(AİHS m. 6, 10, 13, 34, 35, 41, 44) (VEYSEL TURHAN - TÜRKİYE DAVASI) (YAŞAR KAPLAN - TÜRKİYE DAVASI) (GÜZEL - TÜRKİYE DAVASI (NO: 3)) (CEYLAN - TÜRKİYE DAVASI) (ÖZTÜRK - TÜRKİYE DAVASI) (KIZILYAPRAK - TÜRKİYE DAVASI) (GERGER - TÜRKİYE DAVASI) (KARATAŞ - TÜRKİYE DAVASI) (YAĞMURDERELİ - TÜRKİYE DAVASI) (OSMAN ÖZÇELİK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (İNCAL - TÜRKİYE DAVASI) (KARAKAŞ VE BAYIR - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 17129/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
21 Ekim 2008
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (17129/02) nolu davanın nedeni (T.C. vatandaşı) İsak Tepenin (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 22 Haziran 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından D. Bayır ve M. Avcı tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
24 Ocak 1999 tarihinde, HADEP üyesi olan başvuran, Bursada partisinin bir binasının açılışı sırasında bir konuşma yapmıştır.
10 Ağustos 1999 tarihinde, İstanbul savcılığı tarafından bölücü propaganda yapmak suçundan istinabe yoluyla ifadesi alınan başvuran, konuşmasının içeriğini teyid etmiş ve tüm suçlamaları reddetmiştir.
25 Ekim 1999 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, başvuran hakkında bölücü propaganda yapmaktan dava açmış ve 3713 Terörle Mücadele Yasasının 8. maddesinin uygulanmasını talep etmiştir. Savcı iddianamesinde başvuranın 24 Ocak 1999 tarihinde yaptığı konuşmayı temel almıştır.
5 Nisan 2001 tarihinde, 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenen suçlara ilişkin karar ve cezaların ertelenmesine dair 4616 sayılı Yasa uyarınca Devlet Güvenlik Mahkemesi, davayı ertelemiştir.
6 Ekim 2006 tarihinde, başvuranın tekerrüren suç işlemediğini tespit etmesinin ardından İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran hakkında açılan davayı yok saymıştır.
HUKUK
I. AİHSNİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, hakkında açılan ceza davasının ve bu davanın ertelenmesinin AİHSnin 10. maddesi ile tanınan hakkına yönelik bir ihlal teşkil ettiğini ileri sürmektedir.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, başvuranın mağdur sıfatına itiraz etmektedir. Hükümet, 4616 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından 6 Ekim 2006da mahkemenin verdiği yargılamaya yer olmadığına dair karara dikkat çekmektedir.
Başvuran, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM, nihai bir mahkumiyet kararı verilmeden hakkında hükme varılması ertelenen bir başvuranın mağdur sıfatı üzerinde daha önce de görüş bildirdiğini ve AİHSnin 10. maddesi bakımından hakkında hükme varılmasının ertelenmesinin, başvuranın mağdur sıfatını ortadan kaldırmadığına kanaat getirdiğini hatırlatır (bu bağlamda bkz. Erdoğdu-Türkiye, başvuru no: 25723/94; Veysel Turhan-Türkiye, başvuru no: 53648/00, 17 Haziran 2004, Yaşar Kaplan-Türkiye, başvuru no: 56566/00, 24 Ocak 2006 ve Güzel-Türkiye (no: 3), başvuru no: 6586/05, 24 Temmuz 2007).
Mevcut davada AİHM, önceden ulaştığı sonuçlardan farklı bir sonuca ulaşmak için hiçbir gerekçe görememekte ve Hükümetin itirazını reddetmektedir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. ESAS
AİHM, başvuranın mağdur sıfatına dair yukarıda geçen tespitlerini yinelemektedir. Nihai bir mahkumiyet kararı bulunmamasına rağmen başvuran hakkında yürütülen kovuşturmaların başvuranın ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik bir müdahale olarak değerlendirilebileceği kanaatindedir.
AİHM, müdahalenin yasa ile öngörüldüğünün ihtilaf konusu olmadığını kaydetmektedir.
AİHSnin 10/2 maddesi uyarınca meşru amacın mevcudiyetine ilişkin olarak ise Hükümet, müdahalenin, kamu düzeninin, ulusal güvenliğin ve toprak bütünlüğünün korunması gibi birçok amaç izlediği kanaatindedir.
Başvuran, konuşması nedeniyle suçlanmasının, kendisinin ve ailesinin muhalefet grubu bir partiye üye olması dolayısıyla baskı yapmak için keyfi bir amaç izlediğini iddia etmektedir.
AİHM, asıl uyuşmazlığın müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı sorusuna ilişkin olmasından dolayı, meşru amaç tartışması üzerinde durmanın gerekli olmadığı kanaatindedir.
AİHM, benzer sorunları ortaya koyan davaları incelemiş ve bu davalarda AİHSnin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Bkz, Ceylan-Türkiye, başvuru no: 23556/94; Öztürk-Türkiye, başvuru no: 22479/93; İbrahim Aksoy-Türkiye, başvuru no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000 ve Kızılyaprak-Türkiye, başvuru no: 27528/95, 2 Ekim 2003).
Mevcut davada AİHM, ihtilaflı kovuşturmaya konu olan konuşmada başvuranın kullandığı ifadelere özellikle dikkat etmektedir. Bu bağlamda AİHM, incelemekte olduğu davayı çevreleyen koşulları özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları göz önüne almaktadır.
AİHM, konuşmanın, ulusal mahkemeler tarafından aktarılan ve dağların kahramanları ve (bir) halkın özgürlüğü ifadesi geçen kısmının silahlı direnişi düşündürecek bir anlam karışıklığını içerdiğini tespit etmektedir. Bununla birlikte, ihtilaflı konuşmanın tamamını inceleyen AİHM, politikacı kimliği ile başvuran tarafından yapılan konuşmanın, şiddet kullanımına, silahlı direnişe ve başkaldırıya teşvik etmediğini gözlemlemektedir; bu AİHMye göre dikkate alınacak temel unsurdur (Gerger-Türkiye, başvuru no: 24919/94, 8 Temmuz 1999). Mevcut davada, konuşmanın belirli kişilere karşı derin ve mantık dışı kin telkin ederek şiddeti destekleyen bir niteliği bulunmamaktadır (Bkz, a contrario Sürek-Türkiye (no:1), başvuru no: 26682/95).
AİHM, ayrıca, başvuranın, şiddete teşvik ettiği gerekçesi ile değil de Kürtçe konuşma yaparak, halkın bir kısmını Kürtler olarak nitelendirerek ve bölgedeki isyancı hareketleri yücelterek bölücü propaganda yaptığı gerekçesi ile hakkında cezai kovuşturma açıldığını tespit etmektedir (Karataş-Türkiye, başvuru no: 23168/94).
Öte yandan AİHM, Hükümetin sahip olduğu başat konumu itibariyle özellikle muhalif kanadın yönelttiği haksız eleştiri ve saldırılara yanıt verecek başka çözüm yollarının olması halinde, cezai yollara başvurmaktan imtina etmesi gerektiğinin altını çizmektedir (Bkz, özellikle, İncal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Yağmurdereli-Türkiye, başvuru no: 29590/96, 4 Haziran 2002 ve Osman Özçelik ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 55391/00, 20 Ekim 2005).
Mevcut davada AİHM, başvuran hakkındaki cezai kovuşturmanın zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşılamadığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla sözkonusu kovuşturma demokratik bir toplumda gerekli değildir. Bu durumda AİHSnin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 6 VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHSnin 6 maddesine atıfta bulunarak, başvuran, birçok şikayette bulunmaktadır. Başvuran, ilk olarak davasının makul bir sürede görülmemesinden şikayetçidir. Bu bağlamda, kanıtların durumunu, dolayısıyla yargılamanın hakkaniyetini etkileyebilecek bir süre olan beş yıl boyunca ceza davasının askıya alınmasından şikayetçi olmaktadır.
Ayrıca başvuran, tecilin, kendisini, yüklenen suçlardan beraat etme şansından yoksun bırakmasından da şikayetçidir. Başvuran, erteleme kararına karşı hiçbir başvuru yolundan yararlanamadığını iddia etmekte ve AİHSnin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Kabuledilebilirliğe ilişkin
1. Yargılamanın hakkaniyeti
AİHM, başvuranın belirttiği davada, 4616 sayılı yasanın hükümlerinin uygulanması ile ulusal mahkemelerin, davanın karara bağlanmasının ertelenmesine ardından da davanın kapanmasına karar verdiklerini kaydetmektedir. Sonuç olarak AİHM, hukuki bir kararla başvuran hakkında hiçbir mahkumiyet kararı verilmediğini gözlemlemektedir.
AİHM, ceza davasının kapanmasının, ulusal hukuk uyarınca, erteleme süresinin sona ermesinin ve başvuran tarafından yeni bir suç işlenmemesinin sonucu olarak değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmektedir. Böylece, mevcut dava koşullarında, hakkında nihai bir mahkumiyet kararı bulunmayan başvuran, başvurunun bu kısmının incelenmesi için ne ileri sürülen olaylardan zarar gördüğünü ne AİHSnin 34. maddesi uyarınca mağdur sıfatı taşıdığını iddia edebilir (bkz, mutatis, mutandis, Yaşar Kaplan-Türkiye, başvuru no: 56566/00, 28 Eylül 2004 ve Koç ve Tambaş-Türkiye, başvuru no: 46947/99, 24 Şubat 2005). Söz konusu şikayetin AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
2. Yargılama süresi
Yargılama süresine ilişkin olarak, AİHM, mevcut dava koşullarında, başvuranın iddianamesi ile erteleme kararı arasında geçen yaklaşık bir yıl altı aylık sürenin çok önem taşımadığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla AİHM, söz konusu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir (dikkate alınacak sürenin hesaplanması için bkz, Koç ve Tambaş).
3. Masumiyet karinesi ve başvuru yolunun bulunmayışı
AİHSnin 6/2 maddesi uyarınca masumiyet karinesine ilişkin olarak yapılan şikayetle ve AİHSnin 13. maddesi kapsamında yapılan şikayetle ilgili olarak AİHM, öncelikle sözkonusu şikayetlerin içeriğinin aynı olduğunu gözlemlemektedir.
AİHM, bilahare, ulusal mevzuata göre, mahkemenin suçlamaların yerindeliği hakkında karar vermesi amacıyla başvuranın, 4616 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesini müteakip üç ay içinde davanın yenilenmesi talebinde bulunma imkanına sahip olduğunu gözlemlemektedir; oysa dosyadan, sözkonusu başvuru yolunun kullanılmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Başvuran, sözkonusu başvuru yolunun kullanılabilir ve etkili olduğuna karşı çıkmaktadır.
AİHM, söz konusu şikayetin incelenmesi amacıyla şunları tespit etmenin yeterli olmasından dolayı ulusal hukuk tekniğinden kaynaklanan bir tartışmaya girmemektedir: AİHSnin 6. maddesi, ceza davasından kesin bir sonuç elde etme ya da yöneltilen suçlamalardan mahkumiyet ya da beraat kararı çıkmasına ilişkin bir hakkı garanti etmemektedir. O halde başvuran hakkında yürütülen ceza davasının kesin bir kararla sonuçlanmaması masumiyet karinesine yönelik bir ihlal oluşturmamaktadır (Karakaş ve Bayır Türkiye, başvuru no: 74798/01, 9 Kasım 2004 ve Withey-Birleşik Krallık, başvuru no: 59493/00). AİHM, ayrıca AİHSnin 6/1 kapsamında başvuranın mağdur sıfatına ilişkin değerlendirmesini de hatırlatmaktadır.
Dolayısıyla, şikayetin bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur.
Sonuç olarak, AİHM, başvuran tarafından AİHSnin 6. ve 13. maddeleri kapsamında yapılan şikayetleri AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesi ile reddetmektedir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULNMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, 15.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
AİHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği kanaatindedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderlerinin tamamı için 12.330 TL (yaklaşık 7.000 Euro) talep etmektedir. Başvuran, AİHMye iletişim ve fotokopi masrafları ve avukatları tarafından düzenlenen çalışma saati ücretlerine ve yapılan harcamalara ilişkin hesapları hakkında ayrıntılı bir liste sunmaktadır.
AİHM içtihadına göre, bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak gerçekliği, gerekliliği ve miktarlarının makul olduğu ortaya konduğu sürece elde edebilir. Mevcut davada AİHM, sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak başvurana tüm masraflar için 1.500 Euro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun AİHSnin 10. maddesi kapsamında yapılan şikayete ilişkin kısmının kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana aşağıdaki miktarların ödenmesine:
(i) her türlü vergiden muaf tutularak 1.000 Euro manevi tazminat ve
(ii) her türlü vergiden muaf tutularak yargılama masraf ve giderleri için 1.500 Euro b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy