(AİHS m. 3, 5, 6, 13, 34, 35, 44) (KARAYİĞİT - TÜRKİYE DAVASI) (SALMANOĞLU VE POLATTAŞ - TÜRKİYE DAVASI) (ÇİÇEK - TÜRKİYE DAVASI) (TALAT TEPE - TÜRKİYE DAVASI) (LABITA - İTALYA DAVASI) (ALGÜR - TÜRKİYE DAVASI) (MEHMET ÜMİT ERDEM - TÜRKİYE DAVASI) (KURNAZ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 32505/02)
KARAR
STRAZBURG
23 Mart 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 32505/02 nolu davanın nedeni, T.C. vatandaşı Döndü Erdoğanın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, 2 Ağustos 2002 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde, İstanbul Barosu avukatlarından A. Yazıcıoğlu ve K. Doğru tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1986 doğumludur ve İstanbulda ikamet etmektedir.
A. Başvuranın yakalanması ve tutuklanmasına ilişkin olaylar
1. Başvuranın anlattığı şekliyle olaylar
Başvuran, 29 Nisan 2001 tarihinde saat 14.30 sularında, kız kardeşinin evine giderken polis memurları tarafından yakalanmıştır. Yakalandığı sırada başvuranın üzerinde kimliği bulunmamaktadır.
Başvuran daha sonra kelepçelenerek Bahçelievler Emniyet Müdürlüğüne götürülmüş ve bir saat boyunca sorgulanmıştır. Başvuranın sorgu sırasında insanlık dışı muameleye maruz bırakıldığı iddia edilmiştir. Başvuran copla dövülmüş, üzerine hortumla soğuk su tutulmuş ve duvara çarpılmıştır.
Saat 21.30 sularında, başvuranın ailesi, kızlarının kaybolduğunu bildirmek için karakolla irtibata geçmiştir. Polis, tarif edilen kayıp kişinin başvuran olduğunu tespit etmiş ve başvuranın ailesini Bahçelievler Emniyet Müdürlüğünün ikinci katında bulunan terörle mücadele şubesine yönlendirmiştir.
Başvuranın ailesi, başvuranın tutulduğu görüşme odasına alınmıştır. Başvuranın ailesi, başvuranı kendini kaybetmiş bir halde polis memurlarına bağırıp küfür ederken bulmuştur. Başvuran kendini duvarlara vurmuş ve pencereden atlamaya teşebbüs etmiştir. Başvuran, başında ve bileklerinde bulunan çürüklerin ve tırnak izlerinin kelepçeden dolayı oluştuğunu iddia etmiştir. Ailesi, söz konusu tarihte 15 yaşında olan başvuranın neden yakalandığını sorduğunda, polis memurları başvuranın terörist olduğu şüphesiyle yakalandığını ve adını ve yaşını kendilerine söylemediğini bildirmiştir. Polis memurları, ayrıca, uyguladıkları muameleye rağmen başvuranın konuşmayı reddettiğini belirtmişlerdir.
Bununla birlikte, başvuran, kendisinin ve babasının adının, kimliğinin ve yaşının çantasında bulunan günlükten kolaylıkla öğrenilebileceğini makamlara bildirmiştir. Ayrıca, başvuranın günlükte kaydedilen yaşı polis memurları tarafından 14 yerine 19 olarak değiştirilmiştir.
Başvuranın kimlik bilgilerinin doğrulanmasından sonra kelepçeler çıkartılmış ve başvurana bir bardak su verilmiştir. Ancak, başvuran bardağı kırmış ve bileklerini kesmiştir. Bunun üzerine, başvuran polis tarafından Yenibosna Hastanesine götürülmüştür.
Başvuran tedavi edildikten sonra, saat yaklaşık 1.00de, polis memurları başvuranı evine götürmüş ancak başvuran yine kendini kaybederek histerik tavırlar sergilemiştir. Başvuran, ailesine karakolda gördüğü muameleyle ilgili olarak konuşmayı reddedince, kendisini daha rahat hissetmesi için kız kardeşinin evine gönderilmiştir. Başvuran, dördüncü katta bulunan kız kardeşinin evinden atlayarak intihara teşebbüs etmiştir.
Başvuran, takip eden on dört günü İstanbul Üniversitesi Hastanesi yoğun bakım ünitesinde geçirmiştir. Söz konusu başvurunun yapıldığı tarihte, başvuranın Türkiye İnsan Hakları Vakfında psikolojik tedavi görmeye devam ettiği iddia edilmiştir.
Başvuran hastanedeyken Bahçelievler Emniyet Müdürlüğüne bağlı polis memurları ile Emniyet Müdürü, düzenli olarak başvuranı ziyaret etmiş ve ailesine suç duyusunda bulunmamalarını veya olayla ilgili olarak basına haber vermemelerini talep etmişlerdir. Polis memurları, aldıkları ihbar üzerine başvuranı yakaladıklarını ve sonradan söz konusu ihbarı başvuranın yaptığını anladıklarını ifade etmişlerdir. Daha sonra, polis memurları, başvuranın babasına ihbar telefonunun kaydını dinletmişlerdir. Başvuranın babası, kayıttaki sesin kızına ait olmadığını iddia etmiştir.
2. Hükümetin anlattığı şekliyle olaylar
29 Nisan 2001 tarihinde saat 14.00 sularında, polis imdat hattına kimliği belirsiz bir kişi tarafından bir kadının çantasında yasadışı belgeler taşıdığına dair bir ihbar gelmiştir. Kimliği belirsiz kişi, şüpheliyi ayrıntılı bir biçimde tarif etmiş ve söz konusu şahsın İstanbul Bahçelievlerdeki bir kontörlü telefon bayiliğinin önünde durduğunu belirtmiştir. Polis, belirtilen yere hemen bir devriye göndermiş ve tarif edilen şüpheliyle aynı özellikleri taşıyan başvuranı yakalamıştır. Yakalandığı sırada başvuranın kimliği yanında değildir; başvuran, yaşını ve ismini polise söylemeyi reddetmiştir. Hükümet tarafından sunulan belgelere göre, başvuranın olay tarihinde 19 yaşında olduğu tahmin edilmektedir.
Saat 16.00 sularında, başvuran Bahçelievler Emniyet Müdürlüğüne getirilmiştir. Başvuran, terörle mücadele şube müdürünün odasında kimliği, ailesi ve adresiyle ilgili olarak yaklaşık bir saat boyunca sorgulanmıştır. Sorgulama sırasında Bahçelievler Emniyet Müdürü ile Terörle Mücadele Şube Müdürü de odada bulunmuştur. Bilgi vermeyi reddeden başvuran, terörle mücadele şubesine bağlı uzman polisler tarafından yaklaşık bir saat kadar daha sorgulanmış ancak yine sessizliğini korumuştur.
Sonuç olarak, başvuranın herhangi bir yasadışı örgütle bağlantısı olmadığına karar verilmiştir. Ancak, kimliğinin belirlenememesi ve polisin akli dengesinin yerinde olmadığına karar vermesi üzerine, başvuran serbest bırakılamamıştır. Dolayısıyla, başvuranın kimlik ve adresine ilişkin soruşturma sonlanıncaya kadar kayıp kişi statüsüyle emniyet müdürlüğünde tutulmasına karar verilmiştir. Bu arada, bölgedeki polis birimlerine, herhangi bir kayıp kişi ihbarı durumunda Bahçelievler Emniyet Müdürlüğü ile iletişime geçmeleri talimatı verilmiştir.
Saat 22.30 sularında, başvuranın kız kardeşleri ile amcaları, başvuranın kaybolduğunu Yenibosna Polis Karakoluna bildirmişler ve başvuranın tutulduğu Bahçelievler Emniyet Müdürlüğüne yönlendirilmişlerdir. Ailesini karşısında görünceye kadar oldukça sakin bir şekilde bekleyen başvuran, aniden taşkın davranışlar sergilemeye başlamıştır. Başvuran, daha sonra, pencereden atlamaya teşebbüs etmiş ve kendi güvenliği için kelepçelenmek zorunda kalmıştır. Bu arada, başvuranın kız kardeşlerinden biri olan G.E., polise başvuranın psikolojik bir rahatsızlığı olduğunu ve daha önce birkaç kez evden kaçmaya teşebbüs ettiğini anlatmıştır.
Bir süre sonra, başvuranın bir nebze sakinleşmesinin ardından, kelepçeler çıkarılmış ve başvuranın isteği üzerine kendisine bir bardak su verilmiştir. Ancak, başvuran bardağı kırarak bileklerini kesmiştir. Başvuran polis tarafından Yenibosna Hastanesine götürülmüştür. Hükümet tarafından sunulan kayıtlara göre, başvuranın kollarında ve bileklerinde daha önce de kendisini yaralama girişiminde bulunduğunu gösteren eski yara izleri bulunmaktadır.
Saat 00.10 sularında, başvuran hastaneden çıkarılmış ve ailesiyle eve gitmek istememesi üzerine polis tarafından evine götürülmüştür. Eve geldiklerinde başvuran yine çılgınca tavırlar sergilemeye başlamış ve babasını görmek istemediğini söyleyerek eve girmemek için direnmiştir. Bunun üzerine, başvuran, kız kardeşinin evine götürülmüştür. Saat 01.10 sularında, başvuran pencereden atlayarak intihara teşebbüs etmiştir.
B. Başvuranın kötü muamele şikayetine ilişkin ceza soruşturması
3 Mayıs 2001 tarihinde, başvuranın babası, Bahçelievler Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memurları hakkında Bakırköy Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuranın babası, kızının akli dengesinin bozulmasına yol açan polis memurlarının başvuranın intihar girişiminden sorumlu tutulmaları gerektiğini ifade etmiştir.
15 Mayıs 2001 tarihinde, Bakırköy Cumhuriyet Savcısı, dosyayı Bahçelievler İlçe İdare Kuruluna göndererek şüpheli polis memurlarını 4483 No.lu Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun uyarınca yargılama izni talep etmiştir.
Başvuran, 13 Mayıs 2001 tarihinde, sekiz polis memurunun kız kardeşi T.Ç.nin evine geldiğini iddia etmektedir. Polis memurları, T.Ç.ye, Emniyet Müdürlüğünde imzalamaları gereken bazı belgelerin bulunduğunu ve imzalamamaları halinde gözaltına alınacaklarını söylemiştir.
29 Haziran 2001 tarihinde, başvuranın babasının iddialarına ilişkin olarak Bahçelievler İlçe İdare Kurulu adına ön soruşturma yapmak üzere iki polis müfettişi görevlendirilmiştir. Polis müfettişleri, ilgili polis memurlarının, başvuranın yakınlarının ve diğer tanıkların ifadesini almıştır. Ancak, söz konusu tarihte tam anlamıyla sağlığına kavuşmadığı için başvuranın ifadesi alınmamıştır.
1. Soruşturma raporunda bulunan ifadeler
Başvuranın önünde yakalandığı kontörlü telefon bayiliğinin çalışanları C.A. ve D.A.dan ön soruşturma sırasında tanık olarak bilgi vermeleri istenmiştir. C.A. ve D.A., ifadelerinde, olay tarihinde bir kadının telefon görüşmesi yapmak için bayiliğe geldiğini iddia etmişlerdir. Kadın, kendisine ayrılan kabinden polis imdat merkezi 155i aramıştır. Söz konusu şahıs, görüşmesini tamamladıktan yaklaşık on, on beş dakika sonra kontörlü telefon bayiliğinin önünden bir polis aracıyla götürülmüştür. C.A. ve D.A., kadının kelepçelenmediğini ifade etmiştir. Başvuranı yakalayan polis memurları da, ifadelerinde başvurana kelepçe takmadıklarını belirterek söz konusu ifadeyi doğrulamışlardır.
Başvuranın kız kardeşlerinden biri olan G.Ç. ile amcası D.E., ifadelerinde, başvuranı emniyet müdürlüğünde gördüklerinde bileklerinde izler olduğunu ve söz konusu izlerin kelepçeden kaynaklandığını iddia etmişlerdir. G.Ç. ve D.E., ifadelerinde, başvuranın vücudunda başka herhangi bir iz veya yaradan bahsetmemişlerdir. Ayrıca, başvuranın gözaltındayken kötü muamele gördüğüne dair kendilerine herhangi bir şikayette bulunduğundan bahsetmemişlerdir. Öte yandan, başvuranın diğer kız kardeşleri ile amcası, başvuranın bilekleri dahil olmak üzerinde vücudunda herhangi bir iz görmediklerini ifade etmişlerdir.
Başvuranın bir diğer kız kardeşi G.E., ifadesinde, emniyet müdürlüğüne kız kardeşinin yanına götürüldüğünde başvuranın çılgınca tavırlar sergileyerek kafasını duvarlara vurduğunu belirtmiştir. G.E., kız kardeşinin bu kendini kaybetme sürecinde kısa bir süreliğine kelepçelendiğini ve kardeşinin başka bir kelepçelenmeden bahsetmediğini ifade etmiştir.
Başvuranın babası, ifadesinde, başvuranın yedi veya sekiz saat boyunca emniyet müdürlüğünde tutulduğunu ve bu süre içerisinde baskı altında sorgulandığını ileri sürmüştür. Başvuranın babası, ayrıca, kızının normalde hayat dolu bir insan olduğunu ifade etmiştir. Ancak, G.E., başvuranın sosyal etkileşime kapalı, içine kapanık bir insan olduğunu, beş yıl önce menenjit geçirdiğini ve bu hastalık nedeniyle kalıcı bir fiziksel veya ruhsal rahatsızlığının olmasını beklediklerini iddia etmiştir.
Ön soruşturma raporuna göre, Yenibosna Hastanesinde başvuranın bileklerindeki kesiklere müdahalede bulunan sağlık görevlisi ifadesinde, başvuranın bileklerinde kelepçe izine benzer başka herhangi bir ize rastlamadığını belirtmiştir.
2. Bahçelievler İlçe İdare Kurulunun Kararı
24 Temmuz 2001 tarihinde, Bahçelievler İlçe İdare Kurulu, yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle şüpheli polis memurlarının yargılanması için gerekli izni vermemiştir. Söz konusu karar, iki polis memuru tarafından hazırlanan rapora ve raporda bulunan ifadelere dayandırılmıştır. İlçe İdare Kurulu, polise ihbarda bulunan kişinin başvuranın kendisi olduğunun düşünüldüğünü belirtmiştir. Ayrıca, başvuran, emniyet müdürlüğünde tutulduğu süre boyunca sessiz ve sakin olmasına rağmen, ailesiyle karşılaştığı üç seferde de kendisine ciddi biçimde zarar vermeye teşebbüs etmiştir. Dolayısıyla, başvuranın intihar girişiminin emniyet müdürlüğünde alıkonmasına bağlanamayacağı ve başvuranın yakınlarının iddialarını desteklemek üzere delil veya tanık göstermek yerine çelişkili açıklamalar yapmaktan başka bir şey yapmadıkları sonucuna varılmıştır.
23 Ağustos 2001 tarihinde, başvuranın babası, özellikle karar verme organının idari niteliği konusunda şikayetçi olarak öngörülen yasal süre içerisinde İlçe İdare Kurulunun kararına itirazda bulunmuştur.
7 Aralık 2001 tarihinde, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, İlçe İdare Kurulunun verdiği kararı onamıştır. Söz konusu karar, 8 Şubat 2002 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
Bu arada, şüpheli polis memurları hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır. 11 Ekim 2001 tarihinde, emniyet müdürlüğü disiplin kurulu, başvuranın intihar girişimiyle ilgili olarak şüpheli polis memurlarının herhangi bir ihmallerinin söz konusu olmadığına karar vermiştir. Bu nedenle, polis memurları hakkında herhangi bir disiplin işlemi yapılmamıştır.
HUKUK
I. AİHSNİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, gözaltındayken kötü muameleye maruz bırakıldığı konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetini AİHSnin 3. maddesine dayandırmıştır. Başvuran, kendisine copla vurulduğunu, üzerine hortumla soğuk su tutulduğunu ve duvara çarpıldığını, bunun sonucunda da kendisini intihara sürükleyen ciddi bir ruhsal rahatsızlık geçirdiğini iddia etmiştir. Başvuran, ayrıca, AİHSnin 6/1 ve 13. maddeleri uyarınca, şüpheli polis memurları hakkında ceza kovuşturması başlatılması yönündeki talebinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından incelenmemesi nedeniyle Savunmacı Hükümetin kötü muamele iddialarına ilişkin etkili bir soruşturma yapmadığı konusunda şikayetçi olmuştur.
AİHM, söz konusu şikayetlerin yalnızca AİHSnin 3. maddesi bağlamında incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, başvuranın, AİHSnin 35/1 maddesinin gerektirdiği şekilde mevcut iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda, Hükümet, başvuranın iddia ettiği zararın telafi edilmesini sağlayacak medeni ve idari hukuk yollarına başvurmadığını ileri sürmüştür. Hükümet, ayrıca, başvuranın kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak etkili iç hukuk yollarının bulunmadığını düşünmüş olması halinde, şikayet konusu olay tarihinden sonraki altı ay içerisinde, yani 2 Ağustos 2002 tarihinden önce AİHMye başvurmuş olması gerektiğini ifade etmiştir. Hükümet, başvuranın AİHSnin 35/1 maddesinde öngörülen altı ay kuralına uymadığı sonucuna varmıştır.
AİHM, benzer davalarda, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin ön itirazlarını inceleyip reddettiğini hatırlatır (Karayiğit / Türkiye, no. 63181/00). AİHM, söz konusu davada, benzer davalarda yapmış olduğu tespitlerden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığına karar verir. Bu nedenle, AİHM, Hükümetin bu başlık altında yapmış olduğu ön itirazını reddeder.
AİHM, ayrıca, AİHSnin 35/1 maddesinin öngördüğü altı ay kuralı uyarınca, başvuranların başvurularını iç hukuk yollarının tüketilmesi sürecindeki nihai kararın verilmesinden itibaren altı ay içerisinde yapmaları gerektiğini hatırlatır. Ayrıca, yerel mahkemelerce verilen nihai kararın yazılı olarak başvurana tebliğ edilmesi gereken durumlarda, AİHSnin 35/1 maddesinin amaç ve hedefinin en iyi şekilde yerine getirilmesi için, altı aylık sürenin yazılı kararın tebliğ tarihinden itibaren işlemesi gerekmektedir (Salmanoğlu ve Polattaş, no. 15828/03). AİHM, AİHSnin 3. maddesi uyarınca yapılan şikayete ilişkin nihai kararın (İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 7 Aralık 2001 tarihli kararı) 8 Şubat 2002 tarihinde başvurana tebliğ edildiğini kaydeder. Bu nedenle, AİHM, 2 Ağustos 2002 tarihinde yapılan başvurunun, AİHSnin 35/1 maddesinde öngörülen altı ay kuralına uyduğu kanaatindedir. Dolayısıyla, AİHM, Hükümetin bu başlık altında yapmış olduğu ön itirazı reddeder.
AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvurunun bu kısmı kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Hükümet, ilk olarak, başvuranın yakalanmadığını veya gözaltına alınmadığını, yalnızca, kimliğini açıklamak istememesi üzerinde söz konusu zamanda yürürlükte olan Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğinin 5(b)(4) maddesi uyarınca polis gözetiminde tutulduğunu kaydetmiştir. Hükümet, ikinci olarak, başvuranın Bahçelievler Emniyet Müdürlüğünde tutulduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığını veya kelepçelendiğini gösteren herhangi bir somut delil ortaya koymadığını ileri sürmüştür. Hükümet, bu bağlamda, başvuranın serbest bırakılmasının ardından, ailesinin kötü muamele iddialarını desteklemek üzere sağlık raporu alma girişiminde bile bulunmadığını vurgulamıştır. Hükümet, ayrıca, başvuranın polis gözetiminde bulunduğu sırada oldukça sessiz ve sakin olduğunu, ancak ailesini görür görmez taşkın hareketlerde bulunmaya başladığını iddia etmiştir. Başvuranın ailesi, başvuranın psikolojik sorunları olduğunu ve bunun ilk evden kaçma girişimi olmadığını kabul etmiştir. Bu koşullar altında, Devlet makamları, başvuranın kendine zarar verici davranışlarından, özellikle de ailesine teslim edilmesinden sonraki intihar girişiminden sorumlu tutulamaz. Hükümet, son olarak, başvuranın iddialarıyla ilgili olarak vakit kaybetmeden etkili bir soruşturma yapıldığını ifade etmiştir.
Başvuran, söz konusu iddiaların hiçbirine yanıt vermemiştir.
AİHM, ilk olarak, Savunmacı Hükümetin gözaltına alınma ile nezaret altına alınma arasında yapmış olduğu ayrıma ağırlık veremeyeceğini kaydeder (mutatis mutandis, Çiçek / Türkiye, no. 25704/94). AİHM, başvuranın statüsüyle ilgili olarak iç hukuk uyarınca yapılan sınıflandırmayı dikkate almaksızın, polis gözetimine alındığı andan itibaren başvuranın sağlığının Devlet makamlarının sorumluluğunda olduğu kanaatine varır.
AİHM, bu bağlamda, kötü muamele iddialarının uygun kanıtlarla desteklenmesi gerektiğini hatırlatır. AİHM, bu tür kanıtları değerlendirirken, genellikle makul şüphenin ötesinde kanıt standardını uygulamaktadır (Talat Tepe / Türkiye, no. 31247/96). Ancak, böyle bir kanıt, yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya konabilir (Labita / İtalya, no. 26772/95). AİHM, ayrıca, 3. madde kapsamına girebilmesi için, kötü muamelenin minimum düzeyde şiddet içermesi gerektiğini hatırlatır. Bu minimum seviyenin tespiti görecelidir: muamelenin süresi, fiziksel veya ruhsal etkileri ve bazı durumlarda, mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi dava koşullarının tamamına bağlıdır.
AİHM, başvuranın ailesine teslime edildikten sonra, yani polis gözetiminden çıktıktan sonra kız kardeşinin evinde intihar girişiminde bulunması sebebiyle, Devletin, ilk bakışta, söz konusu olayın sorumlusu olarak kabul edilemeyeceğini kaydeder. Ancak, başvuranın kendine zarar veren davranışının, canına kastetmesine neden olacak kadar ciddi bir kötü muamele görmesinin bir sonucu olduğunun makul şüphenin ötesinde kanıtlanması halinde, Devletin sorumluluğu gündeme gelebilir. Bu tür bir illiyet bağının bulup bulunmadığı göz önünde bulundurulacaktır.
AİHM, başvuranın iddialarıyla ilgili olarak, başvuranın gözaltı sırasında copla dövüldüğünü, üzerine hortumla soğuk su tutulduğunu ve duvara vurulduğunu iddia ettiğini kaydeder. Bununla birlikte, dava dosyasında, başvuranın iddialarını destekler nitelikte (sağlık raporu gibi) herhangi bir delil bulunmamaktadır. Ayrıca, taraflar, tatmin edici yazılı deliller sunmak yerine dava konusu olaylarla ilgili olarak birbiriyle tamamen çelişen ifadeler vermekte, bu da AİHMnin olayları değerlendirmesini zorlaştırmaktadır. Bu koşullar altında, AİHM, makul şüphenin ötesinde başvuranın gözaltındayken kötü muameleye maruz kaldığı sonucuna varması için yeterli delilin bulunmadığına karar verir. Söz konusu tespit, AİHMnin, başvuranın gözaltı sonrasındaki intihar girişiminden Devlet makamlarının sorumlu olup olmadığı konusunu değerlendirmesini de imkansız hale getirmektedir.
Dolayısıyla, AİHM, bu başlık altında AİHSnin 3. maddesinin herhangi bir ihlalinin söz konusu olmadığına karar verir.
Bununla birlikte, AİHM, başvuranın kötü muamele iddialarını destekleyen deliller bulunmamasının, büyük oranda Savunmacı Hükümetin AİHSnin 3. maddesi bağlamındaki usulü yükümlülükleri göz ardı etmesinden kaynaklandığını kaydeder.
AİHM, ilk olarak, gözaltına alınan kişilerin sağlık muayenesinden geçmesinin kötü muamele iddialarına karşı en gerekli tedbirlerden birini oluşturduğunu (Algür / Türkiye, no. 32574/96; Türkan / Türkiye, no. 33086/04) ve sağlık muayenelerinin sonuçlarının gözaltına alınan kişilerin kötü muamele iddiasında bulunduğu davalarda çok önemli rol oynadığını kaydeder. AİHM, ayrıca, söz konusu başvuruya konu olayların yaşandığı sırada yürürlükte olan Türk kanunları uyarınca, gözaltına alınan kişilerin Devlet makamları tarafından sağlık muayenesinden geçirilmesi gerektiğini, Hükümetin iddia ettiği gibi bunun başvuranın yükümlülüğü olmadığını kaydeder. AİHM, yukarıda anlatılanlara karşın, başvuranın ne Bahçelievler Emniyet Müdürlüğünde gözaltına alınmasından önce ne de serbest bırakıldıktan sonra sağlık muayenesinden geçtiğini gözlemlemektedir. AİHMye göre, usul yönünden yapılan bu hata, Devlet makamlarının AİHSnin 3. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerine ilişkin makul bir inceleme yapılması ihtimalini düşürmüştür.
AİHM, ikinci olarak, AİHSnin 3. maddesinin aynı zamanda makamların savunulabilir ve makul şüphe uyandıran kötü muamele iddialarını incelemelerini gerektirdiğini hatırlatır. AİHM içtihadına göre, uygulanacak asgari standartlar arasında soruşturmanın bağımsız ve tarafsız olması şartı yer almaktadır. Ayrıca, bir soruşturmanın etkili sayılabilmesi için, makamlar, olaya ilişkin delilleri (diğer hususlar meyanında, mağdurun iddialarına ilişkin ayrıntılı ifade) ele geçirmek için alabilecekleri makul olan tüm önlemleri almalıdırlar (Mehmet Ümit Erdem / Türkiye, no. 42234/02).
AİHM, başvuranın iddialarının kaygı uyandıran niteliğinin, gözaltında geçirdiği sürenin uzunluğunun ve özellikle olayların yaşandığı zamandaki yaşının ve hassas olduğu görülen ruhsal durumunun başvuranın kötü muameleye maruz bırakıldığına dair makul bir şüphe uyandırdığı kanaatindedir. Bu nedenle, başvuranın iddialarına ilişkin soruşturma yapılması gerekirdi.
AİHM, söz konusu davada, 4483 No.lu Kanun hükümleri uyarınca, Cumhuriyet Savcısı tarafından açılan soruşturma dosyasının gerekli izin için Bahçelievler İlçe İdare Kuruluna gönderildiğini kaydeder. İki polis müfettişi tarafından ön soruşturma yapılmıştır. Daha sonra, İlçe İdare Kurulu ön soruşturma sırasında edinilen bilgiye dayanarak şüpheli polis memurları hakkında kovuşturma başlatılmamasına karar vermiştir.
AİHM, daha önceki birçok davada belirttiği gibi, ilçe idare kurulları tarafından yapılan soruşturmaların, güvenlik güçlerinden sorumlu olan kaymakamların başkanlığında gerçekleştirilmesi ve söz konusu davada tutumu soruşturulan kişilerin güvenlik güçleri olması nedeniyle bağımsız olarak nitelendirilemeyeceklerini hatırlatır. Ayrıca, söz konusu soruşturmalar, genellikle, hiyerarşik olarak söz konusu olaylarla ilişkili birimlere bağlı olan güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilmektedir (Kurnaz ve Diğerleri / Türkiye, no. 36672/97). AİHM, söz konusu davada farklı bir sonuca varması için herhangi bir gerekçe olmadığı kanaatindedir.
Son olarak, AİHM, ön soruşturma sırasında veya yoğun bakımdan çıkmasının ardından başvurandan kötü muamele iddialarına ilişkin ifade vermesinin istenmediğini kaydeder. AİHM, Hükümet tarafından tatmin edici bir açıklama yapılmaması nedeniyle, söz konusu ihmalin soruşturmanın etkinliğini ciddi bir şekilde etkilediği sonucuna varır.
Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, yerel makamlar tarafından başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin etkili bir soruşturma yapılmadığı sonucuna varır.
Dolayısıyla, AİHSnin 3. maddesi usul yönünden ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, AİHSnin 5/1 maddesi uyarınca, özellikle söz konusu zamandaki yaşı dikkate alındığında, alıkonmasını destekleyen herhangi bir makul şüphe bulunmadığı konusunda şikayetçi olmuştur.
AİHM, başvuranın 30 Nisan 2001 tarihinde serbest bırakıldığını kaydeder. Ancak, 2 Ağustos 2002 tarihine kadar, yani altı aydan daha uzun bir süre boyunca başvuruda bulunulmamıştır.
Dolayısıyla, AİHM, AİHSnin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca, söz konusu şikayetin öngörülen sürenin dışında yapıldığını belirterek reddedilmesi gerektiğine karar verir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuran, adil tatmin talebinde bulunmamıştır. Dolayısıyla, AİHM, başvurana herhangi bir ödeme yapılmamasına karar verir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHSnin 3. maddesi uyarınca yapılan şikayetin kabuledilebilir, başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edilmediğine;
3. AİHSnin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 23 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy