(AİHS m. 3, 5, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 168) (430 S. KHK. m. 3) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 17367/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
26 Mayıs 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (17367/02) nolu davanın nedeni (T.C. vatandaşı) Naif Demircinin (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 12 Şubat 2002 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.
Başvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından M.S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1956 doğumludur ve Diyarbakırda ikamet etmektedir.
13 Aralık 2001 tarihinde, yasadışı bir örgüt olan PKKya yönelik düzenlenen operasyonlar çerçevesinde Diyarbakır Jandarma Komutanlığı başvuran hakkında arama müzekkeresi çıkartmıştır.
21 Aralık 2001 tarihinde, başvuran, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne bağlı polis memurları tarafından yakalanmıştır. Jandarmaya teslim edilmeden ve gözaltına alınmadan önce başvuran muayene edilmiş ve başvuranda hiçbir darp ve yara izine rastlanmamıştır.
23 Aralık 2001 tarihinde, jandarma, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısından iki günlük ek gözaltı süresi talebinde bulunmuştur. Talep edilen ek gözaltı izini kabul edilmiştir.
25 Aralık 2001 tarihinde, savcılığa naklinden önce, başvuran, adli tabip tarafından muayene edilmiştir; sağlık raporunda hiçbir kötü muamele izi belirtilmemiştir. Savcı karşısında başvuran hiçbir kötü muameleden söz etmemiştir. Ardından başvuran Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi karşısına çıkarılmıştır. Nöbetçi hakim başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Başvuran, Diyarbakır E Tipi Cezaevine sevk edilmiştir.
25 Aralık 2001 tarihinde, Olağanüstü Hal Bölge Valisi ve Savcının taleplerini inceleyerek ve olağanüstü hal çerçevesinde alınması gereken ek önlemler hakkındaki 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 c) maddesini temel alarak nöbetçi hakim sorgulanması amacıyla başvuranın Jandarma Komutanlığına gönderilmesine ve on gün süre verilmesine izin vermiştir. Başvuran, jandarmalara teslim edilmiştir. Sevkinden önce başvuran, cezaevi doktoru tarafından muayene edilmiştir. Raporda hiçbir kötü muamele izi tespit edilmemiştir.
28 Aralık 2001 tarihinde, başvuranın avukatı sözkonusu karara karşı çıkmıştır. Başvuranın avukatının talebi nöbetçi hakim tarafından izin verilen ek gözaltının yasaya uygun olduğu gerekçesi ile aynı gün reddedilmiştir.
3 Ocak 2002 tarihinde başvuran, Diyarbakır Cezaevine dönmüş ve adli tabip tarafından muayene edilmiştir. Başvuranda hiçbir darp ve yara izine rastlanmamıştır.
4 Ocak 2002 tarihli bir iddianame ile Savcı, Türk Ceza Kanununun 168/2 maddesi uyarınca 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 5. maddesi uyarınca başvuranı silahlı örgüt üyesi olmakla suçlamıştır.
7 ve 17 Ocak 2002 tarihlerinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısına gönderilen mektuplarla, başvuran, gözaltına alındığından beri fiziksel ve psikolojik işkenceye maruz kalmaktan şikayetçi olmuştur. Başvuran özellikle dövüldüğünü ve tazyikli su kullanıldığını iddia etmiştir; testislerinin sıkıldığını ve gözaltında bulunan eşini hırpalamakla tehdit edildiğini sözlerine eklemiştir.
22 Ocak 2001 tarihinde, Savcı, kötü muamele şikayeti hususunda başvuranın ifadesini almıştır. Başvuranın talebi üzerine, devlet memurları hakkında kovuşturma yapılmasına ilişkin yasa uyarınca Diyarbakır Valiliği İl İdare Kurulu tarafından ön soruşturma başlatılmıştır. 25 Ocak 2001 tarihinde, başvuran adli tabip tarafından muayene edilmiş ve düzenlenen raporda hiçbir darp ve yara izine rastlanmamıştır. Doktor karşısında başvuran, böbreklerindeki ağrıdan şikayetçi olmuştur. Radyografik ve ultrasonografik muayenelerde anormalliğe rastlanmamıştır. Başvuranın gözaltından sorumlu jandarmaların ifadeleri alınmıştır. Soruşturma tutanağından, sağlık raporları göz önüne alınarak başvuranın iddialarının mesnetsiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
9 Şubat 2002 tarihinde başvuran serbest bırakılmıştır.
24 Mart 2005 tarihinde, başvuran beraat etmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, jandarma karakolundaki gözaltı sırasında işkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürmüştür. Başvuran, AİHSnin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, gözaltı sırasında ve sonrasında, cezaevinden jandarma karakoluna nakli esnasında ve cezaevine dönüşünde başvuran hakkında düzenlenen sağlık raporlarına dikkat çekmektedir. Başvuranın vücudunda hiçbir darp ve yara izi bulunmadığını ifade eden sözkonusu raporlara atıfta bulunan Hükümet, işkence ve kötü muamele iddialarının mesnetten yoksun olduğu sonucuna ulaşmıştır.
AİHM, öncelikle kötü muamele iddialarının uygun kanıt unsurlarıyla desteklenmesi gerektiğini anımsatır (bkz, mutatis, mutandis, Klaas-Almanya, 22 Eylül 1993). İddia edilen olayların ortaya konulması için AİHM, her türlü makul şüphenin ötesi delil ilkesinden yararlanmaktadır; böyle bir delil ancak bir dizi emare veya yeterince ciddi, kesin ve tutarlı çürütülemez karineler sonucunda ortaya çıkabilir ((İrlanda- Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar).
Mevcut davada, AİHM, sağlık raporlarında başvuranın vücudunda hiçbir kötü muamele izine rastlanmadığını kesin bir şekilde tespit etmektedir. AİHM, muayeneler esnasında başvuranın kendisinin de doktorlara kötü muameleye maruz kaldığını ifade etmediğini belirtmektedir. AİHM, ayrıca, başvuranın AİHSnin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kaldığı iddialarını desteklemek için en ufak bir kanıt unsuru veya kanıt başlangıcı sunmadığını gözlemlemektedir.
Yukarıda söylenenler ışığında AİHM, jandarmalar tarafından başvurana kötü muamele uygulandığına dair makul şüphe doğurabilecek nitelikte kanıt unsurlarının bulunmadığı sonucuna ulaşabilmektedir. Sözkonusu koşullarda, adli merciler, etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğünü yerine getirmemekle suçlanamaz zira adli merciler, başvuranın iddiaları savunulabilir olsaydı böyle bir yükümlülüğü yerine getirmek zorunda kalırlardı. Oysa mevcut davada böyle bir durum sözkonusu değildir (bkz, diğerleri arasından Salman-Türkiye, başvuru no: 21986/93, İlhan-Türkiye, başvuru no: 22277/93 ve Çakıcı-Türkiye, başvuru no: 23657/94).
AİHM, başvurunun işbu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşmaktadır.
II. AİHSNİN 5. MADDESİNİN 1. , 3. , 4. ve 5. PARAGRAFLARININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Başvuran, AİHSnin 5. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvuran, yakalanmasına ilişkin makul nedenler gösterilmemesinden ve gözaltı süresinin uzunluğundan şikayetçidir. Başvuran ayrıca, göz altı süresinin uzunluğuna itiraz etmek için başvuru ve telafi yollarının bulunmayışından da şikayetçidir. Başvuran, AİHSnin 5. maddesinin 1 c), 2. , 3. , 4. ve 5. paragraflarına atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, sözkonusu iddialara karşı çıkmaktadır.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. AİHSnin 5. maddesinin 1. paragrafının c) bendi ve 3 paragrafı
Hükümet, başvuranın, diğer iki sanık tarafından aleyhinde yapılan suçlamaların aydınlatılması amacıyla sorgulandığını savunmaktadır.
AİHM, ilk olarak başvuranın diğer iki sanık tarafından aleyhinde yapılan suçlamaların aydınlatılması amacıyla cezai bir soruşturma çerçevesinde gözaltına alındığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla AİHMye göre, başvuranın gözaltının ilk kısmı, AİHSnin 5/1 c) maddesinin gereklerine uygundur.
Ancak AİHM, 25 Aralık 2001 tarihinde, başvuranın tutuklandığını ve Diyarbakır Cezaevine sevk edildiğini tespit etmektedir. 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca nöbetçi hakim tarafından verilen izinle başvuran, cezaevine girişinden birkaç saat sonra Jandarma Komutanlığına götürülmek üzere jandarmalara teslim edilmiştir. Başvuran, 3 Ocak 2002 tarihine kadar Jandarma Komutanlığında kalmıştır.
Başvuran, 25 Aralık 2001 tarihinden 3 Ocak 2002 tarihine kadar yani dokuz günden fazla bir süre gözaltına tekabül edecek bir durumda kalmıştır.
AİHMye göre bu davanın koşulları Emrullah Karagöz kararında ihlale neden olan koşullardan farklı değildir ve Hükümetin argümanları, mevcut davada önceki kararda ulaşılan sonuçlardan farklı bir sonuca ulaşılmasını sağlamamaktadır (Bkz, Abdülkadir Aktaş-Türkiye).
Ayrıca başvuranın gerekli güvencelerden yoksun olarak yeni sorgulamalara maruz kalması AİHSnin 5. maddesinin 1. paragrafının c) bendinin gerekliklerine aykırıdır (Emrullah Karagöz). Sözkonusu tespitten sonra AİHM, başvuranın tutukluluk süresinin AİHSnin 5/3 maddesine uygunluğu açısından ayrıca karar vermeye gerek görmemektedir (Emrullah Karagöz; Abdülkadir Aktaş).
Bu durumda AİHSnin 5/1 maddesi ihlal edilmiştir.
2. AİHSnin 5/4 maddesi
Hükümet, başvuranın jandarma karakolunda gözaltında tutulmasına ve sözkonusu gözaltının uzatılmasına hakim tarafından izin verildiğini savunmaktadır. Hükümet, ilgilinin gözaltı süresinin uzatılması kararlarına itiraz edebileceğini belirtmektedir.
AİHM, AİHSnin 5/4 maddesinin, iç hukukta AİHSnin 5. maddesine dayalı bir şikayetin mahkeme tarafından incelenmesini ve buna elverişli bir telafi getirilmesini sağlayan bir başvurunun mevcudiyetini güvence altına aldığını hatırlatmaktadır. Sözkonusu başvuru teoride olduğu kadar uygulamada da etkili olmalıdır (Abdülkadir Aktaş).
AİHSnin 5/1 maddesi kapsamında yukarıda sunulan görüşleri dikkate alarak AİHM, 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 8. maddesinin lafzının, sözkonusu KHK uyarınca alınan kararların etkili adli denetimine imkan vermediğine itibar etmektedir. Bu itibarla AİHM, AİHSnin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmaktadır (Emrullah Karagöz, Abdülkadir Aktaş).
3. AİHSnin 5/5 maddesi
Hükümet, 466 sayılı yasa uyarınca başvuranın beraatından sonra maruz kaldığı zararın tazminini talep etme imkanın bulunduğunu belirtmektedir.
AİHM, sözkonusu tazminatın, ilgilinin bir an önce hakim karşısına çıkarılıp çıkarılmadığı veya tutukluluğunun yasadışı olup olmadığı hususunda hiçbir incelemede bulunmadan beraat ya da yasaya aykırı olarak gözaltında tutma kararı verildiği durumlarda başvuruda bulunanlara verilmesine hükmettiğini hatırlatmaktadır. AİHM, tazminat davasının incelenmesindeki sözkonusu eksikliğin AİHSnin 5/5 maddesinin gereklerine aykırı olduğu hükmüne vardığını hatırlatmaktadır (Saraçoğlu ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 4489/02, 29 Kasım 2007; Medeni Kavak-Türkiye, başvuru no: 13723/02, 3 Mayıs 2007; Sinan Tanrıkulu ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 50086/99, 3 Mayıs 2007).
Sonuç olarak, AİHM, Türk Hukukunun ileri sürülen ihlallere ilişkin olarak başvurana tazminat hakkı sunduğu konusunda ikna olamamıştır. Bu durumda AİHSnin 5/5 maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Maddi ve manevi tazminat
Başvuran, maruz kaldığı maddi ve manevi zararın 35.000 Euroya tekabül ettiğini iddia etmektedir.
Hükümet, sözkonusu miktarlara karşı çıkmaktadır.
AİHM, iddia edilen maddi zararın mesnetten yoksun olduğunu belirtmektedir. Bu durumda başvurana maddi tazminat ödenmesine gerek yoktur. Buna karşın AİHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana 4.500 Euro manevi tazminat ödenmesini gerektiği kanaatindedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, ulusal merciler ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 2.640 Euro talep etmektedir. Talebini desteklemek için başvuran Diyarbakır Barosu avukatlık ücret tarifesini belge olarak sunmakla yetinmektedir.
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM içtihadına göre, bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak gerçekliği, gerekliği ve oranlarının makul olduğu ortaya konduğu sürece elde edebilir (bkz, örneğin, Bottazzi-İtalya, başvuru no: 34884/97 ve Sawicka-Polonya, başvuru no: 37645/97, 1 Ekim 2002). Mevcut davada sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak AİHM, yargılama masraf ve giderlere ilişkin talebi reddetmektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHSnin 5. maddesi kapsamında yapılan şikayetlerin kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 5/1, 5/4 ve 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 5/3 maddesinin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
4. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından başvurana 4.500 Euro (dört bin beş yüz Euro) manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 26 Mayıs 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy