(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 168, 169) (3713 S. K. m. 5) (İNCAL - TÜRKİYE DAVASI) (BATI VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (GÖÇ - TÜRKİYE DAVASI) (ÖZTÜRK - TÜRKİYE DAVASI) (GENÇEL - TÜRKİYE DAVASI) (MEHMET VE SUNA YİĞİT - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 5256/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
16 Haziran 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
T.C. vatandaşı Hüseyin Karabil (başvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 22 Haziran 2001 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 5256/02 numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir Barosu avukatlarından T. Aslan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
1971 doğumlu, İzmirde ikamet eden başvuran HADEPin (Halkın Demokrasi Partisi) gençlik kolunun aktif bir üyesiydi.
Başvuran, 11 Mart 1999 günü saat 16.00 sıralarında İzmir Emniyet Müdürlüğü («Müdürlük») terörle mücadele şubesi tarafından yakalanmıştır. Başvuranın imzaladığı yakalama tutanaklarından anlaşıldığına göre, M.Ç., Ş.E. ve K.K. isimli şahıslar kendisinin PKK terör örgütü lideri A. Öcalanın tutuklanmasına karşı Ege bölgesinde başlatılan protesto eylemlerinin sorumlusu olduğunu ihbar etmişlerdir.
Saat 16.50 sıralarında başvuran, Atatürk Üniversitesi Hastanesinde tıbbi kontrolden geçirilmiştir. Bu muayene sonucu hazırlanan raporda ilgili şahsın vücudunda darp ve yara izine rastlanmadığı belirtilmiştir.
Başvuran, tıbbi muayeneden sonra kendisine gözaltı sırasında konuşmama ve gözaltı bitiminde bir avukat isteme hakkı olduğunu hatırlatan formu imzalamış ve emniyet müdürlüğünde gözaltına alınmıştır.
Ertesi gün, saat 3 sıralarında, başvuranın refakatinde, kaldığı evde bir arama gerçekleştirilmiştir. Bu aramada herhangi bir suç unsuru bulunamamıştır.
Daha sonra, başvuran M.Ç., K.K. ve Ş.E.nin kendi emri altındaki militanlar olduğunu kabul etmiştir.
13 Mart günü, başvuranla yüzleştirilen S.A. isimli şahıs başvuranın söz konusu propaganda eylemlerinin elebaşı olduğunu ifade etmiştir.
Aynı gün, işkence altında sorgulandığını iddia eden başvuran, Türkiye ye döndükten sonra A. Öcalan lehine gösteriler düzenlemek üzere Romanyadaki PKK kamplarında ideolojik eğitim aldığını doğrulayan ifadesini imzalamıştır. Bu sekiz sayfalık ifade, yapılan eylem planları ile eylemin aktörleri hakkında oldukça detaylı bilgiler içermektedir.
Gözaltı süresi 15 Mart 1999 günü son bulmuş ve saat 13.00 sıralarında başvuran Adli Tıp Kurumu yerel şube müdürlüğünde yeniden muayene edilmiştir. Muayene eden doktor hiçbir şiddet izine rastlamamıştır.
Hemen sonrasında başvuran, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı (Savcı - İDGM) önüne çıkarılmıştır. Başvuran, işkenceden kurtulmak için uydurduğunu söyleyerek daha önce verdiği ifadeyi inkâr etmiştir.
Daha sonra İDGM nöbetçi hakimi önüne çıkarılan başvuran, ısrarla ifadesini inkâr etmiştir. Hakimin tutuklanmasına karar vermesinden sonra başvuran, Aydının Nazilli ilçesindeki E tipi cezaevine nakledilmiştir.
16 Nisan 1999 tarihinde savcı, iddianamesinde (Kod adı Ahmet olan) başvuran ile birlikte diğer yirmi kişiyi PKK terör örgütü üyesi olmak ve örgüte yataklık yapmakla suçlamıştır. Savcı, bu suçlamaları Türk Ceza Kanununun 168. ve/veya 169. maddeleri ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5. maddesine dayandırmıştır.
Dava, 21 Nisan 1999 tarihinde biri askeri olmak üzere üç yargıçtan oluşan İDGMde görülmeye başlamıştır. İlk duruşmada yalnızca usul konuları tartışılmıştır.
2 Haziran 1999 tarihinde yapılan bir sonraki duruşmada yargıçlar, dava dosyasındaki unsurlar hakkında sanıkların söyleyeceklerini dinlemiştir. Başvuran, isnat edilen suçlamaları, aleyhinde sunulan kanıt belgelerini ve özellikle işkence altında verdiği ve gözleri bağlı bir şekilde imzalamak zorunda kaldığı itiraf ifadesini kesin olarak reddetmiştir. Başvuran buna karşın, savcı ve nöbetçi hakim önünde söylediklerini aynen tekrarlamıştır.
Başvuranın avukatı Aslan ise müvekkilini suçlu gösteren tek unsurun kendinin ve diğer sanıkların yine işkence altında alınan itirafları olduğunu savunmuş ve tüm sanıkların yeniden doktor kontrolünden geçirilmesini talep etmiştir.
İDGM, yeniden doktor kontrolüne gerek olmadığını ve dosyada kötü muamele iddialarını çürütecek yeterli tıbbi delillerin bulunduğunu açıklamıştır.
18 Haziran 1999 tarihinde, Anayasanın 143. maddesi değiştirilmiş ve askeri yargıçlar Devlet Güvenlik Mahkemeleri bünyesinden çıkarılmıştır. Askeri yargıçlar, 22 Haziran 1999 tarihinde sivil yargıçlarla değiştirilmiştir (eski mevzuatın sunumu için, bakınız Türkiye aleyhine İncal davası, 9 Haziran 1998, prg. 26-29, Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-IV).
Askeri yargıcın yerine atanan sivil yargıçla görülen ve avukat Aslanın hazır bulunduğu ilk duruşma 22 Temmuz 1999 tarihinde gerçekleşmiştir. Avukat, suç ortaklarından A.İ.nin tahliyesinden sonra aldığı tıbbi rapordaki endişe verici bulgulara dayanarak İDGMden bir önceki kararını (yukarıdaki ilgili paragraf in fine) değiştirmesini ve müvekkilinin yeniden muayene edilmesini talep etmiştir. Diğer sanıkların avukatları da aynı talepte bulunmuşlardır.
Esas hakimleri, bu talebi eski mahkeme heyetinin gerekçesini benimseyerek reddetmiştir.
Avukat Aslan, 16 Eylül 1999 tarihli duruşmada biri Romanyada ikâmet eden H.H. ve diğeri başvuranın babası K. Karabil olmak üzere Ahmet isminin müvekkilinin kod adı değil ikinci adı olduğunu doğrulayan lehte iki tanığın dinlenmesini talep etmiştir.
İDGM, K. Karabilin dinlenmek üzere mahkemeye çağrılmasını kararlaştırmış ve ayrıca istinabe yoluyla ifadesinin alınması uzun süreceği gerekçesiyle savunmaya H.H.yi mahkeme huzuruna çıkarması için 2 Kasım 1999 tarihine kadar süre vermiştir.
2 Kasım 1999 tarihli duruşmada dinlenen K. Karabil, Ahmet isminin oğlunun ikinci adı olduğunu teyit etmiştir. Öte yandan Avukat Aslan, H.H.nin mahkeme huzuruna çıkarılması için ek süre talep etmiş ve C.S.nin müvekkilinin adını olaylara bulaştıran ifadelerinin dosyaya dahil edilmesini istemiştir.
İDGM hakimleri, ek süre talebini kabul etmekle beraber, Avukat Aslanın, C.S.nin savunma için gerekli olduğunu düşündüğü ifadelerini bizzat kendisinin temin etmesi gerektiğine hükmetmişlerdir.
14 Aralık 1999 tarihli duruşmada Avukat Aslan H.H.yi mahkeme huzuruna çıkarma yükümlülüğünün kaldırılmasını talep etmiş ve H.H.nin ifadesinin istinabe yoluyla alınmasının daha doğru olacağını savunmuştur. Esas hakimleri, geciktirici bir çözüm yolu olarak değerlendirdikleri bu talebi reddetmişlerdir.
İDGM, 20 Ocak 2000 tarihinde Avukat Aslana soruşturmaların genişletilmesi isteğini haklı gösterecek argümanları yazılı olarak sunması için bir süre vermiştir.
Oysa, 22 Şubat günü görülen duruşmada Avukat Aslan bu yönde bir talebinin olmadığını beyan etmiştir.
5 Nisan 2000 tarihli duruşmada Avukat Aslan, C.S.nin müvekkilini olaylara bulaştıran ifadeleriyle ilgili tutanakların kopyasını mahkemeye sunmuştur. Esas hakimleri, ifadeleri okutmuş ve dava dosyasına dahil etmiştir.
18 Mayıs 2000 tarihinde İDGM, başvuranı PKK terör örgütüne üye olmaktan on iki yıl altı ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Karar gerekçelerine göre, her ne kadar ilgili şahıs zorla ifade verdiğini iddia etse de, S.A. ile yüzleştirme tutanakları, M.Ç., K.K. ve Ş.E. tarafından yapılan teşhisler ve beyanlar ile yine E.K. ve M.Y.nin verdiği ifadeler savcının iddianamesini teyit etmektedir.
Başvuran, duruşma talebiyle temyize gitmiş ve duruşma tarihi 6 Aralık 2000 günü olarak belirlenmiştir.
4 Aralık 2000 tarihinde Avukat Aslan, Yargıtay kalemine acil bir yazı göndererek, sağlık sorunu dolayısıyla duruşmanın ileri bir tarihe ertelenmesini talep etmiştir. Avukat, bu talebini haklı göstermek amacıyla 3 Aralıkta başlayan ve beş gün istirahat öngören doktor raporunu yazısına eklemiştir. Ancak, bu yazı mahkeme kalemine 11 Aralık 2000 günü ulaşmış ve duruşma Avukat Aslanın yokluğunda gerçekleşmiştir. Bu durum karşısında avukat, itirazının mahkeme defterine yeniden yazılmasını ve başka bir duruşma tarihi belirlenmesini talep etmiştir. Avukatın bu talebi cevapsız bırakılmıştır.
Bu arada, başsavcı itirazın kabuledilebilirliği ve meşruluğu üzerine üç sayfalık görüş bildirisini mahkeme kalemine sunmuştur. Bu tebliğname başvuran tarafına iletilmemiştir.
Yargıtay, 25 Ocak 2001 tarihinde dosyadaki unsurlara ve yazılı belgelere dayanarak, başvuranın mahkûmiyetini onamıştır. Bu karar, 31 Ocak günü Avukat Aslanın yokluğunda ilan edilmiştir.
1 Haziran 2005 tarihinde mahkûmların lehine olan bazı hükümlerin uygulanması amacıyla davaların yeniden açılmasını öngören 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girmiştir.
Buna istinaden başvuran, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yeniden yargılanmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Ekim 2005 tarihinde başvuranın hapis cezasını altı yıl üç aya indirmiştir. Başvuranın bu karara itirazı 8 Mart 2006 tarihinde reddedilmiştir.
HUKUK
I. İHTİLAF KONUSU
Başvuran, genel anlamda devlet güvenlik mahkemelerinin kendi alanına giren suçlarda baskıcı bir rejim uyguladığından şikâyetçi olmakta ve yargılamanın birçok yönden AİHSin 6. maddesi bakımından adil olmadığını ileri sürmektedir:
a. İlk olarak başvuran, AİHSnin 6. maddesinin 1 a fıkrası çiğnenerek kendisine isnat edilen suçların niteliği ve konusu hakkında bilgilendirilmediğini savunmaktadır.
b. Başvuran ayrıca, AİHSnin 6. maddesinin 3 b ve 3 c fıkralarına atıfta bulunarak, bir yandan ön soruşturma sırasında bir avukat yardımı alamadığından (birinci bölüm), diğer yandan soruşturmanın bu safhasında, işkence altında itiraf ettirme gibi yasal olmayan bir yolla elde edilen kanıt belgesinin devlet güvenlik mahkemesi tarafından dikkate alınmasından (ikinci bölüm) şikâyetçi olmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak başvuran, elektroşok uygulaması, soğuk su sıkılması, testiküllerinin ezilmesi gibi işkencelere maruz kaldığını ifade ettiği halde hakimlerin bu şikâyetlere karşı pasif davrandığını ve özellikle İstanbul Protokolü kriterlerine uygun olarak yeniden doktor kontrolünden geçme talebini reddettiklerini ileri sürmektedir (bakınız, örnek olarak, Türkiye aleyhine Batı ve diğerleri davası, no 33097/96 ve 57834/00, prg. 100, CEDH 2004-IV (alıntılar)).
c. Davanın ilk derece mahkemesinde görülen bölümüyle ilgili olarak başvuran, yargılamanın bir kısmında askeri bir yargıcın bulunması (birinci bölüm) ve diğer yargıç atamalarının da yürütme gücüne bağlı olması (ikinci bölüm) dolayısıyla AİHSnin 6/1 maddesi anlamında bağımsız ve tarafsız sayılamayacak bir mahkeme tarafından yargılandığını iddia etmektedir.
d. İlgili şahıs bunlara ilaveten, lehte tanıklar H.H. ve K. Karabili mahkeme huzurunda dinletemediğinden ve AİHSnin 6. maddesinin 1. ve 3d fıkraları hiçe sayılarak kendisinin mahkûmiyetine neden olan ifadeleri veren C.S. ve diğer suçortaklarının sorgulanmadığından şikâyetçi olmaktadır.
e. Öte yandan başvuran, AİHSnin 6/3-b maddesine atıfta bulunarak, davayı gören mahkemeden uzakta bulunan bir hapishanede tutuklu kaldığını ve bu nedenle avukatıyla sık sık görüşme fırsatı bulamayarak, savunmasını gerektiği gibi hazırlayamadığını iddia etmektedir.
f. Başvuran, yukarıdaki şikâyetler bütünüyle göz önüne alındığında AİHSnin 6/2 maddesinin de ihlâl edildiğini ileri sürmektedir.
g. Bunlara ilaveten başvuran, yine aynı çerçevede, yargılamanın sivil mahkemelerde değil de daha olumsuz kararlar veren devlet güvenlik mahkemelerinde görülmesi nedeniyle AİHSnin 14. maddesinde yasaklanan bir ayrımcılığa maruz kaldığı kanaatindedir.
h. Başvuran, temyiz safhasıyla ilgili olarak AİHSnin 6/3 b maddesine atıfta bulunmakta ve Yargıtayda görülen duruşmada avukatının bulunamadığını, bu nedenle haksız bir şekilde itiraz hakkının kullanılmayacağı sonucuna varılarak kendisinin mağdur edildiğini ileri sürmektedir.
ı. Bu bakımdan başvuran, temyiz başvurusu hakkında başsavcının tebliğnamesinin kendisine iletilmediğini vurgulamaktadır.
j. Başvuran son olarak, Yargıtayın verdiği kararın kendisine tebliğ edilmemesinin AİHSnin bireysel başvuruyu güvence altına alan 34. maddesinin ihlali anlamına geldiğini, çünkü avukatının İDGM kalemi nezdinde takip etmesi sayesinde AİHMye altı aylık süre aşılmadan başvurabildiğini ileri sürmektedir.
II. KABULEDİLEBİLİRLİĞE İLİŞKİN
Hükümet, bu iddialara itiraz etmekte ve başvuran ulusal mahkemeler önünde başvuruya konu şikayetlerini dile getirmediğinden başvurunun tamamı için iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yapmaktadır.
AİHM, konuyla ilgili yerleşik içtihadının ışığında elindeki tüm unsurları dikkâtle inceledikten sonra, yukarıda (a), (c), (e), (g), (h) ve (j) paragraflarında dile getirilen şikâyetler bakımından, AİHSnin 6. maddesiyle koruma altına alınan hakların ihlâl edildiğini gösteren herhangi bir unsur tespit edememiş ve dolayısıyla Hükümetin gerekçelendirilmemiş itirazı hakkında görüş bildirmesine gerek olmadığı kanaatine varmıştır.
Bu itibarla AİHM, AİHSnin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle bu şikâyetlerin kabuledilemez olduğunu ilan etmektedir.
Buna karşın AİHM, yukarıda (b), (d), (f) ve (i) paragraflarında belirtilen şikâyetlerin başka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunamadığını ve bu nedenle kabul edilmesinin uygun olacağını kaydetmektedir.
III. ESASA İLİŞKİN
A. İlk derece mahkemesinde görülen yargılamayla ilgili şikâyetler
Ön soruşturma safhasında başvuranın avukata erişim hakkının ihlâl edildiği iddiası hakkında Hükümet, o dönemde yürürlükte olan 2845 sayılı yasa gereğince sanıklara ancak tutuklandıktan sonra bir avukat yardımı alma hakkı verildiğini hatırlatmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak Hükümet, Türkiye aleyhine Yıldız ve Sönmez davası ((karar), no 3543/03 ve 3557/03, 5 Aralık 2006) kararına atıfta bulunmakta ve bütünüyle ele alındığında ihtilaflı yargılamanın adil olmadığının söylenemeyeceğini savunmaktadır.
Buna ilişkin olarak AİHM, bu konuda esas kural olan Salduz içtihadına atıfta bulunur. Salduz kararında ortaya çıkan ilkeler, daha eski olan Yıldız ve Sönmez kararındaki ilkelerin yerine geçmiştir. Yine özellikle baskı altında verilen ifadenin mahkûmiyet kararında kullanıldığı iddiasını inceleyen bir önceki Örs ve diğerleri davasındaki ilkeleri de genişletmiştir. (ilgili bölüm, prg. 59-61, ve Türkiye aleyhine Söylemez davası, 21 Eylül 2006 tarihli karar, prg. 121-125 -Salduz kararıyla karşılaştırınız, ilgili bölüm, prg. 54)
Mevcut davada, o dönemde yürürlükte olan yasa izin vermediği için başvuranın gözaltı sırasında - yani sorgulanma esnasında - avukat yardımı almadığına kimse itiraz etmemektedir (Salduz, ilgili bölüm, prg. 27, 28). Aynı şekilde İDGMnin başvuranın mahkumiyetine karar verirken itiraflarını delil olarak kabul ettiği ve elindeki diğer unsurları bunu doğrulayıcı kanıt belgeleri olarak kullandığı konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır.
Bu şartlar altında, Salduz kararının ilgili bölümlerinde belirtilen gerekçelerle AİHSnin 6. maddesinin 1 ve 3 c) maddelerinin ihlâl edildiği sonucuna varılmaktadır (bakınız, ayrıca, Türkiye aleyhine Böke ve Kandemir davası, no 71912/01, 26968/02 ve 36397/03, prg. 71, 10 Mart 2009).
AİHM, mahkeme önünde savunma hakkına saygı gösterilmesi konusunda AİHSnin 6/3. maddesi bakımından ortaya çıkan temel hukuki sorunu karara bağladığı kanaatindedir (bakınız, diğer birçoğu arasından, Türkiye aleyhine Kamil Uzun davası, no 37410/97, prg. 64, 10 Mayıs 2007).
Bu nedenle AİHM, baskı altında elde edilen delillerin kullanılmasıyla ilgili şikâyetlerin meşruluğu (yukarıdaki ilgili paragraf - ikinci bölüm) ile yine silahların eşitliği ilkesinin ihlâl edildiği ve/veya masumiyet karinesinin çiğnendiği iddiaları hakkında ayrıca karar verme gereğinin olmadığı kanaatindedir.
B. İkinci derece mahkemesinde görülen yargılamayla ilgili şikâyetler
Hükümet, o dönemde, başsavcının dava dosyasına dahil edilen tebliğnamesini okumak üzere başvuranın Yargıtay kalemine müracaat etmesine herhangi bir engel bulunmadığını kaydetmektedir. Hükümete göre bu durum, 2 Ocak 2003 ile 1 Haziran 2005 tarihlerinde yapılan adli reformlarla bu sorun çözülene kadar herkesin normal bir şekilde gerçekleştirdiği ve Avukat Aslanın da bilmesi gereken bir uygulamadır.
AİHM, daha önce Türkiye aleyhine Göç davasında ((GC), no 36590/97, prg. 14, CEDH 2002-V) alınan emsal kararda buna benzer bir şikâyeti karara bağladığını hatırlatmaktadır. Hükümet tarafından sunulan kanıt ve argümanları inceleyerek, geçmiş davalardaki tespitlerinden sapmayı gerektirecek hiçbir unsur bulunmadığını kaydeden AİHM, başsavcının tebliğnamesinin başvurana iletilmediği gerekçesiyle AİHSnin 6/1 maddesinin ihlâl edildiği sonucuna varmaktadır (ibidem, prg. 55 ; ayrıca bakınız, Yayan, ilgili bölüm, prg. 46-48 ve burada nakledilen içtiat)
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran bütün dava süreci boyunca avukat yardımından yararlanmak durumunda kalması nedeniyle uğradığı maddi kayba karşılık 1.500 Euro maddi tazminat ve 20.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümete göre bu taleplerin ciddi hiçbir yanı bulunmamaktadır ve gerçeklikten uzaktır.
AİHM tespit edilen ihlaller ve öne sürülen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı kurulamadığını belirtmekte ve bu talepleri reddetmektedir. AİHM buna karşılık, başvurana 1.500 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmaktadır (sözü edilen Salduz kararı ile karşılaştırınız).
Bu başvuruda 5237 sayılı TCKnın yeni hükümleri ışığında ihtilaf konusunu oluşturan olaylarla ilgili olarak başvuranın davasının yeniden incelenmesi amaca hizmet etmemektedir. Nitekim uyarlama duruşmasının amacı lehe olan kanun hükümlerinin uygulanması olup, ne bir önceki ceza davası nedeniyle başvuranın maruz kaldığı sonuçları telafi edecek ne başvuranın mağdur niteliğini ortadan kaldıracak bir süreçtir (Bkz. Öztürk-Türkiye kararı, no: 22479/93). Bu nedenle, AİHM prensip olarak en uygun telafi yönteminin başvuranın talep etmesi halinde, AİHSnin 6/1 maddesindeki gereklilikleri karşılayacak şekilde yeniden yargılanması olacağı hususunu bir kez daha yineler (Bkz. ibidem, mutatis mutandis Gençel-Türkiye kararı no: 53431/99, 23 Ekim 2003-ilke olarak bkz. aynı zamanda Teteriny-Rusya no: 11931/03, 30 Haziran 2005, Jelicic-Bosna Hersek no: 41183/02 ve Mehmet ve Suna Yiğit-Türkiye kararı no: 52658/99, 17 Temmuz 2007).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran avukatlık giderleri için 2.000 Euro ve posta ve haberleşme masrafları için 650 Euro talep etmektedir. Başvuran avukatlık ücreti ile ilgili olarak özetle on altı saati AİHM önünde olmak üzere toplam 136 saatlik çalışmanın yapıldığını belirtmektedir.
Hükümet iç hukukta yapılan yargılama giderlerine itiraz etmekte ve kalan diğer yargılama masrafları iddialarının ispat edici bir yönünün olmadığını savunmaktadır.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Kaldı ki yargılama masraf ve giderleri ancak ihlalin olması ölçüsünde geri ödenmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Beyeler-İtalya (adil tatmin), no: 33202/96, 28 Mayıs 2002 ve Şahin-Almanya kararı no: 30943/96).
Bu başvuruda mahkemeye sunulan deliller ve sözü edilen kıstaslar ışığında AİHM, bütün yargılama masraf ve giderleri için başvurana 2.000 Euro ödenmesini kararlaştırmaktadır.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHSnin 6. maddesinin 1. paragrafı ve 3. paragrafının b), ve/veya c) ve d) fıkraları ile AİHSnin 6. maddesinin 2. paragrafı hakkında yapılan başvurunun kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. Ön soruşturma kapsamında avukat yardımından yararlanılmaması nedeniyle AİHSnin 6. maddesinin 1. ve 3c) fıkralarının ihlal edildiğine;
3. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün tebliğ edilmemesi nedeniyle AİHSnin 6. maddesinin 1. ve 3b) fıkralarının ihlal edildiğine;
4. AİHSnin 6. maddesinin 2., 3b) ve 3c) fıkralarına ilişkin diğer şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
5. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana:
(i) manevi tazminat olarak 1.500 (bin beş yüz) Euro ödenmesine;
(ii) yargılama masraf ve giderleri için 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 16 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy