(AİHS m. 5, 6, 13, 34, 35, 41, 44) (KARAKULLUKÇU - TÜRKİYE DAVASI) (ALİ RIZA DOĞAN - TÜRKİYE DAVASI) (ERDEN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 29059/02)
STRAZBURG
4 Kasım 2008
USULİ İŞLEMLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 29059/02 nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Abdülkerim Ağrakçenin (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 10 Mayıs 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Ankara Barosu avukatlarından Ö. Öneren tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1946 doğumludur ve Diyarbakırda yaşamaktadır.
Başvuran 16 Eylül 1980de terörist eylemlere dahil olduğu şüphesi ile yakalanmış ve göz altına alınmıştır. Müteakiben, aleyhinde başlatılan cezai takibat sürecinde serbest bırakıldığı 6 Nisan 1984 tarihine kadar tutuklu kalmıştır. 15 Mayıs 1990da aleyhindeki suçlamalardan beraat etmiştir. Başvuran, sözkonusu kararın kendisine tebliğ edilmemesi nedeniyle, beraat ettiğini ancak 1996da öğrendiğini belirtmiştir.
24 Mayıs 1996da başvuran, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuş ve 466 Nolu Kanun uyarınca tazminat talep etmiştir. Kanun, inter alia, kanun dairesinde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturma yapılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına veya hut beraetlerine veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen kişilere tazminat ödenmesini öngörmektedir. Başvuran, manevi tazminat olarak 20.000.000.000 Türk Lirası (TRL) (yaklaşık 256,706 AB Doları) talep etmiştir.
27 Şubat 1998de ilk derece mahkemesi, başvurana belirli miktarda tazminat ödenmesine karar vermiştir. Yargıtay, 30 Aralık 1998de bu kararı bozmuştur ve dosyayı, daha kapsamlı bir inceleme için Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine havale etmiştir.
16 Haziran 1999da ağır ceza mahkemesi, başvuranın yasal zaman sınırına uymadığı gerekçesi ile davayı reddetmiştir. 2 Mayıs 2000de Yargıtay bu kararı da bozmuştur.
4 Ekim 2000de ilk derece mahkemesi, üçüncü kararını vererek başvurana belirli miktarda tazminat ödenmesine karar vermiştir. 27 Mart 2001de Yargıtay, ödenmesine karar verilen meblağın çok düşük olduğu gerekçesi ile bu kararı bozmuştur.
6 Eylül 2001de ağır ceza mahkemesi, başvurana manevi tazminat olarak 3.000.000.000 TRL (yaklaşık 2,400 Euro) ödenmesine karar vermiştir.
5 Mart 2002de Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onaylamıştır.
Yargılama sırasında ağır ceza mahkemesi, düzenli olarak soruşturma oturumları düzenlemiştir. Yalnızca dört oturumda, başvuranın yasal temsilcisine sonraki oturumun tarihini tebliğ etmiştir (30 Nisan 1997, 10 Şubat 1999, 1 Haziran 2000 ve 6 Haziran 2001). Ancak, oturumlardan hiçbiri, başvuranın yasal temsilcisi katılmadığı için ertelenmemiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL ETTİĞİ İDDİASI
Başvuran, tazminat davasının uzunluğunun, AİHSnin 6/1 maddesi bağlamındaki makul süre gereğine uymadığı hususunda şikayette bulunmuştur.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, AİHMden AİHSnin 35. maddesi bağlamındaki iç hukuk yollarının tüketilmesi gereğine uyulmamış olması nedeniyle şikayeti kabuledilemez bularak reddetmesini istemiştir. Ayrıca, başvuranın yerel mahkemeler önünde şikayetinin esasını ortaya koymadığını iddia etmiştir.
Başvuran, Hükümetin iddialarına itiraz etmiştir.
AİHM, önceki davalarda, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin benzer itirazlarını incelemiş ve reddetmiş olduğunu gözlemlemektedir (bkz., Karakullukçu/Türkiye, no. 49275/99, paragraflar 27-28, 22 Kasım 2005). AİHM, somut davada, yukarıda kaydedilen davada vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmasını gerektiren özel bir durum görmemektedir. Bu nedenle, Hükümetin bu başlık altındaki itirazını reddetmektedir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru, kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Göz önüne alınması gereken süre, 24 Mayıs 1996da başlamış ve 5 Mayıs 2002de sona ermiştir. Bu nedenle, iki aşamalı yargılamada, dört kez yeniden incelenerek yaklaşık beş yıl dokuz ay sürmüştür.
Hükümet, mevcut dava koşullarında idari yargılama süresinin, makul uzunlukta olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılamayacağını iddia etmiştir. Özellikle başvuranın, gerekli belgeleri temin etmeyerek ve Ağır Ceza Mahkemesi önündeki duruşmalara katılmayarak yargılamanın uzamasına katkıda bulunduğunu ileri sürmüştür.
Başvuran, Hükümetin iddialarını reddetmiş, 466 nolu Kanun kapsamındaki dava şekli hususunda görüşlerini etraflıca sunmuş ve bu başlık altındaki iddialarını yinelemiştir. Ayrıca, tazminata ilişkin yargılamanın, 466 nolu Kanun kapsamında, bir yıldan az sürdüğü davaların nüshalarını sunmuştur.
Bir yargılama süresinin makul nitelikte olup olmadığı, davanın koşullarına, bilhassa da davanın karmaşıklığına, başvuranın ve yetkili makamların tutumuna ve davanın ilgililer açısından arz ettiği öneme bakılarak değerlendirilir (bkz., Frylender/Fransa (BD), no. 30979/96, paragraf 43, AİHM 2000-VII).
AİHM sıklıkla mevcut davada ortaya konana benzer meselelerin ortaya konduğu davalarda AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz., Ali Rıza Doğan/Türkiye, no. 50165/99, paragraflar 31-39, 22 Aralık 2005, ve Erden/Türkiye, no. 27719/02, paragraflar 20-22, 20 Kasım 2007).
Kendisine sunulan tüm delilleri inceleyen AİHM, Hükümetin mevcut davada farklı bir sonuca varmasına neden olacak bir delil ya da iddia sunmadığı kanısındadır. Konuya ilişkin içtihadını göz önüne alan AİHM, somut davada yargılama süresinin haddinden fazla olduğu ve makul süre gereğini karşılamadığı kanısına varmıştır.
Dolayısıyla, AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, başvuru formunda öncelikle, üç yıl yedi ay boyunca özgürlüğünden mahrum bırakıldığı hususunda şikayette bulunmuştur. İkinci olarak, beraat ettiğinin uzun bir süre kendisine bildirilmediğini ve bunun, adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir. Son olarak, kendisine ödenmesine karar verilen tazminat miktarını eleştirmiş ve 466 nolu Kanun bağlamındaki yargılamanın etkinliğini sorgulamıştır. Eleştirisi, AİHSnin 5. maddesinin 1. paragrafına, 6., 13. ve 41. maddelerine dayanmaktadır.
Başvuran, daha sonra sunduğu görüşlerinde, cezai yargılamanın süresine ve ağır ceza mahkemesi önünde sözlü duruşma yapılmamasına değinmiştir.
Ancak, mevcut delilleri değerlendiren AİHM, başvuranın yukarıda kaydedilen görüşlerinde, AİHSde ya da ek Protokollerde ortaya konan hakların ve özgürlüklerin ihlalinin yer almadığı sonucuna varmıştır.
Bu nedenle, AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca dayanaktan yoksun olması nedeniyle başvurunun sözkonusu kısmının kabuledilemez olduğuna karar verilmelidir.
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuran, maddi tazminat olarak toplam 29,490 EUR talep etmiştir. Bu meblağ, kendisini cezaevinde ziyaret eden ailesinin kazanç kayıplarını ve seyahat masraflarını kapsamıştır. Ayrıca, manevi tazminat olarak 40,000 EUR talep etmiştir.
Hükümet, meblağa itiraz etmiştir.
AİHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını kaydetmektedir. Bu nedenle, söz konusu talebi reddetmiştir. Ancak, tazminata ilişkin yargılamanın uzaması sonucu başvuranın, manevi zarara da uğramış olduğu kanısındadır. Hakkaniyet temelinde karar vererek, başvurana bu başlık altında 2,500 EUR ödenmesini öngörmüştür.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, yerel mahkemeler ve AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 11,600 EUR talep etmiştir. Avukat ücretlerine ve çeviri masraflarına ilişkin belgeler sunmuştur.
Hükümet, bu meblağa itiraz etmiştir.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre gerçekten ancak gerekli oldukları için yapıldıklarının ve miktarının makul olduğunun tespit edilmesi halinde, başvuran yargılama masraf ve giderlerinin kendisine ödenmesine hak kazanmaktadır. Mevcut davada, kendisine sunulan bilgileri ve yukarıda kaydedilen kriterleri göz önüne alan AİHM, yerel yargılamada yapılan masraf ve giderlerin karşılanması talebini reddetmektedir. Ancak, AİHM önündeki yargılama için başvurana 1,350 EUR ödenmesinin uygun olduğu kanısındadır.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Tazminata ilişkin yargılama hususundaki şikayetin kabuledilebilir ve başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden sorumlu Hükümetin yerel para birimine çevrilmek üzere başvurana aşağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;
(i) manevi tazminat olarak 2,500 EUR (iki bin beş yüz Euro);
(ii) yargılama masraf ve giderleri için 1,350 Euro (bin üç yüz elli Euro);
(iii) yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek her tür vergi.
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları gereğince 4 Kasım 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy