(Kabuledilebilirliğe İlişkin Nihai Karar)
(AİHS. m. 3, 13)
(Başvuru no. 8428/02)
10 Ekim 2006
OLAYLAR
Dava olayları, taraflarca sunulduğu şekliyle şöyle özetlenebilir:
25 Haziran 1999 tarihinde Y.I. isimli bir şüphelinin ifadesinden hareketle İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi polisleri başvuranı, PKK mensubu olduğu şüphesiyle gözaltına almıştır. Başvuranın polis nezaretine alınmasından önce düzenlenen tıbbi raporda vücudunda kötü muameleye dair iz bulunmadığı belirtilmiştir.
30 Haziran 1999 tarihinde başvuran ve Y.I. İstanbul Adli Tıp Kurumu'ndan bir doktor tarafından muayene edilmiştir. Rapora göre başvuranın vücudunda darp izi yoktur. Ancak kötü muameleye tabi tutulmaktan şikâyetçi olduğu belirtilmiştir. Y.I.'nın muayenesinin ardından düzenlenen tıbbi raporda, vücudunda çeşitli yaraların bulunduğu ve iki gün istirahat etmesi gerektiği yer almıştır.
Aynı tarihte başvuran Cumhuriyet Savcısı huzuruna çıkarılmış, burada hakkındaki suçlamaları reddetmiştir.
Cumhuriyet Savcılığı'na getirilmeden önce başvuran, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Hakimi önüne çıkarılmış, burada bir avukat tarafından temsil edilmiştir. Başvuran, polis nezareti sırasında vermiş olduğu ifadeyi reddetmiştir. Hakim, tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
1 Temmuz 1999 tarihinde İstanbul DGM Savcısı, PKK mensubu oldukları ve halka açık dört değişik yerde bombalı saldırı düzenledikleri gerekçesiyle TCK'nın 168 § 2 ve Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca başvuran ve Y.I. aleyhinde bir iddianame sunmuştur.
14 Eylül 1999 tarihinde İstanbul DGM'de yapılan ilk duruşmada hem başvuran hem de Y.I. haklarındaki suçlamaları ve baskı altında alındığı iddiasıyla önceki ifadelerini reddetmişlerdir.
10 Ekim 2000 tarihinde mahkeme nihai karar öncesinde başvuranın ifadesini son kez almıştır. Başvuran suçlamaları bir kez daha reddetmiş ve baskı altında alınan ifadeleri haricinde aleyhine delil bulunmaması nedeniyle şikayetçi olmuştur.
14 Aralık 2000 tarihinde mahkeme başvuranı iddianamede belirtildiği gibi suçlu bulmuş ve hapse mahkum etmiştir. Başvuran temyize gitmiştir.
24 Nisan 2001 tarihinde Yargıtay Başsavcısı esas hakkındaki görüşünü bildirmiş, ancak görüş başvurana tebliğ edilmemiştir.
20 Haziran 2001 tarihinde Yargıtay, Başsavcının görüşünün okunduğu bir duruşma yapmıştır. Başvuranın avukatı duruşmada hazır bulunmuştur.
Yargıtay, 28 Haziran 2001 tarihinde İstanbul DGM'nin kararını onamıştır.
Yargıtay kararı, 12 Temmuz 2001 tarihinde İstanbul DGM Sekreteryasına gönderilmiştir.
ŞİKAYETLER
Başvuran, AİHS'nin 3. maddesine aykırı olarak, polis nezaretinde muhtelif kötü muamelelere tabi tutulmuş olmaktan şikayetçidir. Ayrıca AİHS'nin 13. maddesine atıfla gözaltında kötü muamele iddiaları üzerine yetkililerin harekete geçemediklerini savunmaktadır.
Başvuran, AİHS'nin 6 §§ 1 ve 3 (b) ve (c) maddelerine atıfla, ön soruşturma sırasında avukatıyla görüştürülmemesi nedeniyle adil bir yargılamaya tabi tutulmadığını iddia eder. Ayrıca Yargıtay Başsavcısının görüşlerinin kendisine hiç iletilmemiş olmasından şikayetçidir.
HUKUK
Başvuran, polis nezaretindeyken çeşitli şekillerde kötü muameleye tabi tutulduğunu ve yetkililerin, iddialarını soruşturmamış olduğunu ileri sürmektedir. İlgili kısmı aşağıda verilen AİHS'nin 3 ve 13. maddelerine atıfta bulunmuştur:
Madde 3
"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."
Madde 13
"Bu Sözleşme'de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir."
Başvuran, ayrıca AİHS'nin 6 §§ 1 ve 3 (b) ve (c) maddelerine atıfla Yargıtay Başsavcısının tebliğnamesinin kendisine hiç iletilmemiş olmasından ve ön soruşturma sırasında avukatıyla görüşmesine izin verilmemesinden şikâyetçidir. 6. maddenin ilgili kısmı:
"1. Herkes, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme tarafından davasımn ... hakkaniyete uygun ... olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir: ...
(b) savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;
(c) kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek; ..."
Hükümet, AİHS'nin 3. maddesine dayanan şikayetin, 35 § 1. maddede belirtilen altı ay kuralını başvuranın yerine getirememesi nedeniyle kabuledilmez olduğunu savunmaktadır. İç hukuk yolunun bulunmadığı durumlarda altı aylık sürenin şikayet kaynağı fiilin tarihinden itibaren sayıldığını belirtmektedirler. Başvuranın gözaltı süresi 30 Haziran 1999 tarihinde sona ermişken, başvuru 22 Ocak 2002 tarihinde yapılmıştır.
Ayrıca başvuranın avukatının Yargıtay'ın yaptığı duruşmada hazır bulunması nedeniyle müvekkiline önceden tebliğ edilmeyen Başsavcının tebliğnamesi hakkında bilgilendirildiğini savunmaktadırlar. Bu nedenle 6 § 3 (b) maddesine dayanan şikâyetle ilgili olarak AİHS'nin 35 § 1. maddesinde öngörülen altı aylık süre kuralının duruşma tarihinde başlamış olduğunu öne sürmektedirler. Somut başvurunun Mahkemeye 22 Ocak 2002 tarihinde yapılmış olması nedeniyle şikayet zamanaşımından reddedilmelidir.
Mahkeme, iç hukuk yollarının bulunmadığı durumda altı aylık sürenin başvuruda şikâyetçi olunan fiilden itibaren sayıldığını hatırlatır. Ancak başvuranın önce bir iç hukuk yolundan yararlandığı, ancak sonrasında sözkonusu yolu etkisiz kılan koşullardan haberdar olduğu veya haberdar olması gerektiği istisnai durumlarda özel bir değerlendirme yapılır. Böyle bir durumda altı aylık süre başvuranın sözkonusu koşullardan haberdar olduğu veya olması gerektiği zamandan itibaren sayılabilir.
Mahkemenin kanaatine göre başvuranın kötü muameleye ilişkin şikayetleriyle ilgili olarak Mahkemeye başvurmadan önce ceza yargılamasının bitmesini beklemesi mantığa aykırı değildir. Benzer şekilde Mahkeme başvuranın adil yargılamaya ilişkin şikâyetleri için altı aylık sürenin ceza yargılamasının bitimiyle başlamış olduğunu gözlemler.
Ne var ki Mahkeme, bu olayda olduğu gibi, başvuranın ulusal nihai kararın yazılı bir kopyasını almaya re'sen yetkili olmadığı durumlarda başvuranın nihai kararın içeriğini kesin olarak öğrenebileceği en geç tarih olan ulusal nihai kararın birinci derece mahkemesi kalemine iletildiği tarihin başlangıç noktası olarak alınması gerektiğini yineler (bkz. İpek -Türkiye, 39706/98 ve Yavuz vd. - Türkiye, 48064/99). Mahkeme, somut davada Yargıtay kararının birinci derece mahkemesine 12 Temmuz 2001 tarihinde iletildiğini, AİHM'ye başvurunun ise 22 Ocak 2002 tarihinde yapılmış olduğunu kaydeder. Bu nedenle başvurunun süresi içinde yapılmadığı ve AİHS'nin 35 §§ 1. maddesine göre reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
Sonuç olarak, AİHS'nin 29 § 3. maddesinin davaya uygulanmasına devam edilmemesi uygundur.
Bu nedenlerden dolayı, AİHM oybirliğiyle
Başvuruyu kabuledilmez ilan etmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy