(AİHS. m. 3, 5, 29, 34, 35, 41, 44) (430 S. KHK. m. 3, 8) (765 S. K. m. 168) (3713 S. K. m. 5) (FOX, CAMPBELL VE HARTLEY - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (KORKMAZ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (SÜLEYMAN ERDEM - TÜRKİYE DAVASI) (ÇELİK VE YILDIZ - TÜRKİYE DAVASI) (KLASS VE DİĞERLERİ - ALMANYA DAVASI)
(Başvuru no. 17722/02)
KARAR
STRAZBURG
23 Nisan 2013
Bu karar AİHS'nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Mekiye Demirci v. Türkiye davasında,
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Peer Lorenzen,
Dragoljub Popovic,
Işıl Karakaş,
Nebojsa Vucinic,
Paulo Pinto de Albuquerque,
ve Daire yazı işleri müdürü Stanley Naismithin katımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi) heyeti yapılan müzakereler sonrasında 2 Nisan 2013 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (17722/02 nolu) dava, Türk vatandaşı Mekiye Demircinin (başvuran) 12 Şubat 2002 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudan ibarettir.
2. Başvuran, Diyarbakırda görev yapan avukat M.S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.
3. Başvuran özellikle, özgürlükten yoksun bırakılmasına ilişkin kararının icra koşulları ile uygulanan usullerden şikayet etmektedir.
4. 17 Ekim 2006 tarihinde başvuru kısmen kabul edilemez olarak açıklanmış ve tutukluluk koşulları (3. madde), yakalanması sırasında başvuran hakkında şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunmaması (5. maddenin 1. fıkrasının c) bendi), yakalanma nedenleri ile suçlamalar hakkında bilgi bulunmaması (5. maddenin 2. fıkrası), tutukluluğun yasallığı ve süresi (5. maddenin 1. fıkrasının c) bendi ve 3. fıkrası), özgürlükten yoksun bırakan tedbirlerin yasallığını kontrol etmek için etkili bir başvuru yolu bulunmaması (5. maddenin 4. fıkrası), tazminat hakkı bulunmaması (5. Maddenin 5. fıkrası) bağlamındaki şikayetler Hükümete bildirilmiştir. Ayrıca olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan Sözleşmenin 29. maddesinin 3. fıkrası hükümlerince Dairenin başvurunun kabul edilebilirliği ve esası hakkında birlikte karar vereceği bildirilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1962 doğumlu olup, Diyarbakırda ikamet etmektedir.
6. PKKya (Kürdistan İşçi Partisi- yasadışı silahlı örgüt) mensup olduğuna dair hakkında şüphe duyulan M.K., belirtilmeyen bir tarihte, PKK hakkında yürütülen ceza soruşturması çerçevesinde yakalanmıştır. İfadesinde, başvuranın söz konusu örgüte yardım ve yataklık yaptığını dile getirmiştir.
7. Diyarbakır Jandarma Komutanlığınca (Jandarma Karakol Komutanlığı olarak anılacaktır) 22 Aralık 2001 tarihinde, başvuran hakkında arama emri çıkartılmıştır.
8. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (Devlet Güvenlik Mahkemesi olarak anılacaktır) nöbetçi hakimi aynı gün başvuranın yakalanmasına, evinin aranmasına ve gerektiği takdirde ceza soruşturmasına ilişkin ilgili tüm delil unsurlarına el konulmasına karar vermiştir.
9. Güvenlik güçleri 22 Aralık 2001 tarihinde Mekiye Demirciyi evinde yakalamışlardır. Yapılan aramada herhangi bir yasadışı nesne ya da belge bulunamamıştır. Güvenlik güçlerince düzenlenen ve başvuran tarafından imzalanan tutanağa göre, Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararı başvurana okunmuş ve yakalanmasının gerekçesi hakkında kısaca bilgilendirilmiştir.
10. Başvuran aynı gün, saat 15.00te doktor tarafından muayene edilmiş; başvuranın alt karın bölgesinde ameliyat izi tespit edilmiştir.
11. Başvuran yapılan sağlık muayenesi sonrası, sorgulanmak üzere jandarmaya götürülmüştür. Aleyhinde toplanan delillerin okunmasından ve kendi seçtiği ya da resen görevlendirilmiş bir avukat yardımı alabileceği hakkı hatırlatıldıktan sonra, Jandarma Karakol Komutanlığı başvurana, şüpheli kişilerin ve sanıkların haklarına ilişkin bir form imzalatmıştır. Bu formun imzalı bir nüshası başvurana verilmiştir.
12. Sorgular, başvuranın PKKya mensup olduğunu kabul ettiği ifadeyi imzaladığı 26 Aralık 2001 tarihine kadar devam etmiştir.
13. Başvuran, gözaltı süresinin bitiminde 26 Aralık 2001 tarihinde doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor, başvuranın yalnızca alt karın bölgesinde eski bir iz saptamış; darp ve yara izleri bulunmadığı sonucuna varmıştır.
14. Başvuran aynı gün Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı (savcı olarak anılacaktır) huzuruna çıkarılmış ve PKK ile herhangi bir bağlantısı olmadığını belirterek jandarma huzurunda alınan ifadesine itiraz etmiştir. Başvuran aynı zamanda, Jandarma Karakol Komutanlığındaki ifadesini, içeriğini bilmeden imzaladığını açıklamıştır.
15. Başvuran, savcı huzurunda ifade verdikten sonra, Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi huzuruna çıkarılmış, burada da beyanlarını yinelemiştir. İfade tutanağına yazılan beyanlar hususunda jandarmalara güvenmek ve ifade tutanağının jandarmalar tarafından yazıldığı şekliyle imzalamak zorunda olduğunu ifade etmiştir. Nöbetçi hakim, başvuranın tutuklanmasına karar vermiş ve bu amaçla Diyarbakır E Tipi Cezaevine sevk edilmiştir.
16. Nöbetçi hakim 26 Aralık 2001 tarihinde, Olağanüstü Hal Bölge Valisi ile savcının talebi üzerine ve olağanüstü hal çerçevesinde alınacak ek tedbirler hakkındaki 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinin c) fıkrasına dayanarak, başvuranın ifadesinin alınması amacıyla Jandarma Karakol Komutanlığına gönderilmesine ve bu hususta on gün süre verilmesine izin vermiştir. Başvuran aynı gün jandarmalara teslim edilmiştir.
17. Başvuranın avukatı, böyle bir tedbirin özellikle Anayasaya ve konuyla ilgili uluslararası belgelere aykırı olduğunu ileri sürerek 28 Aralık 2001 tarihinde bu karara itiraz etmiştir. Bu talep aynı gün Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından bertaraf edilmiştir.
18. Savcı yine 28 Aralık 2001 tarihinde, Ceza Kanununun 168. maddesinin 2. fıkrası ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5. maddesi uyarınca başvuranı silahlı çeteye üye olmakla suçlamıştır.
19. Başvuran 3 Ocak 2002 tarihinde tekrar Diyarbakır E Tipi Cezaevine gönderilmiştir.
20. Başvuran aynı gün doktor tarafından muayene edilmiş; vücudunda darp ve yara izleri bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
21. 11 Temmuz 2002 tarihinde başvuranın tutuksuz yargılanmasına karar verilmiştir.
22. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılmasının ardından, başvuranın davası Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinde (Ağır Ceza Mahkemesi olarak anılacaktır) görülmeye başlanmıştır.
23. Ağır Ceza Mahkemesi 24 Mart 2005 tarihli kararla başvuranı, yasadışı örgüte yardım ve yataklık etme nedeniyle üç yıl dokuz ay hapis cezasına mahkûm etmiştir.
24. Dava 8 Haziran 2005 tarihinde, yeni Ceza Kanununun yürürlüğe girmesi nedeniyle, yeniden incelenmesi için Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.
25. Ağır Ceza Mahkemesi 20 Eylül 2005 tarihinde kararını yinelemiştir.
26. Yargıtay 9 Ekim 2005 tarihli kararla, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması
27. Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan ilgili iç hukuk kuralları ve uygulaması Emrullah Karagöz v. Türkiye (no. 78027/01, §§ 42-47, AİHM 2005-X (özetler)) kararında belirtilmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
28. Başvuran, gözaltında bulunduğu süre boyunca Sözleşmenin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kaldığından şikayet etmektedir. Başvuran aynı zamanda, yeterli derecede ısınmayan küçük bir hücrede tutulmuş; uygun beslenmeden mahrum bırakılmış; düzenli olarak tuvalete gitmesine engel olunmuş ve sözlü olarak hakarete uğramıştır. Ayrıca başvurana çok yüksek sesli müzik dinletilmiştir.
29. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürerek bu çerçevede kabul edilemezlik itirazında bulunmuştur.
30. Başvuran, Hükümetin iddiasına karşı çıkmaktadır.
31. AİHM her halükarda, aşağıda belirtilen gerekçelerle mevcut şikayet kabul edilemez olduğundan, iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin itirazın incelenmesi gerekmediği kanaatindedir.
32. AİHM, öncelikle Sözleşmenin 3. maddesine aykırı muamele iddialarının uygun delil unsurlarıyla desteklenmesi gerektiğini ve AİHM'in "her türlü makul şüphenin ötesinde" delil kriterinden faydalandığını, böylesi bir delilin yeterince ciddi, belirgin ve tutarlı bir takım emare ya da karinelerden doğabileceğini hatırlatmaktadır. (bkz, diğerleri arasından, Dikme v. Türkiye, no. 20869/92, § 73, AİHM 2000-VIII).
33. Mevcut davada AİHM, doktorlar tarafınca tanzim edilen sağlık raporlarında herhangi bir kötü muamele izine rastlanmadığının belirtildiğini saptamaktadır. Mahkeme ayrıca, başvuranın iddialarını herhangi bir işaret ya da delil başlangıcına dayandırmaksızın, anlaşılmaz ve belirsiz bir şekilde ifade ettiğini kaydetmektedir. Bununla birlikte başvuran, Sözleşmenin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kaldığına dair makul şüphe uyandıracak herhangi uygun bir delil unsuru sunmamaktadır.
34. Dolayısıyla bu şikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
II. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 1, 2, 3, 4 ve 5. FIKRALARININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
35. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 1, 2, 3, 4 ve 5. fıkralarınca güvence altına alınan haklarına birçok haksız saldırıda bulunulduğundan şikayet etmektedir. Bu maddenin ilgili bölümleri şu şekildedir:
1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
2. Yakalanan her kişiye, yakalanma nedenlerinin ve kendisine yöneltilen her türlü suçlamanın en kısa sürede ve anladığı bir dilde bildirilmesi zorunludur.
3. İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkesin derhal bir yargıç veya yasayla adli görev yapmaya yetkili kılınmış sair bir kamu görevlisinin önüne çıkarılması zorunlu olup, bu kişi makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.
4. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
5. Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
36. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürerek bu çerçevede kabul edilemezlik itirazında bulunmaktadır. Hükümete göre, başvuran, 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanuna dayanarak iddia edilen zararın telafisini talep edebilir.
37. Başvuran, Hükümetin iddiasına karşı çıkmaktadır.
38. AİHM, bu itirazın, başvuranlarca ileri sürülen Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrası bağlamındaki şikayetleriyle yakından ilgili olduğunu kaydetmektedir. Dolayısıyla AİHM, şikayeti esas bakımından birleştirmek gerektiği kanaatindedir.
39. AİHM, diğer şikayetlerin Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, bu şikayetler kabul edilebilir olarak açıklanmalıdır.
B. Esas hakkında
1. Sözleşme nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi
a) Başvuranın yakalanması ve gözaltına alınması hakkında
40. Başvuran, yerel mevzuata ve Sözleşmeye aykırı olarak yakalandığından ve tutuklandığından şikayet etmektedir. Başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesinin 22 Aralık 2001 tarihli kararıyla yalnızca evinde arama yapılmasına izin verildiğini ve yakalanmasına ilişkin herhangi bir karar verilmediğini ileri sürerek, suç işlediğine ya da suç işleme kastının bulunduğuna ilişkin hakkında şüphe oluşturacak inandırıcı nedenler bulunmadığı halde, keyfi olarak özgürlüğünden yoksun bırakıldığını iddia etmektedir.
41. Mahkeme bu durumda şikayeti ilk olarak Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi anlamında inandırıcı nedenlerin varlığı başlığı altında inceleyecektir.
42. Mahkeme öncelikle, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendinin, bir ceza yargılaması çerçevesinde bir kişinin ancak hakkında suçu işlediğine dair inandırıcı nedenlerin bulunması halinde mahkeme önüne çıkarılması amacıyla tutuklanmasına karar verilebileceğini düzenlediğini hatırlatmaktadır (Jecius v. Litvanya, no: 34578/97, § 50, AİHM 2000-IX ve Wloch v. Polonya, no: 27785/95, § 108, AİHM 2000-XI). Tutukluluk kararının dayandırılması gereken makul şüphe kavramı Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi tarafından getirilen korumanın temel unsurunu teşkil etmektedir. İnandırıcı nedenler, söz konusu kişinin suçu işlediğine dair objektif bir gözlemciyi ikna etmeye uygun olguların ve bilgilerin varlığını gerektirmektedir. Bununla birlikte, makul olarak kabul edilebilecek durumlar somut olayın koşullarının tamamına bağlıdır (Fox, Campbell ve Hartley v. Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990, § 32, A Serisi no.182; Ohara v. Birleşik Krallık, no: 37555/97, § 34, AİHM 2001-X; Korkmaz ve diğerleri v. Türkiye, no: 35979/97, 21 Mart 2006, § 24; Süleyman Erdem v. Türkiye, no: 49574/99, 19 Eylül 2006, § 37, ve Çelik ve Yıldız v. Türkiye, no: 51479/99, 10 Kasım 2005, § 20).
43. Mahkeme ardından, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendinin, soruşturmayı yapan görevlilerin, yakalandığı anda kişiyi suçla itham etmek için yeterli delilleri toplamış olması gerekliliğini öngörmediğini hatırlatmaktadır. Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendine göre soruşturmanın konusu, tutukluluk süresince kişinin yakalanmasının temelini oluşturan somut şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak soruşturmayı tamamlamaktır. Dolayısıyla, şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak veya suç isnadına temel teşkil edecek olan olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekmektedir (Murray v. Birleşik Krallık, 28 Ekim 1994, § 55, A Serisi no. 300-A, ve yukarıda anılan Korkmaz ve diğerleri kararı, § 26).
44. Şüphesiz Sözleşmenin 5. maddesi, 1. paragrafı, Sözleşmeye taraf devletlerin güvenlik görevlilerinin organize suçlarla etkili olarak mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye sebep olabilecek biçimde uygulanmamalıdır (bkz. mutatis mutandis, Klass ve diğerleri v. Almanya, § 58-68, A serisi, no. 28, 6 Eylül 1978). Mahkemenin görevi, izlenilen meşru amaç da dahil olmak üzere, 5. maddenin 1. paragrafı c) bendinde belirtilen şartların somut olayda yerine getirilip getirilmediğini belirlemekten ibarettir. Bu bağlamda, Mahkeme kural olarak kendilerine sunulan delilleri incelemek ve değerlendirmek için daha iyi bir konumda olan ulusal mahkemelerin değerlendirmesinin yerine kendi değerlendirmesini koyma yetkisine sahip değildir (bkz. yukarıda anılan Murray kararı, § 66).
45. Somut olayda AİHM, başvuranın silahlı yasadışı bir örgüte üye olması şüphesiyle özgürlüğünden mahrum bırakıldığını saptamaktadır. Mahkeme aynı zamanda, başvuran aleyhinde, M.K.nin verdiği ifade (bkz, yukarıdaki 6. paragraf) gibi delil unsurlarının bulunduğu da kaydetmektedir.
46. Dolayısıyla, başvuranın Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi anlamında, bir suç işlemiş olabileceğine dair hakkında makul şüphe oluşturacak inandırıcı nedenlere dayanarak yakalanıp tutuklandığına karar vermek gerekmiştir (bkz. yukarıda anılan Murray kararı, § 63, Korkmaz ve diğerleri kararı, § 26 ve Süleyman Erdem kararı, § 37).
47. Başvuranın yakalanmasının iç hukuk kurallarına uygunluğu konusuyla ilgili olarak AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin başvuranın yakalanmasına, evinde arama yapılmasına ve gerektiği takdirde ceza soruşturması için ilgili tüm delil unsurlarına el konulmasına karar verdiğini saptamaktadır.
48. Mahkeme somut olayda, başvuranın yakalanmasının yasaya aykırı olarak nitelendirilmesi konusunda ulusal makamlar tarafından öne sürülen yasal hükümlerin davada uygulanması ve yorumlanmasının keyfi olduğu ya da makul olmadığı sonucu çıkmadığı kanısındadır.
49. Dolayısıyla somut olayın koşullarında, bu bağlamda Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmemiştir.
b) Başvuranın jandarmaya teslim edilmesi hakkında
50. Başvuran, 26 Aralık 2001 ile 3 Ocak 2002 tarihleri arasında jandarmaya teslim edilmesinden şikayet etmektedir. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğini belirtmektedir.
51. Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
52. AİHM, başvuranın 26 Aralık 2001 tarihinde tutuklandığını ve Diyarbakır E Tipi Cezaevine gönderildiğini belirtmektedir. Başvuran cezaevine kabulünden birkaç saat sonra, 430 sayılı kanun hükmünde kararname gereğince, nöbetçi hakimin izni üzerine tekrar Jandarma Karakol Komutanlığına götürülmek üzere yeniden jandarmalara teslim edilmiştir. Jandarma Karakol Komutanlığında 3 Ocak 2002 tarihine kadar kalmıştır.
53. Başvuran aynı zamanda, 26 Aralık 2001 tarihinden 3 Ocak 2002 tarihine kadar yani sekiz gün boyunca gözaltına eşdeğer bir durumda tutulmuştur.
54. AİHMin tespitlerine göre mevcut davanın koşulları, Emrullah Karagöz v. Türkiye, (no. 78027/01, §§ 52-60, AİHM 2005-X (özetler)) kararında ihlale neden olan gerekçelerden ayrı tutulmamakla birlikte, başvuranın tutuklanmasının ardından Jandarma Karakolunda tutulmasının etkili bir yargısal denetimi engellendiği tespit edilmiş ve Hükümetin başvurudaki ek iddiaları, AİHMi önceki karardan farklı bir sonuca ulaştırmamıştır (bkz. aynı zamanda, Abdülkadir Aktaş v. Türkiye, no. 38851/02,§ 68, 31 Ocak 2008).
55. Dolayısıyla, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.
2. Sözleşmenin 5. maddesinin 2. Fıkrası
56. Başvuran, yakalanmasının gerekçeleri hakkında bilgilendirilmediğini iddia etmektedir. Bu bağlamda, Sözleşmenin 5. maddesinin 2. fıkrasını ileri sürmektedir.
57. Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmektedir.
58. AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 2. fıkrasının yakalanan her kişinin, ne sebeple özgürlüğünden yoksun bırakıldığından haberdar edilmesini içerdiğini hatırlatmaktadır. Bu hüküm, 5. maddenin sağladığı korumanın bütünleyici bir parçasıdır. Bu maddenin 4. fıkrası gereğince, uygun olarak bir mahkemeye başvurarak yakalanmasının yasallığına itiraz edebilmesi için basit ve anlaşılır, teknik olmayan bir dille yakalanmasına ilişkin yasal ve fiili gerekçeler anlatılmalıdır. Bu bilgiler, kişiye en kısa sürede verilmelidir; ancak yakalama eylemini gerçekleştiren memurun bilgiyi, yakalamanın gerçekleştirilme anında bütünüyle nakletmesi zorunlu değildir. Bilginin içeriğinin yeterli olup olmadığı ve derhal verilip verilmediği her bir olayda, olayın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir (bkz. Fox, Campbell ve Hartley v. İngiltere, 30 Ağustos 1990, § 40, A Serisi no. 182).
59. Somut olayda AİHM, başvuranın yakalanması sırasında, güvenlik güçlerinin başvuranın imzasının bulunduğu bir yakalama tutanağı düzenlediklerini ve tutanakta başvuranın yakalanma gerekçesine dair kısaca bilgilendirildiğini saptamaktadır. Öte yandan başvuran, Jandarma Komutanlığında, yakalanma gerekçeleri hakkında bilgilendirildiği, sanıkların ve şüpheli şahısların haklarına ilişkin bir form imzalamıştır.
60. Dolayısıyla, Sözleşmenin 5. maddesinin 2. fıkrası ihlal edilmemiştir.
3. Sözleşme nin 5. maddesinin 3. Fıkrası
61. Başvuran, jandarmaya teslim edilme tarihinin, gözaltına alındıktan sonra 26 Aralık 2001 ile 3 Ocak 2002 tarihleri arasında olduğunu belirtmektedir.
62. Hükümet, başvuranın Jandarma Karakol Komutanlığındaki gözaltı sürelerinin uzatılmasının mahkemelerce denetlendiğini ve yürürlükte olan mevzuata uygun olduğunu ileri sürmektedir.
63. Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği tespitini göz önünde bulundurarak (yukarıdaki 50-55. paragraflar) AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. paragrafı bağlamında yapılan şikayeti ayrıca incelemeye gerek olmadığı kanısındadır (bkz. Emrullah Karagöz v. Türkiye, yukarıda anılan § 63).
4. Sözleşme nin 5. maddesinin 4. Fıkrası
64. Başvuran, uygulanan tedbirlerin yasallığının denetiminin, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının gereklerini hiçbir şekilde karşılamadığını iddia etmektedir.
65. Hükümet, başvuranın Jandarma Karakol Komutanlığında gözaltında tutulmasına ve söz konusu gözaltının uzatılmasına hakim tarafından izin verildiğini ileri sürmektedir. Aynı zamanda ilgili şahsın, gözaltı süresinin uzatılması kararlarına itiraz edebileceğini de belirtmektedir.
66. AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının, AİHSin 5. maddesi bağlamında ileri sürülen tüm şikayetleri incelemek ve gerektiğinde uygun bir tazminle yetkili bir mahkemenin varlığıyla iç hukukta başvuru yolunun güvence altına alındığını hatırlatmaktadır. Söz konusu bu başvuru yolu teoride olduğu gibi pratikte de etkili olmalıdır.
67. Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrası ile ilgili yukarıda sunulan görüşleri dikkate alarak AİHM, 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 8. maddesinin, söz konusu KHK uyarınca alınan kararların etkili adli denetimine imkan vermediği kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının da ihlal edildiği sonucuna ulaşmaktadır (Emrullah Karagöz, yukarıda anılan, §§ 67-68).
5. Sözleşme nin 5. maddesinin 5. Fıkrası
68. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edilmesine ilişkin iç hukukta telafi yolu bulunmamasından şikayet etmektedir.
69. Hükümet, 466 sayılı yasa uyarınca başvuranın, maruz kaldığı zararın tazminini talep edebileceğini belirtmektedir.
70. AİHM, söz konusu tazminat usulünün, ilgilinin bir an önce hakim karşısına çıkarılıp çıkarılmadığı veya tutukluluğun yasaya aykırı olup olmadığı durumlarda herhangi bir inceleme yapılmadan şahıs hakkında beraat ya da yasaya aykırı olarak gözaltı kararı verildiği hallerde, bu şikayetlerle başvuruda bulunanlara ödenmesine karar verdiğini hatırlatmaktadır. AİHM, bu yargılamadaki, hakim tarafından resen uygulanan şekli eksikliklerin, Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrası gereklerini karşılamağı hükmüne varmaktadır (Saraçoğlu ve diğerleri v. Türkiye, no. 4489/02, § 52, 29 Kasım 2007; Medeni Kavak v. Türkiye, no. 13723/02, § 34, 3 Mayıs 2007; Sinan Tanrıkulu ve diğerleri v. Türkiye, no. 50086/99, § 50, 3 Mayıs 2007).
71. Sonuç olarak AİHM, olayların meydana geldiği dönemde, Türk Hukukunun ileri sürülen ihlallere ilişkin olarak başvurana tazminat hakkı sunduğu konusunda ikna olmamıştır. Bu durumda Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesi bağlamındaki itirazı kabul edilebilir nitelikte değildir ve Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrası ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Sözleşmenin 41. maddesi şunu öngörmektedir:
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyet uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
73. Başvuran, maruz kaldığı manevi zarar bağlamında 35 000 Avro (EUR) talep etmektedir.
74. Hükümet bu meblağa itiraz etmektedir.
75. AİHM, başvurana 8 000 EUR manevi tazminat ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
B. Masraf ve giderler
76. Başvuran, ulusal merciler ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderler için 3 300 EUR talep etmektedir. Talebini desteklemek için başvuran, Diyarbakır Barosu avukatlık ücret tarifesi ile vekilinin ücret tarifesi dekontunu sunmaktadır.
77. Hükümet, bu meblağa itiraz etmektedir.
78. AİHM, içtihadı uyarınca başvuranın yapmış olduğu masraf ve giderlerin, bu miktarların gerçek, zorunlu ve makul oranda olması halinde geri ödenebileceğine hükmetmiştir. AİHM, somut olaya ilişkin elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, başvurana tüm masraflar için 500 EUR ödenmesinin makul olacağı kanısındadır.
C. Gecikme faizleri
79. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Hükümetin 466 sayılı Kanunla ilgili iç hukuk yollarının tüketilmemesi bağlamında yapılan itirazın esastan birleştirilmesine ve reddedilmesine;
2. Sözleşmenin 5. maddesinin 1, 2, 3, 4 ve 5. fıkraları bağlamında yapılan şikayetlere ilişkin başvurunun kabul edilebilir, geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna;
3. Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;
4. Sözleşmenin 5. maddesinin 2. fıkrasının ihlal edilmediğine;
5. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası bağlamındaki şikayeti incelemeye gerek olmadığına;
6. Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğine;
7. Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasının ihlal edildiğine;
8. a) Sözleşmenin 44 § 2. maddesine uygun olarak; davalı devletin başvurana kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna;
i) Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 8 000 EUR (sekiz bin Avro);
ii) Başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, Mahkeme masraf ve giderleri için 500 EUR (beş yüz Avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
9. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Sözleşmenin 77 §§ 2. ve 3. maddesi uyarınca 23 Nisan 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy