(AİHS m. 5, 6, 8, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 168) (1412 S. K. m. 128) (FOX, CAMPBELL VE HARTLEY - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (BROGAN VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (İPEK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI) (GÖÇ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 32705/02)
KARAR
STRAZBURG
20 Ekim 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 32705/02 nolu davanın nedeni T.C. vatandaşları Hikmettin Attı ve Nevzat Tedikin (başvuranlar), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 15 Ekim 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.
Başvuranlar, AİHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından Mesut Beştaş ve Meral Beştaş tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
Başvuranlar, sırasıyla 1979 ve 1975 doğumludur ve Diyarbakırda yaşamaktadır.
31 Mart 1999da başvuranlar, Diyarbakırda farklı yerlerde yakalanmıştır. Attı hakkındaki yakalama tutanağından, öğrenim gördüğü üniversitenin dışında yakalandığı anlaşılmaktadır. Yakalanma nedeni, polis memurlarının Attının durumundan şüphe etmeleridir. Gerekli soruşturmanın yürütülmesi için polis tarafından gözaltına alınmıştır.
Hakkındaki yakalama tutanağına göre, Tedik bir evde ve soruşturma dahilinde yakalanmıştır. Tedik de polis karakoluna götürülmüştür. Tediki yakalayan polis memurları evi aramışlar, Kürtçe ve Türkçe dillerinde birçok kitap ve dergi ele geçirmişlerdir. Kitaplar arasında bir şiir kitabı, bir roman ve Kürtçe bir gramer kitabı bulunmaktadır.
Başvuranların alıkonduğu Diyarbakır Polis Karakolu, 2 ve 4 Haziran 1999 tarihlerinde Diyarbakır DGM Savcılığına yazı göndermiş ve başvuranları birkaç gün daha tutuklu bulundurmak için izin istemiştir. 4 Haziran 1999da Cumhuriyet Savcısı, başvuranların 10 Haziran 1999a kadar tutuklu bulundurulması için izin vermiştir.
Ayrıca 4 Haziran 1999da polis memurları, başvuranları aynı gün hazırlanan iki imzalı ifadede PKK1 adına Molotof kokteyli hazırlamanın ve atmanın da dahil olduğu eylemler düzenlediklerini iddia ettikleri farklı yerlere götürmüştür.
Başvuranlar 8 Haziran 1999da polis memurları tarafından sorgulanmıştır. PKK sempatizanları olduklarını ve aynı zamanda Yurtsever Gençlik Birliği üyesi olduklarını belirtmişlerdir.
9 Haziran 1999da başvuranlar, polis tarafından serbest bırakılmış ve ifadelerini alan Diyarbakır DGM Savcısı önüne çıkarılmışlardır. Başvuranlar ifadelerinde PKK ile bağlantıları olduğunu reddetmiş ve okumalarına izin verilmeksizin polis gözetiminde alınan ifadeleri imzalamak zorunda bırakıldıklarını kaydetmişlerdir. Başvuranlar aynı gün aleyhlerindeki cezai takibat devam etmekte olduğu halde tutuklu yargılanmalarına karar veren nöbetçi hakim önüne çıkarılmışlardır.
Polis memurlarını müteakiben Cumhuriyet Savcısı ve hakim tarafından sorgulandıkları sırada başvuranları herhangi bir avukat temsil etmemiştir.
14 Haziran 1999da Diyarbakır DGM Savcısı, başvuranı ve diğer on kişiyi, sözkonusu tarihte yürürlükte olan Ceza Kanununun 168. maddesinde tanımlanan bir suç olan yasadışı bir örgüte üye olmakla suçlayarak aynı mahkemeye bir iddianame sunmuştur.
Davaya ilişkin ilk duruşma Diyarbakır DGM 1. Dairesince 22 Haziran 1999da düzenlenmiştir. Başvuranlar yargılanma sürecinde avukatlar tarafından temsil edilmiş ve sürekli olarak, polis gözetiminde alınan ifadelerinin doğruluğunu inkar etmişlerdir.
13 Mart 2001de başvuranlar suçlu bulunmuş ve on iki buçuk yıl hapis cezasına mahkum edilmiştir. Diyarbakır DGM, başvuranları mahkum ederken polis gözetiminde verdikleri ifadeleri dayanak olarak almıştır.
Yargıtay Başsavcısı, Diyarbakır DGMye yazılı görüşlerini sunmuştur ancak sözkonusu görüşler, başvuranlara ya da avukatlarına tebliğ edilmemiştir. Başvuranların mahkumiyeti, 11 Ekim 2001de Yargıtay tarafından onanmıştır.
HUKUK
I. AİHSNİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI
Başvuranlar, AİHSnin 5/2 maddesine dayanarak yakalanma nedenlerinin kendilerine bildirilmediğinden şikayetçi olmuşlardır. AİHSnin 5. maddesinin 3. ve 4. paragraflarını dayanak olarak gösteren başvuranlar, polis tarafından tutuklu bulundurulma sürelerinin aşırı uzun olduğundan ve tutuklanmalarının yasaya uygunluğuna itiraz etme fırsatına sahip olmadıklarından şikayetçi olmuşlardır.
A.Kabuledilebilirlik
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu şikayetlerin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadıklarını tespit eder. Bu nedenle, başvuranların şikayetleri kabuledilebilir niteliktelerdir.
B. Esas
1.AİHSnin 5/2 maddesi bağlamındaki şikayetler
Başvuranlar, 31 Mayıs 1999 tarihinde yakalanmalarına ilişkin sebeplerin kendilerine bildirilmediğinden şikayetçi olmuşlardır.
Hükümet, yakalama tutanaklarının başvuranların her ikisi tarafından imzalanmasının, yakalanma sebeplerinden haberdar olduklarını gösterdiği kanaatindedir. Ayrıca, Tedikin evinde belirli sayıda materyal ele geçirilmiştir ve bu nedenle, başvuran sözkonusu materyallerin niteliklerinin farkında olmadığını iddia edemez.
AİHM, AİHSnin 5/2 maddesinin yakalanan her kişinin, özgürlüğünden ne sebeple mahrum bırakıldığını bilmesi gerektiği güvencesini içerdiğini yineler. Bu hüküm, 5. maddenin sağladığı korumanın bütünleyici bir parçasıdır. AİHSnin 5/2 maddesine göre, yakalanan kişiye, uygun gördüğü takdirde, 5/4 maddesine uygun olarak bir mahkemeye başvurarak yakalanmasının yasallığına itiraz edebilmesi için basit ve anlaşılır, teknik olmayan bir dille yakalanmasına ilişkin yasal ve fiili gerekçeler anlatılmalıdır. Bu bilgi, kişiye derhal iletilmelidir ancak yakalama eylemini gerçekleştiren memurun bilgiyi, yakalamanın gerçekleştirilme anında bütünüyle nakletmesi zorunlu değildir (bkz. Fox, Campbell ve Hartley/İngiltere, 30 Ağustos 1990, 40. paragraf, A Serisi no. 182, ve H.B./İsviçre, no. 26899/95, 47. paragraf, 5 Nisan 2001).
Mevcut davada başvuranlar, 31 Mayıs 1999da yakalanmışlar ve aynı gün polis tarafından gözaltına alınarak 9 Haziran 1999da Cumhuriyet Savcısı ve hakim karşısına çıkarılana dek gözaltında tutulmuşlardır. AİHM, başvuruyu tebliğ ederken Hükümeti başvuranlara, yakalanma nedenlerinin ivedilikle bildirildiği hususunda yazılı deliller sunmaya davet etmiştir. Hükümet cevabında, başvuranların imzaladığı ancak AİHMnin gözlemlediği kadarıyla herhangi bir nedenden söz edilmeyen yakalama tutanaklarına atıfta bulunmuştur. Tutanaklardan yalnızca Attının, polis memurlarının durumundan şüphe etmeleri nedeniyle yakalandığı kaydedilmiştir. Tedik ise soruşturma kapsamında yakalanmıştır.
AİHM, Hükümetin Tedikin yakalandığı evde ele geçirilen materyallere atıfta bulunması hususunda, sözkonusu materyallerin Tedikin suçlu bulunmasına ve mahkum edilmesine yol açan suçla ilgisi bulunmayan kitaplardan ve dergilerden meydana geldiğini kaydeder. Her halükarda, AİHM sözkonusu kitapların ve dergilerin Tedikin yakalandığı evde ele geçirilmesinin, kendisine yakalanmasının başlıca yasal ve fiili gerekçelerinin bildirilmesi olarak kabul edilemeyeceği kanaatindedir (bkz., inter alia, Fox, Campbell ve Hartley, 40. paragraf).
Bu nedenle AİHM, dava dosyasında başvuranların, 4 Haziran 1999da çeşitli yerlere götürülüp bu yerlerde polis memurları tarafından sorgulanana kadar yakalanmalarına ilişkin nedenlerden haberdar edildiklerini gösteren delillerin mevcut olmamasına dikkat çeker. AİHM, başvuranların sözkonusu yerlere götürülmelerinin ardından alınan ifadelerinin içeriklerinin, neden yakalandıklarını anlamalarını sağlayabileceğini kabul etmektedir; ancak, sözkonusu bilginin başvuranlara, yakalanmalarından dört gün sonra bildirilmesi, ivedilik olarak kabul edilemez.
AİHM, yukarıda kaydedilenler ışığında, AİHSnin 5/2 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varır.
2. AİHSnin 5/3 maddesi bağlamındaki şikayetler
Başvuranlar, bir hakim ya da kanunla yargı gücünü kullanmaya yetkili kılınan bir görevli önüne çıkarılmaksızın on gün boyunca polis tarafından gözaltında tutulduklarını iddia etmişlerdir.
Hükümet, başvuranların polis gözetiminde tutulma sürelerinin, sözkonusu tarihte yürürlükte olan yasalara uygun olduğunu ileri sürmüştür.
AİHM, başvuranların polis tarafından dokuz gün gözaltında tutulduklarını kaydeder. Brogan ve Diğerleri/İngiltere (29 Kasım 1988, 62. paragraf, A Serisi no. 145-B) davasında yargı denetimi olmaksızın dört gün altı saat süren polis gözetiminin, toplumu bütün olarak terörizme karşı koruma amacını gütmesine rağmen, AİHSnin 5/3 maddesi bağlamındaki değişmez süre kısıtlamalarına uygun olmadığı sonucuna vardığını hatırlatır.
Başvuranların suçlandıkları eylemlerin ciddi nitelikli oldukları kabul edilse dahi AİHM, onları bir hakim ya da kanunla yargı gücünü kullanmaya yetkili kılınan bir görevli önüne çıkarılmaksızın on gün boyunca gözaltında tutmanın gerekli olduğunu kabul edemez.
Dolayısıyla AİHSnin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.
3. AİHSnin 5/4 maddesi bağlamındaki şikayetler
Başvuranlar, AİHSnin 5/4 maddesine dayanarak polis tarafından gözaltında tutulmalarının yasalara uygunluğuna itiraz edemediklerini iddia etmişlerdir.
Hükümet, sözkonusu tarihte yürürlükte olan CMKnın 128. maddesinin, polis tarafından gözaltında tutulmanın yasallığına itiraz ederken kullanılabilecek bir iç hukuk yolu sağladığını ileri sürmüştür.
AİHM, mevcut davadakine benzer meselelerin ortaya konduğu çeşitli davalarda, Hükümetin yukarıda kaydedilen beyanını reddetmiş ve AİHSnin 5/4 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiş olduğunu kaydeder (bkz., son olarak, İpek ve Diğerleri/Türkiye, no. 17019/02 ve 30070/02, paragraflar 39-42, 3 Şubat 2009, ve orada anılan olaylar). AİHM, mevcut davada daha önce vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmasını gerektiren özel koşullar tespit etmemiştir.
Sonuç olarak, AİHM AİHSnin 5/4 maddesinin ihlal edildiği kanısına varır.
II. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, AİHSnin 6/1 maddesine dayanarak Cumhuriyet Savcısının Yargıtaya sunduğu yazılı görüşlerinin kendilerine tebliğ edilmediğinden şikayetçi olmuşlardır. Başvuranlar ayrıca polis gözetiminde tutuldukları sırada avukat yardımı almadıklarından şikayetçi olmuşlardır.
Hükümet, başvuranların iddialarına itiraz etmiş ve tarafların Yargıtayın bakmakta olduğu tüm dosyalara erişebilmeleri nedeniyle Cumhuriyet Savcısının yazılı görüşlerini de bulabileceklerini ileri sürmüştür. Hükümet aynı zamanda polis gözetiminde tutulan başvuranlara, yasal yardım alma haklarına ilişkin bilgi verildiğini ileri sürmüştür. Her halükarda, başvuranlar cezai takibat sürecinde bir avukat tarafından temsil edilmişlerdir.
A.Kabuledilebilirlik
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu şikayetlerin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadıklarını tespit eder. Bu nedenle, başvuranların şikayetleri kabuledilebilir niteliktelerdir.
B.Esas
1. Cezai takibatın ilk aşamalarında yasal yardım alınamamasına ilişkin şikayet
AİHM, Salduz/Türkiye (BD) (no. 36391/02, paragraflar 50-55, 27 Kasım 2008) davasında ortaya konan temel ilkeleri hatırlatır. Mevcut davayı, bu ilkeler ışığında inceleyecektir.
AİHM, mevcut davada, başvuranların avukata erişimlerine getirilen kısıtlamanın, sistematik olduğunu ve devlet güvenlik mahkemelerinin yetki alanına giren bir suçla bağlantılı olarak polis tarafından gözaltına alınan herkese uygulandığını gözlemler. Ayrıca, başvuranlar avukat gıyabında alınan ifadelerinin içeriğini sürekli olarak reddetmelerine rağmen, Diyarbakır DGM onları suçlu bulurken sözkonusu ifadeleri dayanak olarak almıştır. Bu nedenle, mevcut davada, başvuranların avukata erişimlerine getirilen kısıtlamadan etkilenmiş oldukları kesindir. Sonuç olarak, ne bu durum akabinde aldıkları avukat yardımı ne de birbirini takip eden yargılamaların çekişmeli niteliği daha önce meydana gelen hataları telafi edebilmiştir.
Özetle, başvuranların yargılanmaları sırasında aleyhlerinde sunulan delillere itiraz etme fırsatları bulunduğu halde, polis tarafından gözaltında tutuldukları süreçte avukat yardımı alamamaları savunma haklarını telafi edilemez şekilde etkilemiştir.
Bu nedenle, AİHSnin 6. maddesinin 3. paragrafının (c) bendi, 6/1 maddesi ile birlikte ihlal edilmiştir.
2. Cumhuriyet Savcısının yazılı görüşlerinin başvuranlara tebliğ edilmemesi hususundaki şikayet
AİHM, Göç/Türkiye (BD) (no. 36590/97, paragraflar 53-58, AİHM 2002-V) davasında verdiği kararda aynı şikayeti incelemiş ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiş olduğunu kaydeder.
Mevcut davada başvuranların şikayetlerini inceleyen AİHM, yukarıda kaydedilen davada vardığı sonuçtan farklı bir sonuca varmak için gerekçe görmemektedir.
Dolayısıyla, Cumhuriyet Savcısının yazılı görüşlerinin başvuranlara tebliğ edilmemesi nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
AİHSnin 8. maddesine dayanan başvuranlar, yakalanmalarının yakınlarına bildirilmediğinden şikayetçi olmuştur.
Hükümet, AİHMye mevcut davada 31 Mayıs 1999da hazırlanan yakalama tutanaklarını sunmuştur. Sözkonusu raporlardan, her iki başvuranın yakınlarının yakalanmalarından haberdar edildikleri anlaşılmaktadır.
Başvuranların, raporların doğruluğuna ve güvenilirliğine itiraz etmediklerini kaydeden AİHM, sözkonusu şikayetin AİHSnin 35/3 maddesi bağlamında dayanaktan olduğu kanaatindedir ve AİHSnin 35/4 maddesi uyarınca şikayeti reddeder.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesi şöyledir:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuranların her biri maddi tazminat olarak 20,000 Türk Lirası (TRY; yaklaşık 10,700 Euro) ve manevi tazminat olarak 30,000 TRY (yaklaşık 16,000 Euro) talep etmiştir.
Hükümet, sözkonusu meblağın aşırı olduğu ve delillerle desteklenmediği kanısındadır.
Tespit edilen ihlaller ve ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını kaydeden AİHM, sözkonusu talebi reddeder. Ancak, hakkaniyet temelinde, her bir başvurana 5,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
AİHM, AİHSnin 6/1 maddesi uyarınca bir ihlalin tazmini için en uygun yolun, sözkonusu maddeye riayet edilmiş olsaydı, başvuranların şu an içinde bulunacakları durumu, mümkün olduğunca, yeniden sağlamak olacağını hatırlatır. Sonuç olarak, en uygun tazmin yolunun, talep etmeleri halinde, başvuranların AİHSnin 6/1 maddesi gereğince yeniden yargılanmaları olacağı kanaatindedir (bkz. Salduz, 72. paragraf ve orada anılan olaylar).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yaptıkları masraf ve giderler için 16,250 TRY (yaklaşık 8,700 Euro) talep etmiştir. Taleplerine gerekçe olarak yasal temsilcilerinin dava üzerinde harcadıkları saatlere ilişkin ayrıntıları AİHMye maddeler halinde sunmuşlardır.
Hükümet bu talebe itiraz etmiş ve talebin, dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiştir.
AİHM içtihadına göre, başvuran ancak gerçekten ve gerekli olduğu için yapıldıklarını ve miktarın makul olduğunu kanıtlaması durumunda masraflarının tazmin edilmesine hak kazanır. Mevcut davada sunulan belgeleri ve yukarıda anılan kriterleri göz önüne alan AİHM tüm başlıklar altındaki harcamalar için başvuranlara toplam 2,000 Euro tazminat ödenmemesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE
1. AİHSnin 8. maddesi bağlamındaki şikayetin kabuledilemez olduğuna ve başvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 5. maddesinin 2., 3. ve 4. paragraflarının ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 6/1 maddesi ile birlikte 6. maddesinin 3. paragrafının (c) bendinin ihlal edildiğine;
4. AİHSnin 6/1 maddesinin ayrıca ihlal edildiğine;
5. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Davalı Hükümetin para birimine çevrilmek üzere Davalı Devlet tarafından her bir başvurana 5,000 Euro manevi tazminat ve ödenebilecek her tür vergi ile yargılama masraf ve giderleri için başvuranlara toplam olarak 2,000 Euro ve ödenebilecek her tür verginin ödenmesine;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy