(AİHS m. 2, 3, 4, 6, 11, 13, 15, 34, 35, 41, 4 Nolu protokol) (2911 S. K. m. 22) (TALAT TEPE - TÜRKİYE DAVASI) (LABITA - İTALYA DAVASI)(BALÇIK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (SELMOUNI - FRANSA DAVASI) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI) (İPEK - TÜRKİYE DAVASI) (OĞUR - TÜRKİYE DAVASI) (TİMUR - TÜRKİYE DAVASI) (KARAYİĞİT - TÜRKİYE DAVASI) (DJAVIT AN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 4327/02)
STRAZBURG
7 Ekim 2008
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 4327/02 başvuru numaralı davanın nedeni T.C. vatandaşı Şeyho Saya, Hasan Ölgün, Çetin Taş, Müslüm Atasoy, Zöhre Taş, Akın Doğan, Nedim Çiftçi, Hediye Kilinç, Ali Murat Bilgiç, Bahattin Barış Bilgiç ve Zeynep Sayanın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 20 Kasım 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.
Başvuranlar, Adana Barosu avukatlarından birinci başvuran Şeyho Saya tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar sırasıyla 1964, 1969, 1964, 1971, 1961, 1965, 1971, 1975, 1964, 1971 ve 1965 doğumludurlar ve Adıyamanda ikamet etmektedirler.
30 Nisan 1999 tarihinde, Adıyaman Valisi, İşçi Bayramı kutlamalarının Hasancık Beldesinde yer alan Adıyaman Amfitiyatrosunda yapılması için yetki vermiştir.
1 Mayıs 1999 tarihinde, başvuranların da aralarında bulunduğu bir grup insan, Sağlık İşçileri Sendikasının binasında toplanmış ve İşçi Bayramı kutlamaları için amfitiyatroya doğru yürümeye başlamışlardır. Polis memurları tarafından durdurulmuşlardır. Vali tarafından önceden izin aldığını belirten grup yürüyüşe devam etmek istemiştir. Daha sonra, polis, grubu dağıtmak için müdahale etmiştir. Başvuranlar bu olay sırasında polisin kullandığı güç sonucu yaralandıklarını iddia etmişlerdir. Olay raporuna göre, başvuranların da aralarında bulunduğu otuz sekiz kişi yakalanmıştır. Başvuranlar, daha sonra, bir doktor tarafından muayene edildikleri Adıyaman Devlet Hastanesine götürülmüşlerdir. Zeynep Saya, Hasan Ölgün, Müslüm Atasoy, Zöhre Taş, Nedim Çiftçi ve Hediye Kilinç hakkındaki sağlık raporları söz konusu kişilerin bedenlerinde kötü muameleye dair bir ize rastlanmadığını belirtmiştir. Geri kalan başvuranlar hakkındaki sağlık raporlarında aşağıdaki bulgular kaydedilmiştir:
- Şeyho Saya: Sağ bacağın arka kısmında ve sırt bölgesinde hassasiyet.
- Çetin Taş: Göğüs bölgesinin sol aşağı kısmında hassasiyet ve nefes alıp verirken ağrı. Alın bölgesinin sağ tarafında hassasiyet ve ağrı. Göğsün sol kısmındaki kaburgalarda muhtemel kırık.
- Akın Doğan: Sırt bölgesinde çizikler.
- Ali Murat Bilgiç: Sol omuz ve sol kolda hassasiyet ve zedelenmeler.
- Bahattin Barış Bilgiç: Sağ dirsekte ve sağ dizde çizikler ve göğüs bölgesinin sol tarafında hiperemi (kan hücumu).
Başvuranlar, daha sonra gözaltına alınmışlardır. Ertesi gün serbest bırakılmışlardır.
Mayıs 1999da farklı tarihlerde, başvuranlar, yakalanmaları sırasında aşırı güç kullandıklarını iddia ettikleri polis memurları hakkında Adıyaman Cumhuriyet Savcısına suç duyurusunda bulunmuşlardır.
17 Haziran 1999 tarihinde, Adıyaman Cumhuriyet Savcısı, Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümlerine uygun olarak sanık polis memurları hakkında cezai kovuşturma başlatma için yetki talebiyle dava dosyasını, Adıyaman İl İdare Kuruluna havale etmiştir.
16 Şubat 2000 tarihinde, Adıyaman İl İdare Kurulu, sanık polis memurları hakkında cezai kovuşturma başlatmak için yeterli delilin mevcut olmadığı kararını vermiş ve dolayısıyla kovuşturma başlatılmasını reddetmiştir. 1 Eylül 2000 tarihinde, başvuranlar bu kararı temyiz etmiştir. Başvuranlar, temyiz dilekçelerinde, polis müdahalesinin toplantı özgürlüklerini ihlal ettiğini ileri sürerek AİHSnin 11. maddesinin ihlal edildiğine işaret etmişlerdir. 14 Haziran 2001 tarihinde, Yüksek İdare Kurulu, İdare Kurulunun kararını onamıştır.
Bu süre zarfında, 1 Haziran 1999 tarihinde, Adıyaman Cumhuriyet Savcısı, olaya ilişkin video kaydını inceledikten sonra, 1 Mayıs 1999 tarihinde gerçekleşen olayda yer alan ve başvuranların da aralarında bulunduğu yetmiş gösterici hakkında takipsizlik kararı vermiştir. Cumhuriyet Savcısı, kararında, göstericilerin, kamu için bir tehlike oluşturmadan veya herhangi bir şiddet eylemine karışmadan kaldırım kenarından sessizce yürümelerine rağmen polis tarafından durdurulduklarını belirtmiştir. Kararda, ayrıca, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkındaki Kanunun 24. maddesine uygun olarak polisin gruba dağılması için yüksek sesle uyarıda bulunma yükümlülüğü olduğunu; ancak olayın kaydından anlaşıldığı üzere polisin bunu yapmadığı belirtilmiştir. Sonuç olarak, Cumhuriyet Savcısı, sanıkların 2911 sayılı Kanunu ihlal etmedikleri kararını vermiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, AİHSnin 3. maddesi uyarınca, yakalanmaları esnasında kullanılan gücün aşırı ve oransız olduğu ve kötü muamele oluşturduğu konusunda şikayetçi olmuşlardır. 3. madde şöyledir:
Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.
A. Başvuranların kötü muamele gördükleri iddiası
1. Zeynep Saya, Hasan Ölgün, Müslüm Atasoy, Zöhre Taş, Nedim Çiftçi ve Hediye Kilinç hakkındaki kötü muamele iddiası
Hükümet, Zeynep Saya, Hasan Ölgün, Müslüm Atasoy, Zöhre Taş, Nedim Çiftçi ve Hediye Kilinçın iddialarını destekleyici sağlık raporlarının olmaması nedeniyle 3. madde uyarınca mağdur olarak değerlendirilemeyeceklerini ileri sürmüştür.
AİHM, kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini hatırlatmıştır. AİHM, delilleri değerlendirmek maksadıyla her türlü makul şüpheden uzak delil ölçütüne başvurmaktadır (bkz., Talat Tepe - Türkiye, no. 31247/96, 21 Aralık 2004). Bununla birlikte, böyle bir delil, yeterli derecede kuvvetli, belirli ve tutarlı bir göstergeler demetinden yahut çürütülemeyen karineler demetinden de doğabilmektedir (bkz., Labita - İtalya (BD), no. 26772/95).
Somut davada, başvuranlar Zeynep Saya, Hasan Ölgün, Müslüm Atasoy, Zöhre Taş, Nedim Çiftçi ve Hediye Kilinç, gösteriyi dağıtmak için polis tarafından kullanılan aşırı güç sonucu yaralandıkları konusunda şikayetçi olmuşlardır. Bununla birlikte, bazı unsurlar, başvuranların iddialarının doğruluğu hakkında şüphe uyandırmaktadır. AİHM, ilk olarak, 1 Mayıs 1999 tarihli sağlık raporlarının, başvuranların bedenlerinde kötü muameleye dair bir iz ortaya koymadığını gözlemlemiştir. Ayrıca, başvuranlar, olayın ertesi günü serbest bırakılmış olmalarına rağmen şikayetlerini destekleyici ek sağlık raporları sunmamış veya iddialarını ispatlayıcı belgeler göstermemiştir. Dolayısıyla, dava dosyasında, başvuranların, olay sırasında iddia edildiği gibi yaralandıklarını gösteren bir belge yoktur (bkz., Balçık ve Diğerleri - Türkiye, no. 25/02, 29 Kasım 2007).
Yukarıda belirtilenler karşısında, AİHM, başvuranlar Zeynep Saya, Hasan Ölgün, Müslüm Atasoy, Zöhre Taş, Nedim Çiftçi ve Hediye Kilinçın iddialarını doğrulayamadıklarını ve dolayısıyla başvurunun bu kısmının, AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabuledilemez olduğu kararına varmıştır.
2. Diğer başvuranlar hakkındaki kötü muamele iddiası
Şeyho Saya, Çetin Taş, Akın Doğan, Ali Murat Bilgiç ve Bahattin Barış Bilgiç tarafından yapılan 3. maddeye ilişkin şikayetin AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit etmiştir. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
AİHMnin pek çok kez vurguladığı gibi, AİHSnin 3. maddesi, demokratik bir toplumun en temel değerlerinden birini muhafaza etmekte ve AİHSnin 15/2 maddesi uyarınca hakkında istisnaya izin verilmemektedir (bkz., Selmouni - Fransa (BD), no. 25803/94; Assenov ve Diğerleri - Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar).
Yukarıda belirtildiği gibi, delilleri değerlendirmek maksadıyla her türlü makul şüpheden uzak delil ölçütüne başvurulmaktadır (bkz. İrlanda - İngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar). Bununla birlikte, böyle bir delil, yeterli derecede kuvvetli, belirli ve tutarlı bir göstergeler demetinden yahut çürütülemeyen karineler demetinden de doğabilmektedir (bkz., Salman - Türkiye (BD), no. 21986/93). Ayrıca, AİHSnin 2. ve 3. maddeleri uyarınca iddialar yapıldığı durumda, AİHM, bilhassa titiz bir inceleme yürütmelidir (bkz., üzerinde gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra, Ribitsch - Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar).
AİHM, mevcut davada, Şeyho Saya, Çetin Taş, Akın Doğan, Ali Murat Bilgiç ve Bahattin Barış Bilgiç isimli beş başvuran üzerinde tespit edilen yaraların, 1 Mayıs 1999 tarihinde gerçekleşen olay sırasında polis tarafından başvurulan güç kullanımından kaynaklandığı hususunun taraflarca kabul edildiğini gözlemlemiştir. AİHM, bu nedenle, ikna edici iddialarla güç kullanımının aşırı olmadığını kanıtlama yükümlülüğünün Hükümete düştüğünü değerlendirmektedir.
AİHM, Adıyaman Valisinin, İşçi Bayramı kutlamalarının Hasancık Beldesinde yer alan Adıyaman Amfitiyatrosunda yapılması için yetki vermiş olması nedeniyle bölgeyi güvenlik altına almak için bazı polis memurlarının görevlendirilmiş olduğunu kaydetmiştir. Ayrıca, polisin, kaldırım kenarından amfitiyatroya doğru yürürken grubu durdurduğunu kaydetmiştir. Dolayısıyla, somut dava koşullarında, güvenlik güçlerinin, bir ön hazırlık olmadan harekete geçtikleri söylenemez (bkz., Rehbock - Slovenya, no. 29462/95). AİHM, ayrıca, grubun kamu düzenine karşı tehlike oluşturduğuna veya şiddet eylemlerine giriştiğine dair bir delilin mevcut olmadığını gözlemlemiştir. AİHM, bilhassa, Adıyaman Cumhuriyet Savcısının başvuranların 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkındaki Kanunu ihlal etmedikleri yönündeki 1 Haziran 1999 tarihli takipsizlik kararını dikkate almıştır.
Bu şartlarda, AİHM, Hükümetin, aldığı yaralar sağlık raporları ile doğrulanan başvuranlara karşı kullanılan güç derecesini haklı çıkarmak veya açıklamak için temel oluşturacak ikna edici veya güvenilir iddialar sunmadığı görüşündedir. Sonuç olarak, AİHM, Şeyho Saya, Çetin Taş, Akın Doğan, Ali Murat Bilgiç ve Bahattin Barış Bilgiç tarafından alınan yaraların, sorumluluğu devlete ait olan bir muamele sonucu gerçekleştiği kararına varmıştır.
AİHM, Şeyho Saya, Çetin Taş, Akın Doğan, Ali Murat Bilgiç ve Bahattin Barış Bilgiç açısından AİHSnin 3. maddesinin ihlal edildiği kararını vermiştir.
B. Etkili bir soruşturma yürütülmediği iddiası
Başvuranlar, kötü muamele iddialarının bağımsız ve tarafsız bir makam tarafından incelenmediğini ileri sürmüştür. Başvuranlar, bu açıdan, AİHSnin 3., 6. ve 13. maddelerine atıfta bulunmuştur.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun bu kısmının dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit etmiştir. Bu nedenle başvurunun bu kısmı kabuledilebilir niteliktedir.
AİHM, başvuranların Adıyaman Cumhuriyet Savcısına yaptığı şikayet sonrasında, Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümlerine uygun olarak dava dosyasının sanık polis memurları hakkında cezai kovuşturma başlatma için yetki talebiyle Adıyaman İl İdare Kuruluna havale edildiğini gözlemlemiştir. Komite, başvuranların iddialarını destekleyici bir delilin mevcut olmadığı sonucuna varmış ve sanık polis memurları hakkında cezai kovuşturma başlatılmaması kararını vermiştir.
AİHM, idare kurulları tarafından yürütülen soruşturmanın, başkanlığının vali veya yardımcıları tarafından yapılması ve soruşturma altındaki güvenlik güçlerine bağlı yönetici olan valiye hiyerarşik açıdan bağımlı olan idarenin yerel temsilcilerinden oluşması nedeniyle bağımsız olamayacağı yönündeki geçmiş davalardaki kararlarını yinelemiştir. (bkz., diğer kararların yanı sıra, İpek - Türkiye, no. 25764/94, 17 Şubat 2004; yukarıda anılan Talat Tepe; Oğur - Türkiye (BD), no. 21594/93). Bu bakımdan, soruşturmacıların meslektaşlarının verdikleri ifadelere güvenme istekleri AİHMnin geçmiş kararlarını doğrulamaktadır.
AİHM, bu nedenle, ulusal makamların, başvuranların kötü muamele iddialarına yönelik olarak etkili ve bağımsız bir soruşturma yürütmedikleri kararına varmıştır.
Dolayısıyla, söz konusu hüküm usul yönünden ihlal edilmiştir.
Bu şartlarda, AİHM, AİHSnin 6. ve 13. maddeleri uyarınca ayrıca incelenmesi gereken bir durum bulunmadığını değerlendirmektedir (bkz., Timur - Türkiye, no. 29100/03, 26 Haziran 2007).
II. AİHSNİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, toplantı esnasında yapılan polis müdahalesinin toplantı özgürlüklerini ihlal ettiğini iddia etmiştir. İddialarını AİHSnin 11. maddesine ve 4 No.lu Protokolün 2. maddesine dayandırmışlardır.
AİHM, başvuranların şikayetlerinin 11. madde açısından incelenmesi gerektiğini değerlendirmiştir. Söz konusu madde şöyledir:
1. Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, demek kurmak ... haklarına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. ...
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, AİHMden, AİHSnin 35/1 maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle başvurunun bu kısmını reddetmesini talep etmiştir. Bu açıdan, başvuranların, yerel yargılamada iddialarını AİHS hükümlerine dayandırmadıklarını belirtmiştir. Aynı zamanda, başvuranların, idare davası veya hukuk davası açabileceklerini ifade etmiştir. Ayrıca, Hükümet, başvurunun bu kısmının altı ay süresi içinde yapılmadığını iddia etmiştir. Hükümet, başvuranların, AİHM başvurusunu, olayın gerçekleştiği tarih olan 1 Mayıs 1999 tarihinden itibaren altı ay içinde yapmış olmaları gerektiği görüşündedir.
Birinci itiraza ilişkin olarak, AİHM, başvuranların Yüksek İdare Mahkemesine sundukları 1 Eylül 2000 tarihli temyiz dilekçelerinde AİHSnin 11. maddesine dayandıklarını ve asayişi bozmayan toplantılar yapma haklarının ihlal edildiğini iddia ettiklerini kaydetmiştir. Dolayısıyla, bu itiraz desteklenemez.
İkinci itiraza ilişkin olarak, AİHM, Hükümet tarafından yapılan medeni ve idari hukuk yollarına dayalı benzer itirazların geçmişte incelenmiş ve reddedilmiş olduğunu hatırlatmıştır (bkz., Karayiğit - Türkiye, no. 63181/00, 5 Ekim 2004). AİHM, somut davada, söz konusu içtihattan sapmasını gerektirecek özel bir durum görmemiştir. Sonuç olarak, bu itiraz da desteklenemez.
AİHM, altı ay kuralına uyulmamasına ilişkin itiraz hususunda, başvuranların, başvurularını, 20 Kasım 2001 tarihinde yani Yüksek İdare Mahkemesinin karar tarihinden itibaren altı ay içinde yaptıklarını gözlemlemiştir. AİHM, başvuranların, polis memurları hakkındaki yargılamanın sonucunu beklemesinin mantıksız olmadığı görüşündedir. Buna göre, bu itiraz da reddedilmelidir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit etmiştir. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
I. Asayişi bozmayan toplantılar yapma özgürlüğüne müdahale edilip edilmediği
Hükümet, başvuranların AİHSnin 11. maddesi uyarınca olan haklarına müdahale yapılmadığını ileri sürmüştür.
AİHM, polis müdahalesinin ve sonrasında başvuranların toplantıya katılmaktan dolayı yakalanmalarının, başvuranların 11. madde uyarınca olan haklarına başlı başına müdahale oluşturduğunu değerlendirmiştir.
2. Müdahalenin haklı olup olmadığı
Hükümet, söz konusu toplantının kanuna aykırı olarak organize edildiğini ifade etmiştir. 11. madenin ikinci paragrafının, karışıklığı önlemek amacıyla toplantı hakkına kısıtlamalar getirdiğini belirtmiştir.
AİHM, müdahalenin, kanunla öngörüldüğü, 2. paragraf uyarınca bir veya daha fazla meşru amaç izlediği ve bu meşru amaçlara ulaşılabilmesi için demokratik toplumda zorunlu olduğu durumlar hariç, 11. maddenin ihlalini oluşturacağını yinelemektedir.
Bu bağlamda, somut davadaki müdahalenin yasal dayanağı bulunduğu (2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkındaki Kanunun 22. Kısmı) ve dolayısıyla AİHSnin 11/2 maddesi uyarınca kanunla öngörüldüğü tespit edilmiştir. Hükümet, müdahalenin, kamu düzeninin bozulmasını önlemek meşru amacını izlediğini belirtmiştir ve AİHM farklı bir karara varmak için bir gerekçe görmemiştir.
Müdahalenin demokratik toplumda zorunlu olup olmadığı konusuna ilişkin olarak, AİHM, ilk olarak, 11. maddeye ilişkin kararlarının altında yatan temel ilkelere işaret etmiştir (bkz., Djavit An - Türkiye, no. 20652/92; Plattform Ärzte für das Leben - Avusturya, 21 Haziran 1988 tarihli karar). Yetkililerin, kanuna uygun gösterilerin asayişi bozmayacak şekilde yürütülmesini ve tüm vatandaşların güvenliğini sağlamak amacıyla uygun önlemleri alma şeklinde bir görevinin olduğu söz konusu içtihattan açıkça anlaşılmaktadır (bkz., yukarıda anılan, Balçık ve Diğerleri; Oya Ataman - Türkiye, no. 74552/01).
Ayrıca, AİHMye göre, devletler sadece toplantı hakkını korumakla kalmamalı; aynı zamanda, bu hakka makul olmayan dolaylı kısıtlamalar getirmekten kaçınmalıdırlar. Son olarak, 11. maddenin temel amacı, bireyi, kamu yetkilileri tarafından, koruma altındaki hakların kullanılmasına yapılan keyfi müdahaleden korumak olmakla birlikte bu hakların etkili bir şekilde kullanılmasını güvence altına almak için aynı zamanda pozitif yükümlülüklerin söz konusu olabileceği görüşündedir (bkz., yukarıda anılan Djavit An; yukarıda anılan Oya Ataman; yukarıda anılan Balçık ve Diğerleri).
AİHMnin elindeki delillerden ve bilhassa Adıyaman Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen takipsizlik kararından, başvuranların, Adıyaman Valisinden, İşçi Bayramı kutlamalarının Adıyaman Amfitiyatrosunda yapılması için izin aldıkları anlaşılmaktadır. Grup kaldırım kenarında yürürken polis herhangi bir ön uyarıda bulunmadan onları durdurmuş ve dağılmaları için güç kullanmıştır. Başvuranlar daha sonra yakalanmışlar ve ertesi gün serbest bırakılmışlardır.
AİHM, aynı zamanda, Cumhuriyet Savcısının kararına bakarak, grubun kamu düzeni için tehlike oluşturmadığını veya şiddet eylemlerine girişmediğini kaydetmiştir. AİHM, AİHSnin 11. maddesi tarafından güvence altına alınan toplantı özgürlüğünün anlamını yitirmemesi için, göstericilerin şiddet eylemlerinde bulunmadığı durumlarda, kamu yetkililerinin, asayişi bozmayan toplantılara karşı belli ölçüde tolerans göstermesinin önemli olduğu görüşündedir (bkz., Nurettin Aldemir ve Diğerleri - Türkiye, no. 32124/02, 32126/02, 32129/02, 32132/02, 32133/02, 32137/02 ve 32138/02, 18 Aralık 2007).
Buna göre, AİHM, somut davada, güç kullanımı içeren polis müdahalesinin orantısız olduğunu ve AİHSnin 11. maddesinin 2. paragrafı anlamı dahilinde düzenin bozulmasını önlemek için gerekli olmadığını değerlendirmiştir.
Dolayısıyla, AİHSnin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
III. İDDİA EDİLEN DİĞER AİHS İHLALLERİ
Başvuranlar, ayrıca, AİHSnin 5. ve 6. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Yakalanmalarının kanuna uygun olmadığını ve gözaltı sırasında bir avukatın yardımından yararlanma haklarından mahrum bırakıldıklarını iddia etmişlerdir.
AİHM, başvuranların AİHSnin 5. ve 6. maddeleri uyarınca olan şikayetlerini incelemiştir. Ancak, elindeki tüm belgeleri göz önünde bulunduran AİHM, dava dosyasında, söz konusu hükümlerin ihlal edildiğini gösteren bir delil bulmamıştır. AİHM, AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Sözleşmenin 41. maddesine göre Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuranların her biri 50.000 Amerikan Doları maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
Hükümet, bu talebe itiraz etmiştir.
AİHM, AİHSnin 11. maddesinin ihlalinin tespiti yoluyla başvuranlara yeterli telafinin sağlandığı görüşündedir (bkz., yukarıda anılan Oya Ataman). Ancak, Şeyho Saya, Çetin Taş, Akın Doğan, Ali Murat Bilgiç ve Bahattin Barış Bilgiçe ilişkin olarak 3. maddenin esas ve usul açısından ihlalinin tespiti hususunda, AİHM, hakkaniyet temelinde karar vererek söz konusu beş başvuranın her birine 3.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Ayrıca, Zeynep Saya, Hasan Ölgün, Müslüm Atasoy, Zöhre Taş, Nedim Çiftçi ve Hediye Kilinça ilişkin olarak 3. maddenin usul açısından ihlal edildiğini tespit etmiş olan AİHM, hakkaniyet temelinde karar vererek söz konusu altı başvuranın her birine 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranların her biri, ayrıca, AİHMde yapılan mahkeme masraflarına karşılık 9.500 Yeni Türk Lirası talep etmiştir. Taleplerine ilişkin olarak, İstanbul Barosunun ücret tarifesine atıfta bulunmuşlardır.
Hükümet, asılsız olması nedeniyle söz konusu talebe itiraz etmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, başvuran, ancak mahkeme masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, başvuranlar, talep edilen masrafların gerçekten yapıldığını doğrulamamışlardır. Dolayısıyla, Mahkeme, bu başlık altında tazminat ödenmemesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM OYBİRLİĞİ İLE
1. Zeynep Saya, Hasan Ölgün, Müslüm Atasoy, Zöhre Taş, Nedim Çiftçi ve Hediye Kilinça ilişkin olarak AİHSnin 3. maddesinin esası yönünden yapılan şikayetler ile başvuranların özgürlük ve güvenlik hakkı (5. madde) ve avukat yardımından yararlanma hakkına (6. madde) ilişkin şikayetlerin kabuledilemez olduğuna;
2. Başvurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna;
3. Şeyho Saya, Çetin Taş, Akın Doğan, Ali Murat Bilgiç ve Bahattin Barış Bilgiçe ilişkin olarak AİHSnin 3. maddenin esas açısından ihlal edildiğine;
4. Başvuranların kötü muamele iddialarına yönelik olarak yetkililerin etkili bir soruşturma yürütmediği nedeniyle AİHSnin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine;
5. AİHSnin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
6. Başvuranların gördüğü manevi zarara karşılık AİHSnin 11. maddesinin ihlali tespitinin tek
başına yeterli adil tatmin oluşturduğuna;
7. a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilmek üzere ve tabi olabilecek her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından Şeyho Saya, Çetin Taş, Akın Doğan, Ali Murat Bilgiç ve Bahattin Barış Bilgiç isimli başvuranların her birine 3.000 Euro (üç bin Euro) ve Zeynep Saya, Hasan Ölgün, Müslüm Atasoy, Zöhre Taş, Nedim Çiftçi ve Hediye Kilinç isimli başvuranların her birine 1.000 Euro (bin Euro) manevi tazminat ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
8. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine
Karar Vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 7 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy