(AİHS m. 3, 8, 13, 34, 35, 44) (Ceza İnfaz Kurumları İle Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzük (MÜLGA) m. 144, 145, 146, 147) (EKİNCİ VE AKALIN - TÜRKİYE DAVASI) (KEPENEKLİOĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (BALÇIK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (GÜLMEZ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 43955/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
21 Ekim 2008
İşbu karar Sözleşmenin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 43955/02 numaralı başvurunun nedeni T.C. vatandaşı Ali Güzelin 2 Kasım 2002 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir barosu avukatlarından A. Koç ve N.T. Aslan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1976 doğumlu olup İzmirde ikamet etmektedir.
2 Ağustos 2001 tarihinde başvuran hapsedildiği Buca E tipi cezaevinden İzmir F tipi cezaevine nakledilmiştir.
Başvuran 3 Ekim 2001 tarihinde avukatı aracılığıyla İzmir Cumhuriyet Savcılığına cezaevi yönetimi hakkında şikayette bulunmuştur. Başvuran mahkumiyet koşullarından ve kötü muameleden yakınmıştır. Adı geçen gardiyanların sabah ve akşam yoklamalarında kendisini ayağa kalkmaya zorladıklarını ve dayak attıklarını öne sürmüştür. Başvuran mahkumların cezaevine nakillerinde üstlerinin arandığından, giysilerinin zorunlu olarak çıkarıldığından ve zorla saç ve sakal tıraşı edilmelerinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran ayrıca cezaevi yönetiminin kendisine gelen bir mektubu teslim etmediğini, Uşak merkez cezaevindeki başka bir tutukluya yazdığı mektubu ise göndermediğini iddia etmektedir. Başvuran son olarak gardiyanların Cumhuriyet Savcısına göndermiş olduğu şikayet mektuplarının taahhütlü makbuzunu kendisine vermediklerini iddia etmektedir.
Cumhuriyet Savcısı, başvuranın 2 Ağustos 2001 tarihinde bir hekim tarafından muayene edildiğini ve adı geçenin vücudunda herhangi bir darp ya da yaralanma izine rastlanmadığını hatırlatarak 19 Ekim 2001 tarihinde takipsizlik kararı vermiştir. Savcı soruşturma sonrasında kötü muamele iddialarını destekleyici herhangi bir delilin yer almadığını not etmiştir. Cumhuriyet Savcısı başvuranın haberleşme konusundaki iddiaları ile ilgili olarak, cezaevi kurumu yöneticilerinin cezaevi yönetimine karşı direniş gösterme eğilimleri nedeniyle sözü edilen iki mahkumu «sakıncalı» olarak nitelendirdiği 6 ve 10 Eylül 2001 tarihli yazılarını dikkate almıştır. Savcı diğer şikayetlere ilişkin olarak yürürlükteki yasal hüküm ve düzenlemelere aykırı herhangi bir durum olmadığını tespit etmiştir.
Başvuran Cumhuriyet Savcısının takipsizlik kararına karşı 20 Kasım 2001 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesinde itirazda bulunmuştur.
Ağır Ceza Mahkemesi 22 Kasım 2002de bu itirazı reddetmiştir. Bu karar başvuranın avukatına 3 Mayıs 2002de tebliğ edilmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 8. MADDESİNİN VE BAĞLANTILI OLARAK 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran kendisine gelen mektupların iletilmemesinin ve başka bir tutuklu ile yazışmasının engellenmesinin haberleşme ve ifade özgürlüğünün ihlali anlamına geldiğini iddia etmekte ve AİHSnin 8. ve 10. maddelerine atıfta bulunmaktadır.
AİHM yerleşik içtihadı ışığında bu şikayetin yalnızca AİHSnin 8. maddesi çerçevesinde incelenmesi gerektiğine itibar etmektedir (Bkz. diğerleri arasında Fazıl Ahmet Tamer-Türkiye no: 6289/02, 5 Aralık 2006, Ekinci ve Akalın-Türkiye no: 77097/01, 30 Ocak 2007 ve Kepeneklioğlu-Türkiye kararı no: 23 Ocak 2007).
Başvuran ayrıca AİHSnin 8. maddesine yönelik şikayetini dile getirebileceği etkili herhangi bir iç hukuk yolunun bulunmadığından yakınmaktadır. Başvuran infaz hakimine yapılacak bir başvurunun AİHSnin 13. maddesi uyarınca etkili olarak nitelendirilemeyeceğini, bu yüzden de bu başvuru yoluna gitmediğini ileri sürmektedir.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, başvuru formunun AİHM Sekreteryasına 9 Ocak 2003te ulaştığını ve başvurunun yapıldığı tarih olarak sayılması gerektiğini, bu çerçevede de AİHSnin 35. maddesinin 1. ve 4. maddesine göre gecikmeli yapılmış bir başvuru olduğunu savunmaktadır.
AİHM bir başvurunun yapılma tarihi konusundaki ilke ve uygulamalarına ilişkin içtihadını hatırlatır (Bkz. örneğin Agustin Moreno Carmona-İspanya kararı no: 26178/04, 3 Haziran 2008).
AİHM mevcut başvuruda, başvuranın 2 Kasım 2002 tarihli ilk mektubunun başvuruya konu şikayet hakkında bilgi verdiğini hatırlatır. Ön başvuru mahiyetindeki bu mektupta şikayetler AİHS içtihadına uygun olarak «açık ifadelerle ya da en azından zımni olarak» dile getirilmiştir (Bkz. Latif and Francom-Birleşik Krallık kararı no: 72819/01, 29 Ocak 2004). İç hukukta alınan nihai karar Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvuranın avukatına 3 Mayıs 2002 tarihinde tebliğ edildiğinden, AİHM AİHSnin 35. maddesinin 1. paragrafı gereğince altı ay kuralına riayet edildiği saptamasında bulunmaktadır. Bu durumda Hükümetin ön itirazı reddedilmektedir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
1. Bir müdahalenin varlığı
AİHM, başvuranın mektubunun yerine ulaştırılmamasının AİHSnin 8/2 maddesi uyarınca haberleşme hakkına saygı gösterilmesine yönelik bir müdahaleyi oluşturduğu hususunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığını not etmektedir.
AİHM bu değerlendirmeye katılmaktadır.
2. Müdahalenin doğrulanması
Benzer bir müdahale şayet «yasa ile öngörülmüş» değilse, 2. paragrafta sayılan bir veya birden fazla meşru amacı taşımıyor, üstelik «demokratik bir toplum için gereklilik» arz etmiyor ise 8. maddenin ihlalini teşkil etmektedir (Bkz. özellikle, Calogero Diana-İtalya kararı, 15 Kasım 1996).
AİHM sözkonusu müdahalenin cezaevleri kurumlarında bulunan bir hükümlünün yazışmalarının ön bir denetimden geçirilmesini öngören 647 sayılı Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkif evlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzüğün 144 ila 147. maddesine dayandığını not etmektedir. Fakat AİHM daha önce de, sözkonusu tüzüğün ilgili konuda yetkili makamların takdir yetkisinin genişliği ve bu yetkinin nasıl kullanılacağı konularını yeterince açıklıkla düzenlemediğini dile getirmişti. AİHM, ayrıca pratikteki uygulamanın da bu eksikliği gidermeye yetmediğini tespit etmişti. (Bkz. Tan-Türkiye kararı, no: 9460/03, 3 Temmuz 2007). AİHM bu yaklaşımını değiştirmesini gerektirecek herhangi bir neden görememektedir.
AİHM bu çerçevede, söz konusu bu müdahalenin AİHSnin 8. maddesinin 2. paragrafı uyarınca «yasayla» öngörülmediğine itibar etmektedir. AİHM varılan bu sonuç ışığında AİHSnin 8. maddesinin 2. paragrafında yer alan diğer yükümlülüklere riayet edilip edilmediğinin incelenmesini gerekli görmemektedir.
AİHM AİHSnin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır (Bkz. örneğin Özkartal-Türkiye kararı, no: 4287/04, 24 Haziran 2008).
Dava olaylarının bütünü ve tarafların argümanları dikkate alındığında AİHM, AİHSnin 13. maddesine dayalı şikayetin ayrıca incelenmesini gerekli görmemektedir (Bkz. Kamil Uzun-Türkiye kararı, no: 37410/97, 10 Mayıs 2007 ve Balçık vd.-Türkiye no: 25/02, 29 Kasım 2007).
II. AİHSNİN 3. MADDESİNİN VE BAĞLANTILI OLARAK 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran iç hukuktaki mahkemeler önünde de dile getirdiği üzere kötü muamelelere maruz kaldığını, AİHSnin 3. maddesinin ihlali ile mağdur olduğunu ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca şikayetini iç hukukta dile getirebileceği etkili bir başvuru yolunun mevcut olmadığından şikayetçi olmakta ve AİHSnin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
Kabuledilebilirlik hakkında
Raportör AİHMnin daha önce de yürürlükte olduğu dönemde F tipi cezaevlerinin maddi koşulları hakkında görüş bildirme vesilesinin bulunduğunu hatırlatır (Bkz. Karakaş-Türkiye kararı, no: 68909/01, 9 Kasım 2004). Başvuranın iddialarını destekleyici sağlık raporlarının ve diğer mahkumların tanıklıklarının yokluğunda, AİHM daha önce benimsediği kararından farklı bir sonuca ulaşmasını gerektirecek herhangi bir unsurun yer almadığını hatırlatır. AİHM bu nedenle başvuranın şikayetinin incelenmesinden AİHSnin 3. maddesinin ihlal edildiğini ortaya koyacak herhangi bir durumun sözkonusu olmadığına itibar etmektedir (Bkz. aynı zamanda Gülmez-Türkiye no: 16330/02, no: 16330/02, 20 Mayıs 2008).
AİHM, savunulabilir bir şikayetin yokluğunda başvuranın AİHSnin 13. maddesini öne süremeyeceğini saptamaktadır. Bu şikayetin dayanağı bulunmamaktadır.
Başvurunun bu kısmının AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerekir.
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASINA İLİŞKİN
A. Tazminat
Başvuran 9.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu talebin kanıtlanmadığını savunmaktadır.
AİHM ihlal tespitinin kendisinin başvuranın uğradığı manevi zararın giderilmesi bakımından adil bir tatmini oluşturduğunu kaydetmektedir.
AİHM bu başvuruda mahkumların haberleşmelerinin sansürlenmesi konusunda iç tüzüğün cezaevi yetkililerinin takdir yetkisinin genişliği ve bu yetkinin nasıl uygulanacağı konularında yeterince açık olmaması nedeniyle AİHS ile güvence altına alınan haklardan birinin ihlalini tespit etmiştir. AİHM bu bağlamda, bu tür davalarda, ilgili iç hukuk düzenlemelerinin AİHSnin 8. maddesinin gerekleri ile uyumlu hale getirilmesinin tespit edilen ihlalin telafisi için uygun bir yol olduğunu yineler.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran AİHM önünde yapmış olduğu yargı giderleri için 4.183 Euro talep etmektedir. Başvuran bu talebini destekler mahiyette 183 Euro tutarındaki tercüme masraflarını gösterir fatura ile avukatı ile imzaladığı sözleşmeyi mahkemeye sunmaktadır. Bu sözleşmeye göre başvuran AİHMnin 41. madde uyarınca hükmedeceği olası meblağın % 20sini avukatına ödeyecekti, bu miktar ez 4.000 Euro olarak kabul edilmekteydi.
Hükümet bu taleplerin kanıtlanmadığını savunmaktadır.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar ışığında başvurana yargı giderleri başlığı altında 500 Euro ödenmesine karar vermektedir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHSnin 8. ve bağlantılı olarak 13. maddesine ilişkin şikayetin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 8. maddesiyle bağlantılı 13. maddesi hakkındaki şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
4. İhlalin tespitinin kendisinin başvuranın uğradığı manevi zararı gidermesi bakımından adil bir tatmini oluşturduğuna;
5. a) AİHSnin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana yargı giderleri ve masrafları için 500 (beş yüz) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
Karar Vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy