(AİHS m. 34, 41, 44, 45) (S.S. GÖLLER BÖLGESİ KONUT YAPI KOOPERATİFİ - TÜRKİYE DAVASI) (TURGUT VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 35802/02)
KARAR
(Adil Tazmin)
STRAZBURG
15 Aralık 2015
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
S. S. Göller Bölgesi Konut Yapı Koop. / Türkiye davasında
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Gritco,
Ksenija Turkovic,
Jon Fridrik Kjølbro,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 17 Kasım Temmuz 2015 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın (No. 35802/02) temelinde, Türk hukukunda tüzel kişi olan S.S. Göller Bölgesi Konut Yapı Kooperatifi (başvuran) tarafından 12 Eylül 2002 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapılmış olan başvuru bulunmaktadır.
2. Mahkeme, 23 Mart 2010 tarihli kararıyla (esas hakkında verilen karar), Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (S.S. Göller Bölgesi Konut Yapı Koop./Türkiye, No. 35802/02, § 34, 23 Mart 2010).
3. Başvuran, Sözleşmenin 41. maddesine dayanarak, maruz kaldığını iddia ettiği zararlar nedeniyle tazminat ödenmesini talep etmiştir.
4. Mahkeme, Sözleşmenin 41. maddesinin uygulanmasının bu durumda söz konusu olmaması nedeniyle 41. maddeyi uygulama hakkını saklı tutmuş; Hükümet ve başvuranı kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde söz konusu hususla ilgili görüşlerini yazılı olarak sunmaya ve özellikle varabilecekleri her türlü uzlaşmayı da kendisine bildirmeye davet etmiştir (ibidem, § 40 ve hüküm kısmının 3. maddesi).
5. Başvuran ve Hükümet konuyla ilgili görüşlerini sunmuşlardır.
6. Taraflar arasında, dostane çözüme varılmasını sağlayabilecek bir uzlaşmaya varılamamıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
7. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Tazminat
8. Başvuran maddi ve manevi zarara maruz kaldığını iddia etmektedir. Başvuran, üç kişilik bilirkişi kurulu tarafından 26 Aralık 2006 tarihinde Antalya Asliye Hukuk Mahkemesine sunulan bilirkişi raporuna dayanarak, dava konusu taşınmazların 2003 yılındaki değerleri için 3.300.000 avro (6.519.727,20 Türk lirasına (TRY) tekabül etmektedir.); o tarihten bu yana enflasyon nedeniyle taşınmazların kazandığı değer için ise 1.650.000 avro olmak üzere toplam 4.950.000 avro maddi tazminat talep etmiştir (ibidem, § 38). Başvuran, iç hukuktaki tazminata ilişkin yargı sürecinin kendi lehine sonuçlanması durumunda bile, uğradığı zararın yalnızca bir bölümünün yani 750.000 avroluk kısmının tazmin edilebileceğini belirtmiştir.
Başvuran bu bağlamda aşağıdaki açıklamalarda bulunmaktadır. 12 Eylül 2002 tarihinde Mahkemeye başvuruda bulunduktan sonra, 20 Mart 2003 tarihinde ek tazminat talep etme hakkını saklı tutarak, kendisine tazminat ödenmeksizin dava konusu tapu senetlerinin iptal edildiği gerekçesiyle, Medeni Kanunun 1007. maddesi gereğince Hazineye karşı 1.500 milyar Türk lirası (TRL)(1) değerinde (yaklaşık 828.700 avro) tazminat davası açmıştır. Başvuran, Hazine tarafından yapılan itirazın ardından 22 Mart 2004 tarihinde Antalya Asliye Hukuk Mahkemesine başvurmuş ve Hazinenin kötü niyetli tutum sergilediği iddiasına dayanak talep edilen % 40 oranındaki tazminat olarak 1.500 milyar TRLnin yanı sıra gecikme faizlerinin ödenmesini talep etmiştir. Antalya Asliye Hukuk Mahkemesinin talebi üzerine, bilirkişi kurulu, dava tarihinde taşınmazların değerini 6.519.727,20 TRY (yaklaşık 4.029.497 avro) olarak belirlemiştir. 22 Şubat 2007 tarihinde, Asliye Hukuk Mahkemesi başvuranın talebini haklı bularak, Hazinenin kendisine, dava tarihinden geçerli olmak üzere, değişken gecikme faizi oranı eklenerek 1.500.000 TRY ödemesine karar vermiştir. Ayrıca, Hazinenin kötü niyetli tutum sergilediği iddiasına dayanak talep edilen % 40 oranındaki tazminat talebini reddetmiştir (ibidem, §§ 15 ila 22).
9. Yargıtay 15 Eylül 2008 tarihinde, Asliye Hukuk Mahkemesinin davaya bakmakla görevli olmadığı gerekçesiyle kararı bozmuştur.
10. Asliye Hukuk Mahkemesi 29 Nisan 2009 tarihli kararla ilk kararında ısrar etmiştir.
11. Akabinde, Mahkeme tarafından esas hakkında verilen kararın açıklanmasından sonra, Yargıtay, 13 Aralık 2010 tarihli bir kararda 29 Nisan 2009 tarihli kararı onamıştır. 13 Aralık 2010 tarihli karar, 11 Ocak 2011 tarihinde taraflara tebliğ edilmiş ve 27 Ocak 2011 tarihinde kesinleşmiştir.
12. Kesinleşmiş kararın icrası üzerine, 16 Haziran 2011 tarihinde, başvuranın temsilcisine 3.818.406,04 TRY (yaklaşık 1.468.617 avro) ödeme yapılmıştır.
13. Başvuran 4 Şubat 2011 tarihinde Mahkeme kalemindeki dosyaya, dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, değişken gecikme faiz oranı eklenerek 6.519.727,20 TRY (yaklaşık 4.029.497 avro) talep ederek maddi tazminata ilişkin yeni dilekçelerini koymuştur.
14. Başvuran, lehine verilen kesinleşmiş kararın icrası sonrasında, 23 Eylül 2011 tarihinde talebini yinelemiş ve maddi tazminat olarak 8.181.593,96 TRY (3.300.000 avroya tekabül etmekteydi) talep etmiştir. Başvuran, taşınmazların değerinin 12.000.000 TRY olduğunu ve tarafına 3.818.406,04 TRY ödeme yapılması sonrasında talep ettiği meblağdan hala alacağı olduğunu belirtmiştir.
15. Başvuran ulusal yargılamanın sonunda 1.500.000 TRYnin kendisine 1 Ocak 2013 tarihinde ödendiğini belirterek, dava tarihinden itibaren işleyecek değişken gecikme faizi oranı eklenerek 5.019.727,20 TRYnin (2.137.764 avroya tekabül etmekteydi) adil tazmin olarak belirlemesini Mahkemeden talep etmiştir.
16. Bununla beraber, başvuran 13 Nisan 2015 tarihinde maddi tazminat için talebini güncellemiştir. Başvuran, dava konusu taşınmazların güncel değeri bağlamında maruz kaldığını iddia ettiği maddi zarar nedeniyle 14.886.361,87 avro (41.681.813,25 TRYye tekabül etmekteydi) talep etmektedir. Başvuran talebini desteklemek amacıyla, dosyaya Antalya Emlakçılar Odası tarafından 10 Nisan 2015 tarihinde düzenlenen ve söz konusu taşınmazların güncel değerinin 54.132.225,00 TRYye yükseldiğini gösteren bilirkişi raporunu koymuştur. Başvuran, 16 Haziran 2011 tarihinde ödenen 1.500.000 TRYnin (3.818.405,04 TRYlik meblağın içinden) taşınmazların 2004 yılındaki değerinin yalnızca % 23ünü; 41.681.813,25 TRYnin ise taşınmazların 2015 yılındaki değerinin % 77sini teşkil ettiğini belirtmiştir.
Başvuran, 20 Mart 2003 tarihinde tazminat davası açtığı sırada, ek tazminat talep etme hakkını saklı tutarak, ancak böyle bir talepte bulunmama nedenine dair herhangi bir açıklama yapmadan, yüksek olarak nitelendirdiği yargılama masrafları nedeniyle yukarıda anılan 1.500.000 TRYlik meblağı talep ettiğini ileri sürmektedir.
17. Öte yandan başvuran, bilhassa 1977 yılında dava konusu taşınmazları satın alan 269 üyesinin hayal kırıklığı yaşaması nedeniyle manevi tazminat olarak 1.500.000 avro talep etmektedir.
18. Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır. Mahkemeye, Antalya Asliye Hukuk Mahkemesinin 29 Nisan 2009 tarihli kararının icrası üzerine, başvurana maddi tazminat olarak 3.900.589,93 TRY ödendiğini bildirmektedir. Hükümet iddiasını desteklemek amacıyla, mahkemenin karar dosyasına, Yargıtay kararını ve söz konusu meblağın ödendiğini gösteren belgeyi koymuştur.
Bu çerçevede, başvuranın iç hukuktaki yargılama sırasında 1.500.000 TRY talep ettiğini ve ulusal mahkemenin 29 Nisan 2009 tarihli kararıyla, başvurana, talepte bulunduğu ve dava tarihinden itibaren değişken gecikme faizi oranı eklenerek talep edilen meblağı kabul ettiğini ve nihayet 16 Haziran 2011 tarihinde İdarenin, söz konusu kararın icrası amacıyla 3.900.589,93 TRY ödediğini belirtmektedir. Hükümete göre, başvuran, iç hukuktaki yargılamanın ardından, talep ettiği meblağı gecikme faizleriyle eklenerek almıştır.
19. Öte yandan Hükümet, aşağıdaki ek bilgileri de Mahkemenin bilgisine sunmaktadır.
6292 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra, başvuranın, söz konusu Kanunun 7. maddesine dayalı dava konusu taşınmazların tapularının karşılıksız olarak devredilmesi ile ilgili talebi, söz konusu taşınmazlar için ifade edilen tazminat talebinin daha önce olumlu olarak kabul edildiği ve bununla ilgili tazminatın iç hukuktaki yargılamanın sonunda ödendiği gerekçesiyle İdare tarafından 5 Şubat 2003 tarihinde reddedilmiştir. Başvuran tarafından bu karara karşı Antalya İdare Mahkemesi önünde açılan iptal davası 10 Haziran 2013 tarihinde aynı gerekçeyle reddedilmiştir.
20. Hükümet ayrıca dosyaya Antalya İli Defterdarlığının yerel şubesindeki bilirkişiler tarafından düzenlenen, söz konusu taşınmazların değerinin güncelleştirilmesine yönelik 3 Nisan 2015 tarihli raporu dosyaya koymuştur. İşbu raporda, taşınmazların değerinin 817.116,10 TRYye (yaklaşık 289.750 avro) yükseldiği bildirilmiştir.
21. Mahkeme, konuyla ilgili genel ilkeler için, yerleşik içtihadına atıfta bulunmaktadır (Turgut ve diğerleri/Türkiye (adil tazmin), No. 1411/03, §§ 12-16, 13 Ekim 2009 ve bu kararda belirtilen içtihat, Guiso-Gallisay/İtalya (adil tazmin) (BD), No. 58858/00, §§ 102-107, 22 Aralık 2009 ve Vistin ve Perepjolkins/Letonya (adil tazmin) (BD), No. 71243/01, §§ 32-44, AİHM 2014).
22. Somut olayda, Mahkeme öncelikle, başvuranın, 12 Eylül 2002 tarihinde Mahkemeye başvuruda bulunduktan sonra, 20 Mart 2003 tarihinde ulusal mahkemelere başvurarak, Medeni Kanunun 1007. maddesi gereğince, tazminat ödemeksizin dava konusu tapu senetlerinin iptal edilmesi nedeniyle Hazineye karşı 1.500.000 TRYlik (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 828.700 avro) tazminat davası açtığını kaydetmektedir. Mahkeme, ulusal mahkemelerin, Hazinenin kötü niyetli tutum sergilediği iddiasına dayanak talep edilen % 40 oranındaki tazminat talebini reddederek ve talep edilen meblağın tamamını ödemeye mahkûm ederek netice itibariyle başvuranın lehine karar verdiklerini gözlemlemektedir.
Mahkeme daha sonra, 16 Haziran 2011 tarihinde, başvuranın dava tarihinden itibaren değişken gecikme faizi oranı eklenerek 1.500.000 TRY tazminata uygun düşen 3.818.405,04 TRYyi (yaklaşık 1.468.617 avro) aldığını kaydetmektedir.
23. Mahkeme öte yandan, başvuran ek tazminat talebinde bulunma hakkını saklı tutmasına rağmen, ne taşınmazların değeriyle ne de maruz kaldığını iddia ettiği diğer kayıplarla ilgili olarak hiçbir zaman usulüne uygun olarak ek tazminat için talepte bulunmadığını tespit etmektedir. Mahkeme, başvuranın, yüksek olarak değerlendirdiği yargılama giderleri sorununu ulusal mahkemeler önünde de dile getirmediğini gözlemlemektedir.
24. Mahkeme, başvuranın mülkiyetinin kaybının 2001 yılında kesinlik kazandığı sırada başvurana taşınmaz malların gerçek değerinde ödenen meblağın tutarlılığı sorununu incelemeyecektir. İç hukukun, başvurana, tazminat ödenmeden dava konusu tapu senetlerinin iptali nedeniyle talep ettiği tazminatın tamamını elde etme imkanı sunuyor olmasını ve ilgilinin tutumunun, söz konusu taşınmaz malların değerinin saptanması yönünde belirleyici bir unsur teşkil ettiğini tespit etmek yeterlidir.
25. Bu nedenle Mahkeme, maddi tazminatla ilgili olarak, adil tazmin bağlamında ödeme yapılmasına gerek olmadığını değerlendirmektedir.
26. Manevi tazminat ile ilgili olarak ise, Mahkeme davanın koşulları dikkate alındığında, Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği tespitinin bu zararı telafi etmek için yeterli olduğu kanaatine varmaktadır (bk. aksi yönde, Belvedere Alberghiera S.r.l./İtalya (adil tazmin), No. 31524/96, §§ 40-42, 30 Ekim 2003).
B. Masraf ve Giderler
27. Başvuran masraf ve giderlerin ödenmesi yönünde herhangi bir talepte bulunmamaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME,
1. Oybirliğiyle, ihlal tespitinin tek başına, başvuran tarafından maruz kalınan manevi zarar için yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;
2. 1e karşı 6 oyla adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
Fransızca olarak yazılan işbu karar Mahkeme İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları gereğince 15 Aralık 2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.
İşbu karar ekinde, Sözleşmenin 45. maddesinin 2. fıkrası ve Mahkeme İçtüzüğünün 74. maddesinin 2. fıkrası uyarınca yazılan, Yargıç P.Lemmensin ayrık oy görüşü yer almaktadır.
YARGIÇ LEMMENSİN KISMİ MUHALEFET ŞERHİ
1. Çoğunluğun, başvuran şirkete maddi zarar bağlamında tazminat ödenmesine gerek olmadığı yönündeki görüşüne katılamadığım için üzüntü duymaktayım.
Çoğunluk, başvuran şirketin ulusal düzeyde talep ettiğini elde etmesi nedeniyle, kendisine ilaveten ek tazminat ödenmesine gerek olmadığı görüşüne dayanmaktadır.
2. Bana göre, bu kararda, ulusal mahkemeler önünde, başvuran şirketin açıkça ek tazminat talep etme hakkını saklı tuttuğunu belirtmiş olması durumuna yeterli önem verilmemektedir (bk. kararın 8. paragrafı).
Başvuranın -yüksek olarak nitelendirdiği yargılama giderlerini ödeme yükümlülüğünden kaçınmak için (kararın 16. paragrafı)- ek tazminat talep etme hakkını saklı tutarak, ulusal mahkemeler önünde sınırlı meblağlı tazminat talebinde bulunarak, talep edilen meblağın (1.500.000 TRY, gecikme faizleri eklenmek üzere) maruz kalınan maddi zararın tamamını karşıladığını ima ettiği ya da düşünmeye sevk etmediği açıktır.
Çoğunluk, başvuran şirketi, ulusal mahkemeler önünde ek tazminat talebinde bulunmamakla suçlamaktadır (kararın 23. paragrafı). Çoğunluğa göre, başvuran şirketin tutumu söz konusu taşınmaz malların değerinin saptanması yönünde belirleyici bir unsuru teşkil etmektedir (kararın 24. paragrafı).
3. Başvuran şirketin, ulusal mahkemeler önündeki yargılamayı sonuna kadar takip etmeme nedeniyle cezalandırılması gerektiğini düşünmüyorum. Bu bağlamda, bazı olayları hatırlatmak isterim.
Başvuran, Mahkemeye 12 Eylül 2002 tarihinde başvuruda bulunmuştur. Birkaç ay sonra, 20 Mart 2003 tarihinde, Mahkeme, yapılan başvuruyla ilgili olarak halen karar vermemiş olduğu halde, başvuran ulusal düzeyde tazminat talebinde bulunmuştur.
Hükümet sonradan, ulusal düzeyde yapılan bu yargılamaya atıfta bulunarak, Mahkemeye iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun kabul edilmezliği yönünde itirazda bulunmuştur. Mahkeme, 23 Mart 2010 tarihinde esas hakkında verdiği kararında, bir yandan bahse konu taşınmazın niteliği ile ilgili kararları bunca yıl bekleyen bir başvuranın, tazminat elde etmek amacıyla yeni bir dava açmasının uygun olduğu önerisinde bulunulamayacağını, öte yandan tazminat talebiyle ilgili olarak açılan bu yeni yargılama, Sözleşmenin 41. maddesi bakımından ele alındığında kuşkusuz sonuca bağlanabileceğini; ancak dava konusu taşınmazların herhangi bir tazminat ödenmeksizin Hazine adına tescil edilmesinin Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesi ile uyuşup uyuşmadığı hususunun incelenmesine açıklık getiremeyeceğini göz önünde bulundurarak bu itirazı reddetmiştir (S.S. Göller Bölgesi Konut Yapı Koop./Türkiye, No. 35802/02, § 29, 23 Mart 2010).
Mahkeme esas hakkındaki kararını verdiği sırada, Ankara(2) Asliye Hukuk Mahkemesi 29 Nisan 2009 tarihli kararla başvuran şirkete talep edilen meblağın ödenmesine karar vermiştir. Yalnız bu karar, temyiz aşamasında derdesttir. Bu temyiz başvurusu Yargıtay tarafından 13 Aralık 2010 tarihinde reddedilmiştir.
Ulusal düzeydeki yargılama sona erdiğinde, başvuran, taşınmazın güncel değerine tekabül edecek şekilde en az 1.500.000 TRY (güncellenen) talep ederek, Mahkeme önünde adil tazmin talebinde bulunmuştur.
4. Kanaatimce, başvuran şirket iç hukuk yollarının tüketilmemesi dair itirazın reddedilmesinden ulusal düzeyde tazminatın tamamını talep etmenin kendisi için gerekli olmadığı sonucuna varabilirdi. Mahkemenin mesajı esasen, başvuran şirket ulusal düzeyde tazminat alsaydı, ödenen meblağ, gelecekte, adil tazminin hesaplanmasında dikkate alınması konusunda belirleyici olarak değerlendirilebilineceği yönündeydi yani Mahkeme, adil tazmin tutarından ulusal düzeyde kabul edilen tazminat miktarını çıkarabilirdi.
Başvuran şirketin ulusal yargılamada ilk tazminat talebinde bulunduktan sonra ayrıca ek tazminat isteme hakkını saklı tutmasının dikkate alınmasının reddedilmesi hususunda Sözleşmenin 41. maddesinin uygulanmasıyla ilgili olarak çoğunluk tarafından kabul edilen görüşün, Mahkemenin davanın esasıyla ilgili verdiği kararıyla uyumlu olmadığı kanaatindeyim.
5. Dolayısıyla Mahkemenin maddi zarar bağlamındaki tazminat talebinin yerindeliğini incelemesi gerektiği kanısındayım.
Bu tespitten sonra, kamulaştırmanın kendiliğinden kurallara aykırı olmadığı ve tek sorunun tazminatın tamamının ödenmediği somut olaydaki gibi durumlarda, tazminat miktarının, gerektiği takdirde ödenecek tazminatın miktarının çıkartılmasına imkan veren hakkaniyet değerlendirmelerini göz önünde bulundurarak bulundurularak, mal sahibinin mülkiyetini kaybettiği sırada ihtilaf konusu taşınmazların değerine göre hesaplanması gerektiğini hatırlatmak uygun olacaktır (bk. Vistin ve Perepjolkins/Letonya (adil tazmin) (BD), No. 71243/01, § 36, AİHM 2014). Somut olayda kabul edilecek başlangıç noktası tapuların iptali kesinleştiğindeki, dolayısıyla, taşınmazların 2001 yılındaki değeridir (bk. esas hakkında verilen karar, §§ 12-14).
Başvuran şirket tarafından 2002 yılında talep edilen meblağ, yani 1.500.000 TRY, taşınmazların 2001 yılındaki değerini az çok yansıtabilir. Bu üzerinde görüşülmesi gereken bir konudur. Ne olursa olsun, daha sonra Mahkeme önünde talep edilen ve taşınmazların güncel değerine dayanan meblağların (bk. kararın 13-16. paragrafları) Mahkemenin adil tazmin bağlamında ödenmesine karar verebileceği meblağlardan çok uzak olduğu kanaatindeyim.
Ancak, bunların mevcut davada Mahkeme tarafından somut bir incelemeye konu olması gereken sorunlar olduğu kanısındayım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy