(AİHS m. 5, 6, 13, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 169) (3713 S. K. m. 5) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 31721/02)
KARAR
STRAZBURG
13 Ekim 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 31721/02 nolu davanın nedeni, T.C. vatandaşı Hasan Demirkayanın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, 13 Mayıs 2002 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde, İzmir Barosu avukatlarından M. Rollas tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
Başvuran 1978 doğumludur ve İzmirde ikamet etmektedir.
Başvuran, 8 Ekim 2001 tarihinde, yasadışı bir örgüt olan PKKya yardım ve yataklık ettiği şüphesiyle İzmirde gözaltına alınmıştır. Başvuran, gözaltı sırasında, tutuklu haklarının açıklandığı formu imzalamış ve kendisine susma hakkı olduğu hatırlatılmıştır. 9 Ekim 2001 tarihinde, başvuran, avukat yardımı almaksızın İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde görevli polis memurları tarafından sorgulanmıştır. Başvuran, PKKya yardım ve yataklık ettiğini ve örgütün kuryesi olarak görev yaptığını itiraf etmiştir. N.S. adlı bir diğer sanık da söz konusu operasyon sırasında yakalanmıştır. N.S., polise verdiği ifadede PKK üyesi olduğunu ve İzmire geldiğinde başvuranın evinde kaldığını belirtmiştir. N.S., başvuranın PKKnın kuryesi olduğunu ve bazı yasadışı eylemlerde kendisine yardım ettiğini iddia etmiştir.
12 Ekim 2001 tarihinde, başvuran Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulanmış ve PKK ile bağlantısı olduğunu reddetmiştir. Başvuran, ayrıca, polise verdiği ifadeyi okumadan imzaladığını iddia etmiştir.
Başvuran, aynı gün, PKK ile bağlantılarının bulunup bulunmadığı konusunda kendisini ve diğer on altı şüpheliyi sorgulayan sorgu hakimi huzuruna çıkartılmıştır. Başvuranın avukatı da sorgu sırasında hazır bulunmuştur. Başvuran, sorgu hakimine verdiği ifadesinde aleyhindeki bütün suçlamaları reddetmiştir. Başvuran, sorgulama sonrasında hakim kararı ile tutuklanmıştır.
İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık ettikleri suçlamasıyla başvuran ile birlikte diğer on beş kişi hakkında 19 Ekim 2001 tarihli iddianameyi hazırlamıştır. Söz konusu suçlamalar Ceza Kanununun 169. maddesi ile 3713 No.lu Terörle Mücadele Kanununun 5. maddesine dayandırılmıştır.
Başvuran, yargılama sırasında, PKK ile herhangi bir bağlantısı olmadığını iddia etmiştir. Ayrıca, sanıklardan biri olan N.S., mahkeme önünde PKK üyesi olduğunu itiraf etmiş, ancak İzmire geldiğinde başvuranın evinde kalmasına rağmen başvuranın kendisinin PKK üyesi olduğunu bilmediğini ifade etmiştir. N.S., bu bağlamda, baskı altında alındığı gerekçesiyle polise verdiği ifadeyi geri almıştır. 20 Haziran 2002 tarihinde, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranı aleyhindeki suçlamalardan mahkum etmiş ve üç yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırmıştır. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, mahkumiyet kararını verirken, başvuranın avukat yardımı almadan polise vermiş olduğu ifadeyi göz önünde bulundurmuştur. Mahkeme, ayrıca, N.S.nin başvuranın PKK eylemlerinde yer aldığı yönündeki polis ifadesini de göz önünde bulundurmuştur. Bu nedenle, mahkeme, başvuranın PKK ile bağlantısı olduğunu itiraf ettiği polis ifadesinin dava dosyasındaki diğer delillerle doğrulandığı sonucuna varmıştır.
10 Ekim 2003 tarihinde, Yargıtay başvuranın temyiz talebini reddetmiştir.
HUKUK
I.AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, gözaltı sırasında avukat yardımından yararlanamadığı konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetini AİHSnin 6/3(c) maddesine dayandırmıştır.
Hükümet, ilk olarak, başvuranın altı ay kuralına uymadığının iddia etmiştir. Hükümete göre, altı aylık süre başvuranın polise ifade verdiği 9 Ekim 2001 tarihinde başlamalıdır. Hükümet, esasa ilişkin olarak, 12 Ekim 2001 tarihinde sorgu hakimi tarafından yapılan sorgulama ve daha sonraki ceza kovuşturması sırasında başvurana avukat yardımı sağlandığını ileri sürmüştür.
AİHM, yargılamanın adil olup olmadığı değerlendirilirken, yargılamanın tamamının göz önünde bulundurulması gerektiğini hatırlatır (John Murray / Birleşik Krallık, Hüküm ve Karar Raporları 1996-I). Söz konusu davada, başvuran, AİHSnin 35/1 maddesine uygun olarak, Yargıtayın nihai kararını verdiği 10 Ekim 2003 tarihinden itibaren altı ay içerisinde AİHMye başvuruda bulunmuştur. Sonuç olarak, Hükümetin itirazı savunulamaz niteliktedir.
AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
AİHM, başvuranın Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına giren bir suçla itham edilmesi nedeniyle, 3842 No.lu Kanunun 31. maddesi uyarınca, başvuranın gözaltı sırasında avukat yardımı alma hakkının kısıtlandığını gözlemlemektedir. Bunun sonucunda, başvuran, polis ve Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulandığı sırada avukat yardımından faydalanamamıştır. Ayrıca, AİHM, başvuranın polis sorgusu sırasında aleyhindeki suçlamaları kabul ettiğini ve bu ifadenin sonradan mahkumiyeti sırasında mahkeme tarafından kullanıldığını gözlemlemektedir. AİHM, başvuranın sorgu hakimi tarafından sorgulanması sırasında avukat yardımı aldığını kaydeder. Ancak, söz konusu davada, başvuran polise ifade verirken yanında avukatının olmamasından etkilenmiştir; çünkü başvuran polise vermiş olduğu ifadeyi sürekli olarak inkar etmesine rağmen, Devlet Güvenlik Mahkemesi söz konusu ifadeyi temel kanıt olarak kullanmıştır. AİHM, ayrıca, N.S.nin polise verdiği ifadenin, yargılama sırasında geri alınmasına rağmen, başvuranın polis ifadesini doğrulamak için kullanılmasını kayda değer bulmaktadır.
Yukarıda anlatılanları göz önünde bulunduran AİHM, ne sorgu hakimi tarafından yapılan sorgulama sırasında sağlanan avukat yardımının ne de sonradan yapılan ceza kovuşturmasının çekişmeli niteliğinin başvuranın polis tarafından sorgulanması esnasında yapılan hataları düzeltebileceği kanaatindedir.
Bu nedenle, AİHM, başvuranın sorgu hakimi tarafından yapılan sorgulama sırasında avukat yardımından faydalanabilmesine rağmen polis sorgusu sırasında söz konusu haktan faydalanamamasının, polis ifadesinin mahkumiyeti için kullanılması nedeniyle, başvuranın savunma haklarını telafi edilemez bir şekilde etkilediği sonucuna varmıştır (Salduz / Türkiye, no. 36391/02).
Bu nedenle, söz konusu davada, AİHSnin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesi ihlal edilmiştir.
II. İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER AİHS MADDELERİ
Başvuran, yakalanmasından ailesinin haberdar edilmediği, yakalanma sebeplerinin kendisine bildirilmediği, gözaltında tutulmasına itiraz edemediği ve gözaltı süresinin uzun olduğu gerekçeleriyle şikayetçi olmuş ve bu şikayetlerini AİHSnin 5. maddesine dayandırmıştır. Başvuran, ayrıca, kanun dışı yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat verilmesiyle ilgili 466 No.lu Kanunun AİHSnin 5. maddesi uyarınca yapmış olduğu şikayetler için etkili bir iç hukuk yolu olmadığı konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetini AİHSnin 13. maddesine dayandırmıştır.
AİHM, dava dosyasında söz konusu hükümlerin ihlalini oluşturan herhangi bir delile rastlamamıştır. AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğunu kaydeden AİHM, söz konusu şikayetin reddedilmesine karar verir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuran, maddi tazminat olarak 5,000 Euro, manevi tazminat olarak 10,000 Euro talep etmiştir. Başvuran, yalnızca İzmir Barolar Birliğinin ücret cetveline atıfta bulunarak, yerel mahkemeler önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro, avukatlık ücreti için 3,800 Euro talep etmiştir. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
Tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını kaydeden AİHM söz konusu talebi reddeder. AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvurana 1,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir.
AİHM, en uygun telafi yönteminin başvuranın talep etmesi halinde, AİHSnin 6/1 maddesindeki gereklilikleri karşılayacak şekilde yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (Salduz, yukarıda kaydedilen).
Yargılama masraf ve giderlerine yönelik taleple ilgili olarak, AİHMnin içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Sözkonusu davada, başvuran iddia ettiği yargı giderlerinin gerçekliğini kanıtlamamıştır. Bu nedenle, AİHM, bu başlık altında herhangi bir ödeme yapılmamasına karar verir.
AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Gözaltı sırasında başvurana avukat yardımı sağlanmamasına ilişkin şikayetin kabuledilebilir, başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. Gözaltı sırasında başvurana avukat yardımı sağlanmaması nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a)AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 1,000 Euro (bin Euro) ödenmesine;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy