(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (765 S. K. m. 455) (818 S. K. m. 105)
(Başvuru no: 18308/02)
KARAR
STRAZBURG
20 Ekim 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 18308/02 nolu davanın nedeni, T.C. vatandaşları Hasan Dikici ve Satike Dikicinin (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, 1 Şubat 2002 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde, İzmir Barosu avukatlarından A. Bozdoğan tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
Başvuranlar sırasıyla 1949 ve 1955 doğumlu olup İzmirde ikamet etmektedirler.
Hasan ve Satike Dikicinin elektrik tesisatçısı olarak çalışan oğulları Ercan Dikici, 3 Temmuz 1995 tarihinde bir iş kazası geçirmiş ve elektrik çarpması sonucu hayatını kaybetmiştir.
Aynı gün, Aliağa Cumhuriyet Savcısı olayla ilgili soruşturma başlatmıştır. Aliağa Cumhuriyet Savcısı, 17 Ağustos 1995 tarihinde, Aliağa Ceza Mahkemesinde, Ercan Dikicinin işvereni ve kaza günü Dikici ile birlikte çalışan bir başka işçinin de aralarında bulunduğu üç kişi aleyhinde ceza kovuşturması başlatmıştır. Bu kişiler, Ceza Kanununun 455. maddesi uyarınca taksirle adam öldürme suçuyla itham edilmişlerdir. 4 Temmuz 1996 tarihinde, Aliağa Ceza Mahkemesi, sanıkları itham edildikleri suçlardan beraat ettirmiştir. 12 Mayıs 1997 tarihinde, Yargıtay, Aliağa Ceza Mahkemesinin kararını bozmuştur.
17 Aralık 1998 tarihinde, Aliağa Ceza Mahkemesi, Ercan Dikici ile birlikte çalışan diğer işçi ile Dikicinin işverenini taksirle adam öldürme suçundan altı ay hapis cezasına mahkum etmiştir. Hapis cezası para cezasına çevrilmiştir. 16 Şubat 2000de, Yargıtay söz konusu kararı onamıştır.
Başvuranlar, ceza kovuşturması derdest iken 20 Kasım 1995 tarihinde, İzmir İş Mahkemesinde oğullarının işverenine tazminat davası açmışlardır. Başvuranlar, maddi tazminat olarak 50,000,000 Türk Lirası, manevi tazminat olarak 1,500,000,000 Türk Lirası (yaklaşık 28,000 ABD Doları) talep etmişlerdir.
Belirtilmeyen bir tarihte, İzmir İş Mahkemesi ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar tazminat davasını ertelemeye karar vermiştir.
Ceza yargılaması sonuçlanınca İzmir İş Mahkemesi önündeki yargılama yeniden başlamıştır. Mahkeme, yeni bilirkişi raporlarının hazırlanmasını talep etmiş ve tanıkların ifadesini dinlemiştir. 24 Mayıs 2001 tarihinde, mahkeme, 3 Temmuz 1995 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte başvuranlara 600,000,000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme, ayrıca, başvuranların maddi açıdan hiçbir şekilde ölen oğullarına bağlı olmadıklarını belirterek maddi tazminat taleplerini reddetmiştir.
5 Temmuz 2001 tarihinde, Yargıtay, manevi tazminat miktarının, 3 Temmuz 19951 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, 1,000,000,000 TLye (yaklaşık 790 ABD Doları) çıkarılması gerektiğine karar vermiştir. Yargıtay, İzmir İş Mahkemesinin kararını bozmak için herhangi bir gerekçe bulunmaması nedeniyle, başvuranların temyiz taleplerinin geri kalan kısmını reddetmiştir. Söz konusu karar, 22 Ağustos 2001 tarihinde başvuranlara tebliğ edilmiştir. Aynı gün, davalı taraf başvuranlara 2,677,533,000 TL (yaklaşık 1,850 ABD Doları) ödemiştir.
HUKUK
I.AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, ilk olarak, yerel mahkemelerin maddi tazminat taleplerini reddederek delilleri değerlendirmedikleri ve iç hukuku doğru yorumlamadıkları konusunda şikayetçi olmuşlar ve bu şikayetlerini AİHSnin 6/1 maddesine dayandırmışlardır. Başvuranlar, ayrıca, aynı hüküm uyarınca, tazminat davası süresinin makul süre şartına uymadığını iddia etmişlerdir.
A.Hükümetin ön itirazı
Hükümet, başvurunun altı aylık sürenin dışında yapıldığını iddia etmiştir. Hükümet, bu bakımdan, yerel mahkemelerce nihai kararın 5 Temmuz 2001 tarihinde verildiğini, ancak başvurunun 1 Şubat 2002 tarihinde yapıldığını ileri sürmüştür.
AİHM, Yargıtayın nihai kararının 22 Ağustos 2001 tarihinde başvuranlara tebliğ edildiğini, dolayısıyla AİHSnin 35/1 maddesinin gerektirdiği şekilde altı ay içerisinde AİHMye başvuruda bulunulduğunu gözlemlemektedir.
B.Yargılamanın adilliği
Başvuranlar, yerel mahkemelerin maddi tazminat taleplerini reddederek yanlış karar verdikleri konusunda şikayetçi olmuşlardır.
AİHM, görevinin, yerel mahkeme kararları için bir temyiz mahkemesi olarak veya kimi zaman söylendiği gibi, bir dördüncü derece mahkemesi olarak hareket etmek olmadığını hatırlatır. İçtihadına göre, tanıkların güvenilirliğini ve davaya ilişkin hususlarla kanıtlar arasındaki bağlantıyı en iyi yerel mahkemeler değerlendirebilir (Vidal/Belçika, 22 Nisan 1992, Edwards/Birleşik Krallık, 16 Aralık 1992).
AİHM, söz konusu davada, yerel mahkeme kararlarının iç hukuka ve davanın özel koşullarına dayanılarak verildiğini gözlemlemektedir. AİHM, yerel mahkemelerin gerçekleri saptarken veya iç hukuku yorumlarken keyfi veya makul olmayan bir şekilde hareket ettikleri sonucuna varmak için herhangi bir gerekçe görmemektedir. Bu nedenle, AİHSnin 6/1 maddesinin ihlali söz konusu değildir.
AİHM, yukarıda anlatılanlar ışığında, bu şikayetin AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
C.Yargılamanın süresi
Başvuranlar, tazminat davasının makul bir süre içerisinde tamamlanmadığı konusunda şikayetçi olmuşlardır. Başvuranlar, ayrıca, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle, yerel mahkeme tarafından ödenmesine hükmedilen tazminatın 1995-2001 yılları arasında enflasyon nedeniyle oluşan değer kaybını kapsamadığını iddia etmişlerdir.
Hükümet, iddialara itiraz etmiştir.
AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
AİHM, esasa ilişkin olarak, söz konusu yargılamanın 20 Kasım 1995 tarihinde başlayıp 5 Temmuz 2001 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, yargılama iki aşamalı olarak beş yıl yedi ay sürmüştür.
AİHM, yargılama süresinin uzun olup olmadığı konusunun dava koşulları ışığında ve davanın karmaşıklığı, başvuran ile ilgili makamların tutumu ve başvuran için neyin tehlikede olduğu gibi ölçütler dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Frydlender / Fransa, no. 30979/96).
AİHM, söz konusu davadakine benzer sorunlar içeren birçok davada sıklıkla AİHSnin 6/1 maddesinin ihlalini tespit etmiştir (Frydlender, yukarıda kaydedilen).
AİHM, dava koşullarına dönerek, başvuranların oğullarının işvereni aleyhine açılan ceza davası sonuçlanıncaya kadar İzmir İş Mahkemesinin tazminat davasını ertelediğini gözlemlemektedir. Ancak, Türk mevzuatına göre, ceza mahkemelerinin kararları hukuk mahkemeleri açısından bağlayıcı değildir. Dava dosyasına göre, İzmir İş Mahkemesi, ceza davasının sona ermesinin ardından 2001 yılında konuya ilişkin bir bilirkişi raporunun hazırlanmasına hükmetmiş ve Mart 2001de hazırlanan söz konusu rapora dayanarak karara varmıştır. Konuyla ilgili içtihadını göz önünde bulunduran AİHM, yerel mahkemenin tazminat davasını beş yıl erteleyerek, makul bir süre içerisinde davalara ilişkin karar verme yükümlülüğünü yerine getirmediğine karar vermiştir.
Yukarıdaki unsurları göz önünde bulunduran AİHM, söz konusu davada yargılamanın çok uzun sürdüğü ve makul süre şartının yerine getirilmediği sonucuna varmıştır. Bu nedenle, AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 1 NO.LU PROTOKOLÜNÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle maddi zarara uğradıkları konusunda şikayetçi olmuşlar ve bu şikayetlerini AİHSnin 1 No.lu Protokolünün 1. maddesine dayandırmışlardır. Başvuranlara göre, yerel mahkemelerce uygulanan faiz oranı 1995-2001 yılları arasında enflasyonun yol açtığı değer kaybını karşılamamıştır.
Hükümet, ilk olarak, Borçlar Kanununun 105. maddesi uyarınca davalı taraf aleyhinde ek dava açmamış olmaları nedeniyle başvuranların bu şikayete ilişkin iç hukuk yollarını tüketmediklerini iddia etmiştir. Hükümet, diğer yandan, başvuranların olay tarihinden itibaren işleyen faizi ile birlikte tazminat aldıkları gerekçesiyle mağdur olarak görülemeyeceklerini iddia etmiştir.
AİHM, bu şikayetin yukarıda incelenen şikayetle yakından ilişkili olması nedeniyle aynı şekilde kabuledilebilir nitelikte olduğunu kaydeder.
Ancak, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle tespit edilen AİHSnin 6/1 maddesinin ihlalini göz önünde bulunduran AİHM, söz konusu davada, AİHSnin 1 No.lu Protokolünün 1. maddesinin ihlal edilip edilmediği konusunun ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir. AİHM, yargılamanın uzun sürmesinin bir başvuranın mülkiyet hakkı üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin AİHSnin 6/1 maddesinin ihlalinin bir sonucu olarak görülebileceğini ve söz konusu hüküm bağlamında adil tatmine karar verirken göz önünde bulundurulabileceğini hatırlatır (Varipati / Yunanistan, no. 38459/97; Michailidou ve Diğerleri / Yunanistan, no. 21091/07; Mianowicz / Almanya (no. 2), no.71972/01).
Sonuç olarak, AİHM, başvuranların AİHSnin 1 No.lu Protokolünün 1. maddesi uyarınca yapmış oldukları şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına karar verir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuranlar, maddi tazminat olarak 10,000 Euro talep etmişlerdir. Başvuranlar, sırasıyla 15,000 Euro ve 25,000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır. Başvuranlar, ayrıca, avukatlık ücret sözleşmesine dayanarak, avukatlık ücretleri için 2,000 Euro, yargılama masraf ve giderleri için 500 Euro talep etmişlerdir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
AİHM, yerel mahkemeler önündeki yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği yönündeki tespitine atıfta bulunmuştur. AİHM, ayrıca, yargılamanın sonunda yerel mahkemelerin, davanın açıldığı tarih ile karar tarihi arasında geçen sürede enflasyon nedeniyle oluşan değer kaybını göz önünde bulundurmadan tazminat miktarını belirlediğini kaydeder. Yerel mahkemelerin tazminat miktarına yasal faiz oranını eklemiş olmalarına rağmen, bu miktarın başvuranların uğradığı maddi zararın tamamını karşılamadığı açıktır. Bu bakımdan, AİHM, Temmuz 1995te 22,600 ABD Dolarına tekabül eden 1,000,000,000 TLlik miktarın Temmuz 2001de 790 ABD Dolarına tekabül ettiğini ve yargılama sonunda başvuranlara Temmuz 1995ten beri işleyen faizi ile birlikte 1,850 ABD Doları ödendiğini gözlemlemektedir. Bu nedenle, AİHM, söz konusu davada yargılamanın uzun sürmesi sonucu başvuranların sıkıntı çektiklerine ve maddi zarara uğradıklarına karar verir. Yukarıda anlatılanları göz önünde bulunduran AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvuranlara maddi ve manevi tazminat olarak ortaklaşa 15,000 Euro ödenmesine karar verir.
AİHM, yargılama masraf ve giderleri için, ilgili içtihadını göz önünde bulundurarak, Avrupa Konseyinden adli yardım olarak alınan 850 Euroluk miktar düşülmek üzere başvuranlara 1,000 Euro ödenmesine karar verir.
AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Yargılamanın adilliğine ilişkin şikayetin kabulediledilemez, başvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2. Yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Başvuranların AİHSnin 1 No.lu Protokolünün 1. maddesine ilişkin şikayetlerinin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
4. (a)AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvuranlara, maddi ve manevi tazminat olarak ortaklaşa 15,000 Euro (on beş bin Euro), yargılama masraf ve giderleri için adli yardım olarak verilen 850 Euro düşülmek üzere ortaklaşa 1,000 Euro (bin Euro) ödenmesine;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy