(AİHS m. 6, 17, 34, 35, 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (TENDİK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (İ.A. - TÜRKİYE DAVASI) (ŞEREFLİ VD - TÜRKİYE DAVASI) (ERGÜL VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 37532/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
6 Nisan 2010
İşbu karar Sözleşmenin 44 / 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (37532/02) başvuru nolu davanın nedeni bu ülke vatandaşları Ayşe İnci Şenel (Soylu), Muzaffer Babür Soylu, Seniha Serap Gürbüz (Soylu), Şerif Atilla Soylu ve Bahtiyar Yavuz Soylunun (başvuranlar) 28 Temmuz 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Ankara Barosu avukatlarından A.R. Uca tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuranlar sırasıyla 1951, 1953, 1954, 1956 ve 1957 doğumlu olup Ankara ve Erzurumda ikamet etmektedir.
A. Hazine aleyhine açılan zilyetlik davası
1953 yılında A.Z.S. ve S.S. Hazinenin arazilerinin bir bölümüne yasaya aykırı olarak el koyduğu gerekçesiyle Tercan Asliye Hukuk Mahkemesi önünde zilyetlik davası açmıştır. Adı geçenler Medeni Kanunun 639. maddesinde öngörülen zamanaşımı yoluyla mülk edinme yolunun uygulanarak taşınmazın kendi adlarına kaydedilmesini talep etmişlerdir.
1954 yılında A.Z.S. vefat etmiş ve davayı mirasçısı sıfatıyla S.S. takip etmiştir.
19 Eylül 1954 tarihli duruşmada S.S.nin avukatı, dava sonuçlanıncaya dek kullanılan taşınmaza geçici bir tedbirin konulmasını talep etmiş bu talebi mahkeme tarafından reddedilmiştir.
B. Üçüncü şahıslar hakkında açılan zilyetlik davası
A.Z.S. ve S.S. 19 Haziran 1953 tarihinde üçüncü şahısların arazilerine de facto kamulaştırmasız el atmalarına karşı mahkemede zilyetlik davası açmışlardır.
21 Mayıs 1970 tarihinde mahkeme ratione materiae konu bakımından yetkisizlik kararı vererek davayı Tercan Kadastro Mahkemesine (Kadastro Mahkemesi) göndermiştir.
C. Davaların birleştirilmesi
Kadastro Mahkemesi 27 Aralık 1972 tarihinde bu iki davanın birleştirilmesine karar vermiştir.
1987 yılında S.S.nin vefat etmesi üzerine başvuranlar mirasçı sıfatıyla davayı takip etmişlerdir.
Sözü edilen bölgede gerçekleştirilen kadastro çalışmaları sırasında ihtilaf konusu araziler 268 parsele ayrıldığından, Kadastro Mahkemesi 5 Mart 1998 tarihinde davanın birleştirilerek 189 farklı numara altında tescil edilmesini kararlaştırmıştır.
1998 tarihinde Kadastro Mahkemesi dava ile ilgili kararını vermiş ve 8 dava dosyasında 8 parselin Hazine adına kaydedilmesini, 132 dosyada 157 parselin ise başvuranlar adına kaydedilmesini kararlaştırmıştır. Mahkeme 49 dosyada, S.S.nin 1974 tarihinde satışını gerçekleştirdiğini belirtir noter tasdikli belgelere göre 103 parselin üçüncü şahıslara devredilmesine karar vermiştir.
1999 ve 2000 tarihlerinde Yargıtay bu 18 kararı bozmuş ve davaları ilk derece mahkemesine göndermiş, diğer hükümleri onamıştır.
Başvuranlar Yargıtayın bu iki kararına karşı düzeltme başvurusunda bulunmuştur. Yargıtay 10 ve 14 Nisan 2000 tarihlerinde bu talepleri reddetmiştir.
Kadastro Mahkemesi geri gönderilen 18 karar ile ilgili olarak Yargıtay ile aynı doğrultuda hareket etmiş ve 27 Mart 2000 tarihinde kararlarını vermiştir.
Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararlarını onamıştır.
Yargıtay tarafından alınan ve ilk derece mahkemesindeki dosyaya 2 Aralık 1999 ve 14 Ocak
2000 tarihlerinde eklenen kararlar başvuranlara 31 Ocak 2000 ve 3 Nisan 2000 tarihlerinde tebliğ edilmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar yargılamanın uzunluğunun AİHSnin 6/1 maddesinde öngörülen «makul süre» ilkesinin ihlaline yol açtığından yakınmaktadır.
Hükümet kabuledilebilirlik ile ilgili olarak başvuranların yargılamanın aşırı uzunluğuna karşı dava açabileceklerini belirterek iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmakta ve AİHSnin 35/1 maddesine atıfta bulunmaktadır. Hükümet Yargıtayın vermiş olduğu nihai kararların ilk derece mahkemesindeki dosyaya konulduğu tarihten itibaren altı ay kuralının başladığını ifade ederek AİHMyi bu kurala riayet edilmediği gerekçesiyle başvuruyu reddetmeye çağırmaktadır.
AİHM, Türk hukuk düzeninin yargılamanın uzunluğuna karşı etkili bir başvuru yolu sunmadığını hatırlatır (Bkz. Tendik vd.-Türkiye kararı, no: 23188/02, 22 Aralık 2005). Bu nedenle Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazı reddedilmektedir.
AİHM, altı ay kuralına ilişkin bir başvuranın iç hukuktaki nihai kararın bir nüshasının resen kendisine tebliğ edilmesi hakkının bulunduğu ve altı ay süresi kuralının karar örneğinin başvurana tebliğ edildiği tarihten itibaren işletilmeye başlanmasının AİHSnin 35/1 maddesinin konu ve amacına daha uygun olduğu yönündeki içtihadını anımsatır (Bkz. Worm - Avusturya, 29 Ağustos 1997 tarihli karar). Bu başvuruda Yargıtayın 31 Ocak ve 3 Nisan 2000 tarihlerinde tebliğ edilen kararlarından önce başvuranların iç hukuktaki nihai kararların tümünden haberdar edildiklerini gösterir herhangi bir unsur yer almamaktadır (Bkz. aynı anlamda, I.A.-Türkiye no: 42571/98, 13 Kasım 2003). Bununla birlikte, mevcut başvuru 28 Temmuz 2000 tarihinde yani altı ay içinde yapılmıştır. Bu durumda AİHM Hükümetin itirazını reddetmektedir.
AİHM bu konudaki yerleşik içtihadından ileri gelen kıstaslar ve mahkemeye sunulan delillerin tamamı ışığında, bu şikayetin esastan incelenmesi gerektiğine itibar etmektedir.
AİHM şikayetin hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle karşı karşıya bulunmadığını hatırlatır. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
AİHM esas ile ilgili olarak, dikkate alınması gereken dönem başvuranların davaya katıldıkları 1987 yılı Ocak ayınca başlayıp 2000 yılı Mart ve Nisan ayında sona ermektedir. İki dereceli mahkemede görülen bu dava 13 yıldan fazla sürmüştür.
AİHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın şartları ışığında ve özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuranların ve ilgili mercilerin tutumu ve davanın başvuranlar açısından arz ettiği önem gibi, içtihadında yerleşmiş ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini gözlemlemektedir (Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı no: 30979/96).
AİHM daha önce de benzer sorunları ortaya koyan itirazların yapıldığını ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varıldığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Frydlender).
AİHM kendisine sunulan bütün unsurların incelenmesinden Hükümetin mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanısına varmaktadır. Mahkemenin bu konudaki yerleşik içtihadı ışığında AİHM, sözkonusu yargılamaların uzunluğunun aşırı olduğuna ve «makul süre» ilkesini karşılamadığına itibar etmektedir.
Bu nedenle AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. ÖNE SÜRÜLEN DİĞER İHLALLER HAKKINDA
AİHSye Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesini öne sürüne başvuranlar taşınmazlarının Hazine ve üçüncü şahıslar tarafından kullanılmasının mülkiyet haklarına yönelik bir ihlali oluşturduğunu iddia etmektedir.
Başvuranlar bütün yargılama süreci boyunca geçici tedbir talebini reddeden mahkemenin tarafsız bir mahkeme olmadığından yakınmakta ve AİHSnin 6. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Başvuranlar aynı gerekçelere dayalı olarak AİHSnin 17. maddesini öne sürmektedir.
Hazinenin ve üçüncü şahısların sözü edilen taşınmazlara de facto kamulaştırmasız el atması ile ilgili olarak AİHM, başvuranların ulusal mahkemeler nezdinde yargı yoluna gitmeleri doğrultusunda davanın ulusal çerçevede çözüme kavuşturulduğunu not etmektedir. Bununla birlikte, başvuranların Hazine veya üçüncü şahıslara devredilen parsellerin maliki olduklarını gösterir herhangi bir unsur yer almamaktadır. Kaldı ki, dava dosyasından ulusal mahkemeler önündeki yargılamaların keyfi bir biçimde tamamlandığı sonucu da çıkmamaktadır. Bu koşullar çerçevesinde AİHM, AİHSnin 35/3. ve 4. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olması dolayısıyla başvurunun bu bölümünün kabuledilemez ilan edilmesi gerektiğine itibar etmektedir (Bkz. Şerefli vd.-Türkiye no: 1533/03, 2 Ekim 2007).
AİHSnin 6. ve 17. maddeleri hakkındaki şikayetler de hiçbir surette gerekçelendirilmediğinden dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AİHSnin 35/3. ve 4. maddeleri gereğince reddedilmelidir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuranlar AİHSnin 41. maddesine ilişkin uzun yıllardan bu yana kullanamadıkları arazilerinin kirasına karşılayacak şekilde 232.904.347 Euro maddi tazminat talep etmektedir. Başvuranlar ayrıca 16.503.250 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu meblağlara karşı çıkmakta ve bunları aşırı ve dayanaksız olarak nitelendirmektedir.
AİHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşın, hakkaniyete uygun olarak başvuranlara ortaklaşa 12.000 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmaktadır (Bkz. Ergül vd.-Türkiye no: 22492/02, 20 Ekim 2009).
Başvuranlar ayrıca iç hukuktaki mahkemeler önünde yapmış oldukları yargılama giderleri için 400.000 Euro ve AİHM önünde yapmış oldukları giderler için 30.000 Euro talep etmektedir. Başvuranlar kanıtlayıcı belge niteliğinde AİHMye başvuruda bulunmak için yapmış oldukları seyahat ve harcamalara ilişkin dekontu sunmaktadır.
Hükümet bu miktarlara itiraz etmektedir.
AİHM mahkemeye sunulan belgeler ve yerleşik içtihadından ileri gelen kıstaslar ışığında ulusal mahkeme nezdinde yapılan yargılama gideri taleplerini reddetmekte, buna karşılık AİHM önünde yapılan yargı gider ve harcamaları için başvuranlara ortaklaşa 2.000 Euro ödenmesini kararlaştırmaktadır.
AİHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artışın ekleneceğini kaydetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Yargılama süresinin uzunluğunun aşırı olduğu yönündeki şikayetin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından:
i.başvuranlara ortaklaşa 12.000 (on iki bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;
ii. yargılama masraf ve giderleri için başvuranlara ortaklaşa 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 6 Nisan 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy