(AİHS. m. 3, 13, 41, 44) (765 S. K. m. 243, 245) (2577 S. K. m. 13) (2709 S. K. m. 125) (BEYHAN KAYGISIZ - TÜRKİYE DAVASI) (SULTAN ÖNER VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (KANLIBAŞ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no:15750/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
21 Ekim 2008
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (15750/02) nolu davanın nedeni (T.C. vatandaşı) Sait Oral Uyanın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 26 Şubat 2004 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Adli yardımdan yararlanan başvuran, AİHM önünde Bursa Barosu avukatlarından Ü. Emek tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Olayların meydana geldiği dönemde, 1965 doğumlu başvuran, aşırı sol bir terör örgütünün mensubu olmaktan Bursa Cezaevinde müebbet hapis cezasını çekmekte olan bir hükümlüydü.
25 Şubat 2000 tarihinde, başvuran, Bursa Devlet Hastanesi Nöroşirurji Bölümünde muayene edilmiştir. Düzenlenen rapor, İstanbulda bir yıl önce saptanan boyun fıtığı tanısını teyit etmiştir. Boyundan kola doğru yayılan şiddetli ağrılar gösteren sözkonusu hastalığa ilişkin olarak, doktorlar, şayet cerrahi müdahale yapılacaksa, bunun İstanbulda bir üniversite hastanesinde gerçekleşmesinin uygun olacağını belirtmişlerdir. Bilahare, cezaevi yönetiminin talebi üzerine, Bursa Uludağ Üniversitesi Hastanesi, başvurana gerekli tedavileri uygulayabileceklerini ancak, hükümlüler için özel mahkum odalarının mevcut bulunmadığını belirtmiştir.
Bunun üzerine başvuran, İstanbul Bayrampaşa Cezaevine nakledilme talebinde bulunmuştur. 2 Haziran 2000 tarihinde, cezaevi yönetimi, başvuranın, İstanbulda Kartal Cezaevine nakledilmesine karar vermiştir.
A. Başvuranın Kartal Cezaevine Nakli
5 Haziran 2000 tarihinde, jandarma erler M.A, G.A., H.B., M.B., M.Y., ve uzman çavuş S.A.nın gözetiminde, cezaevi aracı ile nakli sırasında, başvuran, Bayrampaşa Cezaevi istikametinde gitmediklerini fark edince jandarmalara karşı çıkmış ve derhal Bursaya götürülmediği takdirde açlık grevine başlayacağı tehdidinde bulunmuştur. Ancak itirazları sonuçsuz kalmıştır.
Kartal Cezaevine vardıklarında, Kartal Cezaevi nizamiyesinde görevli jandarmalar, R.E., U.Ü., İ.K., M.T. ve U.Y. üst araması ve parmak izi alınmasından oluşan başvuranın giriş işlemlerini yapmak istemişlerdir. Ancak, başvuran, cezaevi aracından inmeyi reddederek jandarmalara karşı çıkmıştır.
Aynı gün, başvuran, müşahede altına alınması gerektiği Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine nakledilmiştir. Buna karşın, poliklinik kayıtlarına göre, başvuran, kötü muamelede bulunmakla suçladığı naklinden sorumlu jandarmaları protesto etmek amacıyla tedavileri reddetmiştir.
6 Haziran 2000 tarihinde, başvuran, Kartal Cezaevi doktoru tarafından muayene edilmiştir. Doktor, boyunluk takan başvuranın, sol elmacık kemiği üzerinde 1cmlik laserasyon ve şiddetli ağradan şikayetçi olduğunu gözlemlemiştir.
13 Haziran 2000 tarihinde, başvuran, Bursa Cezaevine gönderilmiştir ve ertesi gün, cezaevi doktoru tarafından muayene edilmiştir. Cezaevi doktoru, sol kol üst dış yanda 1x1,5 cmlik yeşilimsi ekimoz, sol elmacık kemiği üzerinde 1cmlik laserasyon ve sol bilekte sıyrık olduğunu, ayrıca başvuranın kulaklarında aşırı kulak kiri bulunduğunu ve sol kulağının çınlamasından da şikayetçi olduğunu tespit etmiştir.
B. Başvuranın cezai şikayeti
14 Haziran 2000 tarihinde, başvuran, Bursa Cezaevi Savcısı aracılığı ile şikayet dilekçesini sunmuştur. Şikayet dilekçesinde başvuran, nakli sırasında cezaevi aracında ve Kartal Cezaevine girişi sırasında kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmiştir. Başvuran, 5, 6 ve 13 Haziran 2000 tarihli sağlık raporlarını sunmuştur.
Aynı gün başvuran, Bursa Cumhuriyet Savcısına ifade vermiştir. Başvuranın ifadelerine göre, olaylar şu şeklide özetlenebilir:
Cezaevi aracında, uzman çavuş S.A ve astları, başvuran açlık grevine başlama tehdidine bulunduğunda elleri kelepçeliyken özellikle başına vurmaya başlamışlardır.
Kartal Cezaevine girişi sırasında, jandarmalar cezaevi aracından inmesi için başvuranı zorlamışlar ve sakalından çekmişlerdir. İçeri götürüldüğünde başvurandan soyunmasını istemişler, başvuran bu isteklerini reddetmiştir. Uzman çavuş S.A.nın da aralarında yer aldığı jandarmalar, ellerini sandalyenin arkasından kelepçeleyerek başvuranı dövmeye başlamışlardır. Jandarmalar başvuranın favorilerinden çekmişler, zorla soyduktan sonra başvurana su dökmüşler ve başvuran bayılana kadar devam etmişlerdir.
Bilahare, jandarmalar, başvuranı, Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine götürmüşlerdir. Başvuran, doktora, maruz kaldığı şiddeti protesto etmek için tedaviyi reddettiğini açıklamaya çalışmış ancak orada bulunan uzman çavuş S.A. hiçbir şey geçmedi diyerek başvuranın sözünü kesmiştir. Doktor, başvurandan, poliklinik kayıtlarına kendi isteğiyle tedaviyi reddettiğini yazmasını talep etmiştir. Uzman çavuş S.A. yeniden araya girmiş ve başvuranın işkence ifadesi ile başladığı cümlesini tamamlamasına engel olmuştur.
Kartal Cezaevine döndüklerinde, nizamiyede görevli jandarmalar, arama yapmak amacıyla başvurandan soyunmasını istemişlerdir. Başvuran bu isteği yerine getirmeyince, jandarmalar başvuranı soymuş ve hakaret ederek dövmeye başlamışlardır, içlerinden biri, cinsel organına copla tacizde bulunmuştur.
Sözkonusu eylem, bir astsubayın, hücresine götürülmek üzere başvuranın giydirilmesini sağlayana kadar sürmüştür.
C. Başvuruya ilişkin açılan davalar
27 Haziran 2000 tarihinde, Bursa Cumhuriyet Savcılığı, cezaevi aracında başvuranın nakli sırasında meydana gelen olaylar hakkında soruşturma başlatılmasına karar vermiş, ancak Kartal Cezaevinde yapılan eylemlere ilişkin olarak Pendik Savcılığı lehine ratione loci bakımından yetkisizlik kararı almıştır.
Bu tarihten itibaren, sözkonusu jandarmalar hakkında Bursa ve Kartal mahkemelerinde, ilki M.A., G.A., H.B., M.B., M.Y. ve S.A., ikincisi R.E., U.Ü, İ.K., M.T. ve U.Y hakkında olmak üzere iki ayrı soruşturma başlatılmıştır.
Başvuranın şikayetinin iki ayrı soruşturma şeklinde yürütüldüğü konusunda bilgilendirildiğine dair dosyada hiçbir unsura rastlanmamıştır.
1. Bursa Mahkemelerinde yürütülen soruşturma
29 Ağustos 2000 tarihinde, Bursa Cumhuriyet Savcılığı, uzman çavuş S.A.nın ifadesini almıştır. Uzman çavuşa göre, Bayrampaşa Cezaevine nakledilmemesinin yarattığı hayal kırıklığı nedeniyle ya da Bursada güvenlik görevlisi olduğundan, yakınları tarafından başvurana gönderilen ve cezaevine sokulması yasak olan şeylere izin vermemesi nedeniyle yalnızca kendisini yıldırma amacıyla başvuran şikayetçi olmuştur.
Belirtilmeyen bir tarihte, Savcılık, 2 Aralık 1999 tarihli 4483 sayılı yasa uyarınca dosyayı, jandarma görevlileri M.A., G.A., H.B., M.B. M.Y. ve S.A. hakkında inceleme başlatılmasına izin verecek yetkili merci olan Bursa İl İdare Kuruluna havale etmiştir.
Bu amaçla, sözkonusu Kurul, Bursa Jandarma Komutanlığında görevli Yüzbaşı A.K.yi raportör-müfettiş olarak atamıştır.
16 Ekim 2000 tarihinde, Yüzbaşı A.K., olaylar sırasında cezaevi aracında bulunan, M.A., H.B. ve G.Anın ifadelerini almıştır.
M.A., uzman çavuş S.A.nın emri ile başvuranı Kartal Cezaevine nakletmekle görevlendirildiklerini ifade etmiştir. Kartal Cezaevine geldiklerinde, başvuran, nakil aracından inmeyi reddetmiş, nizamiyede görevli jandarmaların yardımıyla araçtan indirilmiştir. M.A., başvuranın nizamiyeden içeri alınmasından sonra neler yaşandığını bilmediğini, ancak, M.A., kötü muamele gördüğünü iddia ederek muayene olmayı reddettiği hastaneye kadar başvurana eşlik ettiğini sözlerine eklemiştir.
H.B. ve G.A., M.A.nın beyanlarını teyit etmiştir.
28 Ekim 2000 tarihinde, A.K., uzman çavuş S.A.nın ifadesini almış, S.A. suçlamaları reddetmiştir. S.A., nakil aracında başvuranın baş kaldırdığını, Kartal Cezaevine nakledilmesine karşı çıktığını ve nakil aracından inmemek için direndiğini, hastanede de başvuran tutumunu değiştirmediğini ve muayene olmayı reddettiğini dile getirmiştir.
Sonraki bir tarihte jandarma er M.Y. sorgulanmıştır. Adı geçen arkadaşının söylediklerini yineleyerek hekim karşısında başvuranın muayene defterine işkence gördüğünü yazmak istediğini, uzman çavuş S.A.nın kendisini engellediğini ve böyle davranmak için uygun bir yer olmadığını ve kurallara uygun davranması gerektiğini bildirdiğini belirtmiştir
Jandarma er M.B. sorgulanamamıştır.
Yüzbaşı A.K. değerlendirme raporunda başvuranın şikayetlerini destekleyici delillerin bulunmaması nedeniyle soruşturma açılmasına yer olmadığı sonucuna varmıştır.
Bursa İl İdare Kurulu 8 Kasım 2000 tarihli kararla bu görüşü onaylayarak jandarma erler M.A., G.A., H.B., M.B., M.Y., ve uzman çavuş S.A. hakkında soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar vermiştir. İl idare Kurulu esasen başvuranın gerekli tedavi için hastaneye giderken kendisine eşlik edenlere karşı hasmane bir tavır sergilediğinin sabit olduğuna karar vermiştir.
Başvuranın Kocaeli F tipi cezaevine nakledildiği 20 Aralık 2000 tarihinde Bursa Cumhuriyet Savcılığı kaymakamlık kararı ile aynı yönde takipsizlik kararı vermiştir.
Başvurana tebliğ edilmeyen bu karardan başvuranın avukatı 19 Nisan 2001 tarihinde haberdar olabilmiştir. Başvuranın avukatı 4483 sayılı Kanunun 9/2 maddesinin uygulanmasına istinaden bu kararın iptali istemiyle Bursa Bölge İdare Mahkemesinde 25 Nisan 2001de dava açmıştır. Avukat yürütülen soruşturmaların yetersizliğinden ve kaymakamlık kararının gerekçesinin eksikliğinden yakınmıştır. Avukat 18 Mayıs tarihli ek görüşünde AİHSnin 3. maddesince ortaya konan işkence yasağını öne sürmüştür.
Bu dava sürerken başvuranın avukatı 18 Mayıs 2001 tarihinde Bursa Cumhuriyet Savcılığının takipsizlik kararına karşı bu defa Yalova Ağır Ceza Mahkemesinde dava açmıştır. Avukat özellikle AİHSnin 3. ve 13. maddelerine atıfta bulunmuştur.
25 Mayıs 2001 tarihinde Mahkeme başkanı başvuranın 8 Kasım 2000 tarihli soruşturmayı sonlandıran kaymakamlık kararının iptali amacıyla idari mahkemelere başvurmaması nedeniyle kararın nihai hale geldiğini belirterek takipsizlik kararını onamıştır.
Ancak, bu başvuru yolu kullanılmıştır. Kaldı ki Bursa Bölge İdare Mahkemesi 11 Haziran 2002 tarihli bir karar ile kaymakamlık kararını bozmuş ve sözkonusu altı jandarma hakkında soruşturma başlatılmasına hükmetmiştir.
9 Temmuz 2002 tarihinde Bursa Cumhuriyet Savcılığı kamu davasını Pendik Cumhuriyet Savcılığının açması gerektiğini belirterek anılan savcılık lehine görevsizlik kararı vermiştir.
Dosyada bu kararın başvurana tebliğ edildiğini gösterir bir unsur yer almamaktadır.
2. Pendik makamları tarafından sürdürülen soruşturma
Bursa Cumhuriyet Savcısının Kartal cezaevinde meydana gelen olaylar hakkında verdiği karar ile ilgili olarak, Pendik Cumhuriyet Savcısı 20 Nisan 2001 tarihinde Bölge İdare Kurulundan jandarma erler U.Ü., İ.K., M.T., U.Y. ve uzman çavuş R.E. hakkında soruşturma başlatılması iznini vermesini talep etmiştir.
Bölge İdare Kurulu bu olayın soruşturulması konusunda bölge jandarma komutanlığında görevli teğmen G.T.yi görevlendirmiştir.
Teğmen G.T. 17 Mayıs 2001 tarihinde jandarma er H.A.yı dinlemiş, adı geçen başvuranı cezaevi aracından indirmeye ikna etmenin yarım saati bulduğunu, fakat kendisine hiçbir şiddet uygulanmadığını beyan etmiştir.
25 Mayısta jandarma er M.T. dinlenmiştir. M.T. bizzat kendisinin başvuranın parmak izlerini aldığını, herhangi bir zorlama olmaksızın üstünü aradığını belirtmiştir. 29 Mayısta sorgulanan uzman çavuş R.E. başvuranın iddialarına şiddetle karşı çıkmış, uzman çavuş S.A.yı bile tanımadığının altını çizmiştir. Müfettiş G.T. 8 Haziran 2001 tarihinde jandarma er U.Ü.yü dinlemiş, adı geçen sözü edilen gün başvuranı cezaevi aracından indirmeye zorlamak durumunda kaldıklarını, içeriye götürürken başvuranın ağzını kapadıklarını zira Türk ordusuna karşı küfürler yağdırdığını ifade etmiştir. U.Ü. bununla birlikte hiç kimsenin başvuranı dövmediğini sözlerine eklemiştir.
Teğmen G.T. jandarma er İ.K.yı dinlemiştir. İ.K., başvuranın üstünün aranmasına engel olmak için kendini yere attığını belirtmiştir.
Jandarma er U.Y.nin ifadesinin alındığına dair dosyada herhangi bir bilgi yer almamaktadır.
Bu arada başvuran 13 Haziran 2001 tarihinde Kocaeli Devlet Hastanesinde sağlık kontrolünden geçmiştir. Düzenlenen raporda açlık grevinden kaynaklı kötü beslenme belirtilerinin haricinde klinik tablosunun «iyi» olduğu ifade edilmiştir. Bir hafta sonra başvuranın sağlık durumu ağırlaşmıştır. Başvuran takip eden 22 Haziranda İstanbul Adli Tıp Kurumu enstitüsünde muayene edilmiş ve kendisinde Wernicke-Korsakoff sendromuna bağlı olarak disimetri, yönünü bulamama ve nistagmüs rahatsızlıklarının görüldüğü kaydedilmiştir. Adli tıp uzmanları hapishane ortamının gerçek bir ölüm tehlikesi oluşturacağı gerekçesiyle başvuranın cezasının altı ay süreyle ertelenmesinde yarar olacağını dile getirmişlerdir.
Kocaeli Cumhuriyet Savcısı 26 Haziran 2001 tarihinde CMUKun 399. maddesinin uygulanmasına istinaden başvuranın serbest bırakılmasını kararlaştırmıştır. Başvuran iki gün sonra ailesinin yanına İstanbula yerleşmiştir (Bkz. Uyan-Türkiye kararı, no: 7454/04, 10 Kasım 2005).
Teğmen G.T. 24 Temmuz 2001 tarihinde yapılan soruşturmalardan R.E., U.Ü., İ.K., M.T. ve U.Y. hakkında kovuşturma açılmasına yer olmadığı bilgisini Pendik kaymakamına sunmuştur.
Pendik İdari Kurulu daha sonra 1 Ağustosta kesinleşen 26 Temmuz 2001 tarihli bir karar ile başvuranın şikayetlerine karşı elle tutulur herhangi bir unsurun bulunmadığına kanaat getirmiştir.
Dosyada yer alan bilgilerden bu kararın da ilk karar gibi başvurana tebliğ edilmediği görülmektedir. Anlaşıldığı kadarıyla başvuran artık ailesinin yanında kalmamaktaydı. Döneme ait gelişmeler, adli makamların cezanın icrasına sağlık nedenleriyle ara verilmesi kararından dönmelerinden çekinen yakınlarının başvuranı polisten korumaya çalıştığını düşünmeye sevketmektedir.
AİHM bu sürece ilişkin başka belgelere sahip bulunmamaktadır. Bununla birlikte, Bursadaki süreçte olduğu gibi kuvvetle muhtemel Pendik Savcılığının takipsizlik kararı ile sona erdiği sonucunu çıkarmaktadır.
D. Jandarmalar M.A., G.A., H.B., M.B., M.Y. ve çavuş S.A. hakkında açılan ceza davası
Pendik Cumhuriyet Savcısı 13 Aralık 2002 tarihinde asliye ceza mahkemesinde TCKnın 245/1 maddesi uyarınca M.A., G.A., H.B., M.B., M.Y. ve çavuş S.A. hakkında görevlerini yerine getirdikleri sırada darp ve yaralamaya sebebiyet verdikleri suçlamasıyla dava açmıştır.
Başvuran taraf bu davaya müdahil olmamıştır.
Nöbetçi hakim 4 Mart 2003te M.Y.yi ardından 20 Martta çavuş S.A.yı dinlemiştir. Çavuş hakkında yapılan suçlamalara bir kez daha karşı çıkmıştır.
Çavuş S.A. 9 Mayıs 2003 tarihli duruşmada savunmasını sunmuştur. S.A.nın beyanları özellikle Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesinde geçenler hakkındadır.
G.A., M.A. ve H.B. 20 Kasım 2003, 19 Ocak 2004 ve 1 Mart 2005 tarihlerinde esas hakimi karşısına çıkmışlardır.
Asliye ceza mahkemesi 23 Mart 2006 tarihinde sekiz sanığın serbest bırakılmasına karar vermiştir.
Bursa Cezaevi doktoru tarafından 6 Haziran 2000 tarihinde gönderilen sağlık raporuna göre hakimler inandırıcı delillerin yokluğunda, başvuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğu, özellikle yüzünde görülen 1 cm.lik yarayı cezaevi aracındaki jandarmaların yaptığını gösterir herhangi bir bulguya rastlanmadığı sonucuna varmışlardır.
Bu karar başvurana 17 Ocak 2007 tarihinde tebliğ edilmiş ve yalnızca müdahillerin başvurabileceği temyize başvuran gidemediğinden karar kesin hüküm haline gelmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 3. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran Kartal Cezaevine nakledilmesi sırasında kendisine uygulanan kötü muamelelerden dolayı AİHSnin 13. maddesiyle bağlantılı ve ayrı olarak 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
A. Tarafların argümanları
1. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, iç hukukta yürütülen iki yargılamanın her birine ilişkin olarak başvuru yollarının tüketilmediğini savunmaktadır.
İlk olarak Kartal Cezaevi nizamiyesinde görevli jandarmalar hakkında yürütülen soruşturma, Pendik İl İdare Kurulunun kararı ile kapanmış, başvuran sözkonusu karara İdare Mahkemeleri önünde itiraz etmemiştir. İkinci olarak ise ceza davası, beraat kararı ile sonuçlanmış ancak bu karara karşı da Yargıtay önünde temyiz başvurusu yapılmamıştır.
Başvuran, 18 Mayıs 2001 tarihinde Yalova Ağır Ceza Mahkemesine ve 25 Nisan 2001 tarihinde Bursa Bölge İdare Mahkemesine yaptığı başvuruya atıfta bulunmaktadır. Ayrıca başvuran, hastalığının ve Kocaeli Cezaevi ile kararın verildiği yer arasındaki uzaklığın kendisinin etkin bir şekilde duruşmaya katılmasını engellemesi nedeniyle müdahil taraflara tanınan temyiz hakkını kullanmadığını hatırlatmaktadır.
Pendik makamlarınca yürütülen soruşturmalara ilişkin olarak, başvuran, ancak Hükümetin AİHMye sunduğu yazılı görüşleri okumasının ardından ilgili kaymakamlık kararından haberdar olabildiğini belirtmektedir.
Başvuran, mevcut davada ortaya çıkan hukuki sorunun, mağdur olan başvuranın müdahalesi gerekmeden Devletin resen riayet etmesi gereken pozitif yükümlülüklerden kaynaklandığını belirtmektedir.
2. Esas
Başvuran, nakil aracında kendisini götüren jandarmalardan ve Kartal Cezaevi nizamiyesinde görevli jandarmalardan şikayetçi olmaktadır. Başvuranın baş ve ense bölgelerinde şiddetli rahatsızlığı bulunmasına rağmen, yol boyunca, başvuranın baş ve ense bölgelerine yumruk ve tekme ile vurulmuştur. Ardından, sözkonusu nizamiyede odalardan birine götürülmüş, elleri bağlanmış, saatlerce dövülmüş, hakarete uğramış, giysileri çıkarılmış, su dökülmüş ve cinsel tacize uğramıştır.
Başvuran, iddialarını destekleyen sağlık raporlarına aykırı olarak, baskıcı mercilerin, sonunda işkence uygulayanlar hakkında nerdeyse cezasızlık kararına ulaşmak için yargılamaları altı yıldan fazla bir süre boyunca uzatmalarından şikayetçidir. Başvurana göre, böyle bir sonuç, yürütülen soruşturmaların etkisizliğini ve AİHSnin 3. ve 13. maddeleri kapsamında Devlet görevlilerinin sorumluluklarını ortaya koymak için etkili bir hukuk yolunun bulunmadığını göstermektedir.
Hükümet, az sayıdaki ve yüzeysel yara izlerinin, neredeyse on kadar jandarmanın saatlerce kendisine işkence uyguladığı hakkındaki başvuranın iddiasının inandırıcılığını ortadan kaldırdığını belirtmektedir. Hükümet, ciddiyetinin AİHSnin 3. maddesi ile belirtilen sınırın altında olan sözkonusu yaraların, başvuranın nakil aracından inmemek ve üst araması yaptırmamak için direnmesinden kaynaklandığı kanaatindedir.
Mevcut davada hukuki mekanizmaların işleyişine ilişkin olarak ise, Hükümet, eş zamanlı iki ayrı soruşturma yürütülmesi ile sonuçlanan dosyalara atıfta bulunmakta ve sözkonusu soruşturmaların hiçbir eleştiriye mahal vermediğini savunmaktadır.
Son olarak AİHSnin 13. maddesi kapsamında, Hükümet, Türk Ceza Kanununun 243. ve/veya 245. maddeleri uyarınca kötü muamele ile suçlanan devlet görevlileri hakkında kovuşturma yapılmasına ve müdahil tarafı oluşturmaya ilişkin iç hukuk hükümlerini hatırlatmaktadır. Ayrıca Hükümet, Devlet görevlilerinin ve yetkililerinin suçlandığı eylemlerden dolayı mağdur olan kişilere tazminat ödenmesini öngören idare hukuku kapsamındaki başvuru yollarına (Anayasanın 125. maddesi ve 2577 sayılı yasanın 13. maddesi) ve yasadışı eylemler nedeniyle maddi veya manevi zarara uğrayan kişilerin açabileceği farklı hukuk davalarına atıfta bulunmaktadır.
Başvuranın başvurmadığı iç hukuk yollarını belirten Hükümet, başvuranın AİHSnin 13. maddesine atıfta bulunmakta haksız olduğu sonucuna ulaşmaktadır.
B. AİHMnin takdiri
1. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Cezaevi aracında başvuranın naklini çevreleyen koşullara ilişkin olarak Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır.
Buna karşın, davanın haklarında yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle sanıkların beraatlarıyla kapanan sözkonusu kısmı göz önüne alındığında, AİHM, benzer başvurularda 0015/96, 28 Mart 2000; Şenses-Türkiye, başvuru no: 24991/94, 14 Kasım 2000; Günay Kızılgedik-Türkiye, başvuru no: 24944/94, 14 Kasım 2000; Suna Parlak, Rahime Aktürk ve Hatice Tay-Türkiye, başvuru numaraları, 24942-24943-25125/94, 9 Ocak 2001).
Ayrıca, hakimlerin ceza hukuk sistemindeki merkezi konumları, görevlerinden ileri gelen yetkileri ve Hükümetin sağlam dayanaklı açıklamalar getirmediği dikkate alındığında AİHM, muhtemel bir temyiz başvurusunun uygulamada başvuranın dosyada bulunan delilleri açıklamasına, tamamlamamasına veyahut sözkonusu soruşturmanın ve ceza davasının sonuçlarını kayda değer şekilde değiştirmesine imkan sağlamayacağını düşünmektedir (Bkz. a contrario, Beyhan Kaygısız- Türkiye kararı, no: 44032/98, 29 Ağustos 2006).
AİHM bu durumda yapılan itirazın bu bölümünü reddetmektedir.
Pendik mahkemeleri tarafından başlatılan ikinci soruşturma ile ilgili AİHM, bunun 6 Temmuz 2001 tarihli kaymakamlık kararının iptaline ilişkin idari bir dava olması nedeniyle Hükümetin itirazını reddeder, çünkü, bu yol esas hakkındaki sorunlara değinmeyip yalnızca dosya üzerinden inceleme yapılması nedeniyle bu haliyle uygun addedilemez. Mevcut başvuruda olduğu gibi geçmişte de bu başvuru yolunun devlet görevlilerine karşı dava açılmasını sağladığı örneklerin varlığı bu yolun kesin ve yeri doldurulamaz olduğunu göstermemektedir. (Bkz. örneğin Veli Tosun-Türkiye kararı, no: 62312/00, 6 Eylül 2005 veya Mehmet Soylu-Türkiye kararı, no: 43854/98, 4 Ekim 2005). Nitekim, bu başvurudakine benzer, adli denetimin bu şekilde sınırlandığı davalarda, idare hakimleri her halukarda, soruşturmanın idari organlarının yönetime karşı bağımsız olmamalarına ilişkin AİHM tarafından birçok kez dile getirilen ciddi tereddütleri ortadan kaldırmaya yetmemektedirler (Bkz. Sultan Öner vd.-Türkiye kararı, no: 73792/01, 17 Ekim 2006; Kanlıbaş-Türkiye kararı, no: 32444/96, 8 Aralık 2005).
Sonuç olarak AİHM şikayetin bu kısmını reddetmektedir.
AİHM, dosyayı kapatarak takipsizlik kararı veren Pendik Cumhuriyet Savcısının kararına karşı başvuranın teorik olarak itiraz edebileceğinin hakkını vermektedir. AİHM daha önce de, bu başvurudaki gibi koşullarda bu yolun tüketilmesi gerektiğini vurgulamıştır (Bkz. Kanlıbaş-Türkiye kararı, no: 32444/96, 28 Nisan 2005).
Öte yandan, iç hukuk yollarını tüketme kuralının mutlak bir niteliği bulunmadığını ve otomatik olmadığını, başvuranın şahsi durumu dahil davanın koşullarına göre değerlendirilmesi gerektiğini de kabul etmiştir (Bkz. Akdivar vd-Türkiye kararı, 16 Eylül 1996).
Bu noktada, öncelikle nakil aracında ve Kartal Cezaevinde meydana gelen olayların tamamını kapsayan başvuranın asıl şikayetinin içeriği üzerinde durmak gerekmektedir. Hakimlerin, genel bir çerçevede önlerine gelen bu sorunu incelerken, resen Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 153. maddesi uyarınca, ihtilaflı dönemin herhangi bir anında suç işlenip işlenmediğini araştırılmaları gerekirdi.
Oysa ki, 27 Haziran 2000 tarihinde, Bursa Cumhuriyet Savcısı, davanın ayrılmasına ve Kartal Cezaevi nizamiyesinde görevli jandarmaların suçlandığı eylemlere ilişkin olarak dosyanın Pendikte görevli meslektaşına gönderilmesine karar vermiştir. Ancak, hiçbir şey, sözkonusu tedbirden başvuranın haberdar edildiğini göstermemektedir. Dosyasının gönderildiği Pendik Savcısı, hiçbir zaman başvuranın ifadesini almamış dolayısıyla başvuran, soruşturma aşamasında da durum hakkında bilgi sahibi olamamıştır. Başvuranın haberi olmadan yürütülen sözkonusu soruşturma, 26 Temmuz 2001 tarihli İl İdare Kurulunun kararı ile sona ermiştir. Sözkonusu karar, kuvvetle muhtemel jandarmalar R.E., U.Ü., İ.K., M.T. ve U.Y. hakkında yürütülen soruşturmalara son veren Pendik Cumhuriyet Savcılığının muhakemenin meni kararı ile desteklenmiştir.
Ailesinin yanında bulunmadığından sözkonusu kararlar başvurana tebliğ edilmemiştir. Başvurana tebliğ yapılmış olsa bile, AİHM, başvuranın harekete geçebileceği hususunda ikna olmamıştır, zira yargılamanın ilerleyen safhasında, başvuran, sakatlığa yol açan özelliği hiçbir şekilde ihtilaf konusu yapılmayan Wernicke-Korsakoff hastalığına yakalanmıştır.
Bu durumdan haberdar olan ulusal mercilerin, davacı tarafın avukatının yargılamaya etkin bir şekilde katılmasını sağlamaya çalıştıklarını varsaymak mümkündür (Slimani-Fransa, 57671/00). Sözkonusu avukat, Nisan 2001 tarihinde Bursada yürütülen ilk soruşturmadan haberdar olur olmaz Bursa mahkemelerinin kararlarına karşı mevcut yolların tamamına başvurmuştur. AİHM, Pendikteki süreçten de haberdar olsaydı, avukatın aynı şekilde davranmayacağı yönünde düşünmeye sevk eden hiçbir neden görememektedir.
Davanın sözkonusu istisnai koşullarında, AİHM, Pendik Savcılığının muhakemenin meni kararına karşı itiraz yolunu tüketmekten başvuranın muaf tutulabileceği kanaatindedir.
Sonuç olarak, AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
2. Esas hakkında
AİHM, AİHSnin 3. maddesinin alanına girebilmesi için kötü muamelenin dava olaylarının bütününe, özellikle muamelenin süresi, fiziksel ve zihinsel etkileri gibi yaşa, cinsiyete ve mağdurun sağlık durumuna bağlı bir değerlendirme ışığında belirli bir ciddiyet seviyesine ulaşması gerektiğini hatırlatır. Taammüden uzun süreli uygulanan, şiddetli fiziksel veya zihinsel acılara yol açan uygulamalar AİHSnin 3. maddesi anlamında «insanlık dışı» bir muameleyi teşkil etmektedir. AİHM mağdurlarda korku, iç sıkıntısı, aşağılık duygusu, küçük düşürücü ve değersizlik hislerini uyandıran bir muamelenin «aşağılayıcı» bir muamele olduğuna itibar etmektedir. Bu bağlamda, ilgili kişinin küçük düşürülüp, aşağılanıp aşağılanmadığını tespit etmek gerekmekle birlikte, bilhassa etkileri itibarıyla suç unsurunu oluşturan muamele 3. madde ile bağdaşmayacak şekilde mağdurun kişiliğini yaralamış ise, böyle bir kastın bulunmaması 3. maddenin ihlalinin tespitini nihai surette ortadan kaldıramaz (Bkz. Ramirez Sanchez-Fransa kararı, no: 59450/00, Henaf-Fransa kararı no: 65436/01, Pers-Yunanistan kararı no: 28524/95; Kudla-Polonya kararı, no: 30210/96, Raninen-Finlandiya kararı 16 Aralık 1997).
Bir muamelenin «insanlık dışı» ve «aşağılayıcı» olarak nitelendirilebilmesi için çekilen acının ve/veya alçaltıcı muamelenin her halukarda, yasal muamelenin kaçınılmaz şeklinin ötesine geçmelidir (Bkz. V.-Birleşik Krallık kararı, no: 4888/94, Ilaşcu vd.-Moldova ve Rusya, no: 48787/99, Lorse vd.-Hollanda kararı, no: 52750/99, 4 Şubat 2003).
AİHM, bu başvuruda tıbbi belgelerden anlaşıldığı kadarıyla olayların meydana geldiği dönemde başvuranın boyun fıtığı, boynunda ve sağ kolunda şiddetli ağrılar gibi rahatsızlıklarının bulunduğunu not etmektedir.
AİHM başvuranın Kartal Cezaevine dönüşünün hemen akabinde 6 Haziran 2000 tarihinde sol elmacık kemiğinde 1 cm.lik ezilme saptandığını ayrıca kaydeder. Bunlara 13 Haziran 2000 tarihinde Bursa Cezaevine nakledilişte sol kemer hizasında 1x1,5 cm. büyüklüğünde yeşilimsi morluk, sağ bilekte sıyrık ve serçe parmaklardaki hassasiyet eklenmiştir. Başvuran cezaevi aracına konulmadan önce herhangi bir sağlık kontrolünden geçmediğinden, üzerindeki yara berelerin nakilden önce oluştuğunu kimse iddia edemez. Aynı şekilde bilekte görülen çiziklerin ve yedi gün sonra düzenlenen raporda yeşilimsi olarak tasvir edilen morlukların kelepçeden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Burada genel olarak sabit bir kronoloji ile gelişen ve altıncı günden sonra genellikle sarıdan-yeşile dönüşen bir morluk sözkonusudur (mutatis mutandis, Sultan Öner vd-Türkiye kararı, no: 73792/01, 17 Ekim 2006).
Başvuranın klinik tablosu göz önüne alınarak, bu yara bereler hep beraber değerlendirildiklerinde, AİHSnin 3. maddesinin kapsamına girecek kadar ciddidirler (Abdülkadir Aktaş-Türkiye, başvuru no: 38851/02, 31 Ocak 2008 ve bu kararda geçen atıflar). Başvuranın yukarıda sözü edilen kulak sorunları, ne kadar ciddi olurlarsa olsunlar bu kapsamda kaale alınmazlar. Her ne kadar başa alınan darbeler kulak çınlamasına neden olabilmekteyse de, başvuranın derdini çektiği ve travmatik bir kaynağı olmayan kulak kiri birikmesi nedeniyle de kulağı çınlayabilir.
AİHM, sözkonusu yaraların, başvuranın Kartal Cezaevine naklini gerçekleştiren jandarmalara isnat edilen şiddetten kaynaklandığı kanaatindedir (Klaas ve diğerleri-Almanya, 6 Eylül 1978) Sözkonusu jandarmalar da önce nakil aracından indirmek ve ardından üst aramasını yapmak için başvuranı kontrol altına almak amacıyla belli bir güç kullandıklarını inkar etmemektedir.
Bu durumda, Savunmacı Devletin sözkonusu yaralardan sorumlu tutulup tutulamayacağının araştırılması gerekmektedir.
Başvuranın yüzünde görülen laserasyon ve lezyon, başvuranın baş bölgesine darbe aldığı hakkındaki ifadelerini desteklemektedir. Dolayısıyla, başvuranın davranışının gerekli kıldığı ölçüde orantılı güce başvurulduğu ortaya konmadığından sözkonusu yaralar, Devletin sorumlu olduğunu gösterir niteliktedir (Bkz, Abdulkadir Aktaş ve bu davadaki atıflar; R.L. ve M.- J.D.-Fransa, başvuru no: 44568/98, 19 Mayıs 2004). Aynı tutum, başvuranın kelepçelenmiş bileklerinin birinde tespit edilen sıyrık için de geçerlidir. Sözkonusu yara başvuranın maruz kaldığını iddia ettiği çekiştirmelerle açıklanabilir. Kelepçe takılması AİHSnin 3. maddesi kapsamında genel olarak bir sorun teşkil etmese dahi makul olarak gerekli olanın ötesinde güç kullanımına neden olduğunda aksi takdirde yorumlanır (Bkz, örneğin, Naoumenko-Ukranya, başvuru no: 42023/98, 10 Şubat 2004 ve bu kararda sözü edilen alıntılar).
Başvuranın başkaldıran tutumu ihtilaf konusu olmamaktadır. Başvuran da şayet nakil aracı istikametini değiştirmese açlık grevine başlama tehdidinde bulunarak jandarmalara karşı belli bir direnç gösterdiğini beyanlarında ortaya koymaktadır. AİHM, başvuranın araçtan inmemek veya üst aramasına karşı çıkmak için direndiğini kabul etmektedir.
Bununla birlikte dile getirilen yaralanmaların kaynağının başvuranın tutumundan ileri geldiği ve «gerekli» olduğu varsayılsa bile, sözkonusu hasta bir kişi olduğu ve jandarmalar için gerçek bir tehdit olmadığı cihetle AİHM, ne aracın içinde ne cezaevinin nizamiyesindeki muamelenin orantılı olduğu kanaatindedir.
Nitekim boyun fıtığı rahatsızlığından dolayı başvuranı hastaneye götürmekle görevli, aralarında uzman çavuş S.A.nın da bulunduğu jandarmaların başvuranın aleni fiziki zayıflığını inkar etmeleri mümkün değildir. Oysa başvuran bilhassa boynundaki ciddi rahatsızlığa rağmen kafasından darbe almıştır. Böyle bir muamele şiddetli bir acının ötesinde başvuranın bir yandan sağlık durumu nedeniyle, öte yandan terorist eylemleri nedeniyle mahkum edildiği gözönünde bulundurulursa devlet görevlilerine karşı endişelerini artıracak bir güvensizlik ortamı yaratmıştır.
Bu çerçevede anılan dönemde Türkiyenin birçok hapishanesini sarsan olayların süregeldiğini de hatırlatmakta fayda bulunmaktadır. Cezaevi yetkilileri mahkumların F tipi cezaevlerinin kurulmasını ve buralara nakledilmelerini protesto etmek amacıyla uzun süreli başlattıkları açlık grevleri ile karşı karşıya kalmışlardır. Bu tür olayları yeniden incelenmesinde gerekli mesafeli duruşla bile başvuranı dahil olduğu bu süreçten ayrı tutmak ve jandarmaların açlık grevi başlatma tehdidine kayıtsız kalacaklarını düşünmek mümkün değildir. Ayrıca Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisinde başvuranın hekim karşısında sıkıntılarını dile getirmesine engel olan uzman çavuş S.A.nın tutumunun da üstünde durmak gerekir çünkü bu da başvuranda zaafiyet duygusu yaratabilecek bir başka keyfi davranıştır.
AİHM, yeterince ciddi, belirli ve birbiriyle uyuşan bir dizi emare veyahut çürütülemeyen karinelerden oluşan kanıt unsurundan hareketle, bu gözlemlerin tamamı ışığında yapılan muamelenin AİHSnin 3. maddesine aykırı bir uygulamayı teşkil ettiği çıkarımında bulunmaktadır (Bkz. sözü edilen R.L. ve M.-J.D., Selmouni-Fransa kararı no: 25803/94).
AİHM bu bağlamda, halihazırdaki sağlık durumunu gözetmeksizin, başvurana gösterilen muamelenin adı geçenin kendisine ya da bir başkasına şiddet uygulamasını engellemek için gerekli addedilebilecek orantılı bir güç olmadığına ve «insanlık dışı ve aşağılayıcı» bir uygulamayı teşkil ettiğine itibar etmektedir.
AİHM bu gerekçelerle AİHSnin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
AİHM, mevcut başvuru ile gündeme getirilen asıl hukuki sorunu incelediği ve dava olaylarının ve tarafların argümanlarının tümünü dikkate alarak, AİHSnin 3. ve/veya 13. maddelerinin usulü gerekliliklerine ilişkin şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, maruz kaldığı manevi zarar için 50.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, aşırı bulduğu söz konusu miktarın hiçbir kanıt unsur ile desteklenmediği kanaatindedir.
AİHM, başvurana 5.000 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, AİHM önünde ve ulusal merciler önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 2.485 Euro talep etmektedir.
Hükümet, belgelendirilmediği gerekçesi ile sözkonusu miktara karşı çıkmaktadır.
AİHM içtihadına göre, bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konduğu sürece elde edebilir. Mevcut davada, Avrupa Konseyi tarafından başvurana adli yardım olarak ödenen 850 Euro göz önüne alındığında, AİHM, sözkonusu talebi reddetmektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 3. ve 13. maddesi kapsamında yapılan diğer şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
4. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana 5.000 Euro (beş bin Euro) manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy