(AİHS m. 3, 6, 13, 34, 35, 41, 44) (2911 S. K. m. 32) (765 S. K. m. 102) (KARAYİĞİT - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 28268/02)
KARAR
STRAZBURG
8 Ocak 2008
İşbu karar AİHSnin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 28268/02 nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Ali Erişin (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 15 Mayıs 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından G. Tuncer tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1932 doğumludur ve İstanbulda yaşamaktadır.
A. Başvuranın yakalanması ve kötü muamele iddiası
30 Eylül 1999da, öğlen 12.15te başvuran, Ankaradaki Ulucanlar Cezaevinde güvenlik güçlerince düzenlenen bir operasyonda öldürüldüğü iddia edilen bir mahkumun ceza törenine katılmıştır.
30 Eylül 1999 tarihli olay raporuna göre, polis gruba uyarıda bulunmuş ve dağılmalarını istemiştir. Ancak, göstericiler uyarılara uymayarak sloganlar atmaya devam etmiş ve Karacaahmet Mezarlığına yürümüştür. Polis, müdahale etmek durumunda kalmış ve aralarında başvuranın da bulunduğu otuz dokuz kişiyi yakalamıştır.
Aynı gün, 1.30da başvuran, Haydarpaşa Numune Hastanesi doktorunca muayene edilmiştir.
Aynı gün 19.30da hastanede iki polis memuru tarafından başvuranın ifadesi alınmıştır. Bu ifadede başvuran, emekli olduğunu belirtmiştir. Bir kahvehanede oturduğu sırada bir cenaze olduğunu duyduğunu ve katılmaya karar verdiğini; bu nedenle gruba katıldığını ileri sürmüştür. Ancak, göstericilerle polis arasında kalmış ve yere düşmüştür. Gösteriye dahil olduğunu reddetmiştir.
30 Mart 2000de başvuranın avukatları, yakalama eylemi sırasında başvurana kötü muamelede bulundukları iddia edilen polis memurları aleyhinde Üsküdar Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulunmuştur.
27 Nisan 2001de Üsküdar Cumhuriyet Savcısı, takipsizlik kararı vermiştir. Kararında, başvuranın polisin müdahalesi sırasında yere düşmesi nedeniyle yaralandığını iddia ettiği ifadesine değinmiştir. Cumhuriyet Savcısı ayrıca, polis müdahalesinin ve müdahale sırasında kullanılan gücün, dava koşullarında kanuna uygun ve ölçülü olduğunu belirtmiştir.
4 Aralık 2001de başvuranın avukatlarından biri, Cumhuriyet Savcısının kararına itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde, başvuranın muayene edilmesini öngörmediği ve başvuranı ya da diğer gördü tanıklarını dinlemediği için Cumhuriyet Savcısının yeterli bir soruşturma yürütmediğini iddia etmiştir.
8 Ocak 2002de Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın itirazını reddetmiştir.
B. Başvuran aleyhindeki cezai takibat
1 Ekim 1999da Üsküdar Cumhuriyet Savcısı, başvuranın da dahil olduğu otuz dokuz kişi aleyhinde bir iddianame sunmuştur. Cumhuriyet Savcısı, başvuranı ve diğer sanıkları 2911 Nolu Kanunun 32. maddesi uyarınca yasadışı bir gösteride yer almakla suçlamıştır.
20 Aralık 1999da gerçekleştirilen duruşmada başvuran, Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi önünde, Ankarada öldürülen bir mahkumla ilgili olarak Cemevi dışında bir basın açıklaması yapılacağını duyduğunu belirtmiştir. Bu nedenle Üsküdar Cemevine giden bir otobüse binmiş ve otobüsten inerken polis tarafından yakalanmıştır. Başvuran ayrıca yakalanması sırasında dövüldüğünü belirtmiş ve polise vermiş olduğu ifadeyi reddetmiştir.
16 Nisan 2001de Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranı suçlu bularak bir yıl altı ay hapis ve para cezasına mahkum etmiştir.
27 Mart 2006da Yargıtay, Yeni Ceza Kanununun 1 Haziran 2005te kabulünü müteakiben Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesinin kararını iptal etmiştir.
25 Mayıs 2006da Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi, Ceza Kanununun 102. maddesi bağlamındaki beş yıllık zaman limitinin dolmuş olduğu gerekçesiyle başvuran aleyhinde açılan cezai takibatı sona erdirmeye karar vermiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 3. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, AİHSnin 3. ve 13. maddeleri uyarınca yakalanması sırasında kötü muameleye maruz kaldığı ve yetkili makamların, kötü muamele iddialarına ilişkin etkin bir soruşturma yürütmediği hususunda şikayette bulunmuştur.
Hükümet iddiaları reddetmiştir. Ayrıca AİHMden AİHSnin 35/1. maddesi bağlamındaki iç hukuk yollarının tüketilmesi gereğine uyulmaması nedeniyle şikayeti reddetmesini istemiştir. Başvuranın, idare mahkemelerinde dava açarak uğradığını iddia ettiği zararın tazminini arayabileceğini ileri sürmüştür.
Başvuran, Hükümetin iddialarına itiraz etmiştir.
AİHM, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemiş olmasına ilişkin daha önce de benzer davalarda Hükümetin ön itirazlarını incelemiş ve reddetmiş olduğunu yinelemektedir (özellikle Karayiğit/Türkiye, no. 63181/00, 5 Ekim 2004). AİHM, bu davada, yukarıda anılan davalarda verdiği hükümlerden farklı bir hüküm vermesini gerektirecek özel bir durum görmemektedir. Sonuç olarak, Hükümetin ön itirazını reddetmektedir.
AİHM, başvuranın 3. madde bağlamındaki şikayetine ilişkin kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini belirtmektedir. Delilleri değerlendirmek maksadıyla her türlü makul şüpheden uzak delil ölçütüne başvurmaktadır. Böyle bir delil, yeterli derecede kuvvetli, belirli ve tutarlı bir göstergeler demetinden yahut çürütülemeyen karineler demetinden de doğabilmektedir.
Mevcut davada başvuran, yakalanması sırasında başına, göğsüne, kollarına ve bacaklarına sertçe vurulduğunu ileri sürmüştür. İddialarını desteklemek için sol lomber bölgesinde ve sol hemitoraksın alt kısmında hassasiyet tespit edildiği belirtilen 30 Eylül 1999 tarihli bir sağlık raporu sunmuştur. Ancak bu tür göstergeler başvuranın tanımladığı sert vuruşları kanıtlamak için yeterli değildir. AİHM, kötü muamelenin, başvuran tarafından tanımlandığı şekliyle, vücudunda doktorun gözlemleyebileceği izler bırakacağı kanısındadır. Ayrıca AİHM, başvuranın yakalanmasından bir gün sonra 1 Ekim 1999da serbest bırakıldığını belirtmektedir. Bu nedenle, iddialarını destekleyecek ek sağlık raporları alabilirdi. Ancak almamıştır. 30 Eylül 1999da polise verdiği ifadede göstericiler ve polis arasında kaldığını ve yere düştüğünü belirtmiş olsa da olaydan altı ay sonra Cumhuriyet Savcısına sunduğu dilekçesinde, yakalanması sırasında polis tarafından dövüldüğünü belirtmiştir.
Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AİHM, dava dosyasındaki delillerin, yakalanması sırasında başvurana makul şüphenin ötesinde, aşırı şekilde bir güç uygulandığını göstermediği kanısındadır. Bu nedenle başvurun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
Başvuranın AİHSnin 13. maddesine dayanarak yaptığı şikayete ilişkin olarak, AİHM 13. maddenin, kişinin şikayetinin haklı olup olmamasından bağımsız olarak, bireyin AİHS kapsamında olduğu iddia edilen her türlü mağduriyetine ilişkin iç hukuk yolunun olması gerektiği şeklinde yorumlanamayacağını yinelemektedir. Mağduriyet, AİHS bağlamında savunulabilir olmalıdır. AİHM, yukarıdaki değerlendirmesi ışığında, başvuranın 3. madde bağlamındaki haklarının ihlal edildiği hususunda, 13. madde çerçevesinde telafi gerektiren, savunulabilir bir iddiaya sahip olmadığı sonucuna varmaktadır.
Sonuç olarak başvurunun bu kısmı da AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu için reddedilmelidir.
II. AİHSNİN 6/1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar hukuki yargılama süresinin, AİHSnin 6/1. maddesinin makul süre zorunluluğunu aşmasından şikâyetçi olmuşlardır.
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.
Göz önüne alınması gereken süre, başvuranın yakalandığı 30 Eylül 1999da başlamış ve Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesinin 25 Mayıs 2006 tarihli kararı ile sona ermiştir. Bu nedenle, üç aşamalı bir yargı için altı yıl yedi aydan fazla sürmüştür.
A. Kabuledilebilirlik
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit etmektedir. Bu nedenle başvuru, kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
AİHM yargılama süresinin uygunluğunun, davanın şartları ışığında, AİHM içtihadında yer alan ölçütlerin ve özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuran ve ilgili mercilerin tutumunun dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini yineler.
AİHM, bu davadakine benzer unsurlar ortaya koyan davalarda sıklıkla AİHSnin 6/1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.
Mevcut davada yerel mahkemeler, altı yıl yedi aylık zaman içerisinde üç karara varmıştır. Ancak AİHM, Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesinin 16 Nisan 2001 tarihli kararı ile Yargıtayın 25 Mayıs 2006 tarihli kararı arasında beş yıl gibi uzun bir süre geçtiği gerçeğini göz ardı edemez. Hükümet, bu duruma bir açıklama getirmemiştir. Hükümetin açıklama getirmemesi ve başvuranın suçlu olduğuna dair bir gösterge bulunmaması nedeniyle söz konusu gecikmenin, yerel mahkemelerin temyiz işlemlerini ele alışlarına atfedilebileceği kabul edilmelidir.
AİHM, konuya ilişkin içtihadını dikkate alarak, bu davada, yargılamanın haddinden fazla sürdüğü ve makul süre şartını karşılamadığı kanaatine varmıştır.
Dolayısıyla, 6/1. madde ihlal edilmiştir.
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edilebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuran, hem maddi hem manevi tazminat istemiş ve miktarın değerlendirmesini AİHMnin takdirine bırakmıştır.
Hükümet, AİHMden hiçbir zararı tazmin etmemesini istemiştir.
AİHM, tespit edilen ihlal ve talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını kaydetmektedir. Bu nedenle talebi reddetmektedir.
Ancak, manevi tazminata ilişkin hakkaniyete uygun temellere dayanarak değerlendirmede bulunan AİHM, başvurana 900 Euro (EUR) tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, yargılama masraf ve giderleri için belirli bir miktar talep etmeyerek değerlendirmeyi AİHMnin takdirine bırakmıştır.
AİHM, başvurana yasal yardım verildiğini belirtmektedir. Ayrıca AİHM içtihadına göre, başvuranın gerçekten gerekli olduğunu ve meblağın makul olduğunu göstermek suretiyle yargılama masraf ve giderlerinin tazminine hak kazanacağını hatırlatmaktadır. Mevcut davada AİHM, başvuranın destekleyici bir belge sunmadığını belirtmektedir. Bu nedenle, bu başlık altında herhangi bir tazminat ödenmesine karar vermemektedir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM,
1. Oybirliğiyle yargılamanın gereğinden uzun sürmesine ilişkin şikayetin kabuledilebilir olduğuna;
2. Oy çoğunluğuyla başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
3. Oybirliğiyle AİHSnin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Oybirliğiyle,
(a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilmek üzere ve uygulanabilecek her tür vergiden muaf olarak Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 900 Euro (dokuz yüz Euro) ödenmesine;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Oybirliğiyle adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77/2. ve 3. maddeleri gereğince 8 Ocak 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy