herhangi bir olay çıkarılmasına izin verilmeyecektir ve psikolojik baskı kurmak amacıyla sert ve kesin bir tutum benimsenecektir;
- Koğuşlarda, "grup liderleri" olarak isimlendirilen tutuklular özellikle gözetim altında tutulacak ve diğerlerini kışkırtmaları engellenecektir;
- Olay yerinde bulunan tüm suç eşyaları envantere kaydedilecek ve muhafaza edilecektir;
- Operasyon sırasında muhtemelen yaralanabilecek olan tutuklular, öncelikle cezaevi revirinde tedavi edilecekler, ardından şayet gerekirse bir hastaneye sevk edileceklerdir."
31. Yardımcı kuvvetle ilgili olarak, plan, bu kuvvetin; 1 subay, 4 astsubay, 4 sözleşmeli çavuş ve 50 asker ve yeterli sayıda polisle birlikte, 1 jandarma komando birliğinden oluşturulması gerektiğini ve bu unsurların harekete geçmek için hazırlanarak NJEnin karargahında toplanmalarını öngörmekteydi.
Diğer yandan, iki adet video kamera ve bir adet fotoğraf makinesine sahip olan, Jandarma İstihbarat Müdürlüğüne bağlı iki ekibin hazır bulunması, kameramanlardan birinin 3 nolu kulede çalışması, diğer kameramanın ve fotoğrafçının içeride çalışması öngörülmüştür. Özel kuvvetlere bağlı 4 birlik, 1 bomba imha ekibi ve kriminal ve narkotik personellerinin tamamının da hazır bulunması gerekmekteydi.
32. Operasyona ilişkin talimatlar aşağıdaki gibidir:
"- Görevli personelin tam teçhizatlı giyinmesi ve bütün görev silahları ve mühimmatlar ile coplar, kalkanlar ve fiberglas kasklar da dahil olmak üzere, bütün donanımlara sahip olması gerekecektir.
- Her birliğin aynı zamanda maksimum sayıda meşale ve en azından bir balyoz, bir kazma ve bir keskiye de sahip olması gerekecektir;
- İlgili komutanlıklar, kelepçeler (komutanlık tarafından en az on çift), kalkanlar ve gaz maskeleri ile yangının meydana gelebileceği durumlar için yangın söndürücü (komutanlık tarafından en az iki adet) gibi malzemeleri tedarik etmekle yükümlüydüler;
- Görevin uzayabilecek nitelikte olması nedeniyle, yeterli miktarda yiyecek erzakının sağlanması gerekecektir;
- Operasyondan bir saat önce, bir hekim ve asistanları ile birlikte bir ambulansın il komutanlığının hizmetine sunulması gerekecektir."
2. Operasyon
33. 26 Eylül 1999 tarihinde sabahleyin saat 04.00 sularında - veya, bazı tutuklulara göre, saat 03.30 civarında -, Yarbay A.Öz.ün emirleri doğrultusunda konuşlandırılan jandarma müdahale birlikleri, Ulucanları kuşatmışlardır. Polis memurları, binanın dış güvenliğini sağlamak amacıyla dışarıda kalmışlardır.
4 ve 5 nolu koğuşlarda ve kadınlar koğuşunda öngörülen aramalara dair tutukluları bilgilendiren - varlığı ve içeriği taraflar arasında tartışma konusu olan - uyarılara rağmen, şiddet tırmanışa geçerek, hızla isyana dönüşmüştür.
Böylelikle, Ulucanlar, jandarma güçleri ve solcu tutuklular arasında, özellikle 4 nolu koğuş alanında çıkan çatışmalara sahne olmuştur. Aşağıdaki anlatım; saat 17.00 ve 18.00 arası, operasyon sonrası düzenlenen beş tutanakta, bazı belirsizliklerin bulunmasıyla birlikte ifade edilenlerin bir özetidir.
a) Müdahale
34. Jandarma görevlileri, içeriye girer girmez, saat 04.15 sularında, 4, 5 ve 6 nolu koğuşların çatıları arasında bulunan gözetleme kulelerine geçmişlerdir; her koridorun sonunda gözcülük yapan iki "terörist" gözlerine ilişmiştir; söz konusu kişiler, askerleri gördüklerinde, jandarma görevlilerine kapıyı açan gardiyana "Hain!" diye bağırmışlar, ardından da koğuşlarına doğru kaçmışlardır.
"Teröristler", ana koridor, "terörist" kadınların koğuşu ile 4, 5 ve 7 nolu koğuşların giriş kapılarını kendi arkalarından kilitlemişlerdir. Jandarma görevlileri, eğer arama yapmalarına izin verilirse, başlarına herhangi bir şey gelmeyeceği yönünde isyancıları ikna etmeye çalışmışlar, ancak başarısız olmuşlardır. İsyancılar, "Devrimci tutsaklar teslim alınamaz! - Hadi, cesaretiniz varsa gelin! - Yaşasın bağımsızlık mücadelemiz" şeklinde sloganlar atarak cevap vermişlerdir.
İkinci giriş kapısının önünde, arama birliklerini korumakla görevli jandarma güçleri, özellikle molotof kokteylleri ve beton parçaları atılarak saldırıya uğramışlardır. Astsubay M.E.nin üniforması alev almıştır (bununla birlikte, ismi Ek IIde belirtilen yaralılar arasında yer almamaktadır).
Söz konusu durumun kötüye gitmesi dikkate alınarak, tüm cezaevi personeli jandarma birliklerinin arkasına saklanmıştır.
Komutan A.Özün uyarılarını önemsemeyen "teröristler", "Tutsaklar asla teslim alınamaz - Onlar ölünceye dek direneceklerdir" şeklinde sloganlar atmaya devam etmişlerdir. Yarım saat sonra, teröristler, gaz ocakları yardımıyla yapılan lav silahlarıyla jandarma görevlilerine saldırmışlardır. Jandarma görevlileri de bu saldırıya karşı güçle karşılık vermişlerdir.
b) Kadınlar koğuşunun denetimi/kontrolü
35. Atılan taş, odun ve kömür parçaları altında, jandarma görevlileri, öncelikle ana koridordaki barikatları devirmişler, ardından da kadınlar koğuşunun giriş kapısını balyozla yıkmışlardır.
Askerler koğuşun yaşam alanını kuşatmaya hazırlanırken, dört veya beş isyancı demir çubuklarla askerlere vurmaya çalışmışlar, ardından el yapımı lav silahıyla askerleri hedef almışlardır. Böylelikle yangın başlatılmıştır. Güvenlik güçleri, koğuşlarındaki isyancıları geri püskürtmek amacıyla göz yaşartıcı bombalar kullanmışlardır. Yaşam alanı kuşatıldığında, jandarma görevlileri bazı kadın tutukluların üst katta sloganlar attıklarını duymuşlardır. Bu tutuklular boyun eğmeyi reddetmişler ve molotof kokteylleri ile karşılık vermişlerdir.
Jandarma görevlileri, bu alandaki bütün barikatları devirmişler ve üst kata giden merdivenlere doğru yönelmeden önce olay yerini incelemişlerdir. Bu merdivenlere dolaplar ile barikat kuran isyancılar taşlar atmışlardır. Jandarma görevlileri, kendilerini kalkanlarıyla koruyarak, bu merdivenlerden kurtulmayı başarmışlardır. Jandarma görevlileri, koğuşlara geri dönmeye çalıştıklarında, üzerlerine çamaşır suyu püskürtülmüş ve taşlar, kırım cam ve fayans parçaları ile yiyecek kavanozları atılmıştır.
Sandalyeler, masalar ve somyalarla girişi engelleyen kadın tutuklular, taşlar ve molotof kokteylleri atmaya başlamışlardır. Kadın tutuklular, dışarıya yığılan şilteleri ateşe vermişlerdir. Böylelikle, bütün alanın tamamen dumanla kaplanması sebep olan, durdurulması güç bir yangın meydana gelmiştir. Jandarma görevlileri çatıların üzerine konuşlandırılan itfaiyecileri yardıma çağırmışlardır.
Bu sırada, bir yetkili, jandarma görevlilerine, içeride dört PKK üyesinin bulunduğunu, bu kişilerin tahliye edilmesi gerektiğini, ancak isyancıların çıkmayı reddettiklerini söylemiştir. Uyarılar bir kez daha sonuçsuz kalmış ve "terörist" kadınlar daha saldırgan hale gelmişlerdir; kadınlar, merdivenlerin karşısında kapı arasından, lav silahları, şişler ve cam kırıklarıyla doğrudan jandarma görevlilerinin yüzlerini hedef almaya başlamışlardır. Bu olay sırasında, video kaydı yapmakla görevli Astsubay S.D., bir cam parçasıyla elinden yaralanmıştır. Jandarma görevlileri, göz yaşartıcı gaza ve itfaiyecilerin püskürttüğü suya maruz kalan isyancıların köşesinde yeniden toplandıkları diğer odayı kuşatmak amacıyla yan odanın kapısını yıkmışlardır; jandarma görevlileri girdiğinde, isyancılar yine teslim olma çağrılarını önemsemeyerek, demir çubuklar, taşlar ve şişlerle son kez saldırıda bulunmuşlardır. Jandarma görevlileri, bu saldırıyı durdurmak için güce başvurmuşlardır. Bazı kadınlar, şişle kalçasından yaralanan asker, K.Uça ve sırasıyla karnından ve sağ elinden yaralanan askerler, A.Gök ve M. Ayd. gibi hafif yaralanmışlardır.
Saat 07.15 sularında, kadın tutuklular, birer birer zorla dışarı çıkarılmışlardır. Koğuşlarında birçok bıçak bulunmuş ve kamera çekimi yapılmıştır. Belgelere göre, bu olay sırasında, kadın tutuklular ya da jandarma görevlileri ateşli silah kullanmamışlardır.
c) 4, 5 ve 7 nolu koğuşların denetimi/kontrolü
36. Diğer müdahale birlikleri, 4,5 ve 7 nolu koğuşların giriş kapılarının arkasındaki barikatları dağıtmaya çalıştıkları sırada, çok şiddetli bir direnişle karşılaşmışlardır. Jandarma görevlilerine 7 nolu koğuş alanına ilerledikleri sırada, barikat kuran "teröristler" ateş açmışlar, molotof kokteylleri ve taşlar atmışlar, ardından 4 nolu koğuşa geri çekilmişlerdir. Bu geri çekilme, jandarma görevlilerinin, isyancılardan ayrıldıklarını daha önce cezaevi idaresine bildirmiş olan, PKK üyesi(7) 29 tutukluyu 5 nolu koğuştan tahliye etmelerine imkan sağlamıştır.
Böylelikle 4 nolu koğuşa kapatılan isyancılar, çatıların üzerine çıkmaya çalışmışlar, ancak cop darbeleriyle buna engel olunmuştur. İsyancılar, bununla birlikte, şilteleri ateşe vererek, bu koğuşta yangın çıkarmayı başarmışlardır. Bazı jandarma görevlilerinin boğulmak üzere olmaları sebebiyle, bu alanı kontrol altına almak amacıyla takviye ekipleri talep edilmiş; buraya birçok göz yaşartıcı bomba atılmış ve böylelikle bir grup "terörist" söz konusu koğuşun yaşam alanına doğru kaçmak zorunda kalmıştır. Teslim olma uyarılarına rağmen, etrafı sarılan "teröristler", "Faşistler, sizin hepinizi öldüreceğiz! - Lav silahlarını getirin, onları yakın!" şeklinde sloganlar atarak ateş etmişlerdir. Bir mermi, Uzman Çavuş M.İ.yi karnından yaralamıştır.
6 ve 7 nolu koğuşların çatısına ve 3 nolu gözetleme kulesine konuşlandırılan jandarma görevlileri, itfaiyecilerin tazyikli su ve (yangın söndüren) köpük sıktıkları sırada, göz yaşartıcı bombalar ve görev silahlarıyla karşılık vermişlerdir. Ardından, jandarma görevlileri, "teröristlerin" arkadaşlarının cesetlerini götürmek için yaşam alanı ve koğuş arasında gidip geldiklerini görmüşlerdir; özellikle gaz ve köpükten etkilenen ve yaşam alanının gizli köşelerine çömelen "teröristler" kolayca yakalanmışlardır.
Gaz nedeniyle görünürlük az olmasına rağmen, jandarma görevlileri bazı "teröristlerin" gitmek için çıkışa doğru yaklaştıklarını görmüşlerdir; aynı anda, "Hainler! Korkaklara ateş edin!" çığlıklarının ardından koğuşun içerisinde "arka arkaya ateş edilmiştir". Yalnızca iki ya da üç "terörist" koğuştan çıkmayı başarmıştır; diğer altı ya da yedi kişi, kendi arkadaşları tarafından öldürülmüştür.
4 nolu koğuşun giriş kapısının arkasında yeniden barikat kuran, isyancıların geri kalanı, jandarma görevlilerini taşlar, demir çubuklar, sopalar ve lav silahlarıyla yaralamaya çalışmışlardır; söz konusu isyancılar yerden topladıkları göz yaşartıcı bombaları jandarma görevlilerine atmışlardır. Çatışmalar sırasında, astsubaylar, E.A. ve N.K., taşlar nedeniyle, sırasıyla kol ve burundan yaralanmışlardır; Çavuş C.D., sağ kaş kemerinden yaralanmış ve askerler, A.Ö. ve M.A.nın sırasıyla sağ küçük parmağında kırık ve sağ kaş kemerinde yaralanma meydana gelmiştir.
Bu giriş kapısının önüne konuşlandırılan jandarma görevlileri, bir isyancının üst kattaki pencerelerden birinden elinde bir tabancayla kendilerini tehdit ettiğini görmüşlerdir. Jandarma görevlileri, bu kata çıkarak kapıya yaklaştıklarında, daha sonra aralarından birinin Mu.Gök. olduğu tespit edilecek olan "teröristler", bu pencerelerden rastgele ateş etmişlerdir. Bu saldırı sırasında, mermilerden biri Astsubay Ü.S.yi ağır yaralamış ve bir diğeri Çavuş A.E.nin kaskını delip geçmiş ve ilgilinin nefesini kesmiştir; "teröristler", Yüzbaşı Z.E. ile Çavuş H.S.yi de mermiyle yaralamışlardır.
Saat 10.00 sularında, jandarma görevlileri, isyancıların bu alandan kaçmaya çalıştıkları sırada, 4 nolu koğuşu kontrol altına almışlardır; tutuklu A.D., tutuklulara göre arka arkaya ateş edilmesi sonucu saat 11.30 civarında hayatını kaybetmiştir.
Bu olay, operasyonun sona erdiğine işaret etmiştir.
C. Operasyon sonrası
1. Ölen ve yaralananların bilançosu
37. 4 nolu koğuşa yapılan saldırının ilk on dakikası boyunca, tutuklular, Halil Türker ve Abuzer Çat (Başvuranlar, Selame Türker ve Hasan ve Hüseyin Çatın yakınları) öldürülmüşlerdir; bu tutukluların cansız bedenleri 4 nolu koğuşun yaşam alanında bulunmuştur. Ümit Altıntaş (Başvuran Melek Altıntaşın yakını) ise yine aynı koğuşun içerisinde yaklaşık yarım saat sonra ölü bulunmuştur.
Başvuranların ve tutukluların ifadelerine göre, Önder Gençaslan (Başvuran Ali Gençaslanın oğlu), Mahir Emsalsiz (Başvuran Mehiyet Emsalsizin oğlu) ve Zafer Kırbıyık (Başvuran Firdevs Kırbıyıkın erkek kardeşi), bu karışıklık içinde, daha sonra yaralanmalarına bağlı olarak hayatlarını kaybetmişlerdir.
38. Resmi anlatım şekline göre, mermi nedeniyle bacağından yaralanan Nevzat Çiftçi (Başvuran Hanım Çiftçinin eşi) götürüldüğü hastanede hayatını kaybetmiştir. Başvuran taraf ile bazı tanıklara göre, N. Çiftçi ve İsmet Kavaklıoğlu(8) (Başvuran Şaban Kavaklıoğlunun oğlu) darp edilmişler, ardından operasyon sonrası ayrı bir odada öldürülmüşlerdir; birçok tutuklu hamamdan İsmet Kavaklıoğlunun çığlıklarını duymuştur. Ateşli silahla herhangi bir şekilde yaralanmamış olan A.S. isimli biri de hamama sürüklendikten sonra aynı kaderi yaşamıştır.
Hükümet, olaylara ilişkin yukarıda belirtilen resmi anlatım şekliyle yetinerek, bu iddiaları kabul etmemektedir.
39. Bilanço şu şekildeydi: Tutuklular tarafında, on ölü ve yaklaşık yetmiş yaralı bulunmaktaydı ve bu yaralılardan dördünün hayati tehlikesi bulunmaktaydı; güvenlik güçleri, biri ağır olmak üzere on beş askerin yaralanmasından yakınmışlardır.
Resmi anlatım şekline göre, söz konusu durum tamamen kontrol altına alındığında, zarar görmemiş olan tutuklular hücrelere konulmuşlardır. Jandarma görevlileri, yaralanan on sekiz "teröristi" (isimleri belirtilmeyen) cezaevi revirine götürmüşlerdir. Birçok başvuran (B listesi) da dahil olmak üzere diğerleri, altı saat boyunca hamamda tutulmuşlar ve farklı hastanelere sevk edilmeden önce burada kendilerine ilk tıbbi bakımlar sağlanmıştır.
Yaralanan başvuranlara göre, bununla birlikte, söz konusu yerde ve bu yere giden 200 metrelik mesafede, her tarafa sıralanan jandarma görevlileri ve gardiyanlar tarafından sürüklenmişler, ayaklar altında ezilmişler ve tartaklanmışlardır. Hamamda, jandarma görevlileri ve gardiyanlar, söz konusu başvuranları darp ederek veya yaralarına vurarak ve "Bu neden hala gebermedi? - Senin arkadaşlarından üçünü öldürdük, şimdi sıra sende! - Hastaneye gitmek yok, senin işini burada bitireceğiz!" gibi sözler söyleyerek, kendilerini soyunmaya ve hatta yere yatmaya zorlamışlardır. Jandarma görevlileri, yaralıları merdivenlerden itmişler veya bilerek hemen düşürülmeleri için sedyelerin üzerine koymuşlardır. Bu işkenceleri yapanlar arasında, DHKP-C terör örgütüne üye oldukları gerekçesiyle hüküm giyenler tarafından iyi bilinen, Ankara Emniyet Müdürlüğü, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlileri bulunmaktaydı.
Operasyonun sonunda, tutukluların geri kalan kısmının diğer cezaevlerine sevkleri de gerçekleştirilmiştir.
40. Operasyon sırasında yaralanan görevlilere ilişkin tıbbi bilgiler, Ek IIde özetlenmektedir.
Dosyadan, somut olayda jandarma görevlilerinin, - mevcut uygulamada olduğu gibi - Ankara Adli Tıp Kurumuna götürülmek yerine, GATA Askeri Hastanesinde muayene edildikleri ve aynı hastanenin kendileri hakkında tıbbi raporlar düzenlediği anlaşılmaktadır.
Bu raporlara göre, mermiyle yaralanan jandarma görevlileri, M.İşl., H.Sar. ve Ü.Soy.un durumu, Ü.Soy.un hayati tehlikesinin olduğu dikkate alındığında, sırasıyla on, on ve yirmi beş günlük nekahet dönemlerini gerektirmiştir.
Asker Z.Eng. hakkında düzenlenen tıbbi raporun aksine, 1 Aralık 1999 tarihli ve 1999/79635 sayılı iddianamede (aşağıda 136. paragraf), bu asker ateşli silahla yaralanan görevliler arasında yer almaktadır.
Yine söz konusu raporlara göre, askerler, A.Er.,A.Gök. ve K.Uça.nın durumu herhangi bir iş göremezlik raporu gerektirmemiştir. Diğer jandarma görevlileri, C.Doğ., M.Abd. ve M.Ayd. için üç gün; N.Kar., S.Dağ. ve Ş.Süm. için beş gün ve E.Ayd. ve M.Özk. için yedi gün iş göremezlik raporları düzenlenmiştir.
41. Başvuranların hayatını kaybeden sekiz yakınına ilişkin tıbbi unsurların tamamı (A listesi) Ek IIIde özetlenmektedir.
Bu unsurlara göre, başvuranların hayatını kaybeden sekiz yakınının tamamı, farklı tipteki ateşli silahlardan gelen mermiler nedeniyle yaralanarak hayatını kaybetmiştir. Bu olayı dikkate alarak, Alt Komisyon (yukarıda 7. paragrafın son cümlesi (in fine)), somut olayda izlenen otopsi ve patolojik bulguları tespit etme yöntemlerinin yeterliliği hakkında karar vermesini talep ederek, beş adli tıp hekiminden oluşan bir kurulu görevlendirmiştir. Söz konusu kurul, özellikle personel eksikliğini ve kötü çalışma koşullarını göz önünde bulundurarak, bu muayenelere katılan sağlık personeline atfedilebilir herhangi bir ağır kusurun bulunmadığı sonucuna varmıştır. Ancak, bu kurul, "Minnesota Otopsi Protokolü" tarafından ortaya konulan ilkelere rağmen, adli tıp hekimlerinin, cesetlerin deri ve deri altındaki dokularını ayrıntılı olarak incelemeyi ve histopatolojik araştırmalar için travmatik yaralardan ve yanıklardan parçalar/numuneler almayı ihmal ettiklerini saptamıştır. İlk bakışta (a priori) kimyasal maddelerin sebep olduğu bu yanıkların nedeni hakkında şüphelerin bulunduğunu ileri sürerek, söz konusu kurul, cesetlerin üzerinde tespit edilen yaraların bir kısmının genel anlamda öldürücü veya işkence eylemleri olarak nitelendirilen eylemlerle bağlantılı olması sebebiyle, amaca yönelik nekropsilerin öngörülmemesinden şikayet etmiştir.
42. Klinik tabloları Ek IVde belirtilen yaralı başvuranlara (B listesi) ilişkin olarak, Fatime Akalın, Sibel Aktan (Aksoğan), Şerife Arıöz, Gönül Aslan, Esmahan Ekinci, Zeynep Güngörmez, Başak Otlu, Fadime Özkan, Derya Şimşek ve Edibe Tozlu ile Aydın Çınar, Murat Ekinci, Murat Güneş, Gürhan Hızmay, Ertuğrul Kaya ve Cemaat Ocaka ilişkin tıbbi delillerin bulunmadığını kaydetmek gerekmektedir. Diğer yandan, İnan Özgür Bahara ilişkin tıbbi rapor, olayın ardından yaklaşık on bir ay sonra, 9 Haziran 2000 tarihinde sunulan şikayetin ardından elde edilmiştir (aşağıda 110. paragraf).
Bu başvuranlara ilişkin Adli Tıp Kurumunun vardığı sonuçlar, yukarıda belirtilen kurul tarafından da bazı yorumlara sebep olmuştur (yukarıda 41. paragraf):
"(...) 1. Yaralananlarda tespit edilen travmatik değişikliklerin bir kısmı, yaralayıcı bir nesneden kaynaklanan bir travma sonucu meydana gelen lezyonlara benzemektedir. Vücut üzerindeki dağılımları ve yön durumları ile şekilleri ve dereceleri dikkate alındığında, bu lezyonlar kısmen çatışmalar veya yakalamalar sırasında meydana gelmiş olabilecektir, ancak bu lezyonların tümünün operasyon sırasında meydana gelmesi tıbben anlaşılabilir bir durum değildir; bu lezyonların bir kısmı "paralel çizgiler şeklinde ekimozlardan ibarettir" ve uzunlukları dikkate alındığında, bu lezyonlar, uzun yaralayıcı nesne ya da nesnelerle doğrudan vurulması sonucu oluşan ve yandan görünüşü tümsekli (yuvarlak) olan yaralar olarak nitelendirilmektedir.
2. Yaraların iyileşmesinin, yaraların türüne, bulundukları yerlere ve her bireye özgü fiziksel özelliklere bağlı olması sebebiyle, ateşli silahlarla hangi yaraların ya da travmatik değişikliklerin ilk kez meydana geldiği hususunda tıbbi bir görüş sunmak mümkün değildir.(...)"
43. Ek IV, aynı zamanda, düzenlenen işgöremezlik raporlarının gün sayısına göre başvuranlara (B listesi) ilişkin yedi kategorinin belirtilmesine de imkan sağlamaktadır. Söz konusu durum aşağıdaki gibidir:
"- Halil Doğan ve Veysel Eroğlu için bir gün;
- Mustafa Selçuk, Özgür Soylu, Cem Şahin, Sadık Türk, Kemal Yarar ve Yahya Yıldız için beş gün;
- Cenker Aslan, Resul Ayaz, Songül Garip, Aynur Sız, Cemile Sönmez, Sevinç Şahingöz, Barış Gönülşen ("on gün içinde iyileşme" ibaresiyle birlikte) ve Devrim Turan için yedi gün;
- Gürcü Çakmak, Bülent Çütçü, Yıldırım Doğan (25 Aralık 2000 tarihli iddianameye göre on beş gün - aşağıda 113. paragraf), Filiz Gülkokuer, Hayriye Kesgin, Mehmet Kansu Keskinkan, Önder Mercan (Yukarıda anılan iddianameye göre, üç gün), Duygu Mutlu ve Filiz Uzal (Soylu) için on gün;
- Ercan Akpınar, Serdar Atak, Küçük Hasan Çoban, İlhan Emrah, Erdal Gökoğlu, Savaş Kör, Behsat Örs ve Ertan Özkan için on beş gün; ve
- Nihat Konak ve Özgür Saltık ile hayati tehlikeleri bulunan, Haydar Baran ve Enver Yanık için yirmi beş gün."
2. Olay yerinde bulunan suç eşyaları
44. İlk iki arama tutanağından, koğuşlarda bulunan suç eşyalarının çok sayıda olması dikkate alınarak, bu eşyalara ilişkin daha sonra envanter düzenlenebilmesi amacıyla kamera çekimi yapılmasına karar verildiği ve subayların, infaz koruma memurlarını Ulucanlara silahların sokulmasından sorumlu olmakla suçlanmaları üzerine, ilgililere uyarı cezaları verildiği anlaşılmaktadır. Söz konusu envanterde aşağıdaki eşyalar sıralanmaktaydı:
"- 1 adet AMD-65(9) (Seri No. EO 3841) saldırı tüfeği ve 4 adet mermiyle birlikte şarjörü, 1 adet 16 kalibre kısa namlulu av tüfeği ve 8 adet fişeği (bunlardan üçü boştur), 1 adet "Saddam Baretta"(10) (Seri No. 31302622) tabanca ve 2 adet şarjörü, 1 adet "14lü Baretta(11)" tabanca (Seri No. 245PY74657) ve şarjörü, 1 adet Mab yarı otomatik tabanca (Seri No. D 561777) ve 3 şarjörü, 2 adet el yapımı kalem tabanca, 2 adet "susturucu"(12), 76 adet Kalaşnikof kovanı, 56 tanesi kullanılmış olan, 113 adet 9 mm tabanca mermisi, 90 adet G-3 tüfeği kovanı, 10 tanesi kullanılmış olan, 25 adet 7.65 mm mermi, 3 adet 8 mm beyaz mermi, 35 adet mermi, 2 adet şarjör kılıfı/kutusu;
- 29 adet bıçak, 24 adet maket bıçağı, 73 adet kargı, 2 adet pala, 1 adet tahta kama, 97 adet muhtelif yaralayıcı nesne, 1 adet demir çubuk, 1 adet tahta tokmak, 2 adet sopa, 15 adet sapan;
- 3 adet kullanılmamış molotof kokteyli, 7 adet gaz ocağı, 18 adet el yapımı gaz maskesi, 15 adet patlayıcı barut paketi, 1 adet el yapımı göz yaşartıcı bomba, çeşitli çözücüler ve yanıcı maddeler;
- 1 adet kaynak makinesi, 1 adet matkap, 10 adet keskin alet, 30 adet çivi, 6 adet keski, farklı boyutlarda 39 adet testere, 1 adet tornavida, 1 adet sıva malası;
- 15 adet silah (Kalaşnikof, M-16 ve tabancalar) ve 17 adet bomba, 1 adet tek gözlü dürbün, 2 adet cop, 3 adet sahte eğitim sopası;
- 3 adet cep telefonu ve aksesuarları, gizli bir oyuğu bulunan sahte bir kitap ve 7 adet maymuncuk."
45. Gün içerisinde daha sonra düzenlenen üçüncü ve dördüncü tutanaklarda, yine yukarıda belirtilen Tarık marka yarı otomatik tabancanın (Seri No. 31302622), yedi ya da sekiz mermiyle ateş ettikten sonra 4 nolu koğuşa geri çekilen tutuklu, Mu.Gök tarafından kullanıldığı belirtilmiştir (yukarıda 36. paragrafın son cümlesi (in fine)). Ertesi gün düzenlenen diğer iki tutanakta, şarjöründe bir mermiyle birlikte 9 mm yarı otomatik Star tabancanın bulunduğu ifade edilmiştir.
46. Diğer dört arama, 2 ve 6 Ekim 1999 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Bu arama, şunların da bulunmasını sağlamıştır:
"- 21 cmlik bir ağızla birlikte 1 adet av bıçağı ve kutusu/kılıfı (2 Ekim);
- 500 ila 1000 gr. ağırlığında 20 adet çimento torbası, 8 paket döşeme taşı, 2 paket alçı, 4 adet çelik bıçak ağzı;
- 20 metrelik telefon kablosu (4 Ekim); ve
- 19 cmlik bıçak ağızlarıyla birleştirilen, böylelikle kazma/balta haline getirilen, 54 cmlik 4 adet demir boru (5 Ekim)."
47. Yukarıda belirtilenler dikkate alındığında, AJBKde görevli Komutan, Albay K.Bnin Alt Komisyon huzurunda verdiği aşağıdaki ifadeleri hatırlatmak önem arz etmektedir:
"(...) Biz planımızı hazırladık ve 26 Eylül sabahı Ulucanlara geldik; tutuklular ateşli silahlar ve lav silahları ile karşılık verdiler ve bıçaklı saldırıya uğradık; bu durumda (jandarma teşkilatına ilişkin) 2803 sayılı Kanunla verilen yetki uyarınca biz de silahlarımızı kullandık. Adamlarım yaralandılar ve maalesef, diğer taraftaki insanlar da yaralandılar ya da hayatlarını kaybettiler. Bu kişilerin ölümü beni derinden üzmektedir. Üzgünüm, çünkü orada herhangi bir silahın bulunmaması gerekirdi. Şayet orada herhangi bir silah bulunmasaydı, çatışmalar yaşanmazdı ve bu insanlar ölmezdi ve adamlarım yaralanmazdı (...). Bu olayın ardından, Adalet Bakanlığı, 5 Ekim 1999 tarihli bir yönerge(13) yayımlamıştır. Bu tarihten önce, biz (jandarma görevlileri) cezaevine giren infaz koruma memurlarını arama yetkisine sahip değildik; infaz koruma memurlarını arayanlar yine infaz koruma memurlarıydı. İki infaz koruma memuru olduğumuzu ve (...) hükümlülerle ilişkiler kurduğumuzu düşünün. Ne tür ilişkiler söz konusu olabilir? Maddi, parasal veya ideolojik ilişkiler ya da korkuya dayalı ilişkiler söz konusu olabilecektir. Dolayısıyla, şayet "terör" örgütü, bu iki infaz koruma memuruna, dışarıdan birinin bir tabanca getireceğini ve kendilerinin bu tabancayı (gönderilen kişiye) vermeleri gerektiğini söylerse, bu durumda gardiyanlar kesinlikle itaat edeceklerdir. Cezaevine girdiğimde, beni arayan bir jandarma görevlisi değil, (kendi arkadaşımdır). Bir avukat geldiğinde, hiç kimse onu aramaz. Avukat, tutuklu ya da hükümlüyle baş başa görüşür, ardından yeniden gider; daha sonra tutuklu ya da hükümlüye yine üstü aranmaksızın hücresine kadar eşlik edilir. Kural gereği, bu tür eşyaların bu cezaevine sokulmaması gerekirdi (...). Bu cezaevinin başka bir özelliği de, açık cezaevi bölümüne bitişik olmasıdır. Açık cezaevinde, kişiler, dışarı çıkmakta, gezinmekte, diledikleri her şeyi yapmakta ve istedikleri her şeyi duvarın üzerinden kolaylıkla atmaya gelebilmektedirler Bu türden çok fazla olay vardır. Bir tutanak hazırladık ve cezaevi idaresini içeriye bir paketin atıldığına dair bilgilendirdik; (gardiyanlar) aradılar, ancak hiçbir şey bulamadılar. Bununla birlikte cezaevi yönetimine karışmamız mümkün değildi! (...)"
48. Müdahale Güçlerinin Komutanı, Yarbay A.Öz. ise şu yönde ifade vermiştir:
"Terör suçlusu hükümlüleri barındıran bölümde, altı ya da yedi yıldan bu yana hiçbir arama gerçekleştirilmemiştir (...). Bu bağlamda herhangi bir talepte bulunulmamıştır ve biz de hiçbir şey yapmadık, çünkü savcı bunu bizden hiçbir zaman talep etmedi. Sizin de bildiğiniz gibi, (...) ancak savcılığın ya da cezaevi müdürünün talep etmesi halinde içeriye müdahale edebiliriz.
(...)"
49. Bu görüşle ilgili olarak, NJEde görevli Komutan, Yüzbaşı D.Y.nin ifadesi şu şekilde özetlenebilmektedir:
"Bu hikaye, 2 Eylül (1999) tarihinde başlamadı; olayların başlangıcı uzak bir geçmişe dayanmaktadır. Yalnızca Ulucanlarda değil, "teröristleri" barındıran bütün cezaevlerinde, cezaevi idareleri, bu kişilere ayrılan bölümleri hiçbir şekilde kontrol altına alamamışlardır. Bu herkesçe bilinen bir gerçektir. Bu bölümlerde (...), "teröristler" sözlerini dinletmektedirler (...); bu durum televizyonda ve medya organlarında görülmüştür. Devletin savcısı, tutuklularla masaya oturur ve onlarla konuşur, ardından tutuklular savcıyı rehin alırlar ve istedikleri her şeyi elde ederler. Bu durumun inkar edilmesine rağmen, bu tür anlaşmaların bütün sayfaları gazetelerde yayımlanmıştır. (...); pek çok silah ve cep telefonunun cezaevinde elden ele dolaştığı aşikardı; olağan üst aramaları sırasında, infaz koruma memurları bir silahı şöyle bir inceleseler bile, korkudan hiç kimse silaha el koymaya cesaret edemiyordu (...) Askerlerin, "teröristlerin" koğuşlarında baskın yapmaları halinde bir olayın patlak vereceği kesindi (...), zira altı ya da yedi yıldan beri hiçbir asker arama için oraya girmemiştir (...). Çok sayıda personel, cezaevine silah, uyuşturucu (...) sokarken suçüstü yakalanmıştır."
3."Kaçış tünellerinin" başlangıçları
50. Jandarma görevlileri, 2 Ekim 1999 tarihinde, 5 nolu koğuşta beton zeminin ortasında, duvara 135 cm mesafede, 10-15 cm derinliğinde ve kendilerine göre, gelecekteki tünelin girişi olan 50 cm2lik bir oyuk bulmuşlardır. Oyuğun iç kısmı, tahta parçaları ve yorganlarla doluydu.
Daha sonra 4 Ekim tarihinde, jandarma görevlileri 7 nolu koğuşun zeminini incelemişlerdir. Jandarma görevlileri, mutfak köşesinde, çalışma planının altında, 85x35 cmlik bir alanın tuğlalarla kapatıldığını ve duvarların rengiyle uyum sağlaması için alçıyla sıvandığını tespit etmişlerdir. Jandarma görevlileri, tuğlaları yıkmışlar ve yerin 20 cm derinliğinde kazıldığını görmüşlerdir. Bunun bir tünel başlangıcı olduğu sonucuna varmışlardır.
Ardından 6 Ekim tarihinde, 5 nolu koğuşun yaşam alanının zemini incelenmiştir. Jandarma görevlileri, iki kavak ağacının dibindeki toprağı kazmışlar ve burada 50 cm x 100 cmlik bir tünel girişini kapsayan, 45 x 75 cmlik kontraplaktan yapılmış kapak şeklinde bir kapı bulmuşlardır; söz konusu kapı, yukarıda belirtilen oyuğun yönünde, 5 nolu koğuşun içerisine doğru giden, yaklaşık 7 metre uzunluğunda bir tünele açılmaktaydı. Tünelde dört adet el yapımı demir kazma, içinde 15-20 kg ağırlığında kazı kalıntıları bulunan bir çuval ile 15-20 kg ağırlığında bir moloz çuvalı bulunmuştur.
51. Alt Komisyon huzurunda, Bakanlık yetkilileri; 7 nolu koğuşun işgalinin yalnızca toplu bir firar hazırlığını kolaylaştırmayı amaçladığını; isyancıların, aynı amaçla, o zamana kadar gardiyanların koğuşlara girmelerini ve sayım yapmalarını engellediklerini ve operasyon sonrasında bulunan tünel başlangıçlarının da bunun bir kanıtı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu yetkililere göre, 2 Eylül ile 26 Eylül 1999 tarihleri arasında, cezaevi idaresi, söz konusu işgale son vermeye çalışmışlar, ancak bir netice alamamışlardır. Bu girişimlerin sonuçsuz kalması ve firarın yakın zamanda gerçekleşeceği yönündeki şikayetlerin/ihbarların artması sebebiyle bir operasyon başlatılması kaçınılmaz hale gelmiştir.
Alt Komisyon, tünellerin kazılmasıyla ilgili şikayetlerin/ihbarların, müdahale etme kararında şüphesiz önemli bir rol oynadığını kabul etmiştir; bununla birlikte, Komisyona göre, 5 ve 7 nolu koğuşların bulunduğu alanda tünel başlangıçları olarak gösterilen yerlerin özelliği tartışmaya açıktır. Alt Komisyon, iddia edilen 7 metrelik birinci tünelin 5 nolu koğuşun yaşam alanında başladığını ve bu koğuşun içerisine kadar uzadığını belirtmiştir. Oysa Komisyona göre, tutukluların gözetleme kulelerinden izlenen açık bir avluda tünel kazmaya cesaret etmeleri mantığa uygun değildir. 7 nolu koğuşun mutfağındaki çalışma planının arkasında tespit edilen ikinci kazı da, Alt Komisyona göre, bir kaçış tüneli kazısına pek de uymamaktadır.
D. Somut olayda açılan soruşturmalar
1. Meclis soruşturması
52. Alt Komisyon, 14 Ekim ve 2 Kasım 1999 tarihleri arasında, hemen Ulucanlara giderek, aralarında bazı başvuranların da bulunduğu çok sayıda tutuklu, cezaevi personeli, subaylar ve diğer hükümet yetkilileri ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle görüşmeler yapmıştır. 79 sayfası ihtilaf konusu operasyona ayrılan ve 120 sayfadan oluşan raporunda, Alt Komisyon, suçlayıcı nitelikte görüşler belirtmiştir.
53. Alt Komisyon, soruşturmalar sırasında karşılaşılan engelleri sıralamakla başlamıştır. Alt Komisyon, davayı incelemekle yetkili Ankara Cumhuriyet Savcısının öngörülen toplantıya katılmadığını ve üstelik adli tıp kurumları ve cezaevlerinin, operasyon sırasında gerçekleştirilen video kayıtları ve otopsiler sırasında çekilen fotoğraflar gibi, bazı maddi delilleri sunmayı reddettiklerini belirtmiştir. Alt Komisyon, olayların ardından çekilen birkaç fotoğrafı sunmakla yetinen askeri yetkililer bu tür bir görsel işitsel materyalin varlığını inkar etmiş olsalar bile, sorguya çekilen pek çok kişinin, operasyonun seyrinin gerçekte kayıt altına alındığını ve diğer yandan, "video kaydını gerçekleştiren astsubayın elinden yaralandığını" ileri sürdüğü yönündeki gerçeğin değişmeyeceğini kaydetmiştir.
Alt Komisyonun kendi bakış açısına göre, bu denli hassas bir davada kamuoyunu rahatlatma gerekliliğine rağmen, idarenin, mağdurların avukatlarına otopsilere katılma izni vermemesi delillerin gizlendiği yönündeki şüpheleri güçlendirmiştir.
54. Raporda, tanık ifadelerine ve mevcut olan diğer kanıtlayıcı unsurlara dayanılarak, ihtilaf konusu duruma özgü genel bir değerlendirme yapılan birçok özel bölüm bulunmaktadır.
a) 7 nolu koğuşun işgali
55. İsyana aktif olarak katılmayan tutuklulara göre, 7 nolu koğuşun işgali özellikle, idareyle koğuşların kapasitesinin çok düşük olması sorunu görüşme girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından bu durumu protesto etmeyi amaçlamaktaydı.
56. Alt Komisyonun kanaatine göre, 4 ve 5 nolu koğuşlardaki tutuklular şüphesiz kanuna aykırı davranmışlar, 7 nolu koğuşta bulunan arkadaşlarının haklarını ihlal etmişler ve eylemlerine son vermeyi reddederek, gerilimin tırmanmasına katkıda bulunmuşlardır. Ancak, Alt Komisyon, Ulucanlarda, mevcut olan on dokuz koğuştan yalnızca beşinin solcu tutuklulara ayrıldığını ve ilgilileri harekete geçirecek nitelikte aşırı kalabalık olma yönünde gerçek bir sorunun bulunduğunu belirtmiştir.
Alt Komisyon, 7 nolu koğuş 2 Eylül 1999 tarihinde kuşatılmış olsa bile, herhangi bir şekilde gereken zamanda müdahale etmeye çalışmaksızın, bu çapta bir operasyon başlatmak için yetkililerin neden yirmi dört saat beklediklerini açıklayan herhangi bir unsurun bulunmadığı kanısına varmıştır. Alt Komisyon ayrıca, gerilimin doruk noktasına ulaştığı sırada, Ulucanlardan sorumlu savcının neden izin aldığını ya da operasyonun neden Başbakanın resmi ziyarette bulunmak üzere ABDye gittiği gün başlatıldığını anlamaya imkan verecek herhangi bir unsurun bulunmadığını belirtmiştir.
b) Güvenlik güçlerinin karşılık vermesindeki amaç
57. Resmi anlatıma göre, koğuşlara girmeden önce, jandarma görevlileri isyancıları teslim olmaları yönünde gerektiği gibi uyarmış, ancak isyancılar ateşli silahlar, el yapımı patlayıcı maddeler, lav silahı haline getirilen gaz ocakları ve çeşitli keskin ve sivri uçlu aletlerle karşılık vermişlerdir. Bu bağlamda, isyancılar arasında bulunmayan tutuklular, gerçekte "Teslim olun! Teslim olanlara kötü davranılmayacaktır" gibi anonsların yapıldığını, ancak bu anonslara silah seslerinin karıştığını belirtmişlerdir. Güvenlik güçleri ise göz yaşartıcı bombalar atarak ve köpük sıkarak saldırıları durdurmaya çalıştıklarını, ancak tüm bunların el yapımı maskeler takan tutukluları durdurmadığını söylemişlerdir.
58. Alt Komisyona göre, bu resmi anlatımın aksine, 26 Eylül tarihli olaylar, jandarma güçlerine yardım eden cezaevi yetkililerine karşı koğuşta kalan tutukluların gösterdiği direnişle özetlenememektedir. Dahası, on kişinin ölümünün, jandarma görevlilerinin gelişigüzel karşılık vermesiyle açıklanması mümkün değildir.
Alt Komisyon, yirmi gün önceden bir planın hazırlandığını, olay yeri tespitlerinin gerçekleştirildiğini, söz konusu durumun cezaevi personeli ve yöneticileriyle detaylı şekilde tartışıldığını belirtmiştir. Alt Komisyona göre, operasyon, özel harekat güçlerini bile kapsayacak şekilde hazırlanmıştır. Yaralanan ve ölenlerin sayısı göz önünde bulundurulduğunda, devletin sorumluluğu altında bulunan tutukluların hayatını koruyabilecek nitelikteki tedbirlere öncelik verilmemesi nedeniyle, bu operasyonun ciddi bir başarısızlıkla sonuçlandığı kabul edilmiştir.
59. Alt Komisyonun kanaatine göre, operasyonu haklı gösteren gerçek nedenler arasında, diğer yandan; cezaevinde nöbetçi olan jandarma görevlileri de dahil olmak üzere, Ulucanların her düzeydeki yetkilileri ile tutuklular arasında uzun süreden beri var olan ciddi bir güven sorunu bulunmaktadır. Keza, sorguya çekilen bütün memurlar, "devletin bundan böyle cezaevlerinde herhangi bir denetiminin olmadığını" kabul ederek ifadelerine başlamışlardır.
Bununla birlikte, Alt Komisyonun ortaya koyduğu gibi, "denetim" kelimesine verilen anlam açık değildir. "Denetim" kelimesi, - bu tür durumların oldukça nadir olması sebebiyle - firarların önlenmesi ya da aramaların ve sayımların düzenli olarak yapılması anlamına gelmemekteydi; bir denetim; koğuşlar arasında tutukluların serbestçe dolaşmalarını engelleme, "terör" örgütlerine üye olanların cezaevindeki faaliyetlerini denetleme, bu örgüt liderlerinin otoritesini kırma ya da büyük miktardaki yiyecek maddelerinin cezaevine sokulmasını önleme amaçlarını da taşımamaktaydı.
Belirtilen tüm bu amaçlar, yalnızca cezaevlerindeki yapısal yetersizliği, kamu fonlarının yetersizliğini, cezaeviyle ilgili düzenlemedeki eksikliği ve cezaevi hayatının denetimine yönelik meşru bir ihtiyacın var olmadığını doğrulamıştır.
60. Bu hususta, Alt Komisyon, ifadeleri dinlenen tutukluların, cezaevi yetkilileri ve Adalet Bakanlığı ile imzaladıkları "anlaşma protokolünden" doğan haklarının inkar edildiğini ileri sürdüklerini bildirmiştir.
Alt Komisyon; Adalet Bakanlığı, bu tür bir belgenin varlığını resmen yalanlarken, cezaevi yöneticilerinin büyük bir kısmı ile tutukluların, bu operasyona kadar, 22 madde içeren söz konusu protokolün savcının odasında muhafaza edildiğini ve operasyonun ardından, bu belgenin bulunamadığını ifade ederek, söz konusu belgenin varlığını doğruladıklarını belirtmiştir.
Alt Komisyona göre, insan haklarına ilişkin güncel gerekliliklerle pek de uyumlu olmayan, cezaeviyle ilgili düzenlemenin etkin şekilde uygulanması çerçevesinde karşılaşılan güçlükler karşısında, önceden beri medyanın baskısı altında bulunan yetkililerin, cezaevi hayatına ilişkin koşulları belirlemek için solcu tutukluların liderleriyle anlaşmalar yaptıkları aşikardır. Alt Komisyonun görüşüne göre, benzer anlaşmaların tutukluların haklarını korumak için yararlı olarak nitelendirilebilmesine rağmen, somut olayda, söz konusu anlaşmanın uygulanmasına ilişkin sorunun kesinlikle Ulucanlarda meydana gelen olayların kökeninde yer aldığı bir gerçektir. Alt Komisyon, belirli bir cezaevinde yöneticilerin değişmesi veya Hükümet politikası değişikliği halinde, haleflerin bu tür ayrıcalıkların yasaya aykırı olmasının arkasına saklanmaları ve tutukluların elde ettiklerini düşündükleri haklardan vazgeçmemeleri nedeniyle, bu tür anlaşmalar ile tutuklulara tanınan hakların inkar edildiğini ifade etmiştir.
61. Alt Komisyon, genellikle eğitim seviyeleri düşük olan cezaevi personeli tarafından bu bağlamda hissedilen acizlik duygusunun, personelin örneğin operasyon sonrası incelenen koğuşlarda tespit edilen pankart ve etiketleri yasadışı herhangi bir örgüte üyeliğin işaretleri olarak yorumlamasından belli olduğunu eklemiştir. Sorguya çekilen tutuklular, bu yerlerin "terör" hücreleri olarak kullanılabildiğini kesin olarak reddetmişlerdir; tutuklulara göre, tamamen kültürel ve entelektüel nitelikteki faaliyetleri yürütme haklarının olduğuna inandıkları yerler söz konusudur. Alt Komisyona göre, bu faaliyetlerin türü bakımından yetkililerin tepkisi ve yetkililerin bu faaliyetleri yasaya aykırı olması sebebiyle yasaklamaya çalışmaları, yalnızca durumu daha da vahim hale getirmiştir.
Alt Komisyon ayrıca, operasyonu yöneten Yarbay A.Öz.ün kişilerin "devletin otoritesini yeniden tesis etmek" amacıyla hareket ettikleri yönündeki ifadesine işaret ederek, AJBKnin farklı vesilelerle İçişleri Bakanı ile Adalet Bakanını, "devlet otoritesini yeniden tesis edebilecek ve Ulucanlar Cezaevinin bir terörist (...) eğitim merkezi haline gelmesini önleyebilecek" nitelikte tedbirler almaya davet ettiğinin altını çizmiştir.
62. Alt Komisyonun kanaatine göre, bununla birlikte, yukarıda belirtilen acizlik duygusu yalnızca bu unsurlarla açıklanamamaktadır: fiziksel olarak hapsetmenin ötesinde "insanı kontrol etme" arzusunun arkasında, aynı zamanda, siyasi eylemler ya da terör eylemleri nedeniyle mahkûm edilen tutukluları diğerlerinden daha fazla damgalama isteği de bulunmaktadır.
c) Kullanılan gücün gerekliliği
63. Alt Komisyonun bakış açısına göre, mutlak gereklilik durumunda, güvenlik güçlerinin yasayla izin verilen sınırlar çerçevesinde ateşli silahlara başvurabilmeleri itiraz konusu olmasa da, otorite kaybına bağlı tatminsizlik nedeniyle ölüme yol açmak bu kapsama girmemektedir. Alt Komisyona göre, Ulucanlarda ölüm ve yaralanmaların meydana gelmesi, koğuşların işgaline son verme ya da direnişi kırma niyetini değil, öldürme niyetinin söz konusu olduğunu göstermiştir. Alt Komisyon, kişileri öldürme ya da öldürülme riskini göze almaya itmek için karşılıklı olarak var olan yeterince güçlü kin duygularını, tutukluların ve askerlerin birbirlerini düşman olarak görmelerinin işareti olarak değerlendirmiştir.
Bu hususta, Alt Komisyon, jandarma gücü mensuplarına verilen askeri eğitimin bu tür bir müdahale için uygun olmadığını, zira bir asker için "her türlü muhalifin", görevi gereği kendisine yok edilmesi emredilen "bir düşman" olduğunu vurgulamıştır. Bu nedenle, Alt Komisyona göre, görevlendirilecek personelin benzer görevleri yerine getirmek için gerektiği gibi eğitilmediği ya da yalnızca tutukluların kaçışını önlemekle değil, aynı zamanda tutukluların hayatını korumak ve insan haklarına saygı duyulmasını sağlamakla görevli olduğunun bilincinde olmadığı sürece, somut olaydakine benzer durumlarda askerleri tehlikeye atmaktan kaçınmak gerekmektedir.
Alt Komisyon, mevcut durumda, bununla birlikte, "birkaç yüz metrekarelik bir yere hapsedilen ve kaçması ya da sonsuza kadar barikat kurması mümkün olmayan, gaz ve köpüğe maruz kalan altmış kadar tutuklunun söz konusu olmasına rağmen", jandarma görevlilerinin dağlara saklanan bir grup teröristle karşı karşıya kalmış gibi davrandıklarını tespit etmiştir.
64. Alt Komisyon, ateşli silahlar dışında diğer araçlara başvurulmasının neden mümkün olmadığı ve durumu kontrol altına almak için göz yaşartıcı gaz ve (yangın söndüren) köpük kullanımı konusunda daha fazla ısrar edilmesinin neden öngörülmediği hususunda bazı subayları sorguya çektiğini belirtmiştir.
Subaylar, ilk olarak, askeri gaz maskeleri takan askerleri bile olaydan birkaç gün sonra koğuşları inceleyen kişiler gibi zehirleyecek derecede, mümkün olduğunca öldürücü olmayan bütün araçları, özellikle göz yaşartıcı araçları kullandıkları yönünde cevap vermişlerdir. Diğer yandan, bir albaya göre, beklemenin ya da daha fazla göz yaşarıcı bomba atmanın herhangi bir yararı olmamıştır, zira isyancılar maskeler takarak kendilerini korumuşlardır.
Alt Komisyona göre, söz konusu göz yaşartıcı bombaların, sayısı ve gücü bakımından çok etkili olduğu sonucuna varmak gerekmektedir. Bu bombaların isyancıları durdurmak için yeterli olmaması nedeniyle, el yapımı maskeler takan tutukluların profesyonel maskeler takan askerlere göre gaza daha iyi dayandıkları kabul edilebilir miydi?
65. Alt Komisyon ayrıca, bir diğer yüzbaşının, "yaralı dört askerin ve şiddetli bir direnişin (olması) sebebiyle, bundan böyle kendilerinden geri çekilmelerinin ve herhangi bir şey yapmamalarının (istenemeyeceği); bunun kendilerinin takdirine (bırakılan) bir durum (olmadığı)" yönündeki açıklamalarını dile getirmiştir. Alt Komisyon, Yarbay A.Öz.ün (yukarıda 48. paragraf) askerlerinin moralini düşürmek ve "muhalifin" moralini güçlendirmek pahasına operasyonu durdurmaya gücünün yetmeyeceğini de kabul ettiğini hatırlatmıştır. Alt Komisyon, A.Öz.ün sözlerini aşağıdaki şekilde yeniden dile getirmiştir:
"(...) Benim görüşüme göre, (isyancılara) diğer yollarla baskı yapmak mümkün olmamıştır, zira isyancıların koğuşlarda büyük bir yiyecek stokları bulunmaktaydı. Üstelik "sakatlayıcı" herhangi bir gaza sahip değiliz ve bildiğim kadarıyla, böyle bir gaz bulunmamaktadır. Bizim göz yaşartıcı bombalarımız (...) var. Beklemeyi seçemezdik, çünkü bu durum bizim için sorun yaratırdı. Yani uzun bir süre beklenmesi, diğerlerine en iyi şekilde hazırlanma ve direnişlerini artırma imkanı verirdi. (...) Bir kez silahlı çatışma başladığında, bunu durdurmak için izin verilmemektedir. İyi ki benim astsubayım ve teğmenim Allaha şükür hayatta kaldılar, ancak ikisinden biri şehit düşseydi, bunu insanlara nasıl izah ederdik? (...) Geçmişte, müdahale etmek için buraya geldiğimizde, terör suçlusu hükümlülerin değil, yalnızca sıradan hükümlülerin (koğuşlarında) arama yaptık. Operasyon başlatıldığında, söz konusu hükümlüler ölene kadar direnmişlerdir. Ateşli silahlar son çareydi ve personelimiz yaralanmaya başlayıncaya kadar kendimizi tuttuk. (...) Orada, siz karşılık vermek zorunda kalıyorsunuz; siz ne kadar geç kalırsanız, (kendi saflarınızda) yaşanan kayıplar o denli ağır olacaktır (...); karşılık vermek için çok beklediğiniz takdirde, teröristlere daha iyi hedef alarak ateş etme ve barikat yapıp sığınma imkanı verirsiniz. (...) Onlar birbirlerini öldürmeye kadar gittiler; içeride arka arkaya ateş edilmiştir (...) Kattan "fakat bunlar otomatik silah atışları!" diye bağırdım ve bana "bunu biliyoruz komutanım" diye cevap verildi. (...) Bizim av tüfeğimiz yok, biz av tüfeği kullanmıyoruz. (...)."
Son olarak, Alt Komisyon, Yüzbaşı D.Y.nin bu özel soruya (yukarıda 49. paragrafla birlikte kıyaslayınız) ilişkin olarak, kendilerine "on kişiyi öldürmek" yerine daha iyi ne yapabileceklerinin sorulmasının adil olmadığı yönündeki sözlerini yeniden dile getirmiştir:
"(...) Onları öldüren biz değiliz. (...) Açıkçası, şayet öldürmek istesem, grup liderlerini öldürmek yerine, A.S. veya Mahir Emsalsiz gibi sıradan insanlara neden saldırayım? Bu iki kişi yakında serbest bırakılacaktı (...) ve örgüt içinde herhangi bir öneme sahip değildiler. Bu kişiler gibi olanlar da hayatlarını kaybettiler.(İlk hayatını kaybedenler arasında) bu liderlerden hiçbirinin bulunmadığını fark etmediniz mi? Zira başlangıçta, diğer insanlar teslim olmak istemişti, ancak birçoğu bu (liderler) tarafından öldürüldü (...). Silahları kullandığımızı inkar etmiyoruz, ancak bu on kişiyi öldüren biz değiliz; şayet öldürme niyetimiz olsaydı, grup liderlerini hedef alırdık veya onları geçmişte, daha az çalkantılı bir zamanda daha önceden öldürürdük (...)"
66. Alt Komisyona göre, burada, subayların kendi komutasındaki askerlerin davranışları üzerindeki otorite eksikliğini de ortaya koyan, tamamen askeri argümanlar söz konusudur.
d) Kullanılan gücün orantılılığı
67. Alt Komisyonun görüşüne göre, geriye "kırılması" gereken bu "şiddetli direnişin" niteliğini anlamak kalmaktadır.
Resmi anlatıma göre, koğuşlarda bir adet Kalaşnikof tüfeği, yedi adet tabanca ve bir adet av tüfeği bulunmuştur. Hayatını kaybeden on kişi arasından üçü, bu av tüfeği ile atılan fişeklerin isabet etmesi sonucu yaşamını yitirmiştir: kısacası, jandarma görevlilerine göre önceki çatışmalar "teröristleri" birbirlerini öldürmeye itmiştir.
Alt Komisyon, sorguya çekilen tutukluların, arkadaşlarından bazılarının tabancalar kullandıklarını gördüklerini kabul ettiklerini, ancak aralarından hiçbirinin Kalaşnikof tipi otomatik bir tüfek ya da av tüfeği görmediğini tespit etmiştir. Alt Komisyon, bu Kalaşnikofun (yukarıda 44. paragrafın ilk cümlesi (in limine)), önceden bildirilmediğini veya ilk arama sırasında bulunmadığını, ancak bir tutuklunun savcı huzurunda "ilk kez otomatik tüfekle ateş edildiğini" ileri sürmesinin ardından, daha sonra bulunduğunu belirtmiştir. Av tüfeğinden de daha önce bahsedilmemiş, ancak bu tüfek operasyon sonrası ortaya çıkmıştır.
Askerlerde tespit edilen yaraların yalnızca tabancayla ateş edilmesinden kaynaklanması sebebiyle, Alt Komisyon, isyancıların gerçekte Kalaşnikof kadar güçlü bir silaha sahip olmaları halinde, jandarma görevlilerine ateş etmek için bu silahı kullanmamalarının nedenini ve yine isyancıların arkadaşlarından üçünü öldürmek amacıyla gerçekte bir av tüfeği kullanmaları durumunda jandarma görevlilerine karşı bu tüfeği kullanmamalarının sebebini sorgulamıştır.
68. Bununla birlikte, Alt Komisyona göre, temel sorun, o kadar ateşli silahın Ulucanlara nasıl sokulabildiğini anlamaktır. Bu silahların yiyeceklerin içine saklandığı veya cezaevi duvarının üzerinden atıldığı yönündeki resmi cevaplar, mevcut olan elektronik alarm sistemleri ve kulelerde görevli olan gardiyanlar göz önüne alındığında, Alt Komisyona göre pek de inandırıcı değildir.
Alt Komisyonun kanaatine göre, bu tür bir tedariğin, birkaç sahtekar memurun yardımıyla sağlanabileceği de anlaşılabilir değildir; yalnızca içeri sızan büyük bir örgütün, önemli meblağlar karşılığında, cesaret isteyen böyle bir işi başarması mümkündür.
70. Diğer yandan, Alt Komisyon, koğuşlarda yalnızca 41 adet fişek kovanının bulunması nedeniyle, isyancılara atfedilen silah atışlarının tarif edildiği kadar yoğun olamayacağını tespit etmiştir; Alt Komisyon, bu durumda koğuşlarda karşılıklı olarak şiddetli ateş edildiği yönündeki iddianın tartışmaya açık olduğu kanaatine varmıştır ve dolayısıyla, koğuşların içerisindeki duvarların üzerinde bulunan mermi izlerinin, kendi bakış açısına göre, askerlerin yaptığı atışların doğrudan kişileri hedeflediğini düşündürmesi sebebiyle, askerler tarafından karşılık vermek için kullanılan saldırı gücünün tehlikeyle tamamen orantılı olduğunu belirtmeye imkan veren herhangi bir unsur bulunmamaktadır.
71. Alt Komisyon, isyancıların jandarma görevlilerinin koğuşlara girmesini engellemek amacıyla lav silahı haline getirilen gaz ocaklarını kullandıkları yönündeki diğer iddianın çok ikna edici olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine varmıştır: söz konusu yerlerin giriş kapılarında gerçekte önemli herhangi bir alev izi bulunmamaktaydı ve jandarma görevlilerinin hiçbiri ağır yanıklara maruz kalmamıştır.
72. Alt Komisyon, ardından, subaylara göre, jandarma görevlilerinin de kesici ya da delici aletlerle saldırıya uğradıklarını belirtmiştir; yine subaylara göre, hayatını kaybeden tutuklularda darbe ve yara izlerinin bulunması olağan bir durumdu, zira "demir çubuklar ve şişlerle kendilerine saldıran tutuklularla yüz yüze çatışmalar yaşanmaktaydı ve jandarma görevlileri coplarla karşılık vermek zorunda kalmışlardır".
Ancak, Alt Komisyon, bıçak yaralarının jandarma görevlilerinde kesin olarak tespit edilmediğini ve art arda gelen bu tür çatışmaların gerçekten yaşandığını ve hatta bu çatışmaların beş ila altı saat sürdüğünü kanıtlayan herhangi bir unsurun da bulunmadığını saptamıştır.
Alt Komisyon, buna karşın, birçok tutuklunun herhangi bir neden olmaksızın ciddi şekilde darp edildiklerini, yerde sürüklendiklerini ve ayaklar altında ezildiklerini iddia ettiklerini kaydetmiştir. Alt Komisyon, bu iddiaların adli tıp raporlarıyla doğrulandığını ve görevlendirdiği adli tıp hekimlerinin, yaralılar ve cesetler üzerinde tespit edilen şiddet izlerinin bir kısmının, yalnızca gerçekte yaralayıcı nesneler ile darp edilmeleri ve vücutlarının sert zeminde sürüklenmesi ile açıklanabileceğini belirttiklerini eklemiştir (yukarıda 42. paragrafın son cümlesi (in fine)).
Alt Komisyon, yaralılara hastaneye sevk edilmeden önce hamamda ilk yardımı sağlamakla görevli hekimlerin, tutukluların tanık bulunmaması nedeniyle askerlerin yaralarının üzerine basarak kendilerine işkence edeceklerini ileri sürerek, kendilerini yalnız bırakmamaları için onlara yalvardıklarını bildirdiklerini de hatırlatmıştır.
73. Alt Komisyonun görüşüne göre, tutukluların ve müteveffaların vücutlarında tespit edilen darp ve yara izlerinin çatışmalardan kaynaklandığı görülmemektedir; Alt Komisyona göre, şüphesiz, operasyon sırasında ya da sonrasında, güvenlik güçleri aşırı güce başvurmuşlardır ve isyancıları darp etmişlerdir. Diğer yandan, yaralananların ve hayatını kaybedenlerin vücutlarında tespit edilen yanıklara ilişkin olarak, Alt Komisyon, kendisi tarafından görevlendirilen adli tıp hekimlerine göre, varlığı açıklanamayan kimyasal maddeler olan, nitrik ya da sülfürik aside bağlı yanıkların söz konusu olabileceğini belirtmiştir.
c) Alt Komisyonun vardığı sonuçlar
74. Bu görüşlerin tamamını göz önünde bulundurarak, Alt Komisyon aşağıdaki görüşü sunmuştur.
Ulucanlar ile Adalet Bakanlığının yetkilileri tarafından olumlu ve yapıcı bir tutum sergilenmediğinden ve ilgili komutanların ölümlere ve çok sayıda yaralanmalara yol açmaktan kaçınmaksızın bu görevi yerine getirmeleri sebebiyle, ihtilaf konusu operasyon, sonunda, asıl amacını aşan bir şiddet eylemi olarak nitelendirilmiştir.
Şüphesiz, bütün bu olayların sorumluluğu, yalnızca askerlere, cezaevi personeline ve söz konusu Bakanlığa atfedilemeyecektir. Ancak herhangi bir tip cezaevine karşı Bakanın izlediği farklı siyaset ve personelin, daha önce çektikleri cezalara ek olarak cezalar verilerek, siyasi suçlar nedeniyle mahkûm edilen tutukluları "denetleme" konusundaki ısrarı, gerilimin ve iki taraf arasındaki güvensizliğin artmasında kesinlikle başlıca rol oynamıştır.
Yetkililer tarafından dile getirilen gerekçelerin ötesinde, bu tür bir şiddet eyleminin gerçek nedeni, yalnızca, belli bir otoritenin devam ettirilmesini isteyen cezaevi idaresi ile elde ettiklerini düşündükleri hakları talep eden tutuklular arasında uzun süreden beri var olan anlaşmazlıktır.
Bu anlaşmazlığın başlıca sorumluları, sonunda, bu tür bir durumu yönetme yeteneğine sahip olmadığını gösteren ve yeterli bir denetim söz konusu olmadığından, tutuklulara kötü muameleler uygulayan ve orantısız güç kullanan güvenlik güçlerinin müdahalede bulunmasına sebep olmuşlardır.
2. Cezaevi personeli hakkında resen açılan soruşturmalar
a) Disiplin soruşturması
75. Adalet Bakanlığı Disiplin Kurulunun talebi üzerine, 27 Eylül 1999 tarihinde, müfettişler, diğerlerinin yanı sıra, cezaevi bünyesinde silahlar, çeşitli eşyalar ve suç eşyalarının bulunması nedeniyle, Ulucanlar Cezaevi Müdürü, R.Cin. ve dört Müdür Yardımcısı, M.Çel., U.Sal., A.Gür. ve T.Yıl., hakkında idari soruşturma başlatmışlardır (yukarıda 10. ve 27. paragraflar).
Beş memur, cezaeviyle ilgili görevlerini yerine getirirken denetim ve gözetim görevlerine riayet etmemekle suçlanmışlardır.
75. İlgililer, cezaevine silahların ve mühimmatların gizlice sokulmasında payı olan, alt kademedeki görevlilerin tespit edilmesinin imkansız olduğunu ileri sürerek kendilerini savunmuşlardır. İlgililer, ziyaretçiler detektörlerden geçseler bile, düzenleme gereği her türlü üst aramasının yasaklandığını ve Ulucanların yapısının eskimiş ve bozulmuş olduğunu, suç eşyalarının burada gizlenmesinin kolay olduğunu; hatta kendi ifadelerine göre, bu tür eşyaların cezaevinin dışından duvarın üzerinden atıldığını eklemişlerdir.
İlgililer ayrıca, müdür yardımcılarının disiplin kurulu üyesi olmamaları nedeniyle, bu tür olaylardan dolayı tutuklulara disiplin cezaları verilmesinin uygulamada mümkün olmadığını ve üstelik 7 nolu koğuşun ihtilaf konusu işgalinin Adalet Bakanı ile savcılığın bilgisine sunulduğunu, ancak firar tehlikesinin yaklaştığı güne kadar herhangi bir şey yapılmadığını ileri sürmüşlerdir.
76. Araştırma ve incelemelerin sonunda, müfettişler, cezaların uygulanması gerektiği sonucuna varmışlardır. Müfettişlerin bakış açısına göre, suçlanan memurların aşağıdaki hususlardan sorumlu olduklarına karar verilmelidir:
"- Her türlü kontrol dışında cezalandırılmadan hareket edebilmiş olan bazı memurlar aracılığıyla suç eşyalarının cezaevine sokulması;
- Hastaneler ve Ulucanlar arasında sevklere tabi tutulan tutuklu ve hükümlülere ilişkin üst aramalarının yapılmaması;
- Avukatların ve kişisel eşyalarının X rayonlarda kontrol edilmemesi;
- Yasak eşyaların ele geçirilmesine imkan verecek nitelikte, cezaevinin tamamında amaca yönelik veya genel aramaların yapılmaması;
- Tutuklular hakkında caydırıcı disiplin cezalarının verilmemesi;
- Tutukluların bazı yerlerin işgali gibi kanuna aykırı davranışlarına Ağustos 1999 ve 2 Eylül 1999 tarihleri arasında fiilen (de facto) tolerans gösterilmesi;
- 4 ve 5 nolu koğuşlar ile kadınlar koğuşunda herhangi bir sayımın yapılmaması; ve
- Tutuklular tarafından tahliye edilen bu koğuşlar arasında geçişin engellenememesi."
77. 7 Aralık 1999 tarihinde, yukarıda belirtilen görüşü reddederek, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü, aşağıdaki gerekçelerle, herhangi bir ceza verilmesine gerek olmadığına karar vermiştir:
"(...) yıllardan beri, tutukluları ve terör suçlusu hükümlüleri kabul eden cezaevleri ülkemizin en önemli sorunlarından birini teşkil etmektedir ve bu cezaevlerinde meydana gelen olaylar kamuoyunda büyük ilgi çekmektedir. Bu kategorideki cezaevlerinde, aramaların gerektiği gibi gerçekleştirilmediği, sayımların sorun yarattığı ve günlerce hiçbir sayımın yapılmadığı süreçlerin söz konusu olduğu göz ardı edilemeyecektir; tutuklular ve hükümlüler koğuşların kapılarının açılıp kapanmasını kontrol etmektedirler ve koridorlara gruplar halinde çıktıklarında müdahale etmek imkansız olmaktadır; hatta ziyaretler ve avukatlarla olan görüşmeler örgütlerin liderlerinin kontrolü altında gerçekleştirilmektedir; tüm bunlar, cezaevi personelini çaresiz hale getirerek, sıkıntıya sokmaktadır ve yine personel görevlerini yerine getirememekte ya da görevlerini yapmakta zorlanmaktadır.
Dolayısıyla, yıllardır süren bu durumların birikiminin bir sonucu olarak yaşanan ve yalnızca (Ulucanlarda) değil, ülkemizin terör karşıtı cezaevlerine dair genel bir sorun teşkil eden bu tür olaylara ilişkin olarak, terör suçlusu tutuklular ve hükümlüler tarafından (...) bunaltılan ve neredeyse düzenleme ve talimatları dikkate almaksızın çalışmak zorunda kalan (Ulucanlar) personelinin suçlu olduğunu veya kasıtlı davrandığını söylemek haksızlık olacaktır; diğer bir deyişle, ihmalkar davrandığı gerekçesiyle, bu olaylarının sorumluluğunu yalnızca (Ulucanlar) Cezaevinin personeline atfedilmesi doğru değildir.
Bununla birlikte, 25 Eylül 1999 tarihli soruşturma raporunda bile (bu şekilde (sic) - yukarıda 74. paragraf), bu personelin bir ihmalkarlığın, bir hatanın ya da kasıtlı yapılan bir kötülüğün sorumlusu olmadığı kabul edilmiştir, zira bütün çabalara rağmen, burada bunların yaşanmasını önlemek mümkün olmamıştır (...)"
78. Disiplin Kurulu son olarak, Ulucanların yöneticilerine herhangi bir hizmet kusurunun atfedilemeyeceği sonucuna varmıştır.
b) Ceza soruşturması
79. Başgardiyanlar, H.A. ve S.B. ile infaz koruma memurları, Ş.A., Ç.Y., L.A., A.Ka., U.Y., N.Şa. ve Ulucanların bekçi kulübesinde görevli olan G.Ş. hakkında görevlerini yerine getirmede ihmalleri bulunduğu gerekçesiyle, belirtilmeyen bir tarihte resen ceza soruşturması açılmıştır. Operasyonun ardından bulunan silahların ve mühimmatların sayısı ve türü dikkate alındığında, bu memurlar, özellikle 15 Mart 1999 tarihinde, bekçi kulübesinden geçerken yapılması gereken arama ve kontrolleri gerçekleştirmeyi - bilerek veya bilmeyerek - ihmal etmekle suçlanmışlardır.
Şüpheliler, jandarma görevlilerinin bekçi kulübesinde bekleme görevi de dahil olmak üzere, kendilerinkiyle aynı olan kontrol görevlerini yerine getirmekle yükümlü oldukları yönünde cevap vererek, suçlamaları reddetmişlerdir. Şüphelilere göre, zaman zaman herhangi bir kontrolün yapılmadığı doğru olsa bile, bu durum suçlu oldukları kanısına ulaşmaya imkan vermemiştir.
80. 2 Aralık 1999 tarihli kararla, savcılık, delil yokluğu nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Bu kararı desteklemek amacıyla, savcılık, söz konusu suç eşyalarının Ulucanlara sokulmuş olabileceği tarihlerin ya da süreçlerin tespit edilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir. Savcılık, bina mimarisi ve planlamasını göz önünde bulundurarak, "küçük çaplı silahların", dış duvarların üzerinden ya da cezaevinin açık bölümünün yakınından atılmasının ve bu silahların suçlanan memurlar dışındaki diğer memurların yardımıyla ya da diğer yollarla sokulabilmesinin de tümüyle mümkün olduğunu eklemiştir.
3. Ceza soruşturmaları
a) Resen açılan soruşturma ve ardından yapılan şikayetler
81. 26 Eylül 1999 tarihinde, operasyonun hemen ardından, başvuranlar, Mehmet Kansu Keskinkan, Veysel Eroğlu, Behsat Örs, Erdal Gökoğlu, Sadık Türk, Enver Yanık, Aynur Sız, Devrim Turan, Haydar Baran, Resul Ayaz, Songül Garip, Filiz Uzal (Soylu) ve İsmet Kavaklıoğlunun avukatları, müvekkillerinden birinin, bu süre zarfında hayatını kaybetmesi durumunda - bu durum İsmet Kavaklıoğlu için söz konusu olmuştur - otopsilere katılma izni talep ederek, Ankara Cumhuriyet Savcısına ("savcı") başvurmuşlardır.
Savcı, bu talebi kabul etmemiştir.
Buna paralel olarak, Bayraktar ve yedi meslektaşı; başvuranlar, Küçük Hasan Çoban, Savaş Kör, Nihat Konak, Fadime Özkan, Behsat Örs, Cenker Aslan, Veysel Eroğlu, Cemile Sönmez, Başak Otlu, Yıldırım Doğan ve Hayriye Kesgin (B listesi), ve müteveffalar, Zafer Kırbıyık, Nevzat Çiftçi, Önder Gençaslan ve Mahir Emsalsiz (A listesi) adına resmi şikayette bulunmuşlardır. Bayraktar, Nevzat Çiftçinin otopsisine katılma izni talep etmiş, ancak bir netice alamamıştır.
Aynı gün, Ayhan ve Çıtak, "saldırıya uğrayan tutukluların" tamamı adına toplu halde ilk kez şikayette bulunmuşlardır.
82. Bu iki şikayet, daha önce resen açılan, 1999/101539 sayılı soruşturma dosyasına eklenmiştir. Gerçekte, Mahir Emsalsiz, Halil Türker, Abuzer Çat ve Ümit Altıntaşa (A listesi) karşı haklı gösterilmeyecek şekilde ölümcül güce başvurma ve müştekiler listesinde yer almayan başvuranlar, Fatime Akalın, Sibel Aktan (Aksoğan), Şerife Arıöz, Gönül Aslan, İnan Özgür Bahar, Aydın Çınar, Esmahan Ekinci, Murat Ekinci, Murat Güneş, Zeynep Güngörmez, Gürhan Hızmay, Ertuğrul Kaya, Cemaat Ocak, Başak Otlu, Fadime Özkan, Derya Şimşek ve Edibe Tozlu haricinde, bazı başvuranların (B listesi) da aralarında bulunduğu, 47 tutukluyu darp etme ve yaralama nedeniyle 150 jandarma gücü mensubu hakkında hazırlık soruşturması başlatılmıştır.
83. Bu arada Burdur Cezaevine sevk edilen başvuranlar, Mustafa Selçuk, Cem Şahin, Barış Gönülşen, Erdal Gökoğlu ve Sadık Türk, 29 Eylül 1999 tarihinde müştekilere katılmışlardır. Söz konusu başvuranlar, kendi bakış açılarına göre, 26 Eylül tarihli trajedinin sorumluları olan, güvenlik gücü mensuplarını ve cezaevi idaresini suçlamışlardır. Bu şikayetler aynı zamanda, yukarıda belirtilen 1999/101539 sayılı dosyaya eklenmiştir.
Başvuran Murat Ekinci, 15 Ekim 1999 tarihinde savcı tarafından sorguya çekilmiştir (aşağıda 99. paragraf); bu vesileyle, başvuran jandarma görevlilerini kendisini darp etmek ve yaralamakla suçlamıştır.
Başvuran tarafın iki avukatı, yine 29 Eylül 1999 tarihinde, otopsi raporlarını almıştır. Avukatlar, somut olayda gerçekleştirilen ölüm sonrası (post mortem) muayenelerin ve alınan doku örneklerine dair histopatolojik incelemelerin türünü destekleyen belgeler olan, diğer nekropsi raporlarının gönderilmesini talep etmişlerdir.
Aynı gün, morg sorumluları, benzer numunelerin alındığı ve incelemeler için gönderildiği yönünde cevap vermişlerdir.
84. 1 Aralık tarihinde, avukatlar, Kırbıyık (A listesi) ve Murat Ekincinin (B listesi) isimlerinin yer almadığı ikinci şikayeti toplu halde sunmuşlardır.
Olaylara ilişkin detaylı bir anlatıma dayanarak, avukatlar, kasıtlı cinayetler, darp ve yaralama ve işkence eylemleri nedeniyle cezaevi personelini ve jandarma gücü mensuplarını suçlamışlardır. Bu şikayet, (1999/107587 sayılı) ikinci dosyaya kaydedilmiştir.
85. 13 Mart 2000 tarihinde, Kırbıyıkın avukatı, operasyona katılan 47 asker ve memur hakkında resmi şikayette bulunmuştur. (2001/16237 sayılı) üçüncü dosyaya kaydedilen bu şikayeti, 9 Haziran 2000 tarihinde, Veysel Eroğlu ve İnan Özgür Bahar tarafından ayrı olarak sunulan şikayetler izlemiştir.
b) İlk soruşturma tedbirleri
86. Operasyonun sonunda yazılan tutanağa göre, savcı tarafından alınan ilk soruşturma tedbirlerinden biri, balistik incelemelerin yapılmasına karar vermeden önce, aramalar sırasında toplanan giysilerden hangilerinin hayatını kaybedenlere ve hangilerinin yaralananlara ait olduğunu tespit etmeye çalışmak için, haberdar edildikten sonra hemen, saat 11.15 civarında Ulucanlara gitmek olmuştur.
"(Olay yerinde), müteveffaların giysileri üzerinde herhangi bir bıçak yarası ya da mermi giriş deliği izi tespit etmek mümkün değildi, zira cesetler, kan lekeleriyle ıslanmış olan yerde yan yana yatırılmışlardır; ayrıca, yaralı tutukluların üzerinden çıkarılan giysiler müteveffaların üzerinden çıkarılanlarla karıştırılmıştır (...)"
Müteveffalara ilişkin çekilen fotoğraflar yardımıyla ve infaz koruma memuru N.Yar.ın hatırladıklarına dayanarak, savcı, Önder Gençaslan, Ümit Altıntaş, Halil Türker, Mahir Emsalsiz, Nevzat Çiftçi ve Abuzer Çatın giysilerini ayırt edebilmiştir. Bunlardan ilk beşinin giysilerinde, bazıları mermi deliğine benzeyen, sırasıyla bir, beş, bir, sekiz ve iki yırtık bulunmaktaydı. Abuzer Çatın giysilerinde ise herhangi bir yırtık bulunmamaktaydı. İsmet Kavaklıoğlunun (yukarıda 38. paragraf) ve Zafer Kırbıyıkın giysileri bu kısımda yer almamaktaydı.
Yetkililer, yine 26 Eylül 1999 tarihinde, müteveffaların sabıka kayıtlarını araştırmışlardır. Mahir Emsalsiz ve Önder Gençaslan, TKP (ML) TİKKO yasadışı örgütünün eski üyeleri, Abuzer Çat MLKP üyesi, Ümit Altıntaş TİKİP üyesi ve Zafer Kırbıyık ise Türkiye İHT.KOM.BİRL. üyesiydi. Aşırı solcu farklı kısımlar söz konusudur.
Gerçekleştirilen birçok bilirkişi incelemesi de dahil olmak üzere, birbiri ardına alınan bütün soruşturma tedbirleri, gerektiği takdirde, eklere atıf yapılarak aşağıda özetlenmektedir.
87. 26 ve 28 Eylül 1999 tarihleri arasında, savcı, başvuranlar arasında bulunmayan, birçok tutuklu-müştekinin, yani Mu.Ö., E.G., M.M., V.Ç., Z.A.D., A.Ç., R.K., Me.Ö., A.Kan., H.E., M.E., R.T., A.K., B.Ö., Z.A.K., C.S., T.S., Ş.B., İ.B., F.K., M.B., F.A., İ.G., B.H.Y., A.Y., U.K., İ.E., S.S., N.U., H.G., Y.Z., H.K., Z.M. ve K.B.nin ifadelerini almıştır.
Söz konusu kişiler, başvuran tarafın anlatımını özünde doğrulamışlardır.
88. Buna karşın, müştekiler arasında bulunmayan, hayatta kalan diğer iki tutuklu, yani İ.D. ve E.D. (sırasıyla 5 ve 4 nolu koğuşlarda kalan), bazı başvuranlar ve eski başvuranlar hakkında suçlamalarda bulunmuşlardır.
İ.D., başvuranlar, Nihat Konak (İ.D. tarafından bulunduğu koğuşun lideri olarak belirtilen), Halil Türker, Savaş Kör ve Aydın Çınar tarafından zorla alıkonulduğunu ve ölüm tehdidi altında sorguya çekildiğini ifade etmiştir. Operasyon günü, Savaş Kör, kendisinin 5 nolu koğuştan ayrılmasını engellemekle görevlendirilmiştir. Bu sırada, Savaş, kendisini kargıyla tehdit ederek, 4 nolu koğuşa doğru boynundan sürüklemiştir; jandarma görevlileri yerlere köpük sıkmaya başladıkları sırada, Savaş, bu görevlilere el yapımı bir bomba atmaya çalışmış, ancak bomba elleri arasında patlamıştır. Bu panik anından yararlanarak, İ.D. koşmuş ve jandarma görevlilerine sığınmıştır. İ.D., tabancalardan birinin Habib Gül(14) tarafından kullanıldığını ve bazı gardiyanların aşırı solcu tutuklularla yakın ilişki kurduklarını duyduğunu eklemiştir. Son olarak, İ.D. polis tarafından koruma talep etmiştir.
89. E.D. ise 26 Eylül 1999 tarihinde, Ulucanlarda 4 ve 5 nolu koğuşlarda kalan tutukluların birleştiklerini; 4 nolu koğuşun liderinin Sadık Türk ve 5 nolu koğuşun liderinin ise Nevzat Çiftçi (takma ismi (alias) Habib Güldür) ismiyle bilinen kişi olduğunu belirtmiştir. Habib Gül, C.Ç., Sadık Türk ve Erdal Gökoğlunun gerçek tabancaları bulunmaktaydı ve operasyon sırasında, kendileri jandarma görevlilerine ateş etmişlerdir. İlk atış tabanca ile yapılmıştır ve ilk bakışta (a priori) atışı yapan Habib Gül olmuştur. Ardından, Habib Gül, C.Ç., Sadık Türk ve Erdal Gökoğlu, 4 nolu koğuşun yürüyüş alanına doğru yönelmişlerdir; ilgililer barikatları aşamamışlardır, ancak Habib Gül bununla birlikte gözetleme kulesindeki askerler yönünde ateş etmiştir.
E.D., C.Ç.nin "kulelere atış serbest" diye bağırırken duyduğunu ileri sürmüştür. E.D. şunları eklemiştir:
"Bu olayı tetikleyenler, dolayısıyla, tabancaları (...) bulunan, kimliğinde Nevzat Çifçi ismini taşıyan Habib Gül, C.Ç., Sadık Türk ve Erdal Gökoğludur. Ardından, Habib Gül ve Erdal Gökoğlu, battaniyeye sarılı bir tüfeğe benzeyen bir şey getirmişlerdir; tüfeği getiren Habib Güldür, ancak kendisini tüfeği kullanırken görmedim. Bu muhtemelen bir av tüfeğiydi."
90. Daha sonra 30 Eylül tarihinde, E.D., ilk ifadenin eksik olduğu, zira "şokun etkisiyle" yazıldığı yönündeki endişelerini dile getirerek, bir önceki gün yazdığı ikinci ifadeyi cezaevi idaresine göndermiştir. İlgilinin yeni ifadeleri, özellikle yukarıda belirtilen av tüfeği konusunda biraz farklılık göstermekteydi. Operasyon sırasında, kendisiyle aynı cezaevinde kalan tutuklulardan bazılarının teslim olmak istediklerini ifade ettikten sonra, E.D. aşağıdaki gibi devam etmiştir:
"Ancak liderler, teslim olmalarını engellemek için onların üzerine ateş ettiler. Koğuşta birçok ateşli silah ve bıçak bulunmaktaydı; av tüfeği bile vardı. Bunların dışında, bombalar yapmak için biraz malzeme bulunmaktaydı. Ekim örgütünün eski yöneticisi Habib Gülün tutuklu Fatime (Akalın) ile - uygun görülmeyen - bir aşk ilişkisi vardı ve farklı örgütlerin üyeleri arasında çatışmalar söz konusu olmaktaydı. Her türlü uzlaşmayı reddeden Habib, kendi grubundan çıkarılmıştır (...). Operasyondan bir önceki gün, saat 23.30da, Habibi 4 nolu koğuşumuza geri getirmişlerdir. İsmet Kavaklıoğlu, Enver Yanık, Sadık Türk ve ismini bilmediğim diğer bazı kişiler, Habibe, bir o...pu için kavga ederken, kendilerinin savaş halinde olduklarını söyleyerek bağırmışlardır. (...) İsmet Cemale hatta şunu da söylemiştir: "O...pu, onun başına kurşun sıkmamız gerekir (...), onu öldürmek daha iyi olur" (...) İsmet Kavaklıoğlu, Enver Yanık, C.Ç., Erdal Gökoğlu, Sadık Türk ve C.T.B. (bu kez 5 nolu koğuşun lideri olarak belirtilen) ile örgütün diğer bazı üyelerinin silahlı olduğunu gördüm. Ben ve birkaç arkadaş onlardan kaçmayı başardık, ancak kaçmayı başaramayanlar yaralanmışlardır. Bunu biliyorum, zira onlar bizim üzerimize de ateş etmişlerdir, ancak bize isabet ettirememişlerdir (...). Operasyondan bir ay önce, patlayıcı madde kullanımı ve bir "düşman saldırısına" karşı alınması gereken tedbirler konusunda eğitim almaya zorlandık. İsmet dışında, herkes sevk edilmeyi istemiştir, ancak Enver Yanık bu duruma karşı çıkmıştır. Erdal Gökoğlu ve Veysel Eroğlu da "komutanlık" görevi için durmadan kavga etmişlerdir."
Saat 10.30 sularında, bu yazıyı aldıktan sonra, savcı, ayrıntıları belirttiğini dikkate alarak E.D.yi yeniden sorguya çekmiştir. Söz konusu ayrıntılar şu şekildedir:
"- Koğuşta, sürekli Habib Gül ile C.Ç.yi pantolonlarının arkasında tabancalar taşırken görüyorduk;
- Operasyon sabahı, Habib Gül ve C.Ç., 4 nolu koğuş yaşam alanının giriş kapısına barikat kurmuşlar, ardından koğuşun lambalarını kırmışlardır.
- Jandarma görevlileri bizi teslim olmamız yönünde uyardıklarında, Habib Gül giriş kapısı yönünde ateş ederek karşılık vermiştir; teslim olmak isteyen tutuklular bulunmaktaydı; bu sırada, Enver Yanık bizim yönümüzde ateş etmiş, daha sonra doğrudan Aziz Dönmezi hedef almışlardır; birkaç saniye önce de, askerlerin yönünde atışlar yapılmıştır, ancak Aziz Dönmez, Enver tarafından öldürülmüş olabilir;
- C.Ç. ellerinde battaniyeye sarılı bir şey tutuyordu; battaniye kaldırıldığında bunun bir av tüfeği olduğunu gördüm; bu tüfeği kullanan kişinin C.Ç. olduğuna inanıyorum, ancak kendisini bunu kullanırken görmedim."
91. Bazı başvuranlar da aynı gün dinlenmişlerdir. Bu başvuranların ifadeleri Ek Vde özetlenmektedir.
92. 26 ve 27 Eylül 1999 tarihlerinde, Mahir Emsalsiz, Önder Gençaslan, A.D., Halil Türker, Abuzer Çat, Nevzat Çiftçi, ve İsmet Kavaklıoğlunun cesetleri, öncelikle Ulucanlarda (Nevzat Çiftçi ve İsmet Kavaklıoğlu hariç), yerinde (in situ), ardından da Ankara Adli Tıp Kurumunda ölüm sonrası (post mortem) muayenelere tabi tutulmuştur.
28 Eylül 1999 tarihinde, Adli Tıp Kurumunda klasik otopsiler yapılmıştır. Adli tıp hekimlerinden oluşan bir heyet ve bir savcı tarafından imzalanan tutanakta, müteveffalara ilişkin fotoğrafların çekilerek, kamera çekiminin yapıldığından; fotoğraf filmlerinin Adli Tıp Kurumuna gönderildiğinden, video kasedin morg bölümünde muhafaza edildiğinden ve Ulucanlar Cezaevinin açık kısmındaki personel tarafından daha önce çekilen fotoğraf ve yapılan kamera çekimlerinin ilgili savcıya gönderilmesi gerektiğinden bahsedilmiştir.
Başvuran tarafın avukatları, aynı gün, savcıdan, Mahir Emsalsiz, Önder Gençaslan, Halil Türker, Abuzer Çat, Nevzat Çiftçi, Ümit Altıntaş, Zafer Kırbıyık ve İsmet Kavaklıoğluna ilişkin otopsi raporlarının bir suretini kendilerine sunmasını talep etmişlerdir. Bu talep kabul edilmiştir.
Bu raporların tamamının içeriği, Ek IIIde özetlenmektedir.
93. Ulucanlar Müdür Yardımcısını sorguya çektikten sonra, bir önceki gün, savcı, aralarında başvuranlar, Haydar Baran, Resul Ayaz, Küçük Hasan Çoban, Barış Gönülşen, Veysel Eroğlu, Halil Doğan, Ertan Özkan, Behsat Örs, Yıldırım Doğan, Cenker Aslan, Erdal Gökoğlu, Mehmet Kansu Keskinkan, Savaş Kör, Bülent Çütçü, Özgür Saltık ve İlhan Emrahın bulunduğu yaralı tutukluların sevk edildiği hastanelere gitmiştir.
Söz konusu başvuranlar iyileşmelerinin ardından ifadelerini verdiklerini belirtmişler ve sağlanan bakımların kötü kalitede olmasından ve kendi odalarına askerlerin girmesinden şikayet etmişlerdir. Savcı, ilgililerin taleplerini dikkate almış ve olay yerinde bulunan jandarma görevlilerine bundan böyle tutukluları rahatsız etmemelerini emretmiştir.
Ertesi gün, iki savcı yardımcısı, kamu mallarına verilen zararları tespit etmek amacıyla Ulucanlarda incelemelerde bulunmuşlardır.
c) Adli tıp ve balistik konusunda bilirkişi incelemeleri
94. İçişleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığı ("KDB"), 6 Ekim 1999 tarihinde, olay yerinde bulunan silahlar ve mühimmatlarla ilgili olarak gerçekleştirilen bilirkişi incelemeleri hakkında detaylı iki rapor sunmuştur (yukarıda 44 ve 45. paragraflar).
A.D., Ümit Altıntaş, Önder Gençaslan, Halil Türker ve Zafer Kırbıyıkın cesetlerinden çıkarılan mermi ve iri saçmalarla ilgili olarak gerçekleştirilen ilk balistik incelemeye ilişkin bilirkişi raporuna göre, Önder Gençaslanı yaralayan 9 mm çapındaki iki mermi, Halil Türker ile Ümit Altıntaşın ölümüne yol açan, 7.62 mm çapındaki iki mermide olduğu gibi, aynı silahtan gelmiştir.
95. KDB tarafından gerçekleştirilen ikinci balistik incelemeye ilişkin bilirkişi raporunda, koğuşlarda yapılan aramalar sırasında bulunan fişek kovanları ve mühimmatlar ile kullanılabilir durumda olduğu kanaatine varılan silahlar arasındaki uyumdan bahsedilmiştir. Sonuçlar aşağıdaki gibidir:
"- « - 1 nolu kısım: 1 tanesi deforme olan, 7.62 mm çapında 10 adet mermi, ve 52 tanesi askeri orijinli, 7.62 x 39 mm 63 adet fişek kovanı(15);
- 2 nolu kısım: Cheddite model 16 kalibre 8 adet fişek ve 4 adet kullanılmış fişek;
- 3 nolu kısım: 15 adet mermi ve 7.65 mm boyunda 10 adet fişek kovanı;
- 4 nolu kısım: 47 adet mermi ve 9 mm çapında 10 adet mermi, 2 adet mermi kılıfı parçası ile 9 x 19 mm 56 adet fişek kovanı(16);
- 5 nolu kısım: 90 tanesi askeri orijinli, 7.62 x 51 mm boyutunda 90 adet fişek kovanı(17) ve 3 adet 8 mm beyaz mermi, mermi kılıfının 3 adet diğer parçası ve 10 adet mermi çekirdeği;
- 1 nolu bölüm: 1 nolu kısımdaki 11 adet fişek kovanına uyan, 1 adet 7.62 mm çaplı AMD-65 saldırı tüfeği (Seri No. EO 3841);
- 2 nolu bölüm: 2 nolu kısımdaki 3 adet Cheddite fişeğe uyan, üzerine "Original" adı işlenen, 1 adet 16 kalibre av tüfeği;
- 3 nolu bölüm: 3 nolu kısımdaki 3 adet fişek kovanına uyan, 1 adet 7.65 mm çaplı Mab yarı otomatik tabanca (Seri No. D 561777);
- 4 nolu bölüm: 3 nolu kısımdaki 7 adet fişek kovanına uyan, 1 adet 7.65 mm çaplı el yapımı tabanca (555 numaralı);
- 5 nolu bölüm: 4 nolu kısımdaki 37 adet fişek kovanı, 7 adet 9 mm mermi ve 1 adet mermi kılıfı parçasına uyan, 1 adet Browning marka 9 mm çaplı yarı otomatik tabanca (Seri No. 245 PY74657);
- 6 nolu bölüm: 4 nolu kısımdaki 2 adet fişek kovanına uyan, 1 adet Star B marka 9 mm çaplı yarı otomatik tabanca (seri BILA, model CAL 9M/M);
- 7 nolu bölüm: 4 nolu kısımdaki 13 adet fişek kovanı, 3 adet 9 mm çapında mermi ve 1 adet mermi kılıfı parçasına uyan, 1 adet Tarık marka 9 mm çaplı yarı otomatik tabanca(18) (Seri No. 31302622);
- 8 nolu bölüm: 2 adet beyaz renkli el yapımı kalem tabanca."
96. KDB, 14 Ekim 1999 tarihinde diğer iki raporu sunmuştur. Bu raporlardan ilki, on dört tanesi müteveffalar, Önder Gençaslan, Ümit Altıntaş, Halil Türker, Abuzer Çat, Mahir Emsalsiz, A.S., A.D. ve H.G.ye ait olan otuz üç adet giysi parçası üzerinde gerçekleştirilen incelemelerle ilgilidir. Bu raporda, bazı mermilerin giriş ve çıkış delikleri ile ölüme yol açan atışların hangi mesafelerden yapıldığı tespit edilmiştir. Raporda şu hususlar belirtilmiştir:
" - Önder Gençaslan: Kalça seviyesindeki atış kısa mesafeden (4 ila 100 cm arası) yapılmıştır ve karın seviyesindeki atış uzun mesafeden (100 cm veya daha fazla) yapılmıştır;
- Ümit Altıntaş: Bacaklar seviyesindeki üç atış uzun mesafeden yapılmıştır (100 cm veya daha fazla);
- Halil Türker: Bacaklar seviyesindeki iki atış uzun mesafeden yapılmıştır (100 cm veya daha fazla);
- Abuzer Çat: Herhangi bir iz bulunmamaktadır;
- Mahir Emsalsiz: Bacaklar seviyesindeki atışlar uzun mesafeden yapılmıştır (100 cm veya daha fazla);
Bu sonuçlar, otopsilerin sonuçlarıyla yalnızca kısmen desteklenmiştir (Ek III).
97. İkinci rapor, operasyon sonrası koğuşlarda bulunan patlayıcı maddelere ilişkin kimyasal analizlerle ilgilidir. Bu bilirkişi raporuna göre, malzemeler; kibritler, el yapımı kestane fişekleri, pencere contaları, Smith Wesson 1990 marka göz yaşartıcı bomba ve çimento gibi yanıcı maddelerden oluşmaktaydı.
98. İçişleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığı, 1 Aralık 1999 tarihinde, jandarma kuvvetleri tarafından kullanılan 184 hizmet/görev silahları (29 tabanca, 31 hafif makineli tüfek, HK G3 (Kalaşnikof) 124 saldırı tüfeği ve olay yerinde bulunan bu mühimmatlara ait 26 kovan üzerinde yapılan balistik inceleme bilirkişi raporu sonuçlarını iletmiştir. Bu rapor sonuçlarına göre, Halil Türker ve Ümit Altıntaşın cenazelerinden alınan mermiler Y 4422 69 nolu Kalaşnikofdan ateş edilmiştir. Öte yandan:
- 20 el, 228278 1975 nolu Kalaşnikof tüfeğinden isabet edilmekte;
- Beretta noF 92381 Z, 4 el tabanca;
- G3 noA4 703675, 42 el saldırı tüfeği;
- G3 noA4 648358, 16 el saldırı tüfeği;
- G3 noA4 648359, 11 el saldırı tüfeği;
- G3 noA4 756654, 7 el saldırı tüfeği
- G3 noA4 648356, 4 el saldırı tüfeği;
- G3 noA3 541586, 5 el saldırı tüfeği; ve
- G3 noA4 648358, 42 el saldırı tüfeği.
Sonuç olarak, 7.62 x 51 mm çapında 26 ve 7.62 mm çapında 3 mermi, bilirkişi raporunda belirtilen silahlardan farklı dokuz silaha aittir.
d) Tanık ve Müştekilerin Daha Sonra Dinlenmesi
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99. Başvuranlar Behsat Örs, Ercan Akpınar, Cenker Aslan ve Özgür Soylu, 15 Ekim 1999 tarihinde, istinabe yoluyla dinlenmişlerdir. Bununla birlikte başvuranlar, avukatlarıyla görüşmeden önce ifade vermeyi reddetmişlerdir.
Buna karşın, başvuran Murat Ekinci şu şekilde ifade vermiştir:
(...) 14 nolu koğuşta kalıyorum (...) saat 3.30-04.00 sularında, silah sesi duymadan önce tartışma seslerinden uyandım; (...) askerlerin telsizlerinden aralarında bağrıştıklarını duyabiliyordum; (...) ağır makineli tüfeklerin kullanıldığını ve kişilerin öldürüldüğünü anlamış oldum; albayın saat 04.30 sularında direnen kişilere ateş edilmesi emrinde bulunduğunu duydum (...); öte yandan göz yaşartıcı bombalar özellikle 4 nolu koğuşa atılmıştır; ayrıca göz yaşartıcı bomba bizim koğuşa da atıldı; (...) gardiyanlar saat 6.30-07.00 sularında sığındığımız yaşam alanı kapısını açtılar. (...) komutan ve askerler saat 14.30 sularında 14 nolu koğuştan içeri girdiler; eşyalarımı toplamamı ve derhal dışarı çıkmamı emrettiler ve bunu yaptım da; koridor istikametinde birkaç metre ilerledim ardından yüzlerce asker ve gardiyan beni darp etti; bütün koridor boyunca hamama kadar sürükleyerek tekme, sopa ve coplarla darp ettiler; (...) hamamda özel bir alan kurmuşlardı; beni içeri soktular; 20 veya 30 tutuklu sıralanmış ve çıplaklardı; (...) daha ağır yaralı olmalarına rağmen kendilerine işkence yapılmıştı (...); bedenimin hassas bölgelerine kasten vurarak faşist ve köktenci/entegrist sloganlar atmaya ve ulusal marşı söylemeye beni mecbur bıraktılar; (...) cezaevi aracına doğru ilerlerken bizi darp ettiler, sonumuzun bu şekilde olacağını belirterek dışarıda bulunan dört cenazenin üzerine attılar; (...) cenaze aracının içinde bizimle birlikte araca binen dört veya beş asker bizi darp etmeye devam ettiler; askerlerden biri süngü ile giysilerimi yırttı; bizi Ermenek Cezaevine götürdüler (...); Ermenek Devlet Hastanesinden darp nedeniyle oluşan yaralarımı belgeleyen bir rapor elde ettim. (...)
100.Bazı başvuranların (B listesi) ve jandarma görevlilerinin, 18 ve 28 Ekim 1999 tarihleri arasında, gerek savcı tarafından doğrudan gerekse istinabe yolu ile ifadeleri alınmıştır. Ek VI-Ada özetlenen bu ifadeler, yeni unsur teşkil etmemektedir. Dahası, tutuklu-müşteki R.E. ve tutuklular H.E ile İ.D., 25 Ekim 1999 tarihinde, yeniden dinlenmiş ve ifadelerini yinelemişlerdir (yukarıda 87.-90. paragraflar).
Bu arada başvuran Cenker Aslanın babası S. Aslan ve operasyon sırasında öldürülen veya yaralanan bazı tutukluların aileleri, 21 Ekim 1999 tarihinde, Balıkesir savcılığı önünde konunun belirtilmediği kolektif başvuruda bulunmuşlardır. Ayrıca, S. Aslan, 25 Ekim 1999 tarihinde, bu başvuruya atıfta bulunarak, oğlunun tıbbi tedavi edilmesi yönünde talebi bulunmasına rağmen, bu bağlamda herhangi bir tedavi almaksızın Yozgat Cezaevine sevk edildiği gerekçesiyle, Balıkesir savcılığı önünde şikayette bulunmuştur.
101.Tutuklu E.K. ve başvuranlar Veysel Eroğlu, Ertuğrul Kaya ve Hayriye Kesgin aynı zamanda isminin belirtilmediği diğer bir başvuranın (B listesi), 28 Ekim 1999 tarihinde, ifadeleri alınmıştır. Başvuranlar Halil Doğan ve Filiz Gülkokuer, tutuklular M.Ö.ve H.D., görevli D.Yıl. ve üç jandarma N.Özk., E.Gün., M.Akç.nin ifadelerinin alınması, 26 Kasım tarihine kadar devam etmiştir.
Başvuranlar ve idare tarafından belirtilen olayların anlatımına uygun düşen bu ifadeler, ek VI-Bde yeniden kurgulanmakta veya özetlenmektedir.
e) Memurlara Karşı Başlatılan Soruşturmalar Hakkında 4483 sayılı Kanun gereğince Ankara Valiliğine Başvurma
102.Devlet memurları hakkındaki (yukarıda 82.-83. paragraflar) ilk dosya (No. 1999-101539) kapsamında soruşturma yürüten Ankara Savcılığında görevli olan üç savcı yardımcısı, 26 Kasım 1999 tarihinde, 4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturma izni alınmasına karar vermişlerdir. Savcı yardımcıları, 1 Aralık 1999 tarihinde, memurlara karşı başlatılan soruşturma hakkında kanun gereğince, ceza soruşturmasının izin verilmesi hususunda karar vermekle yetkili mercii olan Ankara Valiliğine dosyayı göndermişlerdir.
Savcı, 8 Aralık 1999 tarihinde, ikinci dosyaya eklenen (No. 1999/107587) söz konusu devlet memurları hakkında bırakılan diğer suç duyurularıyla başlatılan soruşturmayla ilgili olarak da aynı yolu izlemiştir (yukarıda 84. paragraf). Böylelikle savcı, soruşturma izni alınması maksadıyla yukarıda anılan ilk dosyaya (No. 1999/101539) eklenmesini talep ederek, Ankara Valiliğine dosyayı göndermiştir.
103.Ankara Valiliğinin talebi üzerine, 17 Aralık 1999 tarihinde, Jandarma Genel Komutanlığı, suçlanan memurlar hakkında soruşturma izni verilmesinin uygun olup-olmadığına karar verilmesi amacıyla, jandarmada görevli üç memurdan yani Albay Ö.K. ile F.Y ve Yüzbaşı M.K. (soruşturma komitesi) oluşan ön soruşturma komitesi atamıştır (yukarıda 107. paragraf).
f) Güvenlik Güçleri Üyelerine İlişkin İlk Sorgulamalar Serisi
104.Savcı, 11 Ekim 1999 tarihinde, operasyona katılan rütbeli beş jandarma personelinin yani Z. Eng., C. Doğ., N. Kar., E. Ayd. ve S. Dağın ifadelerini almıştır. İlgililerin ifadeleri, soruşturmacı görevliler önünde daha sonra yeniden kullanılacak olan tekrar edici unsurlara yön vermektedir.
21-28 Aralık 1999 tarihleri arasında yani operasyondan üç ay sonra operasyona katılmış olan jandarma görevlilerinin bir kısmı, soruşturma komitesi tarafından yeniden dinlenmiştir.
Öncelikle komite, yukarıda belirtilen rütbeli kişileri yani Z. Eng., C. Doğ., N. Kar. E. Ayd. ve S. Dağ. aynı zamanda A. Gök. ve D.Yıl.ın ifadelerini yeniden almıştır.
Ardından komite, ilk defa, rütbesiz jandarma görevlilerini yani T. Akb., Y. Akt., C. Ala., A. Ali., Ş. Alt., F. Apa., M. Arı., S. Ata, M. Ate., N. Atm., H. Ayd., İ. Ayd., C. Ayg., M. Ayh., B. Bal., M. Bib., D. Bil., İ. Bil., H. Bil., C. Boz., Ş. Cab., A. Can, C. Can., B. Cey., M. Cey., M. Cih., M. Çağ., Ş. Çak., Y. Çav., B. Çiç., Ö. Çiv., İ. Dem., K. Dem., İ. Ede, A. Eme., M. Erk., D. Ert., A. Gem., T. Gid., A. Güç., H. Güm., M. Gür., T. Güz., M. Hak., K. İbi., A. İna., M. Kar., N. Kes., A. Kıl., M. Kıl., N. Kıl., S. Kıl., M. Kılı., Ö. Koç., A. Köy., H. Kul., İ. Ofl., H. Ok, M. Olu., B. Öna., Ö. Öre., A. Öz, G. Öza., M. Öze., K. Özm., U. Özm., G. Özt., O. Özt., B. Pal., E. Par., H. Sal., H. Sar., B. Say., Ü. Soy., E. Sub., Y. Sus., B. Tan., T. Tar., A. Tit., B. Usl., C. Üna., S. Ünl., S. Yağ., A. Yan., M. Yap., F. Yed., Y. Yed., Ö. Yıl., S.Yıl., M. Yüc., İ. Yük. ve M. Yün.ü dinlemiştir.
105.İlgililer ifadelerinde, yaklaşık olarak benzer ifadelerle aşağıda belirtilen ayrıntıları sunmuşlardır:
- güvenlik güçleri operasyonun başından itibaren, hiç kimsenin yaralanmaması adına üç-beş dakika arayla tutuklulara ihtarda bulunmayı bırakmamışlardır;
- olay yerinde bulunan bölgenin fotoğrafları ve delici aletleri Astsubay M. Hakın yönetimi altında bir ekip tarafından alınmış ardından istihbarat birimine gönderilmiştir;
- tutuklular, marş söylemiş ve faşist Türk askerleri, teslim olmak size özgüdür, devrimci tutuklular teslim olmayacaktır, insanlığın onuru işkenceye hakim olacaktır, Ulucanlar faşist Türkiye Cumhuriyeti askerlerine mezar olacaktır devrimci hareketini kimse köleleştiremez, teslim olmaya yeltenenleri öldürünüz, alçakları yaşatmayacağız şeklinde sloganlar atmışlardır;
- tutuklular, gaz tüpleriyle yapılan alev makinesi yardımıyla çatıyı ve koğuşlarda bulunan yatak ve örtülerini ateşe vermişlerdir; itfaiyeciler çatılardan itibaren bu koğuşlara köpük ve su püskürtmüşlerdir; öte yandan göz yaşartıcı bombalarda atılmıştır;
- askerlere, cezaevinin birkaç gardiyanı eşlik etmektedir;
- itfaiyecilerin müdahalesinin ardından aralıklarla koğuşlardan içeriye ateş açılmıştır; açılan ateşin failinin E.G(19). olduğu düşünülmektedir;
- tutuklular, molotof kokteyli kullanmışlardır; ayrıca bazı askerler çarşafla örtülü uzun namlulu bir silah fark etmişlerdir; kadınlar koğuşundaki tutukluların ateşli silahları yoktu ancak kendilerinde el yapımı alev makinesi bulunmaktaydı;
- jandarmalar, darbe ve kapı kolunun yardımıyla koğuşun kapısını kırdıklarında, tutuklular molotof kokteyli atmış, alev makinesi kullanmış ve şüphesiz daha önce yıkılan 7 nolu koğuşun duvarlarından toplanan taşlar, cam parçacıklarını ve tuğla fırlatmışlardır;
- komutanlar, telsiz ile tutuklulara kötü muamele yapılmaması ve karşı tarafın silah kullandığı takdirde, yalnızca ilgili kişiyi hedefleyerek silah kullanılması emrinde bulunmuşlardır;
- silahlı direnişi engellemek ve cezaevindeki Devlet yetkililerini yeniden oluşturmak için güç kullanımı kaçınılmaz olduğunda, özellikle kanun çerçevesinde bu güç kullanımına başvurulmaktadır;
- özellikle ateşli silahlar çatılara dağılan askerler tarafından açılmış; cezaevinin içerisindeki askerler yalnızca isyan karşıtı yöntemler yani kasklar, sopalar, kalkanlar, göz yaşartıcı bombalar ve köpükler kullanmışlardır;
- öte yandan jandarmaların bazıları da maske kullanmadıklarından göz yaşartıcı bombalardan etkilenmişlerdir;
- tutuklular, koğuşlarının kapılarının arkasında yatak, somya ve dolap kullanarak barikat kurmuşlardır;
- teslim olmak isteyen bir grup tutuklu bulunuyordu ancak aralarından yalnızca iki kişi teslim olabilmiştir; başka tutukluların ihanet etmeleri nedeniyle arkadaşları tarafından öldürüldükleri muhtemeldir;
- operasyonun sonunda, her tutuklu en az dört asker tarafından üstelik kol ve bacaklardan tutularak dışarıya götürülmüştür;
- gerek operasyon gerekse tutukluların diğer bir cezaevine sevk edilmeleri sırasında hiç kimse kötü muameleye, hakarete veya şiddete maruz kalmamıştır.
g) Cezaevi Personeli Hakkında 1 Aralık 1999 Tarihli Şikayetin Akıbeti
106.Savcı, 30 Aralık 1999 tarihinde, Ankara Valiliği önünde soruşturma iznine yönelik idari süreç halen derdest iken, ikinci dosyada (No.1999/107587) suçlanan cezaevi personeli olan 34 memur ile ilgili olarak, anılan idari sürecin neticesini beklemeksizin kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir (yukarıda in fine 84.-102. paragraflar).
Savcı, ilgililerin aktif bir şekilde operasyona katılmadıklarını gözlemlemektedir, zira ilgililer binanın dışında beklemelerine dair sıkı bir emir almışlardır ve öte yandan resmi belgelerde hiçbirinin yaralanmadığı ve kendileri tarafından hiçbir müdahalenin yapılmadığı belirtilmektedir.
Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, 16 Şubat 2000 tarihinde, ilgili(20) avukatlara ayrı ayrı tebliğ edilmeden önce, başvuran taraf 21 Şubat 2000 tarihinde yapılan bu itirazı kesin bir şekilde reddeden Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi önünde kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı itirazda bulunmuştur.
h) Memurların Yargılanması Hakkında 4483 sayılı Kanun Gereğince Davanın Akıbeti
107.Soruşturma komitesi (yukarıda 103. paragraf), 30 Aralık 1999 tarihinde, Ankara Valiliğine raporunu sunmuştur. Raporda, suçlanan kişilere atfedilebilecek herhangi bir kusurun bulunmadığına dair görüş bildirilmiştir.
Ankara Valiliği, 3 Ocak 2000 tarihinde, bu görüşü izleyerek ilk iki dosyada (No.1999/101539 et 1999/107587) söz konusu olaylar nedeniyle, 150(21) jandarma personeli hakkında soruşturma izni vermemiştir (yukarıda 102. paragraf). Bu karar, şu şekilde gerekçelendirilmiştir:
Terör eylemleri nedeniyle tutukluların kaldığı 4 ve 5 nolu koğuşlarda ve Ulucanların terör adlı kadın koğuşlarında (...), 26 Eylül 1999 tarihinde, tutuklular aramalara itiraz etmiş ve ateş açmışlardır; memurların yargılanması hakkındaki 4483 sayılı Kanunun 3. ve 6. maddeleri gereğince, 3 Ocak 2000 tarihinde, nöbette olan personelin hapishane ve tevkifhanelerin idaresi hakkındaki 1721 sayılı Kanun ve jandarma teşkilat, görev ve yetkilerine ilişkin 2803 sayılı Kanun ile öngörülen şekilde yalnızca yetkilerini kullandığını gözlemleyerek soruşturma açılmasına izin verilmemesine karar verdim.
108.Ankara Valiliğinin kararı, 1 Mart 2000 tarihinde, başvuranların avukatlarına tebliğ edilmiş ve avukatlar ise Ankara Bölge İdare Mahkemesi önünde itirazda bulunmuşlardır.
Avukatlar dilekçelerinde, özellikle valilik kararının ciddi hiçbir gerekçeye dayanmadığını ve bu kararın 4483 sayılı Kanunun 6. maddesine aykırı olduğunu savunmuşlardır; avukatlar, kararın düzeltilmesi için ileri sürülen Kanunların jandarma güçlerine yüklenebilir davranışlar için hiçbir geçerliliklerinin bulunmadığını ve somut olayın koşullarında, söz konusu kararda, ateşli silahlara başvurulmasını destekleyebilecek herhangi bir olgunun ortaya konulmadığını eklemişlerdir.
Bölge İdare Mahkemesi, 17 Mayıs 2000 tarihli kararla, Valilik kararını bozmuş ve jandarma personeli hakkında ceza soruşturması açılması amacıyla savcıya dosyanın geri gönderilmesine karar vermiştir.
Bu karar, 29 Haziran 2000 tarihinde, başvuranlara tebliğ edilmiş ve ek soruşturma tedbirleri alınmıştır.
i) Kötü Muamele Nedeniyle Başvuranlar Tarafından Yapılan Son Şikayetler (B listesi) ve Suçlanan Kişilerin Yeniden Sorgulanması
109.Başvuran Veysel Eroğlu, 9 Haziran 2000 tarihinde, ihtilaf konusu olay sırasında yapılan kötü muamelelerden şikayet ederek, Ceyhan (Adana) savcılığı önünde resmi şikayette bulunmuştur. Ceyhan savcılığı, 7 Temmuz 2000 tarihinde, Ulucanlarda işlenen olası eylemlerle ilgili olması nedeniyle dosyanın Ankara Cumhuriyet savcılığına iletilmesine karar vermiştir.
110.Başvuran İnan Özgür Bahar, yine 9 Haziran 2000 tarihinde, kötü muameleleri ileri sürerek, Alt Komisyona (Meclis soruşturmasını yürüten) ve Ceyhan savcılığına başvurmuştur. Savcı, başvuranın iddialarının incelenmesi amacıyla bir doktor tarafından muayene edilmesini talep etmiştir.
Bu iki başvuranın, 6 Temmuz 2000 tarihinde, yapmış oldukları suç duyuruları hakkında Ceyhan savcılığı tarafından ifadeleri alınmıştır.
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.Savcı, 25 Temmuz ve 13 Aralık 2000 tarihleri arasında, soruşturma komisyonu tarafından daha önce dinlenen memurların büyük bir kısmının yeniden ifadesini almıştır (yukarıda 104. paragraf). Şikayetleri D.Yıl., A. Öz, İ. Ede, M. Kar., K. Özm., Ş. Alt., H. Sar., M. Olu., Ü. Soy., M. Hak., H. Ayd., İ. Kar., A. Güç., A. Ali., N. Kes., C. Ayg., T. Güz., A. İna., F. Apa., S. Yıl., İ. Ofl., M. Cih., A. Köy., T. Akb., M. Cey., B. Tan., Y. Çav., K. İbi., G. Özt., Y. Akt., G. Öza., Ö. Çiv., Y. Yed., S. Ünl., N. Atm., H. Güm., M. Çağ., A.Yan., M.Yap., A. Gem., B. Cey., Ş. Çak., H. Ok, B. Çiç., B. Öna., N. Kıl., A. Can, M. Bib., M. Arı., B. Bal., H. Kul., C. Boz., S. Yağ., B. Say., M. Öze., Ö. Yıl., C. Üna., A. Eme., S. Ata, Ş. Cab., M. Yüc., M. Yün. B. Usl., Ö. Öre., A. Tit., H. Sal., O. Özt., M. Kıl., S. Kıl., D. Bil., C. Ala., İ. Bil., C. Can., T. Güz.ve Y. Sus ile ilgilidir..
Memurların bir kısmı, ifadelerini yinelemiş ve ölümcül gücün orantısız bir şekilde kullanıldığına dair her türlü iddiayı reddetmişlerdir.
Öte yandan Y. Baş., C. Uçu., M. Yıl., A. Er, Ü. Şah., A. İma., M. Çet. Ve S. Erb. isimli jandarmaların ifadeleri ilk defa alınmıştır.
j) Jandarma Personeli Hakkında Kamu Davasının Açılması
112.Kesinleşmiş olan kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan yararlanan cezaevi personelinden farklı olarak (yukarıda 106. paragraf), jandarma personeli, Ankara Valiliğinin soruşturma izni verilmemesi kararının kaldırılmasının ardından, soruşturmaya tabi tutulmuşlardır (yukarıda 108. paragraf).
Bu durum sonucunda yürütülen ek ceza soruşturması, 25 Aralık 2000 tarihinde, 2000/5455 Nolu iddianame gereğince kamu davasının açılmasına neden olmuştur.
Böylelikle savcı 161 jandarma personeli hakkında Ümit Altıntaş, Halil Türker, Abuzer Çat ve Mahir Emsalsizi öldürme (A listesi) ve başvuranların da yaralandığı 69 tutukluyu darp etme ve yaralama suçundan (B listesi), Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi (AACM) önünde dava açmıştır.
Ancak, savcı, askerlerin sadece üstleri tarafından verilen emri yerine getirmek amacıyla meşru bir şekilde davrandıkları kanaatine vararak ve üstelik söz konusu eylemin faillerinin kimliklerinin tespit edilemediğini değerlendirerek, iddianamede suçlanan askerlere herhangi bir cezanın verilmemesini talep etmiştir.
113.Bu arada istinabe yoluyla dinlenen birçok başvuran, bu davaya müdahil taraf olarak katılmış ki bu durum 2001/13 Nolu dosyanın açılmasına yol açmıştır.
Savcı, 4 Nisan 2001 tarihinde, 2001/16237 Nolu dosyanın üçüncü dosya olarak kaydedildiği ve başvuran Kırbıyık tarafından 13 Mart 2000 tarihinde yapılan şikayetin ayrı bir şikayet olarak değerlendirilmemesine karar vermiştir (yukarıda 85. paragraf). Savcı, AACM ve benzer olaylara ilişkin Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen derdest olan iki davaya atıfta bulunarak (sırasıyla dosya No. 2001/13 ve No. 2000/175), bu şikayetin halihazırda inceleme altında olan dosyaya dahil edilmesinin yeterli olduğu kanaatine varmıştır.
Başvuran Kırbıyık, 2001/13 Nolu dosya altında bulunan ve halen derdest olan davanın şikayetinin aksine cezaevi personeli yerine yalnızca jandarma personelini hedef aldığını iddia ederek, bu karara itiraz etmiştir.
Bu başvuru, Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı tarafından reddedilmiştir.
114.AACM önünde yürütülen bu adli kovuşturma ile ilgili olarak en önemli unsurlar aşağıda yer almaktadır.
Bilgilerin geri kalanının büyük bir kısmı, heyetin oluşumunda değişiklik nedeniyle, tutanakların yeniden okunmasına, ifadelerin ve savunmaların tamamının alınmasına, bazı başvuranların ve sanıkların ikamet adreslerinin belirlenmesine ve bulunamayan veya adalete teslim olan sanıklara karşı çıkan izhar ve tutuklama müzekkerelerinin uygulanmasına bağlı usulü konular ile ilgilidir.
Destekleyici bu unsurlar, Ek VIIde özetlenmektedir.
115.Başvuran Hüseyin Çat, 14 Mayıs 2001 tarihli duruşmada, müteveffanın oğlu Abuzer Çat adına müdahil taraf olarak katılma talebiyle birlikte yeniden şikayette bulunmuştur. Benzer bir talep, müteveffa İsmet Kavaklıoğlu adına oğulları olan başvuran Sadık Türk ve Şaban Kavaklıoğlu tarafından da yapılmıştır.
Davanın esasına bakan hakimler, Sadık Türkü müdahil taraf olarak kabul etmişlerdir ancak Şaban Kavaklıoğlunun davanın müştekileri arasında yer almadığını tespit etmiştir.
Yıldırım Doğanın avukatıyla birlikte Sadık Türkün avukatı, sanıklara özellikle operasyon sırasında hangi jandarmanın ateşli silah bulundurup bulunmadığı ve etkin bir şekilde kullanıp-kullanmadığı konusunda birçok soru yöneltmişlerdir. A. Öz, yaralı olan askerin saldırı tüfeğini kullandığını derhal kabul ederken, sanıkların bir kısmı, sorulara yanıt vermek için süre talebinde bulunmuşlardır. Z. Eng.e gelince, operasyonun kalbinde bulunduğunu ve hem kendi silahını hem de jandarmanın saldırı tüfeğini kullandığını belirtmiştir. Ayrıca, Ö. Yıl., saldırı tüfeğinden başka iki farklı silah kullandığını dile getirmiştir.
Öte yandan müdahil taraflar, görev aldıkları nöbet değişimi sırasında çekilen video kayıtları hakkında Yüceli dinlemişlerdir. Sanık, bu tür bir kaydın varlığını kabul etmemiştir.
116.Tutuklu-müşteki H.E., 6 Haziran 2001 tarihinde, Afyon Cezaevinde istinabe yoluyla yeniden dinlenmiştir. Tutuklu-müşteki H.E., özellikle İsmet Kavaklıoğlu ve Nevzat Çiftçinin ellerinde tabanca gördüğünü kabul etmiştir.
117.Müşteki-başvuranlar Melek Altıntaş ve Filiz Uzal, 9 Temmuz 2001 tarihinde, mahkemeye çıkarılmışlardır. İlgililer, işkencecilerden biri olan C.Ünanın kimliğini tespit etmişlerdir. Şikayetçi tarafından sorgulanan sanıklar, operasyondan bir gün önce haberdar olduklarını belirtmişlerdir, ancak bu operasyonun daha önce tasarlandığını kabul etmemişlerdir. Sanıkların hepsi, silahlı bir çatışmayı önlemek amacıyla ateşli silah taşıdıklarını ancak bu silahları kullanmadıklarını belirtmişlerdir; yine sanıklar, tutukluların teslim olmak isteyen arkadaşlarından ikisini öldürdüklerini gördüklerini dile getirmişlerdir. Son olarak, sanıklar hayatını kaybeden tutukluların giysilerinin ne şekilde çıkarıldığı konusunda bilgilerinin olmadığını ifade etmişlerdir.
118.Hazır bulunan şikayetçi-başvuranlar, 17 Ekim tarihli duruşmada, operasyon sırasında ve sonrasında uygulanan şiddetten şikayet ederek, iddialarını ayrıntılı bir şekilde ileri sürmüşler ve avukatları ilgililerin saldırganların kimliklerini tespit etme durumunda oldukları belirterek, bu saldırganlarla yüzleşmelerini talep etmişlerdir.
AACM, bu tür bir yüzleşmenin uygulanmasının uygunluğu konusunu daha sonra değerlendirmeye karar vermiştir.
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.Şikayetçilerin avukatlarının bir kısmı, başvuranlar Cemaat Ocak, Esmehan Ekinci ve bütün iddiaları reddeden sanık A. Eme 24 Nisan 2002 tarihli duruşmada ilk defa hazır bulunmuşlardır.
Başvuranlar, iddialarını ayrıntılı bir şekilde belirtmişlerdir ve ileri sürülen bazı işkencecileri tarif etmişlerdir.
Hakimler, 7 nolu koğuşta tutuklu bulunan görgü tanığı H.M.yi de dinlemişlerdir. Görgü tanığı olan H.M, Abuzer Çat, Halil Türker ve Ümit Altıntaşın açılan ateşten kaçmaya çalışırken öldürüldüklerini gördüğünü ancak hamamda İsmet Kavaklıoğlunun işkenceye maruz kaldıktan sonra öldürüldüğünü fark etmediğini belirterek, başvranların ifadelerini büyül ölçüde onaylamıştır.
120.Başvuranlar, 27 Haziran 2002 tarihli duruşma sırasında, dosyaya eklenen fotoğraflardan yola çıkılarak sorumluların tespit edilmesinin mümkün olmadığını zira bir yandan fotoğrafların düşük kalitede olduklarını diğer yandan operasyonda askerlerin bir kısmının maske kullandıklarını belirtmişlerdir.
121.Başvuranlar Melek Altıntaş, Hayriye Kesgin sanıkların avukatlarının hazır bulunduğu 25 Aralık 2002 tarihinde mahkeme önüne çıkarılmışlardır. Kimlik tespiti sonucunda, yirmiyi aşkın ek fotoğraf dosyaya eklenmiştir; bu fotoğrafları inceleyen Kesgin, suçlanan güvenlik güçlerinin bazılarının maske kullandıklarını ve kalkanların arkasında korunduklarını dile getirerek, bazı yüzleri tanıyamadığını belirtmiştir.
AACM, sivil hayatta çekilen veya çocukluğa götüren fotoğraflardan yola çıkılarak, gaz ve dumanla kaplanmış olan bir alanda kullanılan her türlü teçhizata sahip olan kişilerin kimliklerinin tespit edilmesini arzu etmenin gerçekçi olamayacağı sonucuna varmıştır. Dolayısıyla hakimler, bu delil yönteminin göz ardı edilmesine karar vermişlerdir.
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.Başvuran Cem Şahin, 4 Mart 2003 tarihinde, dinlenmiştir. Başvuran, kendisini darp eden kişiler arasında Yusuf adında başgardiyan ve Mehmet adında bir gardiyan olduğunu belirterek, şikayetini yinelemiştir.
123.Başvuran Şerife Arıöz, 9 Haziran 2004 tarihinde, istinabe yoluyla Ispartada dinlenmiştir. Başvuran Şerife Arıöz, daha önceki ifadelerine ek olarak, söz konusu isyanın bastırılmasının kabul edilemez olduğunu belirtmiştir zira hiçbir uyarı yapılmaksızın operasyon beklenmedik bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Başvuran daha önce kadın koğuşundaki tutukluların sayım yapılması için bizzat kendilerinin gardiyanları çağırdıklarını ancak gardiyanların kendi can güvenliklerinden endişe ettikleri gerekçesiyle reddettiklerini belirtmiştir. Dahası başvuran, erkek koğuşlarının aksine kadın koğuşlarında herhangi bir sıkıntı yaşanmadığı kanaatindedir. Başvuran, ayrıca, operasyon sırasında fenalaştığı ve dolayısıyla kendisine isnat edilen suçları işleyemeyeceğini iddia etmiştir.
124.Hakimler, 1 Şubat 2006 tarihinde, jandarma komutanlığının operasyon sırasında video kaydının hiçbir şekilde söz konusu olmadığını ve herhangi bir fotoğrafın çekilmediğini iddia ettiğine dair bir yazıyı dikkate almışlardır. Hakimler, bu noktanın cezaevi yetkilileri nezdinde incelendiğine karar vermişlerdir.
125.Karar verilmeden önce dosyanın, iki yıl daha incelenmesi/düzenlenmesi gerekli olmuştur. AACM, 24 Eylül 2008 tarihinde, kararını açıklamıştır. AACM, mülga Ceza Kanununun 49. maddesi gereğince, sanıkların beraatının uygun olacağına karar vermiştir ve dolayısıyla yetkili üstlerinin emirleri uyarınca sıkı bir şekilde görevleri çerçevesinde davrandıkları sonucuna varmıştır.
Başvuranlar, Yargıtay önünde temyiz talebinde bulunmuşlardır.
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 14 Mart 2012 tarihinde, görüşünü sunmuştur. Savcının görüşü aşağıdaki şekildedir:
- bazı başvuranların avukatları aracılığıyla yaptıkları temyiz talepleri (başvuranlar No 13, 15, 16, 18, 20, 21, 23, 28, 35, 37, 38, 43, 44, 45, 50, 53, 54, 57, 58, 60, 63 ve 64 (B listesi)) kabul edilmezdir ve ilgililer dava vekaletnamesine sahip değillerdir;
- Bununla birlikte temyiz edilen hükmün, 2001/13 Nolu mevcut davanın Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi önünde 2002/76 Nolu dosya ile birlikte incelenmesi gerektiği gerekçesiyle, yani her iki dosyaya eklenen bütün deliller değerlendirildikten sonra bütünüyle bozulması kararı verilmesi uygun olacaktır.
127.Halihazırda dava, Yargıtay önünde halen derdesttir.
4. Başvuranlar Tarafından Açılan Tam Yargı Davaları
128.Cezai alanda yapılan başvurulara paralel olarak, bütün başvuranlar (A listesi ve B listesi) ihtilaf konusu operasyon sırasında ve sonrasında maruz kalınan zararların karşılanması amacıyla, Adalet ve İçişleri Bakanlığından tazminat talebinde bulunmuşlardır.
Zımni ret olarak kabul edilen idarenin bu taleplere karşılık vermemesi nedeniyle, ilgililerin bir kısmı, farklı Ankara İdare Mahkemeleri önünde tam yargı davaları açmışlardır.
129.Başvuranlardan Songül Garip, Hayriye Kesgin, Fadime Özkan, Serdar Atak, Aydın Çınar, Küçük Hasan Çoban, Bülent Çütçü, İlhan Emrah, Ertuğrul Kaya, Ertan Özkan ve Özgür Saltıkın (B listesine göre) ilk taleplerinin reddedilmesine rağmen, idare mahkemesine başvurmadıkları dosyadan anlaşılmaktadır.
130.Öte yandan davaların bir kısmı açılmamış olarak sınıflandırılmıştır:
-hatırlatmaya rağmen, mahkeme masraflarının ödenmemesi nedeniyle (başvuranlar Şerife Arıöz, Filiz Uzal (Soylu), Zeynep Güngörmez, Ercan Akpınar, Fatime Akalın, Aynur Sız, Edibe Tozlu, Sibel Aktan (Aksoğan), Derya Şimşek, Filiz Gülkokuer, Sevinç Şahingöz, Esmahan Ekinci, Gürcü Çakmak, İnan Özgür Bahar, Gürhan Hızmay, Cem Şahin, Behsat Örs, Veysel Eroğlu, Cemaat Ocak, Özgür Soylu, Erdal Gökoğlu, Duygu Mutlu, Murat Güneş ve Yahya Yıldız);
- dava dilekçelerinin ilk tazminat taleplerinin örnekleriyle sunulmadığı gerekçesiyle, ve/veya mahkeme masraflarının tam olarak ödenmemesi nedeniyle, (başvuranlar Gönül Aslan, Devrim Turan, Sadık Türk, Mehmet Kansu Keskinkan, Önder Mercan ve Halil Doğan);
- yasal vasilerinden daha önce izin almaksızın hareket eden ilgililerin izin almak üzere mahkemeye başvurmaması nedeniyle (locus standi) (başvuranlar Haydar Baran, Mustafa Selçuk ve Enver Yanık);
- tespit edilemeyen bir gerekçeden (başvuranlar Kemal Yarar ve Cemile Sönmez);
Bu bağlamda verilen ve bu aşamada kesinleşmiş olan kararlarla ilgili olarak bilgiler, ek VIII-Ada yer almaktadır.
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.Buna karşın, başvuranlar Şaban Kavaklıoğlu, Mehiyet Emsalsiz, Selame Türker, Ali Gençaslan, Hanım Çiftçi, Hasan, Hüseyin Çat, Firdevs Kırbıyık, Melek Altıntaş (A listesi) ve başvuranlar Resul Ayaz, Nihat Konak, Savaş Kör, Barış Gönülşen, Murat Ekinci, Başak Otlu ve Cenker Aslan (B listesi) hak kazanmışlardır ve kendilerine maddi ve manevi tazminat ödenmiştir.
Bütün bu davalarda, Ankara İdare Mahkemesinin ilgili daireleri, kararlarında aşağıda yer alan gerekçeleri belirtmektedirler:
yaşam hakkı, en temel bireysel haktır. Öte yandan Anayasanın 19. maddesi gereğince, kişi özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir ve aynı maddenin hükümlerinde sırayla belirtilen istisnalar kapsamında anayasal bir güvenceden yararlanılmaktadır. Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların, kişinin haklarının kısıtlanmasının haklı gösterildiği durumlara ait olduğu bu istisnalardan anlaşılmaktadır. Bununla birlikte bir kişi hürriyetinden yoksun bırakıcı bir cezaya maruz kaldığında (...), bu kişinin tutuklu bulunduğu cezaevinde yaşama hakkına ilişkin temel hakkının korunması ve bütün ceza süresi boyunca bu bağlamda gerekli bütün tedbirleri ve önlemleri almak yine Devletin görevidir. Somut olayda, idarenin meydana gelen olaylar ve bunun sonucunda yaşanan can kaybını dikkate alarak, hizmet kusuru hakkında yanıt vermesi gerektiği açıktır. Zira tutukluların güvenlik güçlerine saldırmak için kullandıkları taş, demir çubuk, sopa ve ateşli silahları elde edebilmişler ise ve isyan çıkarma için kolay bir şekilde organize olmuşlar ise, yeterli tedbir alınmadığındandır.
132.Davalı idare tarafından Danıştay önünde bütün kararlara itiraz edilmiş ardından Yüksek Mahkeme 10. Dairesi tarafından bozulmuştur. Özellikle Yüksek Mahkemenin 10. Dairesi aşağıdaki gerekçeleri sunmuştur:
- iddia edilen zararların kaynağına ilişkin olayın meydana gelmesinde idarenin bu olaya karışıp-karışmadığı ve hangi ölçüde karıştığı konusunda yanıt verilmemesi; (başvuranlar (Resul Ayaz, Cenker Aslan ve Barış Gönülşen (B listesi));
- ileri sürülen yaralar ve Devlet memurlarına yüklenebilir bir eylem arasında nedensellik bağının bulunmaması (başvuran Başak Otlu (B listesi));
- ilk derece mahkemesinin şahıs bakımından görevsizlik/yetkisizlik kararı vermesi nedeniyle, ilgilinin vasisinden mahkemede dava açmak için daha önce izin elde edememesi (başvuran Murat Ekinci (B listesi));
- zarar ile idareye istinat edilen eylem arasında nedensellik bağının bozulması nedeniyle, ilgililerin ihtilaf konusu olayların meydana gelmesinde aktif rol oynamaya çalışması ve yaralarından yalnızca kendilerinin sorumlu tutulması (başvuranlar Nihat Konak ve Savaş Kör (B listesi) ve A listesindeki dokuz başvuran).
133.Başvuran Yıldırım Doğanın (B listesi), Ankara 8. İdare Mahkemesi tarafından, ilk derece mahkemesi olarak, ihtilaf konusu olaylara iddia edilen katılımı nedeniyle davası reddedilmiştir. Bununla birlikte Danıştay, cezaevinde disiplinin ve düzenin sağlanması amacıyla askeri operasyona başvurma gerekliliğinin, tek başına daha önce işlenmiş olan bir dizi hizmet kusurunun Devlete yüklenebilir olduğunu gösterdiği gerekçesiyle bu kararı bozmuştur. Davalı idare tarafından yapılan karar düzeltme talebi reddedilmiştir.
Somut olayda iddia edilen yaraların Doğanın kendi hatasından kaynaklandığından tatmin olan 8. İdare Mahkemesi ilk kararında ısrar etmiş ve mahkemeye göre bu durum iddia edilen zarar ile idareye isnat edilen eylem arasındaki nedensellik bağını bozmaktadır.
Öte yandan anılan direnme kararının temyiz edilmesi üzerine dava dosyası, Danıştay Genel Kuruluna gönderilmiştir. Mahkemenin, bu davanın sonucu hakkında bilgisi bulunmamaktadır..
134.Bu davalara ilişkin bilinen gelişmeler ek VIII-Bde özetlenmektedir. Bu davalar, halen derdesttir ve başvuranlar Melek Altıntaş, Hüseyin, Hasan Çat, Hanım Çiftçi, Mehiyet Emsalsiz, Ali Gençaslan, Şaban Kavaklıoğlu, Selame Türker ve Firdevs Kırbıyık (A listesi), aynı zamanda Resul Ayaz, Başak Otlu, Yıldırım Doğan, Cenker Aslan, Barış Gönülşen, Murat Ekinci ve Savaş Kör (B listesi) ilgili oldukları anlaşılmaktadır.
135.Danıştay tarafından karar verilmeden önce, ilk derece mahkemesinde aleyhine karar verilen idare tarafından haklı bulunan başvuranlara ödeme yapıldığının anlaşıldığını hatırlatmak gerekir (yukarıda 131. paragraf). Bir defa bu kararlar bozulduğundan, idare başvuranlara yersiz olarak yapılan söz konusu ödemelerin geri alınması amacıyla icra takibi başlatmıştır.
Bazı başvuranların, 2011 tarihinden bu yana, söz konusu meblağların bir kısmını veya tamamını geri ödedikleri dosyadan anlaşılmaktadır.
5. Başvuranlar Hakkında Yürütülen Ceza Davaları
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.Esasen, 86 tutukluyu ve B listesini hedef alan suç dosyası,1 Aralık 1999 tarihli ve 1999/79635 Nolu iddianame gereğince, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi önünde 2000/47 Nolu dosya altında kaydedilmiştir.
Bu davada, şikayetçi-mağdurlar, ilk olarak operasyon sırasında 15 jandarmanın yaralandığından (Ek II) ikinci olarak da A.D., Nevzat Çiftçi (diğer adıyla Habib Gül), Zafer Kırbıyık, İsmet Kavaklıoğlu ve Önder Gençaslan isimli (A listesindeki başvuranların yakınları) tutukluların öldürüldüğünden şikayet etmektedirler.
137.Bu kapsamda, 1 Aralık 1999 tarihinde, savcı 1999/79635 Nolu iddianameye ek olarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Bu kararda, müteveffalar Çiftçi (diğer adıyla Habib Gül), Kırbıyık, Kavaklıoğlu, Gençaslan, Altıntaş, Çat, Emsalsiz ve Türker (A listedeki başvuranların yakınları) mağdur-sanık sıfatıyla ve başvuran olmayan 27 tutuklu sanık sıfatıyla yer almıştır. Bunların arasında, 1999/79635 nolu iddianamenin düzenlenmesinde ifadeleriyle (yukarıda 88-90. paragraflar) önemli bir rol oynayan İ.D. ve E.D.nin de ifadeleri bulunmaktadır. Kısacası savcı, hayatını kaybetmeleri nedeniyle bu kişiler hakkında başlatılan soruşturmaların iptal edilmesine ve ihtilaf konusu isyana bağlı suçlamalar ile ilgili olarak delil bulunmadığından söz konusu 27 tutuklu hakkında ise kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
138.Öncelikle, 22 Şubat 2000 tarihli bir kararla, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, ileri sürülen eylemlerin teröre bağlı olduğunu değerlendirerek, Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin görevli olduğuna karar vermiştir. Bununla birlikte, 3 Nisan 2000 tarihinde, Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi de, konu bakımından görevsizlik kararı vermiş ve dava dosyasını Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesine geri göndermiştir.
Yargıtay tarafından bu görev uyuşmazlığının ortadan kaldırılmasının ardından, dava sonuç olarak (2000/175 Nolu) yeni dosya numarası altında Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesine yeniden iletilmiştir.
Bu davanın önemli aşamaları, aşağıdaki şekilde özetlenmektedirler. Bu aşamalara bağlı olan diğer bilgiler, ek IXda yer almakta zira bu aşamalar 5 Temmuz 2007 tarihinde son bulmaktadırlar.
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.Bu yeni dosyaya eklenen iddianame, 1 Aralık 1999 tarihli iddianameden kopyalanmakta (yukarıda 136. paragraf) olduğundan içeriğinde özellikle tutuklular E.D ve İ.D.nin ifadeleri yer almaktadır (yukarıda 137. paragraf).
140.Buna göre, savcı, başvuranlar Enver Yanık, Sadık Türk, Erdal Gökoğlu ve eski başvuranlar Cemal Çakmak ve Cafer Tayyar Bektaşın ateşli silah kullanmış oldukları görüşündedir; teslim olmak isteyen tutuklularla diğer isyancılar arasında gelişen münakaşa sırasında Enver Yanık ve Cemal Çakmak, hain olduklarını değerlendirerek, diğer üç tutuklunun üzerine ateş açmıştır; Cemal Çakmak battaniyeye sarılmış olarak av tüfeğini getirmiş ve A.D., Zafer Kırbıyık, İsmet Kavaklıoğlu, Küçük Hasan Çoban ve Nevzat Çiftçinin bulunduğu yönde ateş açmıştır.
Bütün başvuranlar ile ilgili olarak, 15 askere darp ve yaralama iddiaları dışında, savcı Cemal Çakmakı A.D., Zafer Kırbıyık ve İsmet Kavaklıoğlunu öldürmekle ve av tüfeği yardımıyla Küçük Hasan Çobanı yaralamakla suçlamaktadır. Yine savcı, Önder Gençaslanın 4 nolu koğuşta daha sonra bulunan 245PY74657 nolu bir tabancadan açılan ateşle öldürüldüğü (yukarıda 44. paragraf) görüşündedir; bu suçun sorumlusu beş isyancıdan yani Enver Yanık, Cemal Çakmak, Sadık Türk, Erdal Gökoğlu ve Cafer Tayyar Bektaştan biridir; Nevzat Çiftçi ise yukarıda belirtilen beş isyancı tarafından rastgele açılan ateş sonucu sırtından vurularak daha sonra öldürülmüştür.
141.86 sanık, 5 Aralık 2000 tarihinde, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi Hakimlerin reddini talep etmiş ve haklarında şikayette bulunmuşlardır; bu sanıklar anılan talepleri hakkında karar vermeye davet edilen Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin kararını bekleyerek davadan çekilmişlerdir.
Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Aralık 2000 tarihinde, hakimlerin reddine yönelik taleplerinin gerekçelerini göz ardı etmiş ancak heyetin resmi şekilde çekilmesiyle mahkemenin tarafsızlığının korunmasının sağlanabileceğine karar vermiştir. Böylelikle Hakimlerden oluşan yeni bir heyet, davanın incelemesini yeniden ele almıştır.
142.Davanın geçici olarak ertelenmesine yol açan 2000/175 Nolu bu dosyanın 200/013 Nolu dosya ile birleştirme girişiminin başarısızlığının ardından da(yukarıda 126. paragraf) mevcut dava 2002/76 Nolu dosya numarası altında Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi yetkisinde görülmeye devam etmiştir.
Davanın tarafları aynı olup, sanık-başvuranların 2000 yılında istinabe yoluyla alınan ifadelerine ilişkin tutanaklar dosyaya eklenmiştir. Bu kişilerin hepsi savunmalarını sunmak için davanın esasına bakan hakimler huzuruna çıkmayı talep etmişlerdir. Başvuranların çoğunluğunun öncelikle birlikte hareket ederek benzer taleplerde bulundukları dosyadan anlaşılmaktadır.
143.13 Mart 2002 tarihinde Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi önünde yeniden duruşmalar açılmış ve anık-başvuranlar ile mağdur tarafların mahkeme huzuruna çıkarılmaları veya dinlenilmeleri amacıyla yirmiye aşkın usulü tedbir kararı verilmiştir.
25 Ocak 2006 tarihine kadar duruşmalarda, özellikle bu benzer tedbirlerin yeniden alınması ve alınan bazı ifadelerin dosyaya eklenmesi işlemleri gerçekleştirilmiştir.
Bu tarihte hakimler alınan video kayıtlarının ve ihtilaf konusu operasyon sırasında çekilen fotoğrafların acil bir şekilde aktarılması talebine karşılık verilmesinin mümkün olamayacağına zira bunun yapılmasına imkan sağlayan teçhizatın kendisinde bulunmadığına dair açıklamada bulunan AJBKnın cevabını dikkate almışlardır.
144.En yeni bilgilere göre Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi 4 Ekim 2007 tarihinde bir duruşma düzenlenmesini öngörmüştür. Suçlanan bütün kişilerin savunmasının alımı bitmediğinden ve hakimler tarafından verilen tedbir kararları uygulanmadığından halen sonuca varamayan 2002/76 Nolu dosya altında devam eden bu davanın gidişatı ile ilgili olarak Mahkeme belgelere sahip değildir.
E. İlgili İç Hukuk ve Uygulaması
145.Somut olayda ilgili iç hukuk düzenlemeleri için bu arada Ceyhan Demir ve diğerleri/Türkiye, No. 34491/97, §§ 77-80, 13 Ocak 2005 ve son olarak Vefa Serdar/Türkiye, No.7309/04, §§ 63-67, 27 Ocak 2015 kararlarına bakınız.
Öte yandan 2803 sayılı Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Kanununun 4. maddesinde ulusal emniyet yapısına sahip olmayan bölgelerde ülkenin emniyeti ve asayişine bağlı gerek adli gerekse idari görevlere katılmaya çağrıldığında Jandarmanın İçişleri Bakanlığının gözetimine bağlı olduğu belirtilmektir. Bu bağlamda 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun 97.maddesinde soruşturmakla ve bu soruşturmaları uygulamakla görevli olan jandarma soruşturmacılarının savcının emri altında çalıştıkları öngörülmektedir.
Diğer yandan 27 Ağustos-7 Eylül 1990 tarihleri arasında Havana (Küba) da meydana gelen suçun önlenmesi ve suçluların ıslahı için Birleşmiş Milletler Sekizinci Kongresi ile kabul edilen kanunların uygulanmasıyla sorumlu kişiler tarafından ateşli silahların kullanılması ve güce başvurulması hakkında Birleşmiş Milletler in temel ilkelerini hatırlatmak gerekir. Somut olayda bu ilkelerin ilgili kısımları yeniden belirtilmiş bir şekilde Aydan/Türkiye( No. 16281/10, § 47, 12 Mart 2013) kararında yer almaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. DAVANIN KAPSAMI VE İLK İTİRAZLAR
A. Kabul Edilebilir Olarak Belirtilen Şikayetler
146.Sözleşmenin 2. ve 3. maddelerinin esas yönü bakımından, A listesinde bulunan dokuz başvuran, yakınlarının yani Ümit Altıntaş, Abuzer Çat, Nevzat Çiftçi, Mahir Emsalsiz, Halil Türker, İsmet Kavaklıoğlu, Zafer Kırbıyık ve Önder Gençaslanın yaşam haklarının ihlal edildiği kanaatine vararak, güvenlik güçleri tarafından öldürüldüklerini iddia etmektedirler. B listesinde bulunan diğer başvuranlar, Ulucanlarda yürütülen operasyon sırasında ve sonrasında maruz kaldıkları yaralanmalardan şikayet etmektedirler.
Öte yandan başvuranlar, şikayetleri hakkında yürütülen soruşturmaların yeterli ve etkin olmadığını ileri sürmektedirler ve bu durumun usulü açıdan aynı hükümlerin ihlalini teşkil ettiği kanaatindedirler (Şaban Kavaklıoğlu ve diğer 73/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No.15397/02, § 44, 5 Ocak 2010).
Sözleşmenin yukarıda belirtilen hükümleri şu şekildedir:
Madde 2
1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez.
2. Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış sayılmaz:
a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunması için;
b) Usulüne uygun olarak yakalamak veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasını önlemek için;
c) Ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması
için.
Madde 3
Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.
147.Başvuranlar, yakınlarının siyasi görüşleri nedeniyle işkenceye maruz kaldıkları ve öldürüldükleri gerekçesiyle, Sözleşmenin 14. maddesinin de ihlal edildiğini belirtmektedirler. Sözleşmenin 14. maddesi aşağıdaki şekildedir:
Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayrımcılık yapılmadan sağlanır.
148.Son olarak başvuranlar, operasyon sonrasında güvenlik güçlerinin kendilerine ait olan veya hak kazandıkları para, giysi, saat, kitap ve ev aletleri dahil olmak üzere kişisel ve diğer eşyalarının kasten tahrip ettiklerinden veya el koyduklarından şikayet etmektedirler. Bu bağlamda başvuranlar, Sözleşmeye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesini ileri sürmektedirler. Sözleşmeye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesi aşağıdaki şekildedir:
Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.
B. Başvurunun erken Niteliği
149.Hükümet, kabul edilebilirlik evresinde, başvuranların suçlanan güvenlik güçleri hakkında yürütülen davanın sonuçlanmasını beklemeksizin Mahkemeye başvurdukları gerekçesiyle, mevcut başvurunun erken niteliğini ileri sürmektedir.
150.Bu bağlamda Mahkeme, 5 Ocak 2010 tarihli kabul edilebilirlik hakkındaki kararında, söz konusu davanın yerel mahkemeler önünde halen derdest olduğunu gözlemleyerek, esas bakımından bu itirazın birleştirilmesine karar verdiğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan karar, Şaban Kavaklıoğlu ve diğer 73, §§ 54 ve 55).
151.Mahkeme, durumun dört yılı aşkın bir sürenin ardından değişmemesi nedeniyle (yukarıda 127. paragraf), söz konusu itirazın, ceza yollarının etkinliği ile ilgili şikayetlerin özüne daha yakından bağlı olması (Keser ve Kömürcü/Türkiye, No. 5981/03, § 55, 23 Haziran 2009, Rohe Harman/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 30950/96, 1 Mart 2005 ve Ceyhan Demir ve diğerleri/Türkiye, No. 34491/97, §§ 89 ve 90, 13 Ocak 2005 ve bu kararlarda bulunan atıflar) ve bu nedenle Sözleşmenin 2. ve 3. maddelerinde öngörülen usulü yükümlülüklere riayet edilmemesine ilişkin şikayetlerin esasına ilişkin olması (bk. örneğin, İlhan/Türkiye (BD), No. 22277/93, §§ 91-93, AİHM 2000-VII, Selmouni/Fransa (BD), No. 25803/94, § 79, 28 Temmuz 1999, AİHM 1999-V ve McKerr/Birleşik-Krallık, No. 28883/95, § 111, AİHM 2001-III) dolayısıyla daha önceki kararını korumaktadır.
C. Saime Örsün Başvuran Niteliği
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.Mahkeme, Sözleşmenin 41. maddesi bağlamında, Avukat Bayraktarın müvekkillerinin taleplerine ilişkin 17 Eylül 2012 tarihli son görüşlerinde, Saime Örs ile ilgili olması nedeniyle (yukarıda in fine 4. paragraf), ihtilaf konusu olaylar sırasında cezaevine konulmadığı ancak isminin yanlışlıkla yer aldığı gerekçesiyle, mevcut davaya devam edilmesinden vazgeçtiğini kaydetmektedir.
Mahkeme, bir başvurunun davanın her aşamasında, kabul edilemez olarak karar verebileceğini hatırlatarak, söz konusu olay yerinde Örsün bulunmadığıyla ilgili olarak, kesin olgusal unsuru dikkate almaktadır. Dolayısıyla Örs, hiçbir şekilde somut olayda uygulanan hükümlerin ihlaline ilişkin mağdur sıfatı taşımamıştır. Sonuç olarak bu hükümlere dayanan ilk şikayetler, kişi bakımından Sözleşmenin hükümleriyle bağdaşmamakta olup Sözleşmenin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca Saime Örs ile ilgili olarak reddedilmelidir (bk. aynı anlamda, Chamaïev ve diğerleri/Gürcistan ve Rusya, No. 36378/02, § 355, AİHM 2005-III).
II. ESAS YÖNDEN SÖZLEŞMENİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Tarafların İddiaları
1. Başvuranlar
153.Başvuranlar, kabul edilebilirliğin incelenmesi sırasında olduğu gibi, somut olayda ihtilaf konusu operasyonda isyanın bastırılmasının, toplu halde kaçışın, cezaevi personeline karşı saldırının veya tutuklular tarafından güvenlik bölgesinin beklenmedik olarak işgal edilmesinin hiçbir şekilde hedeflenmediğini ileri sürmektedirler.
Başvuranlar, tutukluların davranışlarının yalnızca yirmi dört saat devam ettiğini, 5 nolu koğuşun bitişiğindeki koğuşta son bulduğunu ve ardından yirmi üç saat boyunca herhangi bir olayın yeniden meydana gelmediğini belirtmektedirler. Başvuranlar, hiçbir şekilde isyanda, güce başvurulmasını gerektiren nitelikte saldırının söz konusu olmadığını ancak şüphesiz idare tarafından hoş karşılanmayan, yaşam alanı için acil bir ihtiyacı karşılamak adına bir alanı işgal ettiklerini iddia etmektedirler.
154.Başvuranlar, her halükarda bu eylemin müdahaleyi haklı gösterdiği varsayılsa dahi, bu müdahalenin söz konusu alanın tahliye edilmesi amacı taşıması ve ilgili tutuklular hakkında uygun disiplin veya idari tedbirlerin alınması gerektiği kanaatindedirler. Halbuki ilgililer, gerek mesafeyle saldırı tüfeğiyle gerekse özellikle hamamda işkence yapılarak öldürülmüşlerdir.
Bu bağlamda başvuranlar, etkisiz hale getiren bir ekipman takımlarının olması gerektiğine, ateşli silahların kullanımına ilişkin düzenlemeye harfi harfiyen uyduklarını, kişilerin yaşam haklarına riayet etmeleri konusunda eğitim aldıklarını değerlendirdikleri askerlerin kendilerini durdurmak üzere ölümcül olmayan kimyasal maddelerin etkisini göstermeyi beklemeksizin ateş açtıklarından şikayet etmektedirler. Gazdan etkilenen tutukluları yakalamak yerine, kendilerini koridorda sürüklemiş, darp etmiş ve bazılarını öldürülmüşlerdir.
155.Başvuranlar, Sözleşmenin 2. maddesinin 2. fıkrası anlamında, somut olayda kullanılan gücün hiçbir şekilde meşru bir amaca hizmet ettiği ve dahası orantılı olarak değerlendirilemeyeceği kanaatindedirler. İhtilaf konusu operasyon, daha önce tasarlanmış ve planlanmış olarak özetlenmektedir. Öte yandan yetkililerin aynı koğuşta kalan tutukluların birbirlerini öldürdüklerine dair anlatımları hiçbir şekilde gerçeği yansıtmamaktadır.
Bu bağlamda başvuranlar, arkadaşları tarafından öldürüldükleri iddia edilen tutukluların ortak noktalarını belirlemeye davet etmektedirler. Bu kişiler, idarenin kontrolü altında bulunan koğuşların sözcüsü veya lideridirler. Başvuranlar cenazelerin fotoğrafa alınmasıyla üzerlerinde belirgin ve ağır yaraların bulunduğunun ortaya çıktığını iddia etmektedirler ve bu durum tutukluların işkence görmelerinin ardından öldürüldüklerinin veya önce açılan ateş sonucu yaralandıklarının ve öldüresiye işkenceye maruz kaldıklarının bir kanıtıdır. Başvuranlar, tutukluların bu tür bir operasyonun tam ortasında sürekli olarak böyle bir şiddet uygulamaya ne vakitlerinin ne de imkanlarının olduğunu iddia etmektedirler. Başvuranlar yıllarca birlikte yaşayan tutukluların birbirlerini öldürmeye imkan sağlayan askeri bir baskını bekleyerek karşılıklı olarak kin beslemelerini düşünmenin gülünç olduğunu eklemektedirler.
156.Öte yandan başvuranlar, silahlı tutukluların resmi iddialarına itiraz etmektedirler ve aşağıda yer alan soruları yöneltmektedirler
- Koğuşlarda ele geçirildiği iddia edilen bu silahların, güvenlik güçleri bünyesinde var olduğu ve kontra gerillanın kayıtlı olmayan silahlar olmadıkları açık mıdır?
- Tutukluların, saldırı tüfeği kullanan silahlı jandarma ekibine karşı birkaç tabanca ile başa çıkabileceklerine ciddi bir şekilde inanılabilinir mi?
- Neden tutukluluklar yıllarca sözde isyan çıkartarak hedeflerine ulaşmak için bu silahları kullanmayı hiçbir şekilde düşünmemişlerdir?
Diğer yandan başvuranlar, ilk arama tutanaklarında tutukluların birkaç tabanca dışında gizlenmesi daha güç olan av tüfeği veya Kalaşnikof kullandıklarının hiçbir bir şekilde yer almadığı belirtilmektedir. Dahası başvuranlar, bu tüfeklerden herhangi biriyle hiçbir Devlet memurunun yaralanmadığını ifade etmektedirler. Koğuşlarda bu tür silahların mevcut bulunduğunu ileri süren iki tutuklu ile ilgili olarak (yukarıda 88-90. paragraflar) başvuranlar resmi bir senaryoya uyduklarını dile getirmektedirler ve bu durumun muhbirlere savcılık tarafından yapılan muamelelere dayalı merhamet ile birlikte doğrulanmaktadır.
Dolayısıyla başvuranlar, ihtilaf konusu silahların isyancılara karşı meşru misilleme görünümü vermek amacıyla askerler tarafından kusursuz bir şekilde daha sonra bırakıldığı kanaatindedirler. Öte yandan başvuranlar, olayın ortasında ve kaos olan sınırlı bir alanda deneyimli olmayan askerlerin merminin sıçramasıyla yaralandıklarını kabul etmektedirler.
157.Başvuranlar, yönelttikleri sorular karşısında Ulucanların yıprandığını ve bu duruma bağlı olarak içler acısı maddi koşulları gerekçe göstererek yetkililerin sorumluluklarını aza indirgeyemeyeceklerini değerlendirmektedirler. Başvuranlar, tutukluların ideolojik farklılıklarına itiraz etmeksizin cezaevi koşullarına tahammül etmelerini beklemenin öngörülemeyeceğini belirtmektedirler. Üstelik başvuranlara göre, cezaevi idaresi bu koşulları dikkate alarak, geçici çözümler üretmek amacıyla yine koğuşların sözcüleriyle görüşmeyi kabul etmiş ve protokoller imzalamıştır.
Başvuranlar, yetkililerin tutukluların sahip oldukları ve stokta bulundurdukları gıda miktarını, mutfak, ısınma ve diğer eşyalarının sayısını gerekçe olarak gösteremeyecekleri kanaatindedirler. Başvuranlar, tutukluların bu şekilde söz konusu gıdaları ve eşyaları tedarik etseler dahi, idarenin bunu yapmaya elverişli olmaması nedeniyle ihtiyaçlarını kendilerinin karşıladıklarını dile getirmektedirler.
158.Kısacası başvuranlar, tutukluların bütün taleplerinin ortak bir yaşamın zorunluluklarından ve eylemlerinin uygun yaşam koşullarına özlemlerinden kaynaklandığını iddia etmektedirler. Ancak, yetkililer, burada Devleti tehlike altında görerek, belirsiz siyasi s organize gruplarına bağlı silahlı teröristlere karşı verilen acil durum kararını tespit etmişlerdir.
159.1Başvuranlar, iddialarına dayanak olarak aşırı sol örgütler tarafından yapılan Dont be silent on massacres başlıklı video kayıtlarının derlemesinin bulunduğu bazı unsurlar sunmuşlardır. Bu kayıt, güvenlik güçlerinin Türkiyede farklı cezaevlerinde yürüttükleri hayata dönüş(22) denilen operasyonlar sırasında yaşanan ölümleri ve şiddeti vurgulayan propaganda eğilimlidir (bk. örneğin, Vefa Serdar/Türkiye, no7309/04, §8, 27 Ocak 2015). Ulucanlara yapılan müdahale, hayata dönüş operasyonlarının bir parçası olmasa da, bu kayıt başvuranların (A listesi) sekiz tutuklu yakınlarının cenazesinin görüntülerini göstermektedir.
2. Hükümet
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.
153.
154.
155.
156.
157.
158.
159.
160.Hükümet, 7 Ocak 2007 tarihli ilk görüşlerinde, Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen devam eden ceza davası sonuçlanmadan davanın bildirildiği sırada Mahkemenin yönelttiği sorulara cevap verme durumunda olmadığını belirtmiştir. Dolayısıyla Hükümet, Sözleşmenin koruma mekanizmasının ikincil niteliği ilkesi gereğince esas hakkında başvurunun incelenmesinin ertelenmesi için Mahkemeyi davet etmiş ve daha fazla görüş ve belgenin ibraz edilmesi hakkını saklı tuttuğunu belirtmiştir. Bununla birlikte, somut olayda Mahkemenin Sözleşmenin 29. maddesinin 3. fıkrası uygulamasının kaldırılması kararı ışığında, Hükümet esas hakkında görüşlerini sunmuştur (yukarıda anılan Şaban Kavaklıoğlu ve diğer 73, § 45).
161.Öncelikle Hükümet, Ulucanlar Cezaevi hayatına bağlı sorunların 1996 yılına dayandığını kabul etmektedir. Bu konuda Hükümet, yetkili makamlar arasında birçok bilgi alış verişini ileri sürmekte ve sorunun kalbinde 73 elebaşının tıbbi tedavi sonucunda kurumlara yeniden sevk işleminin imkansızlığının bulunduğu kanaatindedir.
Bununla birlikte Hükümet, Mahkeme tarafından yöneltilen belirli sorulara, yani erken aşamada söz konusu sorunların giderilmesi için hangi tedbirlerin öngörüldüğü ve/veya alındığını incelemek ile ilgili olarak, bir açıklama getirmemiştir.
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.
153.
154.
155.
156.
157.
158.
159.
160.
161.
162. 2. Söz konusu olayla ilgili olarak, Hükümet özellikle 2 ve 20 Eylül 1999 tarihleri arasında Ulucanlarda gözlemlenen durumun ciddiyetini ve ihtilaf konusu operasyonun gidişatını anlatan tutanaklara atıfta bulunmaktadır. Hükümet, somut olayda söz konusu durumun engellenmesi amacıyla genel arama yapılmasına davet edildiği kanaatine vardığı güvenlik güçleri tarafından hedeflenen amacın meşruluğunu ileri sürmektedir.
Bu bağlamda Hükümet, duyuru ve uyarı yapılmasına rağmen isyancılar tarafından kullanılan şiddetin boyutunu vurgulamaktadır. İsyancılar, tabanca ve patlayıcı dahil olmak üzere, her türlü silah ve el yapımı araçları kullanmaya ve beşi açılan ateş sonucu ikisi de kesici aletlerle on beş jandarma görevlisini yaralamaya tereddüt etmemişlerdir (Ek II). Öte yandan isyancılar, Zafer Kırbıyık, İsmet Kavaklıoğlu, Nevzat Çiftçi (takma isimli Habib Gül) ve Önder Gençaslanı öldürmüşler ve başvuran Küçük Hasan Çobanı yaralamışlardır.
163.3. Dolayısıyla Hükümet, Mahkemenin Gömi ve diğerleri/Türkiye (No. 35962/97, 21 Aralık 2006) ve (yukarıda anılan) Ceyhan Demir ve diğerleri kararlarındaki tespitlerine atıfta bulunarak, somut olayda direnişçilerin davranışları nedeniyle ölümcül güce başvurulmasının mutlak gerekli olduğunu ve bu gücün isyan sırasında isyancılar tarafından kullanıldığı iddia edilen şiddete nazaran orantılı olduğunu değerlendirmektedir.
Dolayısıyla Hükümet, her türlü kasten adam öldürme iddialarını reddetmektedir. Hükümet, PKK üyesi tutukluları dağıtmak ve etkisiz hale getirmek için kullanılan yöntemin yeterli olarak görüldüğü kadınlar koğuşunu kontrol altına almak için hiçbir ateşli silahın kullanılmadığına, örnek olarak değinmektedir. Bu konuda Hükümet, aşağıda belirtilen içtihada ağırlıkla atıfta bulunmaktadır(yukarıda anılan Gömi ve diğerleri, § 55):
Mahkeme, elde ettiği unsurlar ışığında ve yukarıda incelediği koşulları dikkate alarak, somut olayda etkisiz hale getirmek için diğer yöntemlerin kullanılmasının uygunluğu hakkında soyut olarak düşünmenin gerekli olduğu kanaatinde değildir. Bu bağlamda, Mahkemenin görevi güvenlik güçlerinin durum değerlendirmesi yerine kendi durum değerlendirmesini katmaktan ve böylelikle etkisiz hale getirmek için sersemletici el bombaları gibi diğer yöntemlerin kullanılmasını zorla kabul ettirmekten ibaret değildir. Şüphesiz, ölüme yol açabilecek olası yöntemlere başvurulmasının gittikçe kısıtlanması istenirse, bu tür yöntemlerin yaygınlaşması arzu edilen bir durumdur. Bununla birlikte belirli bir davanın koşulları dikkate alınmaksızın bu tür bir ilke yükümlülüğün düzenlenmesi, Devlete ve kanunları uygulamakla görevli memurlara özellikle insan doğasının öngörülebilir niteliği bağlamında, kendi ve başkalarının hayatı pahasına uygulanması riski bulunan gerçek bir yük empoze edecektir (bk. mutatis mutandis, Andronicou ve Constantinou/Kıbrıs, 9 Ekim 1997, § 192, Karar ve Hükümler Derlemesi, 1997-VI).
164.Şikayet edilen şiddet eylemlerinde bazı başvuranların ve başvuranların yakınlarının karıştığı olaylara ilişkin somut delil olarak, Hükümet resmi belgelerden özellikle Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi önünde 86 tutuklunun suçlandığı 1 Aralık 1999 tarihli iddianame ile yetinmeye karar vermiştir (yukarıda 136. paragraf). Öte yandan Hükümet, somut olayda düzenlenen tutanaklara ve özellikle suçlama ile göz önüne alınan E.D. ve İ.D.nin ifadelerine (yukarıda 88-90. paragraflar) atıfta bulunmaktadır. Diğer yandan Hükümet, yaralı dört jandarma görevlisinin (Z. Eng., N. Kar., C.Doğ. ve E. Ayd.) ifadelerini, hayatını kaybeden Önder Gençaslan, Nevzat Çiftçi, Zafer Kırbıyık, İsmet Kavaklıoğlu ve yaralanan Küçük Hasan Çoban ile ilgili tıbbi unsurları ve son olarak dosyaya eklenen bütün balistik bilirkişi raporlarını ileri sürmektedir.
Hükümet, bu farklı verileri dikkate alarak, başvuranlar Enver Yanık, Sadık Türk, Erdal Gökoğlu ve eski başvuranlar C.Ç. ile C.T.B. ile ilgili adam öldürme veya adam öldürmeye teşebbüs, öte yandan diğer başvuranlar özellikle Savaş Kör ile ilgili darp, şiddet ve kamu mallarına zarar verme suçlamalarına ikna olmuştur.
165.Hükümetin, bizzat kendisinin tespit ettiği diğer tutukluların davranışlarına karşı başvuranların yakınlarının (A listesi) hayatlarının korunması konusu ile ilgili olarak, hayatını kaybeden isyancılar arasında göz yaşartıcı gaz bombası ve açık bir şekilde çağrılar yapılmasına rağmen ki bu durum sonuçsuz kalmıştır İsmet Kavaklıoğlu ve Nevzat Çiftçinin tabancalar kullandıklarını belirtmekle yetinmektedir. Bu kapsamda Hükümet, jandarma güçlerinin bütün tutukluların hayatını korumak amacıyla direnişi kırmak için mümkün olan her şeyi yaptıkları kanaatindedir.
166.Hükümet, Ulucanlarda ateşli silah kaçakçılığın başlamasına cezaevi personelinin karıştığı iddiası ile ilgili olarak, görevlerinin icrasında ihmal suçundan dokuz gardiyan hakkında ceza soruşturması başlatıldığını ve somut delillerin bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile sonuçlandığını belirtmektedir. Nitekim Hükümete göre:
(...) iki başgardiyan dışında, diğer sanıklar çok az bir süre önce görevlendirilmiştir (...) bu silahların idareye giriş tarihi tam bilinmemektedir (...) ve terörist tutukluların koğuşlarında genel bir arama uzun bir süredir yapılmamıştır.
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.
153.
154.
155.
156.
157.
158.
159.
160.
161.
162.
163.
164.
165.
166.
167.4 Başvuran tarafa cevap vermek için (yukarıda in fine 153. paragraf), Hükümet 7 nolu koğuşta bulunan tutukluların kaçması için bu koğuştaki duvarın yıkılmasının ve yasadışı yollarla kullanılmasının, hiçbir şekilde daha fazla yaşam alanı için meşru bir ihtiyaç olarak gösterilemeyeceği kanaatindedir.
B. Mahkemenin Değerlendirmesi
1. Genel İlkeler
168.Mahkeme, öncelikle bu konuda genel ilkeler ışığında, Sözleşmenin 2. maddesinin esası açısından, yöneltilen soruları incelemenin uygun olacağına karar vermiştir (bk. örneğin, Aydan/Türkiye, No. 16281/10, §§ 63, 64 ve 66, 12 Mart 2013, Finogenov ve diğerleri/Rusya, No. 18299/03 ve 27311/03, § 206, AİHM 2011 (özetler), Mansuroğlu/Türkiye, No. 43443/98, §§ 77-78, 26 Şubat 2008, Erdoğan ve diğerleri/Türkiye, No. 19807/92, §§ 65-67, 25 Nisan 2006 ve Issaïeva/Rusya, No. 57950/00, §§172 à 174, 24 Şubat 2005; Türkiyeye karşı yürütülen benzer kararlar için bk. yukarıda anılan Keser ve Kömürcü, §§ 59 ve 60 ve kararda belirtilen atıflarla birlikte yukarıda anılan Ceyhan Demir ve diğerleri § 97).
169.Dolayısıyla, Sözleşmenin 2. maddesindeki metinden güvenlik güçleri tarafından ölümcül güce başvurulmasının bazı koşullarda haklı gösterilebileceği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte Sözleşmenin 2. maddesinde güvenlik güçlerine tam yetki verilmemektedir. Mutlak gerekli ifadesinin kullanımı ile kullanılan gücün özellikle Sözleşmenin 2. maddesinin 2. fıkrasının a), b) ve c) bendinde belirtilen amaçlarla mutlak orantılı olması gerektiği ifade edilmektedir (bk. diğer kararlar arasında yukarıda anılan Aydan, § 65, yukarıda anılan Finogenov ve diğerleri, § 210 ve Gül/Türkiye No. 22676/93, §§ 77 ve 78, 14 Aralık 2000).
170.Devlet memurlarının keyfi ve sınırsız eylemleri, insan haklarının etkinliğine riayet edilmesiyle bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla güvenlik güçleri, polis veya askeri her türlü operasyona, hem ulusal hukuk ile izin verilmelidir hem de gücün aşırı ve keyfi kullanımına, dahası önlenebilir kazalara karşı uygun ve etkin güvence ile donatılan rejim çerçevesinde, ulusal hukuk tarafından yeterince düzenlenmesi de gerekir (bk. diğer kararlar arasında, Natchova ve diğerleri/Bulgaristan (BD), No. 43577/98 ve 43579/98, §§ 96 ve 97, CEDH 2005-VII ve yukarıda anılan Finogenov ve diğerleri, § 207). Nitekim, güvenlik güçleri görevlerini yerine getirirken gerek düzenlenmiş gerekse olağan gelişen bir operasyon bağlamında kararsızlık içerisinde olmamalıdırlar. Hukuki ve adli çerçevenin, bu konuda gerçekleştirilen uluslararası normlar dikkate alınarak, kanunları uygulayan sorumluların güce başvurabileceği ve ateşli silah kullanabileceğine dair sınırlı koşulları tanımlaması gerekmektedir (Makaratzis/Yunanistan (BD), No. 50385/99, §§58 ve 59, AİHM 2004-XI ve Anık ve Diğerleri/Türkiye, No. 63758/00, § 54 in fine, 5 Haziran 2007 - bu konuyla ilgili olarak Birleşmiş Milletlerin temel ilkeleri için bk. yukarıda anılan Aydan, §47).
171.Özellikle kanun uygulayıcıları, gerek ilgili düzenlemeleri izleyerek gerekse temel değer olarak insan hayatına saygı kuralını dikkate alarak, ateşli silahların kullanılmasının mutlak gerekli olup-olmadığını değerlendirebilmek için eğitim almalıdırlar (yukarıda anılan Natchova ve diğerleri § 97; bk. ayrıca McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995, §§ 211 à 214, A serisi No. 324, öldürmek için ateş açılması talimatı adına askeri oluşuma ilişkin Mahkeme tarafından yapılan eleştiriler).
172.Bu tür bir operasyonda yetkililer tarafından ölümcül güç kullanıldığında, Sözleşmenin 2. maddesinin Devlete yüklediği negatif yükümlülükleri pozitif yükümlülüklerden ayırmak genellikle güçtür (yukarıda anılan Finogenov ve diğerleri, § 208). Bu tür bir güce başvurulduğunda, Mahkeme ölüme yol açan durumları özellikle kasten ölümcül güç kullanıldığında büyük bir dikkatle inceleyerek bir görüş sunmalıdır ve gerek bu yola başvuran Devlet memurlarının eylemlerini gerekse davanın bütün koşullarını özellikle söz konusu eylemin düzenlenmesini ve denetimini göz önüne almalıdır (Moussaïev ve diğerleri/Rusya, No. 57941/00, 58699/00 ve 60403/00, § 142, 26 Temmuz 2007, yukarıda anılan Erdoğan ve diğerleri, § 68, yukarıda anılan Natchova ve diğerleri, § 93 ve Avşar/Türkiye, No. 25657/94, § 391, AİHM 2001-VII (özetler)). Bu husus, soruşturmalar ve prosedürler, yerel düzeyde yapılsa bile geçerlidir (Bektaş ve Özalp/Türkiye, No. 10036/03, § 59, 20 Nisan 2010 ve yukarıda anılan Erdoğan ve diğerleri, § 71).
173.5Özellikle burada, operasyonun ölümcül güce başvurulmasının en aza indirilmesi için yetkililer tarafından düzenlenip-düzenlenmediğini ve kontrol altına alınıp-alınmadığını, insan kaybının yaşanıp-yaşanmadığını ve ilgililer tarafından güvenli bir operasyonun yöntemleri ve metotlarının seçilmesi yetkileri çerçevesinde tedbirlerin alınıp-alınmadığını incelemek gerekmektedir. (yukarıda anılan Finogenov ve diğerleri, § 208, yukarıda Bektaş ve Özalp, § 57, yukarıda anılan Anık ve diğerleri § 54 in limine, yukarıda anılan Erdoğan ve diğerleri, §69, yukarıda anılan Issaïeva, § 175, Hugh Jordan/Birleşik Krallık, No. 24746/94, §§102-104, 4 Mayıs 2001, Ergi/Türkiye, 28 Temmuz 1998, § 79, Derleme 1998-IV, yukarıda anılan Andronicou ve Constantinou, §§ 171, 181, 186, 192 et 193 ve yukarıda anılan McCann ve diğerleri, §§146-150 ve 194).
174.Bununla birlikte, bu bağlamda, Sözleşmenin 2. maddesinde öngörülen pozitif yükümlülüklerin, yetkililerin riskleri önlemek için belirli tedbirleri almaya zorunlu kılmayan, yaşam için her türlü iddia edilen tehdit bakımından mutlak olmadığı gözden kaçırılmamalıdır. Benzer tedbirler, yetkililerin yaşam için gerçek ve doğrudan bir riskin var olduğunu bildikleri veya bilmeleri gerektiğinde ve durumun ilgililerin kontrolü altında belirli bir tedbir çerçevesinde kalıp-kalmadığında alınmalıdır. Dolayısıyla koşullar dikkate alınarak, davalı devlet kendi yetkisi altında yalnızca tedbir almakla görevlidir. Böylelikle bu yükümlülüğün, çağdaş toplumlarda görevlerini yerine getiren polis için zorluklar, insan davranışının öngörülemezliği aynı zamanda öncelik ve kaynak açısından yapılması gereken operasyonel seçimler dikkate alınarak, yetkililere dayanılmaz ve aşırı yük yüklemeyecek şekilde yorumlanması gerekir (yukarıda anılan Finogenov ve diğerleri § 209 ve bu karardaki metinlerle birlikte).
175.Öte yandan, Sözleşmenin 2. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen amaçlardan birine ulaşmak için Devlet memurları tarafından güç kullanılmasının, bu hüküm bakımından uygun nedenlerden dolayı ancak daha sonra bu davranışın yanlış olduğunun anlaşıldığı olayların meydana geldiği tarihte geçerli olarak değerlendirilen samimi bir inanca dayandığında, haklı gösterilebilindiğini hatırlatmak gerekir. Bunun aksini belirtmek, Devlete ve kanunları uygulamakla görevli olan - ki bu kanunları uygulama riski bulunan - devlet memurlarına kendi ve başkalarının hayatları pahasına inanılmaz bir yük yükleyecektir (Makbule Kaymaz ve diğerleri/Türkiye, No. 651/10, § 100, 25 Şubat 2014, yukarıda anılan Aydan, § 67, yukarıda anılan Andronicou ve Constantinou, § 192, ve yukarıda anılan McCann ve diğerleri, § 200).
2. Somut Olayda Yukarıda Belirtilen İlkelerin Uygulanması
a) Hayatını Kaybeden Ümit Altıntaş, Abuzer Çat, Nevzat Çiftçi, Mahir Emsalsiz, Halil Türker, İsmet Kavaklıoğlu, Zafer Kırbıyık ve Önder Gençaslan İle İlgili Olarak
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.
153.
154.
155.
156.
157.
158.
159.
160.
161.
162.
163.
164.
165.
166.
167.
168.
169.
170.
171.
172.
173.
174.
175.
176.Mahkeme, somut olayda olduğu gibi yalnızca Devlet yetkililerinin kontrolü altındaki bir bölgede yaralanmış veya ölmüş kişilerin bulunduğu davada ölümcül güce başvurulmasının meşru olup-olmadığına karar vermeye davet edildiğinde, Mahkemenin olayları değerlendirmek için yetkisi sınırlıdır. Öte yandan Mahkeme, ikincillik ilkesine uygun olarak, mümkün olduğu ölçüde somut davada delillerin yeniden incelenmesi olarak anlaşılabilecek denetim yetkisinden tamamen vazgeçmeden (bk. mutatis mutandis, yukarıda anılan Finogenov ve diğerleri § 237 ve kararda bulunan atıflar) yetkili yerel makamların - ki bu davada müdahalede bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi gibi-tespitlerini esas almayı tercih etmektedir (yukarıda 52. paragraf) (Perişan ve diğerleri/Türkiye, No. 12336/03, § 75, 20 Mayıs 2010 ve yukarıda Ceyhan Demir ve diğerleri § 95).
177.Mevcut davada, 26 Eylül 1999 tarihinde, Ulucanlarda 04.00 sularında operasyona başlanmasından çok az bir süre sonra (yukarıda 34. paragraf), güvenlik güçlerinin 4 ve 5 nolu koğuşlarda ve kadın koğuşlarında kalan sol görüşlü yüzlerce tutukluyla karşı karşıya geldiklerine itiraz edilmemiştir.
Ardından gelen inceleme, özellikle Ümit Altıntaş, Abuzer Çat, Nevzat Çiftçi, Mahir Emsalsiz, Halil Türker, İsmet Kavaklıoğlu, Zafer Kırbıyık ve Önder Gençaslanın ateş açılması sonucu (yukarıda 37, 38 ve 41. paragraflar) (Ek III) maruz kaldıkları yaralardan sonra, 4 ve 5. nolu koğuşlarda (yukarıda 36. paragraflar) yapılan müdahaleyi kapsayan koşullar ile ilgili olacaktır.
i. Ölümcül Güce Başvurulmasının Yakın Amacı
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.
153.
154.
155.
156.
157.
158.
159.
160.
161.
162.
163.
164.
165.
166.
167.
168.
169.
170.
171.
172.
173.
174.
175.
176.
177.
178.Başvuranlar, yetkililerin gerçek niyetinin Sözleşmenin 2. maddesinin 2. fıkrasında yani a) bir kimsenin yasadışı şiddete karşı korunması b) usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasını önlemek veya c) ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması gibi sırayla belirtilen gerekçelerden biriyle hiçbir ilgilisin bulunmadığını ifade etmektedirler. Başvuranlar, askeri bir müdahale gerektiği varsayıldığında, bu müdahalenin yalnızca yirmi üç gündür kullanılan 7 nolu koğuşun tahliye edilmesi ve suçlular hakkında disiplin cezalarının verilmesi yönünde olması gerektiği, ancak ihtilaf konusu operasyonun, programlanmış bir katliam olduğu kanaatindedirler (yukarıda 154 ve 155. paragraflar)
179.Hükümet, güvenlik güçlerinin yalnızca genel bir arama yapılması amacıyla hareket ettiklerini ve silah kullanarak şiddetli bir şekilde direnen isyancılara karşı öldürücü gücün kullanılması gerektiği, ancak kadınlar koğuşundaki durumu kontrol altına almak için bunun gerekli olmadığı kanaatindedir (yukarıda 35 ve 163. paragraflar).
180.Mahkeme, genel aramanın (yukarıda 162.paragrafın başlangıcında) sağlanması gerekçesi tek başına Sözleşmenin 2. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen istisnalardan farklı ise de, bu hususun cezaevi yönetimi (yukarıda 29. paragraf) tarafından 25 Eylül 1999 tarihinde yapılan talep ışığında yorumlanması ve bu arama için görevlendirilen cezaevi personelinin korunması için belirgin bir ihtiyacın esas alınması gerektiği kanaatindedir.
Yalnızca 30 Aralık 1999 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair karar dikkate alınırsa (yukarıda 106. paragraf), benzer bir ihtiyaç uygun olarak değerlendirilemez zira savcı binanın dışında bekleme talimatı alan söz konusu personelin operasyona aktif bir şekilde katılmadığı kanaatindedir. Ancak Mahkeme, jandarma görevlilerinin müdahalesinden çok az bir süre sonra meydana gelen ilk şiddet eylemlerinin sonucunda yukarıdaki paragrafta belirtilen değerlendirmeye ikna olmaktadır. Nitekim, müdahale sırasında gardiyan ve müdürlerin görevleriyle ilgili olarak, Astsubay M.E.ye molotof kokteyli ile saldırmasından sonra bu personelin askeri birliklerin arkasına sığındıkları şeklindeki sınırlı bilgiden (yukarıda 34. paragraf) tam da o esnada söz konusu personele binayı terk etmeleri talimatı verilmiş olabileceği anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla Mahkeme, en azından öncelikle yetkililer tarafından izlenen amacın Sözleşmenin 2. maddesinin 2. fıkrasının a) bendinde öngörülen amaçla bağdaştığının kabul edilebileceği kanaatindedir.
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.
153.
154.
155.
156.
157.
158.
159.
160.
161.
162.
163.
164.
165.
166.
167.
168.
169.
170.
171.
172.
173.
174.
175.
176.
177.
178.
179.
180.
181.Somut olayda kullanılan silahlı güç sayısı (50 er ve 9 rütbeli askerden oluşan yardımcı tim içeren 211 er ve 59 rütbeli askerden oluşan müdahale timi, bir komando birliği, dört özel kuvvetler birliği ve sayısı belirtilmemiş polisler- yukarıda 30. ve 31. paragraflar), yetkililerin potansiyel olarak şiddetli bir direniş beklediklerini ve Ulucanların kontrolünü yeniden sağlaması için istisnai tedbirler almayı kararlaştırdıklarını göstermektedir. Mahkeme, bu noktaya geri döneceğini vurgulayarak Alt Komisyon gibi (yukarıda 56. paragraf) başvuranların durumun boyutunu zaman ve olaylar çerçevesinde (yukarıda 153, 157 et 178. paragraflar) kısıtlayarak durumu en aza indirgemeye çalıştıklarından başvuranlar ile aynı görüşte olmadığını belirtmek ister. Bu durum, yalnızca daha geniş bir alan veya daha iyi tutukluluk koşulları talep eden sol görüşlü tutuklular tarafından 7 nolu koğuşun meşru olarak işgal edilmesi olarak değil ancak daha ziyade özellikle tutuklular ve cezaevi personelini arasında temas, dışarıya çıkma yasağı ve sayım konusunda gerek istekleri ile ilgili gerekse meşru olmayan bir dizi itaatsizlik eylemleri ve cezaevi kurallarına devamlı bir şekilde uyulmaması olarak açıklanabilir.
Mahkeme, cezaevlerinde var olan şiddet potansiyelinden ve bu türden hareketlerin kanunu uygulayan organlara karşı aktif bir şekilde direnişe dahası hemen isyana dönüşmesi riskini bilmektedir (Leyla Alp ve diğerleri/Türkiye, No. 29675/02, § 84, 10 Aralık 2013, yukarıda anılan Perişan ve diğerleri § 78, İsmail Altun/Türkiye, No. 22932/02, § 73, 21 Eylül 2010 ve yukarıda anılan Gömi ve diğerleri, § 57). Mahkeme, olayların kesin olarak tespitine ulaşmasının imkansızlığına rağmen, bu durumun Ulucanlarda meydana gelmiş gibi göründüğünü gözlemlemektedir. Jandarmaların müdahalesinden çok az bir süre sonra, kendileri barikatlarla ve güçlü bir direnişle karşı karşıya gelmiş olup ilk sloganlar ve molotof kokteylleri atıldıktan sonra (yukarıda 34. paragraf), tutukluların tutumları gittikçe ayaklanma teşebbüsüne dönüşmüştür.
182. Bu aşamadan sonra, aramadan sorumlu görevlilerin korunması söz konusu olamayacaktır (yukarıda 180. paragraf) ancak potansiyel isyanın önlenmesi söz konusu olacaktır (yukarıda Perişan ve diğerleri § 78 ve yukarıda anılan Ceyhan Demir ve diğerleri, § 97). Böylelikle, bu amaç doğrultusunda alınan tedbirler, ikinci durumun ağır basması nedeniyle, Sözleşmenin 2. maddesinin 2. fıkrasının a) ve c) bendinde öngörülen amaçlarla bağdaşabilecek nitelikte, potansiyel olarak ölümcül güce başvurmayı da gerektirmiştir.
183. Bununla birlikte somut olayda güce başvurulması haklı gösterilebilinirse, bu amaçlar ile bu amaçlara ulaşmak için kullanılan yöntemler arasında adil bir dengenin kurulması gerektiği şüphesizdir. Mevcut davada meydana gelen ölüm ve yaralanma sayısı dikkate alınarak, (yukarıda 39. paragraf) ihtilaf konusu olayların mutlak gerekli olan güce başvurma derecesini geçip-geçmediği sorusu sorulmaktadır. Bu bağlamda Mahkeme öncelikle operasyonun hazırlanış ve kontrol altına alınış şekline eğilmesi gerektiği kanaatindedir (Vlaevi/Bulgaristan, No. 272/05 ve 890/05, § 69, 2 Eylül 2010).
ii. Tehlikenin Öngörülebilirliği Hakkında
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.
153.
154.
155.
156.
157.
158.
159.
160.
161.
162.
163.
164.
165.
166.
167.
168.
169.
170.
171.
172.
173.
174.
175.
176.
177.
178.
179.
180.
181.
182.
183.
184.Mahkeme, sıkı bir "mutlak gereklilik " testinden, özellikle gözden geçirme durumu altındaki bazı hususların uzmanlığının ötesine geçtiği ve yetkililerin oldukça kısıtlı süre içerisinde hareket etmek zorunda oldukları ve durum üzerinde asgari bir kontrol sağlayamadıkları bu testin uygulanmasının sadece imkansız olduğu durumlarda, bazen sapabileceğini daha önce de ifade etmiştir. Buna karşın Mahkeme hayatı zorlaştıran tehlike öngörülebilir oldukça bu tehlikeye karşı korunma yükümlülüğünün daha geniş olduğunu ve bu tür durumda daha fazla denetimin uygulanabilir olduğunu belirtmiştir (bk. yukarıda anılan Finogenov ve diğerleri, § 211 ve mutatis mutandis, § 243).
Somut olayda Mahkeme, söz konusu operasyon hakkında en sıkı denetimi uygulayabileceği kanaatindedir zira öngörülebilirlik ile ilgili olarak son derece alışılmadık bir durum karşısındadır. Bu davada ilgili Türk bakanlıkları, cezaevi idaresi, adli makamlar, valilik ve askeri yetkililer (yukarıda 7-9.paragraflar) en azından Ocak 1996 tarihinden bu yana Ulucanlarda oluşan durumun farkındadırlar. Cezaevlerinde yürütülen anti-isyan operasyonlarına ilişkin davalar arasında (daha yarıntılı bilgiler için bk. yukarıda anılan Vefa Serdar, § 76) benzer belirsizlikler bulunduğunun (bk. örneğin Düzova/Türkiye, No. 40310/06, § 42, 5 Haziran 2012 ve yukarıda anılan İsmail Altun, §§ 37 ve 46), ancak bu konuda çok az bir bilginin mevcut bulunması nedeniyle, Mahkeme için bu yönün değerlendirilme imkanının engellendiğinin tespit edildiği doğrudur. Bu durum mevcut davada söz konusu değildir.
185.Bu konuda Hükümet tarafından 1996 yılından bu yana Ulucanlarda cezaevi hayatının artık idarenin denetimi altında olmaması nedenine bağlı sorunların kabul edilmesi, gerek bu süre içerisinde (yukarıda in fine 161. paragraf) bu sorunların artmasını önlemek için alınan somut tedbirler hakkında hiçbir açıklamanın yapılmaması gerekse her halükarda bu sorunlar dolayısıyla ihtilaf konusu operasyonların planlanması ve yapılması bakımından Devletin sorumluluğunu hiçbir şekilde ortadan kaldırmaması itibarıyla Sözleşmenin 2. maddesi bakımından önemsizdir.
Nitekim Mahkeme, Devletin kendi cezaevi hakkında etkin denetimini kaybetmesi ve dahası somut olayda yetkililere göre, bu durumun yıllarca sürmesinin, yalnızca Devletin sorumluluğu altında olabilecek kamu hizmetinin olağan işleyişinde veya planlanmasında bir eksikliğin sonucu olduğunu yeniden belirtmektedir (sırasıyla yukarıda anılan İsmail Altun, §85 ve § 70; bk. ayrıca Makbule Akbaba ve diğerleri/Türkiye, No. 48887/06, § 36, 10 Temmuz 2012 ve Peker/Türkiye (No. 2), No. 42136/06, § 51, 12 Nisan 2011).
iii. Operasyonun Planlanması ve Uygulanması: Yetkililerin Müdahale Etmeye Tereddüt Etmeleri
186.Mahkeme, davanın koşullarına yeniden dönüldüğünde sol görüşlü tutukluların toplu bir kaçış hazırlığı inancına dayanan 5 Ocak 1996 tarihli ilk müdahale planını (yukarıda 8, 10, 17, 18, 21, 26 ve 28. paragraflar) hatırlatmaktadır. 2 Ağustos 1996 tarihli ikinci plan ise, daha ziyade Devletin terör örgütleriyle mücadelesine ilişkin kararı (yukarıda 9 ve 158. paragraflar) ve cezaevi personeli ve sol görüşlü tutuklular arasında gizli anlaşma olan ve yeni tehditler ile gerekçelendirilen 7 Ağustos 1998 tarihli müdahale talebi ile ilgilidir (yukarıda 10, 47, 49 ve 68. paragraflar). Şayet bu projeler sonuçlanmamış ise de bu projeler yetkililerin terör örgütleri tarafından yürütülen hiyerarşiye uygun ve cezaevinde yasaklanan her türlü eşyayı tedarik edebilen potansiyel silahlı düşmanlarla karşı karşıya bulunduklarının farkında olduklarına işaret eder niteliktedir.
187.Bu duruma rağmen Mahkeme, 4 Eylül 1998 tarihinden itibaren, idarenin 1996 tarihinden bu yana hemen hemen hiç denetime tabi tutulmayan 4. ve 5. nolu koğuşlar ile kadın koğuşlarındaki (üç koğuş) tutuklara özel bir muamele uyguladıklarını gözlemlemektedir.
Nitekim 6 Eylül 1998 tarihinde, Ulucanlarda son olarak genel bir arama gerçekleştirilmiş ancak jandarma güçleri tarafından öngörülenin aksine (yukarıda 12. paragraf), idare üç koğuşta arama yapılmamasına karar vermiştir. Özellikle arama, hiçbir sorunun yaşanmadığı tespit edilen diğer koğuşlarda yapılmıştır (yukarıda 13. paragraf). Ancak bu durum, sol görüşlü tutukluların öfkelenmesiyle bir dizi protesto yapmalarına neden olmuştur (yukarıda 14. paragraf). Bu arada tutuklular, mutfağı, revir ve kantini yağmalamış ve ele geçirdikleri bütün gıda ile eşyaları depolamışlardır.
Dolayısıyla yetkililerin nazarında, duvarların arkasında (intra muros) belirli bir özerkliğe sahip güçlü isyancılar bulunmaktadır. Şüphesiz bu durum, özellikle operasyonun komutanı olan Teğmen A.Özün zihnini meşgul etmiştir (yukarıda 65. paragraf).
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.
153.
154.
155.
156.
157.
158.
159.
160.
161.
162.
163.
164.
165.
166.
167.
168.
169.
170.
171.
172.
173.
174.
175.
176.
177.
178.
179.
180.
181.
182.
183.
184.
185.
186.
187.
188.Üç koğuşun sözcüleri ve resmi heyet arasında 9 Eylül 1998 tarihinde, bir görüşme düzenlenmiştir (yukarıda 15. paragraf). Bu girişim, somut herhangi bir gelişmeye yol açmamıştır.
189.Ertesi gün ikinci bir genel arama yapılmıştır. Özellikle molotof kokteyli bileşenleri ve diğer koğuşlarda bulunan koruyucu yapılar dahil olmak üzere, silahların sayısı (yukarıda 16. paragraf) dikkate alınarak, yetkililer arama tedbirlerine tabi tutulmayan üç koğuşun en sakıncalı bölge olarak görüldüğünü inkar edemezlerdi. Bununla birlikte idare bu koğuşlarda arama yapılmasını yeniden göz ardı etmiştir.
190.Jandarma Karakolu, Ocak ve Temmuz 1999 tarihleri arasında, sol görüşlü tutukluların halen silah bulundurduklarına ve cezaevinden kaçmak için tünel kazdıklarına dair birçok ihbar almıştır (yukarıda 17. paragraf). Öte yandan Şubat 1999 tarihinde, 18 m uzunluğunda tünel başlangıcı ortaya çıkmış ve daha sonra bu tünel engellenmiştir. AJBKye göre, bu süre zarfında meydana gelen yeni bir unsurla yani teröristlerin ortak eylemler geliştirmek amacıyla ülkenin farklı cezaevlerinde cep telefonu yardımıyla kendi aralarında iletişime geçtikleri konusunda yetkilileri uyarmıştır.
AJBK, 20 Temmuz 1999 tarihinden itibaren, sol görüşlü tutukluların potansiyel tehlikeli olduklarının ve güvenlik güçlerinin olası müdahalesine karşı çıkmak için hazırlandıklarının bilgisine sahiptir (yukarıda 20. paragraf). Dahası AJBK, 3 nolu alandaki hangi topluluğun/kimlerin müdahale durumunda potansiyel isyancılardan ayrıldığının bilgisi bulunmaktadır. Nitekim 7 Ağustos 1998 tarihinden bu yana, sol görüşlü tutukluların askeri baskının beklentisiyle koridorlarda nöbet tuttukları bilinmektedir (yukarıda 10. ve 34. paragrafların başlangıcı; bk. ayrıca başvuran Duygu Mutlunun ifadeleri, Ek V).
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.
153.
154.
155.
156.
157.
158.
159.
160.
161.
162.
163.
164.
165.
166.
167.
168.
169.
170.
171.
172.
173.
174.
175.
176.
177.
178.
179.
180.
181.
182.
183.
184.
185.
186.
187.
188.
189.
190.
191.Sol görüşlü tutuklular, 2 Eylül 1999 tarihinde, 7 nolu koğuşu ele geçirmişlerdir ve koğuşta kalanları çıkarmışlardır. Cezaevi yönetimi, istihbarat servislerinin tutukluların en az üç tabanca bulundurduklarını bildiklerini teyit ettiklerini ve Ulucanlarda bu tür yasak eşyaların ve maddelerin girişini kolaylaştıran gardiyanların isimlerini sunduklarını belirterek jandarma güçlerini çağırmıştır (yukarıda 23, 27 ve 67. paragraflar).
Ancak, Bakanlık yetkilileri üçüncü defa herhangi bir operasyonun başlatılmasını yasaklamışlar ve kaçınılmaz güne kadar bu operasyona karşı alternatif çözümlerin öngörüldüğüne dair hiçbir bilgi yer almamaktadır.
iv. Önceden Tasarlanmış Ölümcül Operasyon İddiası
192.Başvuranlar (yukarıda 178 in fine paragraflar), ihtilaf konusu operasyonun önceden tasarlanmış ölümcül nitelik taşıdığını ileri sürmektedirler.
193.Mahkeme, incelenen kritik duruma rağmen, idari makamların gerektiği zaman üç koğuşa müdahale etmelerine ilişkin devamlı olarak tereddütte bulunmalarının, ihtilaf konusu operasyon başlatılmadan önce seçimlerini yapmaya davet edilen idari makamların ve jandarma yetkililerini etkileyebildiğini kabul etmektedir.
Bununla birlikte Mahkeme için, görüşmelerin açıklığına dikkat çekerek, bu unsurların bakanlık, savcılık ve/veya askeri komutanlık düzeyinde sol görüşlü tutukluların öldürülmesinin hedeflendiği bir komplonun varlığının kabulü bakımından yeterli olmamaktadır. Ayrıca, operasyon sırasında jandarma görevlilerinin kesin anlamda komutanları tarafından açık bir şekilde emir aldıkları kanıtlanmış değildir (yukarıda 202 ve 203. paragraflar) (benzer durumlar için, bk. diğer kararlar arasında, yukarıda belirtilen Finogenov ve diğerleri, §§ 217-218, Erdoğan ve diğerleri, § 75 ve McCann ve diğerleri kararları, §§ 180 ve 183).
v. Samimiyet Unsuru ve Yetkililerin Eylemde Bulunma Yetkisi
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.
153.
154.
155.
156.
157.
158.
159.
160.
161.
162.
163.
164.
165.
166.
167.
168.
169.
170.
171.
172.
173.
174.
175.
176.
177.
178.
179.
180.
181.
182.
183.
184.
185.
186.
187.
188.
189.
190.
191.
192.
193.
194.Geriye ilk olarak askerlerin, görevlerini yerine getirme bilincine sahip olmaları ve tehlikeli terörist gibi gördükleri tutuklulara karşı bile (bk. mutatis mutandis, yukarıda anılan McCann ve diğerleri, §212) bu görevlerini yerine getirirken demokratik bir Avrupa toplumunda kanun uygulayıcılarından beklenen tedbirleri almaları (yukarıda anılan Mansuroğlu, § 88 ve yukarıda anılan Erdoğan ve diğerleri, §§ 77 ve 78), bakımından uygun bir şekilde hukuki çerçeve ile sınırlandırıldıklarının incelenmesi gerekmektedir.
Mahkeme, bu doğrultuda incelemesini yapacaktır. Mahkeme 2 Eylül 1999 tarihinden sonraki olayları yani yetkililerin idarenin dışındaki durumu tamamen ele aldığı sırada olayın en önemli kısmını ve içeride hakim olan tehlikenin tam içinde yer aldıklarını esas alacaktır. Yetkililerin, birçok defa birçok bilgiyi elde ederek, son bir kez düşünmek ve bu tür bir kriz için uygun bir plana dayanarak bu tehlikeleri önlemeyi gerektiren hazırlıkları yapmak adına yaklaşık yirmi üç gün süreleri bulunmuştur.
195. Dolayısıyla, bu konuda alt komisyonun tespitinden tatmin olan Mahkeme (yukarıda 58. paragraf), halihazırda ihtilaf konusu operasyonun hiçbir aşamasının kendiliğinden meydana gelmiş veya hiçbir Devlet memurunun ya da askerin kendi (bk. diğer kararlar arasında Bubbins/Birleşik Krallık, No. 50196/99, § 139, AİHM 2005-II (özetler)) veya başkasının (yukarıda anılan Andronicou ve Constantinou, §192) (yukarıda 175. paragraf) hayatını kurtarmak amacıyla tehlike olarak gördüğü olaya sıcağı sıcağına hareket etmiş gibi değerlendirilemeyeceği kanaatindedir (bk. örneğin, yukarıda anılan Makbule Kaymaz ve diğerleri § 112 ve yukarıda anılan Anık ve diğerleri, § 64, 5 Haziran 2007)
Yetkililerin veya Devlet memurlarının kontrolü altında bulunan yaralı ya da hayatını kaybeden birçok kişinin olduğu mevcut davada, şayet Hükümet tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmez ise, kendi tutumundan kuvvetli sonuçlar çıkarılabilir (ilke için, bk. yukarıda anılan Aydan, §§ 68-71, yukarıda anılan Finogenov ve diğerleri § 237, kararlardaki atıflarla birlikte ve yukarıda anılan Mansuroğlu, §§ 78 ve 79).
vi. Müdahale Planı ve Kullanılan Yöntem
196.Mahkeme, bu durumu akılda tutarak, 4 Eylül 1999 tarihinde, gizli servislerin sorunun yalnızca Ulucanlardaki tutuklular tarafından hazırlanan ayaklanma projelerinden ibaret olmadığını ortaya çıkardıklarını kaydetmektedir. Bilgilere göre, herhangi bir yetkili tarafından müdahaleye karşı birçok cezaevi düzeyinde uygulanan genel direnişe ilişkin geniş kapsamlı bir plan söz konusudur. Bu planın nihai hedefi, eş zamanlı bir dizi ayaklanmaya ve cezaevinden kaçmayı sağlamaktır. Kendileri nazarında bu zamana kadar şüphe duyulan risklerin yakın olarak görüldüğünü değerlendirmek gerekir.
Öte yandan, cezaevi yönetimi, 20 Eylül 1999 tarihinde, en az iki tabancanın bulunduğunun yeniden doğrulandığı bu üç koğuşta genel bir arama yapılması talebinde bulunmuştur (yukarıda 23 ve 27. paragraflar). Cezaevi yönetimi, beş gün sonra, bu defa kabul edilen talebini yinelemiştir (yukarıda 29. paragraf).
15541 Nolu gizli eylem planı (plan), aynı gün yani 25 Eylül 1999 tarihinde, jandarma yetkilileri tarafından hazırlanmıştır.
197.Öte yandan yardımcı güçlerde ve planda, tam olarak zırh takımlarıyla ve hizmet silahlarıyla yani en az 29 tabanca, 31 hafif makineli tüfek ve 124 saldırı tüfeğiyle donatılmış en az 250 askerden ve yaklaşık 70 rütbeli askerden oluşan temel bir ekip öngörülmektedir (yukarıda 30-32 ve 98. paragraflar).
Somut olayın koşullarında Mahkeme, saldırı silahlarıyla donatılmış bu tür gücün kullanılmasının kaçınılmaz olup-olmadığını ve ne derecede gerekli olup-olmadığını değerlendirmek için gerekli inceleme imkanına sahip değildir. Ancak Mahkeme, tek bir husustan emindir: bu durum şiddetlenmeden önce, Ocak 1996 tarihinde, Ulucanlarda arama yapılması için yirmiye aşkın askerin yeterli olduğudur.(yukarıda in fine 8. paragraf). Her halükarda Mahkeme, bu konunun üzerinde duracaktır zira geriye bu gücün, yaşam için risklerin mümkün olduğu kadar en aza indirilmesi şeklinde kullanılıp kullanılmadığını incelemek kalmaktadır (yukarıda 172 ve 173. paragraflar).
vii. Jandarma Görevlilerinin Operasyondaki Tutumları Hakkında
198.Bu bağlamda Mahkeme, jandarma subayları, astsubayları ve operasyona katılan polisin yardımcı ekiplerinin bu tür olaylarla başa çıkmaya hazırlanan özellikle operasyonel ve silah kullanımı taktiklerine ilişkin profesyonel olduklarını varsaymaya hazırdır. Buna karşın Mahkeme, Alt Komisyon gibi (yukarıda 63. paragraf) zorunlu askerlik hizmetini yerine getiren yaklaşık 250 askerle ilgili olarak o kadar olumlu bakmayacaktır (bk. örneğin, yukarıda anılan Perişan ve diğerleri, § 80). Dosyada, bu askerlerin eğitimiyle ilgili olarak hiçbir bilgi bulunmamaktadır (bk. mutatis mutandis, yukarıda anılan McCann ve diğerleri §212). Mahkeme, askerlerin bütün öğleden sonrası alacakları beklenen arama işlemi eğitimi nedeniyle (yukarıda 30. paragraf) bu tür bir müdahaleye katılmalarına uygun olduklarını değerlendirmeye imkan sağlayan herhangi bir unsur tespit etmemektedir. Bu bağlamda, bu durumun hiçbir önemi yoktur.
viii. Düzenleyici Çerçeve Hakkında
199.Bu kapsamdaki incelemeye ikinci olarak düzenleyici çerçeveyi de eklemek zorundayız.. Nitekim Mahkeme, cezaevlerinde güvenlik güçlerinin müdahalesi ile ilgili olarak davalarda gereken koruma düzeyinin sağlanması için sıkı bir düzenlemenin bulunmadığını, özellikle somut olayda olduğu gibi potansiyel olarak ölümcül güce başvurulması durumlarında, eleştiride bulunduğunu hatırlatmaktadır (yukarıda anılan İsmail Altun, § 76 ve yukarıda anılan Perişan ve diğerleri, § 82). Öte yandan Mahkeme, yine ihtilaf konusu operasyona ulusal hukukta izin verilip-verilmediği, keyfi ve aşırı güce dahası kaçınılmaz kazalara karşı uygun ve etkin güvence sistemi anlamında bu hukuki çerçevenin yeterli olduğunun kabul edilip-edilmediği konusunda kendini sorgulamaktadır (bk. mutatis mutandis, Akpınar ve Altun/Türkiye, No. 56760/00, § 50, 27 Şubat 2007 ve Hilda Hafsteinsdóttir/İzlanda, No. 40905/98, § 56, 8 Haziran 2004).
200.Dolayısıyla, söz konusu dönemde bu düzenlemenin yol açacağı her türlü eksiklik, somut olayda bu eksikliklerin uygulamada gerek operasyon başlamadan önce ve gerekse devam ettiği sürede jandarma görevlilerine iletilen somut bilgiler ile giderilmesini engellememektedir. Dolayısıyla Mahkeme, bugün bu noktayı inceleyecektir.
ix. Talimatlar ve Emirler
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.
153.
154.
155.
156.
157.
158.
159.
160.
161.
162.
163.
164.
165.
166.
167.
168.
169.
170.
171.
172.
173.
174.
175.
176.
177.
178.
179.
180.
181.
182.
183.
184.
185.
186.
187.
188.
189.
190.
191.
192.
193.
194.
195.
196.
197.
198.
199.
200.
201.Somut olayda, müdahalede, kullanılan gücün en aza indirilmesi amacıyla ölümcül güce başvurulmasının şekli ve şiddeti ile ilgili olarak, öncesinde özellikle herhangi bir talimat verilmemiştir (yukarıda anılan İsmail Altun, § 75; yukarıda Ceyhan Demir ve diğerleri kararı ile kıyaslayınız, § 98). Uygulanan stratejide, görevde kullanılan silahlara başvurulması, temel talimatlara dayanmaktadır.
Nitekim plana göre, rütbeli askerlerin silahlı direniş halinde kendilerine silahlarını kullanma talimatı verilmiştir. Subay ve astsubayların ifadelerine göre (yukarıda 105 ve 111. paragraflar), komutanları tarafından operasyon sırasında yalnızca silah kullanan kişilere karşı ve sadece ilgili kişiye karşı silah kullanmaları talimatı verilmiştir.
İkinci bir emir ise: operasyon sırasında diğer kişilerin kışkırtılmaması adına grup liderlerinin engellenmesidir (yukarıda 30. paragraf). Ancak görünüşe göre, bu emir yararlı olmamıştır, Zira, lider oldukları iddia edilen Sadık Türk, Halil Türker, Nevzat Çiftçi, Nihat Konaktan yalnızca belirtilen ilk isim açılan ateşten kaçabilmiştir.(yukarıda 15 ve 88-90.paragraflar).
202.Geriye kalan ile ilgili olarak, dosyada yaklaşık 205 askerin operasyon öncesinde veya sonrasında emir ve talimatlar aldıklarına dair herhangi bir bilgi yer almamaktadır. Hükümetin hangi askerin veya rütbelinin ölümcül ateşi açtığına ve ölüme neden olan görevde kullanılan silahların kime ait olduğuna dair açıklama getirememesi karşın (yukarıda 98. paragraf), tüm bu askerlerin mücadeleye katıldıklarını varsaymak gerekir ve kendi inisiyatifleriyle hareket ettiklerini düşünmek mantıksız ise de askerlerin belirsizlik içinde oldukları açıkça görülmektedir (yukarıda 170. paragraf)
Bu koşullarda Alt Komisyonun meşru olarak tespit ettiği gibi (yukarıda 63. paragraf), uygun beceriye sahip olmayan bu genç askerlerin, komutanlar tarafından saldırgan olarak tespit edilen her kişiyi düşman olarak görme ve dolayısıyla bir grup terörist ile çatışmış gibi hareket etme riskleri bulunmaktadır (yukarıda 198. paragraf).
203.Kısacası yetkililer, neredeyse ölümcül güce başvurulması kaçınılmaz hale gelen, gerek ilkel gerekse belirsizlik çerçevesinde bu durum ile yetinmemeleri gerekirdi. Yetkililerin, yaşam hakkına riayet edilmesi yükümlülüğünü yerine getirmek için, öldürmeye hazırlıklı olan ve anti terör eylemi çerçevesinde, zorlu düşman karşısında olduklarından emin olduktan sonra ateşli silahlarını kullanmaya tereddüt etmeyeceklerini bildikleri askerleri yönlendirmeden önce elde ettikleri bilgileri daha büyük bir dikkatle değerlendirmeleri gerekirdi (bk. mutatis mutandis, yukarıda anılan McCann ve diğerleri, § 211).
x. Alternatif Stratejiler
204.Bu nedenle Mahkeme daha önce vurguladığı gibi (yukarıda 195. paragraf), yetkililer eylemlerini programlamak için yeterince zamana sahiplerdi ve olağandışı bir yükü üstlenmek zorunda kalmadan sol görüşlü tutukluların tutumlarını tahmin edebilirlerdi. Öte yandan erken aşamada davranışları dayanılmaz olan bu tutukluların, cezaevi personelinin veya koğuş arkadaşlarının yaşamını ciddi bir şekilde tehlikeye atabilecekleri önemli bir tehdit oluşturmadıkları gözden kaçmamalıdır.
Dolayısıyla Mahkeme, sol görüşlü tutukluların oluşturduğu tehlikenin tespit edilen teröristlerin oluşturduğu tehlikeyle benzerlik taşıdığından tatmin olmamaktadır (örneğin yukarıda anılan Finogenov ve diğerleri, § 220). Şayet Türk makamları Ulucanlarda Devlet yetkisinin yeniden düzenlenmesi arzusunda idiyse, bununla birlikte ilgili kişilerin başkasının hayatına veya fiziksel bütünlüğüne herhangi bir tehdit oluşturup-oluşturmaması ve şiddet niteliğinde bir suç işlemekle suçlanıp-suçlanmaması itibarıyla ölümcül güç kullanılmasının gerektirmediği göz önünde bulundurmaları gerekir (yukarıda anılan Natchova ve diğerleri, § 95).
205.Halbuki operasyon başlamadan önce idari veya askeri makamların herhangi bir zamanda sol görüşlü tutuklular tarafından yapılan tehdidin niteliğini ve ölümcül veya ölümcül olmayan yöntemleri ayırt ettiklerine ya da barışçıl teslim olma görüşmesi öngörmelerini gerçekten değerlendirdiklerine dair gerek planda gerekse dosyada hiçbir bilgi bulunmamaktadır (bk. benzer durumlar için, yukarıda anılan Mansuroğlu, §§ 86 ve 87 ve yukarıda anılan Erdoğan ve diğerleri, § 79 ve karardaki atıflar).
xi. Öldürücü Olmayan Yöntemlere Başvurma
206.Bu arada kullanılan öldürücü yöntemler yani özellikle su ile köpük sıkma ve göz yaşartıcı bombaların arasında bulunduğu bu yöntemler eylem planında belirtilmese de, jandarma görevlileri tarafından muhtemelen tercih edilmiştir (yukarıda 30-31. paragraflar).
Mahkeme, göz yaşartıcı bombaların ve/veya sis bombalarının genellikle ulusal düzeyde isyan karşıtı mücadele dahil olmak üzere, kamu düzeninin sağlanması amacıyla izin verilen yöntemlerin bir parçası olduğunun genel olarak kabul edildiğini hatırlatmaktadır (bu konuda uluslararası ilkeler ve normlar için bakınız Abdullah Yaşa ve diğerleri/Türkiye, No. 44827/08, §§30 ve 40, 16 Temmuz 2013, diğer atıflarla birlikte; bk. ayrıca İzci/Türkiye, No. 42606/05, §§ 35-42, 23 Temmuz 2013,Çiloğlu ve diğerleri/Türkiye, No.73333/01, §§ 18-19, 6 Mart 2007 ve Oya Ataman/Türkiye, No. 74552/01, §§ 17-18, AİHM 2006-XIII). Bu arada kişinin etkilendiği fiziki koşullar ve kimyasal bileşenlere bağlı olarak öldürücü olabilen potansiyel olarak tehlikeli maddeler oldukları ve doğal olarak kullanıcının hakimiyetinin söz konusu olduğu doğrudur (yukarıda anılan Finogenov ve diğerleri, §§200, 202 ve 203)
207.Mahkeme, bu konuda karar vermeden önce, Alt Komisyonun gözlemini hatırlatmaktadır. Somut olayda, hiçbir yere kaçamayan ve sonsuza kadar barikatlar altında duramayan altmışı aşkın tutuklunun birkaç yüz metre karelik bir alana kapatılmaları ve gaz ve köpüklerin sıkılması söz konusu olmuştur (yukarıda in fine 63 paragraflar).
Başvuranların altını çizdiği gibi (yukarıda 154. paragraf), denetim sağlanan cezaevinin bir kısmında tutukluların yalnız bırakıldıktan sonra, su ve köpük sıkılmasıyla birlikte göz yaşartıcı bombaların kullanımına hakim olacak şekilde devam edilmesi ve durumun engellenmesini bekleme hususu, yaşamların yitirilmesinden önce kesinlikle öngörülebilecek makul bir çözümdür.
208.Bu bağlamda Mahkeme, Hükümetin göz yaşartıcı bombaların kullanımının gereksiz olduğunu tespit edene kadar, bu bombaların jandarma görevlileri tarafından bütün tutukluların hayatını korumak amacıyla direnişi kırmak için kullanıldığın ifade etmesi halinde, bu görüşe katılamaz (yukarıda 165. paragraf). Mahkeme yukarıda belirttiği gibi (yukarıda 204. paragraf), jandarma görevlileri baskın yapmadan önce, Ulucanlar nüfusunun hayatı üzerine gerçekten hangi yakın tehdidin olduğunu görmektedir. Öte yandan Mahkeme, neden göz yaşartıcı bombaların 4 ve 5. nolu koğuşlarda bulunan tutukluları kontrol altına alamadıklarını kabul etmemekte zira bu yöntemin kadınlar koğuşunda durumun kontrol altına alınması için etkili olduğu tespit edilmiştir (yukarıda 35. ve 163. paragraflar).
Astsubay M.E.ye karşı yapılan saldırıdan sonra jandarma görevlilerinin sergilediği tutum (yukarıda 34. paragraf), yalnızca ilgililerin bu tür bir öldürücü strateji yürütmeye ve sonuçlarını beklemeye hazırlıklı olmadıklarını düşündürmektedir.
209.Şüphesiz Alt Komisyon tarafından dinlenen bazı görevlilerin açıklamaları bulunmaktadır (yukarıda 64. ve 65. paragraflar). Görevliler, beklemenin veya daha fazla göz yaşartıcı bomba atmanın hiçbir yararı olmadığı kanaatindedirler zira isyancılar maske takmışlardır. Yine görevliler, dahası bu tür bir bekleyişin isyancıları engellemek için uygun olmadığı kanaatindedirler zira yaşamak için hatırı sayılır stokları bulunmakta ve her halükarda askerlerin moralini düşürme endişesi altında ve karşı tarafın moralinin yükselmesine imkan sağlamak için askeri operasyonun durdurulması yasaklanmıştır. Operasyonun komutanlarına göre, teröristlere daha iyi ateş açmak ve barikat kurma kaygısıyla karşılık vermek için fazla beklememek gerekirdi.
Halbuki Mahkeme, olay yerinde bulunan el yapımı 18 maskenin gıda stokunun kendilerine sağlayamadığı ayrıcalık kadar (yukarıda 14. ve 187. paragraflar) isyancılara koruma imkanı sağlayabilmesi hakkında karar vermeden (yukarıda 64. paragraf), teröristlere rahat vermeksizin olası gerekliliklere ilişkin argümanların, Alt Komisyonun ifade ettiği gibi (yukarıda 66. paragraf) koşulsuz teslim olmayı gerektiren askeri değerlendirmenin etkisi altında operasyonun ne şekilde tasarlandığı ve yürütüldüğünü tespit etmek için yeterli olmadığını gözlemlemektedir.
xii. Görüşme İmkanı
210.Şayet Mahkeme, üye Devletlere bu tür krizlerde izlenecek en iyi adımı ve bu konuda katı kuralları belirtme durumunda değil ise de operasyon öncesi herhangi bir görüşmenin yapılmadığını kaydetmektedir (örneğin yukarıda anılan İsmail Altun, § 73 in fine ile karşılaştırma ve bk. mutatis mutandis, yukarıda anılan Natchova ve diğerleri, § 105). Bu kapsamda 9 Eylül 1998 tarihli görüşme bu duruma uyabilirdi (yukarıda 188. paragraf). Yetkililerin operasyon başladıktan sonra ve şiddet spiralinin 4 ile 5 nolu koğuşlarda kesin bir şekilde yerleştirilmesinden önce görüşme girişiminde bulunduklarına dair hiçbir bir bilgi verilmemektedir (yukarıda anılan Finogenov ve diğerleri, §§ 223 ve 224 ve yukarıda anılan Andronicou ve Constantinou, § 183 ile karşılaştırma).
211.Mahkemenin bu noktayı vurgulaması önemlidir. Sabah 04.00da jandarma görevlileri tarafından yapılan baskın beklentisinin sürpriz etkisi, tutukluların koridorlarda nöbet tutarken - ki yetkililerin bilgisi bulunmaktaydı (yukarıda in fine 10. ve 190. paragraflar) - müdahalenin farkına varmış ve arkadaşlarını uyardıktan sonra hızlıca dağılmıştır. Jandarma görevlileri, tutukluların giriş kapısının arkasına barikat kurduklarını ve bu olayın başında molotof kokteyli attıklarını fark etmişlerdir. Olay sırasında, yetkililerin tespit edilen tutukluların askeri müdahaleye karşı şiddetle hareket edecekleri ve jandarma görevleriyle çatışmaları durumunda silah kullanacakları riskine dair bütün tahminleri doğru çıkmıştır.
Böylelikle somut olayda bu ilk saldırıya karşı kısmi bir tereddüdün ve beklenmedik bir durumun kaçınılmaz olduğu varsayılırsa, bu durumun geri dönülemez olduğu ve şüphesiz görüşme sağlanması amacıyla geri çekilmenin öngörülmesi için nihai bir fırsat söz konusu olduğu doğrudur.
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.
153.
154.
155.
156.
157.
158.
159.
160.
161.
162.
163.
164.
165.
166.
167.
168.
169.
170.
171.
172.
173.
174.
175.
176.
177.
178.
179.
180.
181.
182.
183.
184.
185.
186.
187.
188.
189.
190.
191.
192.
193.
194.
195.
196.
197.
198.
199.
200.
201.
202.
203.
204.
205.
206.
207.
208.
209.
210.
211.
212.Bununla birlikte, bu kadar karmaşık ve hassas bir görev için kesinlikle eğitimli olmayan ve daha önce tutuklular üzerinde güçlü bir psikolojik baskı kurma, kendileriyle hiçbir şekilde konuşmama ve her türlü eylemde kendilerinden etkilenmeme emri alan jandarma görevlilerinin (yukarıda 30. paragraf), muhtemel olarak bu yönde hakaret etmeleri mümkün değildir. Her halükarda jandarma görevlileri yanlış hesap yapmışlardır zira bu çok önemli andan itibaren kaçınılmaz değil ise de olası çatışma koşulları bir araya gelmiştir (bk. mutatis mutandis, yukarıda anılan McCann ve diğerleri, § 205).
xiii. Mahkemenin İlk Tespitleri
213.Mahkeme, Ulucanlar operasyonunun hiçbir şekilde ne rastgele ne de yetkililerin bu operasyona hazırlıksız olarak hareket etmeye çağrıldıkları beklenmedik gelişmelere yol açacak şekilde yürütülmediği kanaatindedir (yukarıda anılan Makbule Kaymaz ve diğerleri, § 112 ve Rehbock/Slovakya, No. 29462/95, §§ 71 ve 72, AİHM 2000-XII).
Alt Komisyonun vurguladığı gibi (yukarıda 59, 61, 62 ve 73. paragraflar), kendi yetkilerini kazanmak için istekli, bu idarede uzun zamandır kendileriyle alay edilen, fiziki hapsin ötesinde sol görüşlü tutukluların hayatını kontrol altına alan ve tutukluları damgalayan operasyonun sorumluları, hayatı tehlikeye atan her türlü riski en aza indirmenin sağlanması için gerekli gözetimi yapmamışlar ve operasyon öncesi ve sonrası alınan tedbirlerin seçiminde ihmalde bulunmuşlardır.
Ulucanlarda hakim olan endişe verici durum hakkında yıllardır mevcut bilgilere gösterilen yetersiz dikkat nedeniyle, herhangi bir alternatif strateji ne incelenmiş ne de öngörülmüştür. Bu durum, ölümcül güce başvurulmasını neredeyse kaçınılmaz hale getirmiştir.
Gerçekte Ulucanlarda yetkililerin ihmalleri ve hoşgörülü davranmaları nedeniyle silah olduğu konusunda bilgileri bulunan jandarma komutanlığı yetkililerinin, özellikle gerek tutukluların gerekse kendi askerlerinin yaşam haklarının korunması amacıyla gerekli özeni göstermeleri gerekmekteydi. Bu durum, benzer eksiklikler nedeniyle, biri ağır olmak üzere on beş yaralıya neden olmuştur (yukarıda 39 ve 40. paragraflar).
214.Mahkeme, bu koşullarda yukarıdaki incelemeleri dikkate alarak, somut olayda kullanılan gücün Sözleşmenin 2. maddesinin 2. fıkrası anlamında mutlak gerekli olmadığı sonucuna varmaktadır.
Bununla birlikte, geriye hayatını kaybeden tutuklular ile ilgili olarak, bu bağlamda haklı gösterilmesi gerekecek olan bir ihlal tespitinin olup-olmadığı konusunu netleştirmek kalmaktadır.
xiv. Tutukluların Arkadaşları Tarafından Öldürüldüğü İddiası
215.Olaya ilişkin kendi resmi anlatımını kabul eden Hükümet, hayatını kaybeden Zafer Kırbıyık, İsmet Kavaklıoğlu, Nevzat Çiftçi (diğer adıyla Habib Gül) ve Önder Gençaslanın öldürüldüklerini ve başvuran Küçük Hasan Çobanın ise tutuklu arkadaşları tarafından ağır yaralandığını (yukarıda in fine 162. paragraf) zira güvenlik güçlerine teslim olmayı arzu ederek ihanet ettiklerini savunmaktadır (yukarıda 105 ve 117. paragraflar).
216.Başvuranlar, yıllarca birlikte yaşayan tutukluların arkadaşlarıyla kavga etmek için yüzlerce jandarma görevlilerine karşı tam bir silahlı çatışmanın içinde yer almalarını beklediklerine dair iddianın inandırıcı olmadığı kanaatindedirler. Başvuranlar, operasyondan sonra askerlerin meşru müdafaa durumuna inandırmak amacıyla koridorlara silah gizlediklerini düşünmenin daha gerçekçi olduğunu değerlendirmektedirler (yukarıda 155 et 156. paragraflar).
217.Hayatını kaybeden her bir tutuklu için olayların kesin bir şekilde tespit edilmesi veya ayaklanmaya yabancı olan olayların isyanı bastırma operasyonunu kaos içinde meydana gelebileceği hususunun bertaraf edilmesi Mahkeme için mümkün değildir.
Bununla birlikte, Mahkeme herhangi bir tutuklunun kullandığı silahın biyolojik incelemeyle koğuşlarda bulunduğu iddia edilen herhangi bir silah ile bağdaştırılmasına imkan sağlayan hiçbir bilimsel kanıtın dosyada yer almaması nedeniyle, (yukarıda 44, 94 ve 95. paragraflar), Hükümetin Zafer Kırbıyık, İsmet Kavaklıoğlu, Nevzat Çiftçi ve Önder Gençaslanın arkadaşları tarafından öldürüldüklerine dair iddiasının yalnızca tahminlere dayandığı kanaatindedir (bk. diğer kararlar arasında, yukarıda anılan Erdoğan ve diğerleri, § 68).
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.
153.
154.
155.
156.
157.
158.
159.
160.
161.
162.
163.
164.
165.
166.
167.
168.
169.
170.
171.
172.
173.
174.
175.
176.
177.
178.
179.
180.
181.
182.
183.
184.
185.
186.
187.
188.
189.
190.
191.
192.
193.
194.
195.
196.
197.
198.
199.
200.
201.
202.
203.
204.
205.
206.
207.
208.
209.
210.
211.
212.
213.
214.
215.
216.
217.
218.Bununla birlikte Hükümetin iddiası, söz konusu dört cinayetin jandarma görevlilerinin olayların akışına hakim olmadığı barikatların arkasında, yetkililerin denetim yetkisi dışında meydana geldiğinin ortaya çıkmış gibi değerlendirilebilmesi nedeniyle bir cevabı hak etmektedir.
Daha önce Mahkeme, bu tür iddialar ile uğraşmak durumunda kalmıştır ve somut olayda yani Devletin sıkı denetimi altında bulanan cezaevi merkezinin güvenlik güçlerinin bir operasyonu sırasında Devletin etkin kontrolünden kaçabilmelerinin, tutuklulara yönelik Devletin sorumluluğunu hiçbir şekilde ortadan kaldırmayacağıyla ilgili olarak yine benzer şekilde karşılık verecektir (yukarıda anılan Peker (No. 2), § 50 ve yukarıda anılan İsmail Altun, 69 ve 70).
219.Sözleşmenin 2. maddesinin 1. fıkrası, Devlete sadece kasıtlı olarak ve hukuka aykırı biçimde ölüme sebebiyet vermekten kaçınma konusu yerine, aynı zamanda bazı koşullarda başkası tarafından ceza gerektiren davranışlar ile hayatı tehdit edilen ve kendi egemenlik yetkisi içinde bulunan kişilerin hayatını korumak için gerekli tedbirleri alma konusunda da zorunluluk getirmektedir (yukarıda anılan Aydan, §91, Keenan/Birleşik Krallık, No. 27229/95, §§ 88-89, AİHM 2001-III ve Osman/Birleşik Krallık, 28 Ekim 1998, § 115, Derleme 1998-VIII). Bu bağlamda Mahkeme, Devletin sorumluluğunun bu görevlilerin somut olayda olduğu gibi karşı gruba karşı bir operasyon yürütmek için kullanılacak yöntemleri ve metotları seçerek her türlü yaşam kaybını önlemek adına yetkileri çerçevesinde kazayla olsa dahi veya en azında bu riski azaltmak için bütün tedbirleri almamaları halinde kurulabileceğini yeniden belirtmektedir (bk. mutatis mutandis, yukarıda anılan Issaïeva, § 176 ve yukarıda anılan Ergi, § 79).
220.Hükümet, mevcut davada, PKKya üye oldukları gerekçesiyle mahkûm edilen tutukluların kurtarıldıklarını (bk. yukarıda 20., 36., 163. ve 192. paragraflar) ve güvenlik güçlerinin isyancılara karşı sayısız defa teslim olma çağrılarında bulunduklarını vurgulamaktadır (bk. yukarıda 33., 35., 57., 105. ve 165. paragraflar). Ulucanlarda söz konusu olan risklerden haberdar edilen ve operasyon sırasında durumu kontrol altında tutmak için askeri yönden hazırlanan yetkililer, mümkün olduğunca çok kişinin sağ salim tahliye edilmesi amacıyla, tutuklulara karşı saldırıları önlemek ve bu riskleri engellemek veya azaltmak için duruma özgü tedbirler alma yönündeki görevlerine uygun olarak hareket etmeleri gerekirdi (bk. yukarıda 173. paragraf).
221.Oysa Hükümet, somut olayda, ihtarlara uymaya hazır olduklarını gösteren sol görüşlü tutukluları korumak için en azından ne tür bir tahliye planının öngörüldüğünü belirten herhangi bir bilgi ya da herhangi bir belge ibraz etmemiştir. Mahkeme, somut olayda, bu türden herhangi bir plan veya hazırlık bulunmadığını değerlendirerek, bu hususun, jandarma görevlilerinin çağdaş toplumlarda görevlerini yerine getirme veya katil zanlısı tutukluların davranışlarının öngörülemezliği veya dahası, jandarma görevlilerinin öncelik ve olanaklar açısından yapmaları gerektiği operasyonel seçimler bağlamındaki güçlükleri dikkate almasından kendisini muaf tuttuğunu değerlendirmektedir; zira bu türden herhangi bir seçim söz konusu olmamıştır (bu kıstaslar hususunda, bk. başka birçok karar arasında, yukarıda anılan Osman kararı, § 116).
222.Kısacası, Hükümet, Zafer Kırbıyık, İsmet Kavaklıoğlu, Nevzat Çiftçi ve Önder Gençaslanın arkadaşları tarafından öldürüldüğünü ortaya koyma imkanına sahip olmamıştır.
Mahkeme, tüm anlatılanları dikkate alarak, söz konusu dört müteveffanın durumunu müteveffa Ümit Altıntaş, Abuzer Çat, Mahir Emsalsiz ve Halil Türkerin durumundan ayırt etmek için herhangi bir makul sebep görmemektedir.
Mahkeme, operasyon esnasında hayatını kaybeden sekiz tutuklu ile ilgili olarak Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır zira bu sonuç Mahkemeyi, hayatta iken kendilerinden herhangi birine uygulanan işkence eylemlerini daha detaylı şekilde ele almaktan muaf tutmaktadır (41. paragrafın son cümlesi (in fine) ve yukarıdaki 154. ve 155. paragraflar).
b) Yaralarına Rağmen Hayatta Kalmayı Başaran Tutuklular İle İlgili Olarak
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.
153.
154.
155.
156.
157.
158.
159.
160.
161.
162.
163.
164.
165.
166.
167.
168.
169.
170.
171.
172.
173.
174.
175.
176.
177.
178.
179.
180.
181.
182.
183.
184.
185.
186.
187.
188.
189.
190.
191.
192.
193.
194.
195.
196.
197.
198.
199.
200.
201.
202.
203.
204.
205.
206.
207.
208.
209.
210.
211.
212.
213.
214.
215.
216.
217.
218.
219.
220.
221.
222.
223.Mahkeme, Sözleşmenin 2. maddesinin esas yönüyle ilgili olarak daha önce sırayla belirtilen ilkelerin tamamının (yukarıdaki 168-175. paragraflar), şayet devlet memurları tarafından maruz kalınan fiziksel kötü muamelelerin, diğerlerinin yanı sıra, kullanılan gücün türü ve derecesi ile bu gücün kullanımına neden olan açık amaç ve niyetlere bağlı olarak, Sözleşmenin 2. maddesinin ihlalini teşkil ettiği kabul edilirse, mağdurun ölümünün söz konusu olmadığı durumlarda da geçerli olduğunu hatırlatmaktadır (bu konu hakkında daha genel bir özet hususunda, bk. yukarıda anılan Vefa Serdar kararı, §§ 75-80 ve bu kararda yer alan atıflar; ayrıca bk. yukarıda anılan Makaratzis kararı, § 55 ve Yaşa / Türkiye, 2 Eylül 1998, §§ 92-108, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-VI - yukarıda anılan İlhan kararıyla kıyaslayınız, §§77-78).
i. Ateşli Silah İle Meydana Gelen Yaralar
224.Genel olarak, mağdurun hayatta kalmayı başardığı eylem, kullanılan ölümcül güç nedeniyle adam öldürmeye teşebbüs olarak değerlendirildiğinde bu ilkelerin uygulandığı söylenebilmektedir (yukarıda anılan Issaïeva kararı, § 175. paragrafın son cümlesi (in fine)). Böylelikle, Türkiyeye karşı yürütülen ve neticede hayatları kurtulan başvuranlarla ilgili olan benzer isyan karşıtı operasyonlara ilişkin davalar çerçevesinde, Mahkeme, daha önce, - yaşam bulguları hakkında bir değerlendirme yapılması veya yapılmaması konusundan bağımsız olarak - cezaevi ortamında ateşli silah kullanımının tek başına büyük olasılıkla ölümcül olduğunu değerlendirerek, Sözleşmenin 2. maddesinin uygulanabilir olduğu sonucuna varmıştır (bk. örnek olarak, yukarıda anılan Leyla Alp ve diğerleri kararı, § 65, Şat/Türkiye, No. 14547/04, §§ 60 ve 62, 10 Temmuz 2012, yukarıda anılan Düzova kararı, § 71 ve yukarıda anılan Peker kararı (no. 2), § 41).
225.Somut olayda, Küçük Hasan Çoban (yukarıdaki 215. paragraf), Serdar Atak, Erdal Gökoğlu, Nihat Konak, Savaş Kör, Behsat Örs, Ertan Özkan ve Enver Yanıkın açılan ateş sonucu yaralandıklarına itiraz edilmemiştir (yukarıdaki 43. paragraf) (Ek IV).
Dolayısıyla Mahkeme, yalnızca kendileri bakımından Sözleşmenin 2. maddesinin somut olayda uygulanabileceği ve aynı zamanda, kendileri ile ilgili olarak bu hükmün ihlal edildiği sonucuna varabilmektedir.
ii. Farklı Bir Sebepten Ötürü Meydana Gelen Yaralar
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.
153.
154.
155.
156.
157.
158.
159.
160.
161.
162.
163.
164.
165.
166.
167.
168.
169.
170.
171.
172.
173.
174.
175.
176.
177.
178.
179.
180.
181.
182.
183.
184.
185.
186.
187.
188.
189.
190.
191.
192.
193.
194.
195.
196.
197.
198.
199.
200.
201.
202.
203.
204.
205.
206.
207.
208.
209.
210.
211.
212.
213.
214.
215.
216.
217.
218.
219.
220.
221.
222.
223.
224.
225.
226.Kullanılan gücün muhtemelen ölümcül olup olmaması hususuyla ilgili olarak, ilk bakışta (a priori) ölüme sebebiyet verebilecek nitelikte olmayan araçlar nedeniyle meydana gelen yaralar ile ilgili olan önceki örnekler bağlamında, Mahkeme, daha önce, mağdurun hayatının tehlikede olması koşulunun belirleyici bir önem taşıdığını ifade etmiştir (yukarıda anılan Şat kararı, § 60, yukarıda anılan Düzova kararı, § 69 ve başka atıflarla birlikte yukarıda anılan Perişan ve diğerleri kararı, §§ 89 ve 90).
227.Somut olayda, yukarıda varılan sonuç (yukarıdaki 225. paragraf), hayati tehlike oluşturacak nitelikte darp ve yaralamaya maruz kalan Haydar Baran isimli başvuran için de geçerlidir (yukarıdaki 43. paragrafın son cümlesi (in fine)) (Ek IV).
Kuşkusuz, İbni Sina Hastanesi Acil Servis Ünitesi tarafından, Veysel Eroğlu için 26 Eylül 1999 tarihinde saat 12.00da ve Özgür Soylu (EK 4) için aynı tarihte saat 15.15de tanzim edilen muayene raporlarında aynı teşhis konulmuştur. Bununla birlikte, akabinde ilgililerin sağlık durumunun bu türden bir riske yol açmadığı ortaya çıkmıştır.
Öte yandan, Mahkeme, Veysel Eroğlu ve Özgür Soylu isimli başvuranların durumunun, aşağıdaki 232. paragrafta yer alan gerekçe nedeniyle Sözleşmenin 3. maddesi alanında bir inceleme gerektirdiğine karar vermiştir.
c) Son Özet
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.
153.
154.
155.
156.
157.
158.
159.
160.
161.
162.
163.
164.
165.
166.
167.
168.
169.
170.
171.
172.
173.
174.
175.
176.
177.
178.
179.
180.
181.
182.
183.
184.
185.
186.
187.
188.
189.
190.
191.
192.
193.
194.
195.
196.
197.
198.
199.
200.
201.
202.
203.
204.
205.
206.
207.
208.
209.
210.
211.
212.
213.
214.
215.
216.
217.
218.
219.
220.
221.
222.
223.
224.
225.
226.
227.
228.Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında, hazırlandığı ve kontrol edildiği şekliyle operasyonun, hayatlarını kaybeden Ümit Altıntaş, Abuzer Çat, Nevzat Çiftçi, Mahir Emsalsiz, Halil Türker, İsmet Kavaklıoğlu, Zafer Kırbıyık, Önder Gençaslan ve ağır şekilde yaralanan başvuranlar Küçük Hasan Çoban, Serdar Atak, Erdal Gökoğlu, Nihat Konak, Savaş Kör, Behsat Örs, Ertan Özkan, Enver Yanık ve Haydar Baran (B listesi) ile ilgili olarak, Sözleşmenin 2. maddesinin ihlalini teşkil ettiğine karar vermiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN ESAS YÖNÜNDEN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Tarafların İddiaları
1. Başvuranlar
229. Başvuranlar, dosyaya eklenen beyanlarının ve adli tıp raporlarında kendileriyle ilgili olan unsurların, işkence iddialarını desteklemek için yeterli olması gerektiği kanısındadırlar zira operasyon hazırlandığı ve yürütüldüğü şekliyle tek başına Sözleşmenin 3. maddesinde yasaklanan bir muameleyi teşkil etmektedir.
Avukat Bayraktar özellikle, koğuşların tahliye edildiği sırada ve kuşatılan yerlerin jandarma görevlileri tarafından kontrol altına alındığı andan itibaren müvekkillerinin kötü muamelelere maruz kaldıklarını belirtmektedir. Yaklaşık altı saat boyunca, başka bir hücreye, hastaneye ya da başka bir cezaevine sevk edilmelerini beklerken, başvuranlar (B listesi) koridor, hamam ve nakil arabalarında tehdit edilmişler, darp edilmişler ve işkenceye uğramışlardır (yukarıdaki 39. paragraf).
230.Öte yandan başvuranlar, savcılığın, şikayetlerine dayanak oluşturabilecek delilleri ve maddi bulguları muhafaza etme ve/veya toplatma hususunda herhangi bir isteğinin bulunmamasının ötesinde, yürütülen soruşturmanın ancak kendilerine işkence uygulayanların fiilen (de facto) cezasız kalması amacını taşıdığını; bu durumun da kolaya kaçmak olduğunu, zira tutuklu olarak kendilerinin, iddialarını destekleyecek nitelikte delil unsurlarını toplama ya da toplattırma imkanına sahip olmadıklarını ifade etmektedirler.
2. Hükümet
231.Hükümet, somut olayda, çok sayıda jandarma görevlisinde gözlemlenen yaralarda olduğu gibi, tıbbi raporlarda belirtilen sekellerin kendi ifadesine göre olay sırasında ve karışıklık esnasında oluşması nedeniyle Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edilmediğini değerlendirmektedir. Bu bağlamda Hükümetin kanaatine göre, yetkililerin, acil bakımın yapılması için cezaevinde bulunan revire ya da hastanelere götürülmeleri gibi yaralanan tutukluların derhal sevk edilmesi sırasında gösterdiği özeni göz ardı etmemek gerekir.
B. Mahkemenin Değerlendirmesi
232.Operasyon esnasında yaralanmış olan geri kalan diğer başvuranlarla ilgili olarak (B listesi), Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesi bağlamında bir incelemede bulunması gerektiğini değerlendirmektedir zira yukarıda tespit edilen koşullarda olduğu gibi (yukarıda 225. ve 227. paragrafların ilk cümlesi (in limine)) istisnai durumlar haricinde, devlet görevlilerinin eylemleri sonucu meydana gelen ve ölüme yol açmayan yaraların genellikle bu hüküm açısından incelenmesi gerekmektedir (yukarıda anılan İlhan kararı, § 76).
1. Genel İlkeler
233. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesinin demokratik toplumların temel değerlerinden birini düzenlediğini hatırlatmaktadır. Terörizm ve örgütlü suçlarla mücadele gibi en zor koşullarda bile Sözleşmenin işkence ve insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ya da cezaları, mağdurun davranışı ne olursa olsun, kesin ifadelerle yasakladığını teyit etmiştir. Dolayısıyla suçun niteliği, Sözleşmenin 3. maddesi açısından bir incelemenin gerçekleştirilmesi için uygun değildir.
Ayrıca Mahkeme, bir kötü muamelenin Sözleşmenin 3. maddesinin uygulama alanına girdiğinin değerlendirilebilmesi için, minimum ağırlık düzeyine ulaşması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu asgari ciddiyet düzeyi göreceli olup, kötü muamelenin süresi veya fiziksel ve/veya psikolojik etkileri ile bazı durumlarda mağdurun yaşı ve sağlık durumu gibi davanın kendine özgü koşullarının birlikte değerlendirilmesine bağlıdır.
Mahkeme, belli bir muameleyi, özellikle önceden tasarlanmış olduğu, saatler boyunca uygulandığı ve hatta gerçek lezyonlara veya en azından yoğun fiziksel ve ruhsal acıya sebep olduğu için insanlık dışı muamele olarak değerlendirmiştir. Aynı zamanda Mahkeme, bir muameleyi mağdurlarda korku, üzüntü ve kendini bayağı hissetme duyguları uyandırmaya yetecek kadar utandırıcı ve küçültücü olduğu için aşağılayıcı muamele olarak değerlendirmiştir. Bir ceza veya muamelenin insanlık dışı veya aşağılayıcı sayılabilmesi için, bu muameledeki elem veya ıstırabın her halükarda meşru muamele veya cezanın içinde kaçınılmaz olarak bulunan elem ve ıstırap unsurunun ötesine geçmiş olması gerekir. Muamelenin, mağduru aşağılama veya küçük düşürme amacı güdüp gütmediği hususu dikkate alınması gereken başka bir unsurdur ancak bu tür bir amacın bulunmaması Sözleşmenin 3. maddesinin ihlaline ilişkin tespiti kesin şekilde ortadan kaldıramaz (bk. diğer kararlar arasında, Labita/İtalya (BD), No. 26772/95, §§ 119 ve 120, AİHM 2000-IV ve bu kararda yer alan atıflar; Pantea/Romanya, No. 33343/96, § 180, AİHM 2003-VI (özetler) ve Berktay/Türkiye, No. 22493/93, §§ 62-65, 1 Mart 2001).
234.Bir şahsın özgürlüğünden yoksun bırakıldığı durumlarda, davranışı bakımından mutlak gerekli olmamasına rağmen kendisine karşı fiziksel güç kullanımı, ilke olarak, Sözleşmenin 3. maddesi ile güvence altına alınan hakkın ihlalini teşkil etmektedir (bk. başka kararlar arasında, yukarıda anılan Perişan ve diğerleri kararı, § 92 ve yukarıda anılan Selmouni kararı, § 95).
Devlet makamlarının veya görevlilerinin denetiminde bulunduğu sırada - mesela askerin veya polisin gerçekleştirdiği operasyonlar sırasında - yaralanan kişilerin durumunda, ispat yükümlülüğü Davalı Hükümete düşmektedir. Aynı şekilde, kendisi hakkında ileri sürülen ve bilhassa, tıbbi belgelerle (bk. örnek olarak, yukarıda anılan Gömi ve diğerleri kararı, § 73 ve bu kararda yer alan atıflar) veya uygun ve ikna edici yöntemlerle desteklenen iddiaları çürütmek Davalı Hükümetin sorumluluğundadır. Daha önce yukarıda belirtildiği gibi (195. paragrafın son cümlesi (in fine)), söz konusu yetkili ve görevliler olayların tam olarak nasıl meydana geldiğini bildikleri ve bu tür iddiaları doğrulayacak ya da çürütecek gerekli tüm bilgilere erişme imkanına sahip oldukları varsayıldığında, söz konusu yükümlülük özel önem arz etmektedir (Yerme/Türkiye, No. 3434/05, § 62, 24 Temmuz 2012; yukarıda anılan Keser ve Kömürcü kararı, §§ 59 ve 60 ve bu kararda yer alan atıflar).
2. Mevcut Davaya Bu İlkelerin Uygulanması
a) Yetersiz Şekilde Desteklenen İddialar
235. Mahkeme, kötü muamelelere ilişkin iddiaların, kendisi önünde, yeterince ciddi, kesin ve birbiriyle uyumlu bir takım ipuçlarından veya aksi ispat edilemeyen karinelerden yola çıkılarak duruma göre elde edilebilecek uygun delil unsurlarıyla desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (bk. başka birçok karar arasında, yukarıda anılan Labita kararı, § 121).
i. Belirgin Unsurların Bulunmaması
236.Bu bağlamda Mahkeme, ne Sibel Aktan (Aksoğan), Şerife Arıöz, Derya Şimşek, Edibe Tozlu, Fadime Özkan, Başak Otlu, Zeynep Güngörmez, Fatime Akalın ve Gönül Aslan isimli başvuranların ne de Cemaat Ocak, Aydın Çınar, Murat Güneş, Gürhan Hızmay ve Ertuğrul Kaya isimli başvuranların ikna edici unsurlar veya iddialarını destekleyebilecek nitelikte delil başlangıcı sunmadıklarını gözlemlemektedir.
Somut olayda ihtilaf konusu olan koşullara benzer koşullarda, Mahkeme, temsilcileri gibi başvuranlar açısından da (yukarıdaki 230. paragraf) iddia edilen kötü muameleler ile ilgili olarak deliller elde etme ya da toplamanın güç olduğunu kabul etmektedir. Ancak bu bağlamda, diğer başvuranlar hakkında yapılan adli tıp muayenelerinin sayısı (Ek VII), yetkili savcılığın iddia edilen işkence yapanlar aleyhine maddi unsurları araştırmayı bilerek ihmal ettiği yönündeki argümanı pek de desteklememektedir.
Mahkeme, adı geçen başvuranların veya Avukat Bayraktarın bir doktor tarafından muayene edilmelerine izin verilmediğini ileri sürmediklerini gözlemlemekte ve dosyadan maruz kaldıkları kötü muameleye ilişkin izlerin bir doktor tarafından saptanması için ilgililerin girişimlerde bulunmadıkları da anlaşılmaktadır.
237.Esmehan Ekinci ile ilgili olarak, dosyaya göre, ilgili 9 Ekim 2002 tarihli ve Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi önündeki duruşmada kendisi hakkında bir adli tıp raporu sunmuştur (Ek VII); yine dosya doğrultusunda, 15 Ekim 1999 tarihinde sorgulanan Murat Ekincinin (yukarıdaki 99. paragraf), savcıya, Ermenek Devlet Hastanesi tarafından kendisi hakkında bir sağlık raporunun düzenlendiğini beyan ettiği de anlaşılmaktadır. Oysa, Mahkeme, bu belgelere sahip değildir ve Avukat Bayraktar, bu belgelerin ibraz edilememesi hususuna bir açıklama getirmemiştir.
238.Dolayısıyla, Şerife Arıöz, Derya Şimşek, Edibe Tozlu, Fadime Özkan, Başak Otlu, Zeynep Güngörmez, Fatime Akalın, Gönül Aslan, Cemaat Ocak, Aydın Çınar, Murat Güneş, Gürhan Hızmay, Ertuğrul Kaya, Esmehan Ekinci, Murat Ekinci ve Sibel Aktan (Aksoğan) isimli başvuranlara ilişkin olarak ve Sibel Aktanın (Aksoğan) yalnızca 17 Haziran 2007 tarihinde verdiği, gardiyanın tahta bir kiriş ile kendisine vurduğuna dair beyanı (Ek IX) ve bu hususun ağır sonuçlar doğurmaması göz önüne alındığında, Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılabilmesi için olayların yeterince tespit edildiği kabul edilemez.
ii. Mevcut Unsurların Yetersizliği
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.
153.
154.
155.
156.
157.
158.
159.
160.
161.
162.
163.
164.
165.
166.
167.
168.
169.
170.
171.
172.
173.
174.
175.
176.
177.
178.
179.
180.
181.
182.
183.
184.
185.
186.
187.
188.
189.
190.
191.
192.
193.
194.
195.
196.
197.
198.
199.
200.
201.
202.
203.
204.
205.
206.
207.
208.
209.
210.
211.
212.
213.
214.
215.
216.
217.
218.
219.
220.
221.
222.
223.
224.
225.
226.
227.
228.
229.
230.
231.
232.
233.
234.
235.
236.
237.
238.
239. Halil Doğan, İnan Özgür Bahar ve Veysel Eroğlu isimli başvuranlar açısından, dosyaya eklenen tıbbi unsurlara rağmen, aynı durum geçerlidir.
Mahkeme, Halil Doğan ile ilgili olarak, iki raporu dikkate almaktadır. Bu bağlamdaki ilk rapor 26-28 Eylül 1999 tarihleri arasında, ikinci rapor ise 5 Kasım 1999 tarihinde düzenlenmiştir (Ek IV). Başvuran tarafından hiçbir şekilde itiraz edilmeyen söz konusu raporlarda, bir iş göremezlik raporundan söz edilmekte ancak herhangi bir özel lezyon ya da patolojiden bahsedilmemekte (bk. benzer bir durum hususunda, yukarıda anılan Leyla Alp ve diğerleri kararı, § 89) ve başvuranın, göz doktoru tarafından muayene edilmeyi reddettiği ve hastaneden taburcu olduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla, gözlerde bir sorun tespit edilmiş olsa da, bu sorun ancak önemsiz olabilir. Bununla birlikte, 11 Kasım 1999 tarihinde dinlenen başvuran (Ek VI-B) görünüşe göre, operasyon esnasında işlenen şiddet eylemlerini şikayet etmekle ve yaralandığını beyan etmekle yetinmiştir. Dolayısıyla bu durum, başvuranın Mahkeme önünde şikayette bulunduğu durum ile ilgili olarak ikna edici bir açıklama olarak değerlendirilemez.
İnan Özgür Bahar isimli başvuran ile ilgili olarak, savcının talebi üzerine 24 Ağustos 2000 tarihinde kendisi hakkında düzenlenen tek sağlık raporunda, herhangi bir iş göremezlik süresine yer verilmemekte ancak ilgilinin bedeninin değişik bölgelerinde nedeninin tam olarak tespit edilmediği hiperpigmente küçük lezyonların mevcut olduğu belirtilmektedir. Bu şaşırtıcı değildir zira bu rapor olayların meydana geldiği tarihten itibaren yaklaşık bir yıl sonra tanzim edilmiştir. Nitekim başvuran ihtilaf konusu olaylar ile söz konusu raporun elde edilmesi arasında geçen kayda değer bir süre içerisinde yani 9 Haziran 2000 tarihinde şikayette bulunmuştur. Mahkeme, bu koşullarda ve benzer sorunlarla ilgili olan içtihatları ışığında (Yerli/Türkiye, No. 59177/10, § 45, 8 Temmuz 2014 ve Tarkan Yavaş/Türkiye, No. 58210/08, § 30, 18 Eylül 2012), gözlemlenen lezyonların tek başına Sözleşmenin 3. maddesi bakımından bir sonuç çıkarılmasını sağlamayacağını değerlendirmektedir.
Mahkeme, Veysel Eroğlunun, 28 Ekim 1999 tarihinden 26 Kasım 1999 tarihine kadar verdiği ifadelerde (Ek VI-B) aşağıdaki hususların yer aldığını kaydetmektedir.
Saat 12.00 sularında, iki kişi beni 4 nolu koğuşta bulunan mutfağın dışına ve akabinde, hamama doğru sürükleyerek götürdüler. 300 m uzunluğunda olan koridorun geçişi sırasında, müdahale gücü mensupları tarafından copla darp edildim ve tekmelere maruz kaldım; hamamda, Niyazi Yaramış, Nuray Alçay ve Mehmet Sarı isimli gardiyanlar, şef gardiyan Yusuf ve burada hazır bulunan askerler tarafından işkenceye uğradım.
Bu anlatım şekli yaralanan başvuranların bir kısmı tarafından yapılan açıklama ile uyuşmaktadır (Ek V ve VI-B); buna karşın, bu açıklama 26 Eylül 1999, 28 Eylül 1999 ve 5 Kasım 1999 tarihlerinde düzenlenen üç adet adli tıp raporu ile hiçbir şekilde desteklenmemiştir. Bununla birlikte, hiçbir şekilde itiraz konusu olmayan söz konusu raporlarda, hayati tehlikenin bulunduğuna dair ikna edici bir ibarenin dışında (yukarıdaki 227. paragraf), önemli bir patolojinin mevcut olmadığı ve Halil Doğan gibi, hastaneden taburcu olmadan önce ilgili başvuranın her türlü tıbbi müdahaleyi reddettiği de vurgulanmıştır. Durumunun, geriye dönük olarak bir günlük iş göremezlik raporunu haklı gösterdiği şeklinde değerlendirilmesine rağmen, (yukarıda anılan Leyla Alp ve diğerleri kararı, § 89), bu husus, Eroğlunun Sözleşmenin 3. maddesi ile uyumlu olmayan muamelelere maruz kaldığını söylemek için pek de yeterli gelmemektedir.
240.Öte yandan, Mahkeme, yaraların türü ne olursa olsun, bu üç başvuranın bedeninde saptanan yaraların askeri müdahalenin sona ermesinin ardından meydana gelmiş olabileceği kanaatindedir (yukarıdaki 229. paragraf). Oysa bu olay, şüphesiz Hükümetin savunduğu gibi (yukarıdaki 231. paragraf), neredeyse kaotik ve zorlu koşullarda gerçekleşmiştir. En azından dolaylı olarak karışmış oldukları söz konusu olaydan ilgili başvuranları ayrı tutmanın ya da bu olaydan kendilerinin zarar görmediklerini varsaymanın güç olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, hafif olduğu iddia edilen bu yaraların, sorumlular tarafından kasten yapıldığı iddia edilememekle birlikte, koğuşların tahliye edilmesine veya tutukluların yeniden bir araya getirilmesi ve sevk edilmesine yönelik tedbirlerin uygulandığı sırada meydana geldiği göz ardı edilemez.
iii. Sonuç
241.Kısacası, tüm anlatılanlar dikkate alındığında, bu hükmün ihlalinin söz konusu olması için, Sibel Aktan (Aksoğan), Şerife Arıöz, Derya Şimşek, Edibe Tozlu, Fadime Özkan, Başak Otlu, Zeynep Güngörmez, Fatime Akalın, Gönül Aslan, Cemaat Ocak, Aydın Çınar, Murat Güneş, Gürhan Hızmay, Ertuğrul Kaya, Esmehan Ekinci, Murat Ekinci, Halil Doğan, İnan Özgür Bahar ve Veysel Eroğlu isimli başvuranların, Sözleşmenin 3. maddesinde yasaklanan ve/veya yeterince ciddi bir muameleye maruz kaldıkları ortaya konulmamıştır (bk. mutatis mutandis, yukarıda anılan Gömi ve diğerleri kararı, § 75).
iv. Söz Konusu Şikayetlerin Savunabilir Niteliği
242.Bununla birlikte, Mahkemenin somut olayda söz konusu başvuranların kötü muamelelere maruz kaldığı sonucuna varamaması durumu, bu şikayetlerin mutlaka savunabilir nitelikte olmadığı anlamına gelmemektedir (ilke hususunda, bk. Boyle ve Rice/Birleşik Krallık, 27 Nisan 1988, § 52, A serisi no. 131). Mahkeme, davanın koşullarına dönerek (yukarıdaki 81-85, 109 ve 110. paragraflar), kötü muameleler nedeniyle bağımsız veya toplu olarak başvuranlar tarafından yapılan resmi şikayetlerin (B listesi) 1999/101539, 1999/107587 ve 2001/16237 sayılı soruşturma dosyalarına birbiri ardına eklendiğini hatırlatmaktadır. Mahkemeye sunulan delil unsurlarının yetersizliği nedeniyle bu şikayetlerin içeriği ile ilgili olarak başvuranların her biri için bilgiler kesin şekilde doğrulanabilir olmasa da (Ek VI, VII ve IX), ilgililerin yetkili makamlara yeterince açıklamada bulunduğu ve bu açıklamaların söz konusu makamlar tarafından uygun bulunduğu açıktır. Nitekim tutukluları darp etme ve yaralama suçundan jandarma görevlileri hakkında bir iddianame hazırlanmıştır (yukarıdaki 112. paragraf). Söz konusu iddianamenin bu husus ile ilgili yazılan kısmı, yukarıdaki 241. paragrafta belirtilen on dokuz (19) başvuranı ve aynı zamanda, mağdur-müşteki sıfatlarıyla yaralanan başvuranların tamamını kapsamaktaydı.
Hükümet, bu hususa itiraz etmemektedir.
Dolayısıyla ilgililerin, Sözleşmenin 3. maddesi bağlamında, savunabilir şikayetler ileri sürdükleri kabul edilmelidir (bu ilke hususunda, bk. El-Masri/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti (BD), No. 39630/09, § 192, AİHM 2012) ve Mahkemenin söz konusu maddenin esasıyla ilgili olarak vardığı sonuç (yukarıdaki 241. paragraf), bu bağlamda etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğü konusunda herhangi bir ön değerlendirme içermez (bk. örnek olarak, Mehmet Yaman/Türkiye, No. 36812/07, § 65, 24 Şubat 2015 ve Baltaş/Türkiye, No. 50988/99, § 58, 20 Eylül 2005).
Mahkeme, bu konu üzerinde yeniden duracaktır (273. paragraf ve aşağıda devam eden paragraflar).
b) 4 ve 5 Nolu Koğuşlarda Bulunan Tutuklularda Gözlemlenen Yaralar
243.4 ve 5 nolu koğuşlardaki diğer başvuranlar hakkında tanzim edilen sağlık raporlarında, bedenlerinde yayılmış olan birçok lezyonun mevcut olduğu belirtilmekte (yukarıdaki 43. paragraf) (Ek IV) ve bu raporlarda, ihtilaf konusu operasyon esnasında ve bu operasyonun hemen sonrasında, halen Devletin yetkisi ve sorumluluğu altında bulunmalarına rağmen, söz konusu başvuranların yaralandıklarına karşı çıkılmamıştır. Kendileri hakkında iş göremezlik raporları yazılan başvuranlarla ilgili olarak, bu raporlarda, bilhassa, kelepçelerin takılmasına açık şekilde uygun düşen minör yara izlerinin ihmal edildiği dikkate alınarak, aşağıda bulunan tıbbi bilgiler yer almaktadır.
i. Kemal Yarar, Özgür Soylu, Mustafa Selçuk, Cem Şahin, Sadık Türk ve Yahya Yıldız İsimli Başvuranların Durumu
244.Beş günlük iş göremezlik raporu verilen başvuranlarla ilgili olarak, raporlarda, Mustafa Selçuk, Cem Şahin, Sadık Türk ve Yahya Yıldız isimli şahısların yüz kısmında (orbital veya frontal bölgede), sırt veya göğüs ve/veya kaburga bölgelerinde ve ayrıca, bedenlerinin üst ve/veya alt uzuvlarda ödem, ekimoz ve/veya sıyrıkların ve/veya birçok lezyonun mevcut olduğu belirtilmektedir. Çok sayıda darp ve yara nedeniyle meydana gelen ve genel vücut travması olarak değerlendirilen Özgür Soylunun durumu aynı bağlamdadır.
Kemal Yarar ile ilgili olarak düzenlenen raporda -olayların meydana gelmesinden on iki gün sonra düzenlendiği dikkate alınarak değerlendirilmelidir-, kesici dişlerde travmatik lüksasyon, alt dudak iç yüzde yara, sternum hizasında ve skapuler bölgede yaralanmaların yanı sıra sağ kol ve bacakta hafif güç kaybı olduğu bildirilmektedir.
245.Mahkemenin daha önce hatırlattığı üzere (yukarıda 240. paragraf) benzer yaraların, nitelikleri ve ciddiyet dereceleri nedeniyle, operasyondan sonra hüküm süren kaosla açıklanması ve/veya isyanın bastırılmasından sonra uygulanmak zorunda kalınan tedbirlerin yerine getirilmesi amacıyla meşru olarak belli ölçüde kullanılan gücün kabul edilebilir sonucu olarak değerlendirileceği göz ardı edilemez (bk. mutatis mutandis, yukarıda anılan Leyla Alp ve diğerleri kararı, § 90 ve yukarıda anılan Gömi ve diğerleri kararı, § 77).
Bununla birlikte, Mahkemeye göre, yukarıda adları yazılı altı başvuranın durumuyla 241. paragrafta adları yazılı başvuranların durumu birbiriyle karşılaştırılamaz. Her şeyden önce, bu altı başvuranın fiziksel acı yaşadığı ve niteliği ne olursa olsun, mağduru oldukları müdahalenin Sözleşmenin 3. maddesinin gerektirdiği asgari ağırlık eşiğine ulaştığı inkar edilemez.
246.Bu bağlamda, Alt Komisyon tarafından görevlendirilen beş adli tıp hekiminden oluşan kurulun söz konusu yaralar hakkında yaptığı incelemeye atıfta bulunmak gerekmektedir (aşağıdaki 41. ve 42. paragraflar):
(...)Yaralananlarda tespit edilen travmatik değişikliklerin bir kısmı, yaralayıcı bir nesneden kaynaklanan bir travma sonucu meydana gelen lezyonlara benzemektedir. Vücut üzerindeki dağılımları ve yön durumları ile şekilleri ve dereceleri dikkate alındığında, bu lezyonlar kısmen çatışmalar veya yakalamalar sırasında meydana gelmiş olabilecektir, ancak bu lezyonların tümünün operasyon sırasında meydana gelmesi tıbben anlaşılabilir bir durum değildir; bu lezyonların bir kısmı "paralel çizgiler şeklinde ekimozlardan ibarettir" ve uzunlukları dikkate alındığında, bu lezyonlar, uzun yaralayıcı nesne ya da nesnelerle doğrudan vurulması sonucu oluşan ve yan görünüşü tümsekli (yuvarlak) olan yaralar olarak nitelendirilmektedir;
Üstelik başvuranların birbirine uygun düşen ifadeleri ile desteklenen (bk. 71. paragrafın son cümlesi (in fine), 99. ve 119.paragraflar) (Ek V, VI-B ve IX) bu değerlendirmede, fiziksel acıların kasıtlı olarak veya en azından, katı veya gerekli olarak değerlendirilebilecek sınırı jandarma görevlilerinin fazlasıyla aştığı bir tepki bağlamında uygulanabildiği doğrulanmaktadır.
247.Dahası Mahkeme, ihtilaf konusu operasyonun düzenlenmesi ve bilhassa, 4 ve 5 nolu koğuşlarda müdahale esnasında yaşanan şiddet (yukarıdaki 213. paragraf) ile ilgili olarak, Sözleşmenin 2. maddesi açısından yaptığı değerlendirmeyi hatırlatmaktadır. Arkadaşlarının öldürüldüğünü gören söz konusu başvuranların, yoğun, gelişigüzel şiddet karşısında ve böylesi bir durumdan sağ çıkıp çıkamayacaklarını bilmemeleri nedeniyle derin bir üzüntü duymaktan kendilerini alıkoyamadıklarını kabul etmek gerekir (bk. mutatis mutandis, yukarıda anılan Perişan ve diğerleri kararı, § 94).
Mahkeme, fiziksel ıstırapla birlikte, ihtilaf konusu müdahalenin tüm aşamalarına damga vuran bu tür bir tehdidin, başvuranlarda korku, kendini bayağı hissetme duyguları uyandırmaya yetecek kadar utandırıcı ve küçültücü olduğu (Kudla/Polonya (BD), No. 30210/96, § 92, AİHM 2000-XI), ve insanlık dışı bir muamele olarak değerlendirilmesi için yeterince gerçek ve yakın olduğu kanısındadır (bk. mutatis mutandis, Campbell ve Cosans/Birleşik Krallık, 25 Şubat 1982, § 26, A serisi no. 48).
248.Dolayısıyla, somut olayda, dosyada yer alan denetlenebilir herhangi bir unsurun, başvuranların veya aralarından bazılarının 4 ve 5 nolu koğuşların boşaltılması esnasında veya tahliye edilmesinin ardından güvenlik güçlerine etkin bir şekilde direndiklerini veya saldırdıklarını düşündürmemesi nedeniyle, olaylar esnasında mağdurların davranışlarını veya tutumlarını (yukarıda anılan Perişan ve diğerleri kararı, § 95) (yukarıda 234. paragrafın ilk cümlesi (in limine)) meşru olarak gerekçe göstermeksizin (bk. başka birçok karar arasında, yukarıda anılan Kudla kararı, § 90, yukarıda Labita kararı, § 119, V./Birleşik Krallık (BD), No. 24888/94, § 69, AİHM 1999-IX), maruz kalınan fiziki ve manevi acıları haklı göstermek ve başvuranların iddialarını çürütmek için uygun delilleri sunmak Hükümete - ve yalnızca kendisine - düşmektedir (bk. birçok karar arasında, Esen/Türkiye, No. 29484/95, § 25, 22 Temmuz 2003, Altay/Türkiye, No. 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001 ve yukarıda anılan Selmouni kararı, § 87).
249.Bu şekilde tanımlanan çerçevede, başvuranların yaralarının olay esnasında, kaos içinde (yukarıdaki 231. paragraf) meydana geldiği yönündeki Hükümetin açıklaması yetersizdir.
Böylelikle, Mahkeme, yalnızca Hükümetin gereken açıklamaları getirmemesi ve delilleri sunmaması nedeniyle, maruz kaldıkları ve gerek fiziksel, gerekse ruhsal acılarla nitelendirilen insanlık dışı muameleler nedeniyle Kemal Yarar, Özgür Soylu, Mustafa Selçuk, Cem Şahin, Sadık Türk ve Yahya Yıldız ile ilgili olarak Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varabilmektedir.
ii. Cenker Aslan, Resul Ayaz, Barış Gönülşen, Devrim Turan, Bülent Çütçü, Yıldırım Doğan, Mehmet Kansu Keskinkan, Önder Mercan, Ercan Akpınar, İlhan Emrah, Duygu Mutlu ve Özgür Saltık İsimli Başvuranların Durumu
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.
153.
154.
155.
156.
157.
158.
159.
160.
161.
162.
163.
164.
165.
166.
167.
168.
169.
170.
171.
172.
173.
174.
175.
176.
177.
178.
179.
180.
181.
182.
183.
184.
185.
186.
187.
188.
189.
190.
191.
192.
193.
194.
195.
196.
197.
198.
199.
200.
201.
202.
203.
204.
205.
206.
207.
208.
209.
210.
211.
212.
213.
214.
215.
216.
217.
218.
219.
220.
221.
222.
223.
224.
225.
226.
227.
228.
229.
230.
231.
232.
233.
234.
235.
236.
237.
238.
239.
240.
241.
242.
243.
244.
245.
246.
247.
248.
249.
250.Yedi günlük iş göremezlik raporu verilen başvuranlar ile ilgili klinik tablolar mağdurlara göre farklılık göstermektedir.
Cenker Aslan, ameliyat ile sol göze ablasyon uygulanmasına neden olan horizontal oküler lezyonuyla ağırlaşan, genel bir travma geçirmiştir.
Resul Ayazın, bulanık görme ile birlikte subkonjonktival hemorajiden yakındığı, kabuklu anal lezyon, parietal bölgede iki yara, sağ ön kolda üç çizik, sol uylukta ve sağ elde ağrı ve uyuşma, burun kökünde kırık mevcut olduğu bildirilmiştir.
Barış Gönülşen genel vücut travması geçirmiş olup; parietal, temporal ve frontal bölgelerin yanı sıra, vertekste üçü sütüre olmak üzere dört lezyonun yanı sıra, her iki gözde, dudaklarda, gövdede, el ve ayaklarda yaygın ödem ve ekimozlar ile alt karında bir süturlu lezyon ve sol dizde süturlu lezyonlar bulunduğu tespit edilmiştir.
Devrim Turan hakkında düzenlenen raporda -Kemal Yararın raporu gibi ele alınması gerekmekteydi (yukarıdaki 244. paragrafın son cümlesi (in fine)) - sol temporal bölgede yara, parietalde ağrı ve ödemler, sağ orbitalde, sol elde, sağ serçe parmağının altında, vücudun sağ tarafında, sağ baldırın dış kısmında sıyrıklar ve ekimozların yanı sıra sağ uyluğun iç tarafında 15x3 cm.lik ray şeklinde ekimoz bulunduğu bildirilmiştir.
251.On ila yirmi beş gün iş göremezlik raporu verilen başvuranlarla ilgili raporlarda aşağıdaki bilgiler yer almaktadır:
- Bülent Çütçü hakkında düzenlenen raporda, sağ fibulada kırık olduğu, her iki gözde ekimozlar mevcut olduğu ve üçü ray şeklinde olmak üzere yirmi kadar sıyrık ve ekimoz ve/veya her iki bacağın farklı alanlarında ödemlerin yanı sıra parmaklarda uyuşma mevcut olduğu;
- Yıldırım Doğan hakkında düzenlenen raporda, yaralayıcı bir cisimle yapılmış darp izleri yani frontal lezyon; sağ göz kapağında ekimoz ve ödem, kürekkemikleri üzerinde ve arasında, vücutta, sağ el ve dirsekte, sağ kasıkta, sağ dizde, sağ baldırda, sağ ayak bileğinde ve kalçada sıyrıklar ve/veya yaralar ile ekimozların mevcut olduğu; alt karında ağrı olduğu;
- Mehmet Kansu Keskinkan ile ilgili olarak düzenlenen raporda ilgilinin genel vücut travması geçirdiği, falanks kırığı, proksimal falankslarda iki adet sütürlü lezyon, metakarplarda ekimozlar, parietal ve oksipital bölgelerde dört adet sütürlü yırtık, oksiput üzerinde yara, her iki omuzda, sağ dizde ve sağ baldır dış yüzde erozyonların mevcut olduğu;
- Önder Mercan ile ilgili olarak düzenlenen raporda ilgilinin genel vücut travması geçirdiği, bilhassa her iki gözde ekimozlar ve nazal kırık bulunduğu;
- Ercan Akpınar hakkında düzenlenen raporda, ilgilinin genel vücut travması geçirdiği, periorbital ödem, metakarpalde ve burunda kırık olduğu;
- İlhan Emrah ile ilgili olarak düzenlenen raporda, ilgilinin genel vücut travması geçirdiği, metakarpta kırık bulunduğu, sol el fulanksta, sol kalça arkasında, sağ baldırda, sol dirsekte, sağ ön kolda, sol gluteal bölgede, peniste ve sağ oksipital bölgede erozyonlar, aşınmalar ve/veya ödemlerin yanı sıra sağ ayak sırtında karıncalanma ve göğüste ağrı olduğu;
- Duygu Mutlu hakkında düzenlenen raporda, gözde subkonjoktival kanama ve ekimoz, paryetal ve oksipital bölgelerde (ray şeklinde), alında, kürekkemiklerinde yedi adet yara ve/veya yedi adet ekimozun yanı sıra her iki diz kapağı üzerinde lezyonlar bulunduğu;
- Özgür Saltık ile ilgili olarak düzenlenen raporda, ilgilinin, simfizis pubiste intramüsküler fiksasyon gerektiren ve subkonjonktival kanamaya neden olan darp ve yaralanmaya bağlı genel vücut travması geçirdiği, sol gözde, boynun sağ alt hizasında, sağ diz kapağında, sağ el işaret parmağında sıyrık ve/veya çizikler ile göğüs ağrısı ve üstçene kemiğinde diş patolojisi mevcut olduğu bildirilmektedir.
252.Mahkeme, yaraların sayısı ve niteliğini dikkate alarak, daha önce yapılan değerlendirmelerin tamamının (yukarıdaki 247-249. paragraflar), Cenker Aslan, Resul Ayaz, Barış Gönülşen, Devrim Turan, Bülent Çütçü, Yıldırım Doğan, Mehmet Kansu Keskinkan, Önder Mercan, Ercan Akpınar, İlhan Emrah, Duygu Mutlu ve Özgür Saltık isimli başvuranlar açısından da geçerli olduğu kanısındadır.
Öte yandan Mahkeme, ilgililerin özellikle, ağır, fiziksel ve ruhsal yönden maruz kaldıkları insanlık dışı muameleler nedeniyle Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
c) Kadınlar Koğuşunda Bulunan Tutuklularda Gözlemlenen Yaralar
253.Mahkeme, daha önceki metodun aynısını izleyerek (yukarıdaki 184. paragraf), Sözleşmenin 2. ve 3. maddesi açısından, incelenen durumun çeşitli yönlerine göre farklı düzeylerde bir denetim uygulayabileceğini hatırlatmaktadır.
Bunun yanı sıra, daha önce Sözleşmenin 2. ve 3. maddesi bağlamında tespit edilen sonuçlar, operasyonun hazırlanmasındaki eksikliklerin kaynağı dikkate alınmaksızın, kadınlar koğuşuna (yukarıdaki 35. paragraf) yönelik ihtilaf konusu operasyonun yapılma biçimi hakkında Mahkemenin farklı sonuçlar çıkarmasına engel teşkil etmemektedir.
254.Bu hususla ilgili olarak, dosyada yer alan bilgilerden ve Filiz Gülkokuerin 25 Kasım 1999 tarihli (Ek VI-B), Gürcü Çakmakın 28 Eylül 2000 tarihli (Ek V) ve Fatime Akalının 11 Haziran 2003 tarihli (Ek IX) ifadelerinden, bu koğuşa girmekle görevli jandarma komutanının, askerlerinin belli bir ölçülülükte karşı koymalarını sağlayabildiği anlaşılmaktadır. Askerler, kalkanlarını saldırılardan korunmak için kullanmışlar ve ölümcül olmayan araçlara, bilhassa göz yaşartıcı bombalara, su sıkmaya ve görünüşe göre, coplara başvurmuşlardır (bk. karşılaştırmalı olarak, yukarıda anılan Gömi ve diğerleri kararı, § 77). İlgililer, ateşli silah kullanmamışlardır (yukarıdaki 35. paragrafın son cümlesi (in fine)) zira komutanları bunu kendilerine yasaklamıştır. Akabinde bu husus, başvuran Başak Otlu tarafından doğrulanmıştır (Ek IX).
Bu nedenle, operasyonun bu aşamasının planlanmasına ilişkin olarak yetkililere belirli bir takdir yetkisi tanımamak haksızlık olur. Sonuç olarak, Mahkeme, erkek tutuklularda kaderlerin ne şekilde gelişeceği (yukarıdaki 247. paragraf) konusundaki belirsizliğe bağlı olan ruhsal karışıklık ile nitelendirilen insanlık dışı muamelenin ikinci şeklinin yukarıda belirtilen başvuranlar bakımından var olmamış gibi kabul edilmesi gerektiği kanısındadır.
Bununla birlikte, yukarıda belirtilen başvuranların fiziksel acılara ve niteliği ne şekilde olursa olsun, 3. maddede öngörülen ağırlık düzeyine ulaşan muameleye maruz kaldıkları yönündeki hususa hiç kimse itiraz edemez.
255.Diğer yaralı tutuklulardan, haklarında on gün iş göremezlik raporu verilen Gürcü Çakmak, Filiz Gülkokuer, Hayriye Kesgin ve Filiz Uzal (Soylu) ile haklarında yedi gün iş göremezlik raporu verilen Songül Garip, Aynur Sız, Cemile Sönmez ve Sevinç Şahingöz ile ilgili olarak dosyaya konulan tıbbi belgelerden (yukarıda 43. paragraf) (Ek IV) şu bilgilere ulaşılmaktadır. Bu raporlar değerlendirilirken, Filiz Gülkokuer dışındaki başvuranların 8 Ekim 1999 tarihinde, yani olaylardan on iki gün sonra, Adli Tıp Kurumunda muayene oldukları göz önünde bulundurulmalıdır. Başvuranların her biri hakkındaki bilgiler aşağıdaki şekilde özetlenebilir:
- Gürcü Çakmak: Vertekste yara, her iki gözde lezyon, mandibula içerisinde ekimoz, çene kemiğinde çıkık ve kırık, paryetal bölgede ödem, sol diz kapağı altında ödemli ve enfekte yara ile sağ omuzda, skapülerde, her iki kol, bacak ve parmaklarda on kadar ekimoz ve/veya lezyon, bel ve baş ağrıları olduğu;
- Filiz Gülkokuer (Bu başvuranla ilgili olarak üç adet tıbbi rapor bulunmaktadır.): anemi ve ikterik olduğu, oksipital bölgede ve sol kulak arkasında iki ödem, zigoma altında, her iki kolda, sol omuzda, sağ dirsekte (elle yoklamada endurasyon), sol elde fark edilebilir on üç adet ekimozun yanı sıra sırt ve her iki bacakta yaklaşık 4-5x5 cm.lik çok sayıda ekimoz mevcut olduğu;
- Hayriye Kesgin: Gözlerde ve sağ kulak arkasında ekimozlar, verteks üzerinde, sağ temporal bölgede (ödemli) yaralar bulunup, bunun yanı sıra uylukta, baldırda ve sağ dirsekte çok sayıda ve/veya lezyonlar, her iki kol ve elde parestezi mevcut olduğu;
- Filiz Uzal (Soylu): Her iki gözde ekimozlar, burun krepitasyonu ve ödem, parietal bölgede ödem, her iki kolda, sağ kasıkta ve bacaklarda on kadar ekimoz ve/veya lezyonların yanı sıra falankslarda ağrı mevcut olduğu;
- Songül Garip: On kadar lezyon ve/veya ekimoz, her iki kolda (dirseklerde ağrı ile birlikte), uyluklarda, sol bacakta, sağ ayak bileğinde bazı ödemlerin yanı sırada baş ağrıları olduğu;
- Aynur Sız: Oksipital bölgede şişlik, sağ kol ve her iki bacakta çok sayıda ekimoz, skapüler bölgede ekimoz ve her iki elde lezyonlar mevcut olduğu;
- Cemile Sönmez: Her iki gözde ekimoz, oksipital bölgede ağrı, kısmen ödemli lezyonlar ve/veya ekimozlar, her iki el parmaklarında aşırı hassasiyet, vücudun sağ tarafında, sağ dirsekte, omuz kasında, her iki uylukta ve sol bacakta on kadar lezyon ve/veya ekimoz mevcut olduğu;
- Sevinç Şahingöz: burun kökünde, şakaklarda ve sırtta ağrı, gözde, kürekkemiklerinde, göğüste (ağrılı respirasyon şikayetiyle birlikte), sağ dirsekte, uyluklarda on kadar ekimoz ve/veya sıyrık ile birlikte, sol kol ve bacakta parestezi mevcut olduğu bildirilmektedir.
256.Hükümet, bu yaraların olay sırasında, yaşanan kaosta da meydana geldiğini beyan etmekte ve isyancıların, jandarmalara saldırdıklarını ve yaraladıklarını eklemektedir.
Hükümetin iddiası, söz konusu başvuranların yaralarının, meşru çerçevede güç kullanma sonucu meydana gelmiş olabileceklerini ve bu bağlamda Sözleşmenin 3. maddesine aykırı bir muamele teşkil etmeyeceklerini aşılama eğilimindedir.
Mahkeme, aşağıdaki gerekçelerden ötürü bu iddiayı kabul etmemektedir.
257.Somut olayda, dosyada doğrulanabilir hiçbir unsur, bu olay sırasında, başvuranların ya da başvuranların bir kısmının, jandarmalara demir çubuklarla, taşlarla, cam ve fayans parçalarıyla, reçel kavanozlarıyla, çamaşır suyuyla, şişlerle ve el yapımı molotof kokteyller ile lav silahıyla saldırdıklarının tespit edilmesine imkan vermemektedir (yukarıda 35. paragraf).
Gerçekte, somut olayda, ilgili başvuranların söz konusu olaylara dahil oldukları da ortaya konulmamıştır (kıyaslamak için bk., yukarıda anılan Yerme kararı, § 71 ve yukarıda anılan Perişan ve diğerleri kararı, §§ 83 ve 84).
Kuşkusuz, jandarmalar tarafından düzenlenen tutanaklarda (yukarıda 35. paragraf), Astsubay S.D.nin cam parçaları; erler K.Uça., A.Gök. ve M.Ayd.ın şişlerle yaralandıkları bildirilmektedir. Bununla birlikte,
Astsubay S.D. ile ilgili olarak herhangi bir belge sunulmamış olup, söz konusu üç er hakkında düzenlenen tıbbi raporlarda vücudunda diğer yaraların yanı sıra, üç adet 3x2 mm ve 1 cm. çaplarında periorbiter ve orbiter lezyonlar, el sırtında 4-5 cm.lik iyileşme olan yaralar, sağ lomber bölgede sivri uçlu bir silahın neden olduğu yüzeysel lezyon ile karnın sol tarafında 2x1 cm.lik yüzeysel yırtık bulunduğu bildirilmektedir.
Bu yaraların sayısı ve nitelikleri göz önüne alındığında, bunlar Hükümetin iddiasını desteklememektedir; zira bu yaralar, yukarıda anılan nesne ve el yapımı silahlarla işlenen şiddet saldırılarından kaynaklanması için çok hafif ya da önemsizdirler.
258.Hükümet tarafından başkaca iddialarda bulunulmaması nedeniyle, başvuranların vücutlarındaki yaraların nedenini açıklamaya elverişli bilgiler ibraz etmediği görünmektedir; Hükümet, başvuranların fiziksel acılarının kaynağındaki şiddet kullanımının, kendi davranışlarından ötürü kaçınılmaz olduğunu kanıtlayabilirdi.
Kısacası, Mahkeme, yalnızca Gürcü Çakmak, Filiz Gülkokuer, Hayriye Kesgin, Filiz Uzal (Soylu), Songül Garip, Aynur Sız, Cemile Sönmez ve Sevinç Şahingöz isimli başvuranların maruz kaldıkları insanlık dışı muameleler nedeniyle Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varabilmektedir.
IV. SÖZLEŞMENİN 2. VE 3. MADDELERİNİN USUL YÖNÜNDEN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Tarafların İddiaları
1. Başvuranlar
259.Jandarmalar hakkında yürütülen soruşturmayla ilgili olarak, başvuranlar öncelikle, 25 Eylül 1999 tarihli 15541 sayılı gizli eylem planına (yukarıda 29 ve 30. paragraflar) atıfta bulunmaktadırlar; söz konusu gizli eylem planına göre, Jandarma Komutanlığı, operasyona 100ü yedek olmak üzere 400 kişilik bir askeri kuvvet göndermeyi öngörmüştür. Başvuranlar, soruşturmaların 145 jandarma görevlisiyle ilgili olduğuna şaşırdıklarını bildirmektedirler.
Öte yandan, başvuranlara göre, cezaevi personeli, hızlı yapıldığını düşündükleri soruşturma sonunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan yararlanmış (yukarıda 106. paragraf) ve operasyona katılan polisler, her türlü soruşturmadan bertaraf edilmişlerdir.
260.Akabinde başvuranlar, somut olayda yürütülen yargılamanın temelini oluşturan 2000/5455 sayılı iddianamenin içeriğini dikkate sunmaktadırlar (yukarıdaki 112. paragraf ). Başvuranların kanaatine göre, savcı, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan yargılama kurallarını dikkate almadan, meşru müdafaa nedeniyle sanıklara açık şekilde herhangi bir cezanın verilmemesini talep ederek, göstermelik bir kamu davası açmıştır. Oysa 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu uyarınca, bir savcı yalnızca duruşma evresinin başlamasından sonra, suçlamaların esasına ilişkin görüşlerinde bu şekilde talepte bulunmaya yetkilidir.
Başvuranlara göre, Ankara Bölge İdare Mahkemesinin kararıyla bu olayı soruşturmak zorunda kalan savcılığın bu şekilde taraf tutması, ilgili savcılığın gerektiği gibi davranmadığını göstermektedir (yukarıdaki 108. paragraf).
261.İlgili şahıslar, benzer tutumun, güvenlik güçlerinin hiyerarşik üstü olan ve söz konusu güvenlik güçlerine Ulucanlarda müdahale emri veren savcının, davayı inceleyen kişi olduğu gerekçesiyle Sözleşmenin 2 ve/veya 3. maddelerinden doğan ilkeler ile bağdaşmadığını eklemektedirler. Dolayısıyla, söz konusu şahısların kanaatine göre, hiç kimse bağımsız ve tarafsız bir soruşturma yürütülmesini bekleyemezdi.
Kuşkusuz başvuranlar, Türk hukukunda, Adalet Bakanlığı bünyesindeki adalet müfettişlerinin yardımıyla ihtilaf konusu soruşturmanın uygunluğunun değerlendirilebileceğini belirtmektedirler. Oysa, ilgilerin kanaatine göre, Adalet Bakanlığı, söz konusu ölümcül operasyonun uygulanmasıyla sonuçlanan bütün aşamalarına katılmıştır ve söz konusu dönemde iktidarda bulunan Hükümet adına bu operasyonu kamuya açık bir şekilde savunmakla yetinmiştir.
262.Bu genel tespitlerden ayrı olarak, başvuranlar en azından hakimlerin/savcıların, resmi belgelerle varlığı doğrulanan, operasyonun seyri ile ilgili video kayıtları gibi belirleyici bir delilin saklanmasına ve Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin incelemesinin dışında kalmasına göz yumdukları gerekçesiyle söz konusu soruşturmanın her halükarda yetersiz oluğunu değerlendirmektedirler.
Bu hususa ilaveten başvuranlar, savcılarının, örnek olarak, operasyon esnasında kullanılan yangın söndüren köpük ile ilgili masrafların çizelgesini, telsiz görüşme tutanaklarını, operasyon esnasında kullanılan araçların plakasını, jandarma görevlileri tarafından kullanılan - göz yaşartıcı maddelerden ayrı olarak- kimyasal maddelerin analizini ve sevk edilen başvuranların kabul edildikleri cezaevleri bünyesindeki doktorlar tarafından tanzim edilen adli tıp raporlarını incelemeyi ihmal ettiklerini eklemektedirler.
Öte yandan, başvuranların kanaatine göre, dosyaya eklenen balistik bilirkişi raporlarının Adli Tıp Kurumu yerine askeri birimler tarafından düzenlenmesine rağmen söz konusu bilirkişi raporlarının tarafsızlığı hiç kimse tarafından sorgulanmamıştır.
263.Öte yandan başvuranlar, olayın üzerinden yıllar geçmesine rağmen, 6. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından sanıkların ifadelerinin alınmasının veya herhangi bir eylemin faillerinin kimliğinin tespit edilmesinin tamamlanmadığını belirtmektedirler. Başvuranlar, yargılama esnasında, aralarından bazılarının kendilerine işkence uygulayanları tanıyabilme durumunda olduklarını beyan ettiklerini ancak bu kişilerle doğrudan yüzleştirilmelerini veya güvenlik güçleri görevlilerinin çocukluklarından kalma veya daha önceki yıllarda fotokopisi çekilen fotoğrafların gösterilmesi hususunun yararsız olacağını kinayeli şekilde ele almış olup bu delil unsurunu bertaraf ederek, maddi imkansızlık gerekçesiyle, söz konusu şahısları tespit etmelerini hakimlerin kabul etmediklerini savunmaktadırlar (yukarıdaki 121. paragraf).
264.Son olarak başvuranlar, ihtilaf konusu olaylar ile ilgili olarak sorumlulukların tespit edilmesi bağlamında, tam yargı davalarının sonucunu eleştirmektedirler. Bu bağlamda başvuranlara göre, idari yargının görevinin, yetkililerin ne şekilde ve ne derecede fiili ve/veya objektif sorumluluğu üstlenip üstlenemeyeceği hususunun ortaya konulması olmasına rağmen, ilgililer az da olsa kendi lehlerine olan kararların tümünü bozmak amacıyla Danıştayın söz konusu olayların meydana gelmesinde kendilerinin olaya karışmış olabilecekleri konusunu vurguladığını ileri sürmektedirler.
2. Hükümet
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.
153.
154.
155.
156.
157.
158.
159.
160.
161.
162.
163.
164.
165.
166.
167.
168.
169.
170.
171.
172.
173.
174.
175.
176.
177.
178.
179.
180.
181.
182.
183.
184.
185.
186.
187.
188.
189.
190.
191.
192.
193.
194.
195.
196.
197.
198.
199.
200.
201.
202.
203.
204.
205.
206.
207.
208.
209.
210.
211.
212.
213.
214.
215.
216.
217.
218.
219.
220.
221.
222.
223.
224.
225.
226.
227.
228.
229.
230.
231.
232.
233.
234.
235.
236.
237.
238.
239.
240.
241.
242.
243.
244.
245.
246.
247.
248.
249.
250.
251.
252.
253.
254.
255.
256.
257.
258.
259.
260.
261.
262.
263.
264.
265.Hükümet ilk olarak, Ankara savcıları tarafından ivedilikle resen ceza soruşturması açıldığını, çok sayıda tanığın, müştekinin ve şüphelinin ifadelerinin alındığını, olay yeri keşfi yapıldığını, adli tıp ve balistik bilirkişi incelemeleri yapıldığını ve bunların sonuçlarının tamamının tutanaklara kaydedildiğini iddia etmektedir. Hükümetin büyük bir ciddiyetle yürütüldüğünü iddia ettiği bu soruşturma, 161 güvenlik gücü hakkında kamu davası açılmasını gerektirmiştir. Bu karmaşık dosyaya bakmakla görevli olan Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi bilhassa, istinabe yoluyla müştekilerin ifadelerinin, sanıkların savunmalarının dinlenmesi amacıyla incelemelerini özenle yürütmüştür.
Hükümete göre, söz konusu yargılamanın halen derdest olması, ne bugüne kadar yürüttüğü yargılamaların etkinliğine ve çabukluğuna ne de hakimlerin/savcıların somut olayda söz konusu olan sorumluluklar ile olay ve olguların tespit edilmesi yönündeki isteklerine hiçbir şekilde leke sürmemektedir.
266.Operasyon sırasında yerinde (in situ) yapılan video çekimi kayıtlarının kaybolduğu iddiasıyla ilgili olarak (yukarıda 262. paragraf, başlangıcından (in limine)), Hükümet, AJBK tarafından 25 Ocak 2006 tarihinde konuyla ilgili olarak, film kayıtların bulunmadığı yönünde verilen yanıtı (yukarıda 143. paragraf) benimsemiştir.
267.Hükümet, başvuranların iddialarına atıfta bulunarak, güvenlik güçlerinin sahte tutanaklar düzenlediği ve yetkililerin davanın görülmemesi için senaryolar kurduğu yönündeki iddiaları üzüntü ile karşılamaktadır. Hükümet, böylesi bir ağır suçlama ile ilgili olarak Avukat Bayraktarın en ufak delile sahip olması durumunda, kendisinin uygun zamanda resmi şikayette bulunması gerektiğini değerlendirmektedir.
268.İkinci olarak, Hükümet, başvuranların 2000/5455 sayılı iddianamenin içeriği (yukarıdaki 260. paragraf) hakkında uygun olmayan önyargılarda bulunmaya (yukarıdaki 260. paragraf) hakları olmadığı kanısındadır. Hükümet, kendisine yöneltilen fiili ve hukuki sorunları değerlendirme konusunda mutlak takdir yetkisine sahip olan Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin hiçbir şekilde söz konusu iddianameye bağlı kalmadığını savunmaktadır.
269.Üçüncü olarak, Hükümet, savcıların idari ve adli ayrıcalıkları (yukarıdaki 261. paragraf) konusunda başvuranların yaptığı karışıklığı ileri sürmektedir. Bu bağlamda Hükümet, Türkiye ve Avrupa kıtasındaki tüm ülkelerde, soruşturma esnasında delillerin yönetimi konusunda savcıların, polis ve jandarmanın idari amirleri olduğunu ve bu görevin sınırları içerisinde talimat verebileceklerini belirtmektedir. Somut olayda, ceza soruşturması doğal olarak yer bakımından (ratione loci) ve konu yönünden (ratione materiae) yetkili savcı tarafından yürütülmüş olmalı; operasyonun yönetimi İçişleri Bakanlığı yetkisinde olmalıdır.
B. Mahkemenin değerlendirmesi
1. Genel İlkeler
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.
153.
154.
155.
156.
157.
158.
159.
160.
161.
162.
163.
164.
165.
166.
167.
168.
169.
170.
171.
172.
173.
174.
175.
176.
177.
178.
179.
180.
181.
182.
183.
184.
185.
186.
187.
188.
189.
190.
191.
192.
193.
194.
195.
196.
197.
198.
199.
200.
201.
202.
203.
204.
205.
206.
207.
208.
209.
210.
211.
212.
213.
214.
215.
216.
217.
218.
219.
220.
221.
222.
223.
224.
225.
226.
227.
228.
229.
230.
231.
232.
233.
234.
235.
236.
237.
238.
239.
240.
241.
242.
243.
244.
245.
246.
247.
248.
249.
250.
251.
252.
253.
254.
255.
256.
257.
258.
259.
260.
261.
262.
263.
264.
265.
266.
267.
268.
269.
270.Mahkeme, Sözleşmenin 1. maddesi ile birlikte Sözleşmenin 2. ve 3. maddeleri bakımından, somut olayda olduğu gibi, bir kişinin, Devlet görevlileri tarafından öldürülmesi veya bu görevliler tarafından öldürüldüğünün iddia edilmesi (bk. diğer kararlar arasında, Al-Skeini ve diğerleri/Birleşik Krallık (BD), No. 55721/07, §§ 163 ve 166-167, AİHM 2011, Bazorkina/Rusya, No. 69481/01, §§ 117-119, 27 Temmuz 2006 ve yukarıda anılan McCann ve diğerleri kararı, § 161) veya kullanılan güç nedeniyle hayatının tekliye girmesi (yukarıda anılan Vefa Serdar kararı, § 100 ve yukarıda anılan İsmail Altun kararı, § 80) ya da söz konusu görevliler tarafından 3. maddeye aykırı bir muameleye maruz bırakıldığını savunulabilir bir şekilde ileri sürmesi hallerinde (Mocanu ve diğerleri/Romanya (BD), No. 10865/09, No. 45886/07 ve No. 32431/08, § 317, AİHM 2014 (özetler); yukarıda anılan El-Masri kararı, § 182; yukarıda anılan Keser ve Kömürcü kararı, § 69; Slimani/Fransa, No. 57671/00, §§ 30 ve 31, AİHM 2004-IX (özetler) ve Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, 28 Ekim 1998, § 102, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-VIII), bu durumların, resmi ve etkin bir soruşturmanın yapılmasını gerektirdiğini hatırlatmaktadır.
271.Esasen, bu tür bir soruşturma çerçevesinde, Devlet görevlilerinin veya organlarının yer aldığı davalarda yaşam hakkını koruyan ve işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleleri yasaklayan kanunların etkin şekilde uygulanmasının ve söz konusu görevlilerin kendi sorumlulukları altında meydana gelen ölümlerden ve kötü muamelelerden hesap vermelerinin sağlanması söz konusudur (yukarıda anılan Mocanu ve diğerleri kararı, § 318).
Bu çerçevede, soruşturma her şeyden önce bağımsız olmalıdır; bu bağlamda, genel olarak, soruşturmadan sorumlu kişilerin ve araştırmaları yapan kişilerin olaylara karışan kişilerden bağımsız olmaları gerektiği kabul edilebilir (yukarıda anılan Mocanu ve diğerleri kararı, § 321, yukarıda anılan Aydan kararı, § 107).
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.
153.
154.
155.
156.
157.
158.
159.
160.
161.
162.
163.
164.
165.
166.
167.
168.
169.
170.
171.
172.
173.
174.
175.
176.
177.
178.
179.
180.
181.
182.
183.
184.
185.
186.
187.
188.
189.
190.
191.
192.
193.
194.
195.
196.
197.
198.
199.
200.
201.
202.
203.
204.
205.
206.
207.
208.
209.
210.
211.
212.
213.
214.
215.
216.
217.
218.
219.
220.
221.
222.
223.
224.
225.
226.
227.
228.
229.
230.
231.
232.
233.
234.
235.
236.
237.
238.
239.
240.
241.
242.
243.
244.
245.
246.
247.
248.
249.
250.
251.
252.
253.
254.
255.
256.
257.
258.
259.
260.
261.
262.
263.
264.
265.
266.
267.
268.
269.
270.
271.
272.Öte yandan soruşturma etkin olmalı, sorumluların tespit edilerek cezalandırılmasına imkan sağlamalıdır; sonuç yükümlülüğü değil, araç yükümlülüğü söz konusu olsa da, mercilerin, ihtilaf konusu olaylara ilişkin delilleri elde etmek amacıyla ellerinde bulunan makul tedbirleri almaları gerektiği bir gerçektir (yukarıda anılan Vefa Serdar kararı, § 101 ve yukarıda anılan Al-Skeini kararı, § 166). Öte yandan soruşturma, soruşturmayı yürütmekle görevli olan yetkililere, Devletin Sözleşmenin 2. maddesi uyarınca yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini tespit etmek için gerekli olduğu üzere, yalnızca ölümcül güce doğrudan başvuran devlet görevlilerinin eylemlerini değil aynı zamanda olayları çevreleyen koşulların tamamını (yukarıda anılan Mocanu ve diğerleri kararı, § 321), özellikle yürürlükte olan yasal veya düzenleyici çerçeveyi ve devam eden operasyonların hazırlanması ve bunların denetimini de göz önünde bulundurmalarına imkan verecek nitelikte yeterince geniş olmalıdır (yukarıda anılan Aydan kararı, § 107).
Bu bağlamda, yetkili makamlar her daim, neler olup bittiğini ortaya koyma konusunda ciddi bir teşebbüste bulunmalı ve soruşturmayı kapatmak için aceleci veya dayanaktan yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (yukarıda anılan Mocanu ve diğerleri kararı, § 325, yukarıda anılan El Masri kararı, § 183).
273.Dava koşullarını ya da sorumlulukları tespit etme imkanını azaltan, soruşturmadaki her türlü eksiklik, soruşturmanın gereken etkinlik kuralına uymadığı yönünde bir sonuca varılmasına neden olabilecektir (bk. başka birçok karar arasında, yukarıda anılan Mocanu ve diğerleri kararı, § 322, yukarıda anılan Leyla Alp ve diğerleri kararı, § 97, yukarıda anılan İsmail Altun kararı, § 80 ve yukarıda anılan Natchova ve diğerleri kararı, § 113).
Makul bir çabukluk ve özen gerekliliği, bu bağlamda zımnidir. Soruşturmanın özel bir durumda ilerlemesine mani olan güçlüklerin söz konusu olabileceğini kabul etmek gerekmektedir; ancak ölümcül ve/veya potansiyel olarak ölümcül nitelikte güç kullanımı hakkında soruşturma yapılması söz konusu olduğunda, mercilerin ivedilikle cevap vermesinin, yasallık ilkesine riayet edilerek toplumun güveninin korunması ve yasa dışı eylemlere ilişkin olarak her türlü suça iştirak edildiği ya da tolerans gösterildiği izleniminin oluşturulmaması amacıyla ve Sözleşmenin 3. maddesinde yasaklanan eylemler ile ilgili olarak aşağıda belirtilen ilkelerin de geçerli olması nedeniyle (yukarıda anılan Mehmet Yaman kararı, § 70 ve bu kararda yer alan atıflar) genel olarak gereklilik arz ettiği kabul edilebilmektedir (bk. diğer kararlar arasında, yukarıda anılan Mocanu ve diğerleri kararı, § 323, yukarıda anılan Leyla Alp ve diğerleri kararı, § 98, yukarıda anılan İsmail Altun kararı, § 81 ve yukarıda anılan McKerr kararı, § 114).
274.Bu bağlamda Mahkeme, halihazırda, Sözleşmenin 3. maddesinden ileri gelen usul yükümlülüğünde olduğu gibi Sözleşmenin 2. maddesinden doğan usul yükümlülüğünün, silahlı çatışma ortamı da dahil olmak üzere, güvenlik koşullarının güç olması durumunda dahi uygulanmaya devam ettiğine karar vermiştir. Soruşturma yapma yükümlülüğünün temelinde olan olaylar yaygınlaşmış bir şiddet ortamında meydana gelmesine ve soruşturmacıların daha az etkili veya araştırmaları geciktiren soruşturma tedbirlerine başvurulmasını mecbur kılan engel ve güçlüklerle karşılaşmasına rağmen, 2. ve 3. maddelerin etkin ve bağımsız bir soruşturma yürütülmesini sağlamaya yönelik uygun ve makul olan bütün tedbirlerin alınmasını gerektirdiği bir gerçektir (yukarıda anılan Mocanu ve diğerleri kararı, § 318, yukarıda anılan Al-Skeini ve diğerleri kararı, § 164).
275.Son olarak, Mahkeme, somut olayda olduğu gibi, davanın ulusal mahkemeler önünde soruşturma açılmasına neden olduğu durumlarda, yukarıda belirtilen usulü gerekliklerin hazırlık soruşturması safhasından da öteye geçtiğini hatırlatmaktadır; bu durumda, karar safhası da dahil olmak üzere, yargılamanın tamamının Sözleşmenin 2. maddesinin (bk. diğer kararlar arasında, Öneryıldız/Türkiye (BD), No. 48939/99, § 95, AİHM 2004-XII) ve/veya Sözleşmenin 3. maddesinin gerekliliklerini yerine getirmesi gerekmektedir (bk. örnek olarak, Okkalı/Türkiye, No. 52067/99, § 65, AİHM 2006-XII (özetler)).
Mahkeme, Devlet görevlileri tarafından uygulanan işkence veya kötü muameleler ile ilgili olarak, ceza yargılamalarının zamanaşımı sebebiyle sonlandırılmaması ve bu tür olaylara af tanınmaması gerektiğini de karara bağlamış bulunmaktadır. Bununla birlikte, zamanaşımının uygulanması Sözleşmenin gereklilikleriyle uyumlu olmalıdır. Dolayısıyla, hiçbir istisnaya yer vermeyen, esnek olmayan zamanaşımı sürelerinin kabulü güçtür (yukarıda anılan Mocanu ve diğerleri kararı, § 326 ve bu kararda yer alan atıflar).
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.
15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.
23.
24.
25.
26.
27.
28.
29.
30.
31.
32.
33.
34.
35.
36.
37.
38.
39.
40.
41.
42.
43.
44.
45.
46.
47.
48.
49.
50.
51.
52.
53.
54.
55.
56.
57.
58.
59.
60.
61.
62.
63.
64.
65.
66.
67.
68.
69.
70.
71.
72.
73.
74.
75.
76.
77.
78.
79.
80.
81.
82.
83.
84.
85.
86.
87.
88.
89.
90.
91.
92.
93.
94.
95.
96.
97.
98.
99.
100.
101.
102.
103.
104.
105.
106.
107.
108.
109.
110.
111.
112.
113.
114.
115.
116.
117.
118.
119.
120.
121.
122.
123.
124.
125.
126.
127.
128.
129.
130.
131.
132.
133.
134.
135.
136.
137.
138.
139.
140.
141.
142.
143.
144.
145.
146.
147.
148.
149.
150.
151.
152.
153.
154.
155.
156.
157.
158.
159.
160.
161.
162.
163.
164.
165.
166.
167.
168.
169.
170.
171.
172.
173.
174.
175.
176.
177.
178.
179.
180.
181.
182.
183.
184.
185.
186.
187.
188.
189.
190.
191.
192.
193.
194.
195.
196.
197.
198.
199.
200.
201.
202.
203.
204.
205.
206.
207.
208.
209.
210.
211.
212.
213.
214.
215.
216.
217.
218.
219.
220.
221.
222.
223.
224.
225.
226.
227.
228.
229.
230.
231.
232.
233.
234.
235.
236.
237.
238.
239.
240.
241.
242.
243.
244.
245.
246.
247.
248.
249.
250.
251.
252.
253.
254.
255.
256.
257.
258.
259.
260.
261.
262.
263.
264.
265.
266.
267.
268.
269.
270.
271.
272.
273.
274.
275.
276.Her halükarda, Sözleşmenin 2. maddesinden doğan yükümlülükler ile ilgili olarak, mağdurun yakınları kendi meşru menfaatlerinin korunması amacıyla gerekli olduğu ölçüde yargılamaya katılmalıdırlar. Aynı şekilde, Sözleşmenin 3. maddesi ile ilgili olarak, mağdur soruşturmaya etkin şekilde katılabilmelidir (yukarıda anılan Mocanu ve diğerleri kararı, § 324).
2. Mevcut Davaya Bu İlkelerin Uygulanması
277.Mevcut davada, koşulların, Ulucanlardaki bazı görevliler hakkında disiplin yargılaması (yukarıda 74. paragraf) ve ceza soruşturması (yukarıda 79. paragraf) ; jandarmalar hakkında kamu davası (yukarıda 112. paragraf) ; bakanlığa karşı tam yargı davaları (yukarıda 128. paragraf) ve meclis soruşturması (yukarıda 52. paragraf) açılmasını gerektirdiği ve Mahkemenin daha önce söz konusu meclis soruşturmasında varılan sonuçları hatırlattığı; ancak başvuranlar hakkında yürütülen davada (yukarıda 136. paragraf) olduğu üzere, bu sonuçlar -konusuyla ve amacıyla- incelenen usulü yükümlülükler bakımından göz önünde bulundurulamaz.
a) Cezaevi Personeli Hakkında Yürütülen Yargılamaların Etkinliği
278.Sözleşmenin 2. maddesi açısından tespit edilen ve esas yönünden yapılan ihlali dikkate alarak (yukarıda 214. ve 228. paragraflar), Mahkeme, ihtilaf konusu operasyonun hazırlanması ve yürütülmesi konusundaki kararını desteklemek amacıyla, 1996 yılından bu yana Ulucanlardaki cezaevi hayatının yönetimi bakımından idarenin eksikliklerine ve özellikle koğuşlarda farklı tipte silahların bulunması hususuna belirleyici bir önem atfettiğini hatırlatmaktadır (yukarıda 186, 203, 213 ve 217. paragraflar).Burada, operasyondan daha önceki tarihlere dayanan ve Sözleşmenin 2. maddesi bakımından doğan ilkeye rağmen, kamu davası ve yukarıda belirtilen tam yargı davaları bağlamında, görünüşe göre, gerektiği gibi incelenmeyen olgusal koşullar söz konusudur (yukarıda 272. paragraf). Buna karşın, cezaevi personeli hakkında yürütülen yargılamalar sırasında bu hususlara kısmen de olsa açıklık getirildiği göz ardı edilmemiştir.
278.
279.Ancak, Ulucanlar Cezaevi Müdürü, R.Cin. ve dört Müdür Yardımcısı, M.Çel., U.Sal., A.Gür. ve T.Yıl. hakkında 27 Eylül 1999 tarihinde açılan disiplin soruşturması, Bakanlık müfettişleri tarafından yöneltilen suçlamalara rağmen ve söz konusu memurların üst disiplin amiri olan ve davaya katılan, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü nedeniyle (yukarıda 76 ve 77. paragraflar) başarısızlıkla sonuçlanmıştır (yukarıda 271. paragrafın son cümlesi (in fine)) (bk. diğer kararlar arasında, yukarıda anılan Aydan kararı, § 107 ve Paul ve Audrey Edwards/ Birleşik Krallık, No. 46477/99, § 70, AİHM 2002-II).
280. Gardiyanlar ve infaz koruma memurları H.A., S.B., Ş.A., Ç.Y., L.A., A.Ka., U.Y., N.Şa., ve G.Ş. hakkında görevi ihmal ve Ulucanlara gizlice suç eşyaları sokma nedeniyle yürütülen ceza soruşturmasının, yetkililerin bu bağlamda diğer infaz koruma memurları yani D.S., F.D., H.U., A.D., D.A., P.G., S.K., G.Ç. ve G.S. ile ilgili olarak, sanıkların cezaevine açık açık yasak olan maddeler ve nesneler sokmaları hususunda bazı önemli bilgilere sahip olmalarına rağmen (yukarıda 10, 23, 27, 49. paragraflar), gerçek sorumluların tespit edilmesiyle sonuçlanmamıştır.
281. Mahkemeye göre, söz konusu eşyaların içeriye sokulmuş olabilecekleri tarihlerin tespit edilmesinin mümkün olmaması ve küçük kalibreli silahların suçlanan görevliler dışındaki diğer kamu görevlilerinin (yukarıda 80. paragraf) yardımıyla sokulmuş olabileceği gerekçesiyle savcı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karar bir inceleme gerektirmemektedir.
282.Bu nedenle, Mahkeme, Hükümetin bu konudaki iddiasını (yukarıda 166. paragraf) bertaraf etmektedir; zira Mahkeme, Hükümetin, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürünün ve savcının yukarıda anılan iddialardan öykündüğü kanısındadır. Mahkeme, yetkililerin, somut olayda suç sayılan eylemlerin sorumluluğunu üstlenebilecek cezaevi personelinin kimliklerini tespit etmek niyetinde olmadıkları sonucuna varmaktadır.
b) Jandarma Görevlilerine Karşı Açılan Ceza Davasının Etkinliği
278.
279.
280.
281.
282.
283.Sözleşmenin 2 ve 3. maddelerinin esas yönünden ihlalleri kapsamında, Mahkeme, ihtilaf konusu operasyonun ardından başlatılan hazırlık soruşturmasında görevli yetkililer (yukarıda 86 ila 101, 104, 105 ve 109 ila 111. paragraflar) ile daha sonra Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi önünde görülen dava sırasında, davanın esasına bakan hakimler (yukarıda 112 ila 127. paragraflar) (Ek VII) tarafından başvurulan yöntemlerin tartışma konusu yapılamayacağını kaydetmektedir.
Bu nedenle, söz konusu usul yükümlülükleri bağlamında zımni olan çabukluk ve özen gerekliliği ışığında ve özellikle olaya karışan şüpheli ve mağdurların çok sayıda olması ve aşikar olan davanın karmaşıklığı sebebiyle bu yargılamanın seyrini şüphesiz aksatan zorluklar göz önünde bulundurulduğunda (yukarıdaki 273. ve 274. paragraflar) (bk. mutatis mutandis, yukarıda anılan Leyla Alp ve diğerleri kararı, § 102), halihazırda, olayların ardından on beş buçuk yıldan daha fazla bir süre geçtikten sonra, jandarma görevlileri hakkındaki davanın, Yargıtay önünde derdest olduğunu (yukarıda 127. paragraf) ve davada, somut olayda meydana gelen ölüm ve yaralanmalar nedeniyle sorumlulukların tespit edilmesini sağlayacak nitelikte somut ve güvenilir en ufak bir ilerleme kaydedilmediğini tespit etmek gerekmektedir (benzer bir durum hususunda, bk. yukarıda anılan Vefa Serdar kararı, § 102, Perişan ve diğerleri, § 103 ve Ceyhan Demir ve diğerleri kararı, §§ 10 ve 111).
Bu görüşler, Mahkemenin başvuranların diğer iddialarına ilişkin olarak daha detaylı bir inceleme yapmasını gerektirmemektedir.
284.Bu görüş, aynı zamanda, idari yargıda açılan tazminat davasının yaklaşık on beş yıldan beri devam ettiğini (yukarıda 134. paragraf) ve ceza davasında olduğu gibi, bu davanın da davalı taraflar hakkında dile getirilen iddiaları doğrulamaya ya da reddetmeye imkan vermediğini belirtmek gerekse bile, Mahkemenin söz konusu tazminat davasını incelemesini gerektirmemektedir (bk. mutatis mutandis, yukarıda anılan Vefa Serdar kararı, § 104).
285.Sonuç olarak, Mahkeme, halihazırda, somut olayda yürütülen farklı soruşturma ve davalarda, Sözleşmenin 2 ve/veya 3. maddelerinin gerektirdiği çabukluk ve özen gerekliliklerinin yerine getirilmediği ve bu hükümlerin usul yönleri bakımından devletin sorumluluklarını ortadan kaldırabilecek nitelikte makul herhangi bir unsurun bulunmadığı kanaatine varmaktadır.
Nihayetinde, Mahkeme, Hükümetin başvurunun vaktinden önce yapıldığı yönündeki ilk itirazını (yukarıda 149 ila 151. paragraflar) reddetmekte ve yaşamını yitiren tutukluların yakınları olan başvuranlarla (A listesi) ilgili olarak, Sözleşmenin 2. maddesinin ve yukarıda yer alan 241. ve 242. paragraflarda ileri sürülen başvuranlar da dahil olmak üzere, yaralanan başvuranların tamamıyla (B listesi) ilgili olarak, Sözleşmenin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
V. SÖZLEŞMENİN 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
286.İlk başvuruları çerçevesinde, başvuranlar, siyasi düşünceleri sebebiyle işkenceye uğradıklarını ve yakınlarının öldürüldüğünü ileri sürerek, Sözleşmenin 14. maddesinin de ihlal edildiğini iddia etmişlerdir (yukarıda 147. paragraf). Ancak yargılamanın devam eden aşamalarında, bu iddiaya ilişkin herhangi bir açıklamada bulunmamışlardır.
287.Her halükarda, daha önce incelenen fiili ve hukuki durumun tamamını ve Sözleşmenin 2. ve 3. maddeleri alanında ortaya konulan başlıca hukuki sorunlar hakkında daha önce karar vermesini dikkate alarak, Mahkeme, sonuçta desteklenmeyen bu şikayetin incelenmesine gerek olmadığı kanısına varmaktadır (bk. örnek olarak, yukarıda anılan Perişan ve diğerleri kararı, § 106 ve Kamil Uzun/Türkiye, No. 37410/97, § 64, 10 Mayıs 2007).
VI. SÖZLEŞMEYE EK 1 NO.LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Tarafların İddiaları
278.
279.
280.
281.
282.
283.
284.
285.
286.
287.
288.Başvuranlar, olayların meydana geldiği dönemde hüküm süren cezaevi koşullarında, mutfak araç-gereçleri, kıyafetler, ev aletleri, temizlik malzemeleri, kitap ve hatta ziynet eşyası alımlarında serbestçe para harcayabildiklerini ileri sürmektedirler.
Oysa operasyonun sonunda, bu eşyalardan hiçbiri kendilerine geri verilmemiştir. Diğer kurumlara sevk edilen başvuranlar da eşyalarını götürememişlerdir. Üstelik hiçbir resmi belgede, bu eşyaların tahrip edildiği ya da operasyon sırasında kullanılmaz hale geldiği kanıtlanmamıştır.
Başvuranlara göre, aksi yönde delil bulunmaması nedeniyle, başvuranların kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri taşınır malları, yetkililer halen ellerinde bulunduruyor olmalılardı.
289.Hükümet, dosyada yer alan hiçbir unsurdan, başvuranların kişisel eşyalarına zarar verildiğinin anlaşılmadığını belirtmektedir. Buna karşın, yaşanan arbede sırasında, başvuranların kamu mallarını yağmaladıklarını eklemektedir.
B. Mahkemenin Değerlendirmesi
290.Bu ilk şikayeti inceledikten sonra (yukarıda anılan Şaban Kavaklıoğlu ve 73 diğer başvuran kararı) (yukarıdaki 4. ve 148. paragraflar) Mahkeme, elinde bulunan unsurların tamamı ve tarafların sunduğu gerekçeler ışığında, somut olayda üzerinde hak iddia edilen taşınmaz malların ve aynı zamanda, herhangi bir eşyanın başvuranların birine veya diğer başvuranların herhangi birine ait olduğunun tespit edilmesine ve hatta, bu eşyaların iddia edilen imhası veya kaybolması konusunda jandarma görevlilerinin sorumlu olduğunun ortaya konulmasına imkan verebilecek herhangi bir unsur görmemektedir.
291.Dolayısıyla Mahkeme, bu hüküm ile güvence altına alınan haklarının ihlal edilmediğini tespit etmektedir (yukarıda anılan Leyla Alp ve diğerleri kararı ile kıyaslayınız, § 113).
VII. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
278.
279.
280.
281.
282.
283.
284.
285.
286.
287.
288.
289.
290.
291.
292.Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca,
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Tazminat
1. Tarafların İddiaları
a) Başvuranlar
293.Hayatını kaybeden sekiz tutuklunun (A listesi) yakınları olan başvuranlar, Sözleşmenin 2. maddesinin ihlalini oluşturduğu değerlendirilen olayların telafisi için, maddi ve manevi tazminat olarak, aşağıdaki tabloda belirtilen meblağların ödenmesini talep etmektedirler:
Başvuran Maddi Tazminat Manevi Tazminat
Melek Altıntaş 25.000 avro 50.000 avro
Hüseyin Çat 20.000 avro 50.000 avro
Hasan Çat 20.000 avro 50.000 avro
Hanım Çiftçi 50.000 avro 50.000 avro
Mehiyet Emsalsiz 20.000 avro 50.000 avro
Ali Gençaslan 20.000 avro 50.000 avro
Şaban Kavaklıoğlu 20.000 avro 50.000 avro
Firdevs Kırbıyık 20.000 avro 50.000 avro
Selame Türker 15.000 avro 50.000 avro
294.Kendileri açısından, operasyon sırasında yaralanan başvuranların her biri, aşağıda belirtilen başvuranların dışında, Devlet görevlileri tarafından maruz kaldıkları kötü muamelelerin giderilmesi amacıyla, maddi zarar için 5.000 avro (EUR) ve manevi zarar için 5.000 avro talep etmektedirler. Aşağıda ismi bulunan başvuranlar, sırasıyla, maddi zarar ve manevi zarar için aşağıda belirtilen meblağları talep etmektedirler:
- Özgür Saltık: maruz kaldığı yaraların ciddiyeti nedeniyle 10.000 avro ve 10 000 avro;
- Nihat Konak: hayati tehlikeye yol açan merminin isabet etmesi sonucu meydana gelen yara nedeniyle 10.000 avro ve 10.000 avro;
- Haydar Baran: maruz kaldığı yaralardan dolayı yaşam bulguları hakkında bir değerlendirme yapılması nedeniyle 10.000 avro ve 10.000 avro;
- Savaş Kör: % 26 oranında kalıcı sakatlığa yol açan sağ el parmaklarını kaybetmesi nedeniyle 80.000 avro ve 50.000 avro;
- Cenker Aslan: bir gözünü kaybetmesi nedeniyle 100.000 avro ve 50.000 avro;
- Enver Yanık: mermiyle yaralanmanın sebep olduğu hayati tehlike ve çok sayıda cerrahi müdahaleye rağmen bacağındaki handikap nedeniyle 10.000 avro ve 10.000 avro.
295.Bayraktar, 17 Eylül 2012 tarihli yazıyla, daha önce talep edilen meblağların artırılmasına yönelik ek görüşler iletmiştir. Müvekkillerinin, Sözleşmenin 6. maddesi anlamında adil yargılanma hakkının çoklu ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda, bu arada yargılamanın süresiyle ilgili olarak güvenlik güçleri mensupları hakkında verilen beraat kararlarından sonuçlar çıkarmıştır. Aynı şekilde, Avukat Bayraktar, başvuranlara karşı açılan ve halen derdest olan yargılamanın süresinden şikayet etmektedir. Öte yandan, Danıştayın, ilk derece mahkeme kararlarının tamamını bozan kararlarının ardından, başvuranların bir kısmının, maruz kaldıkları zararlar nedeniyle ve idare mahkemeleri tarafından ilgililere ödenmesine karar veren meblağları ödemek zorunda kalmalarından ötürü yakınmaktadır.
Bu nedenle, Bayraktar, maddi ve manevi tazminat olarak Sözleşmenin 41. maddesi kapsamında daha önce talep edilen meblağlarının tamamının iki katının ödenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
b) Hükümet
296.Hükümet, maddi tazminat ile ilgili olarak, konu hakkında Sözleşmenin 41. maddesinin uygulanması konusundaki yönlendirici ilkeleri (Kingsley/Birleşik Krallık (BD), No. 35605/97, §§ 40 ve 43, AİHM 2002-IV ve Comingersoll S.A./Portekiz (BD), No. 35382/97, § 29, AİHM 2000-IV) hatırlatarak, mevcut başvurunun temelini oluşturan ihtilaf hakkında kesinleşmiş bir kararın bulunmaması durumunda, Mahkemenin, maddi tazminat talepleri ve iddia edilen ihlaller arasında herhangi bir nedensellik bağı kuramayacağı ve kurmak için çaba göstermesi gerekmediğini savunmaktadır.
Bu bağlamda dile getirilen iddialar, dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle reddedilmelidir.
297.Hükümetin kanaatine göre, bu amaç doğrultusunda herhangi bir nedensellik bağının kurulmaması nedeniyle bu durum manevi tazminat talepleri için de geçerli olmaktadır.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
298.Öncelikle, Bayraktarın 17 Eylül 2012 tarihli, Sözleşmenin 6. maddesi anlamında başvuranların adil yargılanma hakkının da somut olayda derdest davalar (yukarıda 295. paragraf) nedeniyle ihlal edildiği gerekçesiyle, adil tazmin bağlamında ilk olarak talep edilen meblağların, iki katına çıkarılması gerektiği yönündeki talebiyle ilgili olarak, Mahkeme, İçtüzüğünün 60. maddesinin 2. fıkrasını ve bunlara ilişkin Pratik Yönergeler in, İçtüzüğün 32. maddesi gereğince Mahkeme Başkanı tarafından yayımlandığını hatırlatmaktadır. Bu hükümlere göre, adil tazmin talebinde bulunmak isteyen her başvuran, ilgili şekil ve esas koşullarına riayet etmelidir; benzer iddiaların, esas hakkındaki görüşlerin sunulması için verilen süre içinde sunulması gerekmektedir; somut olayda bu tarih 11 Nisan 2008 olarak belirlenmiştir. Adil tazmin talebi, jandarmalar hakkında açılan ceza yargılamasının daha sonraki aşamalarıyla ilgili olduğu sürece, Bayraktar tarafından devam eden yeniden ifade edilen usulü ihlal iddiası, Mahkemenin bununla ilgili tespiti kapsamındadır (yukarıda 282 ve 285. paragraflar); buna karşılık başvuranlar hakkında başlatılan yargılamanın ve idari davaların hakkaniyetten yoksun olmasıyla ilgili olarak, Sözleşmenin 6. maddesi bağlamındaki şikayetler yenidir ve kabul edilebilirlik ilgili kararla belirlenmiş çerçevenin dışında kalmaktadırlar (yukarıda anılan Şaban Kavaklıoğlu ve diğer 73 başvuru kararı, §§ 33 ve 44).
Dolayısıyla Mahkeme, söz konusu talebi kabul edemez.
a) Maddi Tazminat
299.Mahkeme, Sözleşmenin 2. ve 3. maddelerinin esas yönü bakımından vardığı sonuçları ve ihtilaf konusu olayların on beş yıla aşkın bir süreye dayandığını (yukarıda anılan Perişan ve diğerleri kararı, § 115) dikkate alarak, manevi zararın telafisine ilişkin talepler hakkında bir karar vermenin uygun olacağını değerlendirmektedir. Müteveffaların yakını olan başvuranlar ile ilgili olarak (A listesi), bu taleplerin ilgililerin yakınlarına hayatta iken sağlayabilecekleri maddi destek kayıpları dikkate alınacak şekilde yorumlanması gerekir (A listesi) (bk. diğer kararlar arasında, yukarıda anılan Ceyhan Demir ve diğerleri kararı, § 126 ve Abdurrahman Orak/Türkiye, No. 31889/96, § 105, 14 Şubat 2002); yaralanan başvuranlar ile ilgili olarak (B listesi), yukarıdaki 249., 252. ve 258. paragraflarda belirtilen başvuranlar) bu hususların tamamı, iddia edilen zararların niteliğini ve gerçekliğini doğrulayan açıklama ve belgelere bağlıdır.
300.Bununla birlikte, somut olayda tespit edilen iddialar ve ihlaller arasında nedensellik bağının kurulabileceği varsayılsa da, başvuranların hiçbiri talebini destekleyecek objektif değerlendirme unsurlarını Mahkemeye iletememiştir ve bilhassa, müteveffaların, cezalarını çekmeden önce, ailelerine herhangi bir destek sağlamayacak durumda olmaları nedeniyle, cezaevine konulmadan önce, halen hayatta iken kazandıkları gelirlerle ilgili olarak herhangi bir bilgi verilmemiştir (bk. diğer kararlar arasında, yukarıda anılan Düzova kararı, § 110 ve yukarıda anılan Perişan ve diğerleri kararı, § 116).
Öte yandan Mahkeme, maddi zarar bağlamında dile getirilen talepleri kabul edemez.
b) Manevi Tazminat
278.
279.
280.
281.
282.
283.
284.
285.
286.
287.
288.
289.
290.
291.
292.
293.
294.
295.
296.
297.
298.
299.
300.
301.Mahkeme, manevi tazminatla ilgili olarak, somut olayda Sözleşmenin 2 ve 3. maddelerinin ihlal edildiğine dair tespitin, ya bir yakınını kaybederek ya da -bazı durumlarda potansiyel olarak ölümcül olan- şiddet eylemlerine maruz kalarak ve üstelik halen, zarar verici eylemlerin faillerin sorumluluklarının tespit etmeyen yargılamalara çaresiz olarak katılmak zorunda kalan başvuranların, kayda değer acılar yaşamalarına neden olduğunu unutturamayacağı kanısındadır.
Mahkeme, değerlendirilen her durumun ağırlık eşiğinin yanı sıra mağdurların sayısı ve suçlanan eylemlerin nitelikleriyle karşılaştırılabilinir davalarda ortaya çıkan örnekleri gereğince göz önünde bulundurmuştur (bk. örnek olarak, yukarıda anılan Perişan ve diğerleri kararı, § 117 ve Saçılık ve diğerleri/Türkiye (kısmi adil tazmin), No. 43044/05 ve 45001/05, §§ 112 ila 118, 5 Temmuz 2011). Bununla birlikte, bu, her şeyden önce, talebin sınırları içerisinde kalarak karar verme (ne ultra petitum) ilkesine bağlıdır (bk. örnek olarak, Neshkov ve diğerleri / Bulgaristan, No. 36925/10, No. 21487/12, No. 72893/12, No. 73196/12, No. 77718/12 ve No. 9717/13, § 301, 27 Ocak 2015 ve Pacifico ve diğerleri/İtalya, No. 34389/02, No. 34390/02, No. 34392/02 ve No. 34458/02, § 44, 15 Kasım 2012).
Dolayısıyla, Mahkeme, Sözleşmenin 41. maddesinin gerektirdiği üzere hakkaniyete uygun olarak, manevi tazminat bağlamında ödeme yapılmasına karar vermiştir:
i. Hayatını Kaybeden Sekiz Tutuklunun -Zafer Kırbıyık, İsmet Kavaklıoğlu, Nevzat Çiftçi, Önder Gençaslan, Ümit Altıntaş, Abuzer Çat, Mahir Emsalsiz ve Halil Türker- Adına (yukarıda 222 ve 228. paragraflar)
- Melek Altıntaş, Hanım Çiftçi, Mehiyet Emsalsiz, Firdevs Kırbıyık, Selame Türker, Ali Gençaslan ve Şaban Kavaklıoğlunun her birine; Hüseyin Çat ve Hasan Çata müştereken 50.000 avro (yani toplam 400.000 avro) -yukarıda adı geçen başvuranlar, tazminata konu olan sekiz müteveffanın varislerine dağıtmak üzere ellerinde tutacaklardır-;
ii. Ağır yaralı başvuranlara
- Savaş Köre 36.000 avro,
- Nihat Konak ve Enver Yanıkın her birine 10.000 avro,
- Behsat Örs, Ertan Özkan, Küçük Hasan Çoban, Serdar Atak ve Erdal Gökoğlunun her birine 5.000 avro (yukarıda 225 ve 228. paragraflar), ve
- Haydar Barana 10.000 avro (yukarıda 227 ve 228. paragraflar);
iii. Kötü muamelelere maruz kalan başvuranlara;
- Kemal Yarar, Özgür Soylu, Mustafa Selçuk, Cem Şahin, Sadık Türk ve Yahya Yıldızın her birine 5.000 avro (yukarıda 249. paragraf),
- Cenker Aslana 20.000 avro,
- Özgür Saltıka 10.000 avro,
- Resul Ayaz, Barış Gönülşen, Devrim Turan, Bülent Çütçü, Yıldırım Doğan, Mehmet Kansu Keskinkan, Önder Mercan, Ercan Akpınar, İlhan Emrah ve Duygu Mutlunun her birine 5.000 avro (yukarıda 252. paragraf),
- Gürcü Çakmak, Filiz Gülkokuer, Hayriye Kesgin, Filiz Uzal (Soylu), Songül Garip, Aynur Sız, Cemile Sönmez ve Sevinç Şahingözün her birine 5.000 avro (yukarıda 258. paragraf).
iv. Yalnızca usulü ihlaller nedeniyle mağdur olan başvuranlara
- Sibel Aktan (Aksoğan), Şerife Arıöz, Derya Şimşek, Edibe Tozlu, Fadime Özkan, Başak Otlu, Zeynep Güngörmez, Fatime Akalın, Gönül Aslan ve Esmehan Ekinci ile Cemaat Ocak, Aydın Çınar, Murat Güneş, Gürhan Hızmay, Ertuğrul Kaya, Murat Ekinci, Halil Doğan, İnan Özgür Bahar ve Veysel Eroğlunun her birine 5.000 avro (yukarıda 241. paragraf).
302.İdare mahkemeleri önünde açılacak veya derdest olan idari tam yargı davaları göz önünde bulundurulduğunda ve başvuranların özel durumu yeniden değerlendirildiğinde (yukarıda 128 ila 135. paragraflar) (Ek VIII-B), tüm bu hususları dikkate alan Mahkeme, ödenmesine hükmedilen manevi tazminatların, başvuranlara (B Listesi) ya da müteveffaların hak sahiplerine ödenmesinin, Danıştayın bu anlamdaki olumsuz kararlarına rağmen (yukarıda 135. paragraf), iç hukukta aldıkları tazminatlara göre tahsil edildiğini belirtmektedir.
Bu nedenle, söz konusu davaların bu süreç içerisinde lehte sonuçlandığı varsayıldığında, somut olayda ödenmesine karar verilen adil tazminler, Türk yargı organları tarafından ödenmesine karar verilen meblağların ödenmemesi ya da ödenmesi ve daha sonra geri alınması ya da bu meblağ manevi zararı kapsamaması halinde tümüyle ödenecektir.
Aksi durumda, Türk yetkili makamları tarafından varislere ve/veya başvuranlara manevi tazminat bağlamında etkili olarak ödenen meblağlar, Hükümetin mevcut dava gereğince ilgililere ödemesi gereken meblağdan düşürülecektir.
B. Masraf ve Giderler
1. Tarafların İddiaları
303.Bayraktar, başvuranların on kişilik bir avukat grubu, yani kendisi ile görevleri paylaşan Kazım Genç, Betül Vangölü, Selçuk Kozağaçlı, Elvan Okun, Bozkurt Çağlar, Kenan Arslan, Rıza Karaman, H. Yüksel Biçen ve Vedat Aytaç tarafından temsil edildiğini hatırlatmaktadır. Avukatlık ücretinin hesaplanmasıyla ilgili olarak, avukat tarafından her bir belli görev için gerçekten ayrılan çalışma saatleri dikkate alınmıştır. Daha sonra, bu şekilde hesaplanan toplam çalışma saatleri, bir ortalama elde etmek amacıyla avukatların sayısıyla bölünmüştür. Avukatlık ücreti, Türkiye Barolar Birliğinin 2008 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine dayanılarak, büro çalışmaları için saati 110 Türk lirası, dışarıdaki görevler için ise saati 160 Türk lirası olarak belirlenmiştir.
Yolculuk giderleri, on bir şehir arasındaki toplam 13.338 km. yol için, benzin fiyatı (0,15 Türk lirası/km) temel alınarak hesaplanmıştır; bu meblağa, 17 ziyaret için, 100 Türk lirası/ziyaret günü nedeniyle yemek masrafları eklenmiştir.
304.Bu nedenle, Ocak 2000 ila Mart 2008 dönemi boyunca, farklı cezaevlerine ziyaretlerde bulunan ve hapiste olan başvuranlarla görüşen avukatların çalışmaları toplam 759 saat olup, avukatların toplantıları ve dosya üzerinden çalışmaları 451 saatti. Bu da her avukat için 121 saate, dolayısıyla avukatlık ücreti, on avukat için toplam 96.800 avroya tekabül etmekteydi.
Aynı dönem için, yolculuk giderleri 1.850 avroya, büro giderleri 1.190 avroya; çeviri masrafları ise 1.235 avroya yükselmiştir.
Dolayısıyla Avukat Bayraktar, yaptığı tüm bu işler için, toplam 101.075 avro talep etmektedir.
305.Hükümet, bu taleplerin herhangi bir kanıtlayıcı belge ile desteklenmediği ve dolayısıyla, iddia edilen masraf ve giderlerin gerçek ve gerekli olduğunun kesin olmadığı yönünde karşılık vermektedir.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
306.Mahkeme, Sözleşmenin 41. maddesi bağlamında, masrafların doğruluğu ve gerekliliğinin makul olduğu ispatlandığı takdirde, bu masraflar iade edilebilmektedir (bk. diğer kararlar arasında, Nikolova/Bulgaristan (BD), No. 31195/96, § 79, AİHM 1999-II). Buna ek olarak, Mahkeme İçtüzüğünün 60. maddesinin 2. fıkrasında, Sözleşmenin 41. maddesi bağlamında sunulan her türlü iddianın rakamla, ayrı ayrı olarak ve gerekli kanıtlayıcı belgelerle birlikte belirtilmesi gerektiği öngörülmektedir. Aksi takdirde, Mahkeme talebi tamamen ya da kısmen reddedebilmektedir (Zubani/İtalya (adil tazmin) (BD), No. 14025/88, § 23, 16 Haziran 1999).
307.Somut olayda, Mahkemenin birçok davada kabul ettiği üzere, destekleyici belgelerin veya avukatlık ücret çizelgesinin eklenmemesine rağmen, bu iddianın desteklenmesi amacıyla Avukat Bayraktar tarafından ibraz edilen avukat çalışma saatleri ve yapılan masraflara ilişkin çizelgelerin uygun, ayrı ayrı olarak belirtilmiş ve anlaşılabilir olduğu görülmektedir (bk. örnek olarak, Guja/Moldova (BD), No. 14277/04, §§ 102 ve 108, AİHM 2008, Uğur/Türkiye, No. 37308/05, § 138, 13 Ocak 2015, Benzer ve diğerleri/Türkiye, No. 23502/06, § 249, 12 Kasım 2013 ve Gülbahar Özer ve diğerleri/Türkiye, No. 44125/06, § 86, 2 Temmuz 2013).
Bu bağlamda başvuranlar tarafından daha önce herhangi bir ödemenin yapılmadığı görülmesine rağmen, hiçbir unsur, gerek ulusal düzeydeki gerekse Strazburgta bu önemli temsil görevi bakımından bir meblağ ödemek zorunda olacaklarından şüphe duymaya imkan vermemektedir. (Krejcír/Çek Cumhuriyeti, No. 39298/04 ve No. 8723/05, § 137, 26 Mart 2009). Mahkemenin kanaatine göre, olgusal ve usul bakımından karmaşıklığının tartışma konusu olmadığı mevcut davada (bk. mutatis mutandis, Gldani Yehova Şahitleri Cemaatinin Üyeleri ve diğerleri/Gürcistan, No. 71156/01, § 169, 3 Mayıs 2007), yalnızca iç hukukta ve Sözleşme açısından ortaya konulan karmaşık adli sorunlar değil aynı zamanda olaya karışan kişilerin ve yürütülen yargılamaların sayısı nedeniyle haklı olarak on avukatın görevlendirilmesi gerekmekteydi (yukarıdaki 2. paragraf) (Tysiac/Polonya, No. 5410/03, § 160, AİHM 2007-I ve Sunday Times/Birleşik Krallık (no. 1) (madde 50), 6 Kasım 1980, § 30, A serisi no. 38).
278.
279.
280.
281.
282.
283.
284.
285.
286.
287.
288.
289.
290.
291.
292.
293.
294.
295.
296.
297.
298.
299.
300.
301.
302.
303.
304.
305.
306.
307.
308.Kuşkusuz Mahkeme, söz konusu meblağların tamamıyla ilgili olarak, yukarıda değinilen çalışma saatleri çizelgesine dayanan avukatlık ücret tarifelerine (yukarıdaki 303. ve 304. paragraflar) bağlı değildir; ancak bu ücret tarifesini, belirleyici unsur olarak göz önünde bulundurabilir (bk. diğer kararlar arasında, M.M./Hollanda, No. 39339/98, § 51, 8 Nisan 2003).
Son olarak, Mahkeme, tüm masraflar dahil başvuranlara müştereken 80.000 avro tutarının ödenmesinin makul olduğunu değerlendirmektedir.
309.Dolayısıyla, mevcut davaya taraf olan başvuranların sayısını ve ilgililerin ya halen serbest olduklarını ya da çeşitli cezaevlerinde bulunduklarını dikkate alarak ve aynı zamanda, Avukat Bayraktarın yargılama boyunca dokuz meslektaşının sözcüsü olarak hareket ettiğini değerlendirerek, Mahkeme, - geçmişte olduğu gibi (bk. mutatis mutandis, Osmanoğlu/Türkiye, No. 48804/99, § 131, 24 Ocak 2008, Koku/Türkiye, No. 27305/95, § 203, 31 Mayıs 2005 ve İkincisoy/Türkiye, No. 26144/95, § 154, 27 Temmuz 2004)-, başvuranlar tarafından kendisine bu yönde herhangi bir ayrıntının verilmemesine rağmen, masraf ve giderlerin ödenmesine yönelik yöntemlere ilişkin olarak istisnai bir kararın kendisi tarafından alınması gerektiğini değerlendirmektedir (yukarıdaki 298. paragrafta belirtilen Pratik Yönergelerin 22. maddesi).
Nitekim, on kişiden oluşan avukatlarının her birine ne şekilde ve hangi zaman diliminde borçlu oldukları miktarı ödeme konusunda ortak anlaşmada bulunmayı 63 başvurana dayatmak ve ardından, avukatlarıyla irtibata geçip ayrı ayrı olarak söz konusu borç miktarını ödemelerinin anlamsız olduğu görülmektedir. Kuşkusuz, Avukat Bayraktar bu hususu yerine getirmek için daha iyi konumdadır.
Bunun yanı sıra Mahkeme, istisnai olarak, somut olayda, masraf ve giderler bağlamında ödenmesine hükmedilen 80.000 avro tutarının, Avukat Bayraktar tarafından bildirilecek banka hesabına ödenmesi gerektiğini değerlendirmektedir. Avukat Bayraktar, kendisine gelince, bu meblağı kendisi ile dokuz meslektaşı arasında ve anlaşmalarında yer alan ifadeler doğrultusunda paylaşması gerekecektir.
C. Gecikme Faizleri
310.Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranı uygulamanın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Saime Örs isimli başvuranın Sözleşmenin 34. maddesi bağlamında mağdur sıfatı taşımadığı ve başvurunun, kendisi ile ilgili olan kısmının, kabul edilemez olduğuna;
2. Hükümetin başvurunun vaktinden önce yapıldığına dair ilk itirazının esasla birleştirilmesine ve bu itirazın reddedilmesine;
3. Müteveffalar Ümit Altıntaş, Abuzer Çat, Nevzat Çiftçi, Mahir Emsalsiz, Halil Türker, İsmet Kavaklıoğlu, Zafer Kırbıyık, Önder Gençaslan ve başvuranlar Küçük Hasan Çoban, Serdar Atak, Erdal Gökoğlu, Nihat Konak, Savaş Kör, Behsat Örs, Ertan Özkan, Enver Yanık ve Haydar Baran bakımından Sözleşmenin 2. maddesinin esas ve usul yönünden ihlal edildiğine;
4. Kemal Yarar, Özgür Soylu, Mustafa Selçuk, Cem Şahin, Sadık Türk, Yahya Yıldız, Cenker Aslan, Özgür Saltık, Resul Ayaz, Barış Gönülşen, Devrim Turan, Bülent Çütçü, Yıldırım Doğan, Mehmet Kansu Keskinkan, Önder Mercan, Ercan Akpınar, İlhan Emrah, Duygu Mutlu, Gürcü Çakmak, Filiz Gülkokuer, Hayriye Kesgin, Filiz Uzal (Soylu), Songül Garip, Aynur Sız, Cemile Sönmez ve Sevinç Şahingöz bakımından Sözleşmenin 3. maddesinin esas ve usul yönünden ihlal edildiğine;
5. Başvuranlar Sibel Aktan (Aksoğan), Şerife Arıöz, Derya Şimşek, Edibe Tozlu, Fadime Özkan, Başak Otlu, Zeynep Güngörmez, Fatime Akalın, Gönül Aslan, Esmehan Ekinci ve başvuranlar Cemaat Ocak, Aydın Çınar, Murat Güneş, Gürhan Hızmay, Ertuğrul Kaya, Murat Ekinci, Halil Doğan, İnan Özgür Bahar ve Veysel Eroğlu bakımından Sözleşmenin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine;
6. Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmediğine;
7. Sözleşmenin 14. maddesine ilişkin şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;
8.
a) Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrasına uygun olarak, davalı Devletin, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna:
i. Manevi tazminat olarak, her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere:
- Melek Altıntaş, Hanım Çiftçi, Mehiyet Emsalsiz, Firdevs Kırbıyık, Selame Türker, Ali Gençaslan ve Şaban Kavaklıoğlunun her birine; Hüseyin Çat ve Hasan Çata müştereken, -yukarıda adı geçen başvuranlar, tazminata konu olan sekiz mütevvefanın varislerine dağıtmak üzere ellerinde tutacaklardır- 50.000 (elli bin avro) avro;
- Savaş Köre 36.000 avro (otuz altı bin avro),
- Cenker Aslana 20.000 avro (yirmi bin avro),
- Özgür Saltık, Haydar Baran, Nihat Konak ve Enver Yanıkın her birine 10.000 avro (on bin avro),
- Behsat Örs, Ertan Özkan, Küçük Hasan Çoban, Serdar Atak, Erdal Gökoğlu, Kemal Yarar, Özgür Soylu, Mustafa Selçuk, Cem Şahin, Sadık Türk, Yahya Yıldız, Resul Ayaz, Barış Gönülşen, Devrim Turan, Bülent Çütçü, Yıldırım Doğan, Mehmet Kansu Keskinkan, Önder Mercan, Ercan Akpınar, İlhan Emrah, Duygu Mutlu, Cemaat Ocak, Aydın Çınar, Murat Güneş, Gürhan Hızmay, Ertuğrul Kaya, Murat Ekinci, Halil Doğan, İnan Özgür Bahar ve Veysel Eroğlu, Gürcü Çakmak, Filiz Gülkokuer, Hayriye Kesgin, Filiz Uzal (Soylu), Songül Garip, Aynur Sız, Cemile Sönmez, Sevinç Şahingöz, Sibel Aktan (Aksoğan), Şerife Arıöz, Derya Şimşek, Edibe Tozlu, Fadime Özkan, Başak Otlu, Zeynep Güngörmez, Fatime Akalın, Gönül Aslan ve Esmehan Ekincinin her birine 5.000 avro (beş bin);
ii. Masraf ve giderler için, başvuranlar tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, temsilcilerin sözcüsü Kazım Bayraktar tarafından bildirilecek banka hesabına 80.000 avro (seksen bin avro) ödenmesine;
b) Söz konusu miktarlara, belirtilen sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
9. Adil tazmine ilişkin kalan talebin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; İçtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca, 6 Ekim 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
EK I
Güncelleştirilmiş Başvuranların Listesi
A Listesi.Operasyon Esnasında Hayatını Kaybeden Sekiz Tutuklunun Yakını Olan Başvuranlar
1. Müteveffa Ümit Altıntaşın eşi ve 1976 doğumlu olan Melek Altıntaş;
2. Müteveffa Abuzer Çatın babası ve 1937 doğumlu olan M. Hüseyin Çat
ve
3. Müteveffa Abuzer Çatın erkek kardeşi ve 1969 doğumlu olan Hasan Çat;
4. Müteveffa Nevzat Çiftçinin eşi (takma ismiyle (alias) Habib Gül) ve 1965 doğumlu olan Hanım Çiftçi;
5. Müteveffa Mahir Emsalsizin annesi ve 1942 doğumlu olan Mehiyet Emsalsiz;
6. Müteveffa Önder Gençaslanın babası ve 1948 doğumlu olan Ali Gençaslan;
7. Müteveffa İsmet Kavaklıoğlunun babası ve 1931 doğumlu olan Şaban Kavaklıoğlu;
8. Müteveffa Zafer Kırbıyıkın kız kardeşi ve 1970 doğumlu olan Firdevs Kırbıyık;
9. Müteveffa Halil Türkerin kız kardeşi ve 1971 doğumlu olan Selame Türker.
B Listesi.Operasyon Esnasında Yaralanan Başvuranlar
10. 1968 doğumlu olan Fatime Akalın;
11. 1973 doğumlu olan Ercan Akpınar;
12. 1979 doğumlu olan Sibel Aktan (Aksoğan);
13. 1975 doğumlu olan Şerife Arıöz;
14. 1972 doğumlu olan Cenker Aslan;
15. 1976 doğumlu olan Gönül Aslan;
16. 1976 doğumlu olan Serdar Atak;
17. 1965 doğumlu olan Resul Ayaz;
18. 1977 doğumlu olan İnan Özgür Bahar;
19. 1965 doğumlu olan Haydar Baran;
20. 1972 doğumlu olan Gürcü Çakmak;
21. 1976 doğumlu olan Aydın Çınar;
22. 1975 doğumlu olan Küçük Hasan Çoban;
23. 1974 doğumlu olan Bülent Çütçü;
24. 1981 doğumlu olan Halil Doğan;
25. 1976 doğumlu olan Yıldırım Doğan;
26. 1957 doğumlu olan Esmahan Ekinci;
27. 1970 doğumlu olan Murat Ekinci;
28. 1980 doğumlu olan İlhan Emrah;
29. 1974 doğumlu olan Veysel Eroğlu;
30. 1979 doğumlu olan Songül Garip;
31. 1972 doğumlu olan Erdal Gökoğlu;
32. 1974 doğumlu olan Barış Gönülşen;
33. 1966 doğumlu olan Filiz Gülkokuer;
34. 1964 doğumlu olan Murat Güneş;
35. 1963 doğumlu olan Zeynep Güngörmez;
36. 1970 doğumlu olan Gürhan Hızmay;
37. 1971 doğumlu olan Ertuğrul Kaya;
38. 1967 doğumlu olan Hayriye Kesgin;
39. 1977 doğumlu olan Mehmet Kansu Keskinkan;
40. 1964 doğumlu olan Nihat Konak;
41. 1978 doğumlu olan Savaş Kör;
42. 1971 doğumlu olan Önder Mercan;
43. 1965 doğumlu olan Duygu Mutlu;
44. 1978 doğumlu olan Cemaat Ocak;
45. 1975 doğumlu olan Başak Otlu;
46. 1967 doğumlu olan Behsat Örs,
47. 1978 doğumlu olan Ertan Özkan ve kız kardeşi,
48. 1975 doğumlu olan Fadime Özkan;
49. 1977 doğumlu olan Özgür Saltık;
50. 1970 doğumlu olan Mustafa Selçuk;
51. 1980 doğumlu olan Aynur Sız;
52. 1973 doğumlu olan Özgür Soylu;
53. 1977 doğumlu olan Cemile Sönmez;
54. 1975 doğumlu olan Cem Şahin;
55. 1973 doğumlu olan Sevinç Şahingöz;
56. 1978 doğumlu olan Derya Şimşek;
57. 1956 doğumlu olan Edibe Tozlu;
58. 1979 doğumlu olan Devrim Turan;
59. 1972 doğumlu olan Sadık Türk;
60. 1977 doğumlu olan Filiz Uzal (Soylu);
61. 1970 doğumlu olan Enver Yanık;
62. 1964 doğumlu olan Kemal Yarar;
63. 1976 doğumlu olan Yahya Yıldız.
EK II
Operasyon sırasında yaralanan jandarma görevlileri ile ilgili tıbbi bilgiler
A. 26 Eylül 1999 tarihinde, operasyon sonrasında derhal yapılan muayene sonuçları:
-Z.Eng.: Sağ parietal bölgede 3,5x0,5 cm.lik sütüre kesik (5 gün süre ile iş göremezlik raporu); 1 Aralık 1999 tarihli 1999/79635 sayılı iddianameye göre, bu ateşli silah yarasıydı;
-M.İşl.: İlgili ateşli silahla yaralanma nedeniyle hastaneye yatırılmıştır; sternumda mermi giriş deliği ve sternum sol lateralinde 10 cm. çıkış deliği bulunmaktadır. Mermi, derialtında bir yol izlemiştir. (10 gün süre ile iş göremezlik raporu);
-H.Sar.: Toraks yüzeyinde mermiyle yaralanma nedeniyle hastaneye yatırılmış; sol mamelon altında 4 cm.lik mermi giriş deliği ve sol skapular bölgenin en altında mermi çıkış deliği bulunmaktadır. Mermi, derialtında bir yol izlemiştir. (10 gün süre ile iş göremezlik raporu);
-Ü.Soy.: İlgili ateşli silahla yaralanma nedeniyle hastaneye yatırılmıştır; karnın sağ tarafında aksiller hatta mermi giriş deliği mevcut olup, mermi çıkış deliği bulunmamaktadır. Cerrahi müdahale sırasında, sağ böbrek üzerinde 4 cm. uzunluğunda 3 cm. derinliğinde laserasyon ve dört kolon perforasyonu tespit edilmiştir. Mermi, kas içinde bir yol izlemiş ve 13 no.lu omurgada kırığa neden olmuştur; mermi görülmüş ancak çıkarılamamıştır. Hayati tehlike söz konusudur (25 gün süre ile iş göremezlik raporu);
-A.Er.: İlgili hakkındaki rapor kayıptır; bununla birlikte jandarmanın bir notundan, bu askerin « psikolojik şok » nedeniyle hastaneye gönderildiği sonucuna varılmaktadır;
- N.Kar.: Sol tarafta 2x0,1 cm.lik laserasyon ve iki yarık ve burun kökünde 1,5x2 cm.lik laserasyon mevcuttur (5 gün süre ile iş göremezlik raporu);
-C.Doğ.: Sağ zigomatik arkta 1,5x0,5 cm.lik kesik mevcuttur (3 gün süre ile iş göremezlik raporu).
- E.Ayd.: İlgili, darp ve yaralanma nedeniyle hastaneye yatırılmış; ön kol üstünde 3 ve 2 cm.lik iki sıyrık; sağ el sırtında ödem ve hassasiyet; sağ ayak bileğinde yumuşak doku travması (7 gün süre ile iş göremezlik raporu);
- M.Ayd.: Periorbital bölgede 0,3x0,2 cm.lik iki yara ve sağ gözün sol tarafında 1 cm.lik yara, sağ el sırtında en küçüğü 4-5 cm.lik yaralar mevcuttur (3 gün süre ile iş göremezlik raporu);
- A.Gök.: Sağ lomber para-vertebral bölgede, delici/keskin bir silahın neden olduğu yüzeysel yara mevcut olup; özel bir tedavi ya da nekahat dönemi gerektiren patoloji bulunmamaktadır;
- K.Uça.: Karnın sol altında 2x1 cm.lik yüzeysel laserasyon mevcut olup, nekahat dönemi gerektirmemektedir;
- Ş.Süm.: İlgili hakkındaki rapor kayıptır; ancak dosyaya göre, 5 gün süre ile iş göremezlik raporu yazılmıştır.
B. Müteakip muayene sonuçları
-M.Abd. (28 Eylül günü yeniden yapılan muayene): sağ el sırtında 0,5x0,3 cm.lik sütüre kesik ile parmaklarda üç küçük yara mevcuttur (3 gün süre ile iş göremezlik raporu);
-S.Dağ. (29 Eylül günü yeniden yapılan muayene): Sağ işaret parmağı üstünde 2x0,2 cm.lik sütüre lezyon; çenede 2 cm.lik bir yırtılma; sağ ön kol dorsal bölümde 3x0,4 cm.lik yüzeysel yanık izi mevcuttur (5 gün süre ile iş göremezlik raporu);
-M.Özk. (29 Eylül günü yeniden yapılan muayene): Sağ elde, atel uygulanmasını gerektiren yumuşak doku travması mevcuttur (7 gün süre ile iş göremezlik raporu).
EK III
A Listesinde yer alan başvuranların ölen yakınlarıyla ilgili tıbbi bilgiler
- Ümit Altıntaş:
1. 26 Eylül 1999 tarihinde yerinde (in situ) yapılan birinci ölüm sonrası (post mortem) muayene sonuçları:
(...) baş ve yüz yanıkla kaplı olup, sağ diz altında (...) aralarında 3 cm. mesafe bulunan iki ateşli silah yarası, sağ bacağın sağ kenarında 4x3 cm.lik açık ve düzensiz yara (...) ; sağ mamelon altında ve perinenin sağ tarafında ekimozlar, perinenin sol tarafında hematom mevcuttur (...).
2. 27 Eylül 1999 tarihinde Ankara Adli Tıp Kurumunda yapılan ölüm sonrası (post mortem) muayenesi rapor özeti:
Ölüm, ateşli silahla yaralanma nedeniyle uylukkemiğindeki kırığın neden olduğu ana damar lezyonlarından kaynaklanan dış kanama ve iç kanama neticesinde meydana gelmiştir. Not: Uzun namlulu silahtan çıkan, keskin uçları olan bir A.S.M. kılıflı mermi cesetten çıkarılmış ve mühürlenerek savcılığa gönderilmiştir. (Alkol, uyutucu ve uyuşturucu madde tespiti için servise kan örneği de gönderilmiştir.)
3. 28 Eylül 1999 tarihinde Ankara Adli Tıp Kurumunda yapılan klasik otopsi raporunun sonuçları (19 Ekim 1999 tarihli rapor):
« 1. Genel vücut ve kafa travmalarına maruz kalan müteveffanın ölümünün, ateşli silahla yaralanma sonucu femoral kırığın neden olduğu büyük atardamar yaralanmasına bağlı dış kanama neticesinde meydana geldiği;
2. İlgiliye iki merminin isabet ettiği; sağ dizden giren ve sağ bacağın arkasından çıkan merminin deri altında bir yol izlediği, ölümcül olmadığı; buna karşılık, sağ uyluğun dış yüzünden giren ve perinenin orta hattında, skrotum altından çıkan ve tekrardan sol kasık/uyluğun birleşme yerinden giren merminin ölümcül gibi göründüğü, zira femoral kırığın ana damarın zarar görmesine neden olduğu;
3. Uzun namlulu silaha ait kılıflı, deforme olmamış ve keskin uçları olan bir merminin cesetten çıkarıldığı ve mühürlenerek savcıya emanet edildiği;
4. Mermiler, vücudun giysili bölümlerine isabet ettiğinden, kesin atış mesafelerinin tespit edilmesinin mümkün olmadığı; bu mesafenin tespit edilmesinin gerekmesi halinde, üzerinde mermi delikleri olan giysilerde bilirkişi incelemesi yapılmasının uygun olacağı;
5. Kimyasal Analiz Servisi raporu göre, yapılan analizlerde kandaki alkol oranının % 52 mg. olduğu bildirilmiştir (normal oran % 30 mg. kadardır).
- Abuzer Çat:
1. 26 Eylül 1999 tarihinde yerinde (in situ) yapılan birinci ölüm sonrası (post mortem) muayene sonuçları:
(...) Burun kanaması, sol omuz ve göğüs arasında 3x2 cm.lik düzensiz ateşli silah yarası, sağ omuz üstünde 1x1 cm.lik ateşli silah yarası, alında, saçlı deri sınırında muhtemelen mermi sıyrığı olan 2x1 cm.lik kesik tespit edilmiştir.
2. 27 Eylül 1999 tarihinde Ankara Adli Tıp Kurumunda yapılan ölüm sonrası (post mortem) muayenesi rapor özeti:
Ölümün, ateşli silahla yaralanma nedeniyle akciğer ve traşe perforasyonuna bağlı iç kanama neticesinde meydana geldiği (Alkol, uyutucu ve uyuşturucu madde tespiti için servise kan örneği de gönderilmiştir.) tespit edilmiştir.
3. 28 Eylül 1999 tarihinde Ankara Adli Tıp Kurumunda yapılan klasik otopsi raporunun sonuçları (19 Ekim 1999 tarihli rapor):
1. Genel vücut ve kafa travmalarına maruz kalan müteveffanın ölümünün, ateşli silahla (uzun namlulu) yaralanma sonucu akciğer ve traşe perforasyonuna bağlı iç kanama neticesinde meydana geldiği;
2. İlgiliye iki mermi isabet etmiş olup; ölümcül olan merminin, humerus başı hizasında sağ omuzdan girdiği, akciğerleri geçerek sol koltuk altından çıktığı, ardından sol kola tekrar girdiği ve sağ ön kolun dış yüzünden çıktığı; çizik şeklinde bir lezyona neden olan diğer merminin ise ölümcül olmadığı;
3. Mermi giriş ve çıkış delikleri göz önüne alındığında, alnın kenarına isabet eden ve çizik şeklinde bir lezyona neden olan merminin uzak mesafeden yapıldığı; vücudun giysili yerine isabet eden diğer merminin atış mesafenin tespit edilebilmesi için giysiler üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği;
4. Kan ve iç organlarından alınan numuneler üzerinde yapılan sistematik ve toksikolojik incelemeler sonucunda aktif madde ve alkol tespit edilmediği bildirilmiştir.
- Nevzat Çiftçi (alias Habib Gül):
1. 27 Eylül 1999 tarihinde Ankara Adli Tıp Kurumunda yapılan ölüm sonrası (post mortem) muayenesi rapor özeti:
Ölümün, ateşli silahla yaralanma sonucu akciğer perforasyonuna bağlı iç ve dış kanamalar neticesinde meydana geldiği tespit edilmiştir. (Kan örneği alınamamıştır.).
2. 28 Eylül 1999 tarihinde Ankara Adli Tıp Kurumunda yapılan klasik otopsi raporunun sonuçları (19 Ekim 1999 tarihli rapor):
1. Müteveffanın genel vücut travmasına maruz kaldığı ve ölümün, ateşli silaha yaralanma sonucu akciğer dokusunun tahribi neticesinde iç ve dış kanama neticesinde meydana geldiği;
2. İlgiliye üç merminin isabet ettiği; sağ kol ön yüzünden giren merminin aynı kolun iç yüzünden çıktığı; kas içinde bir yol izlediği; ölümcül olmadığı; 8 no.lu kaburga kemiğine isabet eden, sağ hemi-toraksta, kaburgayı kırarak, toraksa giren merminin, sağ akciğerin alt lob dokusunda ciddi bir tahribata neden olarak, sağ hemi-toraksta, 8 no.lu kaburga hizasında, sırttan çıktığı; ölümcül olduğu; üçüncü merminin ise (...) sağ akciğerin alt lob hizasındaki dokularda tahribata neden olduğu; ölümcül olduğu; öte yandan, sağ bacağın dış yüzünde şevrotine bağlı ehemmiyetsiz bir yaranın mevcut olduğu;
3. Deri ve deri altı yaralara, mermilerin ve şevrotinin neden olduğu göz önüne alındığında ve bu yaraların vücudun farklı yerlerinde olması nedeniyle, atış mesafesinin tespit edilmesinin mümkün olmadığı; tespit edilmesinin gerekmesi halinde (...) yıkanmamış kıyafetler üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması gerekeceği;
4. Cesetten mermi ve şevrotinin çıkarılamadığı;
5. Kan örneği alınamadığı;
6. İç organlarda toksik madde izine rastlanmadığı bildirilmiştir.
- Mahir Emsalsiz:
1. 26 Eylül 1999 tarihinde yerinde (in situ) yapılan birinci ölüm sonrası (post mortem) muayene sonuçları:
(...) Alında, sağ parietal bölgede 1x1 cm.lik düzensiz ateşli silah yarası (...), sırtta, sol hemi-toraksta 1x1 cm.lik yarık şeklinde düzensiz yara, sağ omuz yakınında 2x1 cm.lik, sağ kol distal kısımda 1x1 cm.lik mermi yaraları (...) tespit edilmiştir.
2. 27 Eylül 1999 tarihinde Ankara Adli Tıp Kurumunda yapılan ölüm sonrası (post mortem) muayenesi rapor özeti:
Ölümün, ateşli silahla yaralanma sonucu akciğer perforasyonuna bağlı iç ve dış kanamalar neticesinde meydana geldiği (Alkol, uyutucu ve uyuşturucu madde tespiti için servise kan örneği de gönderilmiştir.) tespit edilmiştir.
3. 28 Eylül 1999 tarihinde Ankara Adli Tıp Kurumunda yapılan klasik otopsi raporunun sonuçları (19 Ekim 1999 tarihli rapor):
1. Ölümün, ateşli silah yaralanması nedeniyle akciğer perforasyonuna bağlı iç ve dış kanamalar neticesinde meydana geldiği;
2. İlgiliye iki merminin isabet ettiği; sağ kola isabet eden -sağdan sola, önden arkaya ve yukarıdan aşağıya doğru bir yol izleyen- merminin göğüs kafesine girdiği, akciğerleri delerek geçtiği ve daha sonra sırttan, hemi-torakstan çıktığı ve ölümcül olduğu; diğer yaraya merminin sıyırarak geçmesinin neden olduğu ve ölümcül olmadığı;
3. Mermiler, vücudun giysili yerine (sağ kola) isabet ettiğinden, mermi giriş ve çıkış delikleriyle ilgili deri altı veriler atış mesafesinin tespit edilmesinin mümkün olmadığı; tespit edilmesinin gerekmesi halinde, üzerinde delikler bulunan giysiler üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği;
4. Cesetten herhangi bir merminin çıkarılamadığı;
5. Kan ve iç organlarından alınan numunelerde herhangi bir uyuşturucu ya da toksik madde izine rastlanmadığı bildirilmiştir.
- Önder Gençaslan:
1. 26 Eylül 1999 tarihinde yerinde (in situ) yapılan birinci ölüm sonrası (post mortem) muayene sonuçları:
(...) Dış gluteal bölgede 0,8 cm.lik hale şeklinde ateşli silah yaralanması, göğsün sol tarafında kalan elle yoklanabilir mermi (...), burunda ve ağızda kan, burunda ekimozun yanı sıra sol dirsek arkasında, sol bilekte ve sol uylukta eritemli, mikro-yanık bölgeler (...) tespit edilmiştir.
2. 27 Eylül 1999 tarihinde Ankara Adli Tıp Kurumunda yapılan ölüm sonrası (post mortem) muayenesi rapor özeti:
Ölümün, ateşli silahla yaralanma sonucu bacağın, karaciğerin, bağırsakların ve mezenterik arterin ana damarındaki tahribata bağlı olarak iç ve dış kanama neticesinde meydana geldiği tespit edilmiştir. Biri deforme olmuş, keskin uçları olan iki adet kılıflı, 9 mm. çaplı mermi cesetten çıkarılmış ve mühürlenerek savcılığa gönderilmiştir. (Alkol, uyutucu ve uyuşturucu madde tespiti için servise kan örneği de gönderilmiştir.)
3. 28 Eylül 1999 tarihinde Ankara Adli Tıp Kurumunda yapılan klasik otopsi raporunun sonuçları (19 Ekim 1999 tarihli rapor):
1. Müteveffanın, genel vücut ve kafa travmasına maruz kaldığı ve ölümün ateşli silahla yaralanma sonucu bacağın, karaciğerin, bağırsakların ve mezenterik arterin ana damarındaki tahribata bağlı olarak iç ve dış kanama neticesinde meydana geldiği;
2. İlgiliye iki mermi isabet ettiği; her ikisinin de ölümcül olduğu;
3. Biri deforme olmuş, keskin uçları olan iki adet kılıflı, 9 mm. çapındaki mermilerin cesetten çıkarıldığı ve mühürlenerek savcılığa götürüldüğü;
4. Mermiler, vücudun giysili yerlerine isabet ettiğinden, atış mesafesinin tespit edilmesinin mümkün olmadığı; tespit edilmesinin gerekmesi halinde, üzerinde delikler bulunan giysiler üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği;
5. Kimyasal Analiz Servisinin raporuna göre, kanda alkol ya da uyuşturucu madde tespit edilmediği, iç organlarda toksik maddeye rastlanmadığı bildirilmiştir.
- İsmet Kavaklıoğlu:
1. 27 Eylül 1999 tarihinde Ankara Adli Tıp Kurumunda yapılan ölüm sonrası (post mortem) muayenesi rapor özeti:
İlgili, genel vücut ve kafa travmasına maruz kalmıştır. Ölüm, av tüfeği şevrotinlerinin neden olduğu yaralanma sonucu kalp ve sol akciğer perforasyona bağlı iç kanama, serebral ödem ve subdural hematom neticesinde meydana gelmiştir. (Alkol, uyutucu ve uyuşturucu madde tespiti için servise kan örneği de gönderilmiştir.)
2. 28 Eylül 1999 tarihinde Ankara Adli Tıp Kurumunda yapılan klasik otopsi raporunun sonuçları (19 Ekim 1999 tarihli rapor):
1. Müteveffanın, genel vücut ve kafa travmasına maruz kaldığı; ölümün, av tüfeği şevrotinlerinin neden olduğu yaralanma sonucu kalp ve sol akciğer perforasyona bağlı iç kanama, serebral ödem ve subdural hematom neticesinde meydana geldiği;
2. İlgiliye dört şevrotin isabet ettiği; sol para-sternal hat üzerinde, 6. kaburga kemiğine giren şevrotinin ölümcül olduğu; diğer üç şevrotinin ise deride sıkıştığı, herhangi bir sonuç doğurmadığı;
3. Şevrotin yaraları göz önüne alındığında, atış mesafesinin tespit edilmesinin mümkün olmadığı; tespit edilmesinin gerekmesi halinde, söz konusu giysiler üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği;
4. Kan ve iç organlarından alınan numuneler üzerinde yapılan sistematik ve toksikolojik incelemeler sonucunda aktif maddeye rastlanmadığı; kanda %24 mg. (öngörülen sınırlar içerisinde) alkol tespit edildiği;
5. Cesetten şevrotin çıkarılamadığı bildirilmiştir.
- Zafer Kırbıyık:
1. 26 Eylül1999 tarihinde yerinde (in situ) yapılan birinci ölüm sonrası (post mortem) muayene sonuçları:
(...) larinksin solunda 2,5 cm.lik, biçimli ve kanayan verev kesik, göbeğin 1 cm. altında 0,8 cm. çapında ateşli silah yara izi, sol kulak ve temporel bölgede 1 cm. çapında mermi izleri ve sol el işaret parmakta 2 cm.lik biçimli ve derin kesik mevcuttur (...)
2. 27 Eylül 1999 tarihinde Ankara Adli Tıp Kurumunda yapılan ölüm sonrası (post mortem) muayenesi rapor özeti:
Ölüm, av tüfeği şevrotinleriyle yaralanma sonucu, spinal yaralanmasına bağlı medüller şok ve altıncı servikal vertebra kırığına bağlı soluk borusu/yemek borusu yaralanması neticesinde meydan gelmiştir. Not: Cesetten aşırı deformasyona uğramış şevrotinler çıkarılmış ve mühürlenerek savcılığa gönderilmiştir (Aynı zamanda, alkol, uyutucu-uyuşturucu madde tespiti için kan örneği de gönderilmiştir.
3. 28 Eylül 1999 tarihinde Ankara Adli Tıp Kurumunda yapılan klasik otopsi raporunun sonuçları (19 Ekim 1999 tarihli rapor):
1. Müteveffanın genel vücut travması geçirdiği; ölümün, av tüfeğine ait şevrotinle yaralanmaya bağlı olarak altıncı servikal kırıktaki vertebral kolondaki ve trakea ve özefagusdaki yaralanma sonucu meydana gelen medüller şok neticesinde meydana geldiği;
2. Şevrotinin ilgiliye isabet ettiği; boynun orta hat sol tarafına, gırtlağın altına girdiği; trakea, özofagus ve vertebral kolon yaralanmasına neden olduğu ve söz konusu yaralanmanın ölümcül olduğunun doğrulandığı;
3. Cesetten çıkartılan şevrotin parçasının, mühürlenerek savcıya emanet edildiği;
4. İlgiliye, ateşsiz silahla dört defa vurulduğu; bununla birlikte, deri, deri altı ve kas içi tabakaları ile sınırlı olduğundan bu yaraların ölümcül olmadığı;
5. Ateşsiz silahın neden olduğu yaralar göz önüne alındığında, kesici kenarları olan tıraş bıçağı kullanıldığı;
6. Şevrotinin giriş deliği ve deri ve derialtındaki izler göz önüne alındığında, atışın uzak mesafeden yapıldığı;
7. Kimya İhtisas Dairesi raporunda, ilgilinin kanında alkol ya da uyuşturucu maddeye rastlanmadığı; iç organlarında toksik madde bulunmadığı bildirilmiştir.
- Halil Türker:
1. 26 Eylül1999 tarihinde yerinde (in situ) yapılan birinci ölüm sonrası (post mortem) muayene sonuçları:
(...) Oksipital bölgede, ateşli silahla yaralanma sonucu meydana gelen 0,5 cm. çapında, oval formda, serebral parçalar bulunduğu gözlemlenmektedir. (...)
2. 27 Eylül 1999 tarihinde Ankara Adli Tıp Kurumunda yapılan ölüm sonrası (post mortem) muayenesi rapor özeti:
Ölümün, ateşli silah yaralanmasına bağlı kafa kubbe ve kaide kırıkları ile birlikte beyin kontüzyonu ve kanama sonucu meydana gelmiş olduğu bildirilmiştir. (Alkol, uyutucu-uyuşturucu madde tespiti için kan örneği de gönderilmiştir.)
3. 28 Eylül 1999 tarihinde Ankara Adli Tıp Kurumunda yapılan klasik otopsi raporunun sonuçları (19 Ekim 1999 tarihli rapor):
1. Ölümün, ateşli silah yaralanmasına bağlı kafa kubbe ve kaide kırıkları ile birlikte beyin kontüzyonu ve kanama sonucu meydana gelmiş olduğu;
2. Bir merminin ilgiliye isabet ettiği; kafatasına girdiği ve oksipital bölgede yaralanmaya neden olduğu; sol oksipitale, sağ parietale ve frontal loblara ulaştığı, alnın sağ köşesinde bir açıklık oluşturduğu ve sağ frontal lobta kaldığı; söz konusu merminin ölümcül olduğu;
3. Deri ve derialtı izleri göz önüne alındığında, atışın uzak mesafeden yapıldığı;
4. Kılıflı, deforme olmamış ve serbest çizgili, 7,65 mm.lik ateşli silah mermisinin cesetten çıkarıldığı ve mühürlenerek savcıya emanet edildiği;
5. İlgilinin kanında ve iç organlarında zehir, uyutucu ya da toksik madde rastlanmadığını; kanda alkol bulunmadığı bildirilmiştir.
EK IV
Yaralı olan başvuranlar ile ilgili tıbbi bilgiler
(Liste B)
- Ercan Akpınar:
1. Numune Hastanesinde düzenlenen hasta takip raporu (26-29 Eylül 1999): Hastanın darp, yaralanma ve genel vücut travması nedeni ile yatırıldığı; periorbital ödem mevcut olduğu, sol el 4. metakarpalde kırık olduğu, atel uygulandığı, burunda kırık olduğu kayıtlı olup nörolojik ya da vasküler lezyonundan bahsedilmediği, üç ayın sonunda kontrolden geçmesi önerilmiştir.
2. 5 Kasım 1999 tarihli müşterek Adli Tıp muayenesi sonuçları: Daha önce belirtilen sonuçlar tasdik edilmiştir (15 gün süre ile iş göremez raporu);
- Cenker Aslan:
1. Numune Hastanesinde düzenlenen hasta takip raporu (26-28 Eylül 1999): Hastanın, oküler lezyon ve genel travma nedeniyle hastaneye yatırıldığı, oftalmologlar tarafından suture edilmiş horizontal konjonktiva lezyonu; hastanın başkaca tıbbi müdahalede bulunulmasını reddetmesi nedeniyle, servisten çıkış yapmasına izin verildiği bildirilmiştir;
2. 5 Kasım 1999 tarihli müşterek Adli Tıp muayenesi sonuçları: Hastanın oküler lezyondan ve genel vücut travmasından yakındığı; konjonktival ameliyat yapıldığı; nervöz ve vasküler lezyon bulunmadığı bildirilmiştir. (7 gün süre ile iş göremezlik raporu);
3. Başvuranın 14 Haziran günü Bursa Devlet Hastanesine yatırılması ile ilgili 25 Ekim 2000 tarihli rapor: Sol göze ablasyon uygulandığı, fitizis bulbi olduğu; Temmuz ayının ortalarında mobil oküler protez takılacağı bildirilmiştir.
- Serdar Atak:
1. Numune Hastanesinde düzenlenen hasta takip raporu (27-29 Eylül1999): Hastanın ateşli silahla yaralanma nedeniyle hastaneye yatırıldığı; sol lomberden giren kurşunun, sol toraks lateralinden çıktığı; kurşunun ikinci çıkışının kolda olduğu ve sol kolun lateralinde 1 cm. kesi mevcut olduğu; başkaca patolojiye rastlanmadığı; yapılan tedavi sonrasında, 29 Eylül günü servisten ayrılmasına izin verildiği bildirilmektedir. (15 gün süre ile iş göremez raporu);
2. Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından yapılan muayene ile ilgili 14 Ekim 1999 tarihli rapor (8 Ekim 1999): Sağ ön kolda 0.6 cm. mermi giriş deliği, karşısında 1x1 cm. çapında çıkış deliği, kalçanın sol dış kısmında 1x1 cm. çapında ikinci bir mermi giriş deliği ve göğüs kafesinin sol kenarının ortasında 2 cm. sütürlü mermi çıkış deliği, sağ kolda yüzeysel sıyrıklar ve geniş çaplı ekimozlar, sağ kaşta 2,5 cm.lik sütürlü lezyon, sol kolda 8x1 cm.lik iki ekimoz ve 3x1 cm.lik sıyrık, sol kürek kemiği üzerinde ray şeklinde 15, 10 ve 8 cm.lik 3 ekimoz, sol kol dış yüzeyde ray şeklinde 7x1 cm.lik 2 ekimoz, sol bacakta 8x1 cm.lik benzer 3 ekimoz, sol baldırda 7x1 cm.lik 3 ekimoz ve sağ kalça ve dirsekte 1x1 cm.lik 5 sıyrık mevcuttur (15 gün süre ile iş göremez raporu).
- Resul Ayaz:
1. Numune Hastanesinde düzenlenen hasta takip raporu (26-29 Eylül 1999): Hastanın darp ve yaralanma nedeniyle hastaneye yatırıldığı, her iki gözde ekimozlar olduğu, soğuk kompres uygulandığı; başkaca patolojiye rastlanmadığı; her türlü tedaviyi reddetmesi nedeniyle, servisten ayrılmasına izin verildiği bildirilmektedir;
2. Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından yapılan muayene ile ilgili 14 Ekim 1999 tarihli rapor (8 Ekim 1999): Sağ gözde yaygın subkonjonktival hemoraji, bulanık görme şikayeti, sağ arka paryetalde ve sol paryetalde 2 adet 1,5 cm.lik yara, sağ ön kol ön iç hizasında 8x3, 5x4 ve 7x1 cm.lik yüzeysel sıyrık, sol kalçada anüse yakın bölgede 2x1 cm.lik üzeri kurut bağlamış yara, sol uylukta ağrı ve uyuşma şikayeti, burun köküne elle basınca krapitasyon, sağ el sırtında his kaybı şikayeti mevcut olup, göz ve nöroloji konsültasyonu istenmesine rağmen hastanın hastaneye gitmeyi reddetmiştir. (7 gün süre ile iş göremez raporu);
- İnan Özgür Bahar:
Başvuranın şikayeti üzerine, Ceyhan Devlet Hastanesinde 24 Ağustos 2000 tarihinde düzenlenen rapor: Hastanın, Ceyhan Cumhuriyet savcısının 24 Ağustos 2000 tarihli talebi üzerine muayene edildiği; vücudun çeşitli bölümlerinde küçük hiperpigmente lezyonlar bulunduğu; söz konusu lezyonların sebebinin teşhis edilmesinin mümkün olmaması nedeniyle medikolegal muayene yapılmasının uygun olduğu bildirilmiştir;
- Haydar Baran:
1. Numune Hastanesinde düzenlenen hasta takip raporu (26 Eylül-1 Ekim 1999): Hastanın, darp ve yaralanma nedeniyle hastaneye getirildiği; üriner kateter yerleştirildikten sonra, KBBde konsültasyon yapılmış; nazal kırık, sırtta ve üst uzuvlarda yüzeysel aşınmalar ve abrasyonlar, vücutta çok sayıda ekimotik bölge, sağ tarafta dren takılmasını gerektiren pnömotoraks (dren 29 Eylülde çıkarılmıştır), sağ göz kapağında ekimoz, sol göz temporal bölgede hafif kanama mevcut olup, hastaya kan nakli yapıldığı bildirilmiştir;
2. Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından düzenlenen 14 Ekim 1999 tarihli rapor (8 Ekim 1999): Sağ göz dış kadranında subkonjonktival hemoraji, sağ göz üst kapakta 1x0,5 cm.lik ekimoz, sağ gözde bulanık görme şikayeti, burun kökünde şekil bozukluğu, göğüs kalesi sağ alt ön hizasında üzeri sütürlü dren yeri, sol ön kol üst arka hizasında üzeri kurutlu yaygın yüzeysel sıyrıklar, sol el serçe parmağında his kaybı, sol dirsekte ekimoz, sol kolun nahiyede 25x30 cm.lik, göğüs kafesi sol dış bölümünde 30x15 cm.lik ayrıca sol kol dış bölümünü tümüyle kaplayan ekimoz, sol kürek kemiği üzerinde 8x5 cm.lik yüzeysel sıyrık, bel nahiyesi sağında 15x1 cm.lik ray şeklinde ekimoz, sağ kolik nahiyede 15x8 cm.lik ekimoz, sağ kol arka ve dış bölümünü kaplayan yaygın ekimoz, sağ dirsek üzerinde 8x8 cm.lik yüzeysel sıyrık, sağ meme iç hizasında 5x5 cm.lik ekimoz, göğüs kafesinde ağrı şikayeti, sol uyluk farklı bölümlerinde 35x30 cm.lik, 25x25 cm.lik, 15x10 cm.lik, 8x7 cm.lik, sağ uyluk üst dış bölümünde 20x15 cm.lik üzeri yüzeysel sıyrıklı ekimoz, sol uyluk alt dış ekimoz bölümünde iç alt bölümünde, sol kol ve bacaklarda his kaybı mevcut olup, ortopedi ve göğüs cerrahisi konsültasyonu istenmiş, ancak şahıs konsültasyona gitmeyi kabul etmemiştir; hayati tehlikesi bulunmaktadır (25 gün süre ile iş göremez raporu)
- Küçük Hasan Çoban:
1. Numune Hastanesinde düzenlenen hasta takip raporu (26-29 Eylül 1999): Hastanın travma ve ateşli silahla yaralanma nedeniyle getirildiği; sağ 2 no.lu metakarp kırığı atelle bağlandığı; proksimal humerus medialde yaralanma, başkaca önemli patoloji bulunmadığı; diğer her türlü tıbbi muayeneyi reddetmesi sebebiyle servisten ayrılmasına izin verildiği bildirilmiştir. (15 gün süre ile iş göremezlik raporu)
2. Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından yapılan muayene ile ilgili 14 Ekim 1999 tarihli rapor (8 Ekim 1999): sol ön kol dış yüzünde 7x8 cm.lik ekimoz, sol dirsekte ağrı, sağ ön kolda dış yüzünde 5x3 cm.lik ekimoz, sol palietal bölgenin oyuğunda 1x1 cm.lik mermi giriş deliği, sağ bacakta 2x1,5 cm.lik mermi çıkış deliği, sol bacak dış yüzünde 3x4 cm.lik şevrotin yaralanması, sağ 2 no.lu metakarp kırığı, sağ küçük parmakta ağrı, sağ bacakta 1x1 cm.lik yüzeysel kabuklu lezyonlar, sol bacakta ve baldırda atel olduğu bildirilmiştir. (15 gün süre ile iş göremez raporu);
- Bülent Çütçü:
1. Numune Hastanesinde düzenlenen hasta takip raporu (26-29 Eylül 1999): Hastanın, darp ve yaralanma nedeniyle hastaneye getirildiği; sağ fibulada kırık olduğu, atel uygulandığı; her iki gözde ekimozlar mevcut olduğu ve başkaca patolojiler bulunmadığından hastanın servisten ayrılmasına izin verildiği bildirilmiştir.
2. Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından yapılan muayene ile ilgili 14 Ekim 1999 tarihli rapor (8 Ekim 1999): Sol bacak ön yüzde 4 adet 1x1 cm.lik yüzeysel sıyrık, sol bacak arka bölümünde alt hizada 15x8 cm.lik ekimoz, sağ ayak 2-3 ve 4. Parmak hizasında 4x5 cm.lik, sağ ayak bileği ön hizasında 6x5 cm.lik, sağ ayak dış malleolu üzerinde 8x6 cm.lik ekimoz, sol bacak ön yüzde ve sağ diz kapağı üzerinde 7 adet 1x1 cm.lik yüzeysel sıyrık, sağ bacak üst dış bölümünde 5x7 cm.lik ödem, sağ uyluk altı dış hizasında 3 adet 7x1,5 cm.lik ray şeklinde ekimoz, sağ uyluk orta dış hizasında 5x4 cm.lik ödem, her iki el bilekte 0.7 cm. Eninde bilezik şeklinde yüzeysel sıyrık, her iki el 1-2 ve 3. Parmakta uyuşma şikayeti, her iki göz alt kapağında 0,5 cm.lik ekimoz mevcut olup, nöroloji konsültasyonu istenmesine rağmen hasta, hastaneye gitmeyi kabul etmemiştir. (10 gün süre ile iş göremez raporu)
- Halil Doğan:
1. Numune Hastanesinde düzenlenen hasta takip raporu (26-28 Eylül 1999): Hastanın genel vücut travmasıyla hastaneye getirildiği; klinik tablosunun iyi olduğu bildirilmiş; oftalmoloji servisi tarafından önerilen tedaviyi reddetmesi nedeniyle hastaneden ayrılmasına izin verilmiştir;
2. 5 Kasım 1999 tarihli müşterek Adli Tıp muayenesi sonuçları: Hasta genel vücut travması ile getirilmiş olup, herhangi bir lezyon, kırık veya nörolojik arazdan bahsedilmemektedir. (1 gün süre ile iş göremez raporu)
- Yıldırım Doğan:
1. Numune Hastanesinde düzenlenen hasta takip raporu (26-28 Eylül 1999): Hastanın genel travma nedeniyle hastaneye getirildiği, kunt bir cisimle yapılmış darp izleri bulunduğu; özel başkaca patoloji bulunmadığı; müdahalede bulunulmasını reddetmesi nedeniyle servisten ayrılmasına izin verildiği bildirilmiştir;
2. Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından düzenlenen 14 Ekim 1999 tarihli rapor(8 Ekim 1999): Alın sağında 1 cm.lik lezyon, sağ göz alt kapata ekimoz ve hafif ödem, sırtta her iki kürek kemiği arasında 3x2 cm.lik, sol kürek kemiği üzerinde 2x1 cm.lik yüzeysel sıyrık, bel nahiyesinde 8x1,5 cm.lik ray şeklinde ekimoz, sağ el sırtında ve sağ dirsekte 2x2 cm.lik yüzeysel sıyrıklar, sağ kasık nahiyesinde 8x4 ve 4x2 cm.lik yüzeysel sıyrıklar, batın sağ alt kadranında ağrı, sağ diz kapağı üzerinde ve sağ bacak üst dış bölümünde 3x2 ve 2x1 cm.lik yüzeysel sıyrıklar, sağ ayak bileği ve sağ uylukta 2x1 cm.lik yüzeysel sıyrıklar mevcuttur. (İşbu rapora göre 10 gün; Ankara Savcılığının 25 Aralık 2000 tarihli 2000/5455 sayılı savcı iddianamesine göre, 15 gün süre ile iş göremez raporu)
- İlhan Emrah:
1. Numune Hastanesinde düzenlenen hasta takip raporu (26-29 Eylül1999): Hastanın genel vücut travması nedeniyle hastaneye getirildiği, metakarpta kırık bulunduğu ve atel uygulandığı; başkaca patoloji bulunmadığı; ilgilinin diğer bütün tıbbi müdahaleleri reddetmesi nedeniyle servisten ayrılmasına izin verildiği bildirilmiştir;
2. Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından düzenlenen 14 Ekim 1999 tarihli rapor (8 Ekim 1999): Sol el proksimal fulanksta 0,5 cm.lik üç adet erozyon, sol elde hafif ödem, sol uyluk arka yüzde 0,5 cm.lik kabuklu yaralar, sağ baldır iç kısmında 0,4 cm.lik kabuklu yaralar, sağ baldır dış yüzde 2x1 cm.lik, sol dirsekte 0,5x1 cm.lik, ön kolda 0,5x1 cm ve 0,5x2 cm.lik, sol dirsekte 0,5x1 cm.lik, sağ ön kol arka yüzde iki adet 0,5x2 cm.lik, sol gluteal üst iç kadranda 3x4 cm.lik erozyon izleri, peniste glans sağında 0,5x1,5 cm.lik erozyon, oksipital sağında 1x1 cm.lik ekimoz, sağ ayak sırtında karıncalanma ve göğüste ağrı mevcuttur. (15 gün süre ile iş göremez raporu)
- Veysel Eroğlu:
1. Acil Servisinde düzenlenen konsültasyon raporu (26 Eylül 1999, saat 12:00): Hastanın genel vücut travması nedeniyle getirildiği; hayati tehlikesi bulunduğu bildirilmiştir;
2. Numune Hastanesinde düzenlenen hasta takip raporu (26-28 Eylül 1999): Hastanın darp ve yaralanma nedeniyle hastaneye yatırıldığı; önemli herhangi bir patoloji bulunmadığı; her türlü tıbbi müdahaleyi reddetmesi nedeniyle servisten ayrılmasına izin verildiği bildirilmiştir;
3. 5 Kasım 1999 tarihli müşterek Adli Tıp muayene sonuçları: Hastanın darp ve yaralanma şikayetiyle geldiği; lezyon, kırık ya da nörolojik araz bulunmadığı bildirilmektedir. (1 gün süre ile iş göremez raporu)
- Erdal Gökoğlu:
1. Numune Hastanesinde düzenlenen hasta takip raporu (26-28 Eylül 1999): Hastanın genel vücut travması ve sağ uylukta mermi sonucu yaralanma nedeniyle hastaneye yatırıldığı; ortopedik, cerrahi ve KBB konsültasyonları yapıldığı; uyluktaki yaranın temizlendiği, 27 Eylül günü, her türlü tedaviyi reddetmesi nedeniyle hastaneden ayrılmasına izin verildiği bildirilmiştir;
2. Burdur Devlet Hastanesi Acil Servisinde yapılan muayene sonuçları (28 Eylül 1999, 22:13): sağ kaşta sütüre lezyon, her iki göz ve dudak çevresinde yaygın ekimoz ve ödem; bilhassa sırtta geniş ekimotik alanlar, ellerde ve kollarda ekimoz ve sıyrıklar, alt karında 2 cm.lik lezyon, sağ bacak lateral ve medial bölümlerinde düzensiz iki lezyon tespit edildiği bildirilmiştir;
3. 5 Kasım 1999 tarihli Kolektif Adli Tıp muayene sonuçları: Hastanın ateşli silah yaralanması ve darpa bağlı genel vücut travması ile geldiği, sağ uylukta ateşli silah giriş ve çıkış deliği olduğu, sol kaşta sütüre kesi, her iki göz etrafında ve dudaklarda yaygın ekimoz ve ödem, sırtta lineer ekimozlar, her iki el ve kulaklarda ekimoz ve sıyrıklar, alt karında 2 cm.lik lezyon bulunduğu kayıtlı olup, kırık nörolojik araz veya damar sinir lezyonundan bahsedilmediği tespit edilmiştir. (15 gün süre ile iş göremez raporu);
4. Burdur Devlet Hastanesinde düzenlenen 19 Kasım 1999 tarihli nihai sağlık raporu sonuçları: Hastanın artık hayati tehlikesinin bulunmadığı; halen 3 gün boyunca iş göremez olacağı bildirilmiştir.
- Barış Gönülşen:
1. Numune Hastanesinde düzenlenen hasta takip raporu (26-28 Eylül 1999): Hastanın genel vücut travması nedeniyle hastaneye yatırıldığı; önemli herhangi bir patoloji bulunmadığı; özel bir takibe ihtiyaç olmadığından servisten ayrılmasına izin verildiği bildirilmiştir;
2. Burdur Devlet Hastanesi Acil Servisinde yapılan muayene sonuçları (28 Eylül 1999, 22:13): Sol temporal bölgede 2 cm. süturlü parietal lezyon; sağ temporal bölgede 3 cm.lik sütüre lezyon, vertekste 3 ve 2şer cm.lik iki lezyon, alında biri sütüre olmak üzere 2 cm.lik iki lezyon, sol gözde yaygın ekimoz ve ödem, sağ gözün altında ekimoz ve sıyrık, dudaklarda ekimoz ve ödem, vücudun üst kısmında ve her iki elde yaygın ekimoz ve sıyrıklar, alt karında 2 cm.lik süturlü lezyon, sol dizde sütürlü düzensiz lezyonlar, her iki bacakta ekimoz ve sıyrıklar tespit edilmiştir;
3. 5 Kasım 1999 tarihli müşterek Adli Tıp muayene sonuçları: Hastanın darp ve yaralanmaya bağlı genel vücut travması ile geldiği bildirilmektedir: Önceki sonuçlar tasdik edilmektedir. (7 gün süre ile iş göremez raporu);
4. Burdur Devlet Hastanesinde düzenlenen 19 Kasım 1999 tarihli nihai sağlık raporu sonuçları: Hastanın hayati tehlikesinin bulunmadığı; 5 gün boyunca iş göremez olacağı ve 10 gün içinde iyileşeceği bildirilmiş olup, nöroşirürji kontrolü düzenlenmiştir.
- Mehmet Kansu Keskinkan:
1. Numune Hastanesinde düzenlenen hasta takip raporu (26-28 Eylül 1999): Hastanın, genel vücut travmasıyla hastaneye getirildiği, sağ el 2. parmakta atel uygulanmış falanks kırığı; KBB konsültasyonundan sonra nazal sprey reçete edildiği; başka her türlü tıbbi müdahaleyi reddetmesi nedeniyle, servisten ayrılmasına izin verildiği bildirilmiştir;
2. Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından yapılan muayene ile ilgili 14 Ekim 1999 tarihli rapor (8 Ekim 1999): Sol el ve sol ön kolda yarım alçı ateli, sol el 2. Parmak proksimal falanks dorsal yüzünde 2 cm.lik kabuklu yara, sol el 5. parmak proksimal falanks dorsal yüzünde 1 cm.lik süturlü yara, 2 ila 4. petakarpların distalinde soluk ekimozlar, saçlı deri oksipital ve paryetal bölümde 1 ila 2 cm.lik dört kesi, oksipitalde oksiput üzerinde 1 cm.lik iyileşme olan yara, sol omuzde 3x4 cm.lik, sağ omuzda 1x1 cm.lik erozyonlar, alt karın bölgesinde 21 cm.lik laparaskopi kesisi, sağ dizde 0,5 cm.lik kabuklu erozyon, sağ bacak ön yüzde iki adet kabukları dökülmüş yara izi mevcuttur (10 gün süre ile iş göremez raporu)
- Nihat Konak:
1. Numune Hastanesinde düzenlenen hasta takip raporu (26 Eylül-1 Ekim 1999): Hastanın, genel vücut travması ve ayağından mermiyle yaralanma nedeniyle hastaneye getirildiği; sağ el 5. metakarpta kırık, sağ ayak naviküler kemikte kırık mevcut olup; sağ ele atel uygulandığı; sağ ayaktaki mermi giriş ve çıkış deliklerinde doku kaybı, atel uygulandığı ve bu ayaktaki yara için plastik cerrahi konsültasyonu yazıldığı; ikinci vizite sırasında kan nakli yapıldığı; hastanın, 45 gün sonra ortopedik kontrol için tekrar gelmesi kaydıyla, 1 Ekim günü hastaneden çıkış yapmasına izin verildiği bildirilmiştir;
2. Ön Adli Tıp Raporu, tarihsiz: Hastanın klinik tablosu, hastanın genel vücut travması ve kurşunla yaralanma nedeniyle 26 Eylül 1999 tarihinde hastaneye getirildiği; durumunun kötü olduğu, sağ kaşta ekimozlar ve yırtılmalar; 2 cm.lik kesi, kurşun sekmesi meydana gelmiş olabilecek trakeada 0,5 cm.lik yüzeysel laserasyon; sol bilekte lazerasyonlar, parmaklarda çok sayıda kesik ve sağ ayakta ateşli silahla yaralanmaya bağlı olarak doku destrüksiyonu, sağ 5. metakarpta kırık ve sağ naviküler kemikte açık kırık tespit edilmiştir;
3. Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından düzenlenen 14 Ekim 1999 tarihli rapor (8 Ekim 1999): Sağ bacak ve ayakta alçı ateli, sağ ön kol ve elde alçı ateli, saçlı deri sınırında frontal sağda 3x4 cm.lik alanda kabukları dökülmüş erozyon, bu lezyonun alt medialinde 2x1 cm.lik üzerinde 1 cm.lik kesi bulunan kabukları dökülmüş erozyon, saçlı deri vertekste ortalama 2-3 mm. çaplarında altı-yedi adet minimal erozyonlar, sağ dirsek ön yüzünde 10x4 cm.lik iyileşmekte olan abrazyon, sol ayak 1. metatars dorsel yüzünde 2x1 cm.lik kabuklu abrazyon, sol ayak iç malleol altında 3x4 cm.lik kabuklu abrazyon, sol bacak ve sol dizde 4-5 mm. çaplarında 7-8 adet kabuklu abrazyonlar, sağ dirsek ve bilek arasında 1 cm.lik üç erozyon, hemitoraks altta ve sol lomber bölgede, belde üstte ve altta sağ hemitoraks altta 7-8 cm.lik sekiz ekimoz, göbek altında 2 cm.lik laparaskopi kesisi, sağ el 2 ve 3. parmak ile sol el 1. parmakta 1x1 cm.lik abrazyonlar tespit edilmiştir. (25 gün süre ile iş göremez raporu)
- Savaş Kör:
1. Numune Hastanesinde düzenlenen hasta takip raporu (26-29 Eylül 1999): Hastanın genel vücut travması nedeniyle hastaneye getirildiği; sol el proksimal falankstan 2, 3 ve 4 no.lu parmakların ampute edildiği, sol ön kolda mermi giriş ve çıkış deliği bulunduğu, sağ radius distalde kırık, mermi çıkış deliğinde doku kaybı, serebral ve ortopedik patoloji bulunmadığı; hastanın başkaca müdahaleyi kabul etmemesi nedeniyle 29 Eylül günü çıkışına izin verildiği bildirilmiştir;
2. Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından düzenlenen 14 Ekim 1999 tarihli rapor
(8 Ekim 1999): Sağ ön kol atelde olup, bu kolda 1x1 cm.lik mermi çekirdeğine ait giriş ve 5x5 cm.lik çıkış deliği mevcut olup, yine aynı kolda radius distal uçta kırık gözlemlenmiştir. Sol kol dış bölümünde 8x10 cm.lik mor renkli ekimoz, sırtta her iki kürek kemiği üzerinde ve arasında yaygın yüzeysel çizikler, göbek üstü ve göbek altında 1 cm.li üzeri sütürlü parasentez yerleri, sağ diz kapağı üzerinde iki adet 1x1 cm.lik yüzeysel sıyrık, sağ kulak arkasında 5 cm.lik sütüre yara, frontal bölgede 2 cm.lik sütüre yara, oksipital bölgede 1 cm.lik yara mevcut olduğu bildirilmiştir. (15 gün süre ile iş göremez raporu)
- Önder Mercan:
1. Numune Hastanesinde düzenlenen hasta takip raporu (26-29 Eylül1999): Hastanın genel vücut travması nedeniyle hastaneye yatırıldığı; genel durumunun iyi olduğu, gözlerde ekimozlar ve nazal kırık bulunduğu; durumunun özel herhangi bir takip gerektirmediğinden ilgilinin servisten ayrılmasına izin verildiği bildirilmiştir;
2. 5 Kasım 1999 tarihli müşterek Adli Tıp muayene sonuçları: Hastanın darp ve yaralanmaya bağlı genel travma nedeni ile geldiği; nazal kırığı olduğu bildirilmiştir. (10 gün süre ile iş göremez raporu)
- Duygu Mutlu:
Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından düzenlenen 14 Ekim 1999 tarihli rapor (8 Ekim 1999): Sağ göz dış kadranında subkonjontktival kanama, sağ göz alt kapakta ekimoz, saçlı deride sol arka paryetalde 1,5 cm.lik, sağ paryetalde 2 adet 3 ve 2 cm.lik yara, sağ arka paryetalde 3 cm.lik oksipital orta bölümünde 1,5 cm.lik, sağında 1 cm.lik, alın ortasında saçlı deri sınırında 1,5 cm.lik yara, sırtta her iki kürek kemiği üzerinde yedi adet 8x1,5 cm.lik ray şeklinde ekimoz, her iki diz kapağı üzerinde yüzeysel sıyrıklar mevcut olduğu bildirilmiştir. (10 gün süre ile iş göremez raporu)
- Behsat Örs:
1. Numune Hastanesinde düzenlenen hasta takip raporu (26-28 Eylül 1999): Hastanın ateşli silah yaralanması nedeniyle hastaneye yatırıldığı, sol fibulada parçalı kırık olduğu ve sol bacak distal üzerinde mermi çıkış deliği bulunduğu, atel uygulandığı, hastanın diğer tedavileri reddetmesi nedeniyle servisten ayrılmasına izin verildiği bildirilmiştir;
2. 5 Kasım 1999 tarihli müşterek Adli Tıp muayene sonuçları: Hasta ateşli silah yaralanması ile gelmiştir: Mermi çıkış deliği sol bacak distal üzerinde olduğu kayıtlı olup damar lezyonundan bahsedilmediği, sol fibulada parçalı kırık bulunup atel uygulandığı, vasküler patolojisi bulunmadığı, hastanın diğer tedavileri reddettiği bildirilmiştir. (15 gün süre ile iş göremez raporu)
- Ertan Özkan:
1. Numune Hastanesinde düzenlenen hasta takip raporu (26-28 Eylül 1999): Hastanın genel vücut travması ve sağ bacakta ateşli silahla yaralanma nedeniyle hastaneye yatırıldığı, atel uygulandığı; diğer patolojik verilerin olağan olduğu; hastanın hemoglobin oranındaki düşüş nedeniyle önerilen kan naklini reddettiği; servisten ayrılmasına izin verildiği, kalçadaki yaralanma nedeniyle tedavi görmesi hususunda uyarıldığı bildirilmiştir;
2. 5 Kasım 1999 tarihli müşterek Adli Tıp muayene sonuçları: Hastanın darp ve ateşli silah yaralanmasına bağlı genel vücut travması ile getirildiği, sağ bacakta ateşli silah giriş çıkış deliği olduğu, damar ve kemik patolojisi bulunmadığı, bacağın alındığı, şahsın diğer tedavileri kabul etmediği kayıtlı olup kırık ve damar sinir lezyonundan bahsedilmemiştir. (15 gün süre ile iş göremez raporu)
- Özgür Saltık:
1. Numune Hastanesinde yapılan muayenenin raporu (26 Eylül1999): Simfizis pubise kas içi sabitleme konulduğu; hastanın torasik cerrahi konsültasyonunu kabul etmediği bildirilmiştir;
2. Numune Hastanesinde düzenlenen hasta takip raporu (26-29 Eylül1999): Hastanın genel vücut travması ile darp ve yaralanma nedeniyle hastaneye yatırıldığı; test sonuçlarının normal olduğu; serebral patoloji bulunmadığı; tedaviyi reddettiğinden hastanın servisten ayrılmasına izin verildiği bildirilmiştir;
3. Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından yapılan muayene ile ilgili 14 Ekim 1999 tarihli rapor (8 Ekim 1999): Sağ göz dış kadranında subkonjonktival hemoraji, sol göz dış kenarında 1x1 cm.lik, sol göz alt kapağında 0,5 cm. çapında yüzeysel sıyrık, göğüs kafesi solunda ağrı şikayeti, boyun sağ alt hizasında 3x1 cm.lik yüzeysel sıyrık, sağ diz kapağı üzerinde üzeri kurut bağlamış yüzeysel sıyrıklar, sağ el işaret parmağında ağrı şikayeti, üst çene kemiğinde patoloji mevcut olduğu bildirilmiştir. (25 gün süre ile iş göremez raporu)
- Mustafa Selçuk:
1. Burdur Devlet Hastanesi Acil Servisinde yapılan muayene sonuçları (28 Eylül 1999, 0:20): Genel durumu iyi olup, her iki göz çevresinde ödem ve ekimozlar, sırtta ekimoz, dizde ekimoz ve sıyrıklar mevcut olduğu bildirilmiş; diğer arazlardan bahsedilmemiştir.
2. 5 Kasım 1999 tarihli Kolektif Adli Tıp muayene sonuçları: Hastanın darp ve yaralanma nedeni ile geldiği bildirilmiş olup, önceki sonuçlar onaylanmıştır. (5 gün süre ile iş göremez raporu;
3. Burdur Devlet Hastanesi tarafından verilen 19 Kasım 1999 tarihli nihai sağlık raporu sonuçları: Hastanın artık hayati tehlikesinin bulunmadığı; 3 gün süre ile iş göremez olacağı ve 5 gün içinde iyileşeceği bildirilmiştir.
- Özgür Soylu:
1. İbni Sina Hastanesi Acil Servisi Birinci Konsültasyon Raporu (26 Eylül 1999, 15:15): Hastanın çok sayıda kırık ve yaralanma nedeniyle getirildiği, genel vücut travması bulunduğu, hayati tehlikesinin devam ettiği bildirilmiştir;
2. İbni Sina Hastanesi Acil Servisi İkinci Konsültasyon Raporu (27 Eylül 1999, 12:15: Hastanın darp ve yaralanma nedeniyle getirildiği; tedavi edildiği; artık hayatı tehlikesinin bulunmadığı bildirilmiştir;
3. 5 Kasım 1999 tarihli Kolektif Adli Tıp muayene sonuçları: Hastanın darp ve yaralanma nedeni ile geldiği; kırık ve nörolojik araz bulunmadığı bildirilmiştir. (5 gün süre ile iş göremez raporu)
- Cem Şahin:
1. Burdur Devlet Hastanesi Acil Servisinde yapılan muayene sonuçları (28 Eylül 1999, 0:20): Genel durumu iyi; orbitral bölgede ekimozlar, toraks ve her iki dizde çok sayıda ekimoz mevcut olup, başkaca patoloji bulunmadığı; hastanın genel sağlık servisine kabul edildiği bildirilmiştir;
2. 5 Kasım 1999 tarihli müşterek Adli Tıp muayene sonuçları: Hastanın darp ve yaralanma şikayeti ile geldiği; her iki gözde ödem ve ekimoz olduğu; göğüs ve her iki dizde çok sayıda ekimoz bulunduğu bildirilmiş olup, kırık ve nörolojik arazdan bahsedilmemiştir. (5 gün süre ile iş göremez raporu) ;
3. Burdur Devlet Hastanesi tarafından verilen 19 Kasım 1999 tarihli nihai sağlık raporu sonuçları: Hastanın artık hayati tehlikesinin bulunmadığı; 3 gün boyunca iş göremez olacağı ve 7 gün içinde iyileşeceği bildirilmiştir.
- Devrim Turan:
Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından yapılan muayene ile ilgili 14 Ekim 1999 tarihli rapor (8 Ekim 1999): Sol temporal bölgede, saçlı deride 1,5 cm yara, parietalde ağrı ve hafif ödem, sağ kaşta 0,5 cm yüzeysel aşınma, sağ göz kapağında ekimoz, sırtta ve sol elde hafif ekimoz, sağ serçe parmak tırnağının altında ekimoz, vücudun sağ tarafında ağrı ve 2x1 cm.lik kabuklu yüzeysel sıyrık, sağ uyluğun iç tarafında 15x3 cm.lik ray şeklinde ekimoz, sağ baldırın dış tarafında 2x1 cm.lik ekimoz mevcut olduğu bildirilmiştir (7 gün süre ile iş göremez raporu).
- Sadık Türk:
1. Burdur Devlet Hastanesi Acil Servisinde yapılan muayene sonuçları (28 Eylül 1999, 0:20): Hastanın genel sağlık durumunun iyi olduğu; frontalde ekimozlar ve ödemler olduğu; başkaca patoloji bulunmadığı, genel sağlık servisine kabul edildiği bildirilmiştir;
2. 5 Kasım 1999 tarihli müşterek Adli Tıp muayene sonuçları: Hastanın darp ve yaralanma nedeni ile geldiği; genel durumunun iyi olduğu, frontalde ekimoz ve ödem, göğüste ekimozlar bulunduğu bildirilmiş; kırık ve nörolojik arazdan bahsedilmemiştir. (5 gün süre ile iş göremez raporu);
3. Burdur Devlet Hastanesi tarafından verilen 19 Kasım 1999 tarihli nihai sağlık raporu sonuçları: Hastanın artık hayati tehlikesinin bulunmadığı; 3 gün boyunca iş göremez olacağı ve 5 gün içinde iyileşeceği bildirilmiştir.
- Enver Yanık:
1. Numune Hastanesinde düzenlenen hasta takip raporu (26 Eylül-4 Ekim 1999): Hastanın genel travma ve ateşli silahla yaralanma nedeniyle hastaneye yatırıldığı, sağ bacak distalinde mermi giriş ve çıkış deliği bulunduğu, sol bacağın iç kısmında doku kaybı, her iki dize sıyrıklar, sol dizin arka kısmında sıyrık, sağ tarafta hemotoraks, torasik dranle tedavi edilmiş (dren 29 Eylül günü geri çıkarılmıştır), sağ baldırda ortopedik debridman gerektiren parçalanmış kırık mevcut olduğu, hastaya kan nakli ve periton lavajı yapıldığı; bir ay içinde ortopedik kontrol öngörüldüğü ve ilgilinin 4 Ekim 1999 tarihinde servisten ayrılmasına izin verildiği bildirilmiştir.
2. 5 Kasım 1999 tarihli müşterek Adli Tıp muayenesi sonuçları: Daha önce varılan sonuçlar tasdik edilmiştir; ilgilinin hayati tehlikesinin bulunduğu bildirilmiştir. (25 gün süre ile iş göremezlik raporu)
- Kemal Yarar:
Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından yapılan muayene ile ilgili 14 Ekim 1999 tarihli rapor (8 Ekim 1999): Sağ üst 1 ve 2 no.lu kesici dişlerde minimal travmatik sublüklasyon, alt dudak iç yüzde orta hat sağında 1 cm.lik iyileşmiş yara izi, göğüs ön yüzde stermum hizasında ve sırtta inter skapuler bölgede torakal vertebralar üzerinde palpasyonla hassasiyet, sağ el bilekte 0,5x6-7 cm.lik, sol el bilekte 0,5x5 cm.lik üzerleri kabuklu erozyonlar, sağ kolda hafif derecede kuvvet azalması, sağ bacak ve sağ elde his kaybı tespit edildiğinden, Numune Hastanesinde nöroloji konsültasyonu önerildiği; ancak hastanın gitmeyi kabul etmediği bildirilmiştir. (5 gün süre ile iş göremez raporu)
- Yahya Yıldız:
Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından yapılan muayene ile ilgili 14 Ekim 1999 tarihli rapor (8 Ekim 1999): Sol gözkapağında ve sol yanakta ekimozlar, saçlı derinin sağ parietal bölgesinde 3 cm.lik lezyon, sağ kürek kemiğinde 8x1 cm.lik, sağ ön kol dış yüzünde 3x1 cm.lik, her iki bilek dış yüzünde 0,5 cm.lik ekimozlar, sol tarafta ağrı, sol baldır arkasında 4x1 cm.lik altı ekimoz, sağ baldır arkasında 7x2 cm.lik bir ekimoz mevcut olduğu bildirilmiştir. (5 gün süre ile iş göremezlik raporu)
- Gürcü Çakmak:
Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından yapılan muayene ile ilgili 14 Ekim 1999 tarihli rapor (8 Ekim 1999): Saçlı deri verteks ön sol bölümde 1x1 cm.lik iyileşmiş yara izi, sağ alt göz kapağında kabukları dökülmüş abrazyon, alt çene sağda korpus mandibula içerisinde 5x2 cm.lik çene altına doğru uzanan soluk ekimoz, sağ üst 2 nolu dişte minimal sublüksasyon, 3 nolu diş ucunda minimal travmatik amputasyon, sol paryetalde 2x1 cm.lik ödem, sağ omuz arkada 1x1 cm.lik ve sağ skapula üst ucu üzerinde 2x1 cm.lik ekimozlar, sol kolda 2x1 cm.lik, 3x4 cm.lik ve 3x5 cm.lik soluk ekimozlar, kolda 4x3 cm.lik, sağ ön kolda 2x1 cm.lik soluk ekimozlar, sol dirsekte kabuklu abrazyon, sol bacakta diz altında 1x1 cm.lik etrafı ödemli ve eritemli enfekte yara, sol bacak ön yüz dış yüzde 3x4 cm.lik soluk ekimoz, her iki bacakta 5x4 cm.lik soluk ekimozlar, sağ el 1, 2 ve 4. Parmakların dorsal yüzlerinde kabukları dökülmüş erozyonlar, sol el bilekte bilezik tarzında kabukları dökülmüş erozyon, bel ve baş ağrılarından yakınmaları olduğu tespit edilmiştir. (10 gün süre ile iş göremez raporu)
- Songül Garip:
Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından yapılan muayene ile ilgili 14 Ekim 1999 tarihli rapor (8 Ekim 1999): Sol kol arkasında 8x5 cm.lik aşınma ve ekimoz, sol ön kolda 1x1x cm.lik iki ekimoz, sağ dirsekte 1x1 cm.lik sıyrık ve ekimoz, sol bilek iç yüzünde 3x0,5 cm.lik sıyrık, sağ ön kol arka yüzünde hafif ödem, sol dirsekte ağrı, sol uyluk altında 4x4 cm.lik ve 8x5 cm.lik, dış yüzünde 3x5 cm.lik ekimoz, sağ uyluk dış yüzünde 3x3 cm.lik iki ekimoz, sol bacak arkasında 2x1 cm.lik ekimoz, sağ ayak bileğinde ağrı ve hafif ödem, boyunda ağrı olduğu, ilgilinin ortopedik konsültasyonu kabul etmediği bildirilmiştir (7 gün süre ile iş göremezlik raporu).
- Filiz Gülkokuer:
1. Numune Hastanesinde düzenlenen hasta takip raporu (26-29 Eylül1999): Hastanın darp, yaralanma ve vücut travması ile hastaneye yatırıldığı; anemi olduğu; başkaca önemli patoloji bulunmadığı, durumunun özel takip gerektirmemesi nedeniyle, servisten ayrılmasına izin verildiği bildirilmiştir;
2. Cezaevi doktoru tarafından yapılan muayene: Her iki gözde ikter teşhis edilmiştir.
3. Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından yapılan muayene ile ilgili 14 Ekim 1999 tarihli rapor (8 Ekim 1999): Saçlı deri oksipital bölge sağda 1x1 cm.lik ödem, sol kulak arkasında 1x1 cm.lik ödem, sol zigoma altında 3x3 cm.lik, sağ kolda 2x2 cm.lik, sol omuz üstünde 1x1 cm.lik, sol kolda 4x1 cm.lik, sağ dirsekte 1x1 cm.lik (elle yoklamada endurasyon) ekimoz, sağ ön kol ile sağ dirsek ve bilek arasında 2x1 cm.lik beş adet ekimoz, sol el sırtında 1x1 cm.lik üç adet ekimoz, sırtta yaklaşık 4x5 cm.lik çok sayıda ekimoz, sağ bacak ile sol bacak dış kısmında yaklaşık 5x5 cm.lik çok sayıda ekimoz, sağ dizde 1x1 cm.lik ekimoz tespit edilmiştir. (10 gün süre ile iş göremez raporu)
- Hayriye Kesgin:
Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından yapılan muayene ile ilgili 14 Ekim 1999 tarihli rapor (8 Ekim 1999): Sağ göz kapakta soluk ekimoz, sağ kulak arkasında 4x3 cm.lik soluk ekimoz, verteks üzerinde 0,5 cm.lik yara izi, sağ temporal bölgede 1 cm.lik yara izi, bunun altında 2 cm. Çapında hafif ödem, sağ el bilekte 0,5 cm eninde erozyonlar, uyluk ve bacaklarda çok sayıda soluk ekimoz, sağ dirsek arkasında erozyon, sol el bilekte hafif ödem. İlgiliye, her iki kolda ve elde kuvvet kusuru yakınmasında bulunduğundan, Numune Hastanesinde nöroloji konsültasyonu önerilmiş ancak bahse konu şahıs hastaneye gitmeyi kabul etmemiştir. (10 gün süre ile iş göremez raporu)
- Aynur Sız:
Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından yapılan muayene ile ilgili 14 Ekim 1999 tarihli rapor (8 Ekim 1999): Saçlı deri oksipital solda verteks arkasında 2x1 cm.lik şişlik, sağ kolda 3x6 cm.lik ekimoz, sağ ve sol bacakların çeşitli yüzlerinde çok sayıda soluk ekimozlar, sağ skapula bölgesinde 4x3 cm.lik ekimoz, her iki el sırtında kabukları dökülmüş erozyonlar tespit edilmiştir. (7 gün süre ile iş göremez raporu)
- Cemile Sönmez:
Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından yapılan muayene ile ilgili 14 Ekim 1999 tarihli rapor (8 Ekim 1999): Saçlı deri oksipitalde deri altında ağrı, her iki el parmaklarında yaklaşık 1x1 cm.lik yara izleri, sağ el 5. Metakarpta hassasiyet, sağ el 4. Parmak proksimal falanksta ve sağ el 4 ve 5. Metakarplarda 1x1 cm.lik soluk ekimozlar, sağ baş parmakta 1 cm.lik ödem ve lezyon, bileğe yakın bilezik şeklinde ödemler, sağ üst göz kapağında 0,5x1 cm.lik ekimoz, belde sağda 3x4 cm.lik kabukları dökülmüş abrazyon, sağ dirsekte 4x3 cm.lik soluk ekimozlar, deltoit adale üzerinde kolda 4x3 cm.lik soluk ekimozlar, sol uyluk önde 10x5 cm.lik, sağ uyluk önde 5x4 cm.lik ekimozlar, sol bacak önde 4x2 cm.lik, 2x1 cm.lik, 2x1 cm.lik ve 4x3 cm.lik dört ekimoz tespit edilmiş olup, metakarpta hassasiyet nedeniyle Numune Hastanesinde ortopedi konsültasyonu önerilmiş; ancak bahse konu şahıs hastaneye gitmeyi kabul etmemiştir. (7 gün süre ile iş göremez raporu)
- Sevinç Şahingöz:
Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından yapılan muayene ile ilgili 14 Ekim 1999 tarihli rapor (8 Ekim 1999): Burun kökünde, sırtta ve şakaklarda ağrı, sağ gözkapağı altında ekimoz, kürekkemikleri arasında 5x1 cm.lik ekimoz, göğüste 1x1 cm.lik yüzeysel dört sıyrık, ağrılı respirasyon şikayeti, sağ dirsekte 1x1 cm.lik yüzeysel aşınma, sağ uyluk dış yüzünde 6x5 cm.lik ekimoz, sol uyluk dış yüzünde 4x2 cm.lik ve 3x5 cm.lik ekimozlar, sol bacakta ve sol kolda uyuşma şikayeti mevcut olup, ilgili önerilen konsültasyonları kabul etmemiştir. (7 gün süre ile iş göremez raporu).
- Filiz Uzal (Soylu):
Ankara Adli Tıp Kurumu tabipleri tarafından yapılan muayene ile ilgili 14 Ekim 1999 tarihli rapor (8 Ekim 1999): gözkapağının altında 1x1 cm.lik, sol gözkapağı üstünde 3x1 cm.lik ekimozlar, burun krepitasyonu ve ödem, saçlı deride sol parietal bölgede 2x1 cm.lik ödem, sol kol iç yüzünde 3x1 cm.lik iki ekimoz, sağ kasıkta 4x2 cm.lik ekimoz, sağ dizde 2x1 cm.lik yüzeysel sıyrık, sağ bacak dış yüzünde 3x2 cm., 2x1 cm. ve 1x1 cm.lik ekimozlar, sol ön bacakta 1x1 cm.lik üç ekimoz, sol arka bacakta 4x2 cm.lik yüzeysel sıyrık, sağ 3. parmak proksimal falanksta ödem ve ağrı mevcut olup, ilgilinin KBB konsültasyonunu kabul etmediği bildirilmiştir. (10 gün süre ile iş göremez raporu).
Dosyada aşağıda adı yazılı başvuranlarla ilgili herhangi bir tıbbi belge yer almamaktadır:
- Sibel Aktan (Aksoğan), Şerife Arıöz, Derya Şimşek, Edibe Tozlu, Fadime Özkan, Başak Otlu, Zeynep Güngörmez, Fatime Akalın, Gönül Aslan ve Esmahan Ekinci;
- Cemaat Ocak, Aydın Çınar, Murat Güneş, Gürhan Hızmay, Ertuğrul Kaya ve Murat Ekinci.
EK V
Yaralı başvuranların (B Listesi) ve eski başvuranların Eylül 2000de alınan ilk ifadeleri
- Kemal Yarar (28 Eylül): (...) İfade vermek istemiyorum. Ailem ve avukatlarımla görüşmeden önce ifade vermeyeceğim. (...) ;
- Mehmet Kansu Keskinkan (28 Eylül): 26 Eylül sabahı, saat 4 sıralarında, 4. koğuşta televizyon seyrediyordum (...). Hava deliğinin yakınında olduğumdan, askerlerin geçtiğini gördüm; daha sonra, bir gürültü patırtı oldu; kapının önünde bir kalabalık birikti; askerlerin girişine engel olmaya çalışıyorlardı (...); o sırada, jandarmalar, içeri girmemiz için bize uyarıda bulundular; yapılan uyarıya uymadık, infaz edilmekten korkuyorduk ; (...) göz yaşartıcı bombalar attılar; her yerde atış sesleri çınlıyordu; ama kimin ateş ettiğini göremedim. (...) Bizim koğuşumuzdan kimse ateş etmedi. (...) Olaya katılmadım; ama çatıdan atılan bir tuğla nedeniyle yaralandım (...) ;
- İ.B. (27 Eylül): (...) saat 3.30 sıralarında çatıdan gelen seslere uyandım ve hava deliğinin arasından özel kuvvetleri gördüm. 4 ve 5 no.lu koğuşlar arasındaki geçişte, muhtemelen kulelerden gelen 9-10 el atış sesi duydum (...). 4. koğuşun önünde üç kişinin vurularak öldürüldüğünü öğrendim; başka silah sesleri çınladı; 7. koğuşun havalandırmasında 4-5 kişinin öldürüldüğünü söylediler (...). Bir subay 7. koğuşun havalandırmasından tabancasıyla bize doğru ateş ederken, askerler, 7. koğuşun kenarındaki kapıya saldırarak girdiler ve göz yaşartıcı bombalar atmaya başladılar (...). Saat 4 sıralarında, itfaiyeciler su ve köpük sıkmaya başladılar; 4. koğuşun havalandırmasında köpük boyumuza kadar ulaştı. Çatıların üzerindeki askerler tuğla ve taş atmaya başladılar; kundaklı yayları vardı; daha sonra, göz yaşartıcı bomba attılar (...). Ateş sesleri duyduk ve diğer tutukluların 4. koğuşun önünde vurulduklarını öğrendik; bunun üzerine iki gruba ayrıldık; bir grup 4. koğuşa girdi; diğer grup ise mutfağa girdi. Ben koğuştaydım; mutfaktakilerin, askerler tarafından başka yere götürülmekte olduklarını anladım. Daha sonra Aziz Dönmezin benim yanımda vurulduğunu gördüm ve yere yığıldı (...). Onu oradan çekmeye çalıştığım sırada, benim de göğsüme kurşun isabet etti ve yere düştüm (...). Askerler beni dışarı doğru sürüklediler ve 4. koğuşun kapısının önüne attılar; daha sonra beni uzun koridor boyunca döverek çıkışa götürdüler (...);
- Gürcü Çakmak (28 Eylül): (...) Şu anda ifade vermek istemiyorum; yalnızca suç duyurusunda bulunmak istiyorum (...). Sabah saat 4de bize saldırdılar; koğuşlarımıza girdiler; bizi dövdüler ve göz yaşartıcı bomba kullanarak bizi etkisiz hale getirdiler. (...) Açlık grevi başlattık ve bu grev arkadaşlarımızdan, avukatlarımızdan ve ailelerimizden haber alıncaya kadar devam edecektir (...);
- Yıldırım Doğan (28 Eylül): (...) Halen psikolojik ve fiziksel sorunlar nedeniyle acı çekmekteyim. Yaşanan olaylarla ilgili olarak konuşmak istemiyorum. Avukatımla görüştükten sonra konuşacağım.;
- Songül Garip (28 Eylül): (...) Ulucanlardaki olayın nasıl ve neden çıktığını bilmiyorum (...). Saat 4e doğru, saldırıya uğradık; dövüldük; yaralandık; çok sayıda arkadaşımız öldürüldü (...). Sorumlular, arama yapacaklarını söylediler ama bizi uyarmadılar; direk koğuşlarımıza girerek bize saldırdılar. (...) Avukatımla ve ailemle görüşmek istiyorum (...);
- Duygu Mutlu (28 Eylül): (...) Ben, 5. koğuştaydım (...). Olay gecesi, askerlerin çatıya çıktığını ve baskın yapmak için koğuşlara girmek istediklerini arkadaşlarım söyledi (...). Bunun üzerine, güç oluşturmak için 4. koğuşa geçmek istedik; ama biz daha koğuşun havalandırmasına varmadan çatıdan ateş edilmeye başlandı; bu arada üzerimize çatıdan tuğla yağıyordu. 4. koğuşun havalandırmasında, Abuzer ve Halilin yaralandığını gördüm; daha sonra baktığımda ölmüş olduklarını fark ettim. (...) Havalandırmaya yoğun şekilde su ve köpük sıkıyorlardı; yerde yaralılar vardı; boğulmamaları için onları 4. koğuşa aldık. Daha sonra, (...), Ümitin yaralandığını gördüm; yardım etmeye çalıştım; ardından tekrar 4. koğuşa girdim; ama göz yaşartıcı bomba atılmıştı ve bombanın etkisinden kaçmak için tekrar koğuştan çıktım. Fakat üzerimize tuğlalar yağmamaya devam ediyordu; ben de tekrar koğuşa girdim ve girişi engellemek için bir barikat kurduk. Bu sırada İsmailin yaralandığını gördüm (...). Daha sonra, askerler etrafı kuşattı ve bizi hamama doğru götürdüler. Giderken, gizli silahlar olup olmadığını öğrenmek için bizi dövdüler (...). Arama yapılacağını düşünüyorduk; bu nedenle sırayla nöbet tutuyorduk. O gece de nöbet tuttuk (...). Operasyonun sonuna kadar, arama yapılacağı ya da teslim olmamız yönünde gelen herhangi bir uyarı duymadım. Çatışmalar sırasında, arkadaşlarımdan hiçbirinin silah kullandığını görmedim. (...) Eğer silahlar bulunduysa; bunların ne şekilde ve kim tarafından içeriye sokulduğunu bilmiyorum; cezaevinde silah bulunmuşsa, bunlar şüphesiz operasyon sonrasında konulmuştur (...);
- Aynur Sız (28 Eylül): Bu olay hakkında ifade vermek istemiyorum; suç duyurusunda bulunmak istiyorum. (...);
- Cemile Sönmez (28 Eylül): Bu olay hakkında ifade vermek istemiyorum; suç duyurusunda bulunmak istiyorum. Cezaevi savcısı, gardiyanlar, yöneticilerin yanı sıra askerler ve subaylar, siyasi suçlar nedeniyle tutuklu olanlara karşı yapılan katliamın sorumlusudurlar; bana ve arkadaşlarıma işkence yapılmıştır (...);
- Sevinç Şahingöz (28 Eylül): Cezaevi yöneticileri ve savcısı ile subaylar 26 Eylül günü meydana gelen olayın sorumlusudurlar. (...). Başka hiçbir şey bilmiyorum. On iki arkadaşımız öldürüldü. Başka hiçbir şey demeyeceğim. Hepimiz yaralıyız; hepimiz açlık grevi yapıyoruz. (...);
- F.H.T. (28 Eylül): 26 Eylül günü saat 4 sıralarında yaşanan olaylardan kimlerin sorumlu olduğunu biliyoruz; ifade vermek istemiyorum. Şikayetçi olacağım; sorularınıza cevap vermeyeceğim. (...) Bir katliam yapıldı ve bunun sorumlusu Milli Güvenlik Kurulu, Hükümet, Adalet Bakanlığı, idareciler, komutanlar, askerler ve gardiyanlardır. On iki kişi öldürüldü; diğerleri yaralandı ve içlerinden bazıları komada. (...) Bu tutanağı imzalamak istemiyorum. (...);
- Devrim Turan (28 Eylül): (...) Bu tutanağı ne vermek ne de imzalamak istiyorum (...);
- Filiz Uzal (Soylu) (28 Eylül): (...) Bu olaydan dolayı ifade vermek istemiyorum; ancak bizim ve arkadaşlarımızın maruz kaldığı darp ve yaralanmalardan sorumlu olan cezaevi müdürleri ve savcısından, askerler ve subaylardan şikayetçiyim (...) ;
- Yahya Yıldız (28 Eylül): (...) 4. koğuştanım ve bu olay hakkında ifade vermek istemiyorum. (...);
- H.Y. (28 Eylül): Bu olay hakkında ifade vermek istemiyorum; suç duyurusunda bulunmak istiyorum. (...) Avukatlarımızla ve ailelerimizle görüşmek istiyoruz (...). Bir adli tabiple görüşmek istiyorum. Eski koğuşlarımıza geri dönmek istiyoruz (...).
EK VI (A-B)
VI-A: 18 ila 27 Ekim 1999 tarihli ifadeler
18 Ekim: Zile savcılığı, tutuklular Ö.Ç., E.G, N.Ş. ile başvuranlar Cemaat Ocak, Derya Şimşek, Ertan Özkan ve Aydın Çınarın istinabe yoluyla ifadelerini almıştır. Tutuklulardan ilk ikisi, olaya katılmadıklarını, Ulucanlara gizlice sokulan silahlarla ilgili olarak herhangi bir bilgileri olmadığını ifade etmişlerdir. Aydın Çınar, olayların yaşandığı gece, uyumakta olduğunu, silah ve göz yaşartıcı bomba sesleriyle uyandığını belirtmiştir. Ertan Özkan (...) ne cezaevi idaresine karşı yapılan silahlı isyanla ne de cezaevine silah ve başka suç eşyalarının sokulması konusunda hiçbir şey bilmiyorum. beyanında bulunmuştur.
19 Ekim: Niğde Savcılığı tarafından, başvuranlar Zeynep Güngörmez, Şerife Arıöz, Esmehan Ekinci, Fatime Akalın, Sibel Aktan (Aksoğan), Edibe Tozlu ve Başak Otlunun istinabe yoluyla ifadeleri alınmıştır. Tutanağı vermeyi ve imzalamayı kabul etmemişlerdir.
20 Ekim: Savcı, şüphesiz Astsubay M.Hak. idaresinde, altı jandarmanın, A.Gök., M.Abd., Ş.Süm., M.Ayd., K.Uça. ve M.İşl.in, aramalar sırasında çekilen fotoğraflarla ilgili olarak ifadelerini almıştır. Adı geçen jandarmalar, olayların resmi anlatımını doğrulamışlardır.
26 Ekim: Başvuranlar Enver Yanık ve Önder Mercanın ifadeleri istinabe yoluyla, olaydan sonra nakledildikleri Amasya Cezaevinde alınmıştır. İlgili şahıslar, ihtilaf konusu operasyonla ilgili olarak herhangi bir beyanda bulunmama konusunda ortak karar aldıklarını belirtmişlerdir.
VI-B: 28 Ekim ila 26 Kasım 1999 tarihli ifadeler
28 Ekim 1999:
- Veysel Eroğlu: (...) saat 3.30 sıralarında, silah sesleriyle uyandık, giyinik olduğumuzdan, havalandırmamıza çıktık; Abuzer Çat ve Halil Türkerin cesetlerini gördüm; 7. koğuşa götürdüm; mermiyle öldürülmüşlerdi. Bunun üzerine, 7. koğuşun yakınına gittim; bu koğuşun havalandırması, 2 ve 3. koğuşlardan yaylım ateşine tutulmuştu ve havalandırmanın önünde, gaz maskeli çok sayıda asker vardı; yanlarında da müdür yardımcıları Şerafettin Demirkesen, Abdullah Gürbüz ile gardiyan Hüseyin Dostel vardı; parmaklarıyla bizim tarafımızdaki bazı tutukluları gösterdiler (...). Saat yaklaşık 5 sıralarında, itfaiye aracıyla havalandırmaya su sıkmaya başladılar; dört duvar arasında olduğundan, suyun seviyesi boyunlarımız kadar çıktı; yarım saat sonra, aynı itfaiye aracı bu sefer köpük sıkmaya başladı; yaralılar köpüğün içinde kaldılar (...). Yaşanan olaylar sırasında, 3. nöbet kulesinin üzerinde konuşlanmış bir sivil bizi kamerayla kayıt ediyordu; yanında Müdür Rüstem Cinkılıç ile yardımcıları Uğur Sap, Adem Ulutaş, Kamer Yıldırım ve gardiyan Tacettin Hasret vardı; alay komutanına tek tek bazı tutukluları gösteriyorlardı. Daha sonra askerler 14 ve 4. koğuşların çatılarına çıktılar; bize buradan göz yaşartıcı bomba ve tuğlalar attılar. Bu durum saat 11-11.30a kadar devam etti; bütün bu süre boyunca hiç uyarı almadık; bir arama yapılacağından da haberdar edilmedik. Saat 12 sıralarında, iki kişi beni 4. koğuşun mutfağının dışına daha sonra da hamama doğru sürükledi. Koridorda 300 m. kadar ilerledikten sonra, müdahalede güçleri beni copla dövdüler ve tekmelediler; hamamda ise gardiyanlar Niyazi Yaramış, Nuray Alçay, Mehmet Sarı ile başgardiyan Yusufun yanı sıra orda bulunan askerler bana işkence ettiler. Alay Komutanını bıçağıyla İsmet Kavaklıoğlunun boğazını keserken gördüm. (...);
- Ertuğrul Kaya: (...) saat 3.30 sıralarında, silah sesleriyle uyandık ve koğuşumuzun çatısında uzman birliklerin askerlerini fark ettim. O sırada, arkadaşlardan birinin köpük tabakasının altında kaldığını gördüm. Biz hala koğuştaydık; koğuş kuşatılmıştı ve biz kapının arkasında oturuyorduk. Çatıdaki bir komutanın emri üzerine, askerler koğuşlara girmeye başladılar, daha sonra göz yaşartıcı bomba attılar (...). Silah seslerini duyduk ve diğer tutukluların 4. koğuşun önünde vurulduklarını öğrendik; daha sonra biz iki gruba ayrıldık; bir grup 4. koğuşa, diğer grup ise mutfağa girdi; ben koğuştaydım; mutfağın askerler tarafından tahliye edilmekte olduğunu anladım ve daha sonra Aziz Dönmezin benim yanımda vurulduğunu gördüm ve yere yığıldı (...). Onu oradan çekmeye çalıştığım sırada, benim de göğsüme kurşun isabet etti ve yere düştüm (...). Askerler beni dışarı doğru sürüklediler ve 4. koğuşun kapısının önüne attılar; daha sonra beni uzun koridor boyunca döverek çıkışa götürdüler (...) ;
- İsimsiz başvuran: 4. koğuştaydım (...). Saat 3.30-4 sıralarında, silah sesleriyle uyandık; koğuşumuzun çatısında uzman birlikleri fark ettim; çatıdan göz yaşartıcı bombalar atıyorlardı; havalandırmaya doğru gitmek zorunda kaldık; havalandırmaya geldiğimizde askerlerin, çatıdan bize doğru yaylım ateşi açtıklarını gördük; 20 dakika sonra, 5. koğuşa, havalandırmaya Halil Türkerin kanlı bedenini getirdiler; başından vurulduğunu düşünüyorum; 5-10 dakika sonra, 5. koğuşa, havalandırmamıza mermi isabet ettiği için yaralanan Abuzer Çatı getirdiler. Bu iki adamın da öldüğünü anladıklarında, cesetleri koğuşa koydular. Daha sonra, yine mermi isabet ettiği için yaralanan Ümit Altıntaşı getirdiler. Bu sırada, askerler koğuşumuzun havalandırmasındaki çelik kapının arkasında toplandıkları sırada biz ara vermeden üzerimize ateş ediyorlardı; havalandırmamıza su ve köpük sıkmaya başladılar. Köpükten dolayı geri girmek zorunda kaldık. O sırada Erdal Gökoğlu bacağından yaralandı. İçeriye göz yaşartıcı bomba attılar ve kusmaya başladık; yine koğuştan dışarı çıkmak zorunda kaldık. Bu sefer, üzerimize tuğla ve taş atmaya ve ateş etmeye başladılar; o sırada Mahir Emsalsiz yaralandı ve köpük tabakasının altında kaldı. Yeniden koğuşumuz girmek zorunda kaldık; koğuşumuz çoktan kuşatılmıştı (...). Daha sonra, askerler baskın yaptılar ve silah zoruyla en önde beni çıkardılar; dışarıda bir geçit oluşturmuşlardı; çıktığım andan itibaren, beni sopalarla ve demir çubuklarla dövmeye başladılar ve 150 m. kadar ötedeki hamama götürdüler; hamamda, ellerimizi arkadan kelepçelediler ve yaklaşık 6 saat boyunca sırtımıza coplarla ve demir çubuklarla vurarak; kafamızı yere vurarak; testislerimizi ve boğazımızı sıkarak işkence ettiler (...). Bana, saklı silahlar ya da tünel olup olmadığını sordular (...); hiçbir şey bilmediğimi söylediğimde, boğazıma demir bir çubuğun ucunu batırdılar; hamama doktorların girdiği gördüklerinde, demir çubuğu geri çektiler; bununla birlikte İsmet Kavaklıoğlu bir asker tarafından boğazlanmıştı (...). Hastaneye götürülmeyi beklediğim sırada, bir komutan 10 askerin katili olarak parmağıyla beni gösterdiğinde bir ağacın altında yeniden işkence etmeye başladılar (...);
-Hayriye Kesgin: (...) Şu an açlık grevi yapıyorum ve ifade vermek istemiyorum; grevimiz sürgündeki arkadaşlarımızdan haber alıncaya; adli tabipler cezaevine gelinceye, koğuşlarımız geri verilinceye kadar devam edecek (...).
11 Kasım 1999: Halil Doğan: İstinabe yoluyla ifadesi alınmıştır; isyana katıldığını inkar ederek, operasyon sırasında uygulanan şiddetten yakınmış ve yaralandığını belirtmiştir.
18 Kasım 1999: Ankara savcılığı subay D.Yıl. ile jandarmalar N.Özk., E.Gün., M.Akç.ın ifadelerini almıştır. Söz konusu şahıslar olayların resmi anlatımına bağlı kalmış ve aynı şeyleri tekrar etmişlerdir.
25 Kasım 1999: Filiz Gülkokuer: (...) Kadınlar koğuşunda, saat 4 sıralarında, önce göz yaşartıcı gaz bombalarıyla saldırıya uğradık. Bunun etkisi devam ederken, askerler koğuşlarımıza girdiler ve coplarla saldırdılar (...); yaralandım; bizim koğuştaki tutuklar, askerlerin üzerine silahla ateş etmediler; askerler de bizlere karşı ateş etmediler; ama dışarıdaki silah seslerini duyuyorduk (...). Askerlerden, cezaevi idaresi ve cezaevi savcısından ve Devletten şikayetçiyim. (...)
26 Kasım 1999: Tutuklular M.Ö. ve H.D.nin ifadeleri alınmıştır; beyanları, başvuranların iddialarını kısmen desteklemektedir.
EK VII
Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi önündeki davanın seyri ile ilgili ek bilgiler
20 Mart 2001: Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada sanıklar M.Hak., A.Öz, M.Ate, C.Doğ, N.Kar., C.Üna., M.Yün., A.Tit., H.Bil., S.Yağ., A.Gem., B.Cey., İ.Dem., B.Üna., A.Ali., C.Ayg., C.Uçu. ve İ.Kar. hazır bulunmuştur; adı geçen şahıslar, kendilerini ifade edebilmek için avukatlarını istemişlerdir. Üstelik hakimler, duruşmada olmayan sanıklar ile ilgili bilgilerin tamamlanması, ilgililerin savunmasının alınması ve davacıların huzuruna çıkartılması amacıyla bir dizi tedbir alınmasını kararlaştırarak başlamışlardır.
14 Mayıs 2001: M.Hak., A.Öz, M.Ate, A.Tit., B.Cey., İ.Dem., B.Üna. ve İ.Kar. duruşmaya yeniden katılmıştır. Duruşmaya sanıklar M. Cey., H.Ayd., A.Gök., F.Yed, Ö.Çiv., S.Ünl., Z.Eng., Ö.Yıl., M.Yüc., S.Ata, S.Kıl., Ş.Cab., A.İna ., B.Usl., N.Kıl., Ö.Öre., Ş.Çak., İ.Yük. ve N.Kes.yi eklemişlerdir. Duruşmada başvuranlar Melek Altıntaş ve Mehiyet Emsalsizin yanı sıra başvuran Yıldırım Doğanın avukatları ve müteveffa Halil Türkerin babası Kazım Türker de hazır bulunmuştur. Sanıkların tümü, duruşmalara katılmaktan muaf tutulmayı ve beraat etmeyi talep ederek daha önceki ifadelerini yinelemişlerdir. Başvuranlar Melek Altıntaş ve Mehiyet Emsalsiz, oğullarının öldürülmesinden dolayı şikayetlerini tekrar dile getirmişlerdir.
4 Haziran 2001: Başvuran-müşteki Gönül Aslanın Uşak Cezaevinde istinabe yoluyla ifadesi alınmıştır. Gönül Aslan daha önceki beyanlarını tekrar etmiş; Devlet görevlileri hakkındaki şikayetini yinelemiştir.
9 Temmuz 2001: Duruşmada sanıklar N.Kar., S.Yağ., C.Üna., C.Uçu., C.Ayg., H.Bil., A.Ali ve ilk kez olarak A.Güç hazır bulunmuştur. Daha sonra müştekiler-başvuranlar Keskinkan, Emrah, Bahar, Hızmay, Saltık, Konak ve Şimşek salona alınmıştır. Hakimlerin talebi üzerine, olayları ayrıntılı olarak anlatmışlardır.
Hakimler, müdahil taraf olarak başvuranlar Yıldırım Doğan, Hüseyin Çatı kabul etmişlerdir. Hakimler, bugüne kadar, on bir sanığın diğer şehirlerde istinabe yoluyla ifadelerinin alınmış olduğunu tespit etmişlerdir. Bahse konu sanıklar, M.Bib. (15 Mart 001), İ.Ede (19 Mart), M.Ar (22 Mart), M.Çet. ve C.Can. (27 Mart), Y.Sus. (28 Mart), M.Ayd., E.Par. (4 Haziran), U.Özm. (18 Haziran), K.Dem. (20 Haziran) ile M.İşl.dir (21 Haziran). İlgililer daha önceki ifadelerini sürdürmüş; suçlamalara itiraz etmiş ve duruşmalara katılmaktan muaf tutulmayı talep etmişlerdir. Duruşma sonunda, hakimler, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinden (Bundan böyle metinde 5. Daire olarak anılacaktır.) 2000/175 sayılı derdest Dosyasını 2001/13 sayılı görülmekte olan davayla birleştirilmesine onay göstermesini talep etmeye karar vermişlerdir.
17 Ekim 2001: Duruşmada yalnızca müştekiler-başvuranlar Şahingöz, Siz ve Turan hazır bulunmuştur; daha sonra başvuran Uzal ve sanık H.Sar. ve ardından başvuranlar Halil Doğan, Özgür Soylu, Ercan Akpınar, Murat Güneş ve Enver Yanık katılmıştır. Kimlik tespiti yapıldıktan sonra, davanın esasına bakan hakimler, yargılamaya müdahil taraf olarak, Kazım Türker ile başvuranlar Behsat Örs, Sevinç Şahingöz, Hayriye Kesgin, Nihat Konak, Savaş Kör ve Cem Şahini kabul etmişlerdir. Sanık H.Sar. tüm suçlamalara itiraz etmiştir. Hakimler, Dava dosyasının ve ifadelerin tamamlanması amacıyla bir dizi tedbir alınması kararlaştırılmıştır.
12 Aralık 2001: Duruşmada yalnızca mağdurların avukatları, başvuran Uzal ve sanıklar A.Yan., H.Kul. ve T.Güz. hazır bulunmuştur. Hakimler, iki dosyanın birleştirilmesiyle ilgili olarak 5. Daireyle bir görev uyuşmazlığı olduğunu saptamışlardır. Dava dosyasının tamamlanması amacıyla daha önce uygulanmasına karar verilen tedbirlerin yeniden alınması kararlaştırılmıştır.
20 Şubat 2002: Duruşmada yalnızca mağdurların avukatlarının yanı sıra başvuranlar Uzal ve Altıntaş ile sanık H.Sar. hazır bulunmuştur. Heyet değişikliği nedeniyle tutanaklar okunmuştur. Hakimler, dava dosyasının tamamlanması ve bilhassa ordudan ayrılan sanıkların ve serbest bırakılan müştekilerin adreslerinin tespit edilmesi amacıyla açıklamalarını tekrar etmişlerdir.
Ardından, AACM, 5. Dairenin, incelenmekte olan iki dosyayı kendisininkiyle birleştirilmesini kabul ettiği 6 Kasım 2001 tarihli ara kararı dikkate almıştır. AACM bunun üzerine 2001/13 no.lu dava dosyasını 5. Daireye göndermiştir. Bununla birlikte, başvuranlar hakkında açılan kamu davasının, 5. Daire önünde, yeni bir dosya numarasıyla (2002/76) kaydedildiği tespit edilmiştir. Son olarak, görev uyuşmazlığı nedeniyle, Dosyalar birleştirilememiş, AACM, jandarmaları 2001/13 sayılı Dosya altında ve 5. Daire, başvuranları (B Listesi) 2002/76 sayılı Dosya altında yargılamaya devam etmiştir.
24 Nisan 2002: Davanın esasına bakan hakimler daha önceki açıklamalarını yinelemiştir. Çok sayıda adres tespit edilememiş ve çok sayıda kişinin ifadesi alınamamıştır.
27 Haziran 2002: Duruşmada, müdahil tarafların avukatları, başvuranlar Melek Altıntaş, Derya Şimşek ve sanıklar N.Kar., M.Erk. ve D.Ert. hazır bulunmuştur. Sanıklar, daha önceki beyanlarını sürdüreceklerini ifade etmiş ve suçsuz olduklarını beyan etmişlerdir. Davanın esasına bakan hakimler, bundan başka 35 sanığın da ifadelerinin istinabe yoluyla alındığını gözlemlemişlerdir. Bu sanıklar, M.Yıl. (10 Nisan), A.Gem. (12 Nisan), S.Yıl., B.Çiç., H.Kul., Ş.Alt., K.Uça., H.Kul., Ş.Alt., K.Uça. (16 Nisan), M.Abd., B.Say. (17 Nisan), T.Güz., İ.Ede (18 Nisan), A.Gem. (yeniden ifadesi alındı - 19 Nisan), Ö.Öre., C.Kor., M.Kıl., M.Cey., K.Özm. (24 Nisan), A.İna. (25 Nisan), M.Olu. (29 Nisan), İ.Bil. (30 Nisan), T.Tar. (2 Mayıs), Ş.Şen, E.Ayd., C.Üna. (6 Mayıs), C.Can. (7 Mayıs), B.Pal., İ.Yük., A.Kıl. (8 Mayıs), N.Kıl., M.Kar. (9 Mayıs), G.Öza. (17 Mayıs), T.Akb., Ş.Çak. (22 Mayıs), M.Gür. (27 Mayıs) ve A.Köy.dür (29 Mayıs ). İlgililer daha önceki beyanlarını sürdürerek, suçlamaları reddetmiş ve duruşmalara katılmaktan muaf tutulmayı talep etmişlerdir. Üstelik çok sayıda unsur halen toplanmadığından, hakimler daha önceki açıklamalarını tekrar etmiş ve daha net fotoğraflar ibraz edilmesini talep etmişlerdir.
9 Ekim 2002: Duruşmada müdahil tarafın ve sanıkların avukatları, başvuranlar Melek Altıntaş, Derya Şimşek, Esmehan Ekinci, Hayriye Kesgin, Önder Mercanın yanı sıra sanıklar N.Kar., M.Erk. ve D.Ert. hazır bulunmuştur. Hakimler, Önder Mercanı dinlemiş ve Dosyaya başvuran Ekinci ile ilgili adli tıp raporunu koymuşlardır. Hakimler aynı zamanda, başvuran Cem Şahin tarafından sunulan adli tıp raporuyla birlikte bir dilekçeyi de göz önünde bulundurmuşlardır. Dosyada halen Türkiyenin farklı şehirlerinde yaşayan sanıkların büyük bir kısmının fotoğraflarının (Dosyada yalnızca 43 sanığın fotoğrafı yer almaktadır) ve tanık ifadelerinin olmadığını tespit etmişlerdir: Bunlar A.Bul., A.Güv., A.Ate., B.Kan., B.Mer., E.Çet., E.Din., E.Gün., F.Ayt., F.Cüy., G.Yağ., F.Dur., H.Kar., A.Kor., H.Eğm., H.Duy., İ.Kay., İ.Yıl., İ.Kol., K.Yan., L.Ars., M.Şek., M.Üns., M.Küç., M.Ekş., M.Ars., M.Sez., M.Uta., M.Bod., M.Gen., M.Kıl., M.Dem., M.Çağ., N.Bal., N.Dem., Ö.Koç, Ö.Akd., S.Çel., S.Yal., S.Dur., S.Güm., T.Dik., T.Gid., T.Ata., T.Çal., U.Koç, U.Özb., V.Haz., Y.Çav. ve Ü.Soy.dur. Aynı zamanda başvuranlar-müştekiler Aydın Çınar, Behsat Örs, Cenker Aslan, Cem Şahin, Cemile Sönmez, Ertan ve Fadime Özkan, Ertuğrul Kaya, Kemal Yarar, Serdar Atak, Songül Garip, Sibel Aktan ve Yıldırım Doğanın da tanık ifadeleri bulunmamaktaydı.
25 Aralık 2002: Davanın esasına bakan hakimler, dava dosyasının tamamlanması amacıyla daha önce uygulanmasına karar verilen işlemlerini yinelemişlerdir.
6 Mart 2003: Duruşmada iki tarafın avukatlarının bir kısmı hazır bulunmuştur. Heyet değişikliği nedeniyle tutanaklar okunmuş, daha sonra dava dosyanın tamamlanması amacıyla daha önce uygulanmasına karar verilen işlemlerini yinelemişlerdir.
8 Mayıs 2003: Duruşmada iki tarafın bazı avukatları hazır bulunmuştur. Çok sayıda müştekinin ve sanığın artık her zamanki adreslerinde bulunmadıkları ve bazı müştekilerin başka hapishanelere nakledildikleri tespit edilmiştir. İlgili şahısların ifadelerinin alınabilmesi amacıyla, ilgili avukatlara ve askeri ya da cezaevi makamlarına bu sorunu gidermeleri için talimatta bulunulmuştur.
17 Temmuz 2003: Duruşmada iki tarafın bazı avukatları, başvuran Akalın ve müşteki C.B. hazır bulunmuştur. Tutanaklar okunmuştur. Başvuran Akalın, koğuşunun havalandırmasında bulunduğu sırada silahlarını kendisine doğrultan askerleri tanıyabileceğini belirterek, şikayetine konu olayları anlatmıştır.
16 Ekim 2003: Duruşmada yalnızca, bazı sanık avukatları hazır bulunmuştur. Heyet değişikliği nedeniyle tutanaklar okumuştur. Hakimler, çok sayıda soruşturma işleminin sonuçlanmadığını tespit etmişler ve bu işlemlerin yeniden uygulanmasına karar vermişlerdir.
31 Aralık 2003: Duruşmalarda yalnızca, iki tarafın bazı avukatları ve başvuran Ertuğrul Kaya hazır bulunmuştur. Başvuran, şikayetinin temelini ayrıntılı olarak anlatmıştır. Müdahil tarafların avukatı, bugüne kadar gelmeyen sanıklar hakkında mahkûmlara mahsus yakalama müzekkeresi düzenlenmesi talebinde bulunmuştur. Hakimler, çok sayıda soruşturma işleminin sonuçlanmadığını tespit etmişler ve bu işlemlerin yeniden uygulanmasına karar vermişlerdir.
18 Mart 2004: Duruşmada üç sanık avukatı ve başvuran Gönülşen hazır bulunmuştur. Öncelikle, heyet değişikliği nedeniyle tutanaklar okunmuştur. Başvuran olayları anlattıktan sonra, hakimler, halen eksik olan tanık ifadelerinin alınması ve adreslerin tespit edilmesi amacıyla yirmi kadar soruşturma tedbiri alınmasına karar vermişlerdir.
20 Mayıs 2004: Duruşmada iki tarafın üç avukatı hazır bulunmuştur. Hakimler bilhassa, on kadar sanığın adreslerini bulmakla görevli olan yetkililerin yanıtlarını beklemeye karar vermişlerdir.
19 Temmuz 2004: Duruşmada iki tarafın dört avukatı hazır bulunmuştur. Öncelikle, heyet değişikliği nedeniyle tutanaklar okunmuştur. Hakimler bilhassa, müştekiler-başvuranların eksik adreslerini bulmakla görevli olan yetkililerin yanıtlarını beklemeye ve adaletten/yargıdan kaçan sanıklar A.Güv., E.Çet., K.Kar., H.Duy., M.Çağ., S.Çel. ve U.Koçun yakalanmasına karar vermişlerdir.
21 Ekim 2004: Duruşmada iki tarafın dört avukatı hazır bulunmuştur. Öncelikle, heyet değişikliği nedeniyle tutanaklar okunmuştur. Hakimler, sanık E.Çet.in yakalandığını ve istinabe yoluyla ifadesinin alındığını; sanık Ü.Koçun ise yurt dışında bulunduğunu tespit etmişlerdir. Adreslerin tespit edilememesi nedeniyle hakimler, sanıklar E.Din., İ.Kay., M.Şek., M.Ekş., M.Uta., M.Dem., G.Yağ.ın yakalanmasına karar verdiler. Hakimler aynı zamanda, başvuranlar-müştekiler Cenker Aslan, Songül Garip, Ertan ve Fadime Özkan, Aydın Çınar, Behsat Örs, Cemile Sönmez, Erdal Gökoğlu, Serdar Atak, Sibel Aktan ve Yıldırım Doğanın adreslerinin bulunması ve/veya tanık ifadelerinin alınması için aramaların devam etmesini talep etmişlerdir.
23 Aralık 2004: Duruşmada sanıkların üç avukatı hazır bulunmuştur. Sanık M.Şek. dinlenmiş; bu arada serbest bırakılan on üç müşteki-başvuranın ve tanıklık etmesi gereken dört kişinin adresleri halen tespit edilememiştir. Sanık G.Yağ. hakkında mahkûmlara mahsus yakalama müzekkeresi çıkarılmıştır. Böylelikle, hakkında mahkûmlara mahsus yakalama müzekkeresi çıkarılan sanık sayısı ona yükselmiştir ; söz konusu sanıklar A.Güv., E.Din., H.Kar., H.Duy., İ.Kay., M.Ekş., M.Uta., M.Dem., U.Koç., ve G.Yağ.dır.
17 Mart 2005: Duruşmada her iki tarafın bazı avukatları ve başvuranları Cenker Aslan hazır bulunmuştur. Cenker Aslan, söz konusu görevlileri tanıyamayacağını belirterek operasyonun seyrini ayrıntılarıyla anlatmıştır. Hakimler, adresleri halen tespit edilemeyen yedi sanık ve on iki başvuran-müşteki hakkında yapılan aramalara devam edilmesine karar vermişlerdir.
16 Haziran 2005: Duruşmada yalnızca savunma makamının iki avukatı hazır bulunmuştur. Hakimler, mahkûmlara mahsus yakalama müzekkerelerinin gereklerinin şimdiye kadar henüz yerine getirilemediğini tespit etmişler; bu bağlamda yapılan aramaların devam etmesi ve anılan on iki müştekinin adreslerinin tespit edilmesi talimatı vermişlerdir. Aynı zamanda Dosyaya, operasyon sırasında jandarmalar tarafından çekilen fotoğrafları ve video kayıtlarının eklenmesini de talep etmişlerdir.
6 Temmuz 2005: Sanık H.Gar. 5 Ekim gününe belirlenen duruşmadan önce hazır bulunmuştur; ifadesi alınmış ve atılı suçları reddetmiştir. Hakimler, sanıklarla ilgili aramaların devam etmesine karar vermişlerdir.
5 Ekim 2005: Duruşmada her iki tarafın bazı avukatları hazır bulunmuştur. Heyet değişikliği nedeniyle tutanaklar okunmuş; hakimler, sanık G.Yağ.ın yakalandığını ve dinlendiğini; bu bağlamda, E.Din., G.Yağ., H.Kar., H.Duy., M.Ekş., M.Dem. ve U.Koçun bundan böyle haklarında düzenlenen yakalama müzekkeresi gereğince arandığını tespit etmişlerdir.
1 Şubat 2006: Duruşmada iki tarafın üç avukatı hazır bulunmuştur. Öncelikle, heyet değişikliği nedeniyle tutanaklar okunmuştur. Hakimler daha sonra, bir kez daha, sanıklar H.Duy., M.Ekş. ve U.Koçun yakalanmasına karar vermişlerdir. Dokuz müştekinin adreslerinin halen tespit edilemediği; beş müştekinin ise tanıklık yapmak üzere çağrıldığı gözlemlenmiştir.
10 Nisan 2006: Başvuran Cenker Aslanın ifadesi Eyüpte istinabe yoluyla alınmıştır. Başvuran daha önceki beyanlarını göndererek, bütün ayrıntıları hatırlayabilmesi için olayların üzerinden çok uzun zaman geçtiğini vurgulamıştır.
27 Nisan 2006: Duruşmada savunmanın üç avukatı hazır bulunmuştur. Öncelikle, heyet değişikliği nedeniyle tutanaklar okunmuştur. Hakimler, sanıklardan H.Duy. ve U.Koçun halen yakalanmadığını ve müştekiler-başvuranlar Serdar Atak, Sibel Aktan, Cemile Sönmez, Behsat Örs, Fadime Özkan, Ertan Özkan ve Erdal Gökoğlunun adreslerinin tespit edilemediğini gözlemlemişlerdir. Bununla birlikte, hakimler, başvuran Cenker Arslanı müdahil taraf olarak kabul etmişlerdir.
5 Temmuz 2006: Duruşmada savunma makamının bir avukatı hazır bulunmuştur. Güncel durumlar dikkate alınarak, hakimler yeniden, sanıklar H.Duy. ve U.Koçun yakalanmasına ve müştekiler-başvuranlar Serdar Atak, Yıldırım Doğan, Sibel Aktan, Cemile Sönmez, Behsat Örs, Aydın Çınar, Fadime Özkan, Ertan Özkan ve Erdal Gökoğlunun adreslerinin tespit edilmesine karar vermişlerdir.
1 Kasım 2006: Duruşmada savunma makamının üç avukatı hazır bulunmuştur. Öncelikle, heyet değişikliği nedeniyle tutanaklar okunmuştur. Hakimler, sanık H.Duy.un yurt dışında bulunamadığını tespit etmişlerdir. Aydın Çınarın adresi tespit edilmiş; ancak bu arada Almanyaya yerleşen Ertan Özkanın yanı sıra Serdar Atak, Yıldırım Doğan, Sibel Aktan, Cemile Sönmez, Behsat Örs, Fadime Özkan ve Erdal Gökoğlunun adresleri halen tespit edilememiştir.
7 Şubat 2007: Duruşmada iki tarafın üç avukatı hazır bulunmuştur. Öncelikle, heyet değişikliği nedeniyle tutanaklar okunmuştur. Sanık H.Duy. bulunamamış; yakalanması kararlaştırılmıştır. Başvuranlardan nihayet ifadesi alınan Fadime Özkan ve Selame Türker müdahil taraf olarak kabul edilmiş; müştekiler-başvuranlar Serdar Atak, Sibel Aktan, Behsat Örs, Yıldırım Doğan, Ertan Özkan ve Erdal Gökoğlunun adresleri halen tespit edilememiştir.
4 Nisan 2007: Duruşmada savunmanın iki avukatı hazır bulunmuştur. Müştekiler-başvuranlar Serdar Atak, Sibel Aktan, Behsat Örs, Ertan Özkan ve Erdal Gökoğlunun adresleri tespit edilememiş; bunun yanı sıra sanık H.Duy. da halen bulunamamıştır.
14 Haziran 2007: Tutanak eksik
27 Eylül 2007: Duruşmada iki tarafın üç avukatı hazır bulunmuştur. Öncelikle, heyet değişikliği nedeniyle tutanaklar okunmuştur. H.Duyun yanı sıra başvuranlar Serdar Atak, Behsat Örs, Yıldırım Doğan, Ertan Özkan, Aydın Çınar, Cemile Sönmez ve Erdal Gökoğlunun durumlarıyla ilgili olarak herhangi bir gelişme olmadığını tespit edilmiştir.
11 Aralık 2007: Duruşmada savunma makamının dört avukatı hazır bulunmuştur. Öncelikle, heyet değişikliği nedeniyle tutanaklar okunmuştur. Hakimler, yurt dışında bulunan H.Duy.un halen yakalanamadığını tespit etmişlerdir. Yukarıda adı geçen başvuranların adreslerinin tespit edilmesi için aramaların devam etmesine karar verilmiş ve sanıkların nihai savunmalarını sunmaları talep edilmiştir.
6 Mart 2008: Duruşmada savunma makamının yalnızca iki avukatı ve sanık S.Dağ. hazır bulunmuştur. Heyet değişikliği nedeniyle dosya yeniden okunmuştur; sanık H.Duyun halen bulunamadığı; sanık S.Dağın savunmasını sunduğu ve salıverilme talebinde bulunduğu; müştekiler-başvuranlar Cemile Sönmez, Aydın Çınar, Serdar Atak, Ertan Özkan ve Erdal Gökoğlunun adreslerinin halen belirlenemediği tespit edilmiştir.
22 Mayıs 2008: Duruşmada savunma makamının yalnızca iki avukatı hazır bulunmuştur. Heyet değişikliği nedeniyle öncelikle tutanaklar okunmuştur. Bazı başvuranların bildirilen adreslerde tanınmadıkları tespit edilmiş; müştekiler-başvuranlar Cemile Sönmez, Aydın Çınar, Serdar Atak, Ertan Özkan, Behsat Örs ve Erdal Gökoğlunun aranmasına devam edildiği tespit edilmiştir. Sanık H.Duy hakkında çıkartılan yakalama müzekkeresinin gereklerinin yerine getirilmesinin beklenmesine karar verilmiştir.
22 Temmuz 2008: Tutanak eksik
24 Eylül 2008: İlk derece mahkemesinin kararı
EK VIII (A-B)
Başvuranlar tarafından açılan idari tam yargı davaları
VIII-A: Davaları açılmamış ve/veya kabul edilemez olarak sınıflandırılmış başvuranlar:
1. Yapılan hatırlatmalara rağmen, mahkeme masraflarının ödenmemesi nedeniyle takipsizlik kararı verilmiş olarak sınıflandırılan davalar:
- Şerife Arıöz: 2. Dairenin 31 Ocak 2003 tarihli kararı (Dosya no 2001/98 E-2003/48 K), kesinleşmiştir;
- Filiz Uzal (Soylu): 1. Dairenin 30 Nisan 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/89 E-2001/530 K), kesinleşmiştir;
- Zeynep Güngörmez: 4. Dairenin 26 Eylül 2007 tarihli kararı (Dosya no 2007/1032 E-2007/1796 K), kesinleşmiştir;
- Ercan Akpınar: 2. Dairenin 13 Haziran 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/95 E-2001/714 K), kesinleşmiştir;
- Fatime Akalın: 1. Dairenin 30 Nisan 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/91 E-2001/525 K), kesinleşmiştir;
- Aynur Sız: 1. Dairenin 10 Mayıs 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/125 E-2001/605 K), kesinleşmiştir;
- Edibe Tozlu: 2. Dairenin 19 Eylül 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/147 E-2001/993 K), kesinleşmiştir;
- Sibel Aktan (Aksoğan): 3. Dairenin 26 Eylül 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/81 E-2001/934 K), kesinleşmiştir;
- Derya Şimşek: 8. Dairenin 10 Temmuz 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/125 E-2001/885 K), kesinleşmiştir;
- Filiz Gülkokuer: 9. Dairenin 6 Aralık 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/106 E-2001/1448 K), kesinleşmiştir;
- Sevinç Şahingöz: 9. Dairenin 6 Aralık 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/141 E-2001/1449 K), kesinleşmiştir;
- Esmahan Ekinci: 2. Dairenin 13 Haziran 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/93 E-2001/720 K), kesinleşmiştir;
- Gürcü Çakmak: 3. Dairenin E. 2001/79 sayılı kararı, kesinleşmiştir;
- İnan Özgür Bahar: 1. Dairenin 30 Nisan 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/90 E-2001/540 K), kesinleşmiştir;
- Gürhan Hızmay: 1. Dairenin 10 Mayıs 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/88 E-2001/602 K), kesinleşmiştir;
- Cem Şahin: 1. Dairenin 10 Mayıs 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/124 E-2001/603 K), kesinleşmiştir;
- Behsat Örs: 8. Dairenin 10 Temmuz 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/126 E-2001/886 K), kesinleşmiştir;
- Veysel Eroğlu: 9. Dairenin 6 Aralık 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/101 E-2002/1447 K), kesinleşmiştir;
- Cemaat Ocak: 1. Dairenin 9 Mayıs 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/123 E-2001/594 K), kesinleşmiştir;
- Özgür Soylu: 9. Dairenin 6 Aralık 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/142 E-2001/1450 K), kesinleşmiştir;
- Erdal Gökoğlu: 8. Dairenin 10 Temmuz 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/88 E-2001/883 K), kesinleşmiştir;
- Duygu Mutlu: 10. Dairenin no 2001/135 E sayılı kararı, kesinleşmiştir;
- Murat Güneş: 6. Dairenin no 2001/83 E sayılı kararı, kesinleşmiştir;
- Yahya Yıldız: 5. Dairenin no 2001/152 E sayılı kararı, kesinleşmiştir.
2. Başvuranların dilekçelerine ilk tazminat taleplerinin örneğini eklememeleri (ve/veya mahkeme masraflarını tamamlamamaları) nedeniyle takipsizlik kararı verilmiş olarak sınıflandırılan davalar:
- Gönül Aslan: 5. Dairenin 2 Şubat 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/96 E-2001/117 K), kesinleşmiştir;
- Devrim Turan: 5. Dairenin 2 Şubat 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/155 E-2001/116 K), kesinleşmiştir;
- Sadık Türk: 5. Dairenin 2 Şubat 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/153E- 2001/113 K), kesinleşmiştir;
- Mehmet Kansu Keskinkan: 5. Dairenin 31 Ocak 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/130 E-2001/166 K), kesinleşmiştir;
- Önder Mercan: 6. Dairenin 31 Ocak 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/128 E-2001/165 K), kesinleşmiştir;
- Halil Doğan: 5. Dairenin 2 Şubat 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/100 E-2001/119 K), kesinleşmiştir.
3. Yasal vasilerinin ön iznini almadan dava açan başvuranların taraf niteliğine (locus standi) sahip olmamaları nedeniyle takipsizlik kararı verilmiş olarak sınıflandırılan davalar:
- Haydar Baran: 7. Dairenin 25 Eylül 2002 tarihli kararı (Dosya no 2001/106 E-2002/1038 K) kesinleşmiştir;
- Mustafa Selçuk: 9. Dairenin 6 Aralık 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/143 E-2001/1451 K), 17 Eylül 2002 tarihinde temyizde onanmış ve kesinleşmiştir;
- Enver Yanık: 10. Dairenin 28 Eylül 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/1299 E-2001/1240 K), 17 Eylül 2002 tarihinde temyizde onanmış ve kesinleşmiştir.
4. Saptanabilir bir gerekçe olmaksızın takipsizlik kararı verilmiş olarak sınıflandırılan davalar:
- Kemal Yarar: 10. Dairenin 15 Kasım 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/134 E-2001/1523 K) ;
- Cemile Sönmez: 10. Dairenin 15 Kasım 2001 tarihli kararı (Dosya no 2001/136 E-2001/1519 K).
VIII-B: Şüphesiz halen derdest olan davalar
1. A Listesinde yer alan başvuranlar:
- Melek Altıntaş, Ümit Altıntaşın eşi: 3. Daire 26 Mart 2003 tarihli kararla (Dosya no 2001/76 E-2003/382 K) başvurana 25 Eylül 2000 tarihinden itibaren gecikme faiziyle birlikte, maddi tazminat olarak 2.000 Türk lirası, manevi tazminat olarak 5.000 Türk lirası ödenmesine karar vermiştir. Bakanlıklar temyiz başvurusunda bulunmuşlardır; Danıştay 15 Kasım 2006 tarihli kararla, ilk derece mahkemesinin, müteveffanın, iddia edilen zararın kaynağındaki olayın yaşanmasında sorumlu olup olmadığını ve hangi ölçüde sorumlu olduğu tespit etmeyi ihmal ettiği gerekçesiyle kararı bozmuştur. 3. Daire 30 Nisan 2008 tarihli kararla, kararını düzeltmiş ve başvuran tarafın kısmen lehinde karar vermiştir. Daire, maddi tazminat olarak 2.000 Türk lirası, manevi tazminat olarak ise 2.500 Türk lirası ödenmesine karar vermiştir. İdarenin talebi üzerine, Danıştay 20 Aralık 2008 tarihli ara kararla 30 Nisan 2008 tarihli kararın icrasının ertelenmesine karar vermiştir. Hükümet zaman içinde 1.546,50 Türk lirası miktarında kısmi tazminat ödendiğini ileri sürmüştür. Bununla birlikte, Dosyada yer alan unsurlardan hiçbiri bu ifadeyi desteklememektedir. Danıştay 26 Eylül 2011 tarihli kararla son olarak 30 Nisan 2008 tarihli kararı bozmuştur. 3. Daire, 21 Haziran 2012 tarihinde bu karara uymuş ve başvuranın talebini reddetmiştir.
-Hüseyin Çat ve Hasan Çat (başvuranlar) ile Fatma, Hanım, Medine, Hatice, Gülen, Tülay ve Ali Çat, Abuzer Çatın varisleri: 6. Daire, 12 Mart 2003 tarihli kararla (Dosya no 2001/364 E-2003/343 K) ebeveynlerin her birine (Hüseyin ve Fatma) manevi tazminat olarak 3.000 Türk lirası; kız ve erkek kardeşlerinin her birine ise 1.000 Türk lirası ödenmesine karar vermiştir. İki taraf temyiz başvurusunda bulunmuştur; Danıştay 15 Kasım 2006 tarihli kararla, Dosyadan, güvenlik güçlerine itaat eden diğer tutukluların olay yerinden uzaklaştırılmalarına ve zarar görmemiş olmalarına rağmen, müteveffanın ihtilaf konusu olayın yaşanmasına aktif olarak dahil olduğu ve bu yüzden hayatını kaybettiği; dolayısıyla ölümün, mağdurun kendi hatası sonucu meydana geldiği ve yaşanan zarar ile idareye atfedilen eylem arasında herhangi bir nedensellik bağı bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle kararı bozmuştur.
- Hanım Çiftçi (başvuran) ve Nevzat Çiftçinin varisleri Çiğdem, Canan, Mehtap ve Hasan Çiftçi: 2. Daire, 18 Aralık 2002 tarihli kararla (Dosya no 2001/96 E-2002/1558 K) maddi tazminat olarak, sırasıyla, 25 Eylül 2000 tarihinden itibaren gecikme faiziyle birlikte, yaklaşık 2.000, 555, 678, 235 ve 1.202 Türk lirası; manevi tazminat olarak hak sahiplerinin her birine 2.500 Türk lirası ödenmesine karar vermiştir. Her iki taraf temyiz başvurusunda bulunmuştur; Danıştay 17 Mart 2006 tarihli kararla, Dosyadan, Nevzat Çiftçinin (Habip Gül lakaplı) ihtilaf konusu olayın yaşanmasına aktif olarak dahil olduğu; silah kullanarak güvenlik güçlerine direndiği, -öte yandan- mağduru öldürmekle suçlanan bir başka hükümlüye karşı açılmış bir kamu davasının derdest olduğu- ; bu koşullar dikkate alındığında, idareye atılı suç ile zarar arasında nedensellik bağı bulunmadığı anlaşılmaktadır. Hükümet, zaman içinde 18.000 Türk lirası miktarında kısmi tazminat ödendiğini belirtmektedir. Gerçekte, başvuran taraf, vadesi gelmiş faizlerle birlikte 39.119,70 Türk lirası almıştır. 2. Daire 20 Mart 2008 tarihli kararla, Danıştayın kararına uymuş ve başvuran tarafın taleplerini reddetmiştir. Danıştay, 11 Aralık 2009 tarihinde bu kararı onamış ve söz konusu karar, ilgililerin 13 Ekim 2010 tarihli karar düzeltme başvurularının reddedilmesi akabinde kesinleşmiştir. Bu nedenle, İcra Müdürlüğü 28 Ocak 2011 tarihinde, 39.119,70 Türk lirası ile ayrıca gecikme faizi olarak 33.168,28 Türk lirası ödenmesine karar vermiştir. 9 Mart ve 18 Temmuz 2011 tarihlerinde, ilgililere söz konusu alacağın bir kısmı ödenmiştir.
- Mehiyet Emsalsiz (başvuran) ve Mahir Emsalsizin varisleri Derya, Dönsel, Emsal ve Erdal Kaya: 9. Daire, 25 Haziran 2003 tarihli kararla (Dosya no 2001/102 E-2003/753 K), gecikme faiziyle birlikte, manevi tazminat olarak müştereken 8.000 Türk lirası ödenmesine karar vermiştir. Her iki taraf temyiz başvurusunda bulunmuştur. Danıştay 20 Kasım 2006 tarihli kararla, söz konusu kararı bozmuştur; zira Dosyadan, güvenlik güçlerine itaat eden diğer tutukluların olay yerinden uzaklaştırılmasına rağmen, Mahir Emsalsizin ihtilaf konusu olayın ortaya çıkmasına aktif olarak katıldığı ve bu nedenle hayatını kaybettiği; dolayısıyla ölümün mağdurun kendi hatasından kaynaklandığı, öyle ki idareye atılı suç ile meydana gelen zarar arasında nedensellik bağı bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bununla beraber, 9. Daire, 2 Temmuz 2008 tarihli kararla, ilk kararın sürdürülmesi için ısrar etmiştir. Dava bu nedenle, Danıştay Genel Kuruluna gönderilmiştir. Hükümet zaman içinde, 8.700 Türk lirası miktarında kısmi tazminat ödendiğini bildirmiştir. Esasen, benim başvuran tarafım toplamda 11.294,85 Türk lirası almıştır. Danıştay Genel Kurulu 28 Nisan 2011 tarihinde, idareye yüklenebilir herhangi bir zarar bulunmadığı gerekçesiyle 2 Temmuz 2008 tarihli kararı bozmuştur. Bu karar, ilk derece mahkemesi için zorlayıcı nitelikte olduğundan, İdare -yargılamanın sonlanmasını beklemeden-, 20 Kasım 2006 tarihinden itibaren gecikme faiziyle birlikte 11.294,85 Türk lirası ödenmesini talep ederek 27 Nisan 2007 tarihinde cebri icra davası açmıştır. Dosyadan, başvuran tarafa görünüşe göre, 20 Temmuz 2012 tarihinden itibaren aylık olarak ödeme yapılmaya başlandığı anlaşılmaktadır.
- Ali Gençaslan (başvuran) ve Aynur Gençaslan, Önder Gençaslanın varisleri: 2. Daire, 25 Mayıs 2002 tarihli kararla (Dosya no 2001/91 E-2002/749 K), hak sahiplerinin her birine, manevi tazminat olarak 5.000 Türk lirası ödenmesine karar vermiştir. Her iki taraf, temyiz başvurusunda bulunmuştur. Danıştay 3 Mart 2004 tarihli kararla, ödenen meblağa gecikme faizinin eklenmesi gerektiğinin altını çizerek söz konusu kararı onamıştır. Bakanlıklar, karar düzeltme başvurusunda bulunmuşlardır. Danıştay 30 Haziran 2006 tarihli kararla, görüşünden /kararından vazgeçmiş ve Dosyadan, Önder Gençaslanın ihtilaf konusu olayın meydana gelmesinden aktif olarak katıldığı ve daha sonra 4. koğuşta bulunan silahtan çıkan iki mermiyle öldürüldüğü anlaşıldığından; bu koşulları dikkate alarak yaşanan zarar ile idareye atılı suç arasında nedensellik bağı bulunmadığı için ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. 2. Daire, 28 Aralık 2006 tarihli kararla, bu karara uymuş ve ilgililerin davasını reddetmiştir. Danıştay 23 Haziran 2009 tarihli kararla, bu kararı onamıştır. Hükümet zaman içinde, 14.500 Türk lirası miktarında kısmi tazminat ödendiğini bildirmiştir. Gerçekte ilgililere, gecikme faiziyle birlikte 15.175 Türk lirası ödenmiştir. 8 Nisan 2010 tarihinde sona eren istirdat davası sonunda, ilgililer aldıkları meblağı geri ödemeye mahkûm edilmişlerdir. İlgililer 12 Eylül 2012 tarihinde, aylık 800 Türk lirası ödeme yapmayı kabul etmişlerdir.
- Şaban Kavaklıoğlu (başvuran) ve Naciye Kavaklıoğlu, İsmet Kavaklıoğlunun varisleri: 5. Daire, 20 Ekim 2006 tarihli kararla (Dosya no 2006/2424 E-2006/3223 K), ilgililerin her birine manevi tazminat olarak 2.500 Türk lirası ödenmesine karar vermiştir. Her iki taraf temyiz başvurusunda bulunmuştur. Danıştay 28 Nisan 2011 tarihli kararla, Dosyadan, İsmet Kavaklıoğlunun ihtilaf konusu olaya aktif olarak katıldığı ve daha sonra bir başka hükümlü tarafından kullanılan av tüfeğiyle vurularak hayatını kaybettiği; bu koşullar dikkate alındığında yaşanan zarar ile idareye atılı suç arasında nedensellik bağı bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle bu kararı bozmuştur. İlk derece mahkemesi 30 Eylül 2011 tarihli kararla, ilgililerin talebini reddetmiştir.
- Selame Türker (başvuran) ve Halil Türkerin varisleri, Kazım, Edaviye, Serpil, Serap ve Kemal Türker: Hakimler öncelikle, kız kardeşleri Serpil ve Serap Türkeri, kendilerini temsil etmesi için geçerli bir avukat vekaleti ibraz etmeleri nedeniyle reddetmiştir. 3. Daire, 30 Kasım 2004 tarihli kararla (Dosya no 2001/77 E-2004/1891 K), ebeveynlerin her birine, gecikme faiziyle birlikte, maddi tazminat olarak 2 000 Türk lirası, manevi tazminat olarak 2.500 Türk lirası ödenmesine karar vermiştir. Kemal ve Selame Türkerin her birine 2.500 Türk lirası ödendiği görülmektedir. Taraflar temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. Mahkemeye, bu yargılamanın sonuyla ilgili olarak bilgi verilmemiştir; ancak Hükümet, Danıştayın kararını beklerken, zaman içinde, 28.951,48 Türk lirası miktarında kısmi tazminat ödendiğini ileri sürmektedir. Dosyadan, birikmiş gecikme faizlerinden sonra, davacı tarafın 104.181,96 Türk lirası aldığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, 30 Kasım 2004 tarihli karar Danıştay tarafından bozulmuş ve 3.Daire, 25 Kasım 2009 tarihli kararla söz konusu kararı onamıştır. Bunun üzerine, İdare, Ankara 27. İcra Müdürlüğüne (Dosya no 2012/10656) başvurmuş; Müdürlük 29 Ağustos 2012 tarihinde, ilgililerden aldıkları meblağı, gecikme faiziyle birlikte, 7 gün içinde, geri ödemeleri için ödeme emri çıkartmıştır.
- Firdevs Kırbıyık (başvuran), Zafer Kırbıyıkın varisi: 9. Daire 25 Haziran 2003 tarihli kararla (Dosya no 2002/105 E-2003/755 K) manevi tazminat olarak 1.500 Türk lirası ödenmesine karar vermiştir. Her iki taraf temyiz başvurusunda bulunmuştur; Danıştay 20 Kasım 2006 tarihli kararla, aynı dava kapsamında tutuklu olan, Zafer Kırbıyıkı öldürmekle suçlanan biri hakkında açılan kamu davasının halen derdest olduğu gerekçesiyle söz konusu kararı bozmuştur. Hükümet bu arada, Danıştayın kararı beklenirken, ödenmesi kararlaştırılan meblağın yarısının, yani 868,90 Türk lirasının ödendiğini belirtmiştir. Dosyada halen bu konuyla ilgili herhangi bir bilgi yer almamaktadır. 9. Daire, 16 Nisan 2009 tarihli kararla, ilk kararının sürdürülmesi amacıyla ısrar etmiş ve sonuç olarak, dava Danıştay Genel Kuruluna gönderilmiştir. Genel Kurul, 28 Nisan 2011 tarihli kararla, ilk derece mahkemesinin kararını kesin olarak bozmuştur. Bu nedenle, 27 Eylül 2011 tarihinde, 9. Daire, başvuranın taleplerini reddetmiştir. Söz konusu karar, Danıştay tarafından 10 Mayıs 2013 tarihli kararla onanmıştır.
2. B Listesinde yer alan başvuranlar:
- Resul Ayaz: İlk olarak, hakimler, vasisinin ön iznini almadan dava açan başvuranın davasını, taraf niteliğine (locus standi) sahip olmama nedeniyle reddetmişlerdir (Dosya no 2001/192 E-2002/1382 K). Başvuran, Danıştaya başvurmuş; Danıştay bu kararı, cezası iptal edildiğinden, ilgilinin artık kişisel haklarını kullanmak için bir vasiye bağlı olmadığını göz önünde bulundurarak 3 Kasım 2003 tarihinde bozmuştur. Dosya yeniden incelendikten sonra, 2. Daire, 21 Ekim 2004 tarihli bir kararla (Dosya no 2004/2866 E-2004/1509 K), başvurana manevi tazminat olarak 19 Ocak 2001 tarihinden itibaren geçerli gecikme faiziyle birlikte, 2.000 Türk lirası ödenmesine karar vermiştir. Bakanlıklar temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. Danıştay 9 Mayıs 2006 tarihli kararla, ilk derece mahkemesinin, başvuranın iddia edilen zararın sebebi olan olayın yaşanmasına katılıp katılmadığı ya da ne derecede katıldığını tespit etmediği gerekçesiyle söz konusu kararı bozmuştur. Mahkemeye, söz konusu yargılamanın sonucuyla ilgili olarak bilgi verilmemiştir; ancak Hükümet, ilgiliye 2.942,32 Türk lirası miktarında kısmı tazminat ödendiğini belirtmiştir.
- Başak Otlu: 9 Haziran 2006 tarihli kararla (Karar no 2001/2011 E-2006/1255 K), 4. Daire, manevi tazminat olarak, gecikme faiziyle birlikte, 5.000 TRY ödenmesine karar vermiştir. Danıştay 9 Nisan 2007 tarihli kararla, iddia edilen yaralanmalar ile Devlet memurlarına yüklenebilir bir eylem arasında nedensellik bağı bulunmadığı gerekçesiyle söz konusu kararı bozmuştur. Dava halen ilk derece mahkemesi önünde derdesttir.
- Yıldırım Doğan: İlk olarak, 8. Daire, 29 Mayıs 2002 tarihinde (no 2001/87 E-2001/668 K), başvuranın ihtilaf konusu olayda katıldığı iddiasını reddetmiştir; başvuranın temyiz başvurusu üzerine, Danıştay 16 Şubat 2004 tarihli kararla, bir hapishanedeki disiplin ve düzeni sağlamak amacıyla askeri operasyona başvurma gerekliliğinin, tek başına, önceden Devlete yüklenebilir bir dizi hizmet kusuru işlendiğini gösterdiği gerekçesiyle söz konusu kararı bozmuştur. Danıştay 14 Temmuz 2006 tarihinde İdarenin karar düzeltme talebini reddetmiş ve Dosyayı 8. Daireye göndermiştir. Bununla birlikte, 14 Aralık 2006 tarihli kararla, ilk kararının sürdürülmesi için ısrar etmiş ve sonuç olarak dava Danıştay Genel Kuruluna gönderilmiştir. Mahkemeye, söz konusu yargılamanın sonucuyla ilgili olarak bilgi verilmemiştir;
- Cenker Aslan: İlk olarak, davanın esasına bakan mahkeme, 16 Mayıs 2002 tarihinde, vasisinin ön iznini almadan dava açan başvuranın davasını, taraf niteliğine (locus standi) sahip olmama nedeniyle reddetmişlerdir. İlgili, temyiz başvurusunda bulunmuştur. Danıştay, itiraz edilen kararı 24 Aralık 2003 tarihinde bozmuştur. 4. Daire, 28 Şubat 2006 tarihli kararla (no 2004/2457 E-2006/272 K) başvurana maddi tazminat olarak 46.637 Türk lirası, manevi tazminat olarak ise 5.000 Türk lirası ödenmesine karar vermiştir. Her iki taraf temyiz başvurusunda bulunmuştur. Danıştay 6 Nisan 2007 tarihli kararla, ilk derece mahkemesinin, başvuranın iddia edilen zararın sebebi olan olayın yaşanmasına katılıp katılmadığı ya da ne derecede katıldığını tespit etmediği gerekçesiyle söz konusu kararı bozmuştur. 4. Daire, 27 Ocak 2010 tarihli kararla, söz konusu karara uymuş ve başvuran tarafın taleplerini reddetmiştir. Mahkemeye, söz konusu yargılamanın sonucuyla ilgili olarak bilgi verilmemiştir.
- Barış Gönülşen: İlk olarak, davanın esasına bakan mahkeme, 16 Mayıs 2002 tarihinde, vasisinin ön iznini almadan dava açan başvuranın davasını, taraf niteliğine (locus standi) sahip olmama nedeniyle reddetmişlerdir. İlgili, temyiz başvurusunda bulunmuştur. Danıştay, itiraz edilen kararı 24 Aralık 2003 tarihinde bozmuştur. 4. Daire, 28 Ekim 2004 (Dosya no 2004/2847 E-2004/1376 K) başvurana, 25 Eylül 2000 tarihinden itibaren gecikme faiziyle birlikte manevi tazminat olarak 5.000 Türk lirası ödenmesine karar vermiştir. Bakanlıklar temyiz başvurusunda bulunmuştur. Danıştay 13 Şubat 2007 tarihli kararla, ilk derece mahkemesinin, başvuranın iddia edilen zararın sebebi olan olayın yaşanmasına katılıp katılmadığı ya da ne derecede katıldığını tespit etmediği gerekçesiyle söz konusu kararı bozmuştur. Mahkemeye, söz konusu yargılamanın sonucuyla ilgili olarak bilgi verilmemiştir. ; ancak Hükümet, başvuranın tazminat olarak yakın zaman içerisinde 16.000 Türk lirası alacağını bildirmiştir.
- Murat Ekinci: 9. Daire, 25 Haziran 2002 tarihli kararla (Dosya no 2001/103 E-2003/754 K), manevi tazminat olarak 1.500 Türk lirası ödenmesine karar vermiştir. Her iki taraf temyiz başvurusunda bulunmuştur. Danıştay 28 Nisan 2004 tarihli kararla, ilk derece mahkemesinin, Murat Ekincinin vasisinin ön iznini almadan davayı inceleyemeyeceği gerekçesiyle söz konusu kararı bozmuştur. Mahkemeye, söz konusu yargılamanın sonucuyla ilgili olarak bilgi verilmemiştir; ancak Hükümet, 1.048,25 Türk lirası miktarında kısmi ödeme yapıldığını belirtmiştir.
- Savaş Kör: 3. Daire, 30 Haziran 2003 tarihli kararla (Dosya no 2001/80 E-2003/920 K), 25 Eylül 2000 tarihinden itibaren geçerli gecikme faiziyle birlikte, maddi tazminat olarak 2.000 Türk lirası, manevi tazminat olarak ise 3.000 Türk lirası ödenmesine karar vermiştir. Bakanlıklar, temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. Hükümet, kararın yürütmesinin durdurulması için istinaf davası açanların talebi reddedildiğinden, başvuranın, Danıştayın kararı beklenirken 814,83 Türk lirası aldığını belirtmektedir. Mahkemeye, söz konusu yargılamanın sonucuyla ilgili olarak bilgi verilmemiştir.
- Nihat Konak: Ankara 4. İdare Mahkemesi, 28 Ekim 2004 tarihli kararla (Dosya no 2001/89 E-2004/1575 K), başvurana 25 Eylül 2000 tarihinden itibaren gecikme faiziyle birlikte manevi tazminat olarak 1.000 Türk lirası, maddi tazminat olarak 2.000 Türk lirası ödenmesine karar vermiştir. Her iki taraf, temyiz başvurusunda bulunmuştur. Danıştayın kararı beklenirken, Konaka söz konusu meblağın bir kısmı, yani 758 Türk lirası ödenmiştir. 27 Şubat 2007 tarihli kararla, Dosyaya göre, diğer tutuklular güvenlik güçlerine itaat ederek olay yerinden uzaklaştırılmış ve zarar görmemiş olmalarına rağmen, Konakın ihtilaf konusu olayın yaşanmasına aktif olarak dahil olduğu ve sonuç olarak yaralandığı gerekçesiyle söz konusu kararı bozmuştur.
Dolayısıyla, somut olayda bildirilen yaralanma, mağdurun kendi hatasından kaynaklanmaktadır; bu nedenle İdareye atılı suç ile meydana gelen zarar arasında nedensellik bağı bulunmamaktadır.
Dosyadan, başvuranın daha sonra, yine 4. Daire önünde tam yargı davası açtığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, 9 Kasım 2007 tarihli kararla (Dosya no 2007/1261 E-2007/2182 K), daha önceki gerekçeyle talebi reddedilmiştir.
Ek IX
Ankara 5.Ağır Ceza Mahkemesi önündeki davanın seyri ile ilgili ek bilgiler
8 Şubat- 26 Eylül 2000: Başvuranlar Sadık Türk, Erdal Gökoğlu, Mustafa Selçuk, Gönül Aslan (İfadeleri 8 Şubat günü alınmıştır.), Gürhan Hızmay, Murat Güneş (İfadeleri 11 Şubat günü alınmıştır.), Cemaat Ocak, Aydın Çınar, Ertan Özkan, Derya Şimşek (İfadeleri 17 Şubat günü alınmıştır.), Enver Yanık (İfadeleri 23 Şubat günü alınmıştır. ), İnan Özgür Bahar (İfadeleri 25 Eylül günü alınmıştır.), Şerife Arıöz, Fatime Akalın, Esmehan Ekinci, Başak Otlu, Zeynep Güngörmez, Edibe Tozlu ve Sibel Aktanın (İfadeleri 26 Eylül günü alınmıştır.) ifadesi istinabe yoluyla alınmıştır.
17 Nisan 2002: Heyet değişikliği nedeniyle tutanaklar okunmuştur; ardından daha önce uygulanmasına karar verilen tedbirlerin yeniden alınması kararlaştırılmıştır.
30 Eylül 2002: Diğer ilgililer hakkındaki usulü işlemlerin tamamı yinelenmiştir. Başvuranlar Halil Doğan ve Cenker Aslan ile beş savunma avukatı, savunma dilekçelerini sundular. Hakimler, başvuran Filiz Gülkokuerin ifadesinin istinabe yoluyla alındığını tespit etmişlerdir.
2 Aralık 2002: Bir savunma avukatı ve üç sanık huzurunda, heyet değişikliği nedeniyle tutanakları okunmuştur. Yahya Yıldızın ifadesinin istinabe yoluyla alındığı tespit edilmiştir. Diğer ilgililer hakkındaki usulü işlemlerin tamamı yinelenmiştir.
24 Şubat 2003: Taraflar olmaksızın, heyet değişikliği nedeniyle tutanaklar okunmuştur. Dava dosyasını tamamlamak amacıyla usulü işlemlerin tamamı yinelenmiştir. 16 Nisan günü yapılan bir sonraki duruşmada da aynı şekilde hareket etmişlerdir.
11 Haziran 2003: Başvuranlar Fatime Akalın, Başak Otlu ve dört savunma avukatı, davadaki suçlamalara itiraz etmişlerdir. Fatime Akalın şikayetini tekrar etmiş; diğer başvuran ise, jandarmalar koğuşa girdiğinde, tutukluların, onlara yalnızca kitap atarak tepki gösterdiğini; bir askerin ateş etmek için silahını doğrulttuğu sırada, bir komutanın, kadınlardan ölü istemiyoruz diyerek bunu yapmasına engel olduğunu ifade etmiştir. Hakimler, bazı sanıkların-başvuranların sağlık gerekçesiyle tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığını kaydetmişlerdir.
24 Eylül 2003: İki savunma avukatı huzurunda, hakimler, heyet değişikliği nedeniyle tutanakları okumuşlardır. Avukatlar, sanıkların adreslerini belirlemeye çalıştıklarını ifade etmişlerdir. Dava dosyasını tamamlamak amacıyla usulü işlemlerin tamamı yinelenmiştir.
12 Kasım 2003: İki savunma avukatı huzurunda, hakimler, heyet değişikliği nedeniyle tutanakları okumuşlardır. Başvuranlar Mehmet Kansu Keskinkan, Sadık Türk, Mustafa Selçukun ifadelerinin Dosyaya konulduğunu tespit etmişlerdir. Dava dosyasını tamamlamak amacıyla usulü işlemlerin tamamı yinelenmiştir ve bu arada serbest bırakılan Cenker Aslan, Ertan Özkan, Serdar Atak ve Murat Ekinci hakkında yakalama müzekkeresi çıkarılmıştır.
17-18 Kasım 2003: Heyet, sırasıyla sanık İ.G. ve başvuran Murat Ekinciyi dinlemek üzere istisnai olarak toplanmıştır. Başvuran Murat Ekinci yazılı savunmasını vermiş ve kendisine herhangi bir suç atfedilemeyeceğini; zira operasyon sırasında 14. koğuşta olduğunu ileri sürmüştür.
28 Ocak 2004: Duruşmada iki sanık ve iki savunma avukatı hazır bulunmuştur; daha sonra, başvuranlar Ertuğrul Kaya ve Gürhan Hızmay da katılmıştır. Heyet değişikliği nedeniyle tutanakları okunmuştur. İçişleri ve Maliye Bakanlıkları müdahil taraf olarak katılmışlardır. Gürcü Çakmak, Esmehan Ekinci, Zeynep Güngörmez, Edibe Tozlu, Serdar Atak, Şerife Arıöz, Fadime Özkan ve Behsat Örs hakkında yakalama müzekkeresi çıkarılmıştır; Ertuğrul Kaya ve Gürhan Hızmayın ifadeleri alınmıştır; suç olacak hiçbir şey yapmadıklarını ileri sürmüşlerdir; beyanlarına göre, gerçek suçlular, tutukluları yaralayan ve öldüren görevlilerdi. Dava dosyasının tamamlanması amacıyla; Fadime Özkanın (Daha sonra, 3 Kasım 2006 tarihinde ifadesi alınmış ve bizzat Ankaradaki duruşmalara katılma talebinde bulunmuştur.) istinabe yoluyla ifadesinin alınmasıyla ilgili olan da dahil olmak üzere, usulü işlemlerin tamamı yinelenmiştir.
9 Şubat 2004: Heyet, başvuran Esmehan Ekinciyi dinlemek üzere istisnai olarak toplanmıştır. Esmehan Ekinci suçlamaları reddetmiş ve operasyonu yürüten jandarmalardan şikayetçi olmuştur.
7 Nisan 2004: Duruşmada bir sanık ile her iki tarafın bazı avukatları hazır bulunmuştur. Dava dosyasının tamamlanması amacıyla, Haydar Baranın (Daha sonra, Kırşehirde, 7 Mayıs 2004 tarihinde ifadesi alınmıştır ve suçlamaları reddederek, jandarmaların neden olduğu yaralardan yakınmıştır.) istinabe yoluyla ifadesinin alınmasıyla ilgili olan da dahil olmak üzere usulü işlemlerin tamamı yinelenmiştir.
13 Nisan 2004: Heyet, başvuran R.E.yi dinlemek üzere istisnai olarak toplanmıştır.
2 Haziran 2004: Hakimler, sanıkların duruşmaya çıkmaları için uygulanmasına karar verilen çok sayıda işlemin yerine getirilmediğini tespit etmişlerdir. Duruşmaya diğer iki sanık ve iki tarafın bazı avukatları katılmışlardır; başvuran İnan Özgür Bahar, savunma haklarını kullanmasına engel olunduğunu iddia etmiştir; zira iddianamenin tebliğ edilmediğini, avukatıyla görüşemediğini ve savunmasını hazırlaması için kendisine zaman verilmediğini ileri sürmüştür.
8 Eylül 2004: Heyet, başvuran Edibe Tozluyu dinlemek üzere istisnai olarak toplanmıştır. Edibe Tozlu, fiziksel şiddet uygulamadığını, kamu malına zarar vermediğini ileri sürmüştür; bu arada Wernicke-Korsakoff sendromuna yakalandığı belirterek, Cumhurbaşkanı affını elde ettiğini ve militanlıktan uzak durduğunu ifade etmiştir.
15 Eylül 2004: Duruşmada başvuranlar Yıldırım Doğan ve İnan Özgür Bahar, aynı dava kapsamında yargılanan iki sanık ve avukatları hazır bulunmuştur. Başvuran Bahar, cezaevi yönetiminin, avukata erişmesine engel olduğunu ileri sürmüştür. Hakimler, sanıkların bulunduğu hapishanelerinin ilgili savcılıklardan, Anayasaya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine riayet ederek, temsilcileriyle ilişkilerine kesinlikle engel olunmamasını talep ettiler. Üstelik dava dosyasının tamamlanması amacıyla usulü işlemlerin tamamı ve yakalama müzekkereleri yinelenmiştir.
24 Kasım 2004: Heyet değişikliği nedeniyle tutanaklar yeniden okunduktan sonra, savunma makamının bazı avukatları, müvekkilleriyle görüşmek için müvekkillerinin varislerinin iznini gerekli kılan cezaevi idaresinden yakınmışlardır. Hakimler bir kez daha, ilgili savcılıklardan, kanunun bir avukatın müvekkiline yardım edebilmesi amacıyla böyle bir izni gerektirmediğini sorumlulara bildirmelerini talep etmişlerdir.
9 Şubat 2005: Duruşmada başvuran Ercan Akpınar ve davaya dahil olan Bakanlıkların avukatları hazır bulunmuştur. Başvuran, gelecek duruşmada kendisini ifade etmek istediği bildirmiştir. Dava dosyasının tamamlanması amacıyla usulü işlemlerin tamamı yinelenmiştir.
20 Nisan 2005: Duruşmada başvuran Ercan Akpınar, sanık E.Ş. ve iki tarafın üç avukatı hazır bulunmuştur. Heyet değişikliği nedeniyle tutanaklar okunmuştur. Başvuran da dosyasına üç sayfalık yazılı savunma koymuştur; aynı zamanda bu metni okumuştur. Hakimler, operasyon sonrasında çekilen fotoğrafları aldıklarını bildirmişlerdir. Dava dosyasının tamamlanması amacıyla, diğer usuli işlemlerin tamamı yinelenmiştir.
13 Temmuz 2005: Duruşmada savunma makamının bir avukatı hazır bulunmuştur. Dava dosyasını tamamlamak amacıyla, usuli işlemlerin tamamı yinelenmiştir ve başvuran Sadık Türk hakkında yeni yakalama müzekkereleri çıkarılmıştır (Bu işlemler gereğince, Sadık Türkün daha sonra, istinabe yoluyla Samsunda 17 Nisan 2007 tarihinde ifadesi alınmış ve daha önceki ifadelerine atıfta bulunarak, ihtilaf konusu olayda sorumluluğu bulunduğuna karşı çıkmıştır.)
9 Kasım 2005: Davada müdahil olan Bakanlıkların avukatları hazır bulunmuştur. Heyet değişikliği nedeniyle tutanaklar okunmuştur. Hakimler, başvuran Zeynep Güngörmezin ifadesinin istinabe yoluyla alındığını tespit etmişlerdir. Dava dosyasının tamamlanması amacıyla, usuli işlemlerin tamamı yinelenmiştir.
18 Ocak 2006: Heyet, başvuran Önder Mercanı dinlemek üzere toplanmıştır; Mercan, sözde isyana katıldığı iddialarına karşı çıkmıştır. Silah seslerini ve çığlıkları hatırladığını; önce soyulduğunu ve sopalarla dövüldüğünü daha sonra bir gözünü kaybettiğini ifade etmiştir.
1 Şubat 2006: Duruşmada -Wernicke-Korsakoff hastalığı nedeniyle hastaneye yatırılan- Savaş Körün avukatı hazır bulunmuştur. Heyet değişikliği nedeniyle tutanaklar okunmuştur. Sadık Türkün istinabe yoluyla ifadesinin alındığı kaydedilmiştir. Dava dosyasının tamamlanması amacıyla, usulü işlemlerin tamamı yinelenmiştir.
15 Şubat 2006: Heyet, sanık N.Ş.yi dinlemek üzere istisnai olarak toplanmıştır.
11 Nisan 2006: Duruşmada N.Şnin ve Savaş Körün avukatları hazır bulunmuştur. Yakalama müzekkerelerinin gereklerinin yerine getirilmesi beklenirken, dava dosyasını tamamlamak amacıyla, usuli işlemlerin tamamı yinelenmiştir.
6 Temmuz 2006: Duruşmada müdahil tarafın avukatı hazır bulunmuştur. Yakalama müzekkerelerinin gereklerinin yerine getirilmesi beklenirken, dava dosyasını tamamlamak amacıyla, usuli işlemlerin tamamı yinelenmiştir.
2 Kasım 2006: Duruşmada kimse hazır bulunmamıştır. Heyet değişikliği nedeniyle tutanaklar okunmuştur. Yakalama müzekkerelerinin gereklerinin yerine getirilmesi beklenirken, dava dosyasını tamamlamak amacıyla, usuli işlemlerin tamamı yinelenmiştir.
1 Şubat 2007: Duruşmada, N.Şnin ve Savaş Körün avukatları ile müdahil tarafın avukatları hazır bulunmuştur. Yakalama müzekkerelerinin gereklerinin yerine getirilmesi beklenirken, dava dosyasını tamamlamak amacıyla, usuli işlemlerin tamamı yinelenmiştir.
3 Mayıs 2007: Duruşmada, başvuran Fadime Özkan, avukatı ve Savaş Körün avukatı hazır bulunmuştur. Başvuran, ne davanın konusunu ne de orda olma sebebini bilmediğini söylemiş ve savunmasını hazırlamak için iddianamenin bir örneğinin verilmesini talep etmiştir. Yakalama müzekkerelerinin gereklerinin yerine getirilmesi beklenirken, dava dosyasını tamamlamak amacıyla, usuli işlemlerin tamamı yinelenmiştir.
14 Haziran 2007: Heyet, söz konusu tedbirleri gündeme getirmek ve o sırada tıbbi tedavi gören başvuran Cem Şahini dinlemek amacıyla istisnai olarak toplanmıştır. 224 günlük açlık grevine bağlı bilişsel zafiyet nedeniyle, Ulucanlar operasyonla ilgili ayrıntıları artık hatırlamadığını; yalnızca, soyulduğu ve işkenceye uğradığı hamama sürüklenerek götürüldüğünü hatırladığını ifade etmiştir. Başvuranlar Fadime Özkan ve Sibel Aktan, avukatları refakatinde katılmışlardır. Fadime Özkan, savunmasını hazırlamak için ek süre talep etmiştir. Sibel Aktan ise olayların seyrini kısaca özetlemiş ve kötü muamele iddialarını tekrar etmiştir. Hakimler, yakalama müzekkerelerinin gereklerinin yerine getirilmediğini gözlemlemişler ve dava dosyasının tamamlanması amacıyla usulü tedbirlerin tamamını yinelemişlerdir.
17 Haziran 2007: Aralarında başvuranlar Sibel Aktan ve Özgür Soylunun da yer aldığı beş sanık duruşmada hazır bulunmuştur. Sibel Aktan, bir gardiyan tahtadan bir kirişle dövmesine rağmen, jandarmalara karşı herhangi bir şiddet eyleminde bulunmadığını ifade etmiştir; bilinci yerine geldiğinde, kendisini tutuklu nakil arabasında bulduğunu dile getirmiştir. Özgür Soylu ise, ortak bir savunma hazırlamak amacıyla aynı dava kapsamında yargılanan sanıklarla görüşemediğinden yakınmış, suçlamaları kabul etmemiştir.
5 Temmuz 2007: Başvuran Fadime Özkan, Savaş Kör ile birlikte suçlamalara karşı çıkmış ve altı sayfalık yazılı savunma vermiştir. Yakalama müzekkerelerinin gereklerinin yerine getirilmesi beklenirken, dava dosyasının tamamlanması amacıyla, usuli işlemlerin tamamı bir kez daha yinelenmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy