(AİHS m. 6, 13, 34, 35, 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (VELİ UYSAL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 22492/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
20 Ekim 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (22492/02) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşları Sultan Ergül, Rabia Emre, Fatma Ertabaklar, Ali Ergül ve Alim Ergülün (başvuranlar) 2 Nisan 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir Barosu avukatlarından Y. Tamer tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar Rabia Emre, Fatma Daday, Ali Ergül ve Alim Ergül sırasıyla 1950, 1940, 1951 ve 1946 doğumlu olup İzmirde ikamet etmektedir.
Bay İzzet Ergül ve Bay Daday (asıl mülk sahipleri») İzmir Cumaovasında bulunan bir tarım arazisi üzerindeki farklı parsellerin ortak sahipleriydi. Ergül ve Emre soyadlarını taşıyan başvuranlar, 1988 yılında vefat eden Bay İzzet Ergülün mirasçılarıdır. Bayan Daday ise 1973 yılında vefat eden Bay Dadayın mirasçısıdır.
1937 yılında, sözkonusu arazinin bulunduğu bölgede ilk kadastro planı çizilmiştir. Bu arazi, belirtilen tarihten itibaren çeşitli anlaşmazlıkların, birçok davanın ve daha sonra değişikliğe uğrayan birçok kadastro planının konusu olmuştur.
1959 tarihinde, asıl mülk sahipleri resmi olarak tapu siciline arazinin ortak sahipleri sıfatıyla kaydedilmiştir.
14 Şubat 1980 tarihinde, kadastro müdürlüğü söz konusu arazi için Hazine dahil üçüncü şahıslar adına seksen sekiz parsele paylaştırılmış mülkiyet belgeleri düzenlemiştir. Başvuranlara göre, arazinin kayıt ve parselleme işlemleri yapılırken ne 1937 yılında asıl mülk sahiplerinin lehine düzenlenen kadastro planı ve ne de 1945, 1950 ve 1954 yıllarında tapularını doğrulayan kesin mahkeme kararları dikkate alınmıştır.
26 Kasım 1985 tarihinde, Bay İzzet Ergül ve Bayan Daday, seksen sekiz kullanıcı aleyhine İzmir Asliye Mahkemesi önünde men-i müdahale ve tespite itiraz davası açmıştır.
Mahkeme, 1 Aralık 1987 tarihinde yetkisizlik kararı almış ve dosyayı İzmir Kadastro Mahkemesine göndermiştir.
Ergül ve Emre soyadlarını taşıyan başvuranlar, 1988 yılından itibaren Bay İzzet Ergülün mirasçıları olarak bu davaya müdahil olmuşlardır.
Davaya bakan İzmir Kadastro Mahkemesi 25 Nisan 1996 tarihinde aldığı kararla yetkisiz olduğunu ilan etmiştir.
Yetkisizlik anlaşmazlığını çözmekle görevlendirilen Yargıtay, 22 Ekim 1996 tarihinde hangi kadastro mahkemesinin yetkili olduğunu belirleyen kararını açıklamıştır.
Dosyadaki bilgilere göre, bu karar alınırken dava 1997/366 dosya numarasıyla Menderes (İzmir) Kadastro Mahkemesi önünde görülmeye devam etmekteydi.
HUKUK
I. AİHSNİN 6. MADDESİNİN 1. PARAGRAFININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, yargılama süresinin AİHSnin 6. maddesinin ilgili bölümü aşağıdaki gibi kaleme alınan 1. paragrafında öngörülen makul süre ilkesini karşılamadığını iddia etmektedir:
Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, ihtilaflı dava hâlâ devam ettiği için şikâyetin zamanından önce yapıldığı kanaatindedir.
AİHM, mevcut dava koşullarına benzer davalarda yargılama süresiyle ilgili çok sayıda karar aldığını hatırlatmakta (bakınız, örnek olarak, Türkiye aleyhine Veli Uysal davası, no 57407/00, 4 Mart 2008) ve Hükümetin başvurunun zamanından önce yapıldığı yönündeki iddiasını reddetmektedir.
AİHM, diğer taraftan şikâyetin AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Bu itibarla, başvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esasa ilişkin
AİHM, yargılama sürecinin makul yapısının, dava koşullarını takiben ve mahkeme yerleşik içtihatları, özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili mercilerin tutumu ve ilgililer bakımından davanın önemi dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bakınız, diğer birçoğu arasından, Fransa aleyhine Frydlender davası (GC), no 30979/96, prg. 43, CEDH 2000-VII).
İhtilaflı yargılama Bayan Daday ve diğer üç başvuranın murisi Bay İzzet Ergülün men-i müdahale davası açtıkları 26 Kasım 1985 tarihinde başlamıştır. Ergül ve Emre soyadlarını taşıyan dört başvuran, 1988 tarihinden itibaren Bay İzzet Ergülün mirasçıları olarak davaya müdahil olmuşlardır.
Dosyadaki unsurlardan anlaşıldığına göre, bu karar alınırken dava Menderes (İzmir) Kadastro Mahkemesi önünde görülmeye devam etmekteydi. Dolayısıyla söz konusu dava iki dereceli yargılama sürecinde yaklaşık yirmi dört yıl sürmüştür.
AİHM, ancak Türkiyenin bireysel başvuru hakkını kabul ettiği 28 Ocak 1987 tarihinden itibaren geçen zaman üzerinde fikir yürütebileceğini hatırlatmaktadır.
Bununla birlikte AİHM, belirtilen tarihte davanın bir yıldan fazla bir süredir görülmekte olduğunu dikkate alacaktır.
AİHM, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan birçok dava incelemiş ve AİHSnin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiğini tespit etmiştir (bakınız Frydlender, ilgili bölüm).
Şüphesiz mevcut dava, tapu kayıtlarının çok eski olması ve bağlantılı davaların çokluğu dolayısıyla karmaşıklık göstermektedir.
Bununla birlikte, yargılamanın bu denli uzamasına başvuranların davranışının neden olduğu söylenemez.
Yetkililerin tutumlarına ilişkin olarak ise AİHM, özellikle, yerel mahkemelerin, yetkilerini belirlemek için on bir yıldan fazla süre harcadıklarını gözlemlemektedir. Oysa bireyin hak ve yükümlülükleriyle ilgili sivil nitelikli itirazlarını makul bir sürede kesin karara bağlayabilmek için iç hukuk sistemlerinin düzenlenmesi, Sözleşmeye taraf olan Devletlerin sorumluluğundadır (Portekiz aleyhine Comingersoll S.A. davası (GC), no 35382/97, prg 24, CEDH 2000-IV).
Sonuç olarak kendisine sunulan tüm unsurları incelemesinin ardından AİHM, bu durumda Hükümetin farklı sonuca varmaya yarayacak herhangi bir olgu ve argüman sunmadığı kanaatindedir. Konuya ilişkin içtihadını göz önüne alan AİHM, mevcut davada, ihtilaflı yargılama süresinin çok uzun olduğu ve makul süre gerekliliğine riayet etmediği sonucuna varmaktadır.
Bu itibarla, AİHSnin 6. maddesinin 1. paragrafı ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 13. MADDESİNİN, 6. MADDENİN 1. PARAGRAFIYLA BAĞLANTILI OLARAK İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, ayrıca ulusal bir mahkeme önünde şikâyetlerini dile getirebilecekleri etkili bir itiraz yolu bulunmadığından yakınmakta ve AİHSnin aşağıdaki gibi kaleme alınan 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.
AİHM, Türk hukuk sisteminin davacılara, bu madde hükmü anlamında, yargılama süresini şikâyet edebilecekleri etkin bir itiraz yolu sunmadığını daha önce de tespit ettiğini hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Ebru ve Tayfun Engin Çolak davası, no 60176/00, prg 107, 30 Mayıs 2006).
Bu itibarla, AİHSnin 13. maddesi 6. maddenin 1. paragrafıyla bağlantılı olarak ihlal edilmiştir.
III. EK 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, ayrıca ihtilaflı yargılamanın uzunluğunun, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi ile güvence altına alınan mülklerine saygı hakkını ihlal etmesinden de şikayetçi olmaktadır.
Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır. Hükümet, ihtilaflı yargılamanın halen görülmekte olduğunu, dolayısıyla şikâyetin zamanından önce sunulduğunu ileri sürmekte ve iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır.
AİHM, başvuranların mülklerine sahip çıkmak için açtıkları davanın gerçekten Menderes Kadastro Mahkemesi önünde görülmeye devam ettiğini kaydetmektedir.
Dosya unsurlarının tamamını incelediğinde AİHM, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi kapsamında yapılan şikayet hakkında karar verilebilmesi için, iç hukuktaki davanın sonucunun bilinmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
Ulusal mahkemeler önündeki yargılamanın günümüzdeki safhasında, söz konusu şikayetin erken yapıldığı sonucu çıkmaktadır. Ancak şayet başvuran, iç hukuktaki yargılamanın sonunda halen mağdur olduğunu düşünürse yeniden AİHMye başvurma imkânına sahiptir.
Sonuç olarak, AİHSnin 35. maddesinin 1.ve 4. paragrafları uyarınca iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle, başvuranların 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi kapsamında yaptığı şikayet kabuledilemez niteliktedir (bakınız, bu anlamda, Türkiye aleyhine Veli Uysal davası, no 57407/00, prg. 40-43, 4 Mart 2008).
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
AİHSnin 41. maddesi hükümlerine göre,
A. Tazminat
Ergül ve Emre soyadlarını taşıyan başvuranlar, maddi tazminat olarak toplam 1 000 000 Amerikan Doları (USD) talep ederken, Bayan Daday da kendisi için aynı tutarı talep etmektedir. Başvuranlar, talep ettikleri tutarı desteklemek amacıyla mülklerine erişimden yoksun kalmaları sonucunda uğradıkları zirai kazanç kaybıyla ilgili yapılan bir hesabı sunmaktadırlar.
AİHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında bir illiyet bağı görememekte ve dolayısıyla bu talebi reddetmektedir.
Ergül ve Emre soyadlarını taşıyan başvuranlar, manevi tazminat olarak ayrıca 1 000 000 USD talep ederken, Bayan Daday da yine aynı tutarı talep etmektedir.
Hükümet, dayanaktan yoksun bulduğu bu taleplere itiraz etmektedir.
AİHM, her şeyden önce AİHSnin bir hükmünün ihlal edildiği sonucuna vardığında ilgili şahısa uğradığı zarar karşılığında bir manevi tazminat ödenmesine hükmedebileceğini hatırlatmaktadır. Bu tutar, söz konusu ihlalin sonucunda ortaya çıkan tedirginlik, sıkıntı ve belirsizliğin telafisi içindir (bakınız Comingersoll S.A., ilgili bölüm, prg. 29 ; Yunanistan aleyhine Arvanitaki-Roboti ve diğerleri davası (GC), no 27278/03, prg. 27, CEDH 2008-...; ve Yunanistan aleyhine Kakamoukas ve diğerleri davası (GC), no 38311/02, prg. 39, 15 Şubat 2008).
Birlikte hareket eden bir grup insanın aynı olgu ve hakları savunarak ve aynı amaca yönelik gerekçelerle açtığı bir davada, yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle AİHSnin 6. maddesinin çiğnendiği tespit edilirse, başvuranların her biri, prensip itibariyle ve uygulanacak kıstaslara halel getirmeden, bireysel olarak manevi tazminat talep edebilirler (bakınız, özellikle, Arvanitaki-Roboti ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 29, ve Kakamoukas ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 41).
Bir grup başvuran, ihtilaflı ulusal yargılamanın sadece başlangıçtaki tek tarafıyla arasındaki hukuki bir bağlantı varlığına dayanarak mağdur sıfatı kazandığında durum farklıdır. Örneğin başlangıçtaki tarafın vefat etmesi neticesinde hak sahiplerinin başvurması ya da iflas sonrasında mal varlığını yönetenlerin isteği üzerine dava konusu edilmesi durumunda veya alacak devrinde böylesi bir durum ortaya çıkabilir. AİHMnin tutar üzerinde karar verirken dikkate alması gereken en önemli nokta, özellikle başvuranların çok sayıda olduğu durumlarda, onların sayısındaki artışın davalı taraf üzerine yüklenmemesidir.
Mevcut davada, başvuran Bayan Daday ve başvuranlar Bayan Emre, Bay Ali Ergül ve Bay Alim Ergül sırasıyla ihtilaflı yargılamanın başlangıçtaki tarafları olan Bay Daday ve Bay Ergülün mirasçısı olmuşlardır.
AİHM, hakkaniyete uygun olarak, Bayan Dadaya 15 600 Euro (on beş bin altı yüz euro) ve Bayan Rabia Emre, Bay Ali Ergül ve Bay Alim Ergüle beraberce 15 600 Euro (on beş bin altı yüz euro) manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar, AİHM önünde yapmış oldukları yargılama giderleri için 10 000 USD talep etmektedir. Bu tutarı desteklemek amacıyla başvuranlar, 360 TRY (yaklaşık 180 Euro) tutarındaki bir tercüme masrafı ödeme belgesi ile birlikte İzmir barosu barem listesini başvuruya eklemişlerdir.
Hükümet bu taleplerin dayanaksız olduğunu savunmaktadır.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini ve gerekliliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Elindeki belgeler ve yukarıdaki kıstaslar dikkate alındığında AİHM, mevcut davada bu başlık altında başvuranlara 500 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağı kanaatine varmaktadır.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Hukuki yargılama sürecinin uzunluğunun aşırı olduğuna (6/1 maddesi) ve buna karşı etkili bir başvuru yolunun bulunmadığına (6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 13. madde) dair şikayetlerin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından:
(i) Başvuran Dadaya 15.600 (on beş bin altı yüz) Euro ve başvuranlar Rabia Emre. Ali Ergül ve Alim Ergüle ortaklaşa 15.600 (on beş bin altı yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;
(ii) yargılama masraf ve giderleri için başvuranlara ortaklaşa 500 (beş yüz) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy