(AİHS m. 1, 2, 3, 6, 8, 9, 10, 11, 14, 34, 35, 41, 44, 1 Nolu Protokol) (765 S. K. m. 31, 33, 49, 251, 281, 450, 463) (2559 S. K. m. 16) (2709 S. K. m. 125) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI) (MCCANN VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (KILIÇ - TÜRKİYE DAVASI) (USTA VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (PERK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ÇAKICI - TÜRKİYE DAVASI) (YAŞA - TÜRKİYE DAVASI) (TANRIKULU - TÜRKİYE DAVASI) (AVŞAR - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 28226/02)
KARAR
STRAZBURG
14 Ekim 2008
İşbu karar AİHSnin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USULİ İŞLEMLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 28226/02 nolu davanın nedeni T.C. vatandaşları Fatma Gülen ve Necdet Gülenin (başvuranlar), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 19 Nisan 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.
Başvuranlar, İstanbul Barosu avukatlarından F. Karakaş Doğan tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar, sırasıyla 1942 ve 1931 doğumludur ve Almanyada yaşamaktadır.
Yasadışı silahlı örgüt Devrimci-Sol eylemcilerine karşı yürütülen bir soruşturma bağlamında, 17 Nisan 1992de İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polis memurları, İstanbulun farklı bölgelerinde bulunan üç binaya operasyon düzenlemiştir. Başvuranların kızları, Ayşe Gülen Uzunhasanoğlu, bu operasyon sırasında öldürülmüştür. Polis raporlarına göre, polis memurları Erenköydeki binaya 02.30da varmıştır. Ayşe Gülen Uzunhasanoğlu sözkonusu binanın üçüncü katında yaşamaktaydı. Kurşun geçirmez yelek giyen polis memurları, binanın dışında gerekli güvenlik önlemlerini almıştır. Polis memurlarından dördü, 9 numaralı daireye gitmiş ve zili çalmıştır. Kimsenin kapıyı açmaması üzerine kapıyı zorla açmışlardır. Odalarından birinden ateş açılmıştır. Polislerin teslim ol çağrılarına rağmen, ateş devam etmiş ve yaklaşık otuz dakika süren bir çatışma başlamıştır. Ateş kesildiğinde, polisler biri banyoda, biri oturma odasında iki kadını ölü olarak bulmuştur. Oturma odasındaki cesedin, Ayşe Gülen Uzunhasanoğluna ait olduğu tespit edilmiştir. Cesedinin yanında Beretta bir tabanca bulunmuştur. Polisin, dairede patlayıcılar bulması nedeniyle, bomba imha ekibi olay mahalline çağrılmış ve daire boşaltılmıştır. Dairenin güvenliği sağlandıktan sonra, olay Kadıköy Cumhuriyet Savcısına bildirilmiştir. Savcı, sabah 09.00da olay mahalline gelmiş ve olay yeri raporunu hazırlamıştır. Raporda, cesetlerin fotoğraflarının çekildiği, dairenin krokisinin çıkarıldığı ve cesetlerin parmak izlerinin alındığı kaydedilmiştir. Raporda, ayrıca, 7.65 mm.lik yarı otomatik Beretta bir tabanca, cephane ve fişek, 3 Kalashnikov fişeği, 90 adet 7.62 mm.lik fişek, 7 adet 7.65 mm.lik mermi kovanı, 23 adet 5.56 mm.lik mermi kovanı, 90 adet 9 mm.lik mermi kovanı, birçok el yapımı bomba ve patlayıcı üretmek için malzeme ele geçirildiği de yer almıştır. Savcı ayrıca adli tıp uzmanı eşliğinde cesetleri incelemiştir. Cesetlerin ön incelemesinde, birçok mermi giriş ve çıkış izleri tespit edilmiştir. Müteakiben cesetler, otopsilerinin yapılması için İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderilmiştir. Savcının daireyi incelemesi ardından, daire polis tarafından mühürlenmiştir.
27 Nisan 1992de sonucunda Kriminal Bölge Polis Laboratuarından iki uzman, Beretta tabancayı, mermi kovanlarını ve fişekleri incelemiştir. Hazırladıkları rapora göre, olay mahallinde bulunan Beretta tabanca ile yedi adet 7.65 mm.lik mermi ateşlenmiştir. Ayrıca raporda, incelemeye yollanan 9 mm.lik 52 adet mermi kovanı ile 5.56 mm.lik 23 adet mermi kovanının polis memurlarının silahlarından ateşlendiği sonucuna varılmıştır.
28 Nisan 1992de söz konusu tarihte İstanbul Emniyet Müdürü olan Necdet Menzir ve 17 Nisan 1992de yapılan söz konusu üç operasyonda yer alan polis memurları aleyhinde cezai şikayette bulunulmuştur.
4 Mayıs 1992de birinci başvuran, Kadıköy Cumhuriyet Savcısına başvurmuş ve olaydan sonra mühürlenen dairenin kendisine iade edilmesini talep etmiştir. 20 Mayıs 1992de Cumhuriyet Savcısı, Kadıköy Sulh Ceza Mahkemesine bir yazı göndererek daire anahtarlarının başvuranlara teslim edilmesini talep etmiştir.
15 Mayıs 1992de Adli Tıp Kurumundan üç bilirkişi, Ayşe Gülen Uzunhasanoğlunun kıyafetlerini incelemiş ve olay sırasında kısa namlulu silah kullanılmış ise, şahsın 35-40 metreden daha uzun bir mesafeden, uzun namlulu silah kullanılması halinde ise 75-100 metreden vurulmuş olabileceğini, ancak, mevcut bilgiler ışığında atış uzaklığını tam olarak belirlemenin mümkün olmadığını belirtmiştir.
27 Mayıs 1992de İstanbul Adli Tıp Kurumu, başvuranların kızlarına ilişkin bir otopsi raporu hazırlamıştır. Raporda, cesette on mermi yarasının bulunduğu ve bunlardan sekizinin ölümcül olduğu kaydedilmiştir. Ayrıca cesede, çok kısa mesafeden ateş edilmediği tespit edilmiştir. Raporda, ölüm nedeninin mermi yaralarına bağlı iç kanama olduğu sonucuna varılmıştır.
Soruşturma sürecinde Cumhuriyet Savcısı, 17 Nisan 1992de düzenlenen operasyonda yer alan polis memurlarının, Ayşe Gülen Uzunhasanoğlunun iki komşusunun ve ilk başvuranın ifadelerini almıştır.
24 Haziran 1997de Kadıköy Cumhuriyet Savcısı, Ayşe Gülen Uzunhasanoğlunu öldürdükleri gerekçesi ile 15 polis memuru aleyhinde Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesine bir iddianame sunmuştur. Suçlamalar, Ceza Kanununun 31., 33., 49., 251., 281., 450. ve 463. maddeleri bağlamında yapılmıştır. Başvuranlar davaya müdahil olarak katılmışlardır.
14 Kasım 2000de davalıların mahkum edilmesi için gerekçe bulunmadığı sonucuna varan Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi, polis memurlarının beraatine karar vermiştir. Mahkeme, polis memurlarının, polisin görev ve yasal yetkilerini düzenleyen 2559 nolu Kanunun 16. maddesi uyarınca görevleri kapsamında hareket ettiği ve meşru nefsi müdafaa yaptıkları sonucuna varmıştır.
14 Kasım 2001de Yargıtay, başvuranların temyiz haklarını reddetmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, Ayşe Gülen Uzunhasanoğlunun öldürülmesinin AİHSnin 2. maddesinin ihlaline neden olduğu hususunda şikayette bulunmuştur.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, başvuranların AİHSnin 35. maddesinin 1. paragrafı bağlamında iç hukuk yollarını tüketmediklerini ileri sürmüştür. Anayasa'nın 125. maddesine değinen Hükümet, başvuranların davalarını AİHMye götürmeden önce hukuk davası ve idari dava açabilme fırsatlarının bulunduğunu belirtmiştir.
AİHM, önceki davalarda Hükümetin ön itirazlarına benzer itirazları incelemiş ve reddetmiş olduğunu kaydetmektedir (Kaya ve Diğerleri/Türkiye, no. 4451/02, 4 Ekim 2005). Mevcut davada sözkonusu başvurularda vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmasına neden olan özel koşullar tespit etmemiştir. Sonuç olarak, Hükümetin ön itirazını reddetmektedir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru, kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Tarafların görüşleri
Başvuranlar öncelikle kızlarının, polis tarafından kasıtlı olarak öldürüldüğünü iddia etmişlerdir. Ayrıca Ayşe Gülen Uzunhasanoğluna yönelik olarak gereğinden fazla öldürücü güç kullanıldığını kaydetmişlerdir.
Hükümet, polisin meşru müdafaa amacıyla ve polisin görev ve yasal yetkilerini düzenleyen Kanunun gereklerine uygun olarak silah kullandığını ifade etmiştir. Ayşe Gülen Uzunhasanoğlunun ölümünün, gerekli olandan fazla olmayan bir güç kullanımı sonucu meydana geldiği kanısındadır. Yerel mahkemelerin, polis memurlarının silahlarını yalnızca ölen kişilerin ateş açması ardından kendilerini korumak için ateşlediğini tespit ettiklerini vurgulamıştır. Hükümet, yetkili makamların söz konusu olaylar hususunda yeterli ve etkili bir soruşturma yürüttüklerini ileri sürmüştür.
2. AİHMnin değerlendirmesi
(a) Ayşe Gülen Uzunhasanoğlunun ölümüne ilişkin
Yaşam hakkını garanti altına alan ve yaşama hakkından mahrum bırakılmayı haklı gösteren koşulların belirtildiği 2. madde, AİHSnin en temel maddelerinden biridir ve istisnaya müsaade edilmemektedir (bkz. Velikova/Bulgaristan, no. 41488/98, paragraf 68, AİHM 2000-VI). 3. madde ile birlikte Avrupa Konseyini oluşturan demokratik toplumların en temel değerlerinden birini teşkil etmektedir. Bu nedenle yaşama hakkından mahrum bırakılmayı haklı gösteren koşullar, katı şekilde yorumlanmalıdır (bkz. Salman/Türkiye (BD), no. 21986/93, paragraf 97, AİHM 2000-VII). Bireylerin korunmasında bir vasıta teşkil eden AİHSnin amacı ve hedefi, 2. maddenin, etkili ve etkin koruma sağlayacak şekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını gerektirmektedir (bkz. McCann ve Diğerleri/İngiltere, 27 Kasım 1995 tarihli karar, A Serisi no. 324, sayfa 45-46, paragraflar 146-47).
2. maddenin 1. paragrafının ilk cümlesi, devletin yalnızca kasıtlı ve kanuna aykırı olarak adam öldürmekten kaçınmasını değil aynı zamanda sorumluluğu altındaki kişilerin yaşamlarını güvence altına almak için iç hukuku kapsamında uygun adımları atmasını gerektirmektedir (bkz. Kılıç/Türkiye, no. 22492/93, paragraf 62, AİHM 2000-III). Buna, devletin yaşam hakkının korunmasını sağlamak üzere kişiye karşı suç işlenmesini caydırmak üzere uygun yasal ve idari çerçeve oluşturması da dahildir. Söz konusu idari ve yasal çerçeve, bu tür ihlallerinin önlenmesi, ortadan kaldırılması ve cezalandırılması hususundaki kanuni mekanizma ile desteklenmelidir.
2. madde metni, bir bütün olarak okunduğunda, 2. paragrafın esasen kişinin kasıtlı olarak öldürülmesine izin verilen durumları değil, kasti olmayan şekilde yaşama hakkından mahrum bırakılmayla sonuçlanabilecek güç kullanımına izin verilen durumları tanımladığını göstermektedir. Her halukarda güç kullanımı, alt paragraflarda sayılan amaçlardan birini gerçekleştirmek için kullanılan gücün kesinlikle gerekliden fazla olmaması gerekir. Bu çerçevede 2. maddenin 2. paragrafında kullanılmış olan kesinlikle gerekli ibaresi, AİHSnin 8 ila 11. maddelerinin 2. paragrafları bağlamında devletin müdahalesinin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığına karar verilirken uygulanandan daha katı ve mücbir bir gereklilik testinin uygulanması gerektiğine işaret etmektedir. Özellikle, kullanılan güç kesinlikle sözkonusu maddede ortaya konan amaçların yerine getirilmesi ile orantılı olmalıdır (bkz. McCann ve Diğerleri, sayfa 46, paragraflar 148-49).
Bu bağlamda AİHM, görevinin yardımcı niteliği hususunda duyarlı olduğunu yinelemekte ve belirli bir dava koşullarında kaçınılmaz olduğunda, ilk derece mahkemesi görevini üstlenirken ihtiyatlı olması gerektiğini kabul etmektedir (bkz., McKerr/İngiltere (karar), no. 28883/95, 4 Nisan 2000). Yerel davalar söz konusu olduğunda, yerel mahkemelerin değerlendirmesi gereken delilleri değerlendirmek AİHMnin işi değildir. Genel bir kural olarak önlerine sunulan delillerin değerlendirmesini söz konusu mahkemeler yapmalıdır. AİHM, yerel makamların tespitlerine tabi olmamakla birlikte, normal koşullar altında söz konusu makamların vardığı sonuçlardan ayrılmasını sağlayacak ikna edici unsurlar mevcut bulunmalıdır (bkz., mutatis mutandis, Klaas/Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, A Serisi no. 269, sayfa 18, paragraflar 29-30).
Ancak, 2. maddenin sağladığı korumanın esas önemi, AİHMnin sadece güç kullanan devlet makamlarının eylemlerini değil, bunu çevreleyen tüm koşulları da göz önüne alarak söz konusu maddenin ihlal edildiği iddialarını titiz bir denetime tabi tutmasının gerekli olmasıdır. Bu, ulusal soruşturma ve kovuşturmanın tamamlanmış olduğu durumlarda bile, incelenmekte olan eylemlerin kontrol ve planlanması gibi hususları da içermektedir. (bkz. Erdoğan ve Diğerleri, paragraf 71).
(ii) Olayların tespiti
AİHM, Ayşe Gülen Uzunhasanoğlunun polis ile Devrimci-Sol militanları arasında çıkan bir çatışmada polis memurlarınca vurularak öldürülmesinin, taraflar arasında ihtilaflı olmadığını kaydetmektedir. Ancak, taraflar şahsın ölümüne neden olan gelişmeler hususunda mutabık değildir. Bir yanda, başvuranlar kızlarının Devrimci-Sol üyesi olmadığını ve polis memurlarının olay mahalline kızlarını öldürmek üzere gittiğini ileri sürmüştür. Diğer yanda Hükümet, Ayşe Gülen Uzunhasanoğlunun anılan silahlı yasadışı örgüte üye olduğunu iddia etmiştir. Teslim olmayı reddeden ve polise ateş açan başvuranların kızı ve onun arkadaşıdır. Hükümet, başvuranların kızlarının polisin meşru müdafaada bulunduğu ve polisin görev ve yasal yetkilerini düzenleyen 2559 nolu Kanunna uygun hareket ettiği silahlı çatışma sonucu öldüğünü iddia etmiştir.
AİHM, Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi önüne çıkarılan polis memurları aleyhindeki cezai yargılama sırasında olayların adli tespitinin yapıldığını gözlemlemektedir. Strazburg kovuşturması sürecinde yerel mahkemenin olaylara ilişkin tespitinden şüpheye düşülmesine ya da AİHMnin farklı bir sonuca varmasına neden olabilecek hiçbir delilin sunulmadığını kaydetmektedir (bkz. Makaratzis/Yunanistan (BD), no. 50385/99, paragraf 47, AİHM 2004-XI). Bu nedenle AİHM, kendisine sunulan deliller ışığında, ulusal mahkemenin tespitlerini başlangıç noktası olarak alarak, elinde davayı değerlendirmek için olaylara ve delillere ilişkin yeterli unsur bulunduğu kanısındadır (bkz. Usta ve Diğer/Türkiye, no. 57084/00, paragraf 50, 21 Şubat 2008; Perk ve Diğerleri/Türkiye, no. 50739/99, paragraf 57, 28 Mart 2006).
(iii) Söz konusu ilkelerin mevcut davaya uygulanması
AİHM, başvuranların kızlarının polis memurlarınca düzenlenen terör karşıtı bir operasyonda öldürüldüğünü kaydetmektedir. Sahip olduğu bilgileri göz önüne alan AİHM, polis memurlarının başından beri Ayşe Gülen Uzunhasanoğlunu öldürme maksadı ile hareket ettiği hususunda yeterli unsur bulunmadığı kanısındadır.
Emniyet görevlilerinin ateşli silah kullanmış olabileceği koşulları açıklayan yasal çerçeve hususunda, AİHM, olay tarihinde uygulanan ve 1934ten beri yürürlükte olan 2559 nolu Kanunun günümüzde, Avrupada bulunan demokratik toplumlarda gerekli olan yaşam hakkının kanunen korunması için yeterli görünmediği hususunda daha önce karar vermiş olduğunu hatırlatmaktadır (bkz. Erdoğan ve Diğerleri, paragraf 77; Usta ve Diğerleri, paragraf 52). Öte yandan, Anayasanın 17. maddesi uyarınca, ölümcül güce başvurmanın yalnızca kanunen kesinlikle gerekli kılınan durumlarda haklı görülebileceği belirtilmelidir. Bu nedenle AİHM, yerel standart ve AİHSnin 2. maddesinin standardı arasındaki farkın, tek başına, yasal çerçevenin yetersizliği gerekçesi ile 2. maddenin 1. paragrafının ihlalini tespit edecek kadar büyük olmadığı kanısındadır (McCann ve Diğerleri, sayfa 47, paragraflar 154-55; Usta ve Diğerleri, paragraf 52; Perk ve Diğerleri, paragraf 60).
AİHM, operasyonun planlanması ve kontrolünün, AİHSnin 2. maddesi açısından değerlendirirken, olayın gerçekleştiği koşulları ve gelişme şeklini özellikle göz önüne almalıdır (bkz. Andronicou ve Constantinou/Kıbrıs, 9 Ekim 1997 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1997-VI, paragraf 182).
Bu bağlamda AİHM, polis memurlarının olay mahalline yasadışı örgüt Devrimci-Sol militanları aleyhinde devam etmekte olan soruşturmayla bağlantılı olarak gittiklerini kaydetmektedir. Erdoğan ve Diğerleri davasında belirtilmiş olduğu gibi, Devrimci-Sol grubu dağıtılana kadar birçok polis memuru, subay ve savcının öldürülmesi de dahil olmak üzere çok sayıda suç işlemiştir. Sonuç olarak AİHM, mevcut dava koşullarında, polisin şüphelileri yakalamak ya da şüphelilerin arz ettiği tehdidi etkisiz hale getirmek için silah kullanmaya gerek olduğunu düşünmüş olabileceği sonucuna varmaktadır.
Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesinin tespitlerine değinen AİHM, mevcut davada güvenlik güçlerince güç kullanımının, ölen şüphelilerin arz ettiği yasadışı şiddetin bir sonucu olduğunu gözlemlemektedir. Bu hususta, polis memurlarının olay mahalline geldiklerini, daireyi çevreleyen alanı güvenlik altına aldıklarını ve şüphelilerden kapıyı açmalarını istediklerini kaydetmektedir. Ancak, şüpheliler bunu yapmadıklarında ve polis memurları kapıyı kırmak durumunda kaldığında, şüpheliler üzerlerine ateş açmıştır. Sonuç olarak, söz konusu operasyonun AİHSnin 2/2 maddesinin a ve b alt paragrafları bağlamında yasadışı şiddetten kaynaklanan
savunma sonucunda yasal bir yakalama gerçekleştirmek için yapıldığı kabul edilmelidir.
Bu nedenle AİHM, mevcut davadaki güç kullanımının kesinlikle gerekenden fazla olup olmadığına ve yukarıda kaydedilen amaçların gerçekleştirilmesi ile kullanılan gücün kesinlikle orantılı olup olmadığına karar vermelidir.
AİHM, Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesinin kendisine sunulan delillere dayanarak ilk olarak ölen kişilerin ateş ettiğini belirlediğini kaydetmektedir. Ayrıca, polis memurlarının şüphelilerin ateşine maruz kaldıklarında, şüpheliler ateşi kesene kadar karşılık vermenin gerekli olduğuna inandıklarını gözlemlemektedir. Son olarak, Ayşe Gülen Uzunhasanoğluna yakın mesafeden ateş edilmeği tespit edilmiştir.
AİHM ayrıca, güvenlik güçlerinin, ölmüş olan kişinin yakalanması için ölümcül olmayan yöntemlere başvurmaları imkanı olup olmadığı konusunda spekülasyon yapmasına gerek olmadığını düşünmektedir. Bu bağlamda, başvuranların yakınlarının güvenlik güçlerince güç kullanılması sonucu öldürüldüğü Andronicou ve Constantinou ve Perk ve Diğerleri davalarında, olay anında sıcağı sıcağına tepki vermesi gereken polis memurlarının durumu için kendi bağımsız değerlendirmesini yapamayacağı sonucuna varmıştır. AİHM ayrıca aksi yönde karar vermenin, devletlere ve emniyet güçlerine, görevlerini yerine getirirken, belki de kendilerinin ve diğerlerinin hayatlarına zarar verecek şekilde, gerçekçi olmayan bir yük yüklemek olacağı kanısına varmıştır (Andronicou ve Constantinou, paragraf 192; Perk ve Diğerleri, paragraf 72; Usta ve Diğerleri, paragraf 59). Taraflar arasında şiddetli bir çatışmanın yaşandığı ve polis memurlarının silahlı iki şüpheli karşısında meşru müdafaada bulunmak zorunda kaldıkları bu davada, AİHM, farklı bir sonuca varması için bir neden olmadığı sonucuna varmıştır.
Bu nedenle AİHM, söz konusu koşullar altında öldürücü güç kullanmanın, ne kadar üzücü olursa olsun, meşru müdafaa kapsamında ve şüphelileri yasal yollarla yakalamak için kesinlikle gerekenden fazla olmadığı kanısındadır. Sonuç olarak, AİHM sorumlu Hükümetin, AİHSnin 2/2 maddesi kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal etmediği kanaatine varmıştır.
Dolayısıyla Ayşe Gülen Uzunhasanoğlunun öldürülmesi açısından AİHSnin 2. maddesi ihlal edilmemiştir.
(b) Soruşturmanın yetersiz olduğu iddiası
AİHSnin 1. maddesi uyarınca kendi yetki alanı içinde bulunan herkese AİHSde belirtilen hak ve özgürlükleri tanıma(sı) şeklinde devlete düşen genel görevle birlikte AİHSnin 2. maddesi ile öngörülen yaşam hakkının korunması yükümlülüğü güç kullanmaya başvurmanın bir kimsenin ölümüne yol açması halinde etkin ve yeterli bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir (bkz. Çakıcı/Türkiye (BD), no. 23657/94, paragraf 86, AİHM 1999-IV). Böyle bir soruşturma aracılığı ile aslında hem yaşam hakkını koruyan ulusal yasaların etkili bir şekilde uygulanması hem devlet görevlilerinin veya organlarının dahlinin bulunduğu durumlarda, sorumlulukları altında meydana gelen ölümlerin hesabını vermeleri güvence altına alınmaktır(bkz. Anguelova/Bulgaristan, no. 38361/97, paragraf 137, AİHM 2002-IV). Bu tip davalarda çoğunlukla neredeyse yalnızca ilgili devlet görevlilerinin ve organlarının, ölüm olayının gerçek koşulları hakkında bilgi sahibi olmalarından dolayı, cezai kovuşturmalar, disiplin davaları ve mağdurlara ve ailelerine telafi imkanı sağlayan davalar gibi uygun iç hukuk sürecinin başlatılması, tamamen bağımsız ve tarafsız bir şekilde gerekli resmi soruşturmanın tamamlanmasına bağlıdır. Aynı gerekçe, ölen kişilerin yakalanmaları amacıyla düzenlenen bir operasyon sırasında öldürüldükleri hususunda şüphe duyulmayan mevcut davaya da uygulanmaktadır.
Soruşturma, ilk önce olayı çevreleyen koşulları belirleyecek daha sonra da sorumluların tespit edilmesini ve cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır. Burada söz konusu olan sonuç alma yükümlülüğü değil sonuç almak için çaba sarf etme yükümlülüğüdür. Yetkili mercilerin söz konusu olaylara ilişkin delillerin elde edilmesini temin maksadıyla, tanıkların ifadesinin alınması, teknik inceleme yaptırılması gibi ellerindeki makul tedbirleri almış olması gerekir. Makul ivedilik ve özen gerekliliği bu bağlamda mündemiçtir. Dava konusu olayların tespit edilmesi yahut sorumluların teşhis edilmesi kapasitesini zayıflatan soruşturmadaki her türlü eksiklik, bu soruşturmanın öngörülen etkililik düzeyine ulaşmaması tehlikesini doğurur (bkz. Kelly ve Diğerleri/İngiltere, no. 30054/96, paragraflar 96-97, 4 Mayıs 2001; Anguelova, paragraf 139).
Bu hususta makul ivedilik ve özenle hareket etme gerekliliği zımnen bulunmaktadır (Yaşa/Türkiye, 2 Eylül 1998 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları, sayfa 2439-40, paragraflar 102-104; Çakıcı, paragraflar 80-87 ve 106; Tanrıkulu/Türkiye (BD), no. 23763/94, paragraf 109, AİHM 1999-IV; ve Mahmut Kaya/Türkiye, no. 22535/93, paragraflar 106-107, AİHM 2000-III). Özel bir durumda soruşturmadaki gelişmeyi yavaşlatan engeller ya da güçlükler çıkabileceği kabul edilmelidir. Ancak, yetkili makamların ölümcül güç kullanımını soruştururken süratle hareket etmesi, kamunun hukukun üstünlüğüne olan güveninin korunmasında ve yasadışı eylemlere katılındığı veya hoşgörüldüğü izleniminin verilmemesi açısından önemlidir. (Avşar/Türkiye, no. 25657/94, paragraf 395, AİHM 2001-VII).
Mevcut davada AİHM, yetkili makamların başvuranların kızlarının öldürülmesine ilişkin koşullar hususunda kapsamlı bir soruşturma yürüttüğünü gözlemlemektedir. Bu bağlamda, olaydan hemen sonra, polis memurları tarafından olayların gidişatını ve dairenin durumunu anlatan bir rapor hazırlandığını kaydetmektedir. Dairenin, cesetlerin pozisyonlarını gösteren bir taslağı hazırlanmış ve fotoğraflar çekilmiştir. Çatışmada kullanılan silahlar ve olay mahallinden alınan fişekler üzerinde balistik inceleme yapılmıştır. Ölen kişilerin kıyafetleri incelendikten sonra hangi fişeğin hangi silahtan çıktığı tespit edilmiş ve atış mesafeleri belirlenmiştir. Ayrıca, adli tıp uzmanları ölen kişilerin bedenleri üzerinde tam ve kapsamlı bir otopsi gerçekleştirmiştir (bkz. Paragraflar 6-11).
Bununla birlikte, gecikmeler göz önüne alındığında mevcut davadaki soruşturmanın etkili olduğu kabul edilemez. Bu bağlamda AİHM, yetkili makamların, suçlanan polis memurları aleyhinde cezai takibat başlatmadan önce beş yıl beklediklerini kaydetmektedir. Müteakiben, yargılamada nihai kararı vermek Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesinin dört yıldan fazla zamanını almıştır (bkz. Paragraflar 13-14).
AİHM, yukarıda kaydedilenler ışığında dokuz yıldan fazla süren söz konusu yargılama nedeniyle, yetkili makamların gereksiz ve orantısız olduğu iddia edilen güç kullanımını soruştururken süratle hareket ettiklerinin söylenemeyeceği kanısındadır. Dolayısıyla, cezai soruşturmadaki gecikme ve yargılamanın toplam süresi göz önüne alındığında AİHM, AİHSnin 2. maddesi bağlamında devletin usule ilişkin yükümlülüklerinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
Bu nedenle 2. madde usul yönünden ihlal edilmiştir.
II. AİHSYE İLİŞKİN DİĞER İHLALLER
Başvuranlar ayrıca AİHSnin 3., 6. ve 14. maddeleri ile 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. 3. madde bağlamında, kızlarının ölümü nedeniyle yaşadıkları sıkıntılar hususunda şikayetçi olmuşlardır. 6. madde bağlamında polis memurları aleyhindeki takibatın adil olmadığını belirtmişlerdir. 14. madde bağlamında söz konusu tarihte İstanbul Emniyet Müdürü olan Necdet Menzir aleyhinde takibat yapılmaması hususunda şikayetçi olmuşlardır. Son olarak, 1 Nolu Protokolün 1. maddesi bağlamında olayı müteakiben dairelerinin mühürlenmesi nedeniyle mal ve mülk dokunulmazlıklarına saygı gösterilmesi haklarına müdahale edildiğini ileri sürmüşlerdir.
Sahip olduğu bilgileri göz önüne alan AİHM, söz konusu şikayetlerin yetki alanına girdiği kadarıyla, AİHSde ya da ek Protokollerinde ortaya konan hakların ve özgürlüklerin ihlal edildiğine dair bir unsur olmadığı kanısına varmıştır. Ayrıca, 1 Nolu Protokolün 1. maddesine dayanılarak yapılan şikayet hususunda AİHM, Kadıköy Sulh Ceza Mahkemesinin öngörmesi üzerine dairenin 20 Mayıs 1992de birinci başvurana iade edilmiş olmasını özellikle göz önüne almıştır. Bu nedenle, başvurunun bu kısmı AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. maddeleri uyarınca dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddedilmelidir.
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuranlar maddi tazminat olarak 20,000 Euro (EUR) ve manevi tazminat olarak 50,000 EUR talep etmiştir.
Hükümet sözkonusu taleplere itiraz etmiştir.
AİHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını kaydetmektedir. Bu nedenle, talebi reddetmiştir. Ancak, 2. maddenin usule dayalı olarak ihlal edildiğini göz önüne alarak ve hakkaniyet temelinde manevi tazminat olarak başvuranlara toplam 10,000 EUR ödenmesine karar vermiştir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar AİHM önünde yaptıkları masraf ve giderler için toplam 9,500 EUR talep etmiştir. Taleplerine dayanak olarak, 10,000 yeni Türk Lirası (yaklaşık 5,200 EUR) karşılığında yapılan avukatlık ücreti sözleşmesini sunmuşlardır.
Hükümet sözkonusu talebe itiraz etmiştir.
AİHM ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmış ise tazminat ödenmesine karar verebilir (bkz., örneğin, Smvicka/Polonya, no. 37645/97, paragraf 54, 1 Ekim 2002). Sahi olduğu bilgilere dayanarak değerlendirmede bulunan ve içtihadını göz önünde bulunduran AİHM, başvuranlara ileri sürdükleri masraf ve harcamalar için toplam 3,000 EUR tazminat ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE
1. AİHSnin 2. maddesine ilişkin şikayetin kabuledilebilir ve başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin Ayşe Gülen Uzunhasanoğlunun öldürülmesine ilişkin 2. maddesinin esas açısından ihlal edilmediğine;
3. AİHSnin 2. maddesinin usul açısından ihlal edildiğine;
4. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvuranlara müşterek olarak aşağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;
(i) Manevi tazminat olarak 10,000 EUR (on bin Euro) ve ödenebilecek her tür vergi;
(ii) Yargılama masraf ve giderleri için 3,000 EUR (üç bin Euro) ve başvurana uygulanabilecek her tür vergi;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;
Karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 14 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy