(AİHS m. 3, 6, 34, 35, 44) (SADAK - TÜRKİYE DAVASI) (ÜNEL - TÜRKİYE DAVASI) (OSMANAĞAOĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (MEHMET VE SUNA YİĞİT - TÜRKİYE DAVASI) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 25585/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
26 Ocak 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (25585/02) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Habil Emenin (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 6 Şubat 2002 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir Barosu avukatlarından M. Rollas tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1968 doğumlu olup Mardinde ikamet etmektedir.
22 Mayıs 1995 tarihinde Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı PKK üyesi olmakla suçladığı ve aralarında Ebru Arzu Erdal (E.A.E), Abdürrahim Doğan (A.D.) ve Sadettin Ergünün (S.E.) de yer aldığı kırk altı kişi hakkında ceza davası açmıştır. Bu dava 1995/82 numaralı dosya altında kaydedilmiştir.
Cumhuriyet Savcısı 15 Ağustos 1995 tarihli bir iddianame ile başvuranı E.A.E.nin talimatı üzerine ve PKKnın bölücü terörüne destek amacıyla Mehmet Canakanı (M.C.) öldürmekle itham etmiştir. Bu iddianame ile suç unsurunu oluşturan olaylar A.E.A. ve A.D.nin ifadeleri ile ilintili olarak 1995/228 dosya numarasına kaydedilmiştir.
Bu arada, Cumhuriyet Savcısının talebiyle, İskenderun Sulh Hakimi başvuran hakkında tevkif müzekkeresi çıkarmıştır.
DGM 8 Şubat 1996 tarihinde her iki davanın birleştirilerek 1995/82 numaralı dosya altında incelenmesine karar vermiştir.
DGM 16 Şubat 1996 tarihinde başvuranın davasının birleştirilmesine ve 1996/82 dosya numarası altında incelenmesine karar vermiştir. Fakat başvuran firar ettiği için yakalanamamıştır.
Devlet Güvenlik Mahkemesi 11 Haziran 1996 tarihinde 1995/82 numaralı dosya ile ilgili olarak E.A.E., A.D. ve S.E.yi müebbet hapis cezasına çarptırmıştır. İlk adı geçen, hakkında yapılan adam öldürme suçunu kabul ederek iki kişinin PKK adına öldürülmesi emrini verdiğini, diğeri ise özellikle M.C.nin infaz edilmesi olayına karıştığını kabul etmiştir. Dava boyunca, S.E. aynı zamanda M.C.nin katil zanlısı olduğunu itiraf etmiş, fakat esas hakimleri yapılan bu itirafların yalnızca PKKnın düzenlediği birçok saldırıyı planladığını kabul eden A.D.yi aklamak amacını taşıdığına kanaat getirmiştir.
Yargıtay belirtilmeyen bir tarihte bu hükmü onamıştır.
Başvuran 8 Kasım 2000 tarihinde İzmirde sahte kimlik bulundurmaktan yakalanmıştır. Adı geçen Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından başvuran hakkında kaçakçılık yapmak ve PKKya yardım ve yataklık etmek suçundan hükmedilen üç yıl dokuz ay hapis cezasının infazı için aranmaktaydı. Başvuran İzmir Buca Cezaevine nakledilmiştir.
Başvuran hapis cezasını çektiği sırada, M.C.nin öldürülmesi olayına karışmakla arandığı tespit edilmiş ve İzmir Sulh Hakimi önüne çıkarıldığı 14 Kasım 2000 tarihinde hakkında tutuklu yargılanma kararı verilmiştir.
13 Şubat 2001 tarihinde başvuran Devlet Güvenlik Mahkemesi önüne çıkarılmıştır, duruşma esnasında firar ettiği dönemde dava dosyasına eklenen tüm belgeler okunmuştur. Başvuran hakkında yapılan bütün suçlamalara ve elde edilen delillere karşı çıkmıştır.
Belirtilmeyen bir tarihte A.D. tanık sıfatıyla istinabe yoluyla dinlenmiş, adı geçen başvuranın ve kendisinin bu işe karışmadığını, cinayetin S.E. tarafından işlendiğini beyan etmiştir.
DGM, 23 Ağustos 2001 tarihinde başvuranı hakkında yapılan ithamdan suçlu bulmuş ve eski TCKnın 125. maddesinin uygulanmasına istinaden müebbet hapis cezasına çarptırmıştır. Esas hakimleri gerekçe olarak 11 Haziran 1996 tarihli hükümle sona eren davadaki unsurları ve özellikle de E.A.E, A.D. ve A.D.nin eşi Necla Doğan (N.D.) tarafından verilen beyanları dikkate almıştır.
Devlet Güvenlik Mahkemesine göre otopside M.C.nin vücudundan çıkan kurşun başvuranın kurbanını başından vurarak öldürdüğü savını doğrulamaktadır. Buna karşın aynı hükümde S.E.nin kendi davasında M.C. cinayeti ile ilgili yapmış olduğu itiraflarla ilgili herhangi bir ibareye yer verilmemiştir.
Başvuran 18 Eylül 2001 tarihinde temyize gitmiştir. Başvuranın avukatı AİHSnin 6. maddesine atıfta bulunarak:
- mahkumiyet kararının E.A.E, A.D, N.D. ve S.E. ile ilintili başka bir hükme dayandığını;
- başvuran aleyhinde kullanılan delillerin sonradan işkence gördükleri gerekçesiyle vermiş oldukları beyanları inkar eden E.A.E ve N.D.nin ifadelerine dayandığını;
- A.D.nin ifadelerinin kullanılmasında her defasında farklılıklar olduğunu; -dava dosyasında karalayıcı ifadeler veren sözkonusu bu kimselerin beyanlarını destekler mahiyette maddi delil unsurlarının yer almadığını;
- S.E.nin davası sırasında adı geçenin M.C.yi kendisinin öldürdüğünü iddia ettiğini öne sürmüştür.
Yargıtay 19 Kasım 2001 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararının tüm hükümlerini onamıştır.
HUKUK
I. AİHSNİN 6/1 ve 3 d) MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran suçluluğunun dayanağını oluşturmada beyanları temel bir rolü olan kişilerin tamamını sorgulama imkânına sahip olamamaktan şikayetçidir. Başvuran ulusal mahkemelerin baskı altında zor kullanılarak verilen bu ifadeleri dikkate almasının hakkaniyete uygun yargılama ilkesinin ihlali anlamına geldiğini öne sürmekte, bu bağlamda AİHSnin 6/1 ve 3 d) maddelerine atıfta bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet başvuranın AİHM önünde ileri sürdüğü iddialarını ulusal mahkemeler önünde en azından özü itibarıyla dile getirmemesi doğrultusunda iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır.
Hükümet başvuranın yargılama süreci boyunca argümanlarını sunma, suç ortağı sanıkların ifadelerine, hakkında yapılan ithamlara ve aleyhte elde edilen delillere itiraz etme ve mağdur sıfatını ortaya koyma olanaklarına sahip bulunduğunu belirtmektedir.
Başvuran bu itirazlara karşı çıkmaktadır.
İç hukuk yollarının tüketilmediği itirazı ile ilgili olarak AİHM, başvuranın Yargıtay önünde yargılamanın adil bir yapıda olmasına ve kamu tanıklarına ilişkin itirazda bulunduğunu hatırlatır. Bu nedenle Hükümetin bu yöndeki itirazı reddedilmektedir.
Başvuranın mağdur sıfatına dair itirazın AİHSnin 6/1 ve 3 d) maddesi ile ilintili olduğunu hatırlatan AİHM, bu itirazın esasa birleştirilmesini kararlaştırmaktadır.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas hakkında
Başvuran ceza davasının başvuranın savunma hakkına riayet edecek şekilde yürütüldüğünü ve başvuranın ulusal hakimlerin bir dizi kanıt unsuruna dayandırdığı bir mahkumiyet cezasına çarptırıldığını savunmaktadır. Hükümet ayrıca dava koşullarında başvuranın mahkumiyetini teyit edecek E.A.E.nin, A.D.nin ve N.D.nin ifadelerinin alındığını, adı geçenin 1995/82 dosya numarası ile diğer suç ortağı sanıklarla birlikte yargılandığını, başvuran şayet adaletten kaçmamış olsaydı bütün kanıt unsurları ve ifadelerin kendi huzurunda ortaya çıkarılmış olacağını belirtmektedir. Hükümete göre Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranın tüm yargılama süreci boyunca firari olması nedeniyle ve diğer suç ortağı sanıklarının davasının daha fazla uzamaması, adaletin iyi idaresinin güvence altına alınması bakımından başvuranın davasını diğer davalara birleştirmek durumunda kalmıştır.
Hükümet ayrıca başvuranın mahkumiyet kararının yalnızca 11 Haziran 1996 tarihli hüküm ile tamamlanan ceza davası kapsamında elde edilen ifadelere değil, aynı zamanda otopsi ve olay yeri inceleme tutanaklarına da dayandırdığına itibar etmektedir. Sözü edilen ifadeler diğer delil unsurlarına birleştirilerek incelenmiş ve AİHSnin 6. maddesi uyarınca başvuranın savunma haklarına riayet edilmiştir. Hükümet son olarak AİHMnin Isgro-İtalya (19 Şubat 1991) ve Kok-Hollanda (no: 43149/98) kararlarına atıfta bulunarak AİHMyi bu başvuruda da aynı sonuca varmaya davet etmektedir.
Başvuran Hükümetin savlarına karşı çıkmakta ve iddialarını yinelemektedir.
AİHM, mahkeme tarafından derlenen unsurları değerlendirmenin ve savunma tarafından sunulmak istenen unsurların isabetliliğine karar vermenin, ilke olarak ulusal yargı makamlarına düştüğünü hatırlatır. AİHMnin görevi hiçbir şekilde tanık ifadelerinin adaletin iyi idaresi bakımından kullanılıp kullanılmadığını incelemek değil, fakat bütün olarak ele alındığında ki bunlara kanıt araçlarının sunulması da dahil yargılama sürecinin hakkaniyete uygun bir yapıda gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirmektir (Bkz. Sadak vd.-Türkiye, no: 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96 ).
AİHM son olarak çekişmeli yargı açısından kanıt unsurlarının halka açık bir duruşmada başvuranın huzurunda sunulması gerektiğini anımsatır. Bu ilke istisnai bir durum içermez, ancak savunma haklarına yönelik olarak kabul edilebilmektedir; genel bir kural olarak, AİHSnin 6. maddesinin 1 ve 3 d) paragrafları sanığa iddia tanıklarına itiraz etme, onları dinleme ve dinletme haklarını içermektedir (Bkz. Lüdi-İsviçre 15 Haziran 1992, Van Mechelen vd.-Hollanda, 23 Nisan 1997). AİHMnin daha önce birçok kez dile getirdiği üzere, (Bkz. sözü edilen İsgro-İtalya 19 Şubat 1991 ve sözü edilen Lüdi-İsviçre) kimi hallerde hukuki merciler açısından ön soruşturma kapsamındaki ifadelere başvurmak gereklilik arz edebilmektedir. Şayet sanık bu ifadelere yeterince ve etkili şekilde itiraz edebilme olanağını elde etmiş ise, bu ifadelerin kullanılması AİHSnin 6/1 ve 3 d) maddesine yönelik herhangi bir sakıncalı durumu teşkil etmemektedir. Bununla birlikte, sanık konumundaki bir kimsenin ifadelerine dayanan ve bu ifadeleri ne ön soruşturma kapsamında ne de duruşmalar sırasında sorgulama ve sorgulatma imkânının bulunmayışı ölçüsünde, savunma haklarının kısıtlanması esasına dayanan bir mahkumiyet kararı 6. madde ile öngörülen güvenceler ile bağdaşmamaktadır (Bkz. A.M.-İtalya kararı, no: 37019/97 ve Saidi-Fransa kararı, 20 Eylül 1993).
Bu başvuruda AİHM, başvuranın doğrudan dahil olmadığı bir ceza davası (no: 1995/82) kapsamında E.A.E., N.D. ve A.D.nin ifadelerine dayalı olarak mahkumiyet cezasına çarptırıldığını hatırlatır. AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin başvuranın mahkumiyetine dayanak oluşturduğu diğer kanıt unsurlarını (otopsi raporu, A.D.nin beyan ve mektupları) kullandığını saptamaktadır. Başvuran DGM önünde aleyhte elde edilen bu delillere karşı çıkmış fakat yargılama aşamasında bunları ve sözü edilen diğer beyanları sorgulama ve sorgulatma imkânını elde edememiştir. AİHM, halihazırda tutuklu bulunan bu kimselerin DGM karşısına çıkarılmaları önünde herhangi bir engelin bulunduğu bilgisinin iletilmediğini ifade eder. AİHMye göre son olarak Hükümetin savunduğu şekliyle mezkur ifadelerin kullanılmasında başvuranın başka bir ceza davası süresince firari olduğu savı bu durumu meşru göstermeye yetmemektedir.
AİHM başvuranın mahkumiyet kararının dayanağını oluşturmada belirleyici olan delillerin sanığın yer aldığı duruşmada sunulmaması ve üzerinde tartışılmaması, çekişmeli yargı, silahların eşitliği gibi ilkelere riayet edilmemesi gibi unsurların tamamı ışığında adil yargılama koşullarının yerine getirilmediği kanısına varmaktadır. Ayrıca bu durumu haklı çıkaracak herhangi bir istisnai durum da yer almamaktadır (Bkz. aynı anlamda, Ünel-Türkiye, no: 35686/02, 27 Mayıs 2008 ve Osmanağaoğlu-Türkiye kararı, 21 Temmuz 2009).
AİHM, başvuranın AİHSnin 34. maddesi uyarınca mağdur sıfatının bulunduğuna itibar ederek Hükümetin itirazını reddetmekte ve AİHSnin 6/1 ve 3 d) maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran 50.000 Euro maddi zarara uğradığını ileri sürmekte, ayrıca 100.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu meblağlara karşı çıkmaktadır.
AİHM bu başvuruda yalnızca adil tatmine dayalı bir karara hükmetmenin başvuranın 6/1 ve 3 d) maddeleri ile sağlanan güvencelerden yararlanamayacağını hatırlatır. AİHM bunun yanı sıra bu davanın akıbetinin ne olacağına ilişkin spekülasyon yapamayacağını kaydeder. AİHM mevcut başvuruda başvuranın yalnızca ihlal tespitinin yapılması ile giderilemeyecek belirli bir ölçüce manevi zarara uğradığına itibar etmekte ve 41. madde gereğince adı geçene bu bağlamda 6.000 Euro ödenmesini uygun görmektedir (Bkz. aynı anlamda, Kalem-Türkiye kararı, no: 70145/01, 5 Aralık 2006).
AİHM, AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığında, ilke olarak en uygun telafi yolunun, başvuran için, sözkonusu hükmün gerekleri yerine getirilmiş olsaydı başvuranın içinde bulunacağı duruma olabildiğince tekabül eden bir durum yaratmak olduğu kanaatindedir (Bkz. örneğin Mehmet ve Suna Yiğit-Türkiye kararı no: 52658/99, 17 Temmuz 2007). AİHM bu ilkenin mevcut başvuruya uygulanabileceği kanaatindedir. AİHM sonuç itibarıyla en uygun telafi yönteminin başvuranın, talep etmesi halinde, AİHSnin 6/1 maddesindeki gereklilikleri karşılayacak şekilde yeniden yargılanması olacağı görüşündedir (Bkz. Salduz-Türkiye kararı, no: 36391/02, 27 Kasım 2008).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran AİHM önünde yapmış olduğu yargılama giderlerinin karşılanmasını talep etmektedir, bu miktarların dağılımı şu şekildedir: 1.000 Euro posta ve AİHM önündeki süreçte tercüme masrafları ve 3000 Euro avukatlık gideri. Başvuran bu bağlamda, İzmir Barosunun avukatlık ücret tarifesini sunmakta ve adli yardım belgesini sunmaktadır.
Hükümet AİHMden ispat edici bir yönünün bulunmadığı bu talepleri reddetmeye davet etmektedir.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM sunulan belgeler ve bu yöndeki yerleşik içtihadı ışığında, Avrupa Konseyi tarafından adli yardım başlığı altında verilen 850 Euroluk miktar düşülmek suretiyle başvurana 2.000 Euro ödenmesini kararlaştırmaktadır.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 'lük bir faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Hükümetin başvuranın mağdur sıfatının olmadığı yönündeki itirazının esasa birleştirilmesine ve başvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2. Hükümetin itirazının reddine ve başvuranın aleyhteki tanıkları sorgulama ve sorgulatma olanağının bulunmayışında AİHSnin 6/1 ve 3 d) maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından;
i. başvurana 6.000 (altı bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;
ii. başvurana Avrupa Konseyi tarafından adli yardım başlığı altında verilen 850 (sekiz yüz elli) Euroluk kısım düşülerek yargılama giderleri için 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 26 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy