(AİHS. m. 3, 6, 7, 8, 18, 35, 41, 46) (4675 S. K. m. 6) (5271 S. K. m. 116) (Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzük m. 157, 162, 163) (GÜNDOĞAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 16330/02)
KARAR
STRAZBURG
20 Mayıs 2008
İşbu karar AİHSnin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 16330/02 nolu davanın nedeni, T.C. vatandaşı Ali Gülmezin (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, 23 Temmuz 2001 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 34. Maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
2. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından Ünal Kuş ve Gül Altay tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
3. Başvuran 1965 doğumludur ve Ankara Sincan F-tipi cezaevinde hapis cezasını çekmektedir.
4. Cinayet, silahlı soygun ve TKP-ML (Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist) adlı yasadışı bir örgüte üye olmakla suçlanan başvuran, Mart 2000de tutuklu yargılanmak üzere Nevşehir cezaevine konmuştur.
5. 19 Aralık 2000 tarihinde, başvuran Ankara Sincan F-tipi cezaevine nakledilmiştir.
6. 2 Ocak 2001 tarihinde, F-tipi cezaevinin Disiplin Kurulu (Kurul), Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzüğün (Tüzük) 157. Maddesi uyarınca başvuranı cezaevine ait mallara zarar vermekten suçlu bulmuş ve üç ay boyunca başvuranın ziyaretçi kabul etmesini yasaklamıştır. Kurulun kararına göre, 24 Aralık 2000de başvuran koğuşundaki havalandırmayı kırmış ve duvarına yasadışı bir örgütün ismini yazmıştır. Ceza Muhakemesi Kanununun 116/5 maddesi uyarınca, Kurul kararı Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından incelenmiş ve onaylanmıştır. Mahkeme, dava dosyasına dayanarak kararını vermiştir. Mahkeme, ayrıca, başvuranın F-tipi cezaevlerindeki genel durumu protesto etmek amacıyla bu eylemleri yaptığını itiraf ettiği ifadesine de atıfta bulunmuştur. Verilen ceza, 25 Ocak 2001 ile 25 Nisan 2001 tarihleri arasında uygulanmıştır.
7. 13 Mart 2001 tarihinde, Kurul başvurana yeniden bir disiplin yaptırımı uygulamış ve iki ay süreyle başvuranın ziyaretçi kabul etmesini yasaklamıştır. Kurul kararına göre, başvuran, avukatıyla görüşmesinin ardından, 15 Şubat 2001 tarihinde cezaevi memurları tarafından üstünün aranmasını kabul etmemiş ve slogan atmıştır. Başvuran, savunmasında ayakkabılarını çıkarması söylendiğinde cezaevi memurlarına karşı geldiğini itiraf etmiştir. 28 Mart 2001 tarihinde, Kurulun vermiş olduğu karar Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından incelenmiş ve onaylanmıştır. Tüzüğün 162. maddesi uyarınca, başvuran bu kararla ilgili olarak Cumhuriyet Savcısına itirazda bulunmuştur. 2 Mayıs 2001 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı başvuranın talebini reddetmiştir. Başvurana verilen ceza, 27 Nisan ile 27 Haziran 2001 tarihleri arasında uygulanmıştır.
8. Kurul, 17 Mayıs 2001 tarihinde, başvuranı cezaevi mallarına zarar vermekten, cezaevinde bulunan ranza demirinden yapılmış keskin bir alet ve aşırı miktarda para bulundurmaktan suçlu bulmuştur. Kurul, üç ay süreyle başvuranın ziyaretçi kabulünü yasaklamıştır. Bu arada, disiplin kurulları tarafından verilen kararların infaz hakimi tarafından incelenmesini öngören 4675 sayılı Kanun yürürlüğe girmiştir. Buna göre, 21 Haziran 2001 tarihinde, 17 Mayıs 2001 tarihli karar incelenmiştir. Hakim, dava dosyasına dayanarak ve başvuranın ifadesini göz önünde bulundurarak Kurul kararını onaylamıştır. Bu karar, 3 Temmuz 2001 tarihinde başvurana tebliğ edilmiş ve başvuranın cezası 31 Temmuz ile 30 Ekim 2001 tarihleri arasında uygulanmıştır.
9. 21 Mayıs 2001 tarihinde, başvuran cezaevinde slogan attığı için uyarı almıştır. Kurul, benzer suçları işlemeye devam ettiği takdirde başvuranın daha ağır cezalar alacağı konusunda uyarılması gerektiğine karar vermiştir.
10. Sırasıyla 18 ve 22 Mayıs 2001 tarihlerinde, cezaevi gardiyanları iki adet olay raporu hazırlamıştır. Bu raporlarda, başvuranın hücresindeki hoparlörü kırarak kamu malına zarar verdiği ve hapishanedeki diğer kişileri slogan atarak düzeni bozmaya tahrik ettiği belirtilmektedir. Başvuran, 25 Mayıs 2001 tarihli ifadesinde, slogan attığını itiraf etmiş, ancak hücresinde bulunan hoparlöre zarar verdiğini inkar etmiştir. Kurul, 29 Mayıs 2001de, başvuranı suçlu bulmuş ve bir ay süreyle başvuranın ziyaretçi kabulünü ve mektup gönderip almasını yasaklamıştır. 21 Haziran 2001 tarihinde, Kurul kararı infaz hakimi tarafından incelenmiş ve onaylanmıştır. Bu karar, 29 Haziran 2001 tarihinde başvurana tebliğ edilmiş ve başvuran karara itiraz etmiştir. 4 Temmuz 2001 tarihinde, infaz hakimi başvuranın itirazını reddetmiş ve başvuranın cezası 29 Haziran ile 29 Temmuz tarihleri arasında uygulanmıştır.
11. 6 Haziran 2001 tarihinde, başvuran hücresindeki pencere demirlerine tırmanırken gardiyanlar tarafından yakalanmıştır. Başvuran, 14 Haziran 2001 tarihli ifadesinde, çatıda bulunduğunu iddia ettiği gazeteyi almak için tırmandığını ileri sürmüştür. Kurul, 18 Haziran 2001 tarihinde, pencere demirlerine tırmandığı gerekçesiyle bir kez daha başvuranın üç ay süreyle ziyaretçi kabul etmesi yasaklanmıştır. 2 Temmuz 2001 tarihinde, Kurul kararı infaz hakimi tarafından incelenmiş ve onaylanmıştır. Bu karar, 1 Kasım 2001 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
12. Başvuran, Sincan F-tipi cezaevindeki tutukluluk koşullarının AİHSnin 3. maddesine aykırı olduğu konusunda şikayetçi olmuştur. Başvuran, diğer mahkumlardan ayrı bir hücrede tutulduğunu ileri sürmüştür.
13. Hükümet, başvuranın şikayetçi olduğu cezaevindeki genel durumun AİHSnin 3. maddesinde öngörülen şartlara uygun olduğunu vurgulamıştır. Bu bakımdan, Hükümet, başvuranın tutulduğu koğuşun bir hücre olarak düşünülemeyeceğini ileri sürmüştür. Hükümet, bu koğuşun iki katlı olduğunu ve üç kişinin kalabileceği şekilde tasarlandığını; alt katta bir tuvalet, duş ve küçük bir mutfak bulunduğunu ve üst katın uyuma alanı olarak kullanıldığını, burada da yatak ve çekmeceli bir dolap bulunduğunu belirtmiştir. Ayrıca, her birimde havalandırma amaçlı küçük bir alan bulunmaktadır. Hükümet, ayrıca, AİHMnin geçmişte F-tipi cezaevi koşullarını incelediğini ve bununla ilgili olarak AİHSnin 3. maddesinin ihlalini saptamadığını belirtmiştir.
14. AİHM, içtihadına göre, kötü muamelenin AİHSnin 3. maddesi kapsamına girebilmesi için minimum düzeyde sertlik içermesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu minimum seviyede sertlik kavramının değerlendirilmesi görecelidir; bu değerlendirme muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri, bazı durumlarda mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi dava koşullarına bağlıdır. Ayrıca, AİHSnin 3. maddesi uyarınca muamelenin onur kırıcı olup olmadığını değerlendirirken, AİHM, muamelenin amacının sözkonusu kişiyi aşağılamak ve küçük düşürmek mi olduğunu ve sonuçlar dikkate alındığında, yapılan muamelenin şahsın kişiliğini AİHSnin 3. maddesinin aksine ters bir biçimde etkileyip etkilemediğini dikkate alacaktır. Böyle bir amaç sözkonusu olmasa bile, bu AİHSnin 3. maddesinin ihlal edilmediği anlamına gelmez (bkz. Peers / Yunanistan, no. 28524/95).
15. AİHM, sürekli olarak, sözkonusu eziyet ve küçük düşürmenin meşru bir muamele veya cezanın kaçınılmaz bir sonucu olan eziyet veya küçük düşürmenin ötesine gitmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bir kişiyi özgürlüğünden mahrum bırakan önlemler genellikle böyle bir unsuru barındırırlar. Her tutuklu, alınan tedbirlerin infaz edilme usul ve yöntemlerinin kendisini, tutukluluğun doğasında var olan kaçınılmaz ıstırap düzeyini aşacak şiddette bir sıkıntı veya zorluğa maruz bırakmamasını temin edecek şekilde, insan onuruyla bağdaşır tutukluluk koşullarına tabi olma hakkına sahip olduğundan, hapsetmenin uygulamaya ilişkin gereklilikleri gözönünde bulundurulduğunda, tutuklunun sağlığının yanı sıra esenliği de yeterli bir şekilde sağlanmalıdır (bkz. Kudla / Polonya, no. 30210/96).
16. AİHM, daha önce benzer şikayetleri incelediğini ve kabuledilemez bulduğunu hatırlatmaktadır (bkz. Gündoğan / Türkiye, no. 29/02; Yılmaz Karakaş / Türkiye, no. 68909/01). AİHM, sözkonusu davada yasaklanan şiddette bir muamele olduğunu gösteren ve AİHMnin daha önce vermiş olduğu kararlardan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul görmemektedir.
17. AİHM, yukarıdaki bilgilere dayanarak, başvuranın savunulabilir bir iddia ortaya koymadığı ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle başvurunun bu kısmının reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
II. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
18. Başvuran, yerel makamlar huzurunda kendisini bizzat savunma hakkından mahrum bırakıldığı gerekçesiyle, kendisine uygulanan disiplin yaptırımlarının keyfi olduğunu ileri sürmüştür.
A. 6. Maddenin Uygulanabilirliği
19. Hükümet, 6. maddenin disiplin kovuşturmasına uygulanamaz olduğu gerekçesiyle bu şikayetin ratione materiae (konu bakımından) 6. maddeyle bağdaşmadığını ve reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
20. Başvuran, 6. maddenin uygulanabilir olup olmadığına dair herhangi bir açıklama yapmamıştır.
21. AİHM, bu davada yer alan kovuşturmada başvuran aleyhinde bir suç isnadının belirlenmesinin sözkonusu olmadığını kaydeder. AİHM, konuyla ilgili yerleşik içtihadını dikkate aldığında, 6. maddenin cezaya ilişkin hükümlerinin sözkonusu davaya uygulanamayacağı konusunda Hükümetle mutabık olur (bkz. Ezeh ve Connors / İngiltere, no. 39665/98; titic / Hırvatistan, no. 29660/03).
22. Ancak, yerel yargılama sürecinin sonunda başvuranın yaklaşık bir yıl boyunca ziyaretçileriyle görüşme hakkından mahrum bırakılması nedeniyle, AİHMnin 6. maddenin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili yönü bakımından uygulanabilir olup olmadığını gözönünde bulundurması gerekir. Bunu yaparken, AİHMnin iç hukuk uyarınca savunulabilir bir hak üzerinde ihtilaf olup olmadığını ve bahsedilen hakkın medeni bir hak olup olmadığını incelemesi gerekir.
23. AİHM, ilk koşulla ilgili olarak, yerleşik içtihadı çerçevesinde, AİHSnin 6/1 maddesinin yalnızca medeni hak ve yükümlülükler üzerinde gerçek ve ciddi bir ihtilaf sözkonusu olduğunda uygulanabilir olduğunu hatırlatmaktadır (bkz. Sporrong ve Lönnroth / İsveç, A Serisi no. 52). Sözkonusu ihtilaf yalnızca bir hakkın varlığıyla değil, aynı zamanda bu hakkın kapsamı ve uygulanma şekliyle de ilgili olabilir (bkz. Zander / İsveç, A Serisi no. 279-B). Yargılamanın sonucu, doğrudan sözkonusu hakka ilişkin kesin bir karar olmalıdır; yüzeysel bağlantılar ve dolaylı sonuçlar 6/1 maddesini harekete geçirmek için yeterli değildir (bkz. Masson ve Van Zon / Hollanda, A Serisi no. 327-A; Fayed / İngiltere, A Serisi no. 394-B). Ayrıca, AİHSnin 6/1 maddesi, en azından savunulabilir gerekçeler sözkonusu olduğunda, AİHS tarafından da güvence altına alınıp alınmadığından bağımsız olarak iç hukukta tanınan (medeni) haklar üzerindeki ihtilafları da içine alabilir(bkz. Editions Périscope / Fransa, A Serisi no. 234-B).
24. Mahkumlara uygulanan disiplin yaptırımlarına karşı iç hukukun adli hukuk yolları sağladığı gözlemlenmektedir. Dolayısıyla, başvuranın yerel mahkemeler huzurunda disiplin yaptırımlarını sorgulama hakkı vardı (bkz. mutatis mutandis, Vilho Eskelinen ve Diğerleri / Finlandiya, no. 63235/00).
25. AİHM, ikinci koşulla ilgili olarak, başvuranın ziyaretçileriyle görüşme hakkının kısıtlanmasının açık bir şekilde kişisel haklarının kapsamına girdiğini ve bu nedenle de medeni hak niteliğinde olduğunu kaydetmektedir (bkz. Ganci / İtalya, no. 41576/98).
26. AİHM, yukarıdaki bilgilere dayanarak, 6. maddenin sözkonusu davaya uygulanabileceği sonucuna varmıştır.
B. 6. Maddeye Uyma
27. Başvuran, yerel mahkemelerin duruşma yapmaksızın dava dosyasına dayanarak kararlarını vermeleri nedeniyle, sözkonusu disiplin kovuşturması sırasında adil bir şekilde yargılanmağını ileri sürmüştür.
28. Hükümet, bu şikayetin esasına ilişkin yorumda bulunmamıştır.
29. AİHM, mahkemelerin açık duruşma yapmalarının AİHSnin 6/1 maddesinde öngörülen temel bir ilke olduğunu hatırlatmaktadır. Duruşmaların açık olarak görülmesi, davacıları, adaletin kamu denetimine kapalı olarak gizli bir şekilde işlemesinden korumaktadır; ayrıca, bu mahkemelere güven duyulmasını sağlamanın yollarından biridir. Umuma açık olma, adaletin işleyişini şeffaf hale getirerek AİHSnin 6/1 maddesinin amacının, özellikle de AİHSye göre demokratik bir toplumun temel ilkelerinden biri olan adil yargılanma ilkesinin gerçekleşmesine katkıda bulunur (bkz, Szücs / Avusturya, Hüküm ve Karar Raporları 1997-VII; Diennet / Fransa, A Serisi no. 325-A).
30. AİHM, ayrıca, AİHSnin 6/1 maddesi uyarınca, açık duruşma yapılmasının mutlak hak olmadığını hatırlatmaktadır. Dava dosyasına ve tarafların yazılı görüşlerine dayanılarak yeterli şekilde çözümlenemeyecek derecede hukuki veya olgusal sorunlar ortaya koymayan dava koşulları sözkonusu olduğunda, duruşma yapılmasına gerek olmayabilir (bkz, Döry / İsveç, no. 28394/95). Ayrıca, mahkemeye erişim hakkının, doğası gereği, bireylerin ve toplumun ihtiyaçlarına ve kaynaklarına göre yer ve zaman açısından değişiklik gösterebilen kurallar konmasını gerektirdiği hatırlatılmaktadır (Golder / İngiltere, A Serisi no. 18). Böyle kurallar koyarken Devletin belirli bir takdir yetkisi bulunmaktadır; ancak uygulanan kısıtlamalar mahkemeye erişim hakkının özünü zayıflatacak şekilde kişiye verilen erişim hakkını kısıtlayamaz (Ashingdane / İngiltere, A Serisi no. 93).
31. AİHM, bu noktada, adaletin çıkarlarının gerektirmesi halinde, disiplin suçlarıyla itham edilen mahkumların kendilerini bizzat veya avukatları aracılığıyla savunmalarına izin verilmesi gerektiğini öne süren Avrupa Cezaevi Kurallarının 59 (c) maddesine atıfta bulunmaktadır.
32. AİHM, sözkonusu dava olaylarıyla ilgili olarak, sözkonusu zamanda, Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzüğün 163. maddesinde, hükümlünün savunması alınmadan hakkında disiplin cezası uygulanamayacağının belirtildiğini gözlemlemektedir. Ancak, 4675 Sayılı Kanunun 6. maddesinde, mahkumların kendilerine uygulanan disiplin cezalarına itirazda bulunmaları halinde, bu itirazın dava dosyasına dayanılarak önce infaz hakimi, daha sonra ise en yakın ağır ceza mahkemesi tarafından inceleneceği belirtilmiştir. Sonuç olarak, başvuranla ilgili yargılamada açık duruşma yapılmamıştır. Başvuranın davalarına bakan infaz hakimi ile ağır ceza mahkemesi, dava dosyasında yer alan belgelere dayanarak karar almışlardır. Başvuranın savunmaları, yalnızca çeşitli cezalar uygulayan Disiplin Kurulu önünde dikkate alınmıştır. Ayrıca, disiplin itirazlarını sonuca bağlayan yerel mahkemeler huzurunda başvurana avukat aracılığıyla kendini savunma imkanı tanınmamıştır.
33. AİHM, yukarıda yer alan bilgilere dayanarak, başvuranın aleyhinde yürütülen yargılamayı etkili bir şekilde takip edemediği sonucuna varmıştır.
34. Buna göre, AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
35. Başvuran, yaklaşık bir yıl boyunca ziyaretçi kabul etme hakkını kısıtlayan disiplin cezalarının AİHSnin 8. maddesini ihlal ettiği konusunda şikayetçi olmuştur.
A. Kabuledilebilirlik
36. Hükümet, 2 Ocak 2001 tarihli ilk disiplin cezasına ilişkin şikayetin AİHSnin 35/1 maddesinde öngörülen altı aylık süre dışında yapılmış olması nedeniyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet, bu bağlamda, karara karşı herhangi bir itirazda bulunulmadığı için disiplin cezasının 8 Ocak 2001 tarihinde kesinleştiğini, ancak 23 Temmuz 2001 tarihinden önce AİHMye başvuruda bulunulmadığını iddia etmiştir.
37. Hükümet, ayrıca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun reddedilmesi gerektiğini iddia etmiştir. Hükümet, bu bağlamda, yukarıda adı geçen Tüzüğün 165. maddesi uyarınca, başvuranın Disiplin Kurulu ile infaz hakiminin kararlarına karşı Cumhuriyet Savcılığına itirazda bulunabileceğini belirtmiştir.
38. Ancak, AİHM, altı aylık süreyle ilgili olarak, sözkonusu davada başvuranın ardı ardına beş disiplin cezası aldığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, yaklaşık bir yıl boyunca başvuranın ziyaretçi kabul etme hakkı kısıtlanmıştır. Bu nedenle, AİHM, bu cezaların bir bütün olarak ele alınması gerektiği görüşündedir. Buna göre, başvurana son olarak 18 Haziran 2001 tarihinde disiplin cezası verildiğinden dolayı, AİHSnin 35/1 maddesi uyarınca başvurunun altı aylık süre içerisinde yapıldığı düşünülmelidir. Sonuç olarak, Hükümetin itirazının bu kısmı desteklenemez.
39. Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin ikinci itirazıyla ilgili olarak, AİHM, bu itirazın şikayetin esasıyla yakından ilgili olduğu görüşündedir. Bu nedenle, AİHM, bu itirazı 8. maddeye ilişkin şikayetin esasının incelenmesine dahil etmektedir.
B. Esas
40. Hükümet, cezaevi yetkililerinin takdir yetkilerini kullanırken, düzeni korumak için başvuranın ziyaretçi kabul etme hakkını kısıtlamayı gerekli gördüklerini belirtmiştir. Hükümet, Tüzüğün 157. maddesine dayanan kısıtlamanın AİHSnin 8/2 maddesini ihlal etmediğini ileri sürmüştür. Hükümet, son olarak, başvuranın yerel makamlar önünde disiplin cezalarına itiraz etme imkanının olduğunu belirtmiştir.
41. AİHM, mahkumların genel olarak özgürlük hakkı hariç AİHS ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerden yararlanmaya devam ettiklerini hatırlatmaktadır (Hirst / İngiltere (no. 2), no. 74025/01). Örneğin, mahkumlar aile hayatına saygı hakkı (Messina / İtalya (no. 2), no. 25498/94; Ploski / Polonya, no. 26761/95; X / İngiltere, no. 9054/80) ile haberleşmeye saygı hakkından (bkz, Silver ve Diğerleri / İngiltere, A Serisi no. 61) yararlanmaya devam etmektedirler. Bu haklara getirilen kısıtlamalar, tutukluluk koşullarının kaçınılmaz bir sonucu olan suç ve düzensizliğin önlenmesi için güvenlik nedeniyle uygulamaya konmuş olsa da, haklı bir gerekçeye dayanmalıdırlar.
42. AİHM, ayrıca, bir bireyin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkına yapılan herhangi bir müdahalenin, AİHSnin 8/2 maddesi uyarınca meşru amaç veya amaçlarla yapılmadığı ve demokratik bir toplumda gerekli olmadığı takdirde 8. maddeyi ihlal ettiğini hatırlatmaktadır. Bu davada Hükümet başvuranın olayları sunuş biçimine itiraz etmemektedir. Bu nedenle AİHM, başvuranın ziyaretçi kabul etme hakkı üzerinde yaklaşık bir yıldır uygulanan kısıtlamanın, AİHSnin 8. maddesi kapsamında aile hayatına saygı gösterilmesi hakkına başlı başına müdahale teşkil ettiği kanısındadır.
43. AİHMnin, şikayet konusu olan müdahalenin yasalara uygun olup olmadığını değerlendirmek için, temel hukukun üstünlüğü ilkesinin koşulları ile bağlantılı olarak sözkonusu tarihte yürürlükte olan ilgili iç hukuk mevzuatını değerlendirmesi kaçınılmazdır. Yasalara uygun ifadesi sözkonusu yasanın niteliğine atıfta bulunmaktadır. Hukukun üstünlüğü ilkesinin yürütmeye sınırsız yetki verilmesine izin vermemesi doğrultusunda iç hukuk, resmi makamların AİHS ile güvence altına alınan haklara yaptıkları keyfi müdahalelere karşı koruma tedbiri sağlamalıdır. Sonuç olarak, yasalar, idarenin takdir yetkisinin kapsamı ile bunun uygulanış biçimini gereken açıklıkla belirtmelidirler (bkz. Hasan ve Chaush - Bulgaristan (BD), 30985/96). Yasalar, bireylere, resmi makamların dava konusu tedbirlere başvurmaya yetkili oldukları durumlar ve koşullarla ilgili uygun bir gösterge sağlama konusunda yeterince açık olmalıdırlar.
44. Sözkonusu davada, başvuranın ziyaretçi kabul etme hakkına uygulanan kısıtlama, Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkif Evlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzükün 157. maddesine dayanmaktadır. AİHM bu Tüzüğün yayımlanmış olduğunu ve başvuranın buna erişebilir konumda olduğunu kaydeder. Öte yandan, ceza gerektiren fiiller ve bunların cezaları açık bir dille ifade edilmemiştir. AİHMye göre bu durum, uygulanabilecek disiplin cezalarını belirlemede yetkili makamlara geniş bir takdir yetkisi bırakmıştır. Bu davada, başvurana, cezaevi malına zarar vermek, slogan atmak ve arama yapılmasına karşı koymaktan altı disiplin cezası verilmiştir. Sonuç olarak, başvuran, yaklaşık bir yıl boyunca ziyaretçi kabul etme hakkından mahrum bırakılmıştır. Bu noktada AİHM, Avrupa Cezaevi Kurallarının 60/4 maddesi uyarınca, hiçbir disiplin cezasının aileyle olan iletişim üzerine konacak genel bir yasağı kapsayamayacağını da yineler.
45. AİHM ayrıca 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe giren yasayı (5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun) göz önünde bulundurmaktadır. Cezaevi disipliniyle ilgili yeni hükümler, ceza gerektiren fiiller, bunların cezaları ve izlenecek usullerin listesini vermektedir. Bu yasa Avrupa İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaları Önleme Komitesi tarafından incelenmiş, herhangi bir eleştiriye maruz kalmamıştır.
46. Yukarıda belirtilenler göz önünde tutulduğunda, AİHM, 2001 yılında yürürlükte olduğu haliyle Tüzüğün, yetkili makamların başvuranın aile hayatına yaptıkları haksız müdahaleye karşı yerinde koruma sağlayabilecek derecede açık ve ayrıntılı olduğuna ikna olmamıştır.
47. Davanın özel koşullarında, AİHM, başvuranın aile hayatına yapılan müdahalenin AİHSnin kanun niteliği koşulunu karşılamayan kanun hükümlerine dayandığı sonucuna varmaktadır.
48. Varılan bu sonuç ışığında, AİHMnin, müdahalenin 8. maddenin 2. fıkrası uyarınca meşru bir amaç veya amaçlar güdüp gütmediğini ve demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını belirlemesi gerekli değildir. Ayrıca Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin ön itirazının reddedilmesine karar verir.
49. Bu nedenle AİHM, mevcut davada 8. maddenin ihlal edildiği kanısına varır.
IV. AİHSNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ
50. Başvuran, AİHSnin 7. (geçmişe dönük cezai mevzuat yasağı) ve 18. (AİHSnin meşru kısıtlamalarının gizli amaçlar için uygulanması yasağı) maddelerine atıfta bulunmuştur.
51. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.
52. AİHM, dava dosyasında, bu hükümlerin ihlalini ortaya koyan hiçbir unsur bulamamıştır. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
V. AİHSNİN 41. VE 46. MADDELERİNİN UYGULANMASI
A. AİHSnin 46. maddesi
53. Bu maddeye göre:
1. Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkemenin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler.
2. Mahkemenin kesinleşmiş kararı, kararın uygulanmasını denetleyecek olan Bakanlar Komitesine gönderilir.
54. AİHMnin açık duruşma yapılmamasına dair yapılan şikayetler ile ilgili vardığı sonuçlar, başvuranın AİHSnin 6. maddesi kapsamındaki haklarının ihlalinin, kendilerine uygulanan disiplin cezalarına itiraz eden pek çok mahkumu etkileyen Türk mevzuatının (4675 Sayılı İnfaz Hakimliği Kanunu) durumundan kaynaklandığına dayanmaktadır. Aynı konuyla ilgili diğer pek çok başvuru AİHMde görüşülmektedir. Bu davaların esasıyla ilgili varılacak kararlar saklı tutulmak kaydıyla, yukarıda belirtilen olaylar, sözkonusu sorunun sistemin bütününü etkiler nitelikte olduğuna işaret etmektedir.
55. Bu noktada AİHM, 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe giren yasayı (5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun) göz önünde bulundurur. Cezaevi disipliniyle ilgili yeni hükümler, ceza gerektiren fiiller, bunların cezaları ve izlenecek usullerin listesini vermektedir. Bu hükümlerin, yapılan herhangi haksız bir müdahaleye karşı yerinde koruma sağlayabilecek derecede açık ve ayrıntılı olduğu anlaşılmaktadır. Bununla beraber, disiplin işlemleriyle ilgili izlenecek usul değişmemiştir. Disiplin suçlarıyla suçlanan mahkumların kendilerini şahsen veyahut avukat aracılığıyla savunmasına izin verilmemektedir.
56. Benzer başvurularda, bu tür sistemin bütünü etkileyen sorunları ve bunların kaynağını, Sözleşmeye Taraf Devletlerin uygun çözümü bulmalarına ve Bakanlar Komitesinin kararların uygulanıp uygulanmadığını denetlemelerine yardımcı olmak için, bu tür sistemik sorunları ve bunların kaynağını teşhis etmek AİHMnin yerine getirdiği bir uygulamadır (ayrıntı için bkz. Scordino - İtalya (no. 1) (BD), 36813/97; Sejdovic - İtalya (BD), 56581/00; Lukenda - Slovenya, 23032/02 ya da Scordino - İtalya (no. 3) (adil tatmin), 43662/98).
57. AİHM, sistemin bütününe ilişkin teşhis edilen bu duruma ilişkin olarak, mevcut kararın uygulanmasında, AİHSnin 6. maddesinde belirtilen teminatlarla uyumlu olarak adil duruşma hakkının etkili biçimde korunmasını sağlamak için ulusal düzeyde genel tedbirler alınmasının arzu edilir olduğu görüşündedir. Bu bakımdan, Savunmacı Devletin mevzuatını, Avrupa Cezaevi Kurallarının 57. maddesinin 2(b) fıkrası ile 59. maddenin (c) bendinde belirtilen ilkelere göre düzenlemesi gerekmektedir (bkz., mutatis mutandis, Dickson - İngiltere (BD), 44362/04).
B. AİHSnin 41. maddesi
58. AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
1. Tazminat
59. Başvuran 10.000 Euro (EUR) manevi tazminat talep etmiştir.
60. Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
61. AİHM, hakkaniyete uygun surette, başvurana 1000 EUR manevi tazminat ödenmesine karar verir.
2. Yargılama gideri
62. Başvuran ayrıca AİHM önünde meydana gelen yargılama gideri için 4000 EUR talep etmiştir. Başvuran bu talebini desteklemek için, avukatlık masrafı anlaşması sunmuştur.
63. Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
64. AİHMnin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde başvurana geri ödenir. Bu davada, AİHM, sahip olduğu bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler ışığında, başvurana, bu başlık altında 1500 EUR tazminat ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmıştır
3. Gecikme faizi
65. AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE
1. AİHSnin 6/1 ile 8. maddeleri uyarınca getirilen şikayetlerin kabuledilebilir, başvurunun
geri kalanının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
4. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. fıkrası gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç
ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilmek üzere ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından aşağıdaki meblağların başvurana ödemesine:
(i) 1000 EUR (bin Euro) manevi tazminat ve uygulanabilecek tüm vergiler;
(ii) yargılama giderleri için 1500 EUR (bin beş yüz Euro) ve başvurana uygulanabilecek tüm vergiler;
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.
5. Başvuranların adil tatmine ilişkin diğer taleplerini reddetmiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77. Maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 20 Mayıs 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
AİHSnin 45. maddesinin 2. fıkrası ile Mahkeme İç Tüzüğünün 74. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Yargıç Mularoninin Yargıç Tsotsorianın da mutabık olduğu görüşü bu karara ekli olarak yer almaktadır.
YARGIÇ MULARONINİN YARGIÇ TSOTSORIANIN DA MUTABIK OLDUĞU GÖRÜŞÜ
Bu davada AİHSnin 6/1 ile 8. maddelerinin ihlal edildiğine ilişkin çoğunluk görüşünü paylaşmaktayım.
Ancak benim gerekçem kısmen farklıdır.
6. madde
Bu maddenin uygulanabilirliğine ilişkin olarak, mahkumlara uygulanan disiplin cezalarıyla ilgili AİHMnin içtihadının her zaman tutarlı olmadığını söylemek zorundayım.
AİHM, bazı ülkelerle ilgili davalarda 6. maddenin ihlal edildiğine karar vermekte, öte yandan diğer ülkeler aleyhinde bulunulan benzer şikayetleri kabuledilemez bulmaya devam etmektedir.
Bir yandan 6. maddenin uygulanabilirliğine ilişkin Büyük Dairenin daha ayrıntılı ölçütleri belirlemesini sabırsızlıkla beklerken, diğer yandan da, ulusal yargılama sonunda başvuran ziyaretçileri ile görüşme hakkından neredeyse bir yıla yakın süre mahrum edildiğinden, 6. maddenin bu davada hukuki başlığı altında uygulanmasına katılabilirim. Ganci - İtalya davasının (41576/98) ilkeleri davanın özel koşullarına uygulandığında, 6. maddenin uygulanabilirliği meselesi kolayca belirlenmektedir.
Öte yandan, kararın 29. paragrafında Vilho Eskelinen ve diğerleri - Finlandiya Büyük Daire kararına atıfta bulunulma nedenini anlamamaktayım. O dava devlet memurlarının mahkemeye erişimi ile ilgili olup, mahkumlara uygulanan disiplin cezaları ile kesinlikle bir ilgisi bulunmamaktadır. Anılan atfın, bundan böyle 6. maddenin iç hukukun adli müracaat yolları sağlaması halinde mahkumlara uygulanan tüm disiplin cezalarına uygulanacağının farz edileceği ilkesini getirme amacına hizmet edeceğinden büyük endişe duymaktayım.
AİHMnin dairelerinin, Büyük Dairenin açık kılavuzluğu olmaksızın, uygulanan disiplin cezasının niteliği ve ciddiyetine bakılmaksızın, iç hukuk seviyesinde yargısal korunmanın sağlandığı her durumda, AİHSnin 6. maddesinin disiplin işlemlerine uygulanabilir olmadığı bir içtihattan, 6. maddenin her zaman uygulanması gerektiğini öngören bir içtihada hızla hareket etmesi biçiminde bir yargı hiperaktivitesine girişmemesi gerekir. Böyle bir yaklaşımın Yüksek Sözleşmeci Tarafların, küçük disiplin cezalarına yönelik yargısal koruma sağlamaktan caydırabileceğini bir kenara bıraksak bile, AİHSnin 6. maddesinin kapsamını hem medeni hak ve yükümlülüklerin belirlenmesi hem de cezai kovuşturma ile ilgili duruşmalarla sınırladığına işaret etmek isterim. 6. maddenin kapsamının geniş biçimde genişletilmesi, küçükler de dahil her türlü cezanın medeni haklara tesir ettiği biçiminde değerlendirmek amacıyla, mahkumlara uygulanan disiplin cezalarına atıfta bulunularak yapılması gerekiyorsa, bu kararın Büyük Daireye ait olması gerektiğini düşünüyorum.
Yerel mahkemelere, ciddiyetlerine bakılmaksızın, disiplin cezalarıyla ilgili tüm işlemlerde açık duruşma yapmalarını dayatmak, bana göre mahkemelerin davaları makul süreler içinde ele alabilme ehliyetlerini zayıflatan orantısız bir yük ve risk teşkil etmektedir. Büyük Daire bir süre önce cezai meselelerin görüldüğü davalarda böyle bir yükümlülüğün olmadığı sonucuna varmıştır (bkz. Jussila - Finlandiya (BD), 73053/01). AİHMnin bir dairesinin, 6. maddenin medeni hükümlerinin tehlikede olduğu disiplin cezalarının karıştığı davalarda böyle bir yükümlülük dayatmasının uygun olduğuna inanmıyorum.
Bu nedenle, bu davada 6. maddenin yalnız bir nedenle ihlal edildiği sonucuna varmış bulunuyorum: başvurana, disiplin cezasına yaptığı itirazı karara bağlayan yerel mahkemeler önünde kendini bir avukat vasıtasıyla savunma olanağı verilmemiştir. Başvurana uygulanan toplam cezanın sertliği yerel mahkemeler önünde hukuki temsil ilkesinden kaçınılmasını haklı çıkaramaz.
8. madde
Bu maddenin ihlaline ilişkin olarak, çoğunluk, incelemesini kanunilik meselesine indirgemektedir. Başvuranın aile hayatına yapılan müdahalenin AİHSnin kanunun niteliği koşulunu karşılamayan yasal hükümlere dayandığı, müdahalenin 8. maddenin 2. fıkrası uyarınca meşru amaç ya da amaçlar güdüp gütmediğinin ve demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığının belirlenmesinin gerekli olmadığı sonucuna varmıştır.
Ancak, AİHM, 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe giren yasayı göz önünde bulundurduğu ve yeni yasanın ilke olarak AİHSnin kanun niteliği koşullarını karşılaması gerektiğini vurguladığı için, ben de ek bir unsuru belirtmek isterim.
Yeni benzer davalarda müdahalenin kanuni olduğu ve meşru bir amaç güttüğü farz edilse bile, böyle bir müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olmadığı görüşünde olurdum. Aileyle olan iletişimin bir yıl boyunca tamamen yasaklanması açıkça orantısız bir disiplin cezasıdır, 8. maddenin özüne temas etmektedir.
AİHSnin 46. maddesinin uygulanması
Kararın bu kısmıyla ilgili, izleyen nedenlerle, ciddi sorunum bulunmaktadır.
1) Kararın 60. paragrafı, AİHSnin 6. maddenin ihlalinin tespit edilmesi gerekçesini açık duruşma görülmemesi olarak özetlemektedir. 60. maddenin lafzı, başvuranın hakkında başlatılan işlemleri etkili biçimde takip edememesi nedeniyle AİHSnin 6. maddesinin ihlal edildiğine hükmedilen 37., 38. paragrafları ve sonuç bölümü ile tutarlı değildir.
Çoğunluk 6. maddenin ihlal edildiğinin tespit edilmesinin ana nedeni olarak açık duruşma yapılmamasını görürken, yukarıda belirtilen nedenlerden ötürü böyle bir sonuca kesinlikle katılmamaktayım.
2) Kararın 63. paragrafının, ilan edildiği gibi Savunmacı Devletin uygun çözümü bulmasına ve Bakanlar Komitesinin kararın uygulanmasını denetlemesine yardımcı olma amacına hizmet edeceği konusunda izleyen iki nedenden ötürü ciddi şüphelerim bulunmaktadır.
Bir yanda, Avrupa Cezaevi Kurallarının ulusal hukuk disiplin işlemlerinde izlenecek usulleri belirlemelidir biçiminde belirten 57/2(b) maddesine bulunulan atfı anlamada güçlük çekmekteyim. Bu tür usuller, kararın 15. paragrafında5 belirtildiği üzere ulusal seviyede zaten belirlenmiştir. Bu paragraftan açıkça anlaşılan, Avrupa İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaları Önleme Komitesinin yasayı incelediği ve disiplin işlemlerinde avukatların katılımı ve avukatların müvekkillerinin disiplin dosyalarına erişimi olmak üzere yalnız iki hususa işaret ettiğidir. Avrupa Cezaevi Kurallarına yapılan atfı 59(c) maddesi ile sınırlamak muhtemelen Savunmacı Devlet ve Bakanlar Komitesine yardımcı olma amacına daha iyi hizmet edecektir.
İkinci olarak, 46. maddeyle ilgili bölümde Dickson - İngiltere Büyük Daire kararına atıf yapılma nedeni, sözkonusu davada, AİHM, AİHSnin 46. ya da 41. maddesi çerçevesinde Avrupa Cezaevi Kurallarının herhangi bir hükmünün benimsenmesinin önerilmesinden imtina ettiği için, benim için bir muamma olarak kalmıştır.
5 Kararın iç hukuk mevzuatına atıfta bulunulan 15. paragrafı şöyledir: (1 Ocak 2005 tarihli) Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, cezayı gerektiren fiilleri, bu fiillere ilişkin cezaları ve izlenmesi gereken usulü belirterek cezaevi disipliniyle ilgili yeni hükümler koymaktadır. Avrupa İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaları Önleme Komitesi, raporlarından birinde (CPT/inf (2008) 13) bu kanunu incelemiş ve sözkonusu hükümlerin herhangi bir özel yorum gerektirmediğini belirlemiştir. Ancak, Komite, disiplin işlemlerinde avukatların katılımı ve bunun sonucu olarak avukatların müvekkillerinin disiplin dosyalarına erişimi olmak üzere disiplin usulüne ilişkin iki hususa işaret etmiştir. Ayrıca, Komite kanunun mevcut hükümlerinin avukatın disiplin işlemlerinde yer almasına izin verip vermediğini sorgulamıştır. Komite, bu bağlamda, Avrupa Cezaevi Kurallarının 59. maddesine atıfta bulunmuştur. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy