(AİHS. 6, 8, 34, 35, 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (METE - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 8782/02)
KARAR
STRAZBURG
3 Mart 2009
Sözkonusu karar AİHSnin 44/2 maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.
USULİ İŞLEMLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 8782/02 nolu davanın nedeni 21 T.C. vatandaşının (başvuranlar), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 11 Aralık 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur. İsimleri, doğum tarihleri ve ikametgah yerleri ekte kaydedilen başvuranlar, AİHM önünde Ankara Barosu avukatlarından Yavuz Selim Sarıibrahimoğlu tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVA OLAYLARI
Başvuranların ataları, 1877-1878 Osmanlı - Rusya Savaşı sırasında Kafkaslardan Anadoluya göç etmiştir. 1920de yetkili makamlar, başvuranlara Adana yakınlarındaki Kadirli İlçesi idari bölgesinde bulunan bir arsanın kullanım hakkını vermiştir. Arsayı kullanma hakları olmuş, ancak satma hakları olmamıştır. 1926da, o zaman yeni kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyetinin Medeni Kanunu yürürlüğe girdiğinde, özel şahısların mülk sahibi olması mümkün olmuştur.
1924 ve 1929 yılları arasında ordu komutanı, meclis üyesi ve hakim olan Ali Saip Ursavaş, başvuranların atalarını ve aynı yerde yaşayan diğer köylüleri arsalarını terk etmeye zorlamış ve arsayı kendisi ve eşi adına kaydettirmiştir.
1950lerde sözkonusu arsanın, Ursavaş ailesi adına kaydedilmesine karşı dava açılmıştır. 1965te başvuranların ataları Kadirli Tapu Kadastro Mahkemesine (bundan böyle Kadirli Mahkemesi olarak anılacaktır) müdahil olma başvurusunda bulunmuşlardır. Talepleri 7 Nisan 1967de reddedilmiştir.
Başvuranların atalarının, Kadirli Mahkemesi kararına itirazı, Yargıtay tarafından kabul edilmiş ve sonuç olarak 7 Nisan 1967 tarihli karar bozulmuştur.
1969da Kadirli Mahkemesinde yeniden başlayan yargılama, 14 yıl sonra 21 Temmuz 1983 tarihli bir kararla son bulmuştur. Kadirli Mahkemesi, başvuranların atalarının lehine karar vermiş (bu tarihe kadar başvuranların bir kısmı duruşmalara bizzat katılmaya başladığı için, pratik nedenlerden ötürü, sözkonusu başvuranlar ve daha genç başvuranların ataları bundan böyle başvuranlar olarak anılacaktır) ve arsanın, kendi adlarına tapu siciline tescilini öngörmüştür.
Hazine ve Ali Saip Ursavaşın varisleri tarafından 21 Temmuz 1983 tarihli karara yapılan itiraz, 13 Kasım 1984te Yargıtay tarafından kabul edilmiş ve 21 Temmuz 1983 tarihli karar bozulmuştur. Başvuranların yaptığı düzeltme talebi de reddedilmiştir.
1987de dava Kadirli Mahkemesinde yeniden görülmeye başlamıştır. Sözkonusu yargılama, dokuz yıl devam etmiş ve 4 Mart 1996da sona ermiştir. Kadirli Mahkemesi, kararında başvuranların 1-3 nolu parsellere ilişkin taleplerini reddetmiş ve 4-6 nolu parsellere ilişkin davaların ayrıca görülmesine karar vermiştir.
Bu süre zarfında, 10 Mayıs 1994te beş başvuran, Gülşen Başdoğan, Akif Uğur, Salih Uğur, Mahmut Nedim Uğur ve Cevriye Uğur, kendilerini Türkiyede görülen bütün davalarda temsil etmesi için Hanifi Uğura vekaletname vermiştir.
1. 1-3 nolu parsellere ilişkin yargılama
18 Temmuz 1997de başvuranlar, 1-3 nolu parsellere ilişkin haklarına dair 4 Mart 1996 tarihli karara itiraz etmiştir. Sözkonusu itiraz, 6 Temmuz 1999da Yargıtay tarafından reddedilmiştir. Yargıtay, 1-3 nolu parsellere ilişkin duruşmalara katılan diğer kişilerin taleplerini kabul etmiş ve bu kişilerin taleplerine ilişkin 4 Mart 1996 tarihli kararı bozmuştur. Sözkonusu kişilerin 1-3 nolu parsellere yönelik haklarına ilişkin yeni bir yargılama süreci başlatılmıştır.
Başvuranların kararın düzeltilmesine ilişkin 8 Kasım 1999da yaptıkları talep, 6 Haziran 1991de reddedilmiş ve 4 Mart 1996 tarihli kararın, başvuranların 1-3 nou parsellere ilişkin haklarına dair bölümü nihai hale gelmiştir. Diğer kişilerin 1-3 nou parsellere dair haklarına ilişkin yargılama devam etmiştir.
2. 4-6 nolu parsellere ilişkin yargılama
1996da Kadirli Mahkemesinde 4-6 nolu parsellere ilişkin yeni bir yargılama başlatılmıştır. Sözkonusu yargılama, başvuranların 4 nolu parsele ilişkin taleplerinin reddedildiği bir kararla 24 Haziran 1997de sona ermiştir. Başvuranlar, 23 Şubat 1998de kararı temyiz etmiştir.
9 Ekim 2000de Yargıtay, 24 Haziran 1997 tarihli kararı bozmuş ve 4-6 nolu parsellere ilişkin davanın, diğer kişilerin 1-3 nou parsellere ilişkin davası ile birleştirilmesine karar vermiştir.
Sonuç olarak, her iki parsel grubuna ilişkin davalar birleştirilmiştir ve halen asıl davacıların yüzlerce varisinin ve Ursavaş ailesinin katılımı ile devam etmektedir.
Ulusal mahkemelere sunulan dilekçelerde ve bu mahkemelerin vermiş olduğu kararlarda yalnızca iki başvuranın ismi - Ali Kemal Uğur ve Ömer Lütfi Uğur - göze çarpmaktadır.
HUKUK
I. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI
Başvuranlar, yargılama süresinin, AİHSnin 6/1 maddesinde öngörülen makul süre gereğine uygun olmadığından şikayetçi olmuştur. Ayrıca aynı madde uyarınca Yargıtayın, 13 Kasım 1994 tarihli kararında, usule ilişkin hata yaptığından şikayetçi olmuşlardır.
AİHSnin 6/1 maddesinin ilgili kısmı aşağıda kaydedilmiştir:
Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan
bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ... olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.
A. Yargılama süresine ilişkin şikayet
AİHM, göz önüne alınacak sürenin Türkiyenin bireysel dilekçe hakkını kabul ettiği 28 Ocak 1987 tarihinde başladığını kaydeder. Ancak, sözkonusu tarihten sonra geçen sürenin makul olup olmadığı değerlendirilirken, o tarihte yapılan yargılama göz önüne alınmalıdır (bkz. Şahiner/Türkiye, no. 29279/95, 21. paragraf, AİHM 2001-IX). Sözkonusu tarihte başvuranlara ilişkin davanın 22 yıldır devam etmekte olduğunu kaydetmektedir. Yargılamanın halen devam etmekte olması nedeniyle sözkonusu süre henüz sona ermemiştir. Bu nedenle, üç aşamalı yargılamada 22 yıldır sürmektedir.
1. Kabuledilebilirlik
a. Mağdur statüsü
Hükümet, 21 başvurandan isimleri ulusal yargılamada yer almayan 19unun, davaya müdahil olmamaları nedeniyle mağdur olduklarını iddia edemeyeceklerini ileri sürmüştür.
Başvuranlar, yıllar boyunca duruşmalara katılanların varisleri olmaları nedeniyle, ulusal hukuk uyarınca, sözkonusu yargılamaya müdahil olma haklarının bulunduğunu ileri sürmüştür. Başvuranlardan beşinin, kendilerini temsil etmesi için Hanifi Uğura vekalet vermesi, yargılamaya katılmış olduklarını kanıtlamaktaydı.
AİHM öncelikle sorumlu Hükümete başvuruyu tebliğ ederken, başvuranların her birinden, katıldıkları davaları ve ne kadar süreyle katıldıklarını gerekli belgelerle birlikte, belirtmelerinin talep edildiğini kaydeder. Ancak, başvuranlar sözkonusu talebe uymamıştır. Bunun yerine, AİHMye yargılamayı başlatan ya da davalara müdahil olan kişilerden bazılarının varislerini olduklarını gösteren belgeler sunmuşlardır.
Kendisi de başvuranlardan biri olan Hanifi Uğura vekaletname verilmesi hususunda AİHM, vekaletnamenin mevcut başvurunun konusunu teşkil eden yargılamaya açıkça atıfta bulunmadığını kaydeder. Ayrıca, Hanifi Uğurun ismi ulusal mahkemelerin verdiği kararların hiçbirinde ya da sözkonusu mahkemelere sunulan dilekçelerde görülmemektedir.
AİHM, ulusal kanunların başvuranların devam etmekte olan yargılamaya katılmasına ve ölmüş yakınlarının yerini almalarına izin verdiğini kaydeder. Ancak, daha önce de kaydedildiği gibi, başvuranlar AİHMye bunu gerçekleştirdiklerini gösteren yazılı deliller sunmamıştır.
Bu nedenle AİHM, AİHSnin 6/1 maddesi bağlamındaki yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikayet hususunda, yalnızca isimleri ulusal mahkeme kararlarında görülen iki başvuranın - Ali Kemal Uğur ve Ömer Lütfi Uğur - AİHSnin 34. maddesi kapsamında mağdur olduklarını iddia edebilecekleri sonucuna varır. Diğer 19 başvuranın talepleri, AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları bağlamındaki AİHS hükümlerine ratione personae uygun olmaması nedeniyle reddedilmelidir.
b. İç hukuk yollarının tüketilmesi
Hükümet, yargılamanın halen devam etmekte olması nedeniyle, başvuranların henüz iç hukuk yollarının tüketilmesi gereğine uymadıkları ve bu nedenle, şikayetin zamanından önce yapılmış olduğu kanaatindedir.
AİHM, Hükümetin dikkatini, başvuranların şikayetinin özellikle 1950lerden bu yana devam etmekte olan yargılamanın uzunluğuna ilişkin olduğuna çeker.
Her halükarda, Türk hukuk sisteminin, yargılamanın hızlandırılmasını ya da bu tür gecikmeler karşılığında tazminat elde edilmesini sağlayan iç hukuk yolları sağlamadığı kaydedilmelidir. Sonuç olarak, başvuranların AİHSnin 35/1 maddesi açısından kullanabilecekleri uygun ve etkili bir iç hukuk yolu bulunmamaktadır (bkz. Mete/Türkiye, no. 39327/02, paragraflar 18-19, 25 Ekim 2005). Bu nedenle AİHM, Hükümetin itirazını reddeder.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit eder. Bu nedenle, şikayet Ali Kemal Uğur ve Ömer Lütfi Uğur açısından kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
AİHM, yargılamanın uzunluğunun makul olup olmamasının, dava koşulları ışığında ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve ilgili makamların tutumları ve ihtilaf durumunda başvuran için neyin risk teşkil ettiği gibi kriterlere atıfta bulunularak değerlendirilmesi gerektiğini yineler (bkz., Frydlender/Fransa (BD), no. 30979/96, 43. paragraf, AİHM 2000-VII).
AİHM sıklıkla mevcut başvurudakine benzer konuların ortaya çıktığı davalarda AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz. Frydlender).
Sunulan delilleri inceleyen AİHM, Hükümetin kendisini, mevcut yargılamanın uzunluğunun aşırı olmadığına ve makul süre gereğini ihlal etmediğine ikna edecek deliller ya da argümanlar ortaya koymadığı kanısına varmıştır. Konuya ilişkin içtihadını göz önüne alan AİHM, mevcut başvuruda yargılama süresinin aşırı olduğu ve makul süre gereğini karşılamadığı kanısındadır.
Dolayısıyla Ali Kemal Uğur ve Ömer Lütfi Uğur hususunda AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
B. AİHSnin 6. maddesi bağlamındaki diğer şikayet
Başvuranlar, Yargıtayın 13 Kasım 1984 tarihli kararında usule ilişkin hatalı tutumundan şikayetçi olmuştur.
AİHM, başvuranların atıfta bulunduğu kararın, Türkiyenin bireysel dilekçe hakkını tanıdığı 28 Ocak 1987 tarihinden önce verildiğini kaydeder.
Bu nedenle, sözkonusu şikayet 35/3 madde bağlamında AİHS hükümlerine ratione temporis uygun değildir ve 35/4 madde bağlamında reddedilmelidir.
II. AİHSNİN 8. MADDESİNİN VE 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, başvuru formlarında AİHSnin 8. maddesine dayanarak konuta saygı haklarının, evlerini ve arsalarını 70 yıl süreyle kullanamamaları nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Bu bağlamda, başvuranlar sorumlu Hükümetin, kendilerini özel şahısların haksız müdahalelerinden korumayarak pozitif yükümlülüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
25 Eylül 2008de AİHMye sunulan görüşlerinde, AİHMden sözkonusu şikayeti AİHSnin 8. maddesi ile AİHSye ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesi bağlamında incelemesini istemişlerdir.
AİHM, mevcut dava koşullarında, AİHSnin 8. maddesi bağlamında bir konunun ortaya çıkmadığı kanaatindedir. Her halükarda, başvuranların 8. maddeye dayanarak yaptıkları şikayetin, 1 Nolu Protokolün 1. maddesi bağlamında incelenebileceği farz edilse dahi, şikayet aşağıda kaydedilen nedenlerden ötürü kabuledilebilir değildir.
AİHM, 1-3 nolu arsalara ilişkin yargılamanın, Yargıtayın başvuranların sözkonusu arsalar hususundaki taleplerinin birinci derece mahkemesi tarafından reddedildiği 4 Mart 1996 tarihli kararı onadığı 6 Haziran 2001 tarihinde sona erdiğini gözlemler. Bu noktada, ihtilaflı arsanın mülkiyeti konusunu çözüme kavuşturmanın, AİHMnin görevi olmadığı vurgulanmalıdır (bkz. Nalbant/Türkiye (karar), no. 61914/00, 12 Mayıs 2005). Öte yandan, AİHM ulusal mahkemelerin başvuranların 1-3 nolu arsalara dair haklarına ilişkin kararlarında keyfilik tespit etmemektedir. Sonuç olarak, başvuranlar 1-3 nolu arsalara ilişkin olarak 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ilk cümlesi uyarınca mülk sahibi olduklarını ileri süremezler ve bu nedenle, sözkonusu hükmün sağladığı garantiler, mevcut başvuruya uygulanmaz (bkz., mutatis mutandis, Pekinel/Türkiye, no. 9939/02, paragraflar 57-61, 18 Mart 2008).
AİHM, 4-6 nolu parsellere ilişkin olarak, sözkonusu parsellere ilişkin yargılamanın halen devam etmekte olduğunu ve bu nedenle başvuranların kanuni bir hakları olup olmadığına henüz karar verilmediğini gözlemler.
AİHM, yukarıda kaydedilenler ışığında sözkonusu şikayetin bütün olarak dayanaktan yoksun olması nedeniyle AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları gereğince reddedildiği sonucuna varır.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesi aşağıda kaydedilmiştir:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuranlar, maddi tazminat olarak 6,383,580 yeni Türk Lirası (yaklaşık 3,500,000 Euro) talep etmiştir. Ayrıca başvuranların her biri, manevi tazminat olarak 30,000 Euro talep etmiştir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
AİHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında nedensel bir bağlantı görmediği için bu talebi reddetmiştir. Ancak, manevi tazminat olarak Ali Kemal Uğur ve Ömer Lütfi Uğura ayrı ayrı 19,200 Euro ödenmesine karar vermiştir.
Ayrıca, yargılamanın halen ulusal mahkemeler önünde devam etmekte olduğunu göz önüne alarak, en uygun telafi yolunun, AİHSnin 6/1 maddesi gereklerine uygun şekilde yargılamanın olabildiğinde çabuk sonuca bağlanması olacağı kanaatindedir (bkz., Uğuz/Türkiye, no. 31932/03, 30. paragraf, 13 Aralık 2007).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar, yargılama masraflarının karşılanmasını talep etmemiştir. Dolayısıyla AİHM, başvuranlara bu başlık altında tazminat verilmesini gerekli görmemektedir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU NEDENLERLE, AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Ali Kemal Uğur ve Ömer Lütfi Uğurun yargılamanın aşırı uzun olmasına ilişkin şikayetlerinin kabuledilebilir ve başvurunun kalan kısmının kabuledilmez olduğuna;
2. Ali Kemal Uğur ve Ömer Lütfi Uğur hususunda AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edilmiş olduğuna;
3. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden ulusal para birimine çevrilmek üzere Sorumlu Devlet tarafından iki başvuranın her birine, uygulanabilecek her tür vergi ile birlikte, manevi tazminat olarak 19,200 Euro (on dokuz bin iki yüz Euro) ödenmesine;
(b) Yukarıda kaydedilmiş olan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankasının uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit faizi ödemekle yükümlü olduğuna karar vermiş,
4. Başvuranların adil tazmin taleplerinin kalan kısmını reddetmiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77. Maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 3 Mart 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy