(AİHS m. 5, 34, 35, 41, 44) (1412 S. K. m. 128) (466 S. K. m. 1) (BROGAN VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (SAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (KEKLİK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 7860/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
31 Mart 2009
İşbu karar Sözleşmenin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
USUL
T.C. vatandaşları Mehmet Sıdık Eren, Tahsin Aydın, Nihat Işıktaş, Reda Umut Bulut, Yılmaz Şehir, Semra Özbey, Selma Tanrıkulu ve Hangül Özbey (başvuranlar) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 24 Eylül 2001 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 7860/02 numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir
Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar sırasıyla 1979, 1978, 1978, 1983, 1980, 1972, 1964 ve 1978 doğumlu olup Diyarbakırda ikamet etmektedir.
Nihat Işıktaş, Reda Umut Bulut, Selma Tanrıkulu, Yılmaz Şehir ve Tahsin Aydın 19 Nisan 2001 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından yakalanarak gözaltına alınmışlardır. Semra Özbey ve Hangül Özbey ise 20 Nisan 2001de yakalanarak gözaltına alınmışlardır. Başvuranlara yakalanma gerekçelerini belirten ve kendi imzalarını taşıyan yakalama tutanakları düzenlenmiştir. Bu belgelere göre başvuranlar yasadışı gösterilere katılmış, PKKnın yan kolu olan YOK (Kürt demokratik halk birlikleri) lehine broşür dağıtmış ve afiş asmışlardır. Başvuranların tamamı yasadışı örgüt PKKnın mensubu olmakla ve bu örgüte yardım ve yataklık etmekle suçlanmaktaydı.
28 Nisan 2001 tarihinde başvuranlar Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı önüne çıkarılmışlardır. Savcı aynı gün Hangül Özbey hakkında yapılan suçlamalarla ilgili takipsizlik kararı vermiş, Özbey serbest bırakılmıştır. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi yetkili hakimi diğer başvuranların tutuklanmasına karar vermiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 5/ 1 c) ve 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar bir suç işlediklerini gösterir makul gerekçelerin bulunmayışından ve haklarında yapılan suçlamalardan haberdar edilmediklerinden şikayetçi olmakta, AİHSnin 5/1 c) ve 5/2 maddesini ileri sürmektedir.
Hükümet başvuranların yakalanmalarının mevzuata uygun olduğunu ve yasal dayanağının bulunduğunu savunmaktadır. Kaldı ki başvuranların yakalanma gerekçeleri gözaltına alınmaları sırasında kendilerine bildirilmiştir. Hükümet başvuranların imzasını taşıyan yakalama tutanaklarında başvuranların PKKya yardım ve lojistik destek sağlamakla suçlandıklarının açıkça yazılı olduğunu belirtmektedir.
Başvuranlar bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM «şüphelerin» düzeyi ile ilgili olarak Brogan vd. kararında benimsediği sonucu yineler: «AİHSnin 5/1 maddesinin c) fıkrası bağlamındaki bir tutuklama sırasında sorgulamanın amacı yakalamanın dayanağını oluşturan somut şüpheleri teyit ederek yahut bertaraf ederek cezai soruşturmayı tamamlamaktır. Bu durumda, şüphe doğmasına neden olan olaylar, bir mahkumiyet kararı verilmesini yahut kamu davası açılmasını haklı çıkarmak için gerekli olan olaylarla aynı düzeyde olmak zorunda değildir. Nitekim dava açma veya mahkumiyet kararı ceza kovuşturmasının sonraki aşamalarını oluşturur.» (Bkz. Brogan vd.-Birleşik Krallık kararı, 29 Kasım 1988).
Yukarıda sözü edilenler ve dosyada yer alan unsurlar şüphelerin gerekli düzeyde olduğunu ortaya koymaktadır. Hürriyetten yoksun bırakma netice itibarıyla başvuranlar üzerindeki şüpheleri dağıtma veya teyit etme amacını taşımaktadır.
AİHSnin 5. maddesinin 2. paragrafı hakkındaki şikayet ile ilgili olarak AİHM, gözaltına ilişkin belgeler ve başvuranlar tarafından imzalanan tutanaklardan adı geçenlerin PKKya yardım ve yataklık etmek suçu ile itham edildiğini gözlemlemektedir. Bu durumda sözkonusu belgeler başvuranların tutuklanma gerekçelerinden haberdar edildiklerini kanıtlamaktadır.
Dayanaktan yoksun bulunan şikayetin bu kısmının AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerekir.
II. AİHSNİN 5/3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar gözaltı süresinin uzunluğundan şikayetçi olmakta ve AİHSnin 5/3 maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
Mevcut başvuruda AİHM başvuranlar Nihat Işıktaş, Reda Umut Bulut, Selma Tanrıkulu, Yılmaz Şehir ve Tahsin Aydının gözaltı süresinin yakalandıkları tarih olan 19 Nisan 2001de başlayıp, cumhuriyet savcısı karşısına çıkarıldıkları 28 Nisan 2001de sona erdiğini gözlemlemektedir. Başvuranların gözaltı süresi bu durumda dokuz gündür. Başvuranlar Semra Özbey ve Hangül Özbeyin gözaltı süresi 20 Nisan 2001de başlayıp 28 Nisan 2001de sona ermektedir. Bu gözaltı süresi ise sekiz gündür.
AİHM daha önceki kararlarda örgütlü veya terör nitelikli suçların önlenmesi amaçlansa dahi adli denetim olmaksızın dört gün altı saat süren gözaltı süresinin AİHSnin 5/3 maddesi bağlamındaki zaman kısıtlamalarının dışına çıktığı sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (Bkz. sözü edilen Brogan vd. kararı ve Sar vd.-Türkiye kararı, no: 74347/01, 5 Aralık 2006).
AİHM bu başvuruda başvuranların hemen bir hakim veya yasayla yetkilendirilmiş bir başka adli yetkili karşısına çıkarılmaksızın sekiz ve dokuz gün süreyle gözaltında tutulmalarının gerekli olduğu hususunu kabul edememektedir. Bu nedenle AİHSnin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 5/4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar gözaltının yasallığına karşı bir başvuru yolunun bulunmamasından şikayetçi olmakta ve AİHSnin 5/4 maddesini ileri sürmektedir.
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediğini hatırlatmakta, bu bağlamda gözaltı süresinin yasallığına ve/veya cumhuriyet savcısının gözaltı süresinin uzatılması talebine karşı CMUKun 128/4 maddesine dayalı olarak sulh hakimi nezdinde başvuruda bulunabileceğini savunmaktadır.
AİHM geçmişte de buna benzer bir sorunun incelendiğini ve Hükümetin itirazının reddedildiğini anımsatır. AİHM 128. maddede öngörüldüğü şekliyle yapılacak başvurunun incelenmesinden bu yolun AİHSnin 5/4 maddesinde öngörülen gereklere cevap vermediğinin anlaşıldığını ifade etmektedir. Nitekim, özgürlüğünden yoksun bırakma işlemlerine uygulanan temel güvencelerden yararlanmadığı takdirde bu madde uyarınca, başvuran bizzat veya gerekirse bir vekil aracılığıyla dinlenme imkânına sahip olmalıdır (Bkz. diğerleri arasında Keklik vd-Türkiye, no: 77388/01, 3 Ekim 2006 ve Nikolova-Bulgaristan kararı no: 31195/96). Bu sonucun dışına çıkılacak bir gerekçe göremeyen AİHM, Hükümetin itirazını reddederek şikayeti kabuledilebilir bulmakta ve AİHSnin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
IV. AİHSNİN 5/5 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar bir telafi yolunun bulunmadığından şikayetçi olmaktadırlar. Başvuranlar 466 sayılı Kanunun 1. maddesi uyarınca kanun dışı yakalanan ve tutuklanan kimselere tazminat verilmesinin öngörülmesinin uygun ve etkili bir başvuru yolu olarak nitelendirilemeyeceğini ileri sürmekte ve AİHSnin 5/5 maddesine atıfta bulunmaktadır.
AİHM, 5. maddenin 5. paragrafının gereklerinin yerine getirilmesi için, aynı maddenin 1., 2., 3. ve 4. paragraflarına aykırı koşullarda hürriyetten yoksun bırakma hallerinin telafi edilmesinin istenebilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz. Wassink-Hollanda kararı, 27 Eylül 1990). AİHM 5/5 maddesinin yalnızca bir tazmin hakkının mevcudiyetini güvence altına aldığını, bu hakkın kullanımına ilişkin koşulları öngörmediğini hatırlatır (Bkz. Francisco-Fransa kararı, no: 38945/97, 29 Ağustos 2000).
Bahse konu 5. maddede yer alan bu tazmin hakkı bir iç hukuk merciinin veya AİHS kurumları tarafından 5. maddenin diğer paragraflardan birinin ihlal edildiğinin tespit edilmesine bağlıdır (Bkz. Bouchet-Fransa kararı, no: 33591/96, 20 Mart 2001). Mevcut başvuruda da durum böyledir. Geriye başvuranların uğradıkları zararın tazminini isteme olanağına sahip olup olmadıklarının incelenmesi kalmaktadır.
AİHM daha önce Türk hukukunda öngörülen tazminat yolunu incelediğini hatırlatır (466 sayılı Kanunun 1. maddesi). AİHM, ilgili kişinin beraat etmesi veya hakkında takipsizlik kararı verilmesi durumunda kişinin tazminat hakkının doğduğunu, hemen hakim önüne çıkarılıp çıkarılmadığının yahut tutukluluk halinin yasadışı olup olmadığının incelenmediğini tespit eder. AİHM tazminat taleplerine ilişkin davalardaki bu noksanlığın AİHSnin 5. maddesinin gereklerine aykırı olduğu sonucuna daha önce de vardığını anımsatır (Bkz. Saraçoğlu vd.-Türkiye no: 4489/02, 29 Kasım 2007, Medeni Kavak-Türkiye no: 13723/02, 3 Mayıs 2007 ve Sinan Tanrıkulu vs.-Türkiye kararı no: 50086/99, 3 Mayıs 2007).
AİHM sonuç itibarıyla Türk hukukunun başvuranlara ihlal edildiğini öne sürdükleri hakka yönelik uygun bir telafi sunduğu kanısında değildir.
Bu nedenle AİHSnin 5/5 maddesi ihlal edilmiştir.
V. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
AİHSnin 41. maddesine göre Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuranların her biri manevi tazminat olarak 15.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet başvuranların talebine karşı çıkmaktadır.
AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvuranlar Nihat Işıktaş, Reda Umut Bulut, Selma Tanrıkulu, Yılmaz Şehir ve Tahsin Aydının her birine 2.500 Euro ve Semra Özbey ve Hangül Özbeyin her birine 2.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar Diyarbakır barosunun avukatlık ücret tarifesi ve döviz kuru tablosu dışında kanıtlayıcı herhangi bir belge sunmadan AİHM önünde yapmış oldukları yargılama giderleri için 3.956 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu meblağlara karşı çıkmaktadır.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM bu başvuruda kanıtlayıcı belgelerin yokluğu nedeniyle, yargılama masraf ve giderlerine ilişkin bu talebi reddetmektedir.
C. Gecikme Faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHSnin 5. maddesinin 3., 4., ve 5. paragraflarına ilişkin şikayetlerin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 5. maddesinin 3., 4., ve 5. paragraflarının ihlal edildiğine;
4. a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL ye çevrilmek üzere, Savunmacı Hükümet tarafından:
i. manevi tazminat için, başvuranlar Nihat Işıktaş, Reda Umut Bulut, Selma Tanrıkulu, Yılmaz Şehir ve Tahsin Aydının her birine 2.500 (iki bin beş yüz) Euro ödenmesine;
ii. manevi tazminat için, başvuranlar Semra Özbey ve Hangül Özbeyin her birine 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;
iii. belirtilen miktarların her türlü vergi ve masraflardan muaf tutulmasına;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. maddelerine uygun olarak 31 Mart 2009 tarihinde yazıyla bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy