(AİHS m. 6, 10, 11, 34, 35, 41, 44) (2908 S. K. m. 4, 34, 75) (765 S. K. m. 119, 390) (647 S. K. m. 6) (1412 S. K. m. 343) (İlhan Şentuna - Türkiye Davası) (Karademirci Ve Diğerleri - Türkiye Davası)
(Başvuru no. 36370/02 ve 37581/02)
KARAR
STRAZBURG
18 Mart 2008
İşbu karar AİHSnin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 36370/02 ve 37581/02 nolu davanın nedeni, T.C. vatandaşları Ecevit Piroğlu ve Mihriban Karakayanın (başvuranlar), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine sırasıyla 17 Ağustos ve 18 Ağustos 2002 tarihlerinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuranlar, İzmir Barosu avukatlarından E. Yıldız ve Zeynel Kaya tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar sırasıyla 1974 ve 1962 doğumludur ve İzmirde yaşamaktadır. AİHMye başvuruda bulundukları sırada İnsan Hakları Derneği (Dernek) İzmir Şubesinin yönetim kurulu üyeleridir. Başvuranlar aleyhinde yürütülen iki ayrı cezai takibat mevcuttur ancak ilk başvuranın davasının, yalnızca önceden mahkumiyet durumu bulunan Dernek üyelerine ilişkin ilk grup takibata dahil olduğu belirtilmelidir.
A. Önceden mahkumiyet durumu bulunan Dernek üyelerine ilişkin cezai takibat
10 Temmuz 2001 tarihinde İzmir Valisi, Derneğe ikinci başvuranın da aralarında bulunduğu on üç kişinin üyeliklerinin, yasadışı eylemlere katıldıkları değerlendirildiğinden feshedilmesini isteyen bir yazı göndermiştir. Yazıda, ikinci başvuranın 30 Nisan 1999 tarihinde polis tarafından gözaltına alındığı, ancak, yasadışı TKP/ML - TIKKO ile bağlantısı olduğu tespit edilmediği için serbest bırakıldığı belirtilmektedir.
6 Ağustos 2001 tarihinde Dernek, Valiye sözkonusu on üç kişiden hiçbirinin, 2908 sayılı Dernekler Kanununun 4. maddesinin 2. ve 3. paragrafları ile 16. maddesinde öngörüldüğü gibi kendilerini dernek kurmaktan ya da derneğe üye olmaktan alıkoyacak bir mahkumiyet durumu bulunmaması nedeniyle talebe uymayacaklarını belirtmiştir.
Sırasıyla 17 ve 31 Ekim 2001 tarihlerinde İzmir Cumhuriyet Savcısı başvuranlara, 2808 sayılı Kanunun 4. maddesine uymamaları nedeniyle aleyhlerinde cezai takibat başlatıldığını ancak on gün içerisinde her birinin 142.366.000 TRL para cezası ödemesi durumunda dava açılmayacağını bildirmiştir. Başvuranlar, ödeme emrinin gerektirdiği şekilde para cezasını on gün içerisinde ödememiştir.
3 Aralık 2001 tarihinde İzmir Cumhuriyet Savcısı, başvuranlar ve diğer Kurul üyeleri aleyhinde bir iddianame hazırlamıştır. Cumhuriyet Savcısı, İzmir Valisinin isteğine uymadıkları için Dernekler Kanununun 75. ve Ceza Kanununun 119. maddesi uyarınca sanıkların para cezasına çarptırılmalarını talep etmiştir. İddianame, başvuranlara tebliğ edilmemiştir.
26 Aralık 2001 tarihinde İzmir Sulh Hukuk Mahkemesi, duruşma yapmaksızın, başvuranları ve diğer sanıkları suçlu bulmuş ve bir ceza kararnamesi ile her birini 213.548.400 TRL para cezasına çarptırmıştır. Mahkeme bu husustaki kararını, CMKnın nispeten küçük suçlara ilişkin 386. maddesinde kaydedilen basitleştirilmiş prosedüre dayandırmıştır.
Başvuranlar ve diğer sanıklar, 26 Aralık 2001 tarihli karar hakkında İzmir Ceza Mahkemesine başvurarak itirazda bulunmuştur.
6 Şubat 2002de İzmir Ceza Mahkemesi, duruşma yapmaksızın itirazı reddetmiştir.
Başvuranlar, ilgili meblağları ödemiştir.
16 Aralık 2002 tarihinde sanıklardan N.B., Adalet Bakanlığına başvurarak Bakanın, yazılı emir yoluyla davayı Yargıtaya havale etmesini istemiştir.
29 Ocak 2003 tarihinde Adalet Bakanı, yazılı bir emirle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından Yargıtayın, ilgili kararı iptal etmesini istemesi talimatını vermiştir.
14 Nisan 2003 tarihinde Yargıtay, İzmir Ceza Mahkemesinin 6 Ocak 2002 tarihli kararını iptal etmiş ve dava dosyası, İzmir Sulh Hukuk Mahkemesine iade edilmiştir.
Sırasıyla 14 Temmuz, 7 Ağustos ve 22 Ekim 2003 tarihlerinde mahkeme, üç duruşma gerçekleştirmiştir.
22 Ekim 2003 tarihli son duruşmada Sulh Hukuk Mahkemesi, 4854 sayılı Kanunun 24 Nisan 2003 tarihinde resmen yürürlüğe konmasını müteakiben İzmir Valiliğinin emrine uymadıkları için başvuranlara verilen cezanın idari para cezası niteliği taşıması nedeniyle davaya bakma yetkisine sahip olmadığı kararını vermiştir. Dava sırasında davalılardan hiçbiri mahkeme önünde görüş bildirmemiştir.
25 Şubat 2004 tarihinde Yargıtay, İzmir Sulh Hukuk Mahkemesinin kararını onamıştır. Dava dosyası, İzmir Valiliğine gönderilmiştir.
2. Vicdani Ret Platformuna ilişkin dava işlemleri
9 Ekim 2001 tarihinde Dernek, çeşitli yerel sivil toplum örgütleri ile birlikte, Vicdani Ret Platformu adlı bir sivil toplum hareketine katılmış ve Amerika Birleşik Devletlerinin (ABD) Afganistanda düzenlediği askeri operasyonları protesto eden bir toplu basın açıklaması yapmıştır.
Belirsiz bir tarihte Cumhuriyet Savcısı, ikinci başvurana, yasal statüsü bulunmayan Vicdani Ret Platformuna katıldığı için Dernekler Kanununun 34. maddesi uyarınca aleyhinde cezai takibat başlatıldığını bildirmiştir. Cumhuriyet Savcısı aynı zamanda başvurana, on gün içerisinde 142.366.000 TRL para cezası ödemesi halinde hakkında dava açılmayacağını bildirmiştir.
Cumhuriyet Savcısı, ödeme yapılmadığı için ikinci başvuranı ve Derneğin diğer beş yönetim kurulu üyesini Dernekler Kanununun 34. maddesini ihlal etmekle suçlayarak bir iddianame hazırlamıştır. İddianamede, platformun Türk hukuku kapsamında yasal bir temeli olmadığını belirtmiştir. İddianame, ikinci başvurana tebliğ edilmemiştir.
31 Aralık 2001 tarihinde İzmir Sulh Hukuk Mahkemesi, basitleştirilmiş prosedürü müteakiben ve duruşma yapmaksızın, ikinci başvuranı suçlu bulmuştur (dava no. 2001/2160). Bir ceza kararnamesi yayımlayarak başvuranı, 213.548.400 TRL artırılmış para cezasına mahkum etmiştir. Ancak mahkeme, 647 sayılı Kanunun kararların ifasına ilişkin 6. maddesi bağlamında hükmü askıya almıştır.
18 Şubat 2002 tarihinde ikinci başvuran, İzmir Ceza Mahkemesine başvurarak ceza emrine itiraz etmiştir. Mahkumiyetinin, ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ve toplu bir basın açıklamasının yasadışı bir örgütün kuruluşuna katkı bulunmak olarak sınıflandırılamayacağını ileri sürmüştür. Ayrıca, iddianamenin kendisine tebliğ edilmediği ve mahkemenin, ifadesini almadığı ya da karşı görüşlerini dinlemediği hususunda şikayette bulunmuştur.
20 Şubat 2002 tarihinde ceza mahkemesi, yine bir duruşma düzenlemeksizin itirazını reddetmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar aleyhlerindeki cezai takibatın karara bağlanmasında adil ve açık şekilde yargılanmadıkları, mahkemelerin, duruşma düzenlemeksizin davalarını karara bağladığı için AİHSnin 6/1 maddesinin, Cumhuriyet Savcısının iddianamesi kendilerine tebliğ edilmediği için aleyhlerindeki suçlamalardan haberdar edilmediği için, AİHSnin 6/3. maddesinin (a) paragrafının, kendilerini bizzat veya bir temsilci aracılığı ile müdafaa etme, karşı görüş sunma ve tanıkların sorgulanması da dahil olmak üzere delillerini sunma hakkı verilmediği için AİHSnin 6/3. maddesinin (b), (c) ve (d) bentlerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, ikinci başvuranın ikinci ceza davasında iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda cezai takibatın ilk aşamasında sanıklardan birinin talebi üzerine Adalet Bakanlığının yazılı bir emir çıkardığını ve davayı Yargıtaya gönderdiğini belirtmiştir. İkinci başvuran, cezai takibatın ikinci aşamasında aynı yolu izlemediği için Hükümet, AİHSnin 35/1. maddesi bağlamında iç hukuk yollarını tükettiğinin kabul edilemeyeceği kanısındadır.
AİHM, Hükümetin değindiği iç hukuk yolunun Türk hukuku bağlamında olağanüstü bir iç hukuk yolu olduğunu kaydetmektedir. CMKnın 343. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bir davayı Yargıtaya gönderme yetkisine sahip olmakla birlikte, bunu ancak Adalet Bakanının resmi talimatı üzerine yapabilmektedir. Bu nedenle söz konusu iç hukuk yolu davalarına bakılmakta olan kişiler için doğrudan erişilebilir değildir. Sonuç olarak, uluslararası hukukun genel olarak kabul edilmiş kuralları göz önüne alınırsa, AİHSnin 35/1. maddesinin gereklerine uymak, bu iç hukuk yoluna başvurmayı gerektirmemektedir. Dolayısıyla AİHM, Hükümetin ilk itirazını reddetmektedir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Genel İlkeler
AİHM, duruşmaların kamuya açık yapılmasının AİHSnin 6/1. maddesinde yer alan temel bir ilke olduğunu yinelemektedir. Bu kamuya açık nitelik, tarafları adaletin kamunun denetimine tabi tutulmadan ifasına karşı korumaktadır. Ayrıca bu yolla kişilerin, yargıya duyduğu güven korunabilmektedir. Davaların kamuya açık olarak yapılması, adaletin işleyişini şeffaf kılarak, teminatının her demokratik toplumun ilkelerinden biri olduğu 6/1. maddenin amacına, yani adil yargılanmaya ulaşılmasına katkı sağlar (diğerlerinin yanısıra bkz. Stefanelli - San Marino, 35396/97).
Bütün olarak bakıldığında, 6. madde bir sanığın cezai davaya etkin biçimde katılması hakkının teminatını vermektedir. Genel olarak, bu, yalnız duruşmalarda bulunma hakkını değil, gerekli olduğu durumlarda adli yardım alma ve yargılama sürecini etkin biçimde izleme hakkını da kapsamaktadır. Bu haklar çekişmeli yargılama kavramının kendisinde zımnen bulunduğu gibi 6/3 maddenin (c) ve (e) bentlerinde öngörülen teminatlardan da çıkarılabilmektedir (diğerlerinin yanısıra bkz. Stanford - İngiltere).
6/1 madde bir ilk derece mahkemesi kararına itiraz etme hakkının teminatını vermez. Öte yandan iç hukuk temyiz hakkını tanıdığı durumlarda, temyiz süreci yargılama sürecinin bir uzantısı olarak muamele görecek ve dolayısıyla 6. madde konusu olacaktır (bkz. Delcourt - Belçika).
2. Mevcut davadaki başvuru
Meselelerin çakışan niteliklerinden ötürü ve 6. maddenin 3. paragrafının, aynı maddenin birinci paragrafının genel adillik teminatının spesifik unsurları olarak değerlendirildiğinden, AİHM, mevcut davada, başvuranların şikayetlerini 6/1 madde kapsamında genel olarak ele almanın daha uygun olacağı kanısındadır.
Öncelikle, AİHM, 30 Haziran 2004 tarihli bir kararda, Anayasa Mahkemesinin kişileri kamuya açık olarak yargılanmaktan mahrum bırakmanın, adil yargılanma hakkını ihlal ettiği kararını vererek oybirliği ile eski Türk Ceza Kanununun 390/3. maddesinin anayasaya aykırı ve hükümsüz olduğu sonucuna vardığını kaydetmiştir. Ayrıca yeni Türk Ceza Kanunu ve 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Ceza Muhakemeleri Kanunu ile ceza kararnameleri çıkarma uygulaması kaldırılmıştır.
Ancak AİHM, olay tarihinde yürürlükte olan ilgili iç hukukla uyumlu olarak başvuranların yargılanmaları sırasında açık duruşma yapılmadığını gözlemler. Hem ceza kararnamesi çıkarıp başvuranı para cezasına çarptıran İzmir Sulh Ceza Mahkemesi hem başvuranların itirazlarını inceleyen İzmir Ceza Mahkemesi dava dosyalarındaki evraklara dayanarak karar vermişlerdir. Başvuranlara davalarıyla ilgili karar verecek mahkemeler huzurunda kendilerini bizzat veya bir avukat vasıtasıyla savunma olanağı tanınmamıştır. Bu nedenle AİHM, başvuranların cezai yargılama sürecine etkin biçimde katılamadıkları kanısındadır. Adalet Bakanlığının 29 Ocak 2003 tarihinde çıkardığı yazılı emir üzerine başlayan sonraki işlemle ilgili olarak AİHM, iyileşme veya önceki hataların telafisini sağlayacak bir sona ulaşmayan yargılama sırasında başvuranlardan ve diğer sanıklardan savunma görüşü alınmadığını kaydeder (bkz. aksi kıyas, Şentuna - Türkiye, 71988/01).
Yukarıda belirtilenler ışığında AİHM, hukuki mercilerin izlediği yolun, başvuranların savunma haklarından uygun olarak yararlanmalarını önlediğini ve dolayısıyla cezai yargılamanın adaletli olmamasına yol açtığı sonucuna varır.
Sonuç olarak AİHSnin 6/1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Mihriban Karakaya, AİHSnin 10. maddesine dayanarak, bir eyleme katılması ve ABDnin Afganistandaki askeri operasyonlarını eleştiren toplu bir basın açıklamasında yer alması nedeniyle mahkum edilmesinden ötürü ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
AİHSnin 10. maddesinin ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerir...
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak ...kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi ... için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.
A. Kabuledilebilirlik
AİHSnin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Müdahale bulunup bulunmadığı
Hükümet Mihriban Karakayanın basın açıklaması yaptığı için değil, o tarihte yürürlükte olan Dernekler Kanununa (2908 Sayılı Kanun) muhalefet ettiği için mahkum edildiğini savunarak, müdahale bulunduğunu kabul etmemiştir. Hükümet, Kanunun 34. maddesine göre, derneklerin yalnız federasyon veya konfederasyon biçiminde örgütlenebileceklerini belirtmiştir.
Mihriban Karakaya bu görüşe itiraz etmiş, mahkumiyetinin, AİHSnin 10. maddesi çerçevesinde ifade özgürlüğü hakkına müdahale teşkil ettiğini iddia etmiştir.
AİHM, bu davanın, Türkiye aleyhinde ifade özgürlüğüyle ilgili açılmış diğer pek çok davadan farklı olduğunu kaydeder. Mevcut davada Mihriban Karakaya, Dernekler Kanununun 34. maddesi uyarınca, pek çok yerel sivil toplum kuruluşunun ABDnin Afganistandaki askeri operasyonlarını protesto etmek için başlattığı bir sivil toplum hareketi olan Savaş Karşıtları Platformuna katılması nedeniyle mahkum edilmiştir. Cumhuriyet Savcısının 3 Aralık 2001 tarihli iddianamesinde belirtildiği üzere bu platform, iç hukukta tüzel bir kişilik olarak değerlendirilmemektedir.
AİHM, İzmir İnsan Hakları Derneği de dahil olmak üzere Platformu oluşturan yerel sivil toplum kuruluşlarının 9 Ekim 2001 tarihinde ortak bir basın açıklaması yaptıklarını, derneğin yönetim kurulu üyesi sıfatını bulunduran başvuranın ise Dernekler Kanununun 34. maddesi uyarınca 31 Aralık 2001 tarihinde mahkum edildiğini gözlemler. AİHM, Mihriban Karakayanın mahkumiyeti ve o tarihte gündemde olan bir konuya dikkat çekmek amacıyla katıldığı eylem nedeniyle verilen cezanın, ifade özgürlüğüne müdahale teşkil ettiği kanısındadır. Dolayısıyla 10. maddeyle uyumlu olması için, müdahalenin, üç koşulu yerine getirmesi gerekmektedir: yasayla öngörülmesi, maddenin ikinci bendinde yer alan meşru amaçlardan bir ya da iki tanesini gütmesi ve bu amaçlara ulaşmak için demokratik bir toplumda gerekli olması.
2. Müdahale yasayla öngörülmüş müdür?
Hükümet müdahalenin, derneklerin federasyon veya konfederasyon biçimi dışında örgütlenmeleri veya tüzel bir kişiliğin parçası olmalarını önleyen Dernekler Kanununun 34. maddesince öngörülmüş olduğu kanısındadır.
AİHM, yasaya uygun olarak ifadesinin, dava konusu önlemlerin, iç hukukta bir takım temelleri olmasını gerektirmekle kalmayıp, ilgili kişi için erişilebilir ve etkilerinin öngörülür olmasını gerektirerek sözkonusu yasanın niteliğine de atıfta bulunduğunu yineler (bkz. Rotaru - Romanya (BD), 28341/95). Öngörülür olma kavramının kapsamının, dava konusu metnin içeriği, kapsaması düşünüldüğü alan ve yöneltildiği kişi sayısı ve statüsüne önemli ölçüde bağlı olduğunu kaydeder (bkz. Gorzelik ve Diğerleri - Polonya (BD), 44158/98).
Mevcut davada, AİHM, davanın özel koşulları ışığında, Hükümetin dayanak gösterdiği Dernekler Kanununun 34. maddesinin zaruri yasa niteliğine sahip olup olmadığını, yani yeterince erişilebilir ve öngörülür olup olmadığını incelemeye davet edilmiştir.
Erişilebilirliğe ilişkin olarak AİHM, Dernekler Kanununun 7 Ekim 1983 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmış olması nedeniyle hükmün bu koşulu karşıladığını kaydeder.
Öngörülürlük meselesi ile ilgili olarak AİHM, 34. maddenin içeriğinin derneklerin yalnızca federasyon veya konfederasyon biçiminde örgütlenebileceklerini belirttiğini gözlemler. Öte yandan, AİHMye göre, bu içerik, başvuranın Derneğinin üyelerinin, bir hareket veyahut platform etrafında toplanmanın kendilerine uygulanan cezai müeyyidelere yol açacağının farkına varmalarını sağlayacak derecede açık değildir. AİHM, böyle bir eylemin 34. madde çerçevesinde ne ölçüde bir örgüt kurulduğu biçiminde farz edilebileceğini anlamakta güçlük çekmektedir. Yerel mahkemelerin, 34. maddenin kapsamını, davanın koşullarında makul biçimde öngörülebileceğin ötesinde genişlettikleri kanısındadır (bkz. Karademirci ve Diğerleri - Türkiye, 37096/97 ve 37101/97).
Sonuç olarak yerel mahkemeler, Mihriban Karakayayı para cezasına çarptırarak, bu cezanın ertelenmesine rağmen, öngörülürlük koşuluna riayet etmemişlerdir. Buna göre, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahale yasayla öngörülmemiştir. Durum böyle iken, AİHMnin, bu müdahalenin meşru bir amaç güdüp gütmediğini veyahut güdülen amaçla orantılı olup olmadığını belirlemesine ihtiyaç duyulmamaktadır.
Bu nedenle AİHM, AİHSnin 10. maddesinin ihlal edildiği kanısındadır.
III. AİHSNİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Mihriban Karakaya, AİHSnin 11. maddesine dayanarak, Dernekler Kanununun 4. ve 50. maddeleri uyarınca, kendisi de dahil on üç kişinin İnsan Hakları Derneğindeki üyeliklerine son vermediği gerekçesiyle mahkum edildiğinden şikayetçi olmuştur.
Hükümet iddiayı kabul etmemiş, Mihriban Karakayanın, Kanunun 4. maddesi uyarınca usuli yükümlülüklerini yerine getirmediği için para cezasına çarptırıldığını ifade etmiştir. Başvuran derneğin hedefleri, siyasi tutumu ya da eylemleri nedeniyle mahkum edilmemiştir.
AİHSnin 11. maddesinin ilgili kısmına göre:
1. Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, demek kurmak ... haklarına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak ... kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi ... amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir...
A. Kabuledilebilirliğine ilişkin
AİHSnin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Müdahale bulunup bulunmadığı
Hükümet AİHSnin 11. maddesi uyarınca Mihriban Karakayanın haklarına müdahalede bulunulmadığını belirtmiştir.
AİHM, Mihriban Karakayanın üyeliğiyle ilgili mahkumiyetinin 11. madde kapsamındaki haklarına başlı başına müdahale teşkil ettiği kanısındadır.
2. Müdahale yasayla öngörülmüş müdür?
Hükümet Mihriban Karakayanın mahkumiyetinin yasayla, diğer bir deyişle Dernekler Kanununca öngörüldüğünü ve düzensizliği önleme gibi meşru bir amaç güttüğünü iddia etmiştir.
Mihriban Karakaya sözkonusu müdahalenin, olayın meydana geldiği tarihte yasanın yalnız belirli suçlardan hüküm giymiş olanların dernek üyesi olma haklarının bulunmadığını şart koşması nedeniyle, yasayla öngörülmediğini ileri sürmüştür. Öte yandan Mihriban Karakayanın üyeliğinin iptal edilmesini gerektirecek daha önceden bir mahkumiyeti bulunmamaktaydı.
Meşruluk koşuluna ilişkin olarak ise, AİHMnin içtihadına göre, yukarıda da belirtildiği üzere, yasaya uygun olarak ifadesi söz konusu yasanın niteliğine işaret etmektedir. Demokratik bir toplumun temel ilkelerinden biri olan ve yürütmeye ölçüsüz ve kontrolsüz güç bahşedilmemesini öngören hukukun üstünlüğü ilkesine göre iç hukuk kurallarının, resmi makamların Sözleşme ile korunan haklara keyfi müdahalesine karşı koruma sağlaması gerekmektedir. . Sonuç olarak yasalar, idarenin takdir yetkisi ve bunun uygulanış biçiminin kapsamını yeterince açık biçimde belirtmelidir (bkz. Hasan ve Chaush - Bulgaristan (BD), 30985/96). Ayrıca suistimale karşı, belirli durumlarda mahkemelerin etkili incelemesi için usulleri de kapsayabilecek uygun ve etkili teminat sağlamalıdırlar (bkz. Glas Nadezhda EOOD ve Elenkov - Bulgaristan, 14134/02).
Mevcut davaya dönecek olursak, AİHM öncelikle, Mihriban Karakayanın dernek özgürlüğüne yapılan müdahalenin, belirli suçlardan hüküm giyen kimselerin dernek üyesi olamayacaklarını belirten Dernekler Kanununun 4. ve 16. maddelerinden ileri geldiğini kaydeder. AİHM, Mihriban Karakayanın kendisi de dahil olmak üzere on üç kişinin üyeliğine son verilmesi için neden bulunmadığını iddia ettiğini gözlemler. Mihriban Karakaya, 1999 yılında gözaltına alınıp serbest bırakıldığını ve o sırada hakkında cezai takibat açılmadığını belirtmiştir. AİHM için Mihriban Karakayanın iddiaları, İzmir Valisinin 10 Temmuz 2001 tarihli yazısı ışığında ikna edicidir. Sonuç olarak Hükümet, resmi makamların başvuranın üyeliğinin sona erdirilmesini kanunen istemeleri için başka neden gösterememiştir.
Bu unsur AİHMnin, meşruluk koşulunun karşılanmaması nedeniyle Mihriban Karakayanın dernek özgürlüğüne keyfi müdahaleye karşı doğru bir kanuni korumadan yoksun bırakıldığı sonucuna varmasını sağlamıştır. Durum böyle iken, AİHM, bu müdahalenin meşru bir amaç güdüp gütmediğini veya güdülen amaçla orantılı olup olmadığını belirlemek durumunda değildir.
Bu nedenle AİHSnin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Her iki başvuran da para cezası ödemek durumunda kalmalarından ötürü doğan maddi zararın karşılanmasını talep etmişlerdir. Ayrıca Ecevit Piroğlu 1000 EUR, Mihriban Karakaya ise 1750 EUR manevi tazminat talep etmiştir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
Maddi tazminata ilişkin olarak, AİHM, AİHSnin 6. madde ile uyumlu yargılamanın sonucunun ne olabileceği hususunda tahmin yürütemeyeceğini kaydeder. Buna göre bu başlık altında tazminat ödenmemesine karar verir (bkz. Karahanoğlu - Türkiye, 74341/01).
Ayrıca AİHM ihlalin tespit edilmesinin Ecevit Piroğlunun maruz kaldığı her türlü manevi zarar için başlı başına yeterli tatmin teşkil edeceği kanısındadır.
AİHM Mihriban Karakaya ile ilgili olarak, AİHSnin 10. ve 11. maddeleri kapsamında tespit edilen ihlaller ışığında ve hakkaniyete uygun surette, maruz kaldığı manevi zarar için 1000 EUR ödenmesine karar vermiştir.
B. Yargılama giderleri
AİHM önünde meydana gelen yargılama giderleri için Ecevit Piroğlu 2750 Yeni Türk Lirası (YTL), Mihriban Karakaya ise 5400 YTL talep etmişlerdir. Taleplerine ilişkin olarak İzmir Barosunun Ücret Çizelgesine atıfta bulunmuşlardır.
Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
AİHMnin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde başvurana geri ödenir. Mevcut davada, başvuranlar talep ettikleri giderlerin gerçekten meydana geldiğini belgeleyememişlerdir. Buna göre AİHM bu başlık altında tazminat ödenmemesine karar vermiştir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE
1. Başvuruların geri kalanının kabuledilebilir olduğuna;
2. Her iki başvuranla ilgili olarak AİHSnin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Mihriban Karakaya ile ilgili olarak AİHSnin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Mihriban Karakaya ile ilgili olarak AİHSnin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
5. İhlalin tespit edilmesinin Ecevit Piroğlunun maruz kaldığı her türlü manevi zarar için başlı
başına yeterli tatmin teşkil ettiğine;
6. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. fıkrası gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilmek üzere ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından Mihriban Karakayaya manevi tazminat olarak 1000 EUR ödemesine;
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.
7. Başvuranların adil tatmine ilişkin diğer taleplerini reddetmiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77. Maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 18.03.2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy