(AİHS. m. 6) (1412 S. K. m. 316) (ŞİRİN - TÜRKİYE DAVASI) (GENÇEL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No: 19582/02)
STRAZBURG
3 Şubat 2009
USUL
Davanın nedeni, T.C. vatandaşı Ali Çimenin (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, 8 Aralık 2001 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine yaptığı 19582/02 sayılı başvurudur.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir Barosu avukatlarından M. İşeri tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1969 doğumludur ve İzmirde ikamet etmektedir.
Başvuran, yasadışı silahlı bir örgütün eylemleriyle ilgisi olduğu şüphesiyle İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından 17 Nisan 2000de gözaltına alınmıştır.
Başvuran, aynı gün, avukat yardımı almadan Terörle Mücadele Şubesinde sorgulanmıştır. Başvuran, tutuklu haklarının yazılı olduğu bir formu imzalamış, böylece aleyhindeki suçlamalardan bilgi sahibi olmuş ve sessiz kalma hakkı olduğu kendisine hatırlatılmıştır. Başvuran, ifadesinde yasadışı örgütle ilgisi olduğunu kabul etmiştir.
Başvuran, 20 Nisan 2000de, önce Cumhuriyet Savcısı, daha sonra İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi tetkik hakimi huzuruna çıkartılmıştır. Başvuran, yine avukat yardımı almadan, Cumhuriyet Savcısı ile hakim huzurunda yasadışı silahlı örgütün bazı eylemlerine katıldığını itiraf etmiştir.
Aynı gün, avukatı başvuranı ziyaret etmek istemiş, ancak bu talep Cumhuriyet Savcısı tarafından reddedilmiştir.
2 Mayıs 2000de, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, başvuranı yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık etmekle itham ederek aynı mahkemede dava açmıştır. Cumhuriyet Savcısı, Ceza Kanununun 169. maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5. maddesi uyarınca başvuranın mahkum edilmesini ve cezalandırılmasını talep etmiştir.
İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, 5 Aralık 2000de, başvuranı suçlu bulmuş ve üç yıl dokuz ay hapis cezasına mahkum etmiştir. Mahkeme, vermiş olduğu kararda, başvuranın tetkik hakimine vermiş olduğu ifadelere özel önem atfetmiştir.
Başvuran, 25 Aralık 2000de temyize gitmiştir. Belirsiz bir tarihte, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı yazılı görüşünü sunmuştur. Bu belge başvuran ile temsilcisine tebliğ edilmemiştir. Yargıtay, 11 Haziran 2001de, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin muhakemesini ve takdirini uygun bularak, başvuranın itirazını reddetmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının yazılı görüşünün kendisine tebliğ edilmediği ve gözaltındayken avukat yardımı almasına izin verilmediği konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetlerini AİHSnin 6. maddesinin 1. ve 3(c) fıkralarına dayandırmıştır.
A.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının yazılı görüşünün tebliğ edilmemesi
Başvuran, AİHSnin 6/1 maddesine dayanarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının yazılı görüşünün kendisine tebliğ edilmediği konusunda şikayetçi olmuştur.
Hükümet, temyiz başvurularından Yargıtayın başsavcının görüşü hilafına karar vermesinin mümkün olması muvacehesinde Yargıtay Başsavcısının görüşünün Yargıtay için bağlayıcı olmadığını ileri sürmüştür. Hükümet, ayrıca, başvuranın avukatının dava dosyasına bakma ve belgeleri inceleme hakkı olduğunu ifade etmiştir. Hükümet, son olarak, 27 Mart 2003te yapılan son değişiklikle birlikte, Ceza Muhakemesi Kanununun 316. maddesinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının yazılı görüşünün taraflara tebliğ edilmesini öngördüğünü belirtmiştir.
1. Kabuledilebilirlik
AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
2. Esas
AİHM, ayrıca, aynı şikayeti Göç davasında incelediğini ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlalini tespit ettiğini belirtir. AİHM, Göç kararında, Cumhuriyet Başsavcısının ifadelerinin niteliği ile başvurana cevaben yazılı görüş sunma imkanının verilmediği hususunu gözönünde bulundurarak, başvuranın çekişmeli dava hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
AİHM, sözkonusu davada, yukarıda bahsi geçen Göç davasında vermiş olduğu karardan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığı kanaatindedir.
Buna göre, AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
B. Gözaltında avukat yardımından yararlanma
1. Kabuledilebilirlik
Hükümet, ilk olarak, başvuranın yerel mahkemelerce yürütülen yargılamanın hiçbir aşamasında avukat yardımından yararlanma hakkından yoksun bırakıldığı konusunda şikayetçi olmadığını, bu nedenle AİHSnin 35/1 maddesinde öngörülen iç hukuk yollarının tüketilmesi şartının yerine getirilmediğini ileri sürmüştür. Hükümet, gözaltı süresinin 20 Nisan 2000 tarihinde sona erdiğini, ancak 8 Aralık 2001 tarihinde AİHMye başvurulduğunu belirterek, başvurunun bu kısmının altı aylık sürenin dışında dile getirildiğini ileri sürmüştür.
AİHM, başvuranın avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamanın 3842 sayılı Kanunun 31. maddesine uygun olduğunu ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına giren bir suçla bağlantısı nedeniyle gözaltında tutulan herkese bu kısıtlamanın uygulandığını kaydetmektedir. AİHM, ayrıca, dava dosyasındaki belgelerden, başvuranın avukatının 20 Nisan 2000de İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısına başvurarak başvuranı görmeyi talep ettiğini, ancak bu talebin reddedildiğini gözlemlemektedir. Ayrıca, başvuranın avukatı, 4 Aralık 2000de İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesine sunduğu dilekçede, başvuranın avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamanın AİHSnin 6. maddesinin bir ihlali olduğunu belirtmiştir. Buna göre, AİHM, Hükümetin iç hukuk yollarına ilişkin yapmış olduğu ön itirazı reddeder.
AİHM, başvuranın altı ay kuralına uymadığı yönündeki itirazla ilgili olarak, yargılamanın adil olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın bütünlüğünün dikkate alınması gerektiğini hatırlatır (John Murray / Birleşik Krallık, Hüküm ve Karar Raporları 1996-I). Sözkonusu davada, başvuran, Yargıtayın vermiş olduğu nihai karardan sonraki altı ay içerisinde AİHMye başvurmuştur. Dolayısıyla, başvuran, AİHSnin 35/1 maddesinde öngörüldüğü gibi altı ay içerisinde AİHMye başvurmuştur. Sonuç olarak, bu itiraz da kabuledilemez niteliktedir.
2. Esas
Başvuran, gözaltındayken avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamanın adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvuran, yerel mahkeme kararının, avukatı olmaksızın tetkik hakimi huzurunda vermiş olduğu ifadeye dayandığını iddia etmiştir.
Hükümet, başvuranın yargılama sırasında bir avukat tarafından temsil edildiğini ve mahkumiyetin tek dayanağının tetkik hakimi huzurunda verilen ifade olmadığını iddia etmiştir.
AİHM, Salduz davasında belirlediği temel ilkeleri hatırlatır. AİHM, sözkonusu kararı bu ilkeler ışığında inceleyecektir.
AİHM, sözkonusu davada, başvuranın avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamanın sistematik olduğunu ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına giren bir suçla bağlantısı nedeniyle gözaltında tutulan herkese uygulandığını hatırlatır. Başvuranın gözaltı sürecinin ilk aşamasında vermiş olduğu ifadeyi defalarca inkar etmesine rağmen, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın tetkik hakimi huzurunda vermiş olduğu bu ifadeyi mahkumiyeti için kullanmıştır. Buna göre, sözkonusu davada, başvuranın avukat erişimine getirilen kısıtlamadan etkilendiği şüphesizdir. Dolayısıyla, ne sonradan sağlanan avukat yardımı ne de bir sonraki yargılamanın çekişmeli niteliği önceden yapılan hataları düzeltebilir.
Özetle, yargılama veya temyiz sırasında başvuranın aleyhindeki kanıtlara itiraz etme imkanı bulunmasına rağmen, gözaltındayken avukatının olmaması başvuranın savunma haklarını telafi edilemez bir şekilde etkilemiştir.
Buna göre, AİHSnin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
AİHM İçtüzüğünün 60. maddesine göre, adil tatmine ilişkin bütün taleplerin destekleyici belgeleri veya faturaları ile birlikte ayrıntılı bir dökümleri yapılır; bunun yapılmaması halinde talepler Daire tarafından tamamıyla veya kısmen reddedilebilir.
Sözkonusu davada, başvuran, verilen süre içerisinde adil tatmin taleplerini sunmamıştır. Bu nedenle, adil tatmin talepleri kabul edilmemiştir.
Bununla birlikte, AİHSnin 6/1 maddesinin ihlalini oluşturan cezai yargılama sonucu başvuranın mahkum edildiğinin tespit edilmesi halinde, AİHM, en iyi telafinin, başvuranın mümkün olduğunca bu maddenin ihlalini ortadan kaldıracak bir duruma dönmesini sağlamak olduğu kanaatindedir (Şirin / Türkiye, no. 47328/99). Bu nedenle, AİHM, en iyi telafinin, başvuranın talep etmesi halinde, AİHSnin 6/1 maddesinde yer alan şartlara uygun olarak yeniden yargılanması olacağı görüşündedir (mutatis mutandis, Gençel / Türkiye, no. 53431/99 ve Salduz, yukarıda kaydedilen).
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1.Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının yazılı görüşünün başvurana tebliğ edilmediği gerekçesiyle AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3.Gözaltındayken başvuranın avukata erişim hakkından mahrum bırakılması nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesinin ihlal edildiğine;
4.Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 3 Şubat 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy