(AİHS m. 5, 6, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 168) (1412 S. K. m. 298) (ATICI - TÜRKİYE DAVASI) (DERECİ - TÜRKİYE DAVASI) (TACİROĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (YAKUP KÖSE VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (KOŞTİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (NART - TÜRKİYE DAVASI) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI) (GENÇEL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 4661/02)
KARAR
STRAZBURG
3 Şubat 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Davanın nedeni, T.C. vatandaşı Şükran Yıldızın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, 21 Haziran 2001 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine yaptığı 4661/02 sayılı başvurudur.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından Sayın Beştaş tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1980 doğumludur ve Diyarbakırda ikamet etmektedir.
Başvuran, 22 Eylül 1996da, on altı yaşındayken, yasadışı bir örgüt (PKK) üyesi olduğu şüphesiyle Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alınmıştır. Başvuran, sırasıyla 4 ve 8 Ekim 1996 tarihlerinde polise verdiği ifadelerde, aleyhindeki suçlamaları kabul etmiştir. Başvuran, sorgulama sırasında avukat yardımı almamıştır.
Başvuran, 22 Ekim 1996da, önce Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, daha sonra sorgu hakimi huzuruna çıkartılmıştır. Avukat yardımı almadan sırasıyla Cumhuriyet Savcısı ve sorgu hakimi tarafından sorgulanmış ve aleyhindeki suçlamaları reddetmiştir. Hakim, suçlamaların ciddiyetini gözönünde bulundurarak, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Bunun ardından, başvuranın avukat yardımı almasına izin verilmiştir.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 3 Aralık 1996 tarihinde başvuran ile diğer dokuz sanık aleyhinde dava açmıştır. Başvuran, PKK üyesi olmakla suçlanmış ve Ceza Kanununun 168/2 maddesi uyarınca cezalandırılması istenmiştir.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde yargılama başlamıştır. Müteakip yirmi duruşmada mahkeme, suçun niteliğini ve kanıtların durumunu göz önüne alarak başvuranın serbest bırakılması istemini reddetmiştir.
2 Haziran 1999da, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranın PKK üyesi olduğuna hükmetmiş ve Ceza Kanununun 168/2 maddesi uyarınca başvuranı sekiz yıl dört ay hapis cezasına çarptırmıştır.
20 Aralık 1999da, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
10 Ağustos 2001de başvuran serbest bırakılmıştır.
9 Nisan 2002de, mahkeme kararını vermiş ve Ceza Kanununun 168/2 maddesi uyarınca başvuranı sekiz yıl dört ay hapis cezasına çarptırmıştır. Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın mahkumiyetine karar verirken, polise verilen ifadelere özel önem atfetmiştir.
Yargıtay, 7 Ekim 2002de, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi kararını onamıştır.
HUKUK
I. AİHSNİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, tutukluluk süresinin makul süre şartına uymadığı konusunda şikayetçi olmuştur. Başvuran, ayrıca, tutukluluğunun yasallığına itiraz edebileceği etkili bir iç hukuk yolu bulunmadığı konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetlerini AİHSnin 5. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına dayandırmıştır.
A. AİHSnin 5/3 maddesi
1. Kabuledilebilirlik
Hükümet, başvuranın şikayetini 21 Haziran 2001 tarihinde AİHSnin 5/3 maddesi kapsamında sunduğundan, 22 Eylül 1996 ile 2 Haziran 1999 tarihleri arasında tutuklu bulunduğu sürenin, 35/1 madde çerçevesinde belirlenen altı aylık süre aşımının dışında olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
AİHM, Solmaz - Türkiye (27561/02) kararında belirtilen ilkelere atıfta bulunur. Bu kararda, başvuran baştan beri tutuklu kalmışsa, birden fazla ve birbirini takip eder biçimde gerçekleşen tutukluluk sürelerinin bütün olarak değerlendirilmesi ve altı aylık sürenin en son sürenin bitiminden itibaren başlaması gerektiği sonucuna varmıştır. Mevcut davada, başvuranın tutukluluk hali, yakalandığı tarih olan 22 Eylül 1996 tarihinde başlamıştır. 2 Haziran 1999 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkum edilene dek, AİHSnin 5/3 maddesi anlamında tutuklu kalmıştır. O tarihten, Yargıtayın ilk derece mahkemesinin kararını bozduğu 20 Aralık 1999 tarihinde dek, yetkili bir mahkeme tarafından mahkum edilmesinin ardından 5/1(a) maddesi anlamında hapsedilmiş, bu nedenle, hükümlü bulunduğu bu süre, 5/3 madde kapsamı dışında kalmıştır. Başvuran 20 Aralık 1999 tarihinden, serbest bırakıldığı 10 Ağustos 2001 tarihinde dek, yine, AİHSnin 5/3 maddesi kapsamına girecek biçimde tutuklu yargılanmıştır. Sonuç olarak, bu değişik safhalar süresince başvuranın tutukluluğunun devam ettiği göz önünde bulundurulduğunda, altı aylık süre yalnızca, tutuklu yargılandığı en son dönemin bitiminden itibaren, 10 Ağustos 2001 tarihinde başlamaktadır (Akyol - Türkiye, no. 23438/02).
Buna göre, AİHM Hükümetin itirazını reddeder.
AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
2. Esas
AİHM, yukarıda açıklandığı üzere, sözkonusu sürenin 22 Eylül 1996 tarihinde başvuranın yakalanmasıyla başlayıp, 10 Ağustos 2001 tarihinde başvuranın serbest bırakılmasıyla bittiğini kaydeder. AİHMnin içtihadı doğrultusunda, AİHSnin 5/1(a) maddesi kapsamında, başvuranın mahkum olduktan sonra hükümlü bulunduğu 21 Mart 2001 ile 8 Ağustos 2001 tarihleri arasındaki süreyi düştükten sonra, 5/3 maddesi kapsamında göz önünde bulundurulacak süre dört yıl üç ayın üzerindedir. Yerel mahkemeler, başvuranın tutukluluğunu suçun niteliği ve kanıtların durumu gibi birbirinin aynı ve basmakalıp ifadelerle sürekli olarak uzatmışlardır.
AİHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren davalarda sıklıkla AİHSnin 5/3 maddesinin ihlalini tespit etmiştir (Atıcı / Türkiye, 19735/02; Solmaz, yukarıda kaydedilen; Dereci / Türkiye, 77845/01; Taciroğlu / Türkiye, 25324/02).
AİHM, kendisine sunulan tüm bilgi ve belgeler ışığında, Hükümetin, sözkonusu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak hiçbir delil veya savunma sunmadığı kanısındadır. AİHM, konuyla ilgili içtihadını göz önünde bulundurarak, bu davada başvuranın tutukluluk süresinin gereğinden uzun ve AİHSnin 5/3 maddesine aykırı olduğu sonucuna varmıştır.
Dolayısıyla bu madde ihlal edilmiştir.
B. AİHSnin 5/4 maddesi
1. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, AİHMden, başvuranın AİHSnin 5/4 maddesi kapsamındaki şikayetini, AİHSnin 35/1 maddesi kapsamında iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddetmesini talep etmiştir. Hükümet, AİHMnin Köse - Türkiye (50177/99) davasındaki kararına atıfta bulunarak, başvuranın eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 297-304. maddeleri uyarınca devam eden tutukluluk haline itiraz etmediğini ileri sürmüştür.
AİHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren davalarda Hükümetin ön itirazını zaten inceleyip reddettiğini hatırlatır (bkz. Koşti / Türkiye, 74321/01). AİHM, sözkonusu davada, içtihadından ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığı kanaatindedir. Sonuç olarak, AİHM, Hükümetin ön itirazını reddeder.
AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
2. Esas
Hükümet, iç hukukun, başvuranın tutukluluğunun yasallığına itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolu sağladığını iddia etmiştir.
Başvuran, tutukluluğuna yaptığı itirazın yerel mahkemeler tarafından ciddi biçimde değerlendirilmediğini ve basmakalıp sözlerle reddedildiğini ileri sürmüştür.
AİHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren birçok davada, Hükümetin yukarıda anılan iddialarını reddettiğini kaydeder. AİHM, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 298. maddesinin etkili bir hukuk yolu olarak değerlendirilemeyeceği ve AİHSnin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (mutatis mutandis, Koşti ve Diğerler, yukarıda kaydedileni; Nart / Türkiye, 20817/04; Öcalan / Türkiye (BD), 46221/99). AİHM, sözkonusu davada, daha önceki kararlarından ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığı kanaatindedir.
Sonuç olarak, AİHM, AİHSnin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine karar verir.
II. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, gözaltı sırasında avukata erişim hakkından mahrum bırakıldığı için savunma haklarının ihlal edildiği konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetini AİHSnin 6/3(c) maddesine dayandırmıştır.
A. Kabuledilebilirlik
AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Başvuran, aleyhindeki ciddi suçlamalar ile olayların yaşandığı sırada reşit olmadığını gözönünde bulundurarak, gözaltındayken avukat yardımı alma hakkının kısıtlanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ifade etmiştir.
Hükümet, yargılamanın adil olup olmadığı konusu değerlendirilirken, yargılamanın tamamının gözönünde bulundurulması gerektiğini ileri sürmüştür. Başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi ile Yargıtay önündeki yargılama sırasında bir avukat tarafından temsil edildiği için adil yargılanma hakkı ihlal edilmemiştir.
AİHM, Salduz / Türkiye kararında (no. 36391/02) benimsediği temel ilkeleri hatırlatır.
Sözkonusu davada, başvuranın avukata erişim hakkına getirilen kısıtlama sistematiktir ve devlet güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlardan dolayı gözaltına alınan kişilere uygulanmaktadır. AİHM, ayrıca, başvuranın savcılığın iddialarına itiraz edebileceği sırada -tutukluluğunun ardından ve devam eden cezai takibat süresince- avukat erişimi olduğunu gözlemlemektedir. Ancak, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, mahkumiyet kararını verirken, başvuranın avukatı yokken polise verdiği ifadeleri kullanmıştır. Dolayısıyla, sözkonusu davada, başvuranın avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamalardan etkilendiği açıktır. Ne sonradan yapılan avukat yardımı ne de takip eden kovuşturmanın çekişmeli niteliği başvuran gözaltındayken yapılan hataları telafi edebilir.
Ayrıca, AİHM, sözkonusu davanın belirgin unsurlarından birinin başvuranın yaşı olduğunu kaydeder. AİHM, reşit olmayan kişilere gözaltı sırasında avukat yardımı yapılmasına ilişkin uluslararası hukuk belgelerini gözönünde bulundurarak, bu hizmetin önemini vurgulamaktadır (Salduz).
Özetle, duruşma ve temyiz sırasında başvuranın aleyhindeki kanıtlara itiraz etme imkanı bulunmasına rağmen, gözaltındayken avukat yardımı almaması başvuranın savunma haklarını telafi edilemez bir şekilde etkilemiştir.
Buna göre, sözkonusu davada AİHSnin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuran, maddi tazminat olarak 14,800 Yeni Türk Lirası (YTL) (yaklaşık 7,100 Euro), manevi tazminat olarak 30,000 YTL (yaklaşık 14,500 Euro) talep etmiştir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
AİHM, tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığı kanaatindedir. Bu nedenle sözkonusu talebi reddeder. Ancak, AİHM, başvuranın tek başına tespit edilen ihlalle telafi edilemeyecek düzeyde manevi zarar görmüş olabileceği kanaatindedir. AİHM, adil temellere dayanarak, bu başlık altında 4,500 Euro ödenmesine karar verir.
AİHM, ayrıca, en iyi telafinin, başvuranın talep etmesi halinde, AİHSnin 6/1 maddesinde yer alan şartlara uygun olarak yeniden yargılanması olacağı görüşündedir (mutatis mutandis, Gençel / Türkiye, no. 53431/99 ve Salduz, yukarıda kaydedilen).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranın avukatı, Diyarbakır Barolar Birliğinin ücret cetveline atıfta bulunarak, sözkonusu davanın hazırlanması ve AİHM önünde sunulması için harcanan yirmi bir saat karşılığında ödenen ücret ve diğer yargılama masraf ve giderleri için 12,650 YTL (yaklaşık 6,100 Euro) talep etmiştir.
Hükümet, bu talebe itiraz etmiştir.
AİHMnin içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM, söz konusu davada, elindeki bilgiye ve yukarıdaki ölçütlere dayanarak, AİHM önünde yapılan yargılama masraf ve giderleri için 2,000 Euro ödenmesine karar verir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;
4. Başvurana gözaltı sırasında avukat yardımı yapılmadığı gerekçesiyle AİHSnin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesinin ihlal edildiğine;
5. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 4,500 Euro (dört bin beş yüz Euro), yargılama masraf ve giderleri için 2,000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 3 Şubat 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy