(AİHS m. 6, 13, 34, 35, 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (2942 S. K. m. 38) (KADRİYE YILDIZ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (BÖREKÇİOĞULLARI (ÇÖKMEZ) VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (GENÇEL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 32322/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
27 Ekim 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (32322/02) nolu davanın nedeni, 1929 doğumlu olup Ankarada ikamet eden (T.C. vatandaşı) Nurhan Eryılmazın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 26 Temmuz 2002 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, Ankara Barosu avukatlarından M.C. Taner tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
İmar uygulamasının ardından, 21 Ocak 1981 tarihinde, başvuran, Ankara Çankaya Kazım Özalpte bulunan 35717 m2 yüzölçümlü taşınmazdan 232 m2 yüzölçümünde (5965 ada parsel no:1) bir taşınmaz edinmiştir.
12 Temmuz 2000 tarihinde, başvuran, Milli Savunma Bakanlığı tarafından taşınmazına yönelik olarak uygulanan kamulaştırmazsız el atma nedeniyle Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Başvuran, sözkonusu dönemde, taşınmazın satış miktarına tekabül eden miktar olan 230.970.000.000 TL tutarında tazminat talebinde bulunmuştur.
20 Şubat 2001 tarihinde, mahkeme, başvuranın talebini reddetmiştir. Mahkeme, ihtilaflı taşınmazın, başvuranın ileri sürdüğü gibi 1981 tarihinden itibaren değil 1942 tarihinden itibaren Milli Savunma Bakanlığının kullanımında olduğu sonucuna ulaşmıştır. Dolayısıyla, sözkonusu taşınmaz hakkındaki dava, 4 Kasım tarihli 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 38. maddesinin hükümleri uyarınca yirmi yılın sonunda zaman aşımına uğramıştır.
18 Haziran 2001 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
Başvurana 11 Şubat 2002 tarihinde tebliğ edilen 15 Ocak 2002 tarihli bir kararla, Yargıtay, karar düzeltme başvurusunu reddetmiştir.
HUKUK
Başvuran, mülkiyet hakkının ihlalinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran, hiçbir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın taşınmazına kamulaştırmasız el atma uygulandığını belirtmektedir. Başvuran, kendisine hiçbir zaman ödeme yapılmadığını ileri sürmektedir. Bu bağlamda başvuran, Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesine ve AİHSnin 6. maddesine atıfta bulunmaktadır. AİHM, sözkonusu şikayetin Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
Hükümet, idare tarafından bir işgal sözkonusu olduğunda başvuranın, maliklik, tazminat veya taşınmazından faydalanabilme davaları gibi başvuru yollarına sahip olduğunu ileri sürmektedir.
AİHM, hukuki süreç ile öngörülen başvuru yollarının yalnızca, tapu tescilinde yasadışı bir düzenleme olduğunda ya da maliklikle ilgili bir sorun olduğu durumda dava açılmasına imkan tanıdığı değerlendirmesinde bulunarak, geçmişte, benzer davalar çerçevesinde kendisine yapılan sözkonusu itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır (I.R.S ve diğerleri). Oysa mevcut davada böyle bir durum sözkonusu değildir. AİHM, önceden ulaştığı sonucu teyit etmekte ve Hükümetin itirazını reddetmektedir. AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
AİHM, müteaddit defalar, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan davaları incelediğini ve 2942 sayılı Yasanın 38. maddesinin uygulanması nedeniyle mülkiyetten yoksun bırakmadan dolayı Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği tespitinde bulunduğunu hatırlatmaktadır (I.R.S. ve diğerleri, Kadriye Yıldız ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 73016/01, 10 Ekim 2006, Börekçioğulları (Çökmez) ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 58650/00, 19 Ekim 2006). AİHM, sözkonusu hükmün uygulanması ile ilgili olarak, Hükümetin işbu kararda farklı bir sonuca ulaşmak için ikna edici hiçbir tespit ve argüman sunmadığını tespit etmektedir.
AİHM, 38. maddenin mevcut davaya uygulanmasının, tapusunun iptal edilmesi nedeniyle başvuranın tazminat elde etme imkanından yoksun kalmasına yol açtığı kanaatindedir. Kamu yararının gerektirdikleri ile kişisel hakların korunması yükümlülüğü arasında hüküm sürmesi gereken adil dengeyi koruma imkanı sağlayan hiçbir tazminat işlemi gerçekleştirilmemesinden dolayı böyle bir müdahale ancak keyfi olarak nitelendirilebilir.
Bu itibarla Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
AİHSnin 41. maddesinin uygulanması bağlamında başvuran, 2008 yılının Haziran ayında, taşınmazın metre karesini 2.820 Euro olarak değerlendiren başvuran, gecikme faizi ile birlikte 654.000 Euro tazminat talebinde bulunmaktadır. Başvuran, diğer hak sahipleri tarafından açılan bir dava çerçevesinde taşınmazın aynı parseli için yapılan ve 2000 yılının Haziran ayında taşınmazın metre karesini 315,74 Euro olarak takdir eden 22 Kasım 2004 tarihli bilirkişi raporunu sunmaktadır. Bununla birlikte, 25 Haziran 2008 tarihli görüşlerinde, başvuran taraf, ulusal yargılamanın başladığı tarih olan 12 Temmuz 2000 tarihinde, tazminat talebinin 122.070 Euro tutarında olduğunu belirtmektedir.
Hükümet, adil tatmin önerisinde bulunmaksızın sözkonusu taleplere itiraz etmektedir.
Öncelikle, başvuranın maddi kaybını değerlendirmede AİHM açısından ciddi bir güçlüğün bulunduğunu tespit etmek gerekmektedir. Bilahare, AİHM, Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesi ile güvence altına alındığı şekli ile başvuranın hakkına yönelik olarak yapılan ihlalin, ulusal mahkemeler tarafından daha önce kabul edilen ve telafi edilen bir sorundan kaynaklandığını gözlemlemektedir. Bu hususta AİHM, yükümlülüğün ötesinde, AİHSnin 13. maddesi uyarınca savunulabilir şikayeti olan her kişiye ulusal bir mahkeme önünde etkili başvuru yolu sunulmasını ve Devletlerin, tespit edilen ihlallerden doğan sorunları çözme genel yükümlülüğünü hatırlatan ulusal başvuru yollarının iyileştirilmesine ilişkin 12 Mayıs 2004 tarihli Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararına atıfta bulunmaktadır (Broniowski-Polonya, 31443/96). Bu bağlamda AİHM, durumuna en uygun şekilde başvuranın maddi kaybını değerlendirmek için ulusal mahkemelerin en uygun mercileri oluşturduğu kanaatindedir. Sonuç olarak AİHM, bir tazminat davasının ya da tazminat ödenmesi ile sonuçlanacak kamulaştırılan taşınmazların değer tespit davasının, Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlalinde en uygun telafi yolunu oluşturduğu kanaatine varmaktadır (mutatis, mutandis, Gençel-Türkiye, başvuru no: 53431/99, 23 Ekim 2003).
Anayasa Mahkemesinin kararından önceki dönemi kapsayan böyle bir dava sözkonusu olmadığından, AİHM, daha önce, I.R.S. ve diğerleri-Türkiye (adil tatmin) (başvuru no: 26338/95, 31 Mayıs 2005) kararında, tespit edilen ihlalin kaynağı taşınmazın başvuranın elinden alınmasının hukuki değerlendirilmesi değil de tazminat ödenmemesi olduğundan, idarenin taşınmazların değerini tam olarak yansıtma zorunluluğu olmadığını beyan ettiğini hatırlatmaktadır. Mevcut davada, AİHM, ulusal mahkemeler önündeki yargılama çerçevesinde tazminat elde etme meşru beklentileriyle bağlantılı olarak, mamelek değere mümkün olduğunca tekabül edecek bir götürü miktarı belirlemenin uygun olacağına hükmetmektedir (mutatis, mutandis, sözü edilen Börekçioğulları (Çökmez) ve diğerleri). Sonuç olarak, dosyaya sunulan unsurları göz önüne alan AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvurana, 150.000 Euro maddi tazminat ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir. Ancak AİHM, davanın, manevi tazminatın incelenmesine imkan sağlayacak hiçbir özel neden sunmadığı kanısındadır (I.R.S ve diğerleri).
Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak, başvuran, avukatlık ücreti için 6.210 Euro ve ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapmış olduğu diğer yargılama masraf ve giderleri için 440,16 Euro talep etmektedir. Başvuran, noter tasdiki yapılmayan ve avukatının yukarıda sözü edilen miktarı belirlediği bir avukatlık ücret sözleşmesini ve çeviri, posta, kırtasiye ve ulusal mahkemeler önündeki adli masraflara ilişkin faturaları belge olarak sunmaktadır. Hükümet, sözkonusu miktarlara itiraz etmektedir.
AİHM, başvuran ve avukatı tarafından sözleşme ile belirlenen avukatlık ücretinin yalnızca iki tarafı bağladığı kanaatindedir. Davanın koşullarını ve belgeleri göz önüne alan AİHM, tüm masraflar için 1.000 Euro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
AİHM, gecikme faizi oranının Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uygulanan orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesinin uygun olacağına hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM,
1. Oybirliğiyle, başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. Oybirliğiyle, Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. İkiye karşı beş oyla,
a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana aşağıdaki miktarların ödenmesine:
(i) her türlü vergiden muaf tutularak 150.000 Euro (yüz elli bin Euro) maddi tazminat
(ii) her türlü vergiden muaf tutularak 1.000 Euro (bin Euro) yargılama masraf ve gideri
b)sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Oybirliğiyle, adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 27 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy