(AİHS m. 3, 5, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 168) (BROGAN VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (MELEK SİMA YILMAZ - TÜRKİYE DAVASI) (SAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 17727/02 )
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
Bu karar 6 Kasım 2009 tarihinde AİHM iç tüzüğünün 81. maddesi uyarınca düzeltilmiştir
STRAZBURG
21 Temmuz 2009
İşbu karar Sözleşmenin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
USUL
T.C. vatandaşı Özgür Dün tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 21 Şubat 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan (17727/02) numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır barosu avukatlarından M. Beştaş tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuran 1984 doğumlu olup Diyarbakırda ikamet etmektedir.
Başvuran ilk kez 15-17 Nisan 2000 tarihleri arasında gözaltına alınmıştır. Başvuran 16 Ağustos 2001 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından diğer üç kişi ile birlikte yeniden gözaltına alınmıştır. Başvuran yasadışı örgüt PKK mensubu olduğunu ve bu örgüte yardım ve yataklık yaptığını belirten yakalama tutanağını imzalamıştır. Adıgeçen 21 Ağustos 2001 tarihinde bir adli tıp uzmanı tarafından muayene edilmiştir. Düzenlenen sağlık raporunda başvuranda herhangi bir darp ya da yara izine rastlanılmadığı ifade edilmiştir. Başvuran aynı gün Cumhuriyet Savcısı ve Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Hakimi önüne çıkarılmıştır. Başvuran anılan yetkililer karşısında herhangi bir ayrıntıya girmeksizin ifade tutanağını baskı altında imzaladığını öne sürmüştür. Başvuran 23 Ağustos 2001 tarihinde TCKnın 168/2 maddesi uyarınca PKK üyesi olmakla itham edilmiştir.
Başvuran 23 Ekim 2001 tarihli duruşmanın akabinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır. Bu süreç 11 Haziran 2002 tarihinde başvuran hakkında verilen beraat kararıyla sona ermiştir.
3 Aralık 2001 tarihinde başvuranın PKK üyesi olmasına ilişkin düzenlenen başka bir soruşturma kapsamında adı geçen üçüncü kez gözaltına alınmıştır. Başvuran yakalama tutanağını imzalamıştır. 6 Aralık 2001 tarihinde nöbetçi hakimi delil yetersizliğinden başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasını kararlaştırmıştır.
24 Aralık 2001 tarihinde TCKnın 168/2 maddesi gereğince başvuran hakkında PKK üyesi olmak suçundan cezai yargılama süreci başlatılmıştır. Dava dosyasında yargı sürecinin akıbeti hakkında herhangi bir bilgi yer almamaktadır.
HUKUK
AİHSnin 3. maddesine atıfta bulunan başvuran, öncelikle polis nezaretindeki gözaltılar sırasında kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürmüştür. Başvuran bir suç işlediğini gösterir makul gerekçelerin bulunmaması ve aleyhinde yapılan suçlamalar hakkında bilgilendirilmemesi doğrultusunda yasaya aykırı olarak tutuklandığını iddia ederek AİHSnin 5. maddesini öne sürmektedir. Başvuran, son olarak, gözaltıların süresinden şikayetçidir. Hükümet başvuranın kötü muamele ile ilgili iddialarını yetkili merciler nezdinde dile getirmemesi nedeniyle iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Hükümet, ayrıca, başvurunun gecikmeli olarak yapıldığını savunmaktadır. Hükümet bu bağlamda, başvuranın avukatının imzasını taşıyan başvuru dilekçesinin tarihinin 31 Ocak 2002 olduğunu, AİHMnin başvuru dilekçesine alındı kaşesini ise 27 Şubat 2002 tarihinde koyduğunu ifade etmektedir.
AİHM, AİHSnin 3. maddesi kapsamında gözaltında kötü muameleye maruz kalındığına ilişkin şikayet hususunda, başvuranın AİHSnin 3. maddesine aykırı olduğunu ileri sürdüğü iddialarını destekleyici asgari düzeyde herhangi bir delil başlangıcını veya unsurunu sunmadığını saptamaktadır (Bkz. diğerleri arasında Avcı-Türkiye no: 52900/99, 30 Kasım 2004, Kılıçgedik-Türkiye no: 55982/00, 1 Haziran 2004 ve Jeong-Çek Cumhuriyeti no: 34140/03, 13 Şubat 2007). Dolayısıyla AİHM, şikayetin bu bölümünün dayanaktan yoksun bulunduğu ve bu cihetle AİHSnin 35/3 ile 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşmaktadır. AİHSnin 5. maddesi hakkındaki şikayetler hususunda ve Sözleşmenin bilhassa 5/1 c) maddesine değin «şüpheler» ile ilintili olarak AİHM, bu konudaki yerleşik içtihadını yinelemekte ve hürriyetten yoksun bırakma işleminin başvurana dair şüphelerin teyidi veya bertaraf edilmesi sonucunu doğurduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. Murray-Birleşik Krallık kararı, 28 Ekim 1994, seri: A, no: 300-B ve Brogan vd.-Birleşik Krallık 29 Kasım 1988, seri: A no:145-B). Son olarak, başvurana, aleyhinde yapılan suçlamalar hakkında bilgi verilmediği konusunda (5/2 madde) AİHM, 16 Ağustos 2001 ve 3 Aralık 2001 tarihli yakalama tutanaklarının başvuranın imzasını taşıdığını ve bu belgelerin başvuranın Emniyet Müdürlüğünün PKKya yönelik düzenlediği bir soruşturma kapsamında yakalandığını ortaya koyduğunu gözlemlemektedir (Bkz. diğerleri arasında, Dikme-Türkiye no: 20869/92). Yapılan bu şikayetler dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AİHSnin 35/3 ve 4. maddeleri gereğince kabuledilemez bulunmalıdır.
Başvuranın gözaltı süresinin uzunluğu hakkındaki şikayeti ile ilintili olarak (5/3 madde) AİHM, öncelikle gözaltı süresinin 15-17 Nisan 2000 tarihlerini kapsadığını, 21 Şubat 2002 tarihinde yapılan başvurunun altı ay kuralına uygun gerçekleşmediğini ifade etmektedir. Dolayısıyla, başvurunun bu bölümü AİHSnin 35/1 ve 4. maddeleri uyarınca kabuledilemez bulunmaktadır.
AİHM, 3-6 Aralık 2001 tarihleri arasındaki gözaltı süresi ile ilgili olarak, yapılan bu şikayete ilişkin hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını, dolayısıyla bahse konu şikayetin kabuledilebilir olduğunu belirtmektedir. AİHM, bu şikayete konu gözaltı süresinin üç gün olduğunu gözlemlemektedir. AİHM, uzunluk bakımından ele alındığında gözaltı süresinin 5/3 maddesi çerçevesinde yerleşik içtihatta yer alan zaman kısıtlamasının dışına çıkmadığını ifade etmektedir (Bkz. Cangöz-Türkiye kararı no: 28480/02, 5 Aralık 2006). Başvuran hakkında yapılan ithamları, yakalanan kişi sayısını ve yürütülen soruşturma kapsamındaki delil unsurlarını göz önünde bulunduran AİHM, sözkonusu gözaltı süresinin «gerekli» olup olmadığı hususuna olumlu karşılık vermektedir. AİHM bu şartlar altında, başvuranın yetkili bir hâkim karşısına çıkarılmadan evvel tutuklu olarak kaldığı sürenin AİHSnin 5/1 ve 3. maddesinde yer alan gereklilikleri karşıladığı kanısındadır. Dolayısıyla, başvurunun bu bölümü temelden yoksun bulunmaktadır ve AİHSnin 35/3 ve 4. maddesine uygun olarak reddedilmelidir.
Bununla birlikte, başvuranın gözaltı süresinin 16 Ağustos 2001 tarihinde başlayıp 21 Ağustos 2001 tarihinde sona erdiği ve bu sürenin altı ay kuralına uymadığı itirazı ile ilgili olarak AİHM, halihazırdaki uygulamada bir başvurunun sunulma tarihinin, başvuranın başvuru sunma arzusunu dile getirmek ve başvurusunun niteliğine ilişkin birtakım veriler sunmak için Mahkeme ile temas ettiği ilk tarihe tekabül ettiğini hatırlatmaktadır (Bkz. Chalkley-Birleşik Krallık kararı no: 63831/00, 26 Eylül 2002). O halde başvuran 21 Şubat 2002 tarihinde, yani gözaltı süresinin akabinde altı ay içinde AİHMye başvuruda bulunmuştur. AİHM bu nedenle Hükümetin altı ay kuralına ilişkin itirazını reddetmektedir (Bkz. Melek Sima Yılmaz-Türkiye kararı no: 37829/05, 30 Eylül 2008). Öte yandan, yapılan şikayetin bu bölümünün AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da şikayete ilişkin herhangi bir kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir. Bilahare AİHM, gözaltı süresinin beş gün olduğunu kaydetmektedir. AİHM daha önceki kararlarda adli denetim olmaksızın dört gün altı saat süren gözaltı süresinin toplum genelini terörizme karşı koruma amacı olsa dahi AİHSnin 5/3 maddesi bağlamındaki zaman kısıtlamalarının dışına çıktığı sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (Bkz. sözü edilen Brogan vd. kararı ve Sar vd.-Türkiye kararı, no: 74347/01, 5 Aralık 2006). Dolayısıyla, bahsekonu gözaltı süresinin uzunluğu nedeniyle AİHSnin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.
Geriye AİHSnin 41. maddesinin uygulanması kalmaktadır. Başvuran bu doğrultuda manevi tazminat için 15.000 YTL. (yaklaşık 7.000 Euro) ve yargılama masraf ve giderleri için 16.150 YTL (yaklaşık 7.580 Euro) talep etmekle birlikte bu isteklerini destekleyen herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmamıştır. Hükümet bu miktarlara itirazda bulunmaktadır.
Manevi tazminata dayalı bir tazmin talebi ile ilgili olarak AİHM, dava koşulları göz önünde bulundurulduğunda başvurana 500 Euro ödenmesi gerektiği kanaatindedir. Yargılama masraf ve giderlerinin tazmini talebi ise, herhangi bir kanıtlayıcı belgenin sunulmaması nedeniyle AİHM tarafından reddedilmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. 16-21 Ağustos 2001 tarihleri arasındaki gözaltı süresine ilişkin AİHSnin 5/3 maddesi hakkındaki şikayetin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TLye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 500 (beş yüz) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 21 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy