(AİHS. m. 7, 8, 9, 10, 11, 34, 35, 41, 1 nolu Protokol) (2709 S. K. m. 42, 74) (2547 S. K. m. 4) (2577 S. K. m. 12, 13) (Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği m. 9) (KJELDSEN, BUSK MADSEN VE PEDERSEN - DANİMARKA DAVASI) (MEHMET SAĞAT, AYDIN BAYRAM VE HASAN BERK - TÜRKİYE DAVASI) (LEYLA ŞAHİN - TÜRKİYE DAVASI) (MÜRSEL EREN - TÜRKİYE DAVASI) (CAMPBELL VE COSANS - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI)
(Başvuru No. 36458/02)
STRAZBURG
3 Mart 2009
USUL
On sekiz T.C. vatandaşı (başvuranlar) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 13 Ağustos 2002 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 36458/02 numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.
Başvuranlar, İzmir Barosu avukatlarından M. Rollas tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar, olayların gerçekleştiği dönemde, Türkiyede bulunan Afyon Kocatepe Üniversitesinin çeşitli fakültelerinde öğrencilik yapmaktaydılar.
Başvuranlar 27 Aralık 2001 ve 4 Ocak 2002 tarihleri arasında muhtelif tarihlerde üniversite rektörlüğüne dilekçe vermişler ve Kürtçe derslerinin seçmeli ders olarak okutulması talebinde bulunmuşlardır.
Yaklaşık olarak aynı tarihlerde Türkiyenin çeşitli üniversitelerinde bulunan öğrenciler tarafından benzer dilekçeler sunulmuştur.
Aşağıda başvuranlar tarafından sunulan dilekçelerden alıntılara yer verilmiştir:
... Anayasanın eğitim ve öğrenim hakkı başlıklı 42. maddesi Anayasada yapılan yeni değişiklikle birlikte değerlendirildiğinde, kişinin en iyi konuştuğu dilde, ana dilinde, öğrenimine ilişkin anayasal bir hak tanımakta olarak düşünülmelidir ...
... Maalesef, yıllardan beri, başta Kürtler olmak üzere Türkiyede yaşayan topluluklar, devletin bölünmesi korkusu nedeniyle sanki yoklarmışçasına muamele görmüşler ve dillerini ve kültürlerini geliştirmeleri engellenmiştir ...
Türkiyede demokratikleşmeyi destekleyen bir adım attığına inanan bir öğrenci olarak, Üniversite Rektörümüzden Kürtçenin üniversitede seçmeli ders kapsamına alınması ve okutulması talebinde bulunmaktayım.
18 Ocak 2002 tarihinde, Afyon Kocatepe Üniversitesi Yönetim Kurulu, başvuranların savunmalarını dinledikten sonra, Yüksek Öğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliğinin 9/d maddesine dayanarak, pişmanlık göstermesi üzerine sadece bir dönem okuldan uzaklaştırılan Pulat dışında, başvuranların, dilekçelerin ayrı ayrı sunulmuş olmalarına rağmen üslup ve içerik bakımından aynı olmaları ve başvuranların bu fiillerinin suç oluşturduğunu kabul ettikleri ve buna ilişkin pişmanlık göstermedikleri gerekçesiyle bahar döneminden başlamak üzere iki dönem süresince okuldan uzaklaştırılmaları kararını almıştır.
Söz konusu disiplin cezalarının tebliğ edilmesi üzerine, başvuranlar, Denizli İdare Mahkemesinde ayrı davalar açmışlar ve disiplin kararına ilişkin olarak yürütmenin durdurulması ve sonrasında söz konusu kararın iptali talebinde bulunmuştur.
Muhtelif tarihlerde, başvuranların yürütmenin durdurulmasına ilişkin talepleri, Denizli İdare Mahkemesi tarafından, iç hukukta gerekli olan şartların karşılanmadığı gerekçesiyle ek bir inceleme olmaksızın reddedilmiştir.
Bu kararlar Denizli Bölge İdare Mahkemesi tarafından, başvuranlar tarafından öne sürülen hiçbir iddianın ilk derece mahkemesi kararını bozmak için yeterli gerekçe oluşturmadığı nedeniyle onanmıştır.
Yargılama zarfında, başvuranlar, kendileri hakkında verilen disiplin kararlarına ilişkin olarak yürütmenin durdurulması yönünde başarısızca yeni bir talepte daha bulunduklarını ileri sürmüşlerdir.
Ancak, bu süre içinde, İstanbul İdare Mahkemesi önünde açılan benzer bir davada söz konusu mahkeme 9 Mayıs 2002 tarihinde disiplin cezasına ilişkin olarak yürütmenin durdurulması kararını vermiştir. Mahkeme, kararında, dilekçenin içeriğini ve disiplin işleminin yürütülüş şeklini incelemiştir. Mahkeme, söz konusu disiplin cezasının kanuna aykırı olduğu ve bu nedenle uygulanmasının davacı açısından telafisi olanaksız zararlar doğuracağı kararını vermiştir.
24 Ekim 2002 tarihinde, Denizli İdare Mahkemesi davaların esasını incelemiş ve reddetmiştir. Mahkeme, kararlarında, diğer hususların yanı sıra, üniversite rektörlüğünün, Kürtçe eğitim için başvurunun da dahil olduğu PKKnın sivil itaatsizlik kapsamındaki yeni hareket stratejisi konusunda Afyon Valiliğinden bilgi aldığını kaydetmiştir. Dolayısıyla, idare, taleplerinde ısrarcı ve tehditkar olan başvuranlar tarafından yaklaşık olarak benzer tarihlerde sunulan aynı dilekçelerin, Yüksek Öğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliğinin 9/d maddesine aykırı olarak planlı ve örgütlü bir eylemin parçasını oluşturduğunu değerlendirmiştir.
Aralık 2003te Danıştay söz konusu kararları bozmuş ve davayı ilk derece mahkemesine geri göndermiştir.
12 Mayıs 2004 tarihinde, Denizli İdare Mahkemesi, Danıştayın kararına uyarak başvuranlar hakkındaki disiplin yaptırımlarının iptaline karar vermiştir. Mahkeme, kararında, diğer hususların yanı sıra, Anayasanın 74. maddesinin Türk vatandaşlarına kendi menfaatleri veya kamu menfaatlerine ilişkin konularda yetkili makamlara başvuruda bulunabilme hakkı tanıdığını kaydetmiştir. Ayrıca, Yüksek Öğretim Kanununun 4/a maddesine göre, yüksek öğretimin, öğrencileri, hür ve bilimsel düşünce gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, beden, zihin, ruh, ahlak ve duygu bakımından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş, yurt kalkınmasına ve ihtiyaçlarına cevap verecek, aynı zamanda kendi geçim ve mutluluğunu sağlayacak bir mesleğin bilgi, beceri, davranış ve genel kültürüne sahip vatandaşlar olarak yetiştirmeyi amaçladığını belirtmiştir. Buna göre, başvuranların, seçmeli Kürtçe dersi için yetkili makamlara başvuruları, Yüksek Öğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliğinin 9/d maddesi uyarınca, dil, ırk, din ve mezhep açısından kutuplaşmalara yol açıcı faaliyetlerde bulunmak şeklinde yorumlanamaz ve Yüksek Öğretim Kanununun 4/a maddesi kapsamında yüksek öğretimin amacına ters düşmemektedir. Mahkeme, ayrıca, 9 Ağustos 2002 tarihli en son mevzuat değişikliğinin, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullanacakları değişik dil ve lehçeleri öğrenmelerine fırsat vermek amacıyla özel derslerin oluşturulmasına izin verdiğini kaydetmiştir.
Bu süre içinde, başvuranlar hakkında başlatılan cezai yargılama, başvuranların yasadışı silahlı bir örgüte yardım ve yataklık yapma suçlarından beraat etmeleri ile sonuçlanmıştır.
HUKUK
I. ÖN TESPİTLER
Başvuranların avukatı, 16 Aralık 2008 tarihli bir yazı ile, AİHMye, Hamit Çiftçi isimli başvuranın vefat ettiğini bildirmiştir. Yine 9 Ocak 2009 tarihli bir yazı ile Hamit Çiftçinin hayatta kalan birinci dereceden akrabası olmadığını ve onun yetiştirme yurdunda büyüdüğünü belirtmiştir. Ancak, avukat, Hamit Çiftçinin bir dayısı olduğunu tespit etmiştir. Başvuranların avukatı, 13 Ocak 2009 tarihli bir yazı ile başvuranın dayısından yetki belgesi alamadığını ve Hamit Çiftçinin hayatta kalan başka akrabalarının olup olmadığını tespit etmeye çalıştığını belirtmiştir. AİHM henüz başka bir bilgi edinmemiştir.
AİHM, Hamit Çiftçinin vefat ettiğini ve davayı takip etmek yönünde başvuranın varisleri tarafından herhangi bir başvuru yapılmadığını gözlemlemiştir. Ayrıca, 37/1 maddeye uygun olarak, AİHS ve Protokollerinde tanımlanan insan haklarına saygıya ilişkin olarak başvuran Hamit Çiftçi açısından başvurunun incelenmesinin devamını gerektiren özel bir durum görmemiştir.
Buna göre, başvurunun Hamit Çiftçiye ilişkin olan kısmı kayıttan düşmelidir. Böylece, söz konusu kişi, bundan sonra, aşağıda verilen karar uyarınca başvuran olarak kabul edilemez.
II. AİHSNİN 7., 9. VE 10. MADDELERİNİN VE 1 NO.LU PROTOKOLÜN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, üniversite makamlarına Kürtçenin seçmeli ders kapsamına alınması için başvuruda bulunmaları nedeniyle disiplin yaptırımı uygulanması konusunda şikayetçi olmuşlardır. Söz konusu yaptırımın düşünce ve ifade özgürlüklerini ihlal ettiğini ve eylemlerinin suç olarak yorumlanamayacağını belirtmişlerdir. Buna ek olarak, yerel mahkemelerin, disiplin kararlarına ilişkin yürütmenin durdurulması taleplerini reddetmesi nedeniyle eğitim hakkından yoksun bırakıldıklarını ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar bu iddialarını AİHSnin 7., 9. ve 10. maddelerine ve 1 No.lu Protokolün 2. maddesine dayandırmışlardır.
AİHM, bu şikayetlerin, AİHSnin 10. maddesi ışığında 1 No.lu Protokolün 2. maddesi uyarınca incelenmesi gerektiğini değerlendirmiştir (bkz., Kjeldsen, Busk Madsen ve Pedersen - Danimarka, 7 Aralık 1976).
1 No.lu Protokolün 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, AİHMden, başvuruyu, AİHSnin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmesi şartına uymadığı gerekçesiyle reddetmesi talebinde bulunmuştur. Bu bağlamda, ilk olarak, başvuranların, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 12. ve 13. maddelerine uygun olarak, üniversite yönetimine karşı tazminat davası açabileceklerini ileri sürmüştür. Hükümet, bazı geçmiş davalardaki kararlardan örnekler sunmuştur. İkinci olarak, başvuranların, AİHM başvurularını, disiplin yaptırımlarının iptaline ilişkin olarak Denizli İdare Mahkemesinde sürmekte olan idari yargılama sona ermeden yaptıklarını belirtmiştir.
Başvuranlar, 2577 sayılı Kanun uyarınca sağlanan hukuk yolunun başarı ihtimali sunmadığını iddia etmiştir. Bu bağlamda, ilk olarak, tazminat almalarının, bir yıllık eğitim kayıplarını telafi etmeyeceğini belirtmişlerdir. İkinci olarak, söz konusu davaları açmış olsalar dahi, öğrenci olmaları ve pişmanlık göstermemeleri nedeniyle maddi veya manevi tazminat alma hakları olmayacağını ileri sürmüşlerdir. Bu bağlamda, başvuranlar, davacılar (idare mahkemeleri tarafından, Kürtçenin seçmeli ders kapsamına alınması için üniversite yönetimine başvuruda bulunmaları nedeniyle uygulanmasına karar verilen disiplin yaptırımları iptal edilen öğrenciler) tarafından yapılan tazminat taleplerinin yerel mahkemeler tarafından reddedildiği iki davadan karar örnekleri sunmuşlardır. Yerel mahkemeler, diğer hususların yanı sıra, davacıların maddi tazminat taleplerinin spekülatif olduğu (ileriye dönük gelir kaybı) ve kendilerine uygulanan disiplin yaptırımlarının keyfi bir karardan değil idarenin ilgili hükümleri yanlış yorumlamasından kaynaklandığı sebebiyle manevi tazminata hak sahibi olmadıkları sonucuna varmıştır. Bu bağlamda, mahkemeler, manevi tazminata hükmetmek için, idareye yüklenebilir hata ve kanuna aykırılığın belirgin olması gerektiğini, nitekim, mevcut davalarda durumun böyle olmadığını vurgulamıştır. Söz konusu davalardaki ilk derece mahkemesi kararları 2004 yılında verilmiştir. Bu kararlar Danıştay tarafından onandıkları tarih olan 2006da kesinleşmiştir.
AİHM, Hükümetin itirazlarının ilk kısmına ilişkin olarak, AİHSnin 35/1 maddesinde belirtilen iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının, başvuranların, ilk olarak, iç hukuk sisteminde iddia konusu ihlallere karşılık telafi sağlayabilecek mevcut ve yeterli hukuk yollarına başvurmalarını gerektirdiğini yinelemiştir. Hukuk yollarının varlığı, hem uygulamada hem de usulde yeterli derecede kesinlik taşımalıdır. Aksi durumda, gerekli erişilebilirlik ve etkiden yoksun olurlar (bkz., Burden ve Burden - İngiltere, no. 13378/05).
Somut davada, AİHM, başvuranların, idare mahkemelerinde iptal davasını başarıyla açtıklarını kaydetmiştir. Tazminat davası açarak talepte bulunmaya yönelik başka bir girişimde bulunmalarının gerekli olup olmadığı hususunda, AİHM, esas itibariyle idareden kaynaklanan bir işlem sonucu zarar gören kişilerin 2577 sayılı Kanunun 12. ve 13. maddeleri tarafından sağlanan hukuk yolunu kullanarak tazminat talebinde bulunabilecek olmalarına rağmen başvuranlar tarafından sunulan geçmiş karar örneklerinden başvuranların durumunda söz konusu hukuk yolunun başvuranlara tazminat alma ihtimali sunmayacağının açıkça görüldüğünü kaydetmiştir. Hükümet, aksini gösteren örnekler sunmamıştır. AİHM, bu nedenle, başvuranların şikayetlerine ilişkin olarak idari hukuk tarafından sunulan hukuk yollarını kullanmalarının gerekli olmadığını değerlendirmiştir. Dolayısıyla, Hükümetin bu başlık altındaki ön itirazını reddetmiştir.
Hükümetin itirazlarının ikinci kısmı hususunda, AİHM, iç hukuk yollarının son aşamasına, başvurunun yapıldığı tarihten kısa bir süre sonra ve AİHMnin kabuledilebilirliğe ilişkin karar vermesinden önce ulaşılabileceğini yinelemiştir (bkz., örneğin, Sağat, Bayram ve Berk - Türkiye, no. 8036/02, 8 Mart 2007; Yıldırım - Türkiye, no. 40074/98, 30 Mart 2006). AİHM, başvuranların iddialarına ilişkin yargılamanın, AİHMnin kabuledilebilirliğe ilişkin kararından önce 12 Mayıs 2004 tarihinde sona erdiğini gözlemlemiştir. Dolayısıyla, AİHM, Hükümetin bu başlık altındaki ön itirazını reddetmiştir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit etmiştir. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Tarafların görüşleri
Hükümet, bilhassa başvuranlar tarafından başlatılan idari yargılamanın olumlu sonucuna dayanarak, başvuranların üniversiteden uzaklaştırılmalarının ne 1 No.lu Protokolün 2. maddesi tarafından güvence altına alınan hakkın özüne zarar verdiğini ne onların eğitim haklarının reddinin söz konusu olduğunu belirtmiştir.
Başvuranlar iddialarında ısrar etmişlerdir. Özellikle, Kürtçenin seçmeli ders kapsamına alınması için başvuruda bulunmaları nedeniyle - ki bu meşru ve demokratik bir taleptir - disiplin yaptırımı uygulanmasının haksız ve orantısız olduğunu ve onları bir yıl süreyle eğitim haklarından yoksun bıraktığını ileri sürmüşlerdir. İptal kararının alındığı tarihte disiplin cezalarını zaten çekmiş olduklarını belirtmişlerdir.
2. AİHMnin değerlendirmesi
AİHM, 1 No.lu Protokolün 2. maddesine ilişkin olarak kararlarında ortaya konan temel ilkeleri yinelemiştir (bkz., özellikle, yukarıda anılan Leyla Şahin ve söz konusu kararda yer alan referanslar). AİHM, somut davayı bu ilkeler ışığında inceleyecektir.
AİHM, ayrıca, belirli bir zamanda mevcut olan herhangi bir yüksek öğretim kurumuna erişimin 1 No.lu Protokolün 2. maddesinin ilk cümlesinde ortaya konan hakkın ayrılmaz bir parçası olduğunu ve bu nedenle 1 No.lu Protokolün 2. maddesinin bu davada geçerli olduğunu yineler (bkz., yukarıda anılan Mürsel Eren - Türkiye). Bu husus taraflarca itiraz görmemiştir.
AİHM, başvuranların üniversiteye giriş sınavından aldıkları sonuçlara göre tercih ettikleri bölümlerde eğitim görmek için üniversiteye kabul edildikleri hususuna bakmaksızın bir veya iki dönem süreyle üniversiteden uzaklaştırılmalarının eğitim haklarına kısıtlama getirdiği görüşündedir (bkz., üzerinde gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra, yukarıda anılan Leyla Şahin).
Uygulanan kısıtlamaların söz konusu hakkı özüne zarar verecek ve etkisinden yoksun bırakacak ölçüde sınırlamadığından emin olmak amacıyla AİHM söz konusu kısıtlamaların ilgili kişiler açısından öngörülebilir olduğu ve meşru bir amaç izlediği konusunda ikna olmalıdır. AİHM, AİHSnin 8 ila 11. maddelerindeki durumdan farklı olarak 1 No.lu Protokolün 2. maddesi uyarınca kapsamlı bir meşru amaçlar listesi ile bağlı değildir. Ayrıca, bir kısıtlama, ancak kullanılan yollar ve güdülen amaç arasında makul bir orantı ilişkisi olması halinde 1 No.lu Protokolün 2. maddesine uygun olacaktır.
AİHM, somut davada, kısıtlama için yasal bir dayanak olduğunu - Yüksek Öğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliğinin 9/d maddesi - ve bunun erişilebilir olduğunu kabul etmiştir. Ancak, AİHM, bu davada, söz konusu Yönetmeliğin uygulanmasının AİHS açısından herhangi bir meşru amaca hizmet edip etmediği konusunda ciddi kuşkular duymaktadır. Bununla beraber, AİHM, bu konuyu kesinleştirmeyi gerekli görmemiştir; zira, her halükarda, incelenmesi gereken ana konu orantılılıktır, yani kullanılan yollar ve güdülen amaç arasında adil bir dengenin sağlanıp sağlanmadığıdır.
AİHM, orantılılık ilkesi hususunda, başvuranların, kınanacak herhangi bir eylemde bulunmadan, sadece Kürtçe gereği ve ihtiyacına ilişkin görüşlerini ortaya koyan ve Kürtçenin seçmeli ders kapsamına alınmasını talep eden dilekçeleri sunmaları nedeniyle disiplin yaptırımına maruz kaldıklarını gözlemlemiştir. Bu bağlamda, AİHM, dava dosyasında yer alan bilgiler karşısında, başvuranların şiddete başvurmadıklarını ve üniversitedeki asayiş ve düzeni bozmadıklarını veya bozma girişiminde bulunmadıklarını tespit etmiştir.
AİHM, dolayısıyla, başvuranların dilekçelerinde ifade ettikleri görüşler nedeniyle cezalandırıldıklarını tespit etmektedir. AİHM için ne dilekçede yer alan görüşler ne görülüşlerin aktarılış biçimleri Yönetmeliğin 9/d maddesi uyarınca dil, ırk, din ve mezhep açısından kutuplaşmalara yol açıcı faaliyetlerde bulunmak şeklinde yorumlanabilir. Bu bağlamda, AİHM, 10. maddenin 1. paragrafında koruma altına alınan ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun temel dayanaklarından birisini ve demokratik toplumun gelişiminin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin başlıca şartlarından birisini oluşturduğunu yinelemiştir. İfade özgürlüğü, AİHSnin 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, sadece olumlu karşılanan veya zararsız veya önemsiz görülen bilgi veya fikirler için değil; aynı zamanda, rencide edici, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik toplum için şart olan çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin gerekleridir (bkz., diğer pek çok içtihadın yanı sıra, Oberschlick - Avusturya (no.1), 23 Mayıs 1991 tarihli karar; Nilsen ve Johnsen - Norveç (BD), no. 23118/93).
AİHM, eğitim hakkının, esas itibariyle, iç kurallara uymak amacıyla bir eğitim kurumundan uzaklaştırma veya çıkarma da dahil olmak üzere disiplin tedbirlerine başvurmayı engellemediğini yinelemiştir (Yanasık - Türkiye, no. 14524/89, 6 Ocak 1993 tarihli Komisyon kararı; Sulak - Türkiye, no. 24515/94, 17 Ocak 1996 tarihli Komisyon kararı). Ancak, bu tip uygulamalar hakkın özüne zarar vermemeli ve AİHS ve Protokollerinde yer alan diğer haklarla ters düşmemelidir (bkz., Campbell ve Cosans - İngiltere, 25 Şubat 1982). Somut davada, başvuranlar, ifade özgürlüğü haklarını kullanmaları nedeniyle üniversiteden bir veya iki dönem süreyle uzaklaştırılmışlardır.
Davanın koşulları ışığında ve yukarıda belirtilen nedenler karşısında, AİHM, böylesine bir disiplin yaptırımının uygulanmasının makul veya orantılı olarak değerlendirilemeyeceği görüşündedir. Kanuna aykırılık gerekçesiyle daha sonra söz konusu yaptırımların idare mahkemeleri tarafından iptal edilmesine rağmen, maalesef iptal tarihine kadar başvuranların bir veya iki dönem kaybetmiş olduklarını ve dolayısıyla iç hukuktaki yargılamanın sonucunun başvuranların bu başlık altındaki mağduriyetlerini telafi edemediğini kaydetmiştir.
AİHM, AİHSye ek 1 No.lu Protokolün 2. maddesinin ihlal edildiği kararını vermiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesi şöyledir:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuranların her biri 5.000 Euro maddi tazminat talebinde bulunmuşlardır. Söz konusu miktar, üniversite eğitimlerinin uzaması sonucu yapılan yaşam giderlerini kapsamıştır. Başvuranların her biri, ayrıca, 10.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
Hükümet, talep edilen miktarlara karşı çıkmıştır.
AİHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal - eğitim hakkının reddedilmesi - arasında illiyet bağı görmemiş ve bu nedenle bu talebi reddetmiştir (bkz., örneğin, yukarıda anılan Mürsel Eren).
Ancak, AİHM, başvuranların, söz konusu dava koşullarında belirli ölçüde moral bozukluğu ve sıkıntı yaşamış olduklarını değerlendirmiş; dolayısıyla, tazminat hükmünü haklı bulmuştur. AİHM, hakkaniyet temelinde karar vererek, başvuranların her birine 1.500 Euro ödenmesine karar vermiştir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar ayrıca yerel mahkemelerde ve AİHMde yapılan yargılama masraf ve giderlerine karşılık toplam olarak 2.000 Euro talep etmişlerdir. Ayrıca, avukatlık ücreti karşılığı 75.000 Euro talep etmişlerdir. Başvuranlar bu taleplerine destek olarak İzmir Barosunun 2007 yılına ait tavsiye edilen ücretler tarifesini sunmuşlardır. Ancak, herhangi bir makbuz veya başka ilgili belge sunmamışlardır.
Hükümet, söz konusu miktarlara itiraz etmiştir.
Başvuranlar, Mahkeme İç Tüzüğünün 60. maddesinin gerektirdiği gibi iddialarına ilişkin bir kanıt sunmadıkları için AİHM bu başlık altında tazminat ödenmemesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM OYBİRLİĞİ İLE
1. Hamit Çiftçi tarafından yapılan başvurunun kayıttan düşmesine;
2. Başvurunun kalanının kabuledilebilir olduğuna;
3. 1 No.lu Protokolün 2. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilmek üzere ve tabi olabilecek her türlü vergi ile birlikte Savunmacı Hükümet tarafından başvuranların her birine manevi tazminat olarak 1.500 Euro (bin beş yüz Euro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine
Karar Vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 3 Mart 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy