(AİHS m. 6, 13, 34, 35, 41, 44, 1 Nolu Protokol) (TENDİK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 31504/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
20 Ekim 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (31504/02) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşları Selahattin Çetinkaya, Mehmet Çetinkaya, Mahfuz Yalçı, Abdülkerim Yalçı, Mustafa Yalçı, Abdurrahman Yalçı ve Melike Yalçının (başvuranlar) 22 Temmuz 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından M. N. Yalçı tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar Diyarbakırda ikamet etmektedir.
Devlet Hazinesi, 10 Ekim 1952 tarihinde Karaberan köyündeki arazilerin birçok parseliyle ilgili olarak Bismil Kadastro Mahkemesi önünde itiraz davası açmıştır.
3 Kasım 1957 tarihinde mahkeme, 1952 tarihli kadastro planını iptal etmiştir.
Yargıtay, 10 Mart 1958 tarihinde bu kararı bozmuş ve davayı ilk derece mahkemesine geri göndermiştir.
22 Ocak 1968 tarihinde mahkeme, ihtilaflı parsellerden bir bölümünün tapu siciline S.Ö. adına kaydedilmesine karar vermiştir.
Yargıtay, 19 Eylül 1968 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
13 Mart 1969 tarihinde mahkeme, davaların parsellere göre ayrılmasına karar vermiştir. Bu iki dava 1968/213 ve 1969/1 dosya numarasıyla mahkeme kayıtlarına geçmiştir.
13 Haziran 1973 tarihinde, başvuranların dedeleri Abdülkerim Çetinkaya ve Sabri Çetinkaya mağdur taraf sıfatıyla davaya müdahil olmayı talep etmişlerdir. İlgili şahıslar, ecdatları adına düzenlenmiş tapu senedine ve iktisabi zamanaşımına dayanarak, arazi üzerindeki on yedi parselin kendi adlarına tahsisini talep etmişlerdir.
27 Ekim 1995 tarihinde, başvuranların murisleri Pirozhan Çetinkaya, Mehmet Çetinkaya ve Selahattin Çetinkayanın davaya mağdur sıfatıyla müdahil olma talepleri mahkeme tarafından kabul edilmiştir.
Pirozhan Çetinkaya, 20 Mart 2000 tarihinde vefat etmiştir. Mirasçıları Mahfuz Yalçı, Abdülkerim Yalçı, Mustafa Yalçı, Abdurrahman Yalçı ve Mekiye Yalçı davada taraf olmuşlardır.
Mahkeme, 24 Aralık 2002 tarihinde başvuranların 1968/213 sayılı dava kapsamındaki taleplerini reddetmiştir. Kararın nüshaları 19 ve 20 Mart 2003 tarihlerinde başvuranların temsilcilerine tebliğ edilmiştir. Başvuranların temsilcileri itiraz etmediği için bu davayla ilgili karar kesinleşmiştir.
22 Ocak 2003 tarihinde, mahkeme başvuranların 1969/1 sayılı dava kapsamındaki taleplerini reddetmiştir.
6 Haziran 2006 tarihinde Yargıtay, temyiz edilen kararı bozmuş ve davayı yeniden ilk derece mahkemesine geri göndermiştir. Hüküm bozulduktan sonra, dava 2007/10 dosya numarasıyla tescil edilmiştir. Dosyadaki bilgilere göre, dava bugün itibariyle hâlâ Bismil Kadastro Mahkemesi önünde görülmeye devam etmektedir.
1952 yılından bugüne kadar yüzlerce duruşma yöneten mahkeme, bu dönem zarfında, dosyayı oluşturmuş, çeşitli mercilerden bilgi ve belgeler talep etmiş, tarafların özellikle söz konusu yerlerin bilirkişi tarafından incelenmesi talebini yerine getirmiş, tarafların ihtilaflı araziye üçüncü şahısların müdahil olmasını engellemeye yönelik taleplerini incelemiş ve tanıkları dinlemiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6. MADDESİNİN 1. PARAGRAFININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, yargılama süresinin, özellikle, AİHSnin 6. maddesinin 1. paragrafında öngörülen makul süre ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
Hükümet, bu sava karşı çıkmakta ve davanın çok karmaşık olduğunu savunmaktadır.
Bununla birlikte, AİHM, öncelikle söz konusu şikâyetin AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmekte ve bu nedenle başvuruyu kabuledilebilir ilan etmektedir.
Esasa ilişkin olarak AİHM, başvuranların şikâyet ettikleri yargılamaların 10 Ekim 1952 tarihinde başladığını, ancak ecdatlarının mağdur taraf sıfatıyla müdahil olma taleplerinin mahkeme tarafından 13 Haziran 1973 tarihinde kabul edildiğini kaydetmektedir.
Öte yandan AİHM, dosyadaki unsurlara göre, 1968/213 sayılı dava yargılamasının temyize gitmeyen başvuranlar için 19 ve 20 Mart 2003 tarihlerinde son bulduğunu tespit etmektedir. 1969/1 (2007/10) sayılı dava ise, tarafların dosyada sunduğu bilgilere göre, kararın alındığı tarihte henüz sonuçlanmamıştır.
1968/213 sayılı davanın iki dereceli mahkemelerde yargılanma sürecinde, Türkiyenin bireysel başvuru hakkını kabul ettiği 28 Ocak 1987 tarihinden 19 ve 20 Mart 2003 tarihlerine kadar yaklaşık on altı yıl geçmiştir.
1969/1 (2007/10) sayılı davanın iki dereceli mahkemelerde yargılanma sürecinde ise, 28 Ocak 1987 tarihinden bugüne kadar yaklaşık yirmi üç yıl geçmiştir. AİHM, bu hesaplamayla 29 Ocak 1987 tarihinden önce on üç yıldan fazla bir sürenin geçtiğini kaydetmektedir.
Oysa, AİHM mevcut davadakine benzer sorunlar içeren çok sayıda davaya bakmış ve konuyla ilgili yerleşik içtihadında ortaya çıkan kıstasları dikkate alarak makul süre gereksiniminin yerine getirilmediğini tespit etmiştir (bakınız, diğer birçoğu arasından, Fransa aleyhine Frydlender davası (GC), no 30979/96, prg. 43-45, CEDH 2000-VII ve Türkiye aleyhine Cankoçak davası, no 25182/94 ve 26956/95, prg. 25, 20 Şubat 2001).
Mevcut davada farklı sonuca varmayı gerektirecek herhangi bir unsur göremeyen AİHM, aynı gerekçeler doğrultusunda AİHSnin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.
II. AİHSNİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, ayrıca Türkiyede yargılamanın aşırı uzunluğuna itiraz etme imkânı veren bir hukuk yolunun bulunmamasından şikâyetçi olmakta ve AİHSnin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.
AİHM, bu şikâyetin yukarıda incelenen şikâyetle bağlantılı olduğunu ve dolayısıyla onun da kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini kaydetmektedir.
AİHM, bireyin, AİHSnin 6. maddesinin 1. paragrafında öngörülen, davanın makul bir süre içerisinde görülmesi zorunluluğuna uyulmaması gibi şikayetlerini ulusal bir mahkeme önünde dile getirebileceği etkin bir başvuru yapma hakkının 13. maddede garanti altına aldığını hatırlatmaktadır (bakınız Polonya aleyhine Kudla davası (GC), no 30210/96, prg. 156, CEDH 2000-XI). AİHM, Hükümetin buna benzer davalarda dile getirdiği iddia ve argümanların daha önce de reddedildiğini (bakınız, diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Tendik ve diğerleri davası, no 23188/02, prg. 36, 22 Aralık 2005; Türkiye aleyhine Ebru ve Tayfun Engin Çolak davası, no 60176/00, prg. 106, 30 Mayıs 2006) ve mevcut davada farklı sonuca varmayı gerektirecek herhangi bir neden göremediğini kaydetmektedir.
Bu durumda, AİHM, olayda, başvuranların davalarının, AİHSnin 6. maddesinin 1. paragrafında belirtildiği şekilde, makul bir süre zarfında çözüme ulaştırılması haklarını kullanabilmelerine olanak sağlayan bir başvuru yolunun iç hukukta bulunmamasından dolayı AİHSnin 13. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.
III. 1 NOLU EK PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, ayrıca mülklerini elli yıldan fazla bir süredir kullanamadıklarından yakınmakta ve bu konuyla ilgili olarak 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, bu sava itiraz etmekte ve tapu senetleriyle ilgili olaylar 1987 yılından önce meydana geldiği için bu şikâyetin AİHSnin hükümleriyle zaman bakımından bağdaşmadığını savunmaktadır.
AİHM, anlaşıldığı kadarıyla başvuranların mülkiyet haklarıyla ilgili davanın ulusal mahkemelerde halen görülmekte olduğunu kaydetmektedir. Dosyadaki unsurların tamamını inceleyen AİHM, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesine dayalı şikâyet hakkında karar verebilmek için, iç hukukta görülen davanın sonucunu bilmenin gerekli olduğu kanaatindedir. Bunun sonucu olarak, ulusal mahkemeler önünde görülen davanın bu aşamasında, söz konusu şikâyetin zamanından önce sunulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, başvuranın 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesine dayalı şikâyeti, AİHSnin 35. maddesinin 1 ve 4. paragrafları anlamında iç hukuk yolları tüketilmediği için kabuledilemez niteliktedir.
Yukarıdaki tespitleri göz önüne alan AİHM, Hükümetin zaman bakımından itirazı hakkında karar vermeyi gereksiz bulmaktadır.
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Pirozhan Çetinkayanın mirasçıları (Mahfuz Yalçı, Abdülkerim Yalçı, Mustafa Yalçı, Abdurrahman Yalçı ve Mekiye Yalçı) uğradıkları maddi zararın karşılığı olarak herbiri için 28 491 Euro (EUR) talep etmektedir. Mehmet Çetinkayanın mirasçıları (Mehmet Mekkin Çetinkaya, Abdülkadir Çetinkaya, Nurhan Çetinkaya (Aygül), İlmiye Çetinkaya (Olgun), Muhterem Çetinkaya ve Ahmet Çetinkaya) bu başlık altında herbiri için 118 715 Euro talep etmektedir. Öte yandan, Selahattin Çetinkayanın mirasçılarından Makbule Çetinkaya 35 610 Euro talep ederken, diğer on mirasçı (Aysel Çetinkaya (Dağ), Mehmet Veysi Çetinkaya, Mehmet Erdal Çetinkaya, Mehmet Vasfi Çetinkaya, Mehmet Çetinkaya, İpek Çetinkaya (Şengül), Mehmet Faruk Çetinkaya, Osman Çetinkaya, Nedret Çetinkaya ve Süleyman Çetinkaya) kişi başına 10 683 Euro istemektedir.
AİHM, tespit edilen ihlal ile istenen meblağlar arasında nedensellik bağı görememekte ve dolayısıyla bu talebi reddetmektedir.
Başvuranlar, manevi tazminat olarak her biri için 10 000 Euro talep etmektedir. Yargılama masraf ve giderleri için hiçbir talep dile getirilmemiştir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
AİHM, her şeyden önce AİHSnin bir hükmünün ihlal edildiği sonucuna vardığında ilgili şahsa uğradığı zarar karşılığında bir manevi tazminat ödenmesine hükmedebileceğini hatırlatmaktadır. Bu tutar, söz konusu ihlalin sonucunda ortaya çıkan tedirginlik, sıkıntı ve belirsizliğin telafisi içindir (bakınız Portekiz aleyhine Comingersoll S.A. davası (GC), no 35382/97, prg. 29, CEDH 2000-IV; Yunanistan aleyhine Arvanitaki-Roboti ve diğerleri davası (GC), no 27278/03, prg. 27, CEDH 2008-...; ve Yunanistan aleyhine Kakamoukas ve diğerleri davası (GC), no 38311/02, prg. 39, 15 Şubat 2008).
Birlikte hareket eden bir grup insanın aynı olgu ve hakları savunarak ve aynı amaca yönelik gerekçelerle açtığı bir davada, yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle AİHSnin 6. maddesinin çiğnendiği tespit edilirse, başvuranların her biri, prensip itibariyle ve uygulanacak kıstaslara halel getirmeden, bireysel olarak manevi tazminat talep edebilirler (bakınız, özellikle, Yunanistan aleyhine Arvanitaki-Roboti ve diğerleri davası (GC), no 27278/03, § 29, CEDH 2008-... ; ve Yunanistan aleyhine Kakamoukas ve diğerleri davası (GC), no 38311/02, prg. 41, 15 Şubat 2008).
Bir grup başvuran, ihtilaflı ulusal yargılamanın sadece başlangıçtaki tek tarafıyla arasındaki hukuki bir bağlantı varlığına dayanarak mağdur sıfatı kazandığında durum farklıdır. Örneğin başlangıçtaki tarafın vefat etmesi neticesinde hak sahiplerinin başvurması ya da iflas sonrasında mal varlığını yönetenlerin isteği üzerine dava konusu edilmesi durumunda veya alacak devrinde böylesi bir durum ortaya çıkabilir. AİHMnin tutar üzerinde karar verirken dikkate alması gereken en önemli nokta, özellikle başvuranların çok sayıda olduğu durumlarda, onların sayısındaki artışın davalı taraf üzerine yüklenmemesidir.
Mevcut davada başvuranlar, ihtilaflı yargılamanın başlangıçtaki tarafı olan anne-babalarının ebeveynlerinin miraslarını bıraktığı kendi anne-babaların mirasçısı olmuşlardır. (yukarıdaki ilgili paragraflar).
AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvuranlara beraberce 20 000 Euro manevi tazminat ödenmesine ve bu tutara Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklemek suretiyle gecikme faizinin eklenmesine hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHSnin 6/1 ve 13. maddesi hakkındaki şikayetlerin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4. AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvuranlara ortaklaşa 20.000 (yirmi bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy