(AİHS m. 10, 45, 1 Nolu Protokol) (2709 S. K. m. 67, 80) (2839 S. K. m. 16, 33, 34) (Anayasa Mahkemesi 18.11.1995 T. 1995/54 E. 1995/59 K.)
Başvuru no: 10226/03
USUL
1. Bu dava İnsan Haklarını ve Temel Özgürlüklerini Koruma Sözleşmesinin (Sözleşme) 34.maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyetine karşı iki Türk vatandaşı, Mehmet Yumak ve Resul Sadak tarafından 1 Mart 2003 tarihinde yapılan bir başvurudan (no.1022226/03) kaynaklanmıştır.
2. Başvuruculara adli yardım verilmiştir.
3. Başvurucular parlamento seçimleri için mevcut olan %10luk ulusal seçim barajının yasama meclisinin seçimi bağlamında halkın ifade özgürlüğüne müdahale ettiğini iddia etmişlerdir. Başvurucular 1 nolu Protokolün 3 maddesine dayanmışlardır.
4. Daire 9 Mayıs 2006 tarihli kararı ile başvurunun kısmen kabuledilebilir olduğuna karar vermiştir.
5. Başvurucular ve Hükümet yazılı olarak ek görüşlerini sunmuşlardır (Mahkeme İçtüzüğü md.59(1)).
6. 5 Eylül 2006 tarihinde, Strasburgtaki İnsan Hakları Binasında bir duruşma yapılmıştır (Mahkeme İçtüzüğü md.59(3)).
Mahkeme huzurunda:
(a) Hükümet için: A. M. Özmen, M.H. Ünler, V. Sirmen, Y. Renda, A. Özdemir, Ü. Yeğengil,
(b) Başvurucular için Av. T. Elçi, Av. S. Turan bulunmuştur. Mahkeme Bay Özmen ve Bay Elçi tarafından yapılan sunumları dinlemiştir.
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
7. 1962 ve 1959 doğumlu başvurucular ve Şırnakta yaşamaktadırlar. Başvurucular 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan parlamento seçimlerinde Demokratik Halk Partisinin (DEHAP) Şırnak adayları olarak seçime katılmışlardır. Başvurucuların ikisi de seçilememiştir.
A. 3 Kasım 2002 tarihli milletvekili seçimi
8. 1999 yılındaki depremden sonra Türkiyede iki defa ciddi ekonomik kriz meydana gelmiştir. Bu krizleri ilk olarak dönemin Başbakanının sağlık durumu ve ikinci olarak da üç siyasal partiden oluşan koalisyon hükümeti içindeki bölünmeler nedeniyle siyasal krizler takip etmiştir.
9. Bu nedenlerle Türkiye Büyük Millet Meclisi 31 Temmuz 2002 tarihinde genel seçim tarihini öne çekerek, 3 Kasım 2002 tarihinde seçimlerin yapılmasına karar vermiştir.
10. Eylül ayında üç sol parti, HADEP, EMEP ve SDP bir İşçi, Barış ve Demokrasi Bloğunu ve aynı zamanda yeni bir siyasal parti oluşumuna, DEHAPın kurulmasına karar vermiştir. Başvurucular yeni partinin önde giden adayları olarak Şırnak ilinde seçim kampanyalarına başlamışlardır.
11. 3 Kasım 2002 seçimlerinin sonuçlarına gore Şırnak ilinde DEHAP, kullanılan 103,111 oydan 47,449 oyu, yüzde olarak ise %45.95ni almıştır. Hal böyle olmakla birlikte, partinin %10luk ulusal seçim barajını aşamaması nedeniyle, başvurucular seçilememişlerdir. Şırnak ili için tahsis edilen 3 sandalye aşağıdaki gibi paylaşılmıştır: 2 sandalyeyi oyların %14.05ni (14.460) almış olan AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi, muhafazakar sağ parti) almıştır. Diğer sandalyeyi ise seçimlere bağımsız olarak katılan ve oyların %9.69nu (9.914 oy) alan Bay Tatar kazanmıştır.
12. Seçimlere katılan 18 partiden sadece AKP ve CHP (Cumhuriyet Halk Partisi) %10luk seçim barajını aşabilmiştir. Kullanılan oyların 34.26ni alan AKP, millet meclisinde %66na karşılık gelen 363 sandalye kazanmıştır. Oyların %19.4nü alan CHP millet mecilisinin %33ne karşılık gelen 178 sandalye kazanmıştır. Ayrıca 9 adet bağımsız milletvekilli seçilmiştir.
13. Bu seçimlerin sonuçları büyük bir siyasal karışıklık olarak yorumlanmıştır. Parlamentoda temsil edilmeyen seçmen oranı bir rekora ulaşmakla kalmamış (yaklaşık %45), buna ek olarak seçime katılmayanların oranı (kayıtlı seçmenlerin %22) 1980den buyana ilk defa %20yi aşmıştır. Sonuç olarak bu seçimlerden çıkan Millet Meclisi, çok partili sisteme geçildiği 1946 yılından bu yana, temsiliyet yönü en az olan Meclistir. Ayrıca 1954 yılından bu yana ilk kez, sadece iki parti Mecliste temsil edilmektedir.
14. Bazı yorumcular Millet Meclisinin temsil özelliğinin olmayışını, yüksek seçim barajının dışındaki ve ötesindeki çok sayıdaki etkenin kümülatif etkisine bağladılar. Örneğin siyasal ve ekonomik krizle ilişkilendirilen tepki oyu olgusu, 1999 parlamento seçimlerinde sandalye kazanan 5 parti, 2002 seçimlerinde %10luk seçim barajına ulaşamamışlardır ve sonuç olarak parlamentoda temsil edilme olanağından yoksun kalmışlardır. Yine aynı şekilde seçmenler arasındaki bölünmüşlük, sonuçlar üzerinde etkili olmuş ve seçim öncesi koalisyonlarına yönelik teşebbüsler de bir sonuç vermemiştir.
B. Genel durum ve seçim sistemi
15. Seçim sistemi Türkiyede çok tartışılmış konulardan biridir; hala da oldukça tartışmalı bir konu olmayı sürdürmektedir.
16. Çoğunluk temsili sisteminin uygulandığı 1950, 1954 ve 1957 seçimleri, parlamentodaki çoğunluk ile muhalefet arasındaki kurumsal dengenin sağlanmasında başarılı olamamıştır. Bu dengesizlik 1960 darbesinin ana nedenlerinden birisidir. Silahlı kuvvetlerin müdahalesi sonrasında parlamento çoğulculuğu ve siyasal sistemi güçlendirmek amacıyla Dhont metodunu kullanarak nisbi sistem kabul edilmiştir. Bunun bir sonucu olarak 1965 ve 1969 yıllarında yapılan seçimler küçük partilerin temsil edilmesini sağlamış ve Millet Meclisinde istikrarlı çoğunluklar yaratmıştır. Bununla birlikte 1973 ve 1977 seçimlerinde temel siyasal akımlar, geniş seçmen desteğine rağmen, istikrarlı hükümetler kuramamışlardır Bu hükümet istikrasızlığı dönemi birbirini takip eden koalisyon oluşumları ile akılarda kalmış, koalisyonların her biri küçük partilerin hükümet politikası üzerindeki orantısız tesirleri nedeniyle oldukça kırılganlaşmıştır.
17. 1980-1983 yılları arasındaki askeri rejimi takiben 13 Haziran 1983 tarihinde Millet Meclisi üyelerinin seçilmesi dair 2839 sayılı Kanun yürürlüğe girmiş, yasa iki barajla birlikte nisbi sistemini tekrardan ihdas etmiştir. Yüzde 10luk ulusal seçim barajına seçim bölgesi barajı da (seçmen sayısının her bir seçim bölgesinde seçilecek sandalyeye göre bölünmesi) eklenmiştir. Anayasa Mahkemesi 1995 yılında bölge barajının iptaline karar vermiştir. 1983 yılındaki genel seçimlerde Anavatan Partisi (ANAP) Parlamentoda mutlak bir çoğunluk sağlamıştır. 18. 29 Kasım 1987 Parlamento seçimleri Anavatan Partisinin, oyların %36.31 ile, istikrarlı bir meclis çoğunluğunu oluşturmasına olanak vermiştir. Aynı zamanda 2 diğer parti de sandalye kazanmışlardır. Oyların %19u, %10luk ulusal seçim barajını aşamayan partiler lehine kullanılmıştır. 20 Ekim 1991 tarihinde yapılan seçimlerde 5 parti parlamentoda sandalye kazanmıştır. Bu durum özellikle seçimlere ortak listeyle girmeyi yasaklayan 2839 saygılı yasaya karşı hile anlamına gelen küçük siyasal partilerin (MÇP, IDP, HEP) diğer siyasal partilerin bayrağı altında seçime katılmış olmalarının bir sonucudur. Dolayısıyla yeni parlamentoda temsil edilmeyen siyasi partiler lehine kullanılan oy oranı %0.05e düşmüştür. Hükümet iki partiden kurulu bir koalisyona dayanmıştır. Bu seçimlerde Halkın Emek Partisinin (HEP- Kürt yanlısı) 18 adayı SHP (sosyal demokrat) listesinden Parlamentoya seçilmişler sonrasında SHPden istifa ederek kendi partilerindeki (HEP) görevlerine geri dönmüşlerdir.
19. 24 Aralık 1995 tarihli genel seçimlerde 5 parti Parlamentoda sandalye kazanmıştır. Buna karşın bunlardan hiçbirisi parlamento çoğunluğuna sahip olamamış ve bir koalisyon hükmeti oluşturulmuştur. Parlamentoda temsil edilmeyen partiler lehine kullanılan oyların oranı %14dür.
20. Aynı şekilde 1999 Parlamento seçimleri hiçbir partinin parlamento çoğunluğunu elde edememesi ile sonuçlanmıştır. Millet Meclisinde 5 parti sandalye kazanmıştır. Üç partiden oluşan bir koalisyon hükümeti kurmuştur. Parlamentoda temsil edilmeyen partiler lehine kullanılan oyların oranı %18dir.
21. Halihazırda gerek Mecliste gerekse de sivil toplumun önde gelen şahsiyetleri tarafından %10luk barajın etkilerini düzeltmek amacıyla çok sayıda öneri ileri sürülmüştür.
II. Konuyla ilgili ulusal ve uluslararası hukuk ve uygulama
A. Konuyla ilgili metinler
1. Anayasa
22. 23 Temmuz 1995 tarihinde değiştirilen Anayasanın 67(6). fıkra hükmü şöyledir:
Seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir.
23. Anayasa 80. md hükmü şöyledir:
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil ederler.
2. Seçim sistemi
24. 13 Haziran 1983 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2893 sayılı yasa, milletvekili seçim sistemine ilişkin kuralları belirlemiştir.
25. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 85 seçim bölgesinden tek dereceli seçimle seçilen 550 milletvekilinden oluşur. Seçim nisbi seçim sistemi esas alınarak tüm Türkiye çapında aynı günde gerçekleştirilir. Oylar özgür, eşit ve gizlidir. Oylarım sayımı ve kaydedilmesi açıktır. Her il bir seçim bölgesini oluşturmaktadır.
26. 2839 sayılı yasanın l6. maddesi şöyledir.
... Siyasî partiler anlaşarak müşterek liste halinde aday gösteremezler ...
27. 2839 sayılı yasanın (23 Mayıs 1987 tarihinde değiştirilmiştir) 33. maddesi şöyledir:
Genel seçimlerde ülke genelinde, ara seçimlerde seçim yapılan çevrelerin tümünde, geçerli oyların %10'unu aşamayan partiler milletvekili çıkaramazlar. Bu siyasî parti listesinde yer almış bağımsız adayların seçilebilmesi de listesinde yer aldığı siyasî partinin ülke genelinde ve ara seçimlerde seçim yapılan çevrelerin tümünde yüzde onluk barajı aşması ile mümkündür..
28. Sandalyelerin oylara dağıtımında nisbi Dhont sistemi kullanılmaktadır. Her bir liste için kullanılan oylar ilk olarak sayılara (1, 2, 3, 4, 5 vesaire) bölünür ve sandalyeler en yüksek orana göre listelere tahsis edilir. Bu yöntem çoğunluğun lehine olan bir sistemdir.
3. Anayasa Mahkemesi kararları
29. Anayasa Mahkemesi 18 Kasım 1995 tarihli kararında (E. 1995/54, K/1995/59) 2839 sayılı yasanın 34(A) bendinin anayasaya uygunluğu hakkında karar verme olanağına sahip olmuştur. Aynı yasanın 33. maddesine atıfta bulunan bu bend ulusal seçim bölgesinde seçilen Meclis üyelerine sandalyelerin tahsisi açısından ayrıca %10luk bir seçim barajı getirmiştir.
30. Anayasa Mahkemesi bir ulusal seçim bölgesi tesis eden hükümleri iptal etmiş buna karşın %10luk ulusal barajın Anayasanın 67. maddesini ihlal etmediğini belirtmiştir.
Konuyla ilgili kararın ilgili paragrafları şöyledir:
...Türkiye Devletinin biçiminin bir Cumhuriyet olarak belirlendiği Anayasada, Cumhuriyetin değiştirilemeyeceği öngörülen nitelikleri de demokratik düzenin seçildiğini göstermektedir. Devletin anayasal yapısı ulusal egemenliğe dayanmakla, bunun kaynağı olarak ulusal istenç, aracı olarak da özgür seçimler benimsenmektedir. Anayasanın değişik maddelerinde vurgulanan bu yeğleme, Seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma hakları başlıklı 67. maddede yoğunlukla ve ayrıntılı biçimde belirginleşmiştir. Maddenin değişik altıncı fıkrası, seçim yasalarının temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenleneceğini öngörmektedir. Amaç, seçmen istencinin yasama organına olabildiğince uygun yansımasıdır. Toplumsal istemlerin ve yeğlemelerin yasama organına tam olarak yansımasını sağlayacak yöntemleri içeren sistemlerin en uygununu, en doyurucusunu, başka bir anlatımla hiçbir yakınmaya yol açmayanını edinmek olanaksız ise de yakınmaya en az neden olanı yeğlemek olanaklıdır. Seçimlerde ideal bir sistem bulunmamış olmakla birlikte ülke koşulları ve anayasal gerekler karşısında yasal düzenlemeleri gerçekleştirerek Anayasaya en uygununu almak ya da aykırı olanını bırakmak gerekir. Az oyla çok temsilci getiren, böylece sağladığı fazla milletvekilleriyle aşırı temsil durumunu getiren sistem Anayasanın temsilde adalet ilkesiyle bağdaşmaz.
Temsili demokrasilerin değişik alanlardaki yansıması, etkileriyle belli olmaktadır. İstikrar sağlayacağı sanılarak getirilen adaletsiz sistemlerin, toplumsal gelişmeleri önemli ölçüde engelleyen sonuçları olduğu bilimsel araştırmalarla açıklanmaktadır. Temsilde adaletin ağırlığı, yönetimde istikrarın temel koşuludur. Adalet, istikrar sağlar. Yalnızca istikrar düşüncesi, adalet olmayınca istikrarsızlık yaratır. Anayasanın gözetilmesini istediği temsilde adalet ilkesi serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm öğeleriyle özetlenmekte ve oyla orantılı temsilci sayısıyla yaşama geçirilmektedir. Yönetimde istikrar ilkesi ise, yürütmenin güçlü olmasını sağlayacak biçimde oyları yasama organına yansıtacak yöntemler olarak algılanmaktadır. Baraj olarak adlandırılan yeterlilik oranıyla sağlanmak istenen yönetimde istikrar, temsilde adalet gibi 4121 sayılı Yasayla gerçekleştirilen değişiklikle Anayasada yer almıştır. Kimi durumlarda birbirinin karşıtı gibi görünen bu iki ilkenin demokrasinin doğal aracı sayılan seçimlerde birbirini dengeleyecek ve tümleyecek biçimde birlikteliğine önem verilmelidir. Bunun için en az yakınılan seçim sisteminin uygulanması gerekmektedir. Bu iki ilkeyi her yönüyle olmasa da genelde bağdaştırmak, ülkelere göre değişmesi olağan bir durumdur. Bunu seçmek yasama organının yetkisinde olmakla birlikte bu yetki, yasanın biçimsel düzenlemesiyle değil, özüyle Anayasaya uygun olarak yaşama geçirmekte kullanılmalıdır.
Anayasa da belirtilen Hükümet istikrarının sağlanması amacıyla ulusal bir baraj tesis edilmiştir
.
Seçime katılan ve 2839 sayılı Yasanın 33. maddesinde öngörülen % 10luk ülke barajını aşan siyasî partilere verilecek ülke seçim çevresi milletvekilinin hesabında gözetilecek ölçünün yasama organının takdiriyle yürürlüğe konulduğu açıktır. Seçim sistemlerinin anayasal ilkelere ödünsüz uygunluğu yanında kimi zorunlu koşulları içermesi kaçınılmazdır. Sistemin doğasından kaynaklanan ve yüzdelerle konulan barajlar, ülke yönünden, seçme ve seçilme hakkını sınırlayıcı, olağandışı ölçülere varmadıkça uygulanabilir, kabul edilebilir ve aykırılığından söz edilemez belirlemelerdir. Yasama organının anayasal çerçeveye bağlı kalarak takdir ettiği sınırlama ve aşırı sayılmayacak düzeydeki baraja rakam ve oran olarak elatmak, yargısal denetimin amacıyla bağdaşmaz. Kaldı ki % 10luk baraj yönetimde istikrar ilkesine uygundur ve temsilde adalet ilkesiyle de bağdaşmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin 3 yargıcı bu görüşleri kabul etmemiş ve %10luk seçim barajının Anayasanın 67.maddesiyle uyumlu olmadığına karar vermiştir.
31. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi aynı kararında il barajı için mevcut olan illere düşen sandalyelerin belirlenmesinde kullanılan %25lik seçim barajının (il barajı) geçersiz ve hükümsüz olduğuna karar vermiştir. Mahkeme böylesine bir barajın adil temsil ilkesi ile bağdaşmadığını belirtmiş ve şunu vurgulamıştır:
Anayasanın amaçladığı yönetimde istikrar ilkesi için milletvekili seçimlerinde bir ülke barajı öngörülmüşken, ayrıca her seçim çevresi için yeni bir barajın getirilmesi temsilde adalet ilkesiyle bağdaşmaz.
B. Konuyla ilgili Avrupa Konseyi belgeleri
1. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Komitesinin Raporu
32. Hükümet, Türkiye deki Milletvekili Seçimlerini (3 Kasım 2002) İzleme Ad Hoc Komitesinin 20 Aralık 2002 tarihinde yayınlanan raporuna atıfta bulunmuştur. Raporun konuyla ilgili kısımları şunları ifade etmektedir:
Medya tarafından geniş bir şekilde bildirildiği üzere 18 partiden sadece ikisi TBMMye seçilebilmişler, AKP ve CHP, %10luk seçim barajını aşamamaları nedeniyle bu güne kadar Mecliste temsil edilen diğer partileri dışarıda bırakmışlardır. Seçimlere kadar hükümette olan siyasal parti oyların sadece %1ni alabilmiştir. Ekonomik problemler seçimlerde belirleyici olmuştur.
362 sandalye ile AKP açısından açık ve mutlak bir çoğunluk ortaya çıkmış muhalefet için 179, bağımsız milletvekilleri için 9 sandalye ortaya çıkmıştır (bağımsız milletvekilleri iyi bir itibara sahip oldukları küçük kasabalarda seçilmişlerdir) 1999 seçimlerinde AKPnin 59, CHPnin ise 3 sandalye kazandığı hatırlanmalıdır.
Bu durum ülke içinde istikrarsız ve karmaşık koalisyonlardan kaçınılacağı için muhtemelen çok iyi bir istikrar ortamı yaratacaktır. 4 Kasım 2002 tarihinde Türkiyedeki borsa %6.1 oranında artmıştır.
Hal böyle olmakla birlikte bu sonuçlar oyların %44nün Parlamentoda temsil hakkına sahip olmadığı anlamına gelmektedir.
Dolayısıyla sonuçlar daha önce hükümet eden 3 siyasal partinin tek bir sandalye bile kazanamaması nedeniyle tüm sisteme karşı açık bir protesto olarak algılanmak zorundadır!
2. Seçimlerde iyi pratik davranış kuralları
33. Avrupa Konseyi seçim barajlarına dair herhangi bir bağlayıcı standart yayınlamamıştır. Bu mesele organizasyonu oluşturan metinler içinde de gündeme getirilmemiştir. Diğer taraftan Viyana Komisyonu tarafından kabul edilen Seçimlerde iyi pratik davranış kuralları, konu açısından tavsiyelerde bulunmaktadır (bk. Viyana Komisyonu, Seçimlerde iyi pratik davranış kuralları: Açıklayıcı Rapor ve Rehber). Genel bir prensip olarak Kurallar, doğrudan oy ilkesini gerektirmektedir. Buna karşın iki dereceli bir parlamento açısından Meclislerden birisinin dolaylı oylarla seçilmesine olanak da vermektedir. Kullanılacak muhtemel seçim sistemi açısından Kuralların rehber ilkeleri her türlü sistemin seçilebileceğini belirtmiştir.
3. Parlamenterler Meclisinin Kararı 1380 (2004)
34. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından 22 Haziran 2004 tarihinde kabul edilen Yükümlülükler ve Taahhütlerin Türkiye tarafından Yerine Getirilmesine dair 1380 sayılı Kararın (2004) 6. ve 23. paragrafları şöyledir:
6. Çoğulcu demokrasi açısından Parlamenterler Meclisi, Türkiyenin çok partili bir sistem ile işleyen bir demokrasiye, serbest seçimlere ve kuvvetler ayrılığına sahip olduğunu kabul etmektedir. Buna karşın siyasal partilerin sıklıkla kapatılması ise gerçek bir endişe kaynağıdır. Parlamenterler Meclisi siyasal partiler hakkındaki Ekim 2001 Anayasa değişikliklerinin ve Mart 2002 tarihinde yürürlüğe konulan yasal düzenlemelerin kapatma gibi aşırı bir önlemin gelecekte kullanılmasını sınırlayacağını umut etmektedir. Parlamenterler Meclisi ayrıca parlamentoda temsil edilmeleri öncesinde siyasal partilerden kullanılan oyların ulusal bazda %10luk kısmını aşmalarının istenmesinin bir aşırılık olduğunu ve yurt dışında yaşayan Türklerin oy verme düzenlenmelerinin de değiştirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
...
Parlamenterler Meclisi dolayısıyla Türkiyeyi, Türkiyenin görevlileri tarafından uygulanmakta olan reform sürecinin bir parçası olarak:
...
ii. %10luk seçim barajının aşağıya çekmeye ve yurt dışında yaşayan Türklerin sınırlara bizzat gelmeksizin oy kullanabilmeleri amacıyla seçim yasasını değiştirmeye davet etmektedir;
...
C. Karşılaştırmalı hukuk
35. Her ne kadar oyların sınıflandırılması tiplerine ve seçim sistemine dair benzeşik bir sistem bulunmamasına rağmen, genel olarak üç ana tip olarak ayırmak mümkündür: çoğunluk oy sistemi, nisbi sistem ve karma sistem. Çoğunluk oy sisteminde kazananlar, karar turunda oyların çoğunluğunu alan aday veya adaylar listesidir. Bu tür oy sistemi açık bir parlamento çoğunluğuna sahip olan hükümetlere oy vermeyi olanaklı hale getirmektedir. Buna karşın aynı zamanda azınlıktaki siyasal partilerin temsil edilmesine karşı bir baskı oluşturmaktadır. Dolayısıyla örneğin İngilterede onlarca yıldır uygulanan ve iki baskın siyasal partinin varlığı ile birleştirilmiş olan tek bir milletvekili için tek dereceli çoğunluk sistemi diğer partilere, almış oldukları oyalarla bağlantılı olarak birkaç sandalye verilmesi sonucu doğurmuştur. Başka örnekler de mevcuttur örneğin Fransada çoğunluk sistemi seçimi iki dereceli bir sürece yaymıştır. En aşırı karşıtı olan nisbi sistemin amacı kullanılan oyların nisbi olarak sandalyelere dağıtılmasıdır. Nisbi temsil sistemi çeşitli siyasi güçleri çok daha yaklaşık bir şekilde yansıtmasından dolayı en adil sistem olarak değerlendirilmektedir. Hal böyle olmakla birlikte nisbi temsil sisteminin dezavantajı, sistemin seçmen desteğini almayı amaçlayanların bölünmesine neden olabilecek bir eğilime sahip olması ve dolayısıyla da istikrarlı parlamento çoğunluğunun yaratılmasını güçleştirmesidir.
36. Halihazırda Avrupada en yaygın olarak kullanılan sistem nisbi sistemdir. Örnek vermek gerekirse Danimarka, İspanya, Estonya, İrlanda, Lüksembourg, Malta, Moldava, Norveç, Polonya, Portekiz, Çek Cumhuriyeti, Romanya, Bulgaristan ve Türkiye nisbi sistemin bu veya öteki türlerinden birisini tercih etmiştir. Bu iki tip oy sisteminin çeşitli kombinasyonlarını içeren karma sistemlerde mevcuttur (örneğin İtalya, Litvanya, Rusya, Ukrayna ve Almanya).
37. Nisbi sitemle seçilmiş olan yasama meclislerinde istikrarlı çoğunlukların sağlanabilmesi amacıyla yasal seçim barajları sıklıkla kullanılmaktadır. Barajlar belirli veya değişkendir sandalyelerin paylaştırılmasında bir listenin veya adayın payını tespit eden seçim sonuçlarına göre tanımlanmaktadır. Buna karşın barajlar tarafından oynanan rol her ülkedeki seçim sistemine ve barajların belirlenmesine göre değişkenlik göstermektedir. Düşük bir baraj sadece küçük grupların dışarıda bırakılmasına imkan verir ve istikrarlı çoğunluğun oluşturulmasını güçleştirir. Oysaki siyasal parti sisteminin fazlasıyla parçalı olduğu durumlarda yüksek bir baraj pek çok oyun temsil hakkından mahrum bırakılmasına neden olur.
38. Karma bir sistem bağlamında nisbi temsil sisteminin şu veya bu biçimini kullanan ve bir seçim barajı koymuş olan Avrupa Konseyi ülkeleri arasında aşağıda belirtilen örneklere rastlanabilir. İsveçte bir siyasal partiye sandalye tahsis edilebilmesi için siyasal partinin %4lük ulusal barajı ve %12lik seçim çevresi barajını aşması gerekmektedir. Bulgaristanda ulusal seçim barajı %8 olarak belirlenmiştir. Liechtensteinda ulusal oyların %8nin alınması zorunludur. Danimarkada siyasal partiler ya %2lik ulusal barajı aşmalı yada ülkenin üç coğrafi bölgesinden ikisinde oyların çoğunluğunu almalıdır.
39. Genel kural olarak, belirlenen barajlar yüksek barajları aşmak zorunda olan koalisyonlara aynı şekilde uygulanmaz. Örneğin Çek Cumhuriyetinde bir parti için öngörülen baraj %5dir. Buna karşın bir koalisyon durumunda katılan her bir parti için baraj %5 artırılır. Romanyada ise %5 olan temel baraj koalisyon halinde %3 artırılır. Üç veya daha fazla partiden oluşan koalisyonlarda artırma oranı sadece %1dir. Polonyada seçim barajları yerel listeler için %5 ve ulusal listeler için %8dir. Koalisyon için belirlenen seçim barajı parti sayısına bakılmaksızın %8dir. Aynı mantığın devamında Moldavadaki bağımsız adaylar açısından belirlenen seçim barajı %3ten aşağıdadır.
KARAR GEREKÇESİ
I. Birinci Protokolün 3. maddesinin ihlali iddiası
40. Başvurucular parlamento seçimleri için %10luk bir seçim barajı konulmuş olmasının, halkın yasama meclisinin seçiminde düşüncesini serbestçe ifade etmesine müdahale ettiğini iddia etmişlerdir. Başvurucular 1 nolu Protokolün 3.maddesini ileri sürmüşlerdir:
Sözleşmeci Taraf Devletler yasama organının seçimi için, halkın kendi düşüncelerini serbestçe ifade etmesinin güvence altına alındığı koşullarda, makul aralıklarla ve gizli oyla serbest seçimler yapmayı taahhüt eder.
A. Tarafların argümanları
1. Başvurucular
41. Başvurucular ilk olarak seçim barajının 1980 askeri rejimi sonrasındaki özel duruma dayandırıldığını söylemişler ve otoriter bir hükümetin kurulması ile toplumun depolitize edilmesinin amaçlandığını belirtmişlerdir.
42. İkinci olarak başvurucular barajın hükümetsel istikrarın sağlanması amacına hizmet ettiği iddiasını kabul etmemişlerdir. Türkiyenin arka planına ilişkin bir çalışma barajsız bir seçim sisteminin sağlam hükümetler kurulmasına olanak verdiğini göstermektedir. 1965, 1969, 1973 ve 1977 parlamento seçimlerinde kullanılmış olan nisbi sitemi göz önüne alarak başvurucular bu seçimlerin ilk ikisinden sonraki seçimlerde tek parti hükümetlerinin kurulmasının olanaklı hale geldiği hususuna vurgu yapmaktadırlar. Ayrıca 1983-2006 yılları arasında seçim barajına rağmen sadece üç defa tek partiden oluşan hükümetler kurulmuştur. Böylesine yüksek bir seçim barajının uygulanması meşru bir amaca hizmet etmemektedir.
43. Başvurucular mesele konusu edilen istisnai tedbirin temsili demokrasiyi güçlendirdiği yönündeki görüşü savunmanın oldukça güç olduğunu belirtmişlerdir. Parlamentonun her demokrasinin özgür mekanı olması gereğinden dolayı böylesine yüksek bir ulusal seçim barajı, özgür bir temsili oldukça adaletsizleştirmiş ve hükümetlerin meşruluğuna dair krizlere neden olmuştur. Şu açıktır ki, kullanılan oyların %55ni yansıtan bir Parlamento demokrasinin dayanak noktasını oluşturan temsili meşruiyetin güçlendirilmesi ehliyetine sahip değildir.
44. Yüzde 10luk ulusal seçim barajı orantısız ve keyfi olmasının yanı sıra 1 nolu Protokolün 3. maddesi tarafından garanti altına alınmış olan hakkın özüne de zarar vermiştir. Seçim barajı toplumun geniş bir kesimini Parlamentoda temsil edilmekten mahrum bırakmıştır. 1987, 1991, 1995 ve 1999 yıllarındaki Parlamento seçimlerinde Parlamentoda temsil edilmeyen siyasi partiler lehine kullanılan oyların oranı sırasıyla %19.4 (yaklaşık 4.5 milyon oy), 0.5 (yaklaşık 140.000 oy), %14 (4 milyon oy) ve %18.3 (yaklaşık 6 milyon oy). 2002 seçimlerinin sonuçları oyların %45.3nün (yaklaşık 14.5 milyon oy) hesaba katılmamış olması ve Parlamentonun oluşumuna yansıtılmamış olması nedeniyle bir temsil krizine neden olmuştur.
45. Başvurucular ayrıca bölgesel temsil meselesine de vurgu yapmışlardır. Ülkenin güney doğu bölgesindeki partilerin tek bir parlamento üyesine sahip olmadığını, buna karşın bunların oyunun yaklaşık 2 milyon olduğunu belirtmişlerdir. Başvurucular bununla bağlantılı olarak %10luk seçim barajının öncelikle bölgedeki Kürt nüfusunun temsilinin engellenmesi amacıyla konulmuş olduğunu ileri sürmüşlerdir. Buna ek olarak DEHAP, 13 il seçim bölgesinde önde giden parti olmasına ve iki il seçim bölgesinde de ikinci önde giden parti olmasına rağmen Parlamentoda tek bir sandalye bile elde edememiştir.
46. Son olarak, başvurucular %10luk seçim barajının diğer Avrupa sistemlerinde uygulanan sistemle karşılaştırıldığında oldukça yüksek olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvurucular asgari %10luk bir ulusal seçim barajının tesisi için herhangi makul bir gerekçenin olmadığını ve böyle bir maninin temsili demokrasi ile temelde çeliştiğini ileri sürmüşlerdir.
2. Hükümet
47. 2 Mart 1987 tarihli Mathieu-Mohin ve Clerfayt - Belçika kararıyla kurulan prensiplere atıfta bulunan Hükümet, 1 nolu Protokolün 3. maddesinin mutlak bir oy verme hakkı ortaya koymadığını ve seçim barajlarının belirlenmesiyle bağlantılı olarak Sözleşmeci Devletlere geniş bir takdir yetkisinin bırakılmış olduğunu ileri sürmüştür.
48. Hükümet 1 nolu Protokolün 3. maddesinin herkes veya hiçbir kimse türünde bir ifadeyi içermediğini ileri sürmüş ve bunun yalnızca Yüksek Sözleşmeci Taraflarca üstlenilen gizli oy ile makul aralıklarla serbest seçimler düzenleme taahhüdü şeklinde bir ibare olduğunu belirtmiştir.
49. 1 nolu Protokolün 3. maddesi, prensip olarak oy verme hakkını ve yasama meclisi seçimlerinde aday olma hakkını garanti altına alır. Sonuç olarak madde herhangi bir seçim sistemi belirlenmeksizin serbest seçimlerin düzenlenmesi hükmünü içerir. Ek olarak bu seçimlerin gizli ve makul aralıklarla yapılması zorunludur. Kabul etmek gerekir ki, seçimlerin halkın iradesini serbestçe ifade etmesini sağlayacak koşullar altında yapılması zorunludur. Bu kavaramın anlamı seçmenler üzerinde adaya ilişkin tercihlerini etkilemek bağlamında hiçbir kısıtlama ve baskının getirilememesidir. Kavram ayrıca temel olarak oy verme ve aday olma hakkının kullanılması açısından tüm yurttaşlara eşit davranılması prensibini de barındırır.
50. Türk seçim sistemi açısından Hükümet 2939 sayılı kanun ile %10luk baraj ile birlikte nisbi sistemin getirilmiş olduğunu belirtmiştir. Bu sistem ile 1983, 1987, 1991, 1995, 1999 ve 2002 seçimlerinin hemen sonrasında çoğunluğun oluşturulması olanaklı hale gelmiştir. Seçim barajı sayesinde yukarıda belirtilen seçimlerin 3ü sonrasında tek bir çoğunluk partisinin temsilcileri ile hükümet kurulması mümkün olmuştur. Bunun anlamı seçim barajının, yönetimde istikrarın sağlanması olarak ifade edilebilecek meşru bir amaca hizmet etmesi ve barajın devamı hususunda bir konsensüs olduğudur. Ayrıca Anayasa Mahkemesi 18 Kasım 1995 tarihli kararında seçim barajının adil temsil için bir engel oluşturmadığına karar vermiştir.
51. Hükümet devamında ulusal seçim barajının halkın temsilcileri arasındaki siyasi parçalanmanın önlenmesi amacıyla getirilmiş olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca amacın küçük gruplara kendilerini ulusal boyutta faaliyet gösterecek şekilde organize etme ve Parlamentoda temsiliyet sağlanması olanağı verme olduğunu belirtmiştir. Seçim barajı 2002 seçimlerine katılmış olan tüm siyasal partilere uygulanmıştır. Örneğin 1999 seçimlerinden sonra koalisyonu oluşturan DSP (Demokratik Sol Parti), ANAP (Anavatan Partisi) ve MHP (Milliyetçi Hareket Partisi) sırasıyla oyların %1.23, %5.12 ve %8.34nu elde etmiş, DEHAP (oyların %6.23nü almıştır), Parlamentoda tek bir sandalye bile elde edememiştir. Bu durum sırasıyla %7.25, %2.49 ve %1.15 oranında oy alan GP (Genç Parti), SP (Sosyalist Parti) ve YTP (Yeni Türkiye Partisi) açısından da geçerlidir.
52. Hükümet DEHAPın, sırasıyla %34.26 ve %19.4 oranında oy alan AKP ve CHP gibi %10luk seçim barajını aşması durumunda Parlamentoda sandalye kazanabileceğine işaret etmiştir.
53. Hükümet ayrıca ulusal mevzuatta siyasal partilerin %10luk seçim barajını aşmak amacıyla koalisyon kurmalarına engel olan herhangi bir hükmün olmadığını belirtmiştir. DEHAP 3 Kasım 2002 seçimlerinde adayları olan diğer siyasi partilerle bir koalisyon oluşturabilir ve böylelikle de Türkiye Büyük Millet Meclisinde sandalye elde edebilirdi. Bununla bağlantılı olarak Hükümet oyların %1ni alan bağımsızların 9 sandalye kazandığına vurgu yapmaktadır.
54. Hükümet ayrıca 2002 seçimlerinden sonra Parlamentoda ikinci en güçlü parti olan CHPnin 1999 Parlamento seçimlerinde seçim barajını aşamadığını belirtmektedir. Bu durum belirli bir seçimde engeli aşamayan herhangi bir siyasal partinin bir diğer seçimlerde aşabileceğini ve Mecliste sandalye kazanabileceğini ortaya koymaktadır.
55. Ayrıca Hükümet 1961 ve 1980 yılları arasında, ki bu yıllar seçim bölgesi barajı kullanılmaksızın nisbi temsil sisteminin uygulandığı yıllardır, Türkiyenin 20 farklı hükümete sahip olduğunu, oysa %10luk seçim barajının yürürlükte olduğu 1983- 2006 yılları arasında 3ü koalisyon 3ü tek partiden oluşan 6 hükümetin iktidar olduğunu vurgulamıştır. Bu durum açıkça barajın ülkenin ekonomisi üzerinde can alıcı etkisi olan siyasi istikrarı sağladığını ortaya koymaktadır.
56. Sonuç olarak Hükümet, %10luk seçim barajının yasama meclisinin seçiminde halkın iradesinin serbestçe ifade edilmesi açısından engel oluşturmadığını belirtmiştir. Son olarak Hükümet, Mahkemenin dikkatini şu andaki Parlamentonun seçmenlerin oylarının yarısından fazlasını yansıttığı olgusuna dikkat çekmektedir.
B. Mahkemenin değerlendirmesi
1. Genel prensipler
57. 1 nolu Protokolün 3. maddesi belirli bir hak veya özgürlükten ziyade, halkın kanaatinin serbest ifade edilmesini sağlayan seçimler yapma yükümlülüğü bağlamında ilk bakışta hakları garanti altına alınan Sözleşme ve diğer Protokollerden farklı görünebilir.
58. Bununla birlikte Mahkeme, Protokolün 3. maddesine ilişkin travaux préparatoires ı (hazırlık çalışmaları) ve de tüm Sözleşme bağlamında hükmün ne şekilde yorumlandığını göz önüne alarak, 1 nolu Protokolün 3. maddesinin oy verme ve aday olma dahil, bireysel bir hakkı güvence altına aldığına karar vermiştir (bk. yukarıda geçen Mathieu-Mohin ve Clerfayt - Belçika kararı, parag. 46 51). Aslında Mahkeme, benzerine başka bir maddede rastlanmayan bu şekildeki bir ifade tarzının Sözleşmeci Tarafça üstlenilen taahhüde daha fazla ağırlık verilmesi arzusu ile açıklanabilir olduğu görüşünü benimsemiş ve bu alanın devletlerin sadece müdahale etmekten kaçınmakla kalmayacakları, buna karşın pozitif tedbirler alma yükümlülüğü altında oldukları bir alan olduğunu belirtmiştir (bk. aynı karar, parag. 50).
59. Sözleşmenin uygulanması ve yorumlanmasının temelini oluşturan demokratik prensiplerin sıklıkla önemine dikkat çeken Mahkeme (bk. diğerleri arasında 30.01.1998 tarihli Türkiye Birleşik Komünist Partisi - Türkiye kararı, parag. 45), 1 nolu Protokolün 3. maddesi tarafından güvence altına alınan hakların hukuk devleti tarafından yönetilen anlamlı bir demokrasinin tesis edilmesi ve devamının sağlanması açısından can alıcı bir öneme sahip olduğunu vurgulamıştır.
60. Her şeye rağmen 1 nolu Protokolün 3. maddesi tarafından korunan hak, mutlak bir hak değildir. Üstü örtülü sınırlamalara tabi tutulabilir ve Sözleşmeci Devletlere bu konuda takdir alanı tanınması zorunludur.
61. Sözü edilen takdir alanı, görülmekte olan bu davada önemli ölçüde tartışma konusunu olmuştur. Mahkeme bu konuda devletin takdir alanının geniş olduğunu hatırlatır (bk. yukarıda geçen Mathieu-Mohin ve Clerfayt - Belçika kararı, parag. 52; ve daha yakın 18.02.1999 tarihli, Matthews - Birleşik Krallık Büyük Daire kararı, parag. 63; 06.04.2000 tarihli Labita - İtalya Büyük Daire kararı, parag. 201; 09.04.2002 tarihli Podkolzina - Latviya kararı, parag. 33; ve Hirst - Birleşik Krallık (No. 2) Büyük Daire kararı, parag. 61). Aynı şey, ister nisbi temsil sistemi veya çoğunluk sistemi, ister bir başka sistem olsun, halkın kanaatinin ifade edilmesini sağlayacak seçim sisteminin belirlenmesinde uygulanır (bk. yukarıda geçen Matthews - Birleşik Krallık kararı, parag. 63). Bu bağlamda 1 nolu Protokolün 3. maddesi, seçimlerin halkın kanaatinin serbestçe ifade edilmesini sağlayacak koşullarda, makul aralıklarla, gizli oyla ve serbestçe yapılmasının ötesine gitmemektedir. Bu ihtirazı kayda tabi tutulması nedeniyle madde nisbi temsil sistemi veya bir veya iki turlu çoğunluk sistemi gibi özel bir sistemin yürürlüğe konulması yükümlülüğü yaratmamaktadır (bk. yukarıda geçen, Mathieu-Mohin ve Clerfayt - Belçika kararı, parag. 54).
Bu konudaki kurallar her bir devletin tarihsel ve siyasal faktörlerine bağlı olarak değişmektedir. Çok sayıda Avrupa Konseyi üyesi ülkenin seçim mevzuatında bulunan çeşitlilik durumu, olası seçeneklerin farklılığını göstermektedir. 1 nolu Protokolün 3. maddesinin uygulanması bağlamında her ülkenin seçim yasasına ilişkin değerlendirmenin, ilgili ülkenin geçirmiş olduğu siyasal evrimin ışığında yapılması gerekir. Böylelikle bir sistem bağlamında kabul edilemez olan özellikler, seçilen sistemin en azından yasama meclisinin seçiminde halkın kanaatinin serbestçe ifade edilmesini temin edecek koşulları sağlayan başka bir bağlamda incelendiğinde haklı görülebilecektir (bk. 11.01.2005 tarihli Py - Fransa karan, parag. 46).
62. Ayrıca seçim sistemleri birbiriyle pek zor bağdaşan amaçların yerine getirilmesine çalışmaktadır: Bir tarafta halkın kanaatinin adil ve samimi bir şekilde yansıtılması diğer tarafta da yeterli düzeyde açık ve tutarlı bir siyasi iradenin ortaya çıkmasının sağlanması bulunmaktadır. Bu koşullar altında yasama organının seçimi için, halkın kendi düşüncelerini serbestçe ifade etmesinin güvence altına alındığı koşullarda ifadesi, (Sözleşmenin 10. maddesinde korunan ifade özgürlüğünün dışında), temel olarak tüm vatandaşlara oy verme ve seçimlere katılma haklarını kullanırlarken eşit davranılması prensibini içermektedir. Bununla birlikte, bundan tüm oyların seçimin sonuçları bağlamında aynı ağırlığı taşıması gerektiği veya tüm adayların eşit başarı şansına sahip olması gerektiği anlamı çıkmaz. Dolayısıyla da hiçbir seçim sistemi boşa giden oyları ortadan kaldıramaz (bk. Mathieu-Mohin ve Clerfayt - Belçika kararı, parag. 54).
63. Yukarıda belirtilen ölçütlerin hiçbirisi, halkın kanaatinin serbest, adil ve düzenli aralıklarla yapılan seçimler aracılığıyla ifade etmesini güvence altına alma halinde, prensip olarak diğerlerinden daha geçerli olarak değerlendirilmemelidir.
64. Sözleşme organları seçim barajı meselesini her zaman üye devletlere bırakılan takdir alanı bağlamında ele almış ve bunu belirttikten sonra devletlerin bu alanda geniş bir serbestlikten yararlandıklarını belirtmiştir (bk. Federación nacionalista Canaria - İspanya kabuledilebilirlik kararı no. 56618/00; 9 Aralık 1987 tarihli Etienne Tete - Fransa Komisyon kabuledilebilirlik kararı, no. 11123/84, Decisions and Reports (DR) 54, s. 52; 10. Mart 1988 tarihli Marcel Fournier - Fransa, kabuledilebilirlik kararı, no. 11406/85; ve 15 Nisan 1996 Silvius Magnago ve Südtiroler Volkspartei - İtalya Komisyon kabuledilebilirlik kararı, no. 25035/94, Komisyon kararı, DR 85, s. 112).
65. Bununla birlikte, nihai olarak 1 nolu Protokolün gerekliliklerine uyulup uyulmadığının tespit etmek, Mahkemenin görevidir. Mahkeme, kullanılan sınırlamaların, tartışma konusu hakkın kullanılmasını hakkın özünü zedeleyecek ölçüde ve etkisiz kılacak şekilde engellemediği, sınırlamaların meşru bir amacı gerçekleştirmek için konulduğuna ve kullanılan yöntemlerin orantılı olduğuna kanaat getirmek zorundadır (bk. Mathieu-Mohin ve Clerfayt - Belçika kararı, parag. 52). Özellikle bu tür koşullardan herhangi birisi, yasama meclisinin seçiminde halkın kanaatinin serbestçe ifade etmesini engellememelidir. Bir diğer ifadeyle bu koşullar, genel oy hakkı aracılığıyla halkın arzusunun tespit edilmesini amaçlayan bir seçim prosedürünün etkinliğini ve bütünselliğini sağlama kaygısını yansıtmak zorundadır (bk. Hilbe - Liechtenstein kabuledilebilirlik kararı, no. 31981/96, ve 19.10.2004 tarihli Melnichenko - Ukrayna kararı, no. 17707/02, parag. 56). Genel oy hakkı prensibinden her türlü ayrılma, seçilmiş olan yasama meclisinin ve seçim yasalarının demokratik geçerliliğini zayıflatma riski taşır. Bir grubun veya genel bir halk kategorisinin dışta bırakılması halinde, bu durum 1 nolu Protokolün 3. maddesinin temelini oluşturan amaçlarla bağdaşır olmak zorundadır (bk. diğerleri arasında, 22.06.2004 tarihli Aziz - Kıbrıs kararı, no. 69949/01, parag. 28). Aynı şekilde, bir kez halkın kanaatinin serbestçe ve demokratik bir şekilde ifade edilmiş olması halinde, seçim sisteminin düzenlenmesine dair sonradan yapılacak bir değişiklik, demokratik düzen açısından zorlayıcı sebeplerin mevcudiyeti hariç, bu tercihin sorgulanması gerektirmez (bk. 15.06.2006 tarihli Lykourezos - Yunanistan kararı, no. 33554/03, parag. 52).
2. Yukarıda belirtilen prensiplerin görülmekte olan davaya uygulanması
66. Başvurucuların iddiasına göre, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan parlamento seçimlerinde DEHAPın Şırnak ilinde kullanılan oyların %45.95ni almış olmalarına rağmen DEHAP listesinden seçime katılan başvurucuların Millet Meclisine seçilememeleri, 1 nolu Protokolün 3. maddesi ile bağdaşmamaktadır. Başvurucuların ulusal düzeyde oyların %6.22sini alan partileri %10luk seçim barajını aşamamış ve dolayısıyla Mecliste temsil edilmekten yoksun bırakılmıştır.
67. Bununla birlikte Mahkeme, söz konusu barajın, Meclisteki sandalyelerin farklı liste ve farklı adaylar arasında ulusal düzeyde nasıl paylaştırılacağını belirleyen seçim kurallarının bir ürünü olduğunu kaydeder. Barajı aşamayan partiler, barajın bir sonucu olarak Mecliste temsil edilmekten yoksun kalmışlardır. Baraj 2839 sayılı Yasanın 33. maddesince, 3 Kasım 2002 seçimlerinden çok önce düzenlenmiş olup, başvurucular kendi seçim bölgelerinde alacakları oy ne olursa olsun söz konusu seçimlerde kendi partilerinin şikayet konusu bu engeli aşamamaları halinde, Mecliste herhangi bir sandalye elde edemeyeceklerini öngörmekteydiler (bk. tersten çıkarım, Lykourezos kararı, parag. 55).
68. Mahkeme ayrıca, diğer Sözleşme hükümlerinden farklı olarak, 1 nolu Protokolün 3. maddesinin bir sınırlamanın hizmet etmek zorunda olduğu amaçları ve sınırlamaları belirtmediğine dikkat çeker; Mahkeme şikayet konusu tedbirin aşırı ve zaaf yaratıcı Meclis bölünmelerini önlemeyi ve dolayısıyla da yönetsel istikrarın güçlendirilmesini amaçladığını kabul eder. Bu noktada özellikle Türkiyenin 70li yıllardaki istikrarsızlık dönemi göz önünde bulundurulmalıdır (bk. yukarıda parag. 16).
69. Mahkeme, kullanılan yöntemin orantılılığını, kendi içtihatlarında tesis edilen ölçütler ışığında incelemek ve bir sistem açısından kabul edilemez olan özelliklerin bir diğer sistem açısından haklı görülebileceğini gözden kaçırmaksızın, Türkiyedeki siyasal ve tarihsel koşulları da göz önüne almak zorundadır.
70. Hükümet söz konusu tedbirin orantılı olduğunu ve meselenin büyük ölçüde kendi takdir alanı içinde kaldığını ileri sürmüştür. Hükümet özellikle başvurucuların bağımsız aday olmaları veya DEHAPın seçim öncesinde daha büyük partilerle koalisyon kurmuş olması halinde, başvurucuların seçilebileceklerini belirtmiştir.
71. Bağımsız aday olunabileceğine dair savunma konusunda Mahkeme, partilerin siyasi tartışmalara eşsiz katkılarda bulunduklarını, siyasi partilerin genellikle yerel yönü ağır basan bağımsız adaylar gibi siyasi aktörlerden ayrı tutulabileceklerini vurgulamaktadır. Siyasal partiler temsili demokrasilerde ülke içinde mevcut farklı görüşleri temsil ederler ve dolayısıyla halkın kendi düşüncelerini serbestçe ifade etmesine katkıda bulunurlar (bk. özellikle, Türkiye Birleşik Komünist partisi ve Diğerleri - Türkiye kararı, parag. 44 ve 45).
72. Yüzde 10 barajının aşılması amacıyla diğer siyasal partilerle koalisyon oluşturulması ihtimali konusunda ise, 2839 sayılı Yasanın 16. maddesinin ortak liste sunmayı ve parlamento seçimlerine tam anlamıyla hukuki olan koalisyonlar kurarak katılmayı engellediği dikkate alınmalıdır. Her ne kadar geçmişte küçük gruplar daha büyük partilerin ismi altında Millet Meclisine girmişler ise de (bk. yukarıda parag. 18), bu geçici ittifakların tek amacının ilgili yasak hükmün çevresinden dolanmak olduğu ve bu geçici ittifakların Türk seçim sistemindeki zayıf noktaları yansıttığı unutulmamalıdır.
73. Bu bağlamda Mahkeme, temsili bir demokraside demokratik kontrolün ve siyasi sorumluluğun ana enstrümanı olan ve gerçek bir demokratik siyasal rejim arzusunu olabildiğince samimi bir şekilde yansıtmak zorunda olan Parlamentonun oynadığı rolün hayati bir öneme sahip olduğunu vurgulayarak, 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra başka bir dengeleyici düzenleme ihtimali bulunmaksızın yüksek bir baraja sahip seçim sisteminin Türkiyede çok partili sisteme geçişten bu yana temsil özelliği en az Meclisi ortaya çıkardığını belirtmektedir (bk. yukarıda parag. 13). Daha somut bir ifadeyle seçmenlerin %45.3ü (yaklaşık 14,5 milyon seçmen) Mecliste temsil edilmemektedir.
74. Bununla birlikte, barajın kabul edilmesinden bu yana yapılan Meclis seçimlerinin sonuçları üzerinde yapılan bir analiz (bk. yukarıda paraf. 14 ve 17-20), barajın toplum içinde siyasal alternatiflerin ortaya çıkmasını engellemediğini göstermektedir. Aynı şekilde Mahkeme, barajın amacının, küçük partilerin ülke düzeyinde örgütlenmelerini ve böylece ulusal siyasal projenin bir parçası haline gelmelerini sağlamak olduğu şeklindeki Hükümetin savunmasını ilgiyle kaydeder.
75. Anayasanın 67. maddesinin 6. fıkrasının (bk. yukarıda parag. 22) seçim yasalarının temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenleneceği hükmüne ayrıca dikkat çekilmelidir. Anayasa Mahkemesi 18 Kasım 1995 tarihli kararında, aşırı ve zayıflatıcı parlamento bölünmelerinden kaçınabilmek amacıyla, genel orantılılık prensibini dengeleyen düzeltici bir barajın mevcudiyetinin mantıksal temelini ele almıştır. Barajların oy verme ve seçilme hakkını kısıtladığını kabul eden Anayasa Mahkemesi, normal sınırları aşmamaları şartıyla barajların kabul edilebilir olduğunu belirtmiştir. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi %10luk barajın konuyla ilgili anayasal prensiplerle uyumlu olduğuna hükmetmiştir (bk. yukarıda paragraf. 29 30).
76. Mahkeme, Sözleşmeci Devletlerce kabul edilmiş olan seçim sistemlerinin birbirinden çok farklı olduğunu ve çok sayıda ülkenin kullandığı değişken nisbi temsilin Parlamento seçimlerine ilişkin ulusal barajlara sahip olduğunu (bk. paragraf. 35-39) göz önünde tutarak, görülmekte olan bu davada Türk yasama ve yargı organlarının ve ayrıca Türk politikacıların uygun seçim sisteminin belirlenmesi açısından daha iyi konumda olduklarını kabul etmek zorundadır. Mahkeme Türk seçim sisteminin kusurlarını düzeltecek ideal bir öneri getiremez. Bununla birlikte Türkiyede uygulanan yüzde 10luk ulusal barajın diğer Avrupa sistemleri ile karşılaştırıldığında en yüksek baraj olduğu da bir gerçektir.
77. Sonuç olarak Mahkeme, şikayet konusu barajın indirilmesinin ve/veya istikrarlı meclis çoğunluklarının tesisi şeklinde hedeflenen amaç feda edilmeksizin çeşitli siyasal eğilimlerin en uygun şekilde temsilini sağlayacak düzeltici karşı ağırlıkların yürürlüğe sokulmasının arzu edilir olduğunu belirterek, ulusal karar vericilere bu alanda yeterli bir serbestliğin bırakılmasının önemli olduğunu düşünmektedir. Bununla bağlantılı olarak Mahkeme, söz konusu ulusal baraj dahil olmak üzere, seçim sisteminin Türk toplumunda çok fazla tartışılan bir konu olduğunu ve barajın etkilerinin düzeltilmesi amacıyla gerek Mecliste gerekse toplumun diğer önde gelenleri tarafından çok sayıda önerinin getirilmekte olduğunu ve bunun da çok önemli olduğunu belirtmektedir (bk. yukarıda parag. 21). Dahası, 1995in başlarında Anayasa Mahkemesi adil temsil ve yönetimde istikrara dair anayasal prensiplerin birbirini dengeleyecek ve tamamlayacak şekilde birleştirilmesinin zorunlu olduğunu vurgulamıştır (bk. yukarıda paragraf. 29 ve 30).
78. Yukarıdaki sonuçlar ışığında Mahkeme, şikayet konusu barajın yüksekliğine rağmen, Türkiyenin 1 nolu Protokolün 3. maddesi bağlamında sahip olduğu geniş takdir alanını aşmadığını kabul etmektedir.79. Bu nedenle, 1 nolu Protokolün 3. maddesi ihlal edilmemiştir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME,
İkiye karşı beş oyla, 1 nolu Protokolün 3. maddesinin ihlal edilmediğine
Karar Vermiştir.
Sözleşmenin 45. maddesinin 2. fıkrası ve Mahkeme İçtüzüğünün 74. maddesinin 2. fıkrası uyarınca yargıçlar Bay Cabral Barreto ve Bayan Mularoninin ortak karşı oy yazıları eklidir.
Yargıçlar Bay Cabral Barreto ve Bayan Mularoninin ortak karşı oy yazıları:
Çoğunluğun 1 nolu Protokolün 3.maddesi ihlal edilmemiştir tespitiyle mutabık olamayız.
Sözleşme organlarının içtihatlarında bu hükmün uygulanmasına dair uygulanan prensiplerin özetlenmesinin, ki bunlar kararın 57 -65 paragraflarında özetlenmiştir, yararlı olduğunu düşünmekteyiz:
(1) 1 nolu Protokolün 3. maddesi oy verme ve seçimlerde aday olma hakkı dahil olmak üzere bireysel hakları güvence altına alır;
(2) 1 nolu Protokolün 3. maddesi tarafından güvence altına alınan haklar, hukukun üstünlüğü ilkesi ile yönetilen bir demokrasinin temellerinin tesisi ve devamı açısından can alıcı bir önem taşımaktadır;
(3) Sözleşmeci Devletlere, seçilen sistemin yasama meclisinin seçiminde en azından halkın görüşlerini serbestçe ifade edilmesini sağlayacak koşulları ihtiva etmesi şartıyla, bu mesele açısından bir takdir yetkisinin bırakılması zorunludur;
(4) 1 nolu Protokolün 3. maddesinin gereklerine uyulup uyulmadığının tespiti, nihai olarak Mahkeme tarafından yapılır. Mahkeme olaydaki kısıtlamaların, söz konusu hakkın özüne zarar verecek şekilde sınırlayıcı olmadığına ve bu hakkı etkisizleştirmediğine, bu kısıtlamaların meşru bir amaç güttüğüne ve kullanılan araçların orantısız olmadığına kanaat getirmelidir.
Dolayısıyla, bir seçim sisteminin avantajlarına ve dezavantajlarına bakarak diğerine göre daha iyi olup olmadığını, mükemmel bir sistemin olmadığını ve hiç kimsenin boşa giden oylar olgusundan kaçınamayacağını söylemek Mahkemenin görevi değildir. Bununla birlikte, bizim düşüncemize göre Mahkeme, konuyla ilgili hakkın kullanılmasına dair getirilen koşulların bizim içtihatlarımızın gereklerini taşıyıp taşımadığının en son olarak tespit etmekle yetkilidir (bk. diğerleri arasında, 02.03.1987 tarihli Mathieu-Mohin ve Clerfayt - Belçika kararı). Kanaatimizce bunun anlamı şudur: Biz tüm seçim sistemini bir bütün olarak ele almalıyız.
Nisbi temsil sitemini benimseyen pek çok ülkenin, yönetilebilirliğin sağlanması amacıyla aynı zamanda siyasal partilerin parlamentoya seçilmesine dair barajlar getirdiğinin farkındayız. Bunun meşru bir amaç olduğunu duraksamadan kabul etmekteyiz. Bununla birlikte barajın çok yüksek olması halinde, orantılılık açısından bir takım problemlerin ortaya çıkabileceğini düşünmekteyiz.
Strasburg organları önüne getirilen seçim barajlarına dair önceki tüm davalar, genel olarak Avrupada kabul edilen ve %5 civarında olan barajların seviyelerini mesele konusu yapmışlardır. Çoğunluğun bu durumu kararda belirtmemiş olması üzücüdür. Sadece bu türden bir davanın incelenmesinde Mahkeme güçlükle şu hususa işaret etmiştir (bk. Federación nacionalista Canaria - İspanya kabuledilebilirlik kararı, no. 56618/00):
Kanarya Adalarının Özerlik Yasasının ilk geçici maddesinin ikinci fıkrası iki alternatifli bir koşul ortaya koymaktadır: Bir seçim bölgesindeki geçerli tüm oyların %30nun veya Özerk Toplumun bütününde geçerli oyların %6sının alınması zorunludur. Mahkeme, başvurucu federasyon tarafından gösterilen adaylar gibi seçim adaylarını engellemekten oldukça uzak olan böylesine bir sistemin, küçük siyasi gruplara belirli düzeyde bir koruma sağladığını belirtmektedir.
Türkiyedeki genel seçim barajı %10dur. Bu baraj Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından oldukça aşırı bulunmuş ve Meclis 1380 sayılı kararı ile Türkiyeyi barajı indirmeye davet etmiştir. Bu durum 1 nolu Protokolün 3. maddesi altında ciddi bir problemin varlığı hususunda yeterli bir gerekçe olabilir.
Buna karşın 1 nolu Protokolün 3. maddesinin özel şartlar getirmemiş olması nedeniyle, Türk sisteminin bir bütün olarak ele alınmasının önemli olduğunu düşünmekteyiz.
Bir siyasi partinin Mecliste sandalye edinmesi açısından oldukça yüksek bir ulusal baraj tesis eden bu sistemin bir karşı ağırlığa sahip olmadığına dikkat çekiyoruz.
Hükümet, Mahkemeyi ikna etmek için, barajın genel olarak kabul edilen seçim barajları bağlamında yüksek olsa da, sistemin bir bütün olarak orantılı olduğunu belirtip aşağıdaki iki argümanı ileri sürmüştür:
(a) başvurucular bağımsız aday olmaları halinde seçilebileceklerdi;
(b) başvurucular DEHAPın seçim öncesinde daha büyük partiler ile koalisyon kurması halinde seçilebileceklerdi.
Her iki noktada çoğunluk tarafından kararın 71-73üncü paragraflarında ifade edilen değerlendirmeleri tamamıyla paylaşmaktayız: Savların hiçbirisi ikna edici değildir hatta ikincisi doğru bile değildir.
Ayrıca duruşmada başvurucuların temsilcisi Türkiyede siyasi bir tartışmanın konusunu oluşturan ve siyasal seçimlere bağımsız aday olarak girme ihtimalini ortadan kaldırmayı amaçlayan bir kanun tasarısından bahsetmiştir. Bu nokta da Hükümet temsilcisi başvurucunun temsilcisini yalanlamamıştır: Bu nedenle Türk seçim sisteminin gelecekte Parlamentoda sandalye edinilmesi açısından daha sınırlayıcı bir hala geleceği kuvvetle muhtemeldir.
2002 seçim sonuçlarının ve özellikle de kullanılan oyların %45.3nün Millet Meclisin oluşumuna yansımamış olması, sadece seçim sisteminden kaynaklandığı görüşünün benimsenmesi, kabul etmek gerekir ki, saflık olacaktır. Hiç kuşku yok ki seçmenler bir önceki Parlamentoda hükümette bulunan siyasal partilere açık bir mesaj vermek istemişlerdir. Buna karşın Avrupa ortalamasının 2 katı olan baraj meselesi mevcudiyetini korumakta ve dengeleyici karşı ağırlıkların yokluğu, yasama meclisinin seçiminde halkın görüşlerini serbestçe ifade edilmesinin sağlanmasına yardımcı olmamaktadır. Buna ek olarak mevcut sistem, bölgesel düzeyde oldukça güçlü olan buna karşın ulusal düzeyde güçsüz olan partilerin Parlamentoda sandalye kazanmasına müsaade etmemektedir. Büyük bir ülkede milyonlarca seçmeni temsil eden siyasal partilerin ulusal Yasama Meclisine girmelerinin engellenmesinin üzücü olduğu kanaatindeyiz.
Çoğunluk oy sistemi elde edilen sonuçlarla bağlantılı olarak sandalyelerin dağıtılması, bazı zamanlarda bir seçim barajına sahip olan nisbi temsil sisteminden daha da aleyhte olabileceği iddia edilebilir (görülmekte olan davada yüksek bir baraj). Bununla birlikte çoğunluk oy sistemlerinde prensip olarak ulusal veya bölgesel önemine bakılmaksızın tüm siyasi partiler mecliste temsil edilmektedir. Bu durum bizim açımızdan 1 nolu Protokolün 3. maddesinin amaçları bağlamında katidir.
Çoğunluk gibi ve Sözleşme organlarının içtihatlarına uygun olarak, bu alanda devletlerin oldukça geniş takdir yetkilerinin olduğu kanaatindeyiz. Ancak görülmekte olan bu davada takdir alanının aşılmış olduğu ve yine çoğunluk tarafından devlete verilmiş olan serbestliğin aşırı olduğu düşüncesindeyiz.
Ciddi ve yeni meseleler içermesi nedeniyle işbu dava açısından Büyük Daire incelemesinin gerekli olacağı düşüncesindeyiz.
Kanaatimizce herhangi bir dengeleyici karşı ağırlık olmaksızın %10luk bir seçim barajı tesisi eden Türk seçim sistemi, 1 nolu Protokolün 3.maddesi altında ciddi sorunlar ortaya koymaktadır ve ilgili hüküm ihlal edilmiştir.
Bir ihlal tespiti sonrasında bile ulusal Yasama Meclisi seçim yasasının (gelecekteki seçimlerde Türkiye açısından en iyi yolun tespit edilmesiyle bağlantılı olarak) nasıl değiştirileceği hususunda geniş bir takdir yetkisine sahip olacak ve aynı zamanda Yasama Meclisinin seçiminde halkın görüşlerini serbestçe ifade edilmesinin daha iyi sağlayacaktır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy